ADEN 11. BÖLÜM YUSUF TORAL

 11. YUSUF TORAL


Gözlerimi araladığımda annemin yatağında tek başımaydım. Uyku zihnimi rahat bırakmazken sırt üstü yatıp yer yer sıvası dökülmüş tavanı izledim. Eskiydi... Rahmetli dedem annemle babam evlendiğinde mehir olarak bu evi annemin üzerine yapmış. Yirmi iki yıl... Bu ev çürümüş ruhları tam yirmi iki yıldır içinde saklıyordu.

"Aden, kız saat kaç oldu kalksana." hoş geldin cadı Filiz. Yataktan hiç istemeyerek kalkıp önce lavaboya geçtim. İçeriye geçtiğimde annemle Emir'i kahvaltı ederken buldum. Kendime çay doldurup yerime oturdum.

"Günaydın." dediğimde Emir höpürdeterek içtiği çayı bırakıp, "günaydın." dedi.

"Günün ayacağımı kalmış saat olmuş iki siz bu saatte kalkıyorsunuz." dedi annem. Cevap vermedim ama Emir durur mu durmaz.

"E Filiz abla sende yeni kalktın ya." dediğinde annem Emir'in ensesine bir güzel geçirdi. "Terbiyesiz." dedi peşi sıra.

"Arkadaş ben neden hep şiddet görüyorum sizden ya." dediğinde tatlı isyanına güldüm. Ne yapalım vurunca güzel ses çıkartıyordu bedeni.

"Gecenin bir körü nereden esti de geldiniz?" çayımı zor yuttum. Genelde unuturdu ama kesik kesikte olsa çoğu şeyi hatırlardı. Gözlerine baktım. Saatler öncesini hatırlaması için...

"Şey." dedi Emir önce bana sonra anneme baktı. "Bir yemeğe katıldık sonra da bir sana gelelim görelim dedik." çayından hızlı bir yudum alıp bardağı masaya gürültüyle bırakıp saçmaladı. "Birden Filiz aşkımız depreşti."

"Onlar öz kızlarını sürekli görsün. Bizde doğurduğumuzdan mahrum kalalım. " nefesim boğazımda takıldı kaldı.

"Sana aferin. Unuttun iki günde beni. Hiç annem ne yapar ne eder?" diyerek tekrar konuştu.

"Anne..." dedim nefesimi seslice verirken.

"Evlat olacaksın bir de?" dedi. Duymadım söylenmelerini... Çayımdan içtim, kahvaltılıklardan atıştırdım. Konuşmaya devam etti.

"Hayır bende salaklık zaten." dedi konuşmaya devam ederken.

"Filiz abla sakin ya." Emir konuştu ama annemin onu duyduğu yoktu. 

"Bana bak kız?" dedi parmağını bana sallayarak.

"Sen hele bir o aileyle haşır neşir ol. O kadına bir anne de kırarım o bacaklarını." bir an annemle Zümrüt Hanım'ı kavga ederken düşündüm. Annem açık ara kazanırdı... Gülerek nefesimi dışarıya üfleyip biten çayımı doldurmak için ayaklandım. Mutfağa geçmeden önce annemin yanına gidip normalde yapmama izin vermeyeceği o şeyi yapıp dudaklarımı hızlıca yanağına bastırıp geri çekildim.

"Seni dünyalara değişmem anne." dedim ve mutfağa geçtim. Annemin yanından ayrıldığımızda önce eve geçmiştim. Üzerimi değiştirmiş, çantamı alıp kampüse geçmiştim. Beyaz önlüğü üzerime geçirip uygulama sınıfına geçmiştim. İlk dersler bitip bir saatlik araya girdiğimde arka bahçeye geçmiş çimenlerin üzerine atmıştım kendimi.

Çantamı kendime yastık yapıp gözlerimi kapattım. Güneş usul usul sızdı tenimden derimin altına. haftanın ortasındayken kendime bir çalışma programı çıkarttım. Hafta sonu Keremler gelecekti. O zamana kadar en azından üç dersin konularını tekrar edebilir, sınavlarına hazır olmuş olurdum. Hafta sonu için ne yemek yapsam diye hülyalara dalarken çalan telefonumla sıçradım. Cebimden çıkarıp kısılan bakışlarımla baktım. Yusuf arıyordu. Doğrulup bağdaş yaparak oturdum.

"Yusuf." dediğimde derin bir iç çekti.

"Şu adımı şöyle telaffuz eden başka kimse olmadı be cennet bahçesi." dediğinde dudaklarım kıvrıldı.

"Yusuf." dedim bir kez daha. Kız oynak Aden işve cilve bilir miydin sen ?

"Güzelim." dedi. Allah'ım sana geliyorum... Ben heyecanımdan hızlı hızlı nefeslenirken halimi anlamış olacak ki güldü.

"Neredesin?" dedi.

"Okulda. Aradayım. Sen?" dedim.

"İşteyim. Saatlerdir hiçbir şeye odaklanamadım." dediğinde kaşlarım çatıldı.

"Neden?" dediğimde güldü.

"Saatlerdir senden günaydın mesajıma cevap bekliyorum çünkü. Sonunda dayanamayıp aradım." telefonu hemen kulağımdan çekip mesaj uygulamalarıma baktım. Oha ben bu adama ne ara görüldü attım?

"Yusuf." dedim mahcup bir halde. "Özür dilerim uyku mahmurluğu ile herhalde. Hiç farkında değilim." dedim.

"Önemli değil güzelim akşam baş başa bir yemek yer telafi ederiz." dediğinde dikleştim.

"Yemek mi?" 

"Evet. Sen ve ben. Baş başa." dedi.

"Olur." dediğimde nefesini verdiğini duydum.

"Tamamdır alırım akşam seni. Şimdi sabahtan beri seni düşünmekten yapamadığım işlerimi yapma vakti. Akşam görüşürüz güzelim."

"Görüşüz." dedim ve kapattık.

Elimi dudağıma örtüp sevinç çığlıkları attım. O andan sonra zaman benim için çok hızlı geçmişti. Eve geçtiğimde çıkmasına az kalan alçıma dikkat ederek duş aldım. Dolabımın önünde ilk defa ne giyineceğimi bilmeden aval aval bakarken odamın kapısı çaldı.

"Gel." dediğimde evir elinde içi cips dolu kase ile girdi içeri. Arkadaş bu çocuk parasını sadece midesine harcıyordu.

"Ne bu hal?" üzerimde hâlâ bornozlaydım.

"Emir." dedim r harfini uzatarak. Aval aval baktı yüzüme.

"Ben bu akşam yemeğe çıkacağım." dedim bir çırpıda. Duvara yaslı bedenini dikleştirdi.

"At kaçkınıyla mı?" dudaklarımı ısırıp başımı salladım.

Kaseyi komodinin üzerine bırakıp dolabımın önüne geldi. Bornozumun omuz kısmından parmak ucuyla tutup sanki çöp atıyormuş gibi geri itekledi beni ve dolabıma baktı. Bende yatağıma oturdum. Emir zevkliydi emindim ki birazdan bana en olmayan kıyafetlerimle harika bir kombin yaratacaktı.

"Ya kızım erkek çocuğu değilsin sen mübarek taş gibi hatunsun ama şu kıyafetlere bak. Benim kıyafetlerimi giysen daha seksi olursun yeminle." dedi beğenmez sesiyle. Burun kıvırdım. Ne yapayım dar paça, bol tişört ve kazak favorimdi.

"Eteğinde mi yok be ?" dediğinde dönüp yüzüme baktı. "Hayır." dedim.

On beş dakika geçtikten sonra sonunda giyiniktim. Altımda her zamanki gibi siyah dar paçam üzerimde ise kırmızı düşük omuzlu salaş bir bluz vardı. Emir kendi odasına gidip elinde asla giydirmediği siyah kot ceketi ile geldi.

"Emir senin ağzını yüzünü mıncırırım Emir." dedim gülerek. Allah'ım sonunda giyecektim o ceketi.

"At kaçkınına seni hazırlamakta varmış kaderimde." dediğinde güldüm. Ceketi yatağın üzerine bıraktı. "Beyazlar olmaz siyah ayakkabılarını giy." dediğinde yüzümdeki sırıtışımla başımı salladım. Odadan çıkacakken durdu ve dönüp tekrar baktı. "Saçını yapayım mı?"

"Yaaa Emir." dedim gözlerimden kalpler fışkırırken. Küçükken sırf benim için saç yapmayı öğrenmiş, ilk düzleştirici, maşamı o almıştı. Onların duygusallığı ile koşar adım gidip sarıldım.

"İyi ki varsın." dedim.

"Tabi kızım ben olmasam ne yapacaksın?" dedi duygusallığını alaya vururken.

Beni aynalı makyaj masasının önüne oturttu. Sonra da saçlarımı hiç acıtmadan özenerek düzleştirdi. Saçlarımın doğal hali de düz olduğundan on dakika da bitmişti. Kendi odasına gidip saç spreyini getirdi. Tarağıma sıkıp taradı saçlarımı.

"Böyle mi kalsın yoksa bir tarafını öreyim mi?" dediğinde baktım aynadan kendime. Örgü zaten küçük olan yaşımı daha küçük gösterir gibi hissedince, "Böyle kalsın." dedim.

Sıra makyaja geldiğinde sadece kirpiklerimin diplerine kalem çekip maskaraladım. Emir önüme kırmızı ruju koyduğunda yüzüne baktım.

"Geceyi kurtarır. O zengin bebesi seni Eminönü sahiline götürüp yüksek basamaklarda balık ekmek yedirmeyeceğine göre." dediğinde başımı salladım. Ruju dikkatlice sürüp sonunda hazır olduğumda telefonum tam zamanında çaldı.

"Geldim. Sana geldim." dediğinde sırıttım.

"Bende geleyim o zaman." iç çekti. Nefesinin titreyişi heyacanıma heyecan katıyordu.

"Gel, bekliyorum." dedi ve kapattı.

"İyi miyim?" diye sordum çiçekli vücut spreyimi sıkarken.

"Yani. İdare edersin."

Dil çıkarıp onu geride bırakıp odadan çıktım. Kapının önüne geldiğimde hızla giydim siyah konverslerimi giydim. Emir elinde ceketi ile karşımda durduğunda hızla uzanıp aldım ceketi bir kolumu geçirip diğerini omuza attım. Siyah küçük çantamı da elime dolayıp Emir'e teşekkür öpücüğümü verip çıktım sonunda evden.

Aşağı indiğimde derin derin nefesler alıp verdim. Kendime sakin olmayı telkinlerken gördüm onu. Üzerinde beyaz gömleği, altında siyah pantolonu, geriye doğru taradığı gür saçlarıyla nefesimi kesti. Başını dalıp gittiği sokaktan bana çevirdiğinde bir an duraksadı. Gözlerini bedenimde gezdirdi. Yüzünde oluşan o titrek gülüşü aramızdaki mesafeden dahi fark ettim. Adımlarımı ona attım, adımlarını bana attı. Yolun ortasında karşı karşıya durduk. Gözleri yüzümü arşınladı.

"Hoş geldin be kızım. Hoş geldin." şimdi anlıyordum o gece ben ona hoşça kal dediğimde neden bana hoş geldin dediğini.

"Hoş buldum." dedim dolu dolu. "Sende hoş geldin." dediğimde şükreder gibi nefeslendi. Arabasına geçip hoş bir sohbetin eşliğinde yolculuk ediyorduk. Boğaz köprüsünden karşıya geçtiğimizde heyecanım daha da artıyordu. Sonunda Beykoz'da salaş ama bir o kadar şık bir restoranın önünde durduk. Issızdı. Bir tırsmadım değil. İçeri girdiğimizde bomboş mekan beni şaşırtırken orta yaşlarda bir adam çıktı karşımıza.

"Ooo savcım sonunda ya." diyerek gülen yüzüyle konuştu. Savcım mı dedi? Oha Yusuf savcı mıydı? Hiç belli etmemişti valla. Hayranlıkla baktım karizmatik yüzüne. Aramızda yaş farkı vardı evet ancak yanına yakışıyordum. Yani öyleydi herhalde?

"Hanım kızım hoş geldin." dediğinde karşılık verdim.

"Hoş buldum efendim." dedim.

"Rıza abi hazır mı teras?" dedi Yusuf.

"Hazır aslanım." dedi.

Terasa çıktığımızda tek bir masa vardı. Yerde bot boy mumlar vardı. Ne çok abartılıydı ne çok sade tam kıvamındaydı. Masaya geçtik. Çeşit çeşit mezeler vardı. Karşılıklı oturduk. Denizin kokusu rüzgarın tatlı esintisiyle yüzüme vuruyordu.

" Burası çok güzelmiş." dedim hayranlıkla.

"Seninle daha da güzelleşti." tatlı tatlı gülümsedim. Adının Rıza olduğunu öğrendiğim abi yanında iki gençle elleri dolu dolu geldiler yanımıza.

"Emir balık sevdiğini söyledi." dediğinde şaşkın şaşkın baktım yüzüne. Vay hain Emir. Bir de bilmezliğe yatıp öyle hazırlamıştı beni. Önümüze balıklar yerleştirildi. Rıza abi elindeki rakı şişesiyle su dolu sürahiyi masalık buz kovasını Yusuf'un yanına bıraktı ve gitti.

" Rakı mı içeceğiz?" dedim. Ben enerji içeceği bile içmemiştim. Başını bilmem dercesine salladı bana bakışındaki heyecan ve hevesin yanında çekimserlikte vardı ama o da benim gibi yanımda rahat duruyordu.

"Dedem ilk rakısını babaannemle içmiş. Babam annemle, rahmetli amcam yengemle." dedi sonra yüzünde bugüne kadar gördüğüm en güzel tebessümü ve bakışlarıyla baktı bana.

"Onlara nedenini sorduğumda bana; rakının acısını su değil karşında gözlerinde kaybolup gittiğin kadın giderir demişlerdi," titredim. Yutkunuşlarım boğazımı düğüm düğüm ederken avuçlarım terden sırılsıklamdı. Kalp atışlarım her ana daha da artıyordu.

"Babam rakıyı hala sadece annemle içer. Seni o yolun ortasında gördüğüm an ve  Yağız amcamlarda  elini tuttuğum ilk an tamam dedim. Buldun Yusuf." başımı sağa sola sallayıp tebessümle baktı yüzüme. 

"Bizde seninle içelim mi?" dedi.

Elim ayağım buz kesti. Kalbim daha önce hiç atmadığı kadar güçlü attı. Yüzüne baktım, siyaha yakın gözlerine. Hayatıma gireli daha bir at bile olmamıştı ama kayıp bir yanım deli gibi istiyordu onu. Bana hep böyle baksın istiyordum. Başımı salladım ağırca. Onunla olacak her şeyi göze aldım. Gelecek koca bir karanlıkken ben o bilinmez karanlığı her şeye rağmen göze alıp kabul ettim onu kalbime.

"İçelim." dedim.

İçtik. İkimizde ilk defa beraber içtik rakıyı. Saatler kendini durdurmuş zamanı sanki bize armağan etmişti. Sabaha kadar oturduk o terasta. Birbirimizi öğrendik. Yirmi yedi yaşında olduğunu, nerede okuduğunu, en sevdiği meyveyi, asla yemediği yemeği öğrendim bu gece bu terasta. Hatta Oğlak burcu olduğunu bile öğrendim. Sonra kendimi öğrettim ona. Küçük Aden'i dinledi can kulağı ile. Bir tanecik dostu ile yaptığı yaramazlıklardan dolayı sürekli disipline giden haylaz Aden'i... Siyah renkten başka çorap giymediğimi bile öğrendi.

Biz yirmi beş mayısı yirmi altı mayısa bağlayan bu gecede birbirimize hoş gelip birbirimizde hoş bulduk.

* * *




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MERHABA!

ADEN 1. BÖLÜM KABUL GÖRMEYEN GERÇEKLER

ADEN 94. BÖLÜM SONSUZ SONLAR / FİNAL