ADEN 7. BÖLÜM EMİR EREZ


7. EMİR EREZ

Arabadaki ağlama krizimden sonra sahile inmiştik. Doğu üzerime titriyor, benden ailesinin davranışlarından dolayı sürekli özür diliyordu. Tepkisizdim... Ağlamak bedenimi etkilemiş ve ağır bir baş ağrısı yapmıştı. Sarıyer sahilinde bir banka üçümüz yan yana oturmuş kararan gecede siyaha boyanan denizi izliyorduk.

"Baran çok ileri gitti." dedi Yusuf. Hemen sağ tarafımda oturuyordu.

"Bilerek yaptı puşt." Doğu o da sol tarafımda oturuyordu. Dönüp ona baktım, koyu kumral dağınık saçları alnına düşmüş, gözleri gölgelenmişti.

"Baran hep böyle. O ne yazık ki hep böyle." dedi bu sefer Yusuf. Dönüp bu sefer ona baktım. Esmer tenine siyah saçları ve elaya kaçan kahve gözleri yetmiyormuş gibi simsiyah giyinmişti. Birden dönüp bana baktı. Güzel hareleri mavilerime karıştı.

"Üzülme sen Aslan'ı bile bugün yaptığı şeyle karşısına aldı o göt lalesi." dediğinde kahkaha attım birden. Sinirlerim çok bozulmuştu ayrıca Baran'a göt lalesi olmak çok yakışırdı.

"Ha şöyle gül biraz." dedi Doğu. Derin bir nefes aldım. Yaklaşık bir saattir burada oturuyorduk.

"Ben sanırım annenle babana biraz saygısızlık ettim. Biraz ama çoğu lafı hak ettiler" dediğimde yüzünde şefkatli bir tebessüm belirdi.

"Etmedin, hepimiz hak ettik o lafları." dedi sonra derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.

"Sana karşı ön yargılı davrandık. Normalde böyle insanlar değiliz. Gerçekten ama sanırım bir anda Kerem'in hastalığı onun üzerine Güneş'in öz olmadığı gerçeği hepimizi sarstı. Biz birbirine çok bağlı bir aileyiz Aden. Güneş ailenin tek kızı olunca hepimiz düştük üstüne. " alnını sertçe ovalayıp devam etti konuşmaya.

"Güneş hep çok hassas bir kız oldu. Çok mutlu bir aileye sahip olduğumuz halde sürekli depresyon halinde intihara meyilli biri olarak geçirdiği çocukluğunu. Bu durum bizi ona karşı daha da hassaslaştırdı." dedi. Bakışlarımı Doğu'dan kaçırdım ve denizi izlemeye başladım. Doğu'nun söyledikleri yüzünden annem ve Güneş bir anda beliriverdi gözümün önünde olabilir miydi?

"Böyle olması..." dediğimde devam etmeme izin vermeden tekrar konuştu.

"Biliyorum bizi haklı çıkarmaz ama o an düşündüğümüz tek şey Güneş'in kendisine bir şey yapmasıydı. O korkunun getirisi de ne yazık ki sana patladı." dediğinde yarım ağız güldüm.

"Vicdanınızı böyle temizlemenize izin vermeyeceğim." dedim oldukça sert bir tonda.

"Hepiniz Kerem'in hastalığına, Güneş'in psikolojisinin arkasına saklanıyorsunuz." diyerek devam ettim. Başını salladı. Haklıydım ve bunu biliyordu. Cevap vermek istese de kendisinde o cesareti bulamadı ve kaçmayı seçti.

"Su alıp geleyim." dedi ve kalkıp gitti yanımızdan Doğu.

"Bakma sen onlara o at gözlüklerini elbet çıkaracaklar ama umarım geç olmaz." Yusuf'a baktım. Yüzünde çok güzel tertemiz bir tebessümle bana bakıyordu. Ona baktığımı görünce tebessümü daha da büyüdü.

"Sana, seni görerek bakmıyorlar cennet bahçesi. Eğer öyle baksalardı senin tüm kırıklarını, canının acısını, kimsesiz kalışını ama bunlara rağmen ne kadar dirayetli olduğunu görürlerdi." dedi. Bana cennet bahçesi mi dedi o? Peki kalbim, kalbim neden böyle atıyor?

" Sen nasıl görüyorsun?" dedim tüm heyecanımı bastırarak. Arkadaş ben en son ilk iğnemi yaparken bu kadar heyecanlanmıştım.

" Ben duyuyorum diyelim." dediğinde kaşlarımı çattım.

"Gözlerin bas bas bağırıyor." dedi. Çektim bakışlarımı hemen gözlerinden. Bakma öyle be zalim adam zaten içimde her şey birbirine girmiş birde sen çıkma başıma.

"Aden seni durmadan Oğuzhan Uğur'un Emir'i diye biri arıyor." diyerek yanımıza geldi Doğu. Telefonumun onda ne işi olduğunu sorgulamadan hızla aldım elinden. Hızla ayaklanıp onlardan uzaklaştım.

"Emir." dedim ona olan tüm olan ihtiyacımla.

"Neredesin lan, Annen ne saçmalıyor?" lanet olsun. Annem kesin anlatmıştı her şeyi.

"Geldin mi?" dedim lafı dolandırarak.

"Geldim, sürpriz yapacaktım ama bana sürpriz oldu anasını satayım. Neredesin onu söyle sen?" dediğinde Doğu ve Yusuf'a baktım. İkisi de oturdukları yerde çatık kaşları ve meraklı gözlerle bana bakıyorlardı.

"Sarıyer sahilindeyim." dedim hızlıca.

"Lan sen Eminönü sahiline inmeyen kızsın Sarıyer ne?" dediğinde güldüm.

"Hadi gel bekliyorum bebek." dedikten sonra kapattım. Kapatmadan uzatır da uzatır beynimi bellerdi.

Doğu ve Yusuf'un yanlarına gidip önlerinde durdum. "Telefonumun sende işi ne?" dedim Doğu'ya bakarak.

"Sen öyle çıkınca cebinden düştü." dedi. Başımı salladım.

"Eve dönelim mi?" dedi Doğu. O eve asla dönmezdim.

"Ölüm bile giremez o eve." dedim sert çıkan sesimle.

"O eve mi döneceksin?" dediğinde kaşlarımı çatarak baktım ona.

"Ben yirmi bir yıldır o evde yaşıyorum." dedim. O ev benim büyüdüğüm yerdi. Acı hatıralarım belki falaydı o evde ama annemle nadirde olsa güzel anılarımın şahidiydi o ev. Doğduğum, büyüdüğüm, dünüm, bugünüm yarınımdı. Beni ben yapandı...

"O evi saraylara değişmem." dediğimde başını kabullenmiş bir edayla salladı ve önüne döndü. Bende önüme döndüğümde Yusuf'un sesini duydum.

"Emir kim?" dedi. Ona tam cevap verecekken uzun zamandır bu kadar yakından duymadığım bir sesi duydum.

"Benim." dedi Emir. Emir... Hızla arkamı döndüm. Oradaydı bir iki adım ötemde. Ulan daha beş dakika olmadı.

"Emir." dedim hasretle.

"Cennet bahçem." dedi ve kollarını açtı. Hiç beklemedim, koşarak gidip girdim bana sarılmasına izin verdiğim rahatsızlık hissetmediğim tek insanın kollarının arasına.

"Köpek bir an hiç gelmeyeceksin sandım." dedim.

"Bir an düşünmedim değil. Alman kızları taş, taş, taş." dediğinde gülüp göğsüne vurdum. Başımın üstünü öpüp geri çekildi ve Doğu ile Yusuf'a baktı. Onlarda bize bakıyorlardı.

"Siz hayırdır birader?" dedi Emir. Üstüne birde burnunu çekti. Emir yapma Emir müptezel sanacaklar yapma oğlum.

"Asıl sen hayırdır birader?" diyen ise Doğu oldu. Yusuf oldukça sessiz bir şekilde bizi izliyordu.

"Hayıra bayır be gülüm hangisini istersen." hani gülmek istersin ama ayıp olmasın diye tutarsın kendini de genzinden bir ses çıkar. He işte o ses benden çıktı.

"Emir benim en yakın arkadaşım. Hatta kardeşim." dedim olaya el atarak. Doğu ayağa kalktı. Size çok uzun olduğunu söylemiş miydim?

"Bende Doğu, Aden'in abisiyim." dediğinde kal geldi.

"Af buyur koçum?" derken geldim kendime. Ne demek abi? Bana abi olacak vasıfta mısın acaba?

"Abinim. Öz mü öz Abinim." derken bunu bana değil de kendine söyler gibiydi.

"Her neyse." dedi Emir bana dönerek. "Gidelim." dediğinde başımı salladım hızlıca.

"Hop hop." dedi bu sefer Yusuf. O da yanımıza geldi.

"Aden bir yere gelmiyor seninle." dedi Yusuf. Bakışlarımız çakıştı. Kara gözleri çok sert bakıyordu.

"Sana ne birader. Sana ne?" dedi Emir.

"O biraderi alırım." dediğinde araya girdim.

"Hey, durun bir." dedim ve dönüp Doğu ile Yusuf'a baktım. "Ben Emir ile gidiyorum." dedim. Dedim de lan bunun evi yok biz nereye gideceğiz?

"Olmaz öyle şey. Eve gideceğiz Aden." dedi Doğu.

"Ben o eve bok giderim." dedim ters ters.

"Aden." dedi bu sefer Yusuf ama oralı olmadım.

"Benim hakkımda karar verecek bir konumda değilsiniz. Hoş o konumda olsanız bile ben buna izin vermem. Bir an boş bulunup kendimi o evde buldum ama bir daha adım atmam ben sizin evinize." dediğimde ikisi de sus pus oldu.

"Gidelim Emir." dedikten sonra arkamı dönüp yürümeye başladım. Emir hemen yanıma gelip omzundan tutup beni kendine çekti.

"Kız minik fare senin racon kesen halini severim." dediğinde ona baktım. Gururlu bir baba edasıyla bakıyordu.

"Bizde böyle paşam işlerine gelirse." dedim bende.

"Arkadaş birkaç ay yoktum neler olmuş ya?" dedi ve park edilmiş bir arabanın önünde durdu.

"Niye durduk burada minibüs falan durmaz ki." dedim saf saf. Bana piç sırıtışıyla bakıp ellerini ceketinin ceplerine sokup alttan alttan baktı.

"Kızım ne minibüsü yok artık öyle bir şey." dedi. Kaşlarımı çattım. O ne demek şimdi arkadaş.

"Emir, yorgunum anlamıyorum bir şey açık konuş zırvalama." dediğimde güldü.

"Ulan birde IQ seviyen çok yüksek hala anlamadın." dediğinde neyi anlamam gerektiğini düşündüm. Köşeli miyim neyim acaba?

Uzanıp önünde durduğumuz arabanın arka kapısını açtı. Gözlerim iri iri olup baktım ona. "Lan ne yapıyorsun? Hırsız sanacaklar." dediğimde hayvan gibi güldü şerefsiz.

"Kendi arabamı çalacak değilim cennet bahçem geç haydi." dedi. Ne dedi ne dedi?

"Lan ben seni Almanya'ya oku diye yolladım sen ne işlere bulaştın da aldın bu arabayı it oğlu it." gözlerini devirdi. Omzundan itekleyip resmen soktu beni arabanın içine. Birde şoförü vardı. Allah'ım sana geliyorum.

"Haydar abi, uçur bizi abi." dedi şoföre.

"Emir!" dedim bağırarak.

"Kızım bir sakin. Eve geçince uzun uzun konuşacağız zaten. Bak ben bekliyorum. Soruyor muyum sana kimdi onlar, Filiz cadısı ne saçmaladı, koluna ne oldu diye." dedi ve başından yaz kış hiç çıkarmadığı beresini düzeltti. Bunu genelde şey olunca yapardı. Bir şeyin farkına vardığında istemesiz olarak yapardı.

" Kolun mu? Siktir lan koluna ne oldu? " dediğinde gözlerimi devirdim. Geri zekalı yeni farkına varmıştı.

"Evde konuşuruz Emir. Bak ben sana soruyorum muyum ne bok yedin orada burada diye?" dedikten sonra başımı arabanın camına çevirip dışarıyı izledim. On-on beş dakika sonra bir gökdelenin önünde durduğumuzda hiçbir anlam vermedim. Arabadan inince Emir soru dolu bakışlarımı gördü ama oralı olmadı. Kolunu omzuma dolayıp yüksek binanın içine girdi. Asansöre bindiğimizde en üstteki düğmeye bastı. Hayatımın en uzun asansör yolculuğunu yaşayarak asansörden indiğimde bulunduğumuz yere göz gezdirdim. Oldukça lüks ve sessizdi. Emir beni yine çekiştirerek kapısını açtığı dairenin içine soktu.

"Burası benim evim de  tekme tokat dalayım sana." dudağı sol yanına doğru çekildi. Piç piç sırıttı yüzüme.

"Benim değil." dediğinde rahatladım. Mümkünü yok burası onun olamazdı. Hele o araba.

"Kimin o zaman lan? Arabalar evler. Emir doğru söyle kirli işlere falan bulaşmadın değil mi? edim korkarak. Vardı bunda o potansiyel.

" Valla aşk olsun be kardeş dedik bağrımıza bastık iki dakika da Pablo Escobar yaptın beni. " dedi. Dik dik baktım yüzüne.

" Senin harbi hiçbir şeyden haberin yok." dediğinde ofladım.

"Kızım senin bu canın kankan ortalığın anasını ağlattı be. Almanya'da iki şarkı yaptım. Kaç milyon izlendim ne kadar kazandım bir bilsen düet teklifleri turne projeleri aldı başını gitti. Hele sana yaptığım şarkı bir saatte kaç milyon dinlendi haberin var mı?" yoktu. Ne yazık ki başıma gelenler yüzünden Emir ile hiç ilgilenmemiştim.

" Özür dilerim. " dediğimde gelip sarıldı.

" Önemi yok bebeğim şu halinden her şeyi anladım zaten. Mahvetmişler benim çilli bebeğimi. " dedi.

" Ama hala ev ve arabanın açıklamasını yapmadın? Ne kadar kazanmış olabilirsin beş ayda arkadaş." dediğimde güldü. Evin tam ortasında duran oturma grubuna çekti beni. Gri koltuğa yan yana oturduk.

" Beni keşfeden menajer. Suna abla sağ olsun. Her şeyimle ilgilendi. İlk başta bir tırsmadım değil. Hemen aradım bizim komşu yüzbaşıyı benim için araştırdı hatta velimmiş gibi herkesle o görüştü." gülümsedim. Kemal abi hemşire komşumun eşiydi.

"Eee?"

"E si güzelim bu evi aldık. Arabayı da ama daha ehliyetim yok onu hemen alınca Haydar abi ile üzülerek yollarımızı ayıracağız ama merak etme işi hazır." dediğinde o temiz kalbine uzanıp bir öpücük bıraktım.

"Bu evde benim değil." dedi.

"Kimin?" dedim merakla.

"Senin." dediğinde tükürüğüm boğazımda tıkandı kaldı. Öksürük krizine girerken Emir hem gülüyor hem sırtıma vuruyordu.

"Lan ölme daha evin tadını çıkaracağız." 

"Ne demek benim lan?" dedim öksürürken.

"Tapusu sende." dediğinde Bir kez daha öksürdüm.

"Emir." dedim.

"Aden." dedi gülerek.

"Ne alaka oğlum ben?" 

"Ben hep araba hayali kurardım sende ev. Arabayı kendi üstüme aldım. Bunun için yıllardır birikim yapıyoruz zaten ama elime böyle bir fırsat çıkınca. Bugüne kadar alamadığım tüm doğum günü hediyelerin için birincilikle kazandığın üniversite için hayatımı kurtardığın binlerce an için bana kardeş olup elini elimden hiç koparmadığın için benden sana hediye. " dediğinde ağlamanın eşiğindeydim.

" Ama... " uzanıp alnımı öptü.

"Aması yok. O merdiven altında kurduğumuz her hayal gerçekleşecek güzelim ha sen ha ben kimin yaptığının önemi yok ki. Bu ev senin. Bir abi olarak önceliğim sensin. Hem araba benim onu sana hayatta vermem." titrek bir iç çekişle ağlamaya başladım. Beni kolları arasına aldığında ağlamalarım çoğaldı. Saatler önce sevgisizliğin, değersizliğin dibini görürken şimdi hissettiğim sevgi ve değer her şeye bedeldi. Kan bağına gerek yoktu. Can bağı her şeye bedeldi.

" O birikim kalsın köşesinde. Sen mezun olana kadar bende işleri büyütene kadar biriktirelim. Ne olur ne olmaz malum Pablo Escobar potansiyelim var ısınmak için yakmam gerekir falan." dediğinde hem gülüp hem ağladım.

"Salak." dediğimde güldü. Birlikte biraz daha ağlaştık. Sonra aldı beni karşısına bülbül misali öttürdü. Ona eksiksiz her şeyi anlattığım da yüzü an be an karardı.

"Şerefsiz haysiyetsizler." dedi öfkeyle.

"Ulan o baba müsveddesini elbet bulurum ben. Bak bakalım o zaman yer misin yemez misin diye nasıl dövüyorum onu." durdu uzanıp yüzümü kavradı.

"Biz bize yeteriz güzelim." dedi yüzünde şefkatli bir gülüşle. Başımı salladım.

"Biz bize yeteriz." dedim.

Emir ile bu hayata birlikte tutunmuş, birlikte savaşmaya başlamıştık. Savaşımız hala devam ediyordu. Kazanır mıydık yoksa kaybeder miydik bilmiyorum ama yaşam denilen bu evrende bir arada olmamızdan daha önemli bir şey yoktu.

* * *




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MERHABA!

ADEN 1. BÖLÜM KABUL GÖRMEYEN GERÇEKLER

ADEN 94. BÖLÜM SONSUZ SONLAR / FİNAL