ADEN 3. BÖLÜM YAĞIZ UYGUROĞLU

3.YAĞIZ UYGUROĞLU

"Sen ne dediğin farkında mısın?" dedi Yağız. Duyduklarına inanamıyordu.

"Üzgünüm dostum çok üzgünüm ama testleri defalarca yaptırdım. Güneş ne yazık ki sizin öz kızınız değil." dedi Sefa.

"Böyle bir şey nasıl olur? Aklım almıyor." Sefa ağlayan karısının elini tutup üzerine sessiz bir buse dokundurdu.

"Sefa, bunca yıl Allah'ım." Yağız, ne diyeceğini nasıl konuşacağını kestiremiyordu. Kızı, Güneş'i nasıl onların kızı olmazdı onunda aklı almıyordu.

"İlk işimiz doğum yapılan hastane ile iletişime geçmek. Avukatları ayarlayın çünkü eğer bir düşman işi değilse sorumsuz bir görevlinin bok yemesi." dedi Yağız'ın en yakın dostu olan Sefa.

"Hemen, hemen bulalım. Kerem'i daha fazla böyle görmek istemiyorum." Yağız'ın sözleri üzerine Sefa baş sallarken Zümrüt iç çekerek ağlamaya devam etti. 

Uyguroğlu çifti hastaneden çıkıp evlerine geldiklerinde tüm çocuklarını arka bahçedeki kış bahçesinde buldular. Şen kahkahaları evin dört tarafını sarmıştı. Yağız, iç geçirdi ve bakışlarını sırasıyla çocuklarının üzerinde gezdirdi.

" Nasıl olacak, ne yapacağız? " dedi Zümrüt kocasına bakarak.

"Halledeceğiz bir tanem. Önce şu hastane ile görüşelim gerçekleri öğrenelim sonrasına bakarız." Zümrüt kızarık gözleriyle kocasına baktı ve "ya alırlarsa bizden Yağız? Güneş'imi kimseye vermem. Çocuğumu vermem kimselere." dedi ağlamaya yüz tutmuş haliyle.

"Bu dünyada çocuklarımı benden, bizden alacak tek bir Allah' ın kulu yok. Ben kızımı kimselere vermem. Şimdi toparlan çocuklarımız bizi böyle görmesin." dedikten sonra uzanıp saçlarını öptü karısının. El ele tutuşup çocuklarının yanına gittiklerinde kızları Güneş hızla ayaklanıp önce babasına daha sonra annesine sımsıkı sarıldı. Ablasını kıskanan Kerem de kalkıp annesi ve babasına koştu. Yağız koşan oğluna iki büyük adım atıp kucağına aldı.

"Yavru aslanım koşmak yoktu." dedi şefkatle.

"Ama ablam koşuyor." Sefa küçük oğlunun büktüğü dudaklarına şefkatle baktı. Başına bir öpücük kondurup sıkıca sardı. 

"Ben onlara onlarda sana koşuyor akıllım." dedi Güneş uzanıp kardeşini öperken.

Ailecek hareketli bir döneme girmeden önce güzel bir akşam geçirdiler. Sonrası tam bir kaostu. Yağız Uyguroğlu avukatı ile hastane işini halletmiş elinde üç isimle çıkmıştı hastaneden. Avukatı gerekli işleri halletmiş hastaneye davayı çoktan açmışlardı.

Devam eden süreçte ilk aile ile görüşülmüş gerekli testler yapılmıştı. Olumsuz sonuçlanan ilk aileden sonra diğerine geçilmiş burada da aynı son yaşanmıştı. Son aileye gitmeden önce tüm aile evlerinin salonunda oturmuş birlikte vakit geçiriyorlardı. Yağız Bey çocuklarına baktı. Onlar bir araya geldiklerinde evlerinde hep şen kahkahalar neşeli konuşmalar yaşanırdı. Şimdiyse koca bir sessizlik vardı.

"Aslanlar." dedi ilk önce oğullarına yönelerek. Ona ilk büyük oğlu Aslan cevap verdi.

"Babam." dedi Aslan kolları arasında göğsüne yatmış kız kardeşinin saçlarını okşarken.

"Bu gece fazla sessizsiniz." dedi Yağız Bey.

"Baba bu durum..." dedi ortanca oğlu Baran ancak bakışları hemen karşısında oturan kardeşine kayınca sustu.

"Kızım." dedi bu sefer Yağız Bey.

Güneş gerçeği öğrendiğinde büyük bir sinir krizi geçirmiş uzun süre kendine gelmemişti. Kendilerinin de kabullenemediği gerçeği reddetmişti. O günden sonra hiçbir şekilde bu konu hakkında konuşulmamış ancak varlığı her an hissedilmişti. Küçük oğlu Kerem'in hastalığı olmasa öz kızlarını bulmak onlar için daha uzun bir zaman dilimine yayılırdı ancak oğlu her geçen gün daha da kötüleşirken o kızı bulmak zorundaydılar.

"Babacım." dedi kızı abisinin kollarından ayrılıp ona bakarken.

"Artık o güzel kahkahaların çınlamıyor kulaklarımızda olmaz böyle ben Güneş'imi özledim." dedi şefkatle. Güneş kalkıp babasının kolları arasına girdi.

"İçimden gelmiyor." dedi kısık sesiyle.

"Ooo küçük hanım olmaz ama böyle." dedi Yağız kızının saçlarını okşarken. Bu konuşmalar bir süre daha sürmüş ardından yatmak için odalarına çekilmişlerdi. Ertesi gün sona kalan aileyi araştırmaya başlamışlardı.

Yağız Uyguroğlu, aile ile ilgili karşısına çıkan her bilgide sarsılıyor içinden neye çattım ben diye söyleniyordu. Bu aileye aile demek aile kavramına ayıp olurdu. Sorumsuz kaçak bir baba ve anneliği tartışılacak bir kadının yetiştirdiği çocuk gözlerini korkutmuştu tüm ailenin. Güneş gerçek ailesi hakkındaki bilgileri öğrendiğinde ikinci bir kriz geçirmiş o aileye verilme korkusuyla ailesine onu bırakmamaları için yalvarmıştı.

Güneş onların en kıymetlisiydi. Ailenin tek kızı olarak üzerine fazla düşülüyor, bir dediği iki edilmiyordu. Bu durum onu biraz şımarık bir kız yapsa da dozunu asla kaçırmaz ailesini üzmezdi. Uyguroğlu ailesi kızlarını asla bu aileye vermezdi. Ne olursa olsun Güneş onların kızıydı ve gerisinin bir önemi yoktu.

"Baba bizde gelelim." dedi Aslan.

"Abim haklı tek gitmeyin." diyen Baran'dı.

"Aynen ne olur ne olmaz baba bizde gelmeliyiz." bu sefer Doğu konuşmuştu.

"Gerek yok aslan parçaları. Zaten konuştuktan sonra kabul ederlerse direkt hastaneye geçeceğiz. Aslan sen haber verdiğimde geçersin hastaneye. Sizde evde kardeşlerinizle olun. Güneş çok stresli bir kriz daha kaldıramaz." dedi Yağız Uyguroğlu. Oğulları onu onayladığı sırada karısı yanına geldi.

" Çıkalım canım. " dedi kocasına.

Sonunda İstanbul'un az gelirli pek tekin olmayan bir mahallesinde yaşayan ailenin evine gelmişlerdi. Hiç beklemeden ailenin evine gitmişlerdi. Onları karşılayan Filiz Hanımdı.

İçeri geçtiklerinde olan biteni kısaca anlatmışlar ve kızı görmek istemişlerdi. Ancak bu saatte evde olmayan kız onları şaşırtırken çift bu durumdan hiç memnun olmamıştı. Filiz kızı Aden'i aramış eve gelmesini söylemişti. Çifte onun kütüphanede olduğunu söylemiş ve olanlar hakkında sorular sormaya başlamıştı.

Yarım saat geçmeden eve gelen kızla Yağız Bey nereden çıktığını anlamadığı bir heyecan hissederken Zümrüt Hanım çok gerilmişti. Diğer aileler ile görüştüklerinde bu hisler yoktu. Genç kız karşılarına oturduğunda ikisinin de aklından ilk geçen şey ne kadar güzel olduğu ve onlara olan benzerliğiydi. Kıza her şeyi anlattıklarında aldıkları tepki olağandı. Kız bunu bir şaka sanmış ve gülerek tepki vermişti. Bir çare annesine yönelmiş ancak ondan bir karşılık alamadığında yüzü düşmüştü.

Yağız tuhaf bir sızı hissetti kızı izlerken. Fakat kendini hemen silkeleyip kendine geldi. Kızın onları evden kibarca kovmasının ardından evlerine geçmiş ve sessizce odalarına çekilmişlerdi. Ertesi gün tekrar eve gittiklerinde Aden'in olumlu tutumu onları mutlu etmişti.

Test için hastaneye ulaştıklarında oldukça sakin görünen kız onu şaşırtıyordu. Test olunmuş, sonuçlar çıkmıştı. Gördüğü ilk an kızı olduğunu anlamıştı zaten ancak kanıtlanmış haliyle ona bakmak içini burktu adamın. Aden'i ve Filiz Hanımı odada bırakıp çıkmışlardı. Hastanede farklı bir odaya geçtiklerinde karısını kolları arasına almış sabaha kadar öylece oturmuşlardı. Büyük oğlu yanlarına geldiğinde onlara yeni kıyafet getirmiş üzerlerini değiştirdikten sonra tekrar diğer odaya geçmişlerdi. Kadının telefon konuşmasına şahit olduklarında ise karısı ve oğlunun bakışlarını yakalamıştı. Hiçbir güç kızını bu aile ile bir arada tutmazdı.

Aden'i kampüse bırakmak için çıktığında kızın asi ve isyankar tavrı onu şaşırtmamıştı. Onun gibi büyüyen her genç gibiydi. İster istemez iç hesaplaşmasında kızlar arasında bir karşılaştırma yapıyor Aden'i hiç tanımamasına rağmen Güneş her şekilde ağır basıyordu. Bu yaptığı yanlıştı biliyordu ancak elinden bir şey gelmiyordu. Arabanın içindeki kısa konuşmalarındaysa kızın güçlü tavrı onu etkilemişti.

Hastaneye geri döndüğünde diğer oğullarının da geldiğini görmüştü. Tüm gün Aden'in test sonuçlarını beklemişlerdi. Filiz Hanım kocası ile yanımıza geldiklerinde adamın saldırgan ve lakayt tavırları tüm ailesini sinirlendirmiş ben öz kızımı isterim dediğinde film kopmuştu. Oğulları adama saldırmaya çalışırken kendisi adamın karşına geçip gereken cevabı vermişti. Adam ise yıllarca sizin kızınıza baktım bunun karşılığını isterim dediğinde şaşırmamıştı. Üzüldüğü nokta Aden'di.

Akşam Aden geldiğinde sonuçları öğrenmişlerdi. Çok şükür Aden donör olabilecekti ancak Sefa'nın dedikleri ile canları sıkılmıştı. Aden sağlıklı bir bünyeye sahip değildi. Göz ucuyla süzdü kızı. Zayıftı çok zayıftı ve bembeyaz teninde göz altları mosmordu. Hastanede her şey sona erip evimize geçtiğimizde yorgunlukla salondaki koltuklara atmışlardı bedenlerini.

"O herif rahat durmayacak baba." dedi Baran.

"İt herif resmen yıllarca baktık parasını verin dedi." bu sefer Doğu.

"Maşallah çok iyi bakmışlar kızın kan değerleri eksilerde. İyi dayanmış bunca zaman." dedi Aslan.

"Resmen Güneş'i görmezlerse tedaviyi unutun dedi pezevenk." dedi Baran.

"Baran!" dedi Zümrüt Hanım. Oğullarının küfür etmelerini hiç sevmiyordu.

"Affedersin anne." 

"Kerem ve Güneş için en sağlıklısı neyse onu yapacağız. Aden kabul etti gerisi önemli değil." dedi Yağız.

Geçen bir haftada Sefa'dan günlük rapor almış Aden'i uzaktan da olsa izlemişlerdi. Kızın tüm hayatı okuldan ibaretti. Güneş ile konuşmuşlar ve onlarla bir görüşme yapmaya karar vermişlerdi. O görüşme gerçekleşmiş Yağız bir kez daha Güneş'i bu aile ile bir araya getirmemesi gerekeni kendine hatırlatmıştı.

Ertesi gün hastanede rutin kontrollerde istediklerini duymuştu. Aden her geçen gün iyiye gidiyordu. Kerem onu çok merak ettiği için eve yemeğe davet etmiş ancak gecenin sonunda pişman olmuştu.

"Neden ya neden ben ne yaptım onlara? Sanki ben sebep oldum karışmamıza. Neden bu denli nefretlerini kusuyorlar bana." diye bağırdığınca Yağız Bey sarsıldı. Böyle bir tepki beklemiyordu.

"Ben hiçbir şey yapmadım. Bana bunu neden yapıyorlar?" dedi ağlarken. Kızın gözlerinden süzülen her yaş kalbini sızlatırken uzanıp kolları arasına almak istedi kızı.

"Ağlama lütfen." dedi çaresizce.

"Çocuklarınızı, karınızı benden uzak tutun." dedikten sonra çıkıp gittiğinde peşinden gitmeye yüzüm yoktu. Haklıydı en başından beri her birimiz ona gereksiz bir cephe almış hiç suçu olmamasına rağmen her şeyi onun omuzlarına yıkmıştık.

Yağız Uyguroğlu düşük omuzlarıyla eve girdiğinde oğullarını ve karısını aynı yerde buldu.

"Ben çıkıyorum." dedi ve yürüdüğü yolu geri dönerek arabasına binip en yakın dostuna Sefa'ya gitti. Onun evinde bahçede karşılıklı oturmuş konuşuyorlardı.

" Güneş'i kaybetme korkusu sanırım." dedi Yağız.

"Çocuklar çok düşkün, bizde." dedi içkisinden içerken.

" Ne alaka?" dedi Sefa kızgın sesiyle.

"Kızı gördüğünüz gibi sanki düşmanınız gibi davrandınız. Sanki her şeyin sorumlusu oymuş gibi. Halbuki bu hikayenin en günahsızı o. Tıpkı Güneş gibi ama siz sanki Aden, Güneş'in yerini almaya çalışan biri gibi davranıyorsunuz." Yağız ofladı.

"Güneş çok hassas. Bizim ona karşı davranışlarımız nasıl sonuçlar doğurur kestiremiyorum. Zümrüt çok mükemmeliyetçi biri biliyorsun. Güneş'i o kadar kusursuz yetiştirdi ki Aden ona çok farklı geliyor. Onun gözünde düzeni bozan bir parça. Çocuklar desen Güneş'i üzecek en ufak şeyde Aden'e saldırmaktan asla geri durmazlar. "

" Sen peki? " dedi Sefa.

" Ben ne yapacağımı bilmiyorum. " dediğinde Sefa güldü.

"Yapmanız gereken tek şey kabullenmek. Aden'i Güneş'in yerine koymanıza gerek yok ki." dedi aklına Aden' in güzel yüzü gelirken.

" Her evladının yeri ayrı değil mi? Aslan'ın, Baran'ın, Doğu'nun, Kerem'in yeri aynı mı? Her biri farklı kalbinde hiçbirini birinin yerine koyabilir misin? " Yağız ağır ağır başını salladı.

" Aden'i Güneş'in yerine koymayacaksın ki Aden'e yeni yer açacaksınız. Ailenizde, sofranızda en önemlisi kalbinizde. "

" Sefa... "

" Hiç öyle bakma. Güneş'i o aile ile bir araya getirmemek için çırpınıyorsun. Güneş onları seçer onlarla yaşamak ister diye değil iyi bir ebeveyn olmadıkları için bunu yapıyorsun. Haklısın Güneş'i asla vermemelisin. Peki Aden? O kız yıllarca kim bilir ne yaşadı? " dedi Sefa.

" O kadar güçlü bir duruşu var ki. Hiçbir şey onu yıkamaz gibi duruyor. "

" Ulan bok herif. Kızın değerlerini görmedin mi? Aden o ailenin yanında kim bilir neler yaşadı?" dedi Sefa. İçi gitmişti Aden'e. Çok zayıftı, yüzü her gördüğünde solgundu. Hele teni buz gibiydi. Bakışları etkilemişti onu. O kadar hissiz, duygusuz bakıyordu ki içi acımıştı kıza.

" Güneş kızımız evet ama Aden de kızımız. Sahip çıkalım kardeşim o insanlar kızı çiğ çiğ yiyor." Yağız Aden'in ona bağrışını hatırladığında iç çekti. Sefa doğru söylüyordu ancak çocuklar ve karısı kıza böyle davranırken onu yanlarına alması çok yanlış bir hareket olurdu.

"Bilmiyorum, sanırım bir süre böyle devam edecek." dedi Yağız.

Ne olacaktı, hayatlarında neler değişecekti aman gösterecekti elbet.

* * *




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MERHABA!

ADEN 1. BÖLÜM KABUL GÖRMEYEN GERÇEKLER

ADEN 94. BÖLÜM SONSUZ SONLAR / FİNAL