ADEN 6. BÖLÜM ÖFKE
6. ÖFKE
"İyi mi?" dedi Zümrüt Hanım telaşla.
Dönüp yüzüne baktım. Çok solgun görünüyordu. Gecenin bir körü evdeki telaşlı seslerle yataktan adeta koşarak çıkmış hemen alt kattaki Kerem'in odasından gelen seslerle odaya girmiştim. Kerem'in aniden yükselen ateşi ve sürekli kusması tüm aileyi korkutmuş bu gece izinli olan özel hemşirenin yokluğunda her şey birbirine karışmıştı. Kendimden emin bir şekilde odaya girmiş ve hepsini adeta kovarak Kerem'e müdahale etmeye başlamıştım. O sıra Sefa abiyi arayan Yağız Bey beni onunla görüştürmüştü.
"İyi merak etmeyin." dedim elinin üzerine açtığım damar yolundan son doz ilacını yaparken. Kerem'in kusmaları durmuş ateşini soğuk soğuk terleyerek atıyordu.
Elimdeki eldivenleri çıkartıp arkama döndüğümde yaptıklarımı izleyen aile fertlerine döndüm. Tam boylar endişeyle, Güneş ağlayarak Yağız Bey ve Zümrüt Hanım ise korkuyla Kerem'e bakıyorlardı.
"Bu kadar kalabalık olması sağlıklı değil. Çıkmalısınız. Ben yanında olacağım." dedim.
"Baba hastaneye mi götürseydik her ihtimale karşı?" dedi Aslan.
"Aden yapılması gerekeni yapmış. Sefa boşuna gitmeyin dedi." durdu ve derin bir nefes alıp bana baktı. "Teşekkür ederim."
Sesinde minnet vardı. Başımı salladım. Zümrüt Hanım Kerem'in yanına gelip başına öpücük bıraktı. Bir damla gözyaşı burnunun ucundan Kerem'in yanağına damladı. Bu görüntü içimi sızlattı. Bir anne için en zor olan şey ölümle savaşan bir evladın acısıydı sanırım.
"Sabah olmak üzere." dedi Baran.
"Uyku tutmaz bizi şimdi. Çay yapayım en iyisi aşağıda oturalım." dedi Zümrüt Hanım. Peşi sıra herkes odadan çıkarken bende Kerem'e döndüm. Bir saat öncesine göre daha iyi görünüyordu.
"Aden, hadi gel sende. Uyudu zaten uyanırsa duyarız." dönüp tekrar baktım Kerem'e huzurlu görünüyordu.
Salona geçtiğimizde herkes salondaydı. Hepsi üzgün görünüyordu. Ben bile iki gündür varlığını bildiğim bir çocuk için bu denli üzülürken onların üzüntüsünü elbette tahmin dahi edemiyordum.
"Bitki mi demleme mi istersiniz?" dedi Zümrüt Hanım. Dönüp ona baktım. Üzerinde saten sabahlığı, çıplak ayakları ensesinde toplu saçlarıyla tam bir zengin ev annesiydi. Buna içten gülsem de dışarı yansıtmadım. Yanlış anlaşılmak istemezdim açıkçası.
"Demleme olsun." derken buldum bir an kendimi. Tam bir çay aşığıydım. Zümrüt Hanım bana tuhaf bakışlar atarken tuhaf bir gülüş belirdi kısacıkta olsa yüzünde.
"Aden doğru diyor hatun. Bitki çayı nedir yap tavşan kanı." dediğinde Yağız Bey tebessüm ettim. Tavşan kanı varken bitki çayı da neydi? Zümrüt Hanım mutfağa geçerken bende salona geçip Güneş'in yanına oturdum.
"Aden bir şey sorabilir miyim?" dedi Doğu.
"Sor?" dedim.
"Sen kaçıncı sınıftın? Maşallah her şeyi yaptın." dedi.
"Dördüncü senem. Stajda var tabii. Pratik alanım geniş olduğundan kolay öğrendim ama ben öncesinde de biliyordum." dedim.
"Nasıl yani?" diyen Güneş'ti.
"Ortaokuldayken bir komşumuz vardı. Hemşireydi. Kocası da asker. Nöbet gecelerinde oğluna bazen ben bakardım. O sıra tıp mı okusam diye karar aşamasındayım. Sağ olsun ben merak ettikçe çoğu tıbbi bilgiyi, müdahaleyi öğretti. Tıp okumam birazda onun sayesinde."
"Teşekkürler Aden. O an sen çıkıp gelmesen biz..." dedi Baran. Burun kıvırma Aden, gözlerini de devirme. Sakın yüzünü ekşitme, sakin kızım.
"Yapmam gerekeni yaptım." dedim. O sıra Yağız Bey'in telefonu çaldı. Hoparlöre alıp önümüzdeki orta sehpanın üzerine bıraktı.
"Yavru aslan nasıl?" dedi Sefa abi.
"İyi, yani sanırım iyi." dedi Yağız Bey.
"Şu anlık gelişen bir komplikasyon yok Sefa abi. Kusması durdu ateşini de terleyerek atıyor. Şu anda da mışıl mışıl uyuyor." dediğimde Sefa abi güldü.
"Maşallah maşallah bir an önce mezun ol da yanıma alayım seni kızım." dediğinde içim sımsıcak kesildi. Yüzümde beliren en samimi gülücüğümle telefona bakıyordum.
"Amca bu normal mi peki? Daha önce ateşlenmişti ancak bu çok farklıydı." dedi Aslan. Sefa abiye hepsi Amca diyordu.
"Normal oğlum ilaçların etkisi ağır ne zaman yan etki göstereceği belli olmaz. Aden'in değerlerine bu hafta bakalım tekrar iyidir diye düşünüyorum. Dengelenmişse hemen başlarız tedaviye." dedi Sefa abi.
Zümrüt Hanım elinde tepsiye geldi yanımıza. Ortaya koyduktan sonra Yağız Bey'in yanına oturup soluklandı. Herkes çayını aldığında uzanıp bende bana kalan bardağı aldım. İlk yudumdan sonra başımı kaldırıp Zümrüt Hanıma baktım. Bu çay çok farklı ve güzeldi. Biraz kokladım ve tekrar içtim. Allah'ım bu çay çok iyiydi.
"Elinize sağlık çok güzel olmuş." dediğimde dönüp yüzüme baktı.
"Afiyet olsun." dedi ve kendi çayını yudumladı. Çay faslı bitince ayaklanıp Kerem'in yanına çıktım. Ateşi tamamen düşmüş rengi kendine gelmeye başlamıştı. Odasından çıktığımda kapıda Yağız Bey'i gördüm.
"İyi." dedim. Başını hafifçe salladı ve birden hiç beklemediğim bir şey yaptı. Bana sımsıkı sarıldı. Boşta kalan elim yumruk olurken karşılık veremedim. Bir eli sırtımda bir eli saçlarımdaydı.
"Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim." kendimi geri çektim. Bu tür temasları hiç yaşamadığım için yadırgıyordum. Kalbim çok hızlı atıyordu.
"Bir şey yapmadım." dedikten sonra hızla kaldığım odaya çıktım. Gözlerimden yaşlar durmadan akıp gitti. Bana sarılmıştı...
"Kendine gel kızım. Sakın kanma." sürekli kendimi uyarıp durdum. Sonra pencerenin önündeki çalışma masasına geçip her zaman yaptığım şeyi yapmaya başladım. Ders çalıştım. Güneş doğdu, evin içinde sesler yükseldi, kuşlar gökyüzünü sardı ve ben yine durup ders çalıştım.
Kapı çalındı ve ardından Kiraz'ın sesini duydum.
"Aden."
"Gel Kiraz." dediğimde kapıyı açıp içeri girdi.
"Sefa Bey geldi. Seni görmek istiyor. Kerem'in odasında." dediğinde oturduğum yerden kalkıp Kerem'in odasına geçtim. Yağız Bey ve Zümrüt Hanımda buradaydı. Sefa abi ise açtığım damar yolunu inceliyordu.
"Valla bravo kusursuz bir damar yolu açmış helal olsun." dedi ve arkasına döndüğünde beni gördü yüzünde gülüşü büyürken yanıma gelip beni kolunun altına aldı.
"Bizim intörnlerden daha iyi yapmışsın güzellik valla tebrik ederim." dedi bir kez daha. Gülümsedim.
"İyi bir öğrenciyim inkar etmeyeceğim." dedim. Öyleydim canla başla dersleri dinliyor sürekli pratik yapıp ders çalışıyordum. Hoş şu sıralar pek çalışabildiğim söylenemezdi.
Kerem uyandığında herkes kelimenin tam anlamı ile başına üşüşmüştü. Bu durum onun için hem yorucu hem de zararlıydı. Önce boğazımı temizledim ardından yalandan öksürdüm ancak elbette hiçbirinin dikkatini çekemedim.
"Millet rahat bırakın çocuğu başına üşüşmeyin hiçbirinizde maske bile yok çıkın hadi odadan." dedim bağırarak. Hepsi şaşkınlıkla bana bakarken istifimi bozmadım. Odası geceden be yol geçen hanına dönmüştü ve bu lösemi hastası bir çocuk için çok tehlikeliydi.
" Aden haklı. " diyen Doğu idi. Herkes çıkınca Kerem," Oh be." dedi. İsyanına gülerken yanına gidip yatağına hemen yanına oturdum. İkimizin de yüzünde maske vardı.
"Fındık kurdu. Nasılsın?" dedim maskeden dolayı seslerimiz boğuk çıkıyordu.
"Şimdi iyiyim hepsini çok seviyorum ama bu kadar ilgi de fazla canım." dediğinde güldüm. Seni yerim çocuk.
"Gece bizi birazcık korkuttun ondan böyleler." dediğimde bakışları mahzunlaştı.
"İğnemi sen yapmışsın. Hemşire abla yapınca hep acırdı. Şimdi hiç acımıyor." dediğinde gözlerim doldu ve uzanıp elinin üzerini öptüm.
"Elim hafif demek ki." dedim. Başını salladı. Kapı çalınmadan açıldığında Zümrüt Hanım elinde tepsi ile içeri girdi.
"Anneciğim kahvaltı zamanı." dedi ve yatağın diğer tarafına oturdu. Tepsinin içindekilere baktım. Peynir, yumurta, domates ve salatalık vardı. Gece fenalaştığı için bu sabahki kahvaltısı oldukça hafifti. Uzanıp rafadan olan yumurtayı aldım.
"Yumurta midesini bulandırabilir. Bugünlük azıcık yiyelim olur mu fındık kurdu öğlen sana bol bol fındık veririz." dediğimde başını salladı.
Zümrüt Hanım, Kerem'e yedirirken bende onları izledim. Çocuklarına oldukça ilgili ve düşkün bir anneydi. Kendi annem geldi bir an aklıma. Hastalandığımda bana genellikle kızardı. Bende hasta olmamak için büyük çaba gösterirdim. Ancak bu durum benim için pahalıya patlamıştı. İleri derece kansızlık vardı ve daha da ilerlemesi anemiye yol açıyordu.
Ne zaman hastalansam Emir'in evine gider orada iyileşir geri dönerdim. Döndüğümde neredeydin diye kızardı. Dudaklarımı birine bastırdım. Kendim için üzülüyordum ancak Güneş için mutlu olmam ne kadar doğruydu bilmiyorum. O burada bu aile ile olduğu için şanslıydı ve ben onun için mutluydum. Güneş benim ailemle yaşasaydı sanırım benim kadar dayanamazdı.
"Doymadın biliyorum oğlum ama bir iki saat dayanabiliriz değil mi? Sonra Aden ablanın dediği gibi fındık ceviz falan getireceğim sana yanında da Güneş ablanın yaptığı hurma topları olacak." dedi Zümrüt Hanım.
"Doydum anne. Hurma toplarından biraz çok yesem olur mu?" dedi Kerem.
"Bakarız oğlum." dedi Zümrüt Hanım. Tam tepsiyi alacağı vakit Güneş odaya daldı. Evet resmen daldı.
"Anne." dedi ağladı ağlayacak bir halde.
"Kızım ne oldu?" dedi Zümrüt Hanım telaşla ayaklanıp.
"Anne babamın aldığı kolyem yok. Sabah boynumdaydı. Düşürdüm mü ne yaptım yok hiçbir yerde bulamıyorum." dediğinde yok artık dedim. Bir kolye için mi bu haldeydi? Babasının aldığı kolye Aden. Sen ne bilirsin babanın aldığı bir kolye ne demek?
"Kızım sakin ol. Klipsi gevşemiş demiştin düşmüştür bir yere buluruz." dedi ve dönüp tepsiyi aldı.
"Hadi inelim aşağı bir kahve içelim sonra hepimiz ararız." dedi Zümrüt Hanım. Bana bakıp, "Hadi Aden." dedi beni de çağırarak. Salona indiğimizde mutfağa kahve yapmasını söylemişti Zümrüt Hanım.
"Güneş ağlama anneciğim. Daha önce de düştü bebeğim buluruz şimdi el birliği ile." dedi ancak Güneş oralı bile değildi çok kıymetliydi anlaşılan. Kahvelerin geldiği sıra tam boylar da salona giriş yaptılar. Güneş'i ilk fark eden Aslan oldu.
"Güneş ne oldu abim?" dedi telaşla. Diğerleri yanına gelmişti.
"Kolyemi düşürdüm yine bulamıyorum hiçbir yerde." dediğinde Aslan'ın derin bir nefes aldığını işittim.
"Buluruz güzelim ağlama." dedi. Tırnaklarımı inceleyen bakışlarımı onlara çevirdiğimde Doğu ve Aslan Güneş'e bakarken Baran bana bakıyordu. Ancak ben o bakışlardan hiç hoşlanmamıştım.
"Umarım kaybolmuştur." dedi gözlerini gözlerimden çekmeyerek. Lan bir saniye bu bana imada mı bulundu?
"Düşürmüştür yine bir yere." dedi Doğu bu durum hep oluyormuş gibi.
"Bilemeyeceğim artık." dediğinde bende film koptu.
"O gözlerin bana öyle bakmaya devam ederse..." lafımı kesti.
"Ne olur?" dedi pişkin pişkin.
"Oyar eline veririm." dedim öfkeyle.
"Hey." dedi Doğu. Ne hey küçük boy, abin bana resmen sen aldın pardon çaldın bakışları atıyor ne hey?
"Aden'in odasına baktınız mı anne ne olur ne olmaz." dediğinde bende film koptu bu kadarı da fazlaydı. Öfkeyle oturduğum koltuktan kalkıp karşısına dikildim.
"Bana bak ağzından çıkanı bil yediririm o lafları sana! Sen hayırdır kime hırsız diyorsun?" diye bağırdım.
"Oğlum ne diyorsun sen?" dedi Zümrüt Hanım kızar bir tonda.
"Ne bileyim anne evdeki tek yabancı o. Belki görünce almıştır." dediğinde üzerine atıldım. Ancak Doğu belimi kavrayıp kendine çekti beni.
"Geri zekalı, mal kafa seni gebertirim." diye bağırdım.
"Ne bakıyorsunuz öyle bana?" dedi ne nefes alıp verip devam etti. " Nerede büyüdüğünü sizde gördünüz ben o ailenin kızından her şeyi beklerim."
"Baran!" dedi Zümrüt Hanım bağırarak.
"Bana bak bir daha asla aileme laf söyleme." ne olursa olsun ben onlara anne baba diyordum.
"Ne oluyor burada?" Yağız Bey'in gür sesi yankılandı. Yanında Sefa abi ve Yusuf ile içeri girdiler.
"Aden'in Güneş'in kolyesini çalıp çalmadığını tartışıyoruz." dedi Baran.
"O nasıl laf öyle oğlum." dedi Sefa abi şaşkınlıkla.
Bakışlarımı tek tek herkeste gezdirdim. Her birinin bakışında bir kırılma vardı bu durumu dilleri inkar etse de bakışlarında acaba kol geziyordu. Bir Sefa abi ve Yusuf öfkeyle bakıyordu Baran'a.
" Aden." dedi bu sefer Zümrüt Hanım. Ona döndüm.
" Eğer aldıysan. " dediğinde hınçla çektim bedenimi Doğu'nun kollarından. Çatlak kolum acıyordu ancak hissedecek sakinlikte değildim.
"Bana bakın yettiniz siz." dedim parmağımı onlara sallayarak.
"O kadar laf ettiniz, hakaret ettiniz, görmezden geldiniz, yok saydınız eyvallah dedim ama sınırı aştınız." dedim bağırarak. Boğazım acıyordu.
"Siz kimsiniz ya siz kendinizde bu haddi nasıl buluyorsunuz?"
" Aden sakin ol." dedi Doğu.
"Sakin mi olayım ağzıma sıçtınız be bir haftada ne sakini." dedim. Durmadım devam ettim bağırmaya.
"Bir daha aileme o dilinizi uzatırsanız bu evi başınıza yıkar sizi de içine gömerim anladınız mı beni?"
"Aden biz özür..." demeye çalıştı Güneş.
"Ben sizin.." dedikten sonra tövbe çekip arkama dönüp evin çıkışına yöneldim.
"Aden dur nereye?" diyen Yağız Beydi.
"Cehennemin dibine." diyerek son kez bağırdım.
Tam kapıdan çıkacakken durdum ve arkamı döndüm hepsi karşımda durmuş baba bakıyordu. Doğu, Aslan ve Güneş hem şaşkın hem de mahcup bakarken Sefa abi ve Yusuf gözleri hüzünle parlayarak bakıyorlardı. Yağız Bey ve Zümrüt Hanım oldukça üzgün bakarken Baran halinden gayet memnun gidişimi izliyordu. Bilerek yapmıştı. Şerefsize bak, ben sana neler yapacağım bak görürsün...
"Sizin adınıza çok üzgünüm leş gibi evlatlar yetiştirmişsiniz. Güneş için seviniyordum burada sizinle yaşamış büyümüş diye ama asıl kendime sevinmeliyim. Ben başımda bir anne bir baba olmadan büyüttüm kendimi. Kimseden tek bir kötü laf işitmedim. Ama siz... Siz o kadar kötüsünüz ki o kadar iğrençsiniz ki. " sesim titriyordu artık.
"Sizinle burada bir saniye bile durmaktansa gider o baba müsveddesinden dayak yerim daha iyi." dedikten sonra çıktım evden.
Büyük bahçe kapısının önüne geldiğimde arkamda Doğu'nun ve Yağız'ın adımı seslenen seslerini duyuyordum. Oralı olmadım. Bahçeden de çıkıp kendimi yola attığımda önce sağıma sonra soluma baktım. Issız bir yerde neden ev yaparlar arkadaş?
Soluma döndüm ve yürümeye başladım. Ağlamamak için gökyüzüne bakıyor, dudaklarımı ısırıyordum ama nafileydi. Gözlerim dolu doluydu. Durup senin bir nefes aldım. O sıra önüme kıran araba ile bir iki adım gerildim. Doğu arabadan inip yanıma geldi ve bana sımsıkı sarıldı. Nefeslerim sıklaşırken getir çektim kendimi.
"Sarılma bana." dedim titrek çıkan sesimle.
"Tamam tamam nasıl istersen." dedi. Yüzüne bakmıyorum çünkü aptal yaşlarım durmadan akıp gidiyordu.
"Hadi gel bin arabaya. Biraz sahile inelim hava alırsın." dediğinde başımı sağa sola salladım.
"İstemiyorum evime gideceğim ben."
"Tamam sen nereye istersen oraya gidelim ama gel biz bırakalım seni." dedi de alttan bakışlarımla arabaya baktım. Şoför koltuğunda Yusuf vardı. Çatık kaşları arasından bana bakıyordu.
"Kendim giderim." dediğimde elini omzuma koyup biraz eğilip yüzünü yüzümün hizasına getirdi. Başımı daha da çok eğdim.
"Bakma yüzüme." dedim. Ağladığımı eminim ki anlamıştı ancak görmesini istemiyordum.
"Burası evine çok uzak güzellik. Hem akşam olmak üzere ormanlık yerdeyiz tehlikeli." dediğinde başka çaremin olmadığını anladım.
"Tamam." dedim.
Benim için arka kapıyı açarken hiç itiraz etmeden bindim. Doğu'da öne geçip oturduğunda Yusuf arabayı çalıştırdı. Başımı camdan dışarı çevirip geçen giden ağaçları izledim. Hava kararırken oluşan o kasveti ruhumda hissettim.
"Aslında tam bir Uyguroğlu'sun." dedi Yusuf. Şu an kendimi köşeme o kadar çok çekilmiştim ki hiçbir tepki veremiyordum.
"Öyle. Gerçek bir Uyguroğlu gibi davrandı daha demin." dedi Doğu.
"Her neyse sanırım biraz müzik dinlemek iyi gelecek." dedikten sorma uzanıp radyoyu açtı Yusuf. Sertap Erener'in Olsun şarkısının son nakaratı çalıp bittiğinde radyo spikerinin konuşmasını dinledim.
"Evet sevgili dinleyiciler sıradaki parça henüz yeni keşfedilen parıl parıl gencecik bir arkadaşımızın ilk eseri. Şarkı oldukça etkileyici. Hadi hep birlikte dinleyelim." dedikten sonra Emir'in sesi kulaklarımda yankılandı.
Tek başınayız Aden
Hiç kimsemiz yok Aden
Paramparçayız Aden
Vurdular ölmedim Aden
Benim adıma yaptığı şarkı çalmaya başladığında kendimi daha fazla tutamayıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Fazlaydı artık her şey çok fazlaydı. Şarkı çaldıkça olmayan çocukluğuma, kimsesizliğime, çaresizliğime ama en çokta çatlayan kolumun acısına ağladım.
"Aden, Aden iyi misin?" dedi Doğu. Endişeyle oturduğu yerden bana döndü.
"Aden korkutma beni niye ağlıyorsun böyle? Kızım valla çok özür dilerim valla bak çok üzdüm seni. Üzdük ama bir daha olmayacak valla bak. Babam ağzına sıçtı zaten Baran'ın." dediğinde ağlamam daha da şiddetlendi. Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Endişeyle dolu dolu olmuş gözleriyle bana bakıyordu.
" Kolum acıyor. " dedim tüm acılarıma sığınıp tüm suçu çatlak koluma atarken.
Kolum acıyordu ve ben kolumun acısına hıçkırarak ağlıyordum.
* * *
Yorumlar