ADEN 4. BÖLÜM BENİM ADIM ADEN

 4.BENİM ADIM ADEN


O akşam yemeğinin üzerinden geçen iki günün sonunda başımı ders kitaplarından yeni kaldırmıştım. Bu zaman içerisinde sadece ilaçlarımı almış çok az yemek yemiştim. Midem almıyor, sürekli kusuyordum. İki gün içinde Sefa abi ve Yağız Bey aramış ancak hiçbirine dönüş yapmamış, Sefa abiye kontroller için haftaya hastaneye geleceğime dair mesaj atmıştım.

"Kız kukuman kuşu gibi oturdun kaldın şu masanın başına kalk bir nefes al." annem her saat başı kendini tekrarlayan alarm gibi daldı odama.

"Git başımdan." dedim başımı kaldırmadan.

"Aden. Kalk kız. Pazar var bugün haydi hazırlan ana kız gidelim." oflayıp kitabın kapağını kapattım ve ayaklandım.

"Oldu mu?" diye sorduğumda memnuniyetle gülümsedi. "oldu, annem oldu."

Pazar alışverişi için evden çıktık. Evin birkaç eksiğini alıp geri döndüğümüzde birlikte mutfağa girdik. Annem çorba yaparken bende sebzeli bulgur pilavı yapmaya başladım.

"Filiz. Yıkamamışsın benim kıyafetleri? Ne işe yararsınız analı kızlı siz?" diyerek mutfağa giriş yaptı babam. Dönüp yüzüne bakmadım. Tencerenin kapağını kapatıp salata yapmak için malzemeleri çıkarmaya başladım.

"Azıcık kıyafet. Onun için sabun mu harcayayım?" dedi annem aksi sesiyle.

"Lan gebertirim ha! Yıka şunları." dediğinde daha fazla dayanamadım.

"Git kendi bokunu kendin temizle. Bıktım artık senden!" sinirle karşısına geçtim ve tüm öfkemle bağırdım yüzüne.

"Bak bak nanköre bak dilini koparırım kız senin. Nankör köpek seni." dedi baba müsveddesi sesini daha da yükselterek.

"Ben mi nankörüm sen bana kurban ol be ben olmasam çöpe dönersin sen çöpe. Nankörmüş asıl nankör sensin." artık çığlık çığlığa bağırıyordum.

"Aden. Tamam kızım, geç odana sen." dedi annem ama onu duymadım.

"Yazıklar olsun evlat değil yılan büyütmüşüm. Yazıklar olsun sana ah seni büyüteceğime köpek büyüteydim." ağlamamak için kendimi zor tuttum göz devirdim. Her zamanki halleriydi. Ciddiye alamıyordum.

"Sensin köpek." dediğimde kıpkırmızı kesildi.

"Filiz ben dedim sana bu kıza çok yüz vermişsin tepene çıkar dedim." tepeymiş sensin tepe. Ultra müsvedde seni.

"E seninle mi uğraşacağım ben?" dedim. Tam yanından geçip odama geçecekken baba müsveddesi saçlarıma yapıştı. Yıllar sonra saç diplerimde hissettiğim acı bana kötü hatıraları hatırlatırken acıyla yutkundum.

"Ulan geldiğimden beri tutuyorum kendimi yeter. Özlemişsin belli sen benim dayağımı." dedikten sonra hızla yere itti beni. Kolumun üzerine çok sert düştüğümde acıyla inledim. Hızla sırt üstü uzanıp üzerime gelen adama sertçe tekme attım. Bir iki adım gerilediğinde ayağa kalkmak istedim ancak benden önce davranmış kalkmama müsaade etmeden üzerime çullanmıştı.

"Kim alacak seni benim elimden lan. Kim kurtaracak." derken darbelerini yüzüme indiriyordu. Ben ona direnip karşılık verdiğimde daha da sertleşen darbeleri vücuduma rastgele çarpıyordu.

"Ahmet, dur bırak kızımı hayvan herif.." annem tüm çabasıyla beni babamın elinden kurtarmak istedi ancak aldığı darbeyle geriye doğru savrulup yere düştü.

"Ulan siz kimsiniz lan siz kimsiniz?" o kadar çok bağırıyordu ki sesi emindim ki dışarıya taşıyordu. Güçlü darbelerine daha fazla engel olamadığımdan direnmeyi bıraktım ve beni dövmesini kabullendim.

Annem düştüğü yerden kalkıp aramıza girmiş baba müsveddesini üzerimden çekmeye çabalıyordu. O sıra kapanmaya başlayan zihnim son mücadelesini yaşarken dış kapının sertçe çalındığını ve Aslan'la Baran'ın sesini duyduğumu sandım. Ölüyorken neden onların sesini duyardım ki?

"Lan!" Aslan resmen kükredi.

Üzerimdeki ağırlık yok olurken gözlerimi araladım zar zor. Doğu'nun yüzü gözlerimin önüne geldiğinde gözlerine baktım. Orada endişe ve şaşkınlık bariz bir şekilde kendini belli ederken yüzümdeki kanlara yapışan saçlarımı hafifçe iteledi.

"Aden iyi misin?" dedi. Gülmek istedim. Adımla, sadece adımla seslenmişti.

"Benim adım Aden." dedim zar zor. Kanım boğazıma akıyordu sanki.

"Biliyorum, Aden şu bu değil sadece Aden." dediğinde dudaklarıma zorda olsa bir tebessüm düştü.

"Aden." Aslan, Doğu'nun yanında belirdiğinde zor açık tuttuğum gözlerimle baktım yüzüne. Şok olmuştu.

"Adımı öğrenmişsin." dedim. Cevap vermedi hızla hareketlerle beni kucağına aldığını hissettim. Evden çıktığımızı yüzüme vuran sert rüzgarla anlarken bilincim beni çoktan terk etmişti. Burnuma en tanıdığım koku olan hastane kokusu sızarken kirpiklerim birbirine dolanmış açılıyordu.

"Piç herif kızı ne hale getirmiş." Doğu öfkeyle konuştu kısık sesiyle.

"Kolu çatlamış." dedi Baran. İyi bari Allah'tan kırılmamıştı.

"Baba ne yapacağız?" diyen ise Aslan'dı.

"O itin icabına ben bakacağım. Aden de bundan sonra ait olduğu yerde bizimle yaşayacak." dedi. Sesi itiraz istemiyordu.

"En doğrusu bu ama Güneş?" dedi Baran.

"Güneş ne oğlum?" 

"İstemez baba. Ya Aden'in gelişi onu daha kötü yaparsa? Çok kırılgan biliyorsun. " dedi Baran endişeyle.

"Bırakalım öldürsün kızı o it o zaman oğlum." 

"Güneş'i kötü etkileyecek bir şey yok. Aden'i o ailenin insafına bırakamayız." dedi Aslan. Yumruk falan mı yemişti bu hayır bu sözleri ondan duymak tuhaftı. O sıra kapı açıldı.

"Amca." diyen bir ses duydum. Yusuf'tu... İkidir karşıma çıkan adamın sesiydi.

"Oğlum hayırdır?" dedi Yağız Bey.

"Babama uğradım olanları duyunca bir bakayım dedim. Yapabileceğim bir şey var mı?" diyerek konuştu. Ne yapabilirdi ki?

"O adamı içeri tıkabilirsin abi." dedi Doğu. Abi mi?

"Baran. Bir konuşalım seninle." kulaklarımda çınlayan ses o kadar güzel ve tanıdıktı ki o seste kaybolacağımı sandım.

"Bu." dediğini duydum saniyeler sonra.

"Aden bu mu?" dedi şaşkınlıkla.

"Evet. Çıkalım mı?" dedi Baran. Sonra adım sesleri ve kapının çarpma sesini duydum. Ancak hemen ardından tekrar açıldı kapı.

"Ne işin var burada?" dedi Yağız Bey sertçe.

"İyi mi?" annem buradaydı. Anneme mi bağırıyordu o?

"Ya siz nasıl insansınız? Ya biz gelmeseydik öldürecekti kızı." dedi Doğu.

"Ben engel olmaya çalıştım." annem ağlıyordu.

"Ya kesin öyledir." dedi Aslan. Anneme takındıkları tavır canımı sıkarken gözlerimi aralamaya çalıştım.

"Aden artık bizimle olacak." Doğu'nun sert ve baskın sesi zihnimde yankılandı. 

"Ama." dedi annem. Ağlıyordu.

"Olmaz. Ben kızımı bırakmam. Aden hep benimleydi öyle olacak yine." dedi annem çaresizce.

"Bunu Aden'i bu hala sokmadan önce düşünecektiniz." Yağız Bey'in sesindeki üstencilik ve kibir rahatsız ediciydi.

"Kızımı benden alamazsınız." diye sesini yükseltti annem.

"Bunu dışarıda konuşalım." dedi Yağız Bey. Kapı bir kez daha kapandı.

"Kim bilir yıllarca ne yaşadı? Kaç kere bu hale geldi? " diyen Doğu idi. Sanırım bu halimden en çok etkilenen o olmuştu.

"Bir daha olmayacak. Kimse hiç kimse bir daha onu bu hale getiremeyecek." Aslan kendinden emindi. Dış görünüşündeki güç sesinde hissediliyordu.

"Aden." dedi Doğu. 

"Onun adı Aden." sesine sanki acı sinmişti. "Yıllarca nasıl yok sayıldıysa o ailede her seferinde benim adım Aden deyip durdu." dediğinde acımı görmesi, yaramı tatması kalbimi sızlattı.

Yutkunmak istedim ancak kurumuş boğazım canımı yakınca "Su." dedim. Başımın altına bir el girip dudaklarıma bardağın soğukluğu değince için için içtim suyu. Gözlerimi araladığımda gözlerim bana su içeren Doğu ile karşılaştı. Mavi gözleri kıpkırmızıydı. Benim için üzülmüş müydü?

"Nasılsın?" dedi başımı yastığa geri bırakırken.

"Ooo bu ne ki? Ölmem merak etme." dediğimde güldü.

"Ölme." dedi büyük avcu saçlarımı okşarken. Ama bunu yapma alışırım ben buna. Başımı elinden hiç istemesem de geri çektim. Arsız yanım bu sıcaklığa alışırsa acısını o değil ben çekerdim.

"Aden, iyi misin?" Aslan diğer tarafıma geçip baktı yüzüme.

"Kötü olmamı isterdiniz biliyorum ama şansınıza küsün çok iyiyim." gülümsedi, parmaklanın sırtını yüzümde gezdirdi.

"Özür dilerim. Sana öyle davranmamalıydık." bakışlarımı yüzünden gözlerine çıkardım. Titreyen irisleri onu affetmemi istiyordu.

"Önemi yok aslan parçası." dedim. Gamzelerini belli edercesine güldü. 

"Annem nerede?" dediğimde ikisinin de suratı düştü.

"Babamla konuşuyorlar." dedi Aslan. On beş dakika kadar sonra odanın kapısı açıldığında Yağız Bey göründü. Benim uyandığımı fark ettiğinde yüzünde bir tebessüm belirdi.

"Sonunda gördük mavileri." dediğinde tebessüm etmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Çocuklar." başıyla dışarıyı gösterdi. Aslan ve Doğu odadan çıkınca annem girdi içeriye.

"Anne." dediğimde ağır adımlarıyla yürüdü ve yanımda geldi. Yatağın köşesine oturduğunda titreyen elini yüzüme yasladı.

"Kolun çatlak. Birazda zedelenmelerin varmış onun dışında iyisin." dedi. Sesi titriyordu. Ağrıyan başımı salladım.

"Eve gidelim diyeceğim ama müşahede altında tutarlar kesin." dediğimde dudaklarını birbirine bastırıp başını salladı.

"Ev yok." anneme bakakaldım. Yutkun peş peşe ve dudaklarımı ıslatıp konuştum.

"O ne demek?" dedim.

"Öz ailen." gürültülü bir nefes alıp verdi. "Öz ailenle şu durumda yaşaman daha mantıklı." dediğinde her yanım sızladı. Kalbimin ortasına çöreklenen acıyla yutkunamadım.

"O ne demek anne? O nasıl laf!" hiddetli çıkan sesim göğsümü sızlattı.

"Ben senin yükünü çekemem. Onlar daha iyi bakar sana. Hem baban sana daha fazla zarar vermez." dedi ayaklanıp kapıya doğru koşturdu.

"Anne bırakma beni. Nereye gidiyorsun?" desem de nafileydi. Annem odadan çıkıp gitti. Bende terk edilmişliğimin acısıyla bir hastane odasında kalakaldım.

Ertesi gün hastaneden çıktığımızda Doğu arabaya kadar beni kucağında taşımış arabada da yanıma yerleşmişti. Aslan ve Baran bizden önce eve geçmişti. Malikaneye geldiğimizde Doğu beni tekrar kucaklamış ve salona taşımıştı. Güneş ve Zümrüt Hanım salonun ortasında bizi karşılaşmıştı. Yüzümü ve perişan halimi gördüklerinde ikisi de şok olmuştu. Zümrüt Hanımın sert bakışları kırılmıştı.

"Geçmiş olsun. Nasılsın?" Zümrüt Hanım oldukça ilgili bir şekilde davranınca şaşkınlıkla ona baktım. Yanıma gelmek istiyor ama gelemiyormuş gibiydi.

"İyiyim." dedim. Doğu elinde bir bardak su ve ilaçla yanıma oturduğunda yüzümü buruşturdum. Hap içmeyi hiç sevmezdim.

" Çok geçmiş olsun Aden bizi çok korkuttun." diyen Güneş'ti. Ne kadar samimi olduğunu kestiremediğim için başımı salladım. Sanırım korkmuştu. Kim korkmazdı ki? Karşısında öz ailesinin eseri duruyordu.

Akşam Olduğunda benim için hazırlanan odaya geçmiş yemeğimi odada yemiştim. Kerem'in beni böyle görmesini istememiş ısrarlarına rağmen odada kalmıştım. Yağız Bey gelip kontrol etmiş peşi sıra tam boylar gelmiş bir şey demeden bakıp çıkmışlardı. Uykuya hazırladığım sıra ise son misafirim Güneş teşrif etmişti. Beni baştan aşağı süzüp yüzüne gıcık ifadesini takındı.

"İyi oyunmuş aferin sana." dedi hafifçe alkış çalarken.

"Ne saçmalıyorsun Allah aşkına."

"Niyetini anlamadım mı sanıyorsun kızım? Salak mı var karşında senin?" dedi kısık seste bağırarak.

"Güneş seni şu an gerçekten çekemeyeceğim." dedim ve yatağa doğru hareketlendiğimde çatlak kolumu tutup sertçe çekti. İstemsiz inlerken hissettiğim acıyla yüzümü ekşittim.

"Ne yapıyorsun geri zekalı?" dedim acıyla. Elini hızla geri çekti.

"Bu aile benim. Senin biyolojik olarak kızları olman hiçbir şeyi değiştirmez anladın mı?" dediğinde boğazıma oturan yumruyu zar zor yutkundum. Bir şeyleri değiştirmeye çalışmıyordum ama inatla hepsi bunu ima ediyordu.

"Bir şeyleri değiştirmeye niyetim yok Güneş. Buraya kendi isteğimle gelmedim." dediğimde yüzüne yerleşen alaylı ifadesi ile yüzünün tam ortasına bir yumruk geçirmek istedim. Yakışırdı...

"İyi en kısa sürede gideceğine emin ol. Ne annem ne babam ne de abilerim seni gerçekten istiyor. Sana acıyorlar acıyoruz! Bir an önce def olup gideceksin. " dedi ve odadan çıkıp gitti.

Ve ben her zaman olduğu gibi yapayalnız kaldım küçücük odada. Boğazımın tam ortasına oturan yumru gözlerimi yaşartırken şansıma bir kez daha ana avrat küfür ettim. Bu hayatın benimle ne alıp veremediği var bir anlasaydım keşke...

Gece aldığım ilaçlar beni derin ama huzursuz bir uykunun kollarına bırakmış kabuslar peşimi bırakmamıştı. Sabahın köründe uyanmış bir daha da uyuyamamıştım. Öylece yatağın içinde oturmuş boş boş karşımdaki duvarı izlemiştim. İlerleyen saatlerde evin içi hareketlenmiş sesler çoğalmıştı. Burada olmaktan mutsuzdum bir o kadar da memnuniyetiz ancak şu an bu yataktan hiç çıkmak istemiyordum.

"Aden, uyandın mı?" Doğu'nun kapının dışından gelen sesi ile o tarafa baktım.

"Gelebilirsin." dediğimde kapı hızla açıldı.

"Günaydın." dedi Doğu. Bana karşı en başından beri önyargısız yaklaşan kişi oydu. Anlayışlıydı.

"Günaydın." bakışları bedenimde takılı kaldı. Kaşlarını çatıp öyle konuştu.

"Sen böyle mi uyudun? " dediğinde üzerime baktım. Dün geceki kıyafetlerim üzerimdeydi. Kedi motifli pijamamda yer yer kan izleri vardı. umursamadım farkında bile değildim.

"Ben Güneş'ten kıyafet isteyeyim senin için." dediğinde hemen öne atıldım.

"Gerek yok. Eve gideceğim zaten." dediğimde çatık kaşları daha da çatıldı.

"O eve gitmeyeceksin Aden." dedi tersçe.

"Benim evim orası. Bu ev değil." dedim. Sustu cevap vermeden başını ağır ağır sallayıp çıktı odadan. Tam tekrar yatağa yaslanacakken kapı çaldı ve Yağız Bey ve Zümrüt Hanım içeri girdi.

"Aden nasılsın?" dedi Yağız Bey.

"İyi." dedim sadece. Bakışlarımı Zümrüt Hanım'dan kaçırıyordum. Ancak onun bakışları ısrarla üzerimde duruyordu.

"Beni ağırladığınız için teşekkür ederim. Ben artık gitsem iyi olacak." dediğimde dönüp yüzlerine baktım. İkisi de dediğimden hoşlanmamıştı.

"Aden o eve dönmen mümkün değil. Bu konuda tartışma istemiyorum. Eşyaların sabah geldi. Artık buradasın." dedi Yağız Bey. Annem beni gerçekten istemiyordu... Bakışlarımı ondan çekip Zümrüt Hanım'a çevirdim. Bu durumdan pek memnun olmasa da benim o gitmeme gönlü el vermiyormuş gibi bakıyordu.

"Buna gerek yok. Ayrıca nerede kalacağıma karar verecek bir yaştayım." diyerek tavrımı sürdürdüm.

"Senin sağlığın bizim için önemli Aden. En azından Kerem iyileşene kadar bizimle kalman daha sağlıklı olacak." dedi Zümrüt Hanım. Tabi ya Kerem faktörünü nasıl unuturdum. Bir an gerçekten beni düşündüklerini sanmıştım.

"Buradasın Aden. İtiraz kabul etmiyoruz. Kahvaltıya in lütfen." dedi Yağız Bey. Odadan çıkarken Zümrüt Hanım bir iki saniye bekleyip bana yöneldi.

"Gece hiç düşünemedim sana temiz kıyafetler vermeyi. Kusura bakma böyle yatırdık seni." dedi üzerimdeki kirli ve kanlı kıyafete tiksinerek bakarken. Bakışları bana değil pijamayaydı ama o bakışları birer hançer olup kalbime saplanmıştı.

"Senin için temiz kıyafetler istettim. Kendi kıyafetlerinde geldi." dedi. Odadan çıktığında öylece kaldım. Eşyalarım gelmişti ama neredeydi kim bilir? Yataktan zar zor kalkıp ayaklandığımda birkaç saniye başım dönmüştü. Kendime gelmek için olduğum yerde dururken odanın kapısı çaldı.

"Gir." dediğimde iki çalışan ellerinde eşyalarımla içeri girdiler.

"Günaydın Aden Hanım." dedi geçen geldiğimde benimle ilgilenen kız.

"Günaydın." dedim. Genç adam elindeki iki valizi odadaki küçük dolabın önüne bıraktı.

"Aden Hanım valizlerde kıyafet ve kitaplarınız var. diğer kitaplarınız kutulandı birazdan getireceğim. Hepsi bu kadardı." dediğinde başımı salladım. Fazla kıyafetim yoktu. Kitaplarım kıyafetlerimden daha fazlaydı.

"Teşekkür ederim." dedim küçük bir tebessümle. O odadan çıkarken kız kaldı.

"İsterseniz duş alın. " üzerime baktım. Kıyafetler bu haldeyse bedenim ne haldeydi kim bilir? Başımı salladım usulca.

"Size yardımcı olayım. Zorlanırsınız kolunuzla." dediğinde birden bastıran gözyaşlarımla şaşkınlıkla kıza baktım.

"Özür dilerim yanlış bir demek istemedim." 

"Ben hallederim." dedim kısık sesimle. Kararsız kalsa da bana karşı çıkmak istemedi. Beni odanın hemen karşısında buluna n banyoya yönlendirdi.

"Bu katta pek vakit geçirilmez o nedenle banyo size tahsis edildi. Sizden başka kimse kullanmayacak." dedi kız. Umursamadım söylediklerini bana tahsis edilen bir banyodan daha büyük dertlerim vardı. Mesela bu kızın adı neydi?

"Adın ne?" dediğimde bana baktı.

"Kiraz efendim." dediğinde kaşlarımı çattım.

"Bana efendim ya da hanım demene gerek yok Kiraz ismimle seslenmen yeterli." dediğimde, "ama." dedi.

"İsmimle seslen lütfen." diyerek direttim.

"Peki." dedi ve benim için küveti hazırladıktan sonra çıktı.

Tek elle zorda olsa soyunup girdim küvete. Saçlarımı ve bedenimi yıkayıp hemen çıktım. Bu evin herhangi bir yerinde çok fazla vakit geçirip benimsemek istemiyordum. Odaya geçtiğimde Kiraz'ı burada buldum.

"Diğer kitaplarınızda geldi. Kahvaltıdan sonra birlikte yerleştiririz isterseniz." dediğinde başımı olumsuzca salladım.

"Eşyalarımı yerleştirmeyeceğim böyle iyi. " dedikten sonra bavullara yöneldim. Böylesi daha iyiydi. Daha sonra birde toplamak ile uğraşmak istemiyordum.

"Kırmızı olanda kıyafetleriniz var." dedi ve benim için yan yatırıp kapağını açtı. İçinden iç çamaşırı, her zaman giyindiğim siyah taytım ve büyük beden aldığım kapüşonlumu çıkarttım. Giyinmeme yardımcı olduğunda ona teşekkür etmiş ve sonunda salona geçebilmiştim. Sanırım tüm aile beni bekliyordu.

"Sonunda." dediğini duydum orta boyun.

"Geciktim kusura bakmayın." dediğimde hepsi ayaklandı.

"Tekrar günaydın Aden. Sıhhatler olsun." dedi Doğu yanıma geldiğinde.

Başımı salladım sadece. Yine aynı düzende masaya geçtiğimizde Doğu önce sandalyemi çekti ve geçip tam karşıma oturdu. Çaprazımda Zümrüt Hanım hemen sol tarafımda Kerem vardı. Bana oldukça meraklı bakıyordu. Ona döndüm. Yüzüm dün akşama göre daya iyi sayılırdı. En azından kurumuş kanlardan arınmıştım.

"Günaydın fındık kurdu" dedim kısık sesimle. Kıkırdadı dönüp babasına baktı.

"Baba Aden ablam bana fındık kurdu dedi." dediğinde gülümsedim. İletişimi çok iyi bir çocuktu ve sanırım Uyguroğlu ailesinde beni kendisine çeken tek kişi oydu. Masumdu.

"Duydum yavru aslan." dedi Yağız Bey yüzünde samimi bir gülüşle.

"Aden abla, sende mi ilaçlar yüzünden böylesin?" dediğinde yutkundum.

"Yani, evet." dedim.

Bilmiş bilmiş başını salladı. O sıra Kiraz yanında iki kadınla içeri girdi ve çay servisi yapmaya başladığında kahvaltı faslı başladı. her zaman az yiyen bünyem beni şaşırtmadı ve olabilecek en az miktarda yedi.

"Bugün maç günü baba. Hazırlığını yap istersen." dedi Aslan.

"Sus lan eşek sıpası. Hazırlıkmış." dedi Yağız Bey keyifle.

"Ama abim haklı baba iddiaya girdiniz?" dedi Güneş.

"Kızım sende mi güzelim?" dediğinde içtiğim çay resmen takıldı kaldı boğazımda. Doğru onun kızıydı. Fazlalıkmış gibi hissetmem normaldi. Bu ailenin bir ferdi değildim ve kendimi misafir gibi bile hissetmiyordum.

Lakin içten içe burayı, bu aile sıcaklığını istediğimi de kendime inkar edip duruyordum.

"Görüyorsun değil mi hatun tüm çocukların bana karşı." dediğinde Zümrüt Hanım içten bir gülüş sundu karşısında oturan kocasına.

"Canım benim her çocuğuma Galatasaray diye diretirsen onlarda sana karşı olurlar böyle." dediğinde kerem ayaklanıp sandalyesinin üzerine çıktı.

"Babama karşı biz. Yaşasın." dedi sevinçle sonra bir marş okumaya başladı.

"Yağmurlu bir günde görmüştüm seni
Üstünde çubuklu formalar vardı
Bir anda vuruldum aşık oldum ben
Hayatın anlamı siyah beyazdır"

Diğerleri de Kerem'e eşlik ediyor marşı gülerek bağırarak söylüyorlardı. Güneş bile ayağa kalkmış yumruk yaptığı elini havaya savurarak marşı söylüyordu. Bunların yaptığı her hareket neden benim canımı bu kadar acıtıp ağlamamı dürtüyordu anlamıyordum. Bal gibi anlıyordum da neyse.

"Hey hey tamam çocuklar. Abartmayın misafirimizin önünde." işte benim yerim tam olarak buydu demek isterdim ancak değildim... Misafir bile değildim. Öyle gelmiş öyle gidecek hiçbir zaman bir yere ait olamayacaktım. Zümrüt Uyguroğlu bunu her defasında yüzüme vuruyordu.

Uyguroğlu çocukları durulup tekrar yerlerine yerleşirken Doğu bana kırık bir tebessümle baktı."Aden sen hangi takımlısın?" dediğinde yutkundum ancak boğazımdaki yumru o kadar büyüktü ki sesim çıkmıyordu. Derin bir nefes alıp peş peşe yutkundum burnumun direği sıkarken ağlamamak için büyük bir çaba sarf ettim.

"Ben futbolla ilgilenmiyorum tuttuğum bir takım yok." dediğimde başını salladı.

"Ama bizim gibi Beşiktaşlı olursun değil mi?" dedi Kerem.

Ardından Aslan'a bakarak konuşmaya başladı. " Abi babama karşı bir savaşçı daha kazanmalıyız bence." dediğinde onun benim için girdiği çaba sol gözümden akıp giden bir damla yaşla kalbime kazındı. Kimseye çaktırmadan kaşır gibi yapıp sildim yüzümü.

"Aden istediği takımı tutmakta özgür abim. Ama fazladan bir formam var." dedi Aslan gülümseyerek. Bakışlarım gülümsemesine takıldı. Hastanedeki, arabadaki ve geçen akşam bu evin bahçedeki tavırları teker teker geçip gitti gözümün önünden.

"Babamı alt etmemiz için sayımız yeter yavru aslan." dedi Baran. Başımı Aslan'dan Baran'a çevirdim. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Onlar istedi diye Beşiktaşlı olacak değildim zaten. 

"İzninizle gidip dinlensem iyi olacak." dedim ve cevap beklemeden kalktım masadan. Arkamdan Kerem'in Baran'a benim için kızmasıyla göz yaşlarımı daha fazla tutamamıştım. "Abi çok kötüsün üzdün Aden ablamı."

Odaya geldiğimde hemen yatağa geçtim. Yorganın altına girip bedenimi camın olduğu tarafa çevirdim. Camdan dışarıdaki orman manzarasını izlerken ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Bir ara Kiraz ilaçlarımı getirmişti. Uzun bir zamandan sonra ilk defa boş geçen günüm beni kötü hissettiriyordu. Akşam olmuş gökyüzü kararmıştı. Beni daldığım geceden kendine getiren ise çalan telefonumdu. Oğuzhan Uğur'un Emir'i arıyordu.

"Hayırsız." dedim sakin sesimle.

"Aşk olsun daha geçen aradım." dedi ve hemen ardından nefes almadan konuşmaya devam etti.

"Aden kızım var ya nasıl özledim seni." dediğinde gülümsedim.

"Ya ya tabi o yüzden bunca zaman aramadın değil mi? Doğru söyle Emir oraya gidince unuttun beni." dedim. Gözümden yaşlar artık benden izinsiz akıp gidiyordu.

"Ya benim cennet bahçem, can suyum bir tanecik dostumsun başıma neler geldi bir bilsen var ya of of." 

"Ne geldi?"

"Ooo anlatsam saatler sürer iki güne geleceğim zaten her şeyi sabaha kadar çekirdek yediğimiz bir gece anlatırım. Asıl bombaya hazırlan sen gelince dinlettirecektim ama dayanamadım."

"Bitti mi yeni şarkın?" dedim. Emir benim çocukluğumdan beri hayatımda olmayı başaran tek insandı. Canımdı.

"Bitti. Atıyorum sana hatta attım. Bu şarkı senin cennet bahçem. Umarım beğenirsin. Seni seviyor ve huzurundan ayrılıyorum." o hep böyleydi.

"Bende seni seviyorum deli." dedim ve telefonu kapattım. Uzanıp komodinin üzerinde duran kulaklığı takıp attığı şarkıyı açtım.

"Tek başınayız Aden

Hiç kimsemiz yok Aden

Paramparçayız Aden

Vurdular ölmedim Aden"

Emir'in dudaklarından çıkan kelimeler gözyaşlarımın daha hızlı akmasına sebep olurken hıçkırıklarımı duymamak için sağlam elimi dudaklarıma kapadım. Benim adıma bizim için şarkı yapmıştı.

"Aden bir var bir yok

Kaçacağım da yok bir yol

Tanrı durma yap diyor

Kalbim uslanmıyor

Beden hissizleşiyor

Acıyı hissetmiyor

Aden yakıp yıkıyor geriye ne kalıyor?"

Sokaklarda şarkı söylerken keşfedilmişti. Önüne sağlam bir eğitim şansı konulmuş ve o da benim resmen iteklememle kabul etmişti. Hiç ayrılmayan biz ayrılmıştık. İkimizin de hayatı o kadar aynıydı ki.

"Varsa kalp eğer çık öteye göster

Beni böyle yarım bırakma Aden bir söz ver

Veremezsin tabi çünkü hiç işine gelmez

Kızım başaramayacaksın vurulmayla ölmem."

Bana giderken bizi, acılarımızı ölümsüzleştireceğim demişti. Dediğini de yapmıştı. Şarkının sözleri o kadar bizdi ki onunla olan acı tatlı anılarımız gözümün önünde geçip gidiyordu.

"Bir bak şu haline hep anlamsız tavırların

Sen gidersen eğer hikayemiz yarım kalır

Yeni bir hikaye yazmak baya zaman alır

Sayende düşman ettik tanrıları ,

Peşimde bir sürü dert Kaçamam bir sürüler

Tam bitti dediğimde

Sativam alır alev

Bunu beraber yapmamız gerek yapamıyoruz,

Bir kazananı yoksa niye savaşıyoruz?"

Geceyi sabaha emanet edene kadar hiç durmadan dinledim. Dilime pelesenk olmuş çıkmayan sesimle söylüyordum şarkıyı. Yastığın kılıfı gözyaşlarımdan sırılsıklam olmuş, gözlerim ağlamaktan hissizleşmişti ama ben hala dilimde şarkının sözleri ile kimsesizliğime isyan ediyordum. Kimsesizdim. Ne üvey ailem ne de öz ailemin umurunda değildim. Hepsi için bir yüktüm. Kendimi sığıntı gibi hissediyordum ve bu hissettiklerim birer kıymık olup canımı yakıyor, ruhumu kanatıyordu.

"Tek başınayız Aden

Hiç kimsemiz yok Aden

Paramparçayız Aden

Vurdular ölmedim Aden" 


* * * 




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MERHABA!

ADEN 1. BÖLÜM KABUL GÖRMEYEN GERÇEKLER

ADEN 94. BÖLÜM SONSUZ SONLAR / FİNAL