ADEN 13. BÖLÜM YÜZLEŞME
13. YÜZLEŞME
Salonda derin bir sessizlik vardı. Baran'ın ilk tepkisinden sonra Yusuf "var artık" demiş o andan sonra da kimseden ses soluk çıkmamıştı. Hepimiz koltuklara oturmuş öylece birimizden birimizin konuşmasını bekliyorduk. Ortamdaki sessizlik öyle bir sessizlikti ki Kerem, Güneş'in kucağında uyuya kalmıştı.
"Annem nasıl fark etmedi?" uzun sessizliği Güneş bozdu.
"Hallettik güzelim biz. Babamda el attı. Çiftlikteler." dedi Aslan. Güneş ağır ağır başını sallayıp Kerem'in göğsünde duran başını öptü. Kerem'in daha iyi uyuması Güneş'in de daha rahat etmesi için konuştum.
"Güneş. Hadi yatıralım Kerem'i." dedim ilk kaçış gayet makul bir durumdu. Güneş başını sallayıp Kerem'i daha sıkı tutarak ayaklandı. Benim odama geçtiğimizde hızla yorganı kaldırdım. Güneş dikkat ederek yatağa bıraktı Kerem'in zayıf bedenini. Üzerini de örttü. Şimdi yatağın ucunda karşılıklı durmuş birbirimize bakıyorduk. Bir şey demek istiyor ama büyük ihtimalle cesaret edemiyordu.
"Güneş, konuşabiliriz. Çekinmene gerek yok." dedim.
"Yusuf abi ile. Gerçekten yani." dedi.
"Evet, birlikteyiz. Yani henüz çok yeni. Flörtte diyebiliriz." dedim. Çarpılacaktım valla. Kızım ne flörtü o adam seni nikah masasına oturtur.
"Ben sizi yakıştırdım." dedi yüzünde bir tebessüm belirirken. Sonra aniden soldu o tebessüm.
"Aslan abim buna karşı çıkacaktır." omuz silktim. Biz o rakıyı öylesine içmedik be koçum.
"Boş ver sen onu. Hadi geçelim içeri." dedim. Salona tekrar geçtiğimizde Doğu ve Emir'i tavla oynarken bulmayı beklemiyordum ama asıl beklemediğim Aslan ve Baran'ın Doğu'ya Yusuf'un ise Emir'e taktik vermesiydi. Bunu yaparken de birbirlerine laf atıyorlardı. Anlaşılan ilişkimiz şimdilik halı altına süpürülmüştü.
"Gel biz mutfağa geçelim. " hazır birbirleri ile iletişim kurmuşlarken bozmak istemedim. Mutfağa geçtiğimizde ilk iş çay suyu koydum. Buzdolabındaki tatlıları da çıkarttım. Çay olana kadar biraz ılısınlardı. Ada tezgahın önündeki yüksek tabureye , Güneş'in hemen yanına geçip oturdum.
"Elinden her iş geliyor." dedi tatlılara bakarak.
"Anneannemle annem el adamının anasından bize laf mı işittireceksin bize diye diye öğrettiler." dedim gülerek.
Bizde öyleydi yemek yapamıyorsan, temizlik bilmiyorsan evlenemez evlensen de el adamının anasının laflarını işitirdin. Sema ablanın bir an annem gibi iki elinin tersini beline yaslamış üzerime hafifçe eğilmiş bana" anan sana hiç mi bir şey öğretmedi kız." dediğini düşündüm. Kendimi tutamazken kahkahamı engelleyemedim.
"Aden." dedi Güneş.
"Bir an hayallere daldım." dedim gülmekten yaşaran gözlerimi silerken. Sema ablayı gerçekten öyle hayal edebilmek bir başarıydı.
"Her neyse." dedim boğazımı temizleyip.
"Sen anlat. Pek konuşamadık seninle." dedim bedenimi tamamen ona çevirirken.
"ne anlatayım? " dedi oda bedenini bana çevirirken. Düşündüm. Bir şekilde hastalık hakkında ağzından laf alama ve ona göre ilerlemem gerekiyordu.
"Bilmem anlat işte. Tam boyları mesela hep böyle gıcıklar mı?" dediğimde gülüp başını onlara çevirdi. Dönüp bende baktım. Aslan Doğu'nun kafasına vurup beceriksiz derken Yusuf Emir'i omuzlarından sarsıp aferin diyordu. Sanırım Emir, ah pardon Emir ve Yusuf kazanmıştı.
"Değiller. Zaman geçtikçe birbirinizi tanıyıp hayatınıza dahil oldukça onları daha iyi anlayacaksın." bakışlarımız birbirimizi tekrar buldu.
"Aslan abim en büyük olmanın etkisiyle sanırım en korumacı olan odur. Hemen parlar sonra pişman olur ama. Baran öyle değildir." iç çekti.
"En kindarımız o en öfkelimizde." dedi. Dirseğini tezgaha yasladı. Yumruk yaptığı elinin üzerine başını yasladı. "Bakma pislik gibi davrandığına en duygusal olanımızda odur." dediğinde başımı salladım sağa sola bunu kabul edemezdim.
"Doğu en şen şakrak olanımız. Aşırı eğlencelidir ama pek yansıtamaz. Kendi kabuğunun içinde yaşamayı tercih ediyor. Hatta şu hallerini bile uzun zaman sonra görüyorum." tekrar abilerine baktı. Bende bir kez daha dönüp baktım onlara. Tavlanın başında bu sefer Aslan ve Yusuf vardı. Emir ve Doğu Yusuf'un yanındayken Aslan tek başına abisini destekliyordu.
"Kerem'in hastalığı hepimizi sarstı. hepimiz çok düşkünüz ona. En kıymetlimiz." dedi sevgiye bahsediyordu Kerem'den. Bir an geçen gün hastanede Kerem'e olan bakışlarını hatırladım.
"Sen peki?" dedim.
"Ben." dedi, durdu. Yaslandığı yerden çekildi. Bakışları anbean karardı.
"Beni bilemene gerek hem sana ne! Beni öğrenip ne yapacaksın kardeşin olan ben değilim sonuçta." dedi öfkesini dindirmeye çabaladığı sesiyle. Sonra hızla kalkıp içeri geçti. Arkasından bakarken artık emindim. Güneş ne yazık ki hastaydı.
Emir'i çağırıp çayları doldurmasını ve tatlılardan Kerem'e ayırıp diğerlerini içeri götürmesini istedim. Dediklerimi eksiksiz yapmıştı. Peşinden solana geçtiğimde Yusuf Aslan'ın koltukaltına tavlayı sıkıştırdı. Kazanmıştı...
"Tatlı mı o?" dedi Doğu, Yusuf'un yanından kalkıp koltuğa geçip oturduğunda. uzanıp bir tabak aldı eline ve yemeye başladı. "Allah'ım çok güzel. ben hep burada kalsam olur mu?" dediğinde Emir ile aynı anda "Hayır." dedik. Aslan ve Baran Doğu'nun yanına geçip sehpadaki tabakalara baktılar. Yusuf gelip belimden ittirerek koltuğa oturmamızı sağladı.
Güneş tam karşımda yerdeki büyük puflarda oturuyordu. Bizimle değildi... Kendi iç dünyasındaydı. Emir de çekinmeden gidip yanına oturdu ve uzanıp sehpanın üzerinden iki tabak aldı. Birini Güneş' e uzattı. Güneş sanki bir uykudan uyanıyormuş silkendi. Başını kaldırıp Emir'e baktı. Tabağı eline alıp kısık sesi ile teşekkür etti.
"Abilerim yesenize Aden'im çok güzel yapıyor valla. Eli çok lezzetli." dedi Doğu ağzı doluyken. ne ara Aden'i olduğunu düşünmeye başlarsam b ortamı bozabilirdim ve ben bunu istemediğimi fark ediyordum.
"Tek elle bu kadar çeşit yaptığına göre her konuda hızlı." dedi Baran memnuniyetsiz bir sesle. Bunun benimle derdi neydi arkadaş?
"Öyle çok hızlıyımdır ben. Bak karşındaki legoyu da tek başıma yaptım desem yalan olmaz." dedim gıcık bir şekilde. Baran'ı sinirlendirmek en az Zümrüt Hanım'ı kızdırmak kadar eğlenceliydi.
"Aferin sana." dedi, durdu ve Yusuf'a bakarak devam etti konuşmasına. "Sana kocaman bir aferin küçük kız."
"Az geldi herhalde. " dedi Yusuf ters sesiyle. O ne demekti şimdi?
Aramızdaki yaş farkına laf attığı ayan beyan ortadaydı. "Baran, sen özledin herhalde ters kelepçeyi." dedi Yusuf. "Ne dersin arayayım mı Onur baş komiseri gelip alsınlar seni." dedi Yusuf dişlerinin arasından.
"Olur birlikte, baş başa görüşelim Onur baş komiserin huzurunda." dedi Baran. "Alayım ifadeni sayın savcım." diyerek sonlandırdı konuşmasını.
"Susun ikinizde." dedi Aslan ağırlığını ortaya koyarak. "Seni uyardığımı hatırlıyorum." dedi sonunda asıl konuya gelerek.
"Ne uyarması lan? Ne dedin kıza it." dedi Yusuf hiddetle. Sırtını yasladığı yerden kaldırdığında elim göğsüne gitti durdurmak için. Allah'tan odam koridorun sonundaydı Kerem'in korkarak uyanmasını istemezdim.
"Sen." dedi. Dirseklerini bacaklarına yaslayıp, bacaklarının oluşturduğu o aralıkta bir kolunu serbest bırakıp diğerini Yusuf'a doğru kaldırdı ve parmağını sallayarak konuştu. "Seninle sonra görüşeceğiz."
"O parmağı indir." dedi Yusuf. Hemen yanımdaki bedeni gergindi ve tetikte bekliyordu.
"Abi kendinize gelin." dedi Doğu.
"Kendimizdeyiz abim. Çok iyiyiz hatta." dedi Aslan. Doğu'ya söylüyordu ama bakışları hala Yusuf'taydı.
"Abi, Kerem içeride uyuyor." dedi Güneş araya girerek. Aslan bir eliyle sertçe yüzünü sıvazladı.
"Bu konu burada kapanmadı. Bu saçmalığın hesabını soracağım ikinize de." dedikten sonra ayaklandı. Baran da peşi sıra kalktığı oturduğu yerden. Ve ben Yusuf'u tutamadım. Aslan ile karşılıklı durduklarında hepimiz ayaklanıp etraflarını kuşattık.
"Sen bana neyin hesabını soracaksın lan?" dedi Yusuf kısık sesiyle.
"Yusuf!" dedi Aslan sertçe.
"Kaç yaşında lan bu kız? Ne ara oğlum ne ara lan?" dedi Kerem'i unutmayarak sesini o da kısık tutarken.
"Sana ne?" dedi Yusuf. Birbirlerine her an tekme tokat dalacak gibi duruyorlardı. Aslan bir cevap vermezken Yusuf tekrar sordu.
"Sana ne Aslan? Bizim ilişkimiz, bu kızın yaşı seni ne ilgilendirir oğlum?" dedi aralarındaki mesafe o kadar azdı ki.
"İlgilendirir lan kardeşimse ilgilendirir. Beni kanımı taşıyorsa ilgilendirir. Lan puşt yirmi bir yaşında bu kız!" dediğinde aldığı darbe aniydi. O yüzüne yediği yumruğu ben kalbime yemiştim sanki. Dilinden firar edip tenime yapışan kelimeler canımı acıttı. Ben onun kardeşi değildim.
"Ulan it yenimi aklına geldi bu kızın kardeşin olduğu." Yusuf bir yumruk daha atar, Aslan da ona aynı sertlikte karşılık verirken korkuyla geri kaçtım. Birbirlerine resmen girdiklerinde korkudan nefesim kesildi. Aslan'a acımadan vuran Yusuf değildi o an. Karşımda sanki baba müsveddesi duruyordu ve Aslan'ın yüzüne inen her darbe sanki benim yüzüme iniyordu. Aslan da ona vuruyordu ama beni korkutan şey Yusuf'u...
Baran, Doğu ve Emir onları ayırmaya çalışırken geri planda Güneş ile kalmıştık. İki eli yumruk olup dudağının üzerinde duruyor, onlara benim gibi korkuyla bakıyordu.
"Abi yapmayın." dedi titreyen sesiyle. Birkaç kez tekrarladı ancak kimse duymadı. Doğu ve Baran, Yusuf'u zar zor zapt ettiğinde ikilinin arasında Emir duruyordu.
"Arkadaş siz kızışmayı bekleyen boğa mısınız bu ne güç bu ne enerji ya." Aslan ona öldürecekmiş gibi baktı ve arkasını dönüp hiddetle çıktı evden. Baran da bana baktı aynı abisinin bakışlarıyla. Her şey bir anda olup bir anda bitmişti.
"Aden." dedi Yusuf bana doğru gelirken. Bir adım geriledim. Ondan korktuğumu anlayınca öylece karşımda kalakaldı.
"Güzelim?" dedi hem şaşkınlıkla hem de nasıl davranacağını kestiremiyor gibiydi.
"Git lütfen." dediğimde elini ensesine sertçe koyup ovaladı. Kendisine sıkı bir küfür ederken etti.
"Abi, sonra konuşursunuz. Korktu kızlar." dedi Emir. Yusuf oralı olmadı.
"Güzelim özür dilerim, özür dilerim." aramızdaki mesafeyi kapatıp yüzümü kavramak istediğinde geri kaçtım. İstemsizce yapıyordum bunu gözü dönmüştü resmen. Ya bana da vurursa vesveseleri aklıma akın ediyordu. Kalbim ise saçmalama Aden sarıl şu adama diyordu ancak o baba müsveddesinin aşıladığı o korku kolumu sızım sızım sızlatırken Yusuf'a sorun yok çok iyi vuruyorsun diyemezdim.
"Git lütfen." dedim bir kez daha. Başını arkaya atıp yüzünü sertçe sıvazladı. Bakışlarımı kaçırdım. Doğu'ya baktım. Güneş'i kolları arasına almış bize endişeyle bakıyorlardı. Emir bir iki adım uzağımda her ana müdahale etmek için bekliyordu. Bana öyle bir bakıyordu ki Yusuf'a demek isteyip diyemediklerimi görüyordu.
"Tamam, tamam yavrum ben şimdi gideceğim ama yarın konuşacağız." dedi son kez yüzüme bakıp çıktı evden. Emir hızla gelip sarıldı ve başımın üstünü öptü.
"Aden, Yusuf abim sana vurmaz ki." dedi Güneş. Ben Emir'i kollarında o Doğu'nun kollarında ayakta karşılıklı duruyorduk. Bana vurmayacağını biliyordum ama... Babasını çok seven o küçük kız yediği ilk dayaktan sonra öyle çok korkmuştu ki şiddet olayını kim yaşarsa yaşasın o korku ortaya çıkıp beni ele geçiriyordu.
"Hadi hadi. Bütün vahşi hayvanlar doğal ortamlarına gitmek için evimizden çıktığına göre şu tatlıları yiyelim." dedi Doğu, Güneş'i de alıp koltuğa geçti. Bizde geri oturduğumuzda ne iştah kalmıştı ne istek. Doğu üçüncü tabağa geçerken Güneş sertçe aldı elinden tabağı.
" Yeter abi. Dünyaları yedin ayıp. " dedi Güneş. Doğu bir ona baktı bir tabağa birde dönüp bana sonra Güneş'in sehpaya koyduğu tabağı geri aldı.
"Ya kardeşim yapmış, çok güzel yapmış yemeyip ne yapacağız Güneş'im." Aslan'ın bana kardeşim demesi beni rahatsız etmişti ama Doğu bana kardeşim dedikçe içim ısınıyordu. Başımı sağ sola sallayıp alnımı ovaladım. Gözüm Güneş'e kaydı. Al işte bende nerede kalmıştı kötü Güneş diyordum. Sıçtık...
"Seninle konuştuktan sonra bende gözlemledim Güneş'i. Sanırım haklısın." dediğinde başımı salladım.
"Doğu bana kardeşim dediğinde gördün mü halini?" dedim
"Görmem mi? Tırstım lan bir an." dedi. Ofladım. Biraz daha konuştuk, Emir uykuya daldığında ben hala tavana bakıyordum. Gün çok güzel geçmişti hatta akşam bile çok iyiydi ancak öyle devam etmemesi beni üzmüştü.
"Geri zekalı Güneş." Güneş'in fısıldayan sesini duymamla başımı senin geldiği yere çevirdim. Mutfağa geçiyordu. Kalktım yerinden peşinden gittim fark etmedi. Elinde tuttuğu bir şeyi ada tezgahın üstüne bırakıp bir bardak çıkarıp dolaptan soğuk suyu aldı. O suyunu doldururken ben tezgahta duran kutuya odaklandım. İlaç kutusuna. Hastalığın net olarak bir ilacı yoktu ancak antidepresanları sık sık kullanırlardı. Tezgahın üstündeki kutunun üzerinde yazan ilacın adı tanıdıktı. Annemin ilk zamanlarında kullandığı gramajı en düşük ilaçlardan bir tanesiydi. Biliyordu ve tedavisini görüyordu demek ki.
Uzanıp aldım kutuyu elime o sıra Güneş elinde suyla döndü bana. Beni birden görünce korktu. Sonra gözleri elimdeki kutuya kayınca o kadar fevri o kadar hızlı davrandı ki şaşırdım. Kutuyu avucunun içinde yok etti.
"Ne yapıyorsun ya korktum." dedi aksi sesiyle. Kaçamazdı, Kaçamazdık.
"O ilacın ne olduğunu biliyorum Güneş. Neden kullandığını da." dediğimde afalladı.
"Hadi iç ilacını sonra terasa çıkıp konuşalım. Kaçmana gerek yok. Seni asla yargılayıp küçük görmem Güneş." dedim. Şu birlikte vakit geçirdiğimiz saatlerde anlamıştım ki rezil olmaktan, yargılanmaktan olumsuz eleştiriden çok korkuyordu. İkilemde kaldı. "Hadi." dedim ısrarla.
Terasa geçtiğimizde kapıyı kapattık Kerem'e gecenin ayazı vurmasın diye. Geçen gün terasa güzel bir ortam hazırlamıştık Emir ile. En güzel köşesine yerleştirdiğimiz salıncağa yan yana yüzümüzü göreceğimiz şekilde oturduk.
"Ne zaman fark ettin?" dedim direk konuya giriş yaparak. Derin bir enfes aldı.
"Bunları konuşmak benim için zor Aden." sesi titriyordu. Uzanıp elini tuttum. "Benimle konuş. Hani lego yaparken bana söz verdin ya anneme söylemem diye. Sana söz bende kimseye söylemem." dedim. Baktı, sonra dudağında kırık titrek bir gülüş açtı.
"Ben hep çabuk etkilenen biri olmuşumdur." dudaklarını birbirine bastırdı. Sesli titrek bir nefes alıp dolan gözlerini bana çevirdi.
"Aden biz öyle dışarıdan görülen gibi bir aile değiliz. Yani dışarıdan bakınca çok güzel bir hediye paketiyiz ama o paketin kurdelesini söküp içini açtığında dağınık bir aile görürsün." gözyaşları akıp gidiyordu. Hiç müdahale etmedim. Düşünmeyi sonraya bıraktım.
"Sürekli değişim gösterirdi duygularım." dedi lafı kendine getirirken.
"On altı on yedi yaşındaydım sanırım. İlk fark ettiğimde. Hastalığı değil, iyi olmadığımı psikolojik olarak sağlıklı olmadığımı ilk fark etmem o yaşlarda oldu." dediğinde irkildim.
"Sonra?" dedim merakla.
"İlk başta emin olamadım ama davranmamam gibi davranıyor düşünmemen gereken şeyleri düşünürken buluyordum kendimi. Her şey iyiyken birden koca bir karanlığa düşüyordum." dudağının üzerine biriken yaşlarını sildi.
"Koşarak gittim anneme. Anlattım. Keşke anlatmasaydım. Ortalığı birbirine kattı. Asla kabullenmedi. Onun bir tanecik güzel kızı asla hastalıklı düşüncelere sahip olamazdı. Hele birde doktora falan asla gidemezdi." güldü, ben ise acıyla kasıldım. Bu nasıl bir anneydi..
"Sonra kimseye söyleyemedim ama Baran abim fark etti. Aldı beni götürdü doktora. O zamanlar sadece depresyondu. Yani doktor öyle demişti." burnunu çekti.
"Abimlerle ve babamla konuştu Baran abim. Annemle babam kavga etti ama Zümrüt Uyguroğlu o. Çocukları asla kusurlu olamazdı." dedi acıyla gülerken.
"Tedaviyi devam ettirmedim o zaman. Bende herkese iyi olduğumu kanıtlama çabasına girdim. Herkese ağlamak isterken gülüyordum. Ölmek istediğim anlarda annem ile davetlere katılıp Uyguroğlu ailesinin muhteşem kızı rolünü oynuyordum. Bu böyle devam etti." dedi susup baktı yüzüme.
" Sonra o duygu değişimleri o kadar hızlı yaşlanıp öyle hızlı yok oluyordu ki... Öyle böyle geçirdim işte günleri ama. " dedi sustu bakışları tekrar kucağına düştü.
" İlk üniversite sınavıma bir iki hafta kalmıştı. Yapamadım..." dedi ve sustu.
"Dört yıl boyunca sınava girebilecek cesaret bulmadım kendimde. Bu sene her şeyi bir köşeye atıp girecektim ama Kerem'in henüz hastalığını öğrenememiştik. Akşam yemeği için Sefa amcamlardaydık. Kerem iyi değildi Sefa amca fark edince gittik apar topar hastaneye. Öğrendiğimizde yıkıldım Aden. O benim küçük bebeğimdi. Doğmasını dört gözle beklemiştim. O kadar güzeldi ki bebekken gerçi hala güzel benim bebeğim. " dedi şefkatle. Başımı salladım Kerem çok güzel bir çocuktu.
" Kerem'in hastalığını öğrenmem o çektiği ağrıların acısı beni daha da tetikledi ve sonunda dayanamayıp kimseye söylemeden gittim doktora. Anadolu yakasında Erenköy'e gittim. Annemin kulağına gide bir gören olur diye." benimle konuştuğu halde bile kısıktı sesi.
"Sonra ne oldu?" dedim.
"Doktor anında koydu teşhisi." dedi acı çekerek.
"Bordeline." dediğimde başını kaldırıp baktı. Ağır ağır salladı başını.
"Tedaviye başladık. Kimseye söylemedim, kendimi aileme karşı sürekli kamufle ettim."
"Güneş." dedim acıyla.
"Zümrüt Uyguroğlu'nun pamuklara sarıp bir prenses gibi büyüttüğü kızı kafayı yemişti sonunda."
"Ne olursa olsun ailene söylemeliydin nasıl başa çıktın tek başına?" dediğimde güldü.
"Sen annemi tanımıyorsun Aden. Zümrüt Uyguroğlu bir tanecik kızının ruh hastası olduğunu öğrendiğinde kıyameti koparırdı." dedi ve gözlerinin altını silip ofladı.
"O kusursuz büyüttüğü kızının yerlerde süründüğünü görmeye asla dayanamaz beni daha da yıkardı. Abimlere sarardı. Kaçtım bende. Kimseye söylemedim." nefes alıp verdi.
"Bir sen işte o da yakalanmadan asla söylemezdim." dedi.
"Senin anlayacağın ruh hastasının tekiyim. Duygularımı hislerimi kontrol edemiyorum çoğu zaman."
"Biliyorum." dedim.
Biliyordum ve onu artık çok daha iyi anlıyordum. Anlamadığım bir annenin nasıl böyle olabileceğiydi? Babası ve abilerine diyecek sözüm dahi kalmamıştı. İyiyim dedi diye nasıl üzerine düşmezlerdi?
"İlk sınavımda. O gün o kadar kötüydüm ki. O stres ve korku beni ele geçirmişti. Sınavda yaptığım tek şey tir tir titremek oldu. Hatta kusmamak için kendimi zor tutmuştum." şimdi anlıyordum neden birkaç sene beklediğini.
"Annem beni mahvetti." dedi gülerek.
"Nasıl yapamazsın nasıl çıkarsın sınavdan diye bağırıp durdu günlerce."
"Neden böyle?" dedim.
Sustu cevap vermedi. Bende üstelemedim. Yeterince ağır bir konuşma olmuşken tekrar üstüne gitmek istemedim. Devamı gelecekti nasıl olsa dedim içimden. Gelecekti ve ben Güneş'in yanında ona bu hastalığı atlaması için destek olacaktım. Aynı anneme yaptığım gibi tam yanında duracaktım.
* * *
Yorumlar