ADEN 2. BÖLÜM UYGUROĞLU AİLESİ
2. UYGUROĞLU AİLESİ
Hastaneden öylece ayrılmamın üzerinden bir hafta geçmişti ve ben bu süreçte sadece Sefa Bey iletişim halindeydim. Her gün iki kere arıyor uzunca benimle konuşuyordu. İlk günden sonra bu konuşmalar doktor hasta ilişkisini aşmıştı. Bana derslerimde ipuçları veriyor kendi deneyimlerini anlatıyordu. Benimle ilgileniyordu ve benim ilgi alakaya aç yanım Sefa Bey'e sımsıkı tutunmuştu. Ona artık abi demem ayrı bir olaydı tabii.
"Aden hadi kız soğudu bunlar." annemin sesiyle daldığım yerden uyandım.
Hazırladığım salatayı alıp içeriye geçtim. Yağız Uyguroğlu maddi olarak tüm desteğini veriyordu. Beslenme listeme uygun olarak her Allah'ın günü kapı çalıyor ve takım elbiseli bir adam bize yemek için malzemeler getiriyordu. Bu durum hoşuma gitmese de iyi beslenmem lazımdı ve buna sırf o küçük çocuk için susuyordum. Yoksa bu yemekleri rüyamda bile zor görürdüm. Ben her Allah'ın günü makarna yemeye ya da peynir zeytinle günü geçirmeye alışıktım.
"Ağzının tadını biliyorlar ha." dedi baba müsveddesi yemeklere gömülürken. Annemle aynı anda yüzümüz buruştu.
"Para istedin birde utanmadan adamdan öyle pat diye." annemin dediği şeyle ağzıma tıktığım ekmek boğazıma takılı kalırken gözlerim iri iri açıp babama baktım.
"Adamdan paramı istedin?"
"İsteyeceğim tabi neyle besleyecektik seni hem kızı değil misin sen? Sana bakıyoruz elbet verecek parasını." dedi.
"Ya sen ne iğrenç bir adamsın ya nasıl yaparsın bunu?" dedim bağırarak.
"Abartılacak bir şey yok adamda kabul etti zaten. Tedavi süresi boyunca para verecek bize." dediğinde lokmalar boğazıma dizildi. Yutamadım lokmalarımı. Hızla kalkıp tuvalete koşup kustum tüm yediğim yemeği.
"Aden?" annemin endişeli sesi kapının arkasından geliyordu.
"Neden ben Allah'ım neden ben?" dedim isyan edercesine. klozetin önünden kalkıp lavaboya geçtim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra dişlerimi de fırçalayıp çıktım. Annem özür dileyen bakışlarla bana baktığında gözlerimi devirdim. O adamı çağırmakla büyük hata etmişti. Odama geçip üzerimi değiştirdim. Yatağımın üzerinde dağınık duran notlarımı, kitaplarımı toparlayıp çantama yerleştirdim. Dolabımdan stajımda giyindiğim eşyalarımı da çantama tıkıştırdım. Üzerime lisenin ilk yılından beri benimle olan kot ceketimi geçirip çıktım odadan. Portmanto önünde ayakkabılarımı giyerken annem yanıma geldi.
"Hayırdır akşamın bu saatinde nereye?" dedi annem. Nereye gideceğimi biliyordu ama laf olsun sesimi duysundu.
"Kütüphaneye geçeceğim orada sabahlayıp staja gideceğim. " dediğimde başını salladı. Bazen orada sabahlardım.
"İlaçlarını unutma." dediğinde ilgisi karşısında dudak büktüm. "Asıl sen unutma."
Evden çıkıp minibüsü beklemek için ana caddeye çıktım. Şansıma minibüs hemen geldi. On dakika gibi kısa sürede kampüsün önünde indim ve direkt kütüphaneye geçtim. Vize haftası yaklaştığı için tıklım tıklımdı. Gözlerimi boş masa var mı diye gezdirdim etrafta. Sağ köşede pencere kenarında bir kız tek başına oturuyordu. Yanına gidip oturmak için izin aldım. Beni onayladığında boş yere oturdum. Bundan sonrası sabahın körüne kadar hiç durmadan ders çalışmaktı.
Sabahın ilk ışıklarında başımı notlarımdan kaldırdığımda kütüphanede tek tük kaldığımızı fark ettim. Oturduğum ahşap sandalye yüzünden her yerim ağrıyordu. Kollarımı yukarı kaldırıp esnedim. Gözlerim uykusuzluktan sızım sızım sızlıyordu. Oturduğum sandalyeden kalkıp biraz esnedim ve tuvalete gidip yüzümü birkaç kez yıkadım. Masaya geri döndüğümde eşyalarımı toplayıp ayaklandım. Oldukça sakin adımlarla kampüsten çıkıp hastaneye gitmek için durağa yürüdüm. Hastaneye gittiğimde genel cerrahi bölümüne geçtim ve stajıma başladım. İlk aylarda çok yorucu değildi ancak doktorlar bizleri tanıdıkça bize verdikleri iş çoğalıyor, her hastayı görmemizi istiyorlardı. Dolu dolu ve uykusuz geçen stajım sona erdiğinde direkt eve geçmiş ve kimseye selam vermeden odama kavuşup uykuya dalmıştım.
"Aden kalk." annemin sesi bana çok uzaktan gelirken omzumu deşecek gibi dürtüyordu.
"Kız kalksana." dedi kısık sesiyle bağırıp beni daha da sarsarken.
"Ne oluyor ya?" dedim uyku mahmurluğu ile.
"Ne olacak öz ailenin seni göresi gelmiş. Kalk ev leş gibi toparlayalım." dedi ve arkasını dönüp gitti. Oflayıp doğruldum yatakta. ne alaka geliyorlardı şimdi yani. Birkaç küfür birkaç debelenmeden sonra kalkıp tertemiz evi temizledik. Tüm pencereleri açıp salonda her zaman oturduğum tekli koltuğa yayılarak yerleştim.
"Git üstünü değiştir ne bu halin?" dedi annem üstündeki mutfak önlüğünü çıkarttığı esnada. Üzerime baktım. Gayet iyiydim bence penguen motifli pijamalarımla çok şıktım.
"Kesin kız görüşmek istedi bak demedi deme. O küçük velet için her şeyi yapar onlar." baba müsveddesinin sesi sinirlerimi hoplatıyordu.
"Bana bak abuk sabuk konuşma sakın. Hele kızımı üzecek bir laf et boğarım seni." dedi annem.
"Sen görmeyeli çok dillenmişsin. Kesmeyeyim dikkat et!" dedi baba müsveddesi.
"Hele bir anneme dokun bak ben ne yapıyorum sana." diye bağırdım. Annem bana kaş göz işaretleriyle susmamı işaret ederken onu görmezden gelip baba müsveddesine bakmaya devam ettim.
"Göreceğiz." dedi tehdit kokan sesiyle. O sıra çalan zil sesiyle sustuk.
"Geldiler, geldiler." Annem ayaklandığında kapı tekrar çaldı. Baba müsveddesi de ayaklanıp kapıya geçti. Bende sadece oturduğum yerden kalkmakla yetindim.
Bir hafta sonra Zümrüt ve Yağız Uyguroğlu çifti tam karşımdaydı. Onların hemen arkasında tam boy abiler giriş yaptı salona. yanlarında ise oldukça güzel bir kız vardı. Güneş buradaydı. Bakışlarımız aynı anda birbirine kenetlendi ve ikimizde birbirimizi süzmeye başladık. O karşısında oldukça paspal üzerinde daha pijamalarını bile çıkarmayan bir kız görürken ben karşımda oldukça hanım hanımcık, benimle aynı boylarda esmer bir genç kız görüyordum.
"Tekrar hoş geldiniz. Buyurun geçin lütfen." dedi annem.
Onun sesi ile bende kendime gelip bakışlarımı kızdan çektim. Köşeye çekilip koltuklara yerleşmelerini izledim. Üzerlerinde ben pahalıyım diye bağıran kıyafetleriyle bizim fakirhanede komik duruyorlardı. Baba müsveddesi benim kalktığım yere oturunca ayakta kalakaldım. Annem salonun köşesinde yer alan masanın sandalyesine oturunca bende aynısını yaptım. Annem ve baba müsveddesi şu an itibariyle tüm odaklarını Güneş'e vermişlerdi.
"Maşallah pekte güzelmişsin kızım." baba müsveddesi hayatımda duyduğum en yumuşak sesiyle konuşunca annem kaçak bakışlarını bana çevirdi.
"Teşekkür ederim." dedi Güneş. Bakışlarını bir annemde bir baba müsveddesinde gezdirdi.
"Beni haklı olarak görmek, tanımak istemişsiniz ama bu durum benim için gerçekten çok zordu. Anlayış gösterdiğiniz içinde ayrıca teşekkür ederim."
"O nasıl laf kızım. Haklısın çok zor olmuştur senin için ama kader işte engel olamıyoruz onun işleyişine." Güneş kaç kızım bu adam seni bu saflığınla çatır çutur yer.
"Sen nasılsın Aden?" Yağız Bey bakışlarını hepsinden en uzak köşede oturmuş onları öylece izleyen beni buldu. Sonunda birisi varlığımı fark etmişti.
"İyi." dedim kestirip atarak. Bu tavrım kaşlarını çatmasına sebep olurken tam boy abilerinde sert bakışlarını üzerime çektim.
"İyi o iyi yediği önünde yemediği arkasında daha ne olsun." dedi baba müsveddesi. Bakışlarımı ondan çekerken Güneş ile denk geldim. Bana karşı oldukça donuk ve sert bakışlarını fark ettiğim an onun için pozitif düşüncelerim anında yok oldu. Anlaşılan Zümrüt Uyguroğlu tüm çocuklarını kendisine benzetmişti.
"Her neyse ben sizde isterseniz ara sıra sizinle görüşmek isterim. " dedi Güneş.
"Elbette." bakışlarımı anneme çevirmemek için kendimi zor tuttum. İçim burkularak izledim onu. Bana genellikle bağıran sesi öz kızının karşısında yumuşacık çıkmıştı.
"Tabi kızım biz artık kocaman bir aile olduk. Öyle değil mi Yağız Bey?" dedi baba müsveddesi.
"Öyle tabi." dedi Yağız Bey'de yarım ağız konuşarak. Ne ailesi be adam oğulları iyileştiği gibi çöpe atacaklar seni.
"Sen nasılsın Güneş, okuyor musun?" annemin ilgili sesi saç diplerimi kaşıma isteğiyle doldurdu beni.
Dudaklarımı gülmemek için birbirine bastırdım. Tıp kazandığımda tüm mahalleye havasını atmış oldukça pahalı kitaplarımı almak için para istediğimde ise ben mi sana tıp oku dedim, demişti. Şimdiyse Türkiye'nin en zengin ailelerinden biri olan bu ailenin kızına okuduğu okulu sormuştu. Ya kadın ne yapacaksın sen onun okulunu?
"İyiyim. Birkaç sene kendime izin verdim. Önümüzdeki yıl yurtdışında okumayı düşünüyorum." haspam!
"Doğru diyorsun bu devirde kapağı yurtdışına atacaksın." bunu diyen elbette baba müsveddesiydi. Lanet adam, bu ortama daha fazla dayanamadığım için birden ayağa kalktım. Haliyle tüm bakışlar bana dönerken bir utanmadım değil.
"Ben kahve yapayım. Nasıl içerisiniz?" dedim Uyguroğlu ailesine bakarken. Ancak Yağız Bey dışında hepsi kahveyi reddetti. Kendileri bilirlerdi. Mutfağa geçip cezveyi alıp kahveyi yapmayı koyuldum. o sıra içeri Güneş girdi. Göz ucuyla bakıp önümdeki cezveye geri döndüm.
"Eviniz biraz kasvetli." dedi burun kıvırarak.
"Öyle." dedim geçiştirerek.
"Ben asla yaşayamam böyle bir yerde." bakışlarımı ona çevirdim. Bana yüzünde oldukça itici bir tebessümle bakıyordu. Ancak koyu kahverengine sahip gözleri üzerimde çok durmuyor, etrafı inceliyordu.
"Şanslısın asla böyle bir evde yaşamayacaksın." dediğimde başını salladı.
"Haklısın çok şanslıyım. Bu dünyadaki en mükemmel aileye sahibim. " dedi çenesini dikleştirirken.
"Senin için üzüldüm ama. Yani yanlış anlama sonuçta her insan doğduğu eve, aileye aittir ancak görüyorum ki sen bu eve ve aileye de pek ait olamamışsın." sözleri bedenimde acı bir yanma oluşturuyordu. Pervasız sözleri beni diplere doğru tekme tokat devirse de bunu ona belli etmedim.
"Bir yere ait olmaya gerek duymuyorum." dedikten sonra cezveye yöneldim ve köpüğünü fincanlara pay edip tekrar ocağın üzerine yerleştirildim.
"Öyledir eminim ki." dedi. Cevap vermedim cezveyi ocaktan alıp fincanlara kahveyi döktükten sonra ocağın altını kapatıp tepsiyi alarak salona geçtim. Önce Yağız Bey'e sonra da baba müsveddesine kahveleri ikram ettim.
"Sefa seni yarın hastaneye bekliyor Aden. Bu haftanın kıyaslamasını yapmak istiyor." Yağız Bey kahvesini içmeden hemen önce.
"Biliyorum konuştum Sefa abi ile." dedim.
"Ne zaman abin oldu?" dedi geldiği ilk andan beri sessizlik yemini etmiş gibi konuşmayan büyük boy.
"Seni ne ilgilendirir?" dedim.
"İlgilendirir bizim çevremizden kimseyle muhatap olmanı istemiyoruz." dedi orta boy.
"İstediğim insanla istediğim gibi muhatap olurum." dediğimde öfke dolu bakışlarının hedefi elbette bendim.
"Aslan, Baran." dedi Zümrüt Hanım oğullarına uyarı dolu bakışlar atarken.
"Herkes yerini bilmeli anne. Bizi uyaracağına şu kızı uyarmalısın." büyük boy asla susmuyordu.
"Aden. Benim adım Aden." dedim öfkeyle.
"Neyse ne." dedi orta boy olan Baran.
"Baran!" bu sefer Yağız Bey'in sesi yankılandı salonda.
"Sesinize, dilinize hakim olun." hepsi susup öfkeli bakışlarını bana çevirdi. Oralı olmadım kendileri kaşınmışlardı. Yağız Bey tekrar konuştu.
"Güneş'i gördünüz tanıdınız. Oğlumun bir an önce tedaviye başlaması gerekli. Bu süre zarfında herhangi bir aksilik çıkarmanızı istemiyorum." dedi baba müsveddesine bakarak.
"Öyle tabi haklısınız." dedi babamda.
"O zaman bize müsaade." dediği anda hepsi ayaklandı. Tam boylar hızla evi terk ederken peşlerinden Güneş ve Zümrüt Hanım çıktı. Sona Yağız Bey kaldığında bana yöneldi.
"Kahve için teşekkür ederim." dediğinde kırık bir tebessüm yerleşti yüzüme.
"Rica ederim." dedim.
"Pazartesi hastanede görüşürüz." dedi ve gitti.
Sert bakışlarımı onlara çevirdim. Baba müsveddesi kendisini koltuğa bıraktı. Annem bakışlarımdan kaçınıp başını salladı. Salonun çıkışındaki annemin yanına gidip karşısında durdum.
"Kızın çok güzelmiş." dedim buruk çıkmasını engelleyemediğim sesimle. Annem dolan gözleriyle baktı bana. Güneş'e karşı mesafesini korumuş beni kıracak bir şey yapmamıştı ama sitemim onaydı. Daha doğrusu babasızlığıma olan sitemimin acısını annemden çıkarıyordum.
"Aden yapma kızım. " dese de oralı olmadım. Bugün kendi evimde tanık olduğum şeyler ağırdı. Bir babanın nasıl olması gerektiğini bugün burada bir kez daha görmüştüm. Ancak ne yazık ki şansız olan bendim.
"Uyuyacağım sakın uyandırmayın." dedim ve koşar adımlarla odama kaçtım. Kendimi yatağıma bıraktım ve kendimi tutmaktan acıyan gözlerimi serbest bırakarak yastığımı gözyaşlarımla ıslattım. Bir haftadır hiç ağlamadığım kadar ağlıyordum.
"Aden." diyerek kapının gerisinden seslendi annem. Cevap vermedim.
"Kızım, Emir arıyor." dediğinde ayaklandım ve kapıyı açtım annemin elindeki telefonumu alıp kapıyı tekrar suratına kapattım.
"Emir." dedim telefonu açar açmaz. Uzun süredir konuşmuyorduk. Emir sahip olduğum tek dostumdu.
"Cennet bahçem. Hat işini halettim sonunda." dedi neşeyle iç çekip konuştum.
"Özledim seni."
"O ses ne öyle, ne oldu?" dedi Emir ciddileşen sesiyle.
"Geldiğinde konuşuruz. Almanya nasıl? " onu geçiştirdiğimi anladığında derin bir nefes alıp verdi.
"Üstüne çok gelmiyorum diye öğrenemeyeceğimi sanma küçük. Her şekilde öğrenirim ne olduğunu." dediğinde ofladım.
"Gelmene az kaldı. O zaman konuşuruz dedim." diyerek direttim. Huyumu bildiğinden ısrar etmedi. Biraz daha sohbet ettikten sonra kapattık telefonu.
Pazartesi olduğunda sabah erkenden kalkıp hazırlandım ve okuldan önce hastaneye geçtim. Danışmadan Sefa abinin odasını öğrendim ve asansörlerin olduğu kısma yöneldim. Asansörün kapısı dakikalar sonra açıldığında karşımda gördüğüm adamın siması çok tanıdıktı. Adam da benimle aynı düşünüyor olacak ki yüzüme bakakaldı.
"Siz?" dedi. Asansörden çıkıp karşımda durdu. Boyu bir hayli uzun olduğundan başımı geriye atıp yüzüne baktım. Nerede gördüm ben bu adamı?
"Az kalsın size çarpacaktım. O gün çok iyi görünmüyordunuz." dediğinde aydınlandım.
"Hatırladım." demekle yetindim. Neden bilmiyorum ama tuhaf bir heyecan ve gerginlik sarmıştı bedenimi.
"İyisinizdir umarım." dediğinde başımı salladım. "İyiyim teşekkür ederim." dedim.
"Yusuf Bey." başımı hemen yanımdan gelen sese çevirdim. Orta yaşlarda güler yüzlü bir kadın karşımdaki adama bakıyordu.
"Ayşe abla. Bitti mi ameliyat?" dedi kadına adının Yusuf olduğunu öğrendiğim adam.
"Bitti. Anneniz odasında sizi bekliyor. " dedi beni de selamlayıp yanımızdan ayrıldı.
"İzninizle randevuma gecikeceğim." dedim ve tekrar asansör çağırdım.
"Kusuruma bakmayın. İzin sizin iyi günler."
"İyi günler." dedim ve gelen asansöre bindim. Kapı kapanana kadar çekmedik gözlerimizi birbirimizin gözlerinden.
Sefa abinin odasının bulunduğu kata geldiğimde asansörden indim ve uzun koridorda yürüyüp Sefa abinin odasına ulaştım. Kapıyı tıklatıp gel komutunu aldıktan sonra içeri girdim. Yağız ve Zümrüt Uyguroğlu'da buradaydı.
"Aden, hoş geldin." diyerek karşıladı beni Sefa abi.
"Hoş buldum. Merhaba." dedim ve eliyle gösterdiği yere oturdum. Sefa abi hemşire çağırıp kanımın alınmasını istedi. Kan verdikten sonra sonuçlar çıkana kadar bir süre sohbet ettik Sefa abi ile. Sonuçlar geldiğinde Sefa abi inceleyip kağıtları bana uzattı. Elinden alıp değerlerime göz attım.
"Kendini biraz da olsa toparlamayı başarmışsın. Bir süre daha devam edelim." dedi Sefa abi.
"Aksi bir durum var mı?" dedi Yağız Bey.
"Şu anlık bir sorun yok. Tedaviyi bir aya tamamladığımız da daha iyi olacaktır. Ona göre Kerem'in tedavisine başlarız."
"Kerem'in bu aralar ağrıları sıklaştı." dedi Zümrüt Hanım. Dudak büktüm istemeden. Küçük bir çocuğun böyle bir hastalıkla baş etmesi çok zor olmalıydı.
"Bu ağrılar normal Zümrüt merak etme Kerem ablası sayesinde tekrar sağlıklı günlerine kavuşacak." dedi Sefa abi sağlık tartışmasına son verirken. Sefa abinin benim için istediği meyve suyumdan bir yudum alıp gözlerimi onlarda gezdirdim.
"Ben artık gidebilir miyim?" dedim konuşmalarını bölerek.
"Tabi." diyen abiydi. Çantamı omzuma atıp çıktım. Odadan çıkarken sadece bakmakla yetindim Uyguroğlu ailesine.
"Aden." Yağız Bey'in sesi ile merdivenlerin başında durdu ve bedenimi ona döndürdüm.
"Bir şey mi oldu?" dedim.
"Kerem seninle tanışmak istiyor. Eğer senin içinde uygunsa bu akşam bizimle olmanı istiyoruz." dedi.
"Emin misiniz?" dedim.
"Anlamadım?" dedi.
"İstiyoruz dediniz ya. Bunun olma ihtimalinin sıfırlık oranıyla dahi olma durumu yok." dediğimde güldü.
"Kerem ve kendimi kast etmiştim." dediğinde kaşlarım kalktı.
"Bilmiyorum tüm gün okulda olacağım, akşamı kütüphanede..."
"Hayır deme lütfen. Kerem seni tanımak için sabırsızlanıyor." dediğinde istemesem de başımı olur anlamında salladım.
"Dersin kaçta bitiyor."
"16:50"
"Tamamdır seni aldırırım olur mu?" dediğinde tekrar başımla onayladım. Bana sıcak bir tebessüm bahşederken yanaklarım utançla kızardı. Bu tarz tepkilere alışık olmayan bünyem en ufak bir sıcak davranışta utançla kıvranıyordu.
"Olur. Ben gideyim." dedim ve bir şey demesine izin vermeden indim merdivenlerden.
Otobüs durağına geçtiğimde yaklaşık yarım saat otobüsü beklemem dışında bir sorun yoktu. İlk derse biraz geç kalmak sinirlerimi bozarken dersin ilk on dakikasının notunu Mehveş'ten almayı unutmadım elbette. Gün hızlı geçip giderken kampüsten çıkabilmiştim sonunda. Karşı kaldırımda yine büyük boy abiyi görünce bir şaşırmadım dedem yalan olur. Tıpış tıpış onun yanına gittim. İçimdeki kuduruk Aden sinsi sinsi yaklaştı ona.
"Özel şoförüm olmaya karar verdin sanırım ama benim sana maaş verecek durumum yok babandan hayrına istersin." dedim ve arka kapının önünde durdum. Bana resmen aval aval bakıyordu.
"Ee açsana kapımı. Nasıl uşaksın sen?" dediğimde beyaz teni kıpkırmızı kesildi.
"Bana bak!" hiddetliydi. Aksi ve uyuz görünüyordu.
"Bakıyorum zaten."
"Geç şuraya benim asabımı bozma." dedi elini ön tarafa savururken. Güldüm ve önünden geçip diğer tarafa geçtim.
"Çok ayıp sen bu hal ve tavırlarınla hiçbir yer de iş bulamazsın." dedim.
Bana çatık kaşlarının altından bakıp sertçe arabanın kapısını açıp şoför koltuğuna yerleşti. Bende peşi sıra yerleştim yanına. Bana yandan bir bakış atıp "kemerini tak." dedi. İtiraz etmeden taktım. Arabada sessiz sedasız ilerlerken bu durumdan sıkılmış ve içimdeki kuduruk Aden'i susturamadığım için uzanıp müzik çalarını açtım. İlk çıkan şarkıyla yüzümde gerçek bir gülüş belirirken çıkan parçayı yüksek sesle söylemeye başladım.
Bana bak, beni gör ve de öl vasi
Sesim hep duyulur tepeden bariton
Mekanım olabilir her an ozon
Yanıma gelenin canına girecektir...
Birden kapatılan parçayla sadece kendi sesimi duydum. "Ya neden kapattın ki?" dedi hafif sinirle.
"Ne arsız bir kızsın sen insan önce izin ister." dedi sertçe.
"Al çal başına yemedik müzik çalarını." bana yandan bir bakış atıp gözlerini devirdi.
"Sen kesin şimdi gider yıkatırsın arabanı ben bindim diye."
"Aynen öyle." dedi.
Arabada geçen tek konuşma bu oldu. Sonunda durduğumuzda başımı çevirip önünde durduğumuz eve baktım. Ev mi dedim ben? Bu ev değildi. Bu bildiğin malikaneydi. Arabadan inip yan yana uzun bahçede evin girişine yürüdük. Arabadaki kuduruk Aden'in yerini çekingen ve gergin Aden aldı. Kaçıp gitsem ayıp mı olurdu acaba?
"İçeride de arsız davranıp abuk sabuk konuşup davranma." dedi büyük boy.
"Ne?" dedim bir an boş bulunurken.
"İçeride kardeşlerimi ve annemi üzecek herhangi bir davranışta bulunma. Efendi efendi ye yemeğini git." ettiği laflar ağırıma gitti ama belli etmedim.
"Seni var ya bir kaşık suda boğarım arsızmış sen nesin at hırsızı?" dedim üzerine yürürken. Beni baştan aşağı süzüp küçümseyen bakışlarıyla güldü.
"At hırsızı mı? Bize ait olmadığın nasıl da belli. Sen tam olarak o görgüsüz insanlara aitsin." dedi tiksinerek.
"Bana bak doğru konuş!" tam bana karşılık verecekken Yağız Bey'in sesi yayıldı aramıza.
"Oğlum, Aden ne oluyor?" dedi.
"Bir şey olduğu yok baba küçük hanıma edep adap öğretmeye çabalıyorum." dedi tüm iticiliği ile. Sözleri, bakışları ve tavırlarıyla beni sürekli aşağılamasını geçmiştim öyle ya da böyle o kadın ve adam benim ailemdi ve onları için bu denli kirli laflar edemezdi. Öfkeyle Yağız Bey'e döndüm.
"Üzgünüm Yağız Bey ama evlatlarınızı terbiye edememişsiniz. Özellikle de tam boyları." dedim tüm öfkemle.
"Saygısız! Sen nasıl babama sesini yükseltiyorsun?" dedi büyük boy olan Aslan kolumdan beni sertçe çekerken.
"Bırak kolumu!" dedim mavilerimi mavilerine kenetlerken. Önce kaşları çatıldı, sonra çenesi seğirdi. Gözlerimde ne gördü bilmiyorum ama bakışları farklı bir hal alıp kolumdaki parmaklarını hızla geri çekti.
"Bu ne terbiyesizlik." Zümrüt Hanımda aramıza katıldı. Bakışlarımı Aslan'dan çekip ona yönelttim. Arkadaş bu ailede herkes neden kaş çatıyor ya!
"Misafirliğe geldiğin yerde nasıl böyle davranırsın? " dedi dişlerinin arasından.
"Zümrüt, Aslan içeri geçin." dedi Yağız Bey. Ses tonu itiraz istemediğini ayan beyan ortaya koymuştu. Aslan annesini omzun kolunu dolayarak bedenini bedenine yasladı ve içeri geçtiler. Yağız Bey basamakların başında be ise sonunda durmuş öylece bakıyorduk birbirimize.
"Benim bu hayatta en önem verdiğim şey ailemdir Aden. Ailemin huzuru, mutluluğu her şeyden önce gelir. " dedi. Sesinin tonundan bir şeyler çıkaramasam da gözlerindeki suçlayıcı bakışlarının hedefi elbette bendim.
"Güneş ailemizin tek kız çocuğu haliyle her birimiz ona aşırı derecede düşkünüz. Özellikle de abileri. Onların tek derdi bu konunun Güneş' e zarar vermemesi." dedi. Saçmalıktı ben Güneş'e ne zararı verebilirdim Allah aşkına. Üstelik onun zarar görmesini istemezken bana zarar veriyorlardı.
"Saçmalık. "dedim.
"Normalde böyle değiller, değiliz." dediğinde bir cevap vermedim. "Aslan adına ve diğerleri adına özür dilerim. Bir daha sana böyle davranmamaları için onları uyaracağım." dediğinde sadece gözlerine baktım.
"Hadi geçelim içeri Kerem oldukça sabırsız." ağırca yutkundum.
Boğazıma dizilip oturan kelimelerin ağırlığı canımı yakıyordu. Derin bir nefes alıp başımı salladım. Buradan çekip gitmem ve bir daha asla onlar ile bir araya gelmemem lazımdı ancak bu işe en başında o küçük çocuk için girişmişken şimdi kaçıp gidemezdim. Evin içine girdiğimde karşıma çıkan ilk şey dizilerdeki o zenginlerin evinde olan iki kanatlı merdivenler oldu. Sonra karşıma evin hizmetlisi olduğunu kıyafetlerinden anladığım bir kadın çıktı.
"Hoş geldiniz efendim. Çantanızı ve ceketinizi arzu ederseniz alayım." dediğinde başımı sallayıp çantamı ve ceketimi teşekkür ederek kadına verdim. Yağız Bey sol eliyle ileriyi gösterdiğinde tekrar yürümeye başladım. Büyük bir alana geldiğimde tüm ailenin burada olduğunu gördüm. Salon çok büyüktü. Baya baya büyüktü. Sağ tarafta oturma alanı yer alırken hemen sol tarafta uzun bir yemek masası duruyordu. Piyano da vardı.
Bakışlarımı sağa çevirdim. Zümrüt Hanım etrafına çocuklarını almış, küçük boy olan Doğu'nun anlattıklarına gülüyordu. Aslan sanki dakikalar önce bana o lafları etmemiş gibi yayılarak oturmuş kolları arasına da Güneş'i almıştı. Orta boy Baran ise kucağında yüzünde maskesi, başında saç bandanası olan küçük bir çocuğu sıkıca sarmalamıştı. Yağız Bey yanımdan ayrılıp o karenin içine girdi ve sağ elini karısının omzuna koydu. Uzaktan izlediğim bu manzara beni yerle bir etti. Çocuk kalbimle içten içe her zaman parçası olmak istediğim o aileydi karşımdaki aile. Ama ben burada fazlalıktım, istenmeyendim.
"Aden, hoş geldin evimize." dedi Güneş abisinin kollarından sıyırılıp ayağa kalkarken. Bizim evdeki o kızla bu kızın arasında dağlar kadar fark vardı. Onun bu davranışı ile diğer aile bireyleri de bana döndü. Babalarından sert bir bakış alan tam boy abiler ayaklanıp Güneş'in arkasında durdular. Baran kucağındaki çocuğu indirip hemen önünde durmasını sağladı. Zümrüt Hanımda ayaklanıp kocasını yanına alarak çocuklarının yanına geçti.
"Adenciğim hoş geldin." dedi yüzüne yerleştirdiği zoraki tebessümü ile. Sanki dakikalar önce kapının önündeki kadın değildi karşımda duran.
"Hoş buldum." dedi tek düz sesimle. Sanki biraz yükseltsem hemen ağlayacakmış gibi hissediyordum kendimi.
"Hoş geldin çilli." Doğu aralarından sıyrılıp bir kolunu omzuma sardı.
"Açsındır hemen masaya geçelim." dedi Zümrüt Hanım. Dudaklarımı birbirine bastırıp başımı salladım.
Apaçık zıkkımlan ve defol git diyordu. Masaya geçtiğimizde Yağız Bey bir uca, Zümrüt Hanım bir uca oturdu. Tam boylar Yağız Bey'in sağında kalan kısma dizilirken sol tarafına Güneş, Güneş'in hemen yanına daha tanışmaya fırsat bulamadığım Kerem oturdu. Bende bana kalan yere Zümrüt Hanım'ın hemen çaprazına yerleştim. Tam karşımda ise küçük boy Doğu oturuyordu. Bakışlarımız kesiştiğinde hızla geri çektim. Bugün daha fazla laf yersem buradan ağlaya ağlaya kaçma potansiyelimi görüyordum.
"Adın çok değişikmiş." dedi hemen yanımda oturan Kerem. Onun sesini duyduğum gibi başımı ona çevirdim. Maskesini masaya oturduğu an çıkartmıştı. Bembeyaz ve solgun bir yüzü vardı. Gözleri ise masmaviydi. Ailede Doğu ve Güneş dışında herkes mavi gözlüydü. Tabii bir de benim mavilerim vardı.
"Senin adınsa çok güzel." dedim yüzüme bir tebessüm yerleştirirken. İltifat etmem onu utandırmış olacaktı ki bakışlarını benden hızla çekti. Sonra dayanamayıp tekrar bana döndü.
"Anlamı ne?" dedi merakla.
"Cennet bahçesi demek." kaşlarını hayretle kaldırdı.
"Nasıl yani sen eğer ölürsem gideceğim yerde bahçe mi olacaksın?" dediğinde kalakaldım. Bakışlarımı Kerem'den çekip masadakilere çevirdim. Hepsi benimle aynı durumdaydı. Kendine ilk gelen elbette Yağız Bey oldu.
"Yavru aslanım o nasıl laf?" dediğinde Kerem dudak büktü.
"Ama o söyledi." dedi kısık çıkan sesi ile. Boğazımı temizleyip Kerem' e çevirdim bakışlarımı.
"Aslında doğru söylüyorsun. Ancak ölüm sana bu kadar yakın bir kavram olmamalı ve ben cennette bahçe değilim orada bulunan bir yerin adını taşıyorum sadece." dediğimde olmayan kaşlarını kaldırdı. Bu görüntü beni üzerken ona yansıtmamaya çalıştım.
" Anladım sanırım." dediğinde gülümsedim. Önüme döndüğümde bakışları üzerimde gördüm.
Gözlerimi kaçırıp önüme indirdim. Saniyeler sonra üç tane yemek servisi yapmaya başlayınca üzerimdeki gözler dağıldı. Yemek genel olarak benim için sessiz geçerken tam boy abiler ve Güneş oldukça eğlenceli bir muhabbetin içindeydi. Eğlenceli diyorum çünkü durmadan gülüyorlardı. Yağız Bey boğazını temizleyip bakışlarını bana çevirdi.
"Adenciğim." ya arkadaş dümdüz Aden işte adım ne bu laubalilik?
"Aden, sadece Aden demeniz yeterli." dedim. Başını salladı.
"Peki, bize biraz kendini anlatmak ister misin?" neyi anlatacaktım ki? Birde hepsi durmuş bana bakıyordu.
"Anlatacak bir şeyim yok öyle dümdüz bir insanım işte." dedim.
"İlahi sevgilim sende." dedi Zümrüt Hanım.
"Zümrüt." dedi uyarır gibi Yağız Bey.
"Canım kötü bir şey demedim ki. Değil mi Aden? Yani sonuçta bazı şeylere kılavuz gerekmez. Senden Güneş gibi oğullarım donanımlı bir hayat hikayesi beklemiyoruz." dediğinde sinirlendim. Dudaklarımı ısırıp bir saygısızlık yapmamak için derin nefesler alıp verdim.
"Anne." diyerek ikazda bulundu Doğu.
"Aden, babam dedi ki sen doktor olacakmışsın doğru mu?" Kerem'e döndüm.
"Niyetim o yönde." dedim gülümseyerek.
"Bende olmak isterim ama hastaneler hiç bana göre değil." dediğinde gülümsemem büyüdü.
"Karar vermek için yaşın daha küçük biraz daha büyü."
"Anne, Kerem'in uyku saati gelmedi mi?" dedi orta boy olan Baran. Daha bir şey bile yememişti çocuk.
"Ya hayır biraz daha. " dedi Kerem.
"Kerem bu akşam torpilli bir iki saatten bir şey olmaz." dedi Yağız Bey.
"Yaşasın, aslan babam." dedi Kerem sevinçle. Yemek faslı bitip salona geçtiğimizde Kerem hemen yanıma gelip oturmuştu. Meraklı gözleri beni süzüyor her an bana soru soruyordu. Onu bu ilgisi karşısında içim ısınsa da kendimi kaptırmamak için mücadele ediyordum.
"Adenciğim, Güneş çok güzel keman çalar. Kerem de piyano çalıyor ama bu haytalar anca futbol, basketbolla uğraştılar. Senin uğraştığın bir alan var mı?" Bana Adenciğim denmesinden nefret ederdim ve kadın durmadan bana bu şekilde hitap ediyordu.
"Aden! Sadece Aden demeniz yeterli ve hayır herhangi bir enstrüman çalmıyorum o konu da pek yetenekli değilim ama..." Aslan lafımı kesti.
"Bizde ne diye durmuş dinliyorsak." dedi.
"Hiç." diyerek arka çıktı Baran. Sabır kızım şu evden çıkana kadar sabır.
"Pamuk ya da tıkaç varsa işinize yarar." dedim.
"Ne dedin?" dedi orta boy Baran.
"Sesimi duymak istemiyorsanız pamuk, tıkaç işinizi görür diyorum aslan parçaları." dediğimde yanımda oturan Kerem kıkırdadı.
"Baba, Aden ablam abimlere aslan parçası dedi." derken hala gülüyordu. Ancak ben hala bana abla demesinde kalakalmıştım. Kerem bana abla demişti. Sadece ben değil ortamdaki herkes kalakalmıştı. Kendine ilk gelen Güneş oldu ve tüm öfkesiyle bana baktı.
"Kerem." Güneş ayağa kalkıp yanımıza geldi ve Kerem'i kucakladı. "İzninizle."
"Bana baksana sen." dedi büyük boy.
"Aslan." dedi Yağız Bey. Ancak onun konuşmasını Zümrüt Hanım kesti. "Sanırım bu geceyi burada sonlandırmamız en sağlıklısı olacak." deyip sesini yükselterek birine seslendi.
"Buyurun Zümrüt Hanım." dedi eve ilk girdiğim de eşyalarımı verdiğim kız.
"Aden Hanım'a çıkışa kadar eşlik et lütfen." dediğinde hızla kalktım ve çıkışa doğru koşar adım yürüdüm. Kız peşimden gelip ceketimi ve çantamı bana verdi. Evden çıkıp bahçeden çıkışa doğru yürürken biri kolumu tutup durdurdu. Elbette Yağız Bey'di.
"Bırak dokunma sakın bana." dedim öfkeyle kolumu çekip.
"Aden." dedi ancak konuşmasına izin vermedim.
"Neden ya neden ben ne yaptım onlara? Sanki ben sebep oldum karışmamıza. Neden bu denli nefretlerini kusuyorlar bana." diye bağırdım. Ağlama kızım ağlama sakın.
"Ben hiçbir şey yapmadım. Bana bunu neden yapıyorlar?" derken elbette ağlıyordum.
"Ağlama lütfen." dedi bana acıyarak bakarken.
"Çocuklarınızı, karınızı benden uzak tutun." dedikten sonra arkamı dönüp çıktım evden. Peşimden gelmedi gelmesini de beklemiyordum zaten. Ağlayarak bilmediğim yolda yürürken yaşlardan önümü göremeyecek hale gelmiştim. Hayat bana her zamanki gibi kıçıyla gülerken kaderime Bir kez daha isyan ettim.
* * *0
Yorumlar