ADEN 14. BÖLÜM SEVMEK GÜZELDİ SEVİLMEK İSE EN GÜZELİ
14. SEVMEK GÜZELDİ SEVİLMEK İSE EN GÜZELİ
Ertesi gün uyandığımda Emir ve Kerem birlikte kahvaltı hazırlıyorlardı. Onlara yardım etmiş güzel bir kahvaltı hazırlamıştık. Güneş ve Doğu'yu uyandırmış hep birlikte etmiştik kahvaltımızı. Birlikte biraz daha zaman geçirmiş legoyu tamamlamıştık.
Günün sonunda evde Emir ile baş başa kalmıştık. İkimizde yorgun argın odalarımıza çekilmiştik. Ders çalışmadan önce annemi aradım. Onunla da konuşup telefonu kapattıktan sonra terasa çıktım. Yusuf sabahtan beri arıyordu ancak cevaplayacak cesareti bulamıyordum. Ders çalışacağıma dair bir mesaj atıp en azından yaşadığımı göstermiştim.
Akşama kadar ders çalışmış saat geceye kavuşurken sonunda kalkmıştım kitapların başından. Kollarımı yukarıya doğru kaldırıp bedenimi esnettim. Sonra kalkıp korkulukların oraya gidip etrafa baktım. Yüksek gökdelenin en üst katında sertçe esen rüzgar saçlarımı havaya uçuşturuyordu.
Gözlerimi kapatıp tenimde gezinen rüzgarı hissettim. Derin derin soğudum İstanbul'un kokusunu. Annemi düşündüm bir an o yatağında rutubet kokusuyla uyurken benim burada olmam ne kadar adildi? Onu yanımda isteyen yanımla huzuru tadan yanım büyük bir kavganın içindeydi. Gözlerimi aralayıp karanlık geceye baktım. Yıldızlar şehrin ışıkları yüzünden görünmüyordu. Ders çalışmaktan sızlayan gözlerimi bir kez daha kapatmamla belime dolanan kollar eş zamanlıydı. Bir anda gelen o sıcak temasla sıçrayıp o kollar arasında döndüm. Elbette Yusuf'u.
"Saatlerdir aşağıda arabanın içindeyim. Çıktım geldim kaç kere kapına. Bu kadar katı zaman geçsin diye asansörsüz çıkıp indim. Kapının önünde durdum dakikalarca." dedi gözlerini gözlerimden çekmeden.
"Yusuf." dedim. Güzel bir tebessüm sundu bana.
"Özür dilerim güzelim." parmakları yüzümü örten saçlarımı nazik dokunuşlarla yüzümden çekti.
" Senin bu kadar etkileneceğini düşünemedim o an. Bir daha olmayacak. Asla olmayacak." dediğinde hiç beklemeden sarıldım sımsıkı ona. Onun kolları da beni daha sıkı kavradı.
"Korktum Yusuf. O an karşımda ki sen değildin sanki." dediğimde acıyla kasıldı yüzü. Saçlarımda olan eli usul usul okşadı tenimi.
"Bir daha olmayacak. Tüm şerefimle sana yemin ederim. Bir daha benden asla korkmayacaksın." ona ihtiyaç duyan yanım hemen affetti onu. Tekrar sarıldım koca gövdesine. Elleri sırtımda, saçlarımda, omuzlarımda gezindi.
"Ulan bu yaşta adamı kendine pervane ettin ya helal olsun sana." dediğinde kaşlarımı çatıp yüzüne baktım.
"Şikayetçi misiniz Savcım?" dedim. Elleri yüzümü kavradı.
"Kurban olurum sana." deyip ensemde tutup kendine çekti. Başım tam göğsüne düştü. Kalbinin güçlü ve hızlı atışları kulağıma doluyordu. Dakikalarca kaldık öyle.
"Değişik bir hismiş." dedi.
"Ne?" dedim bende merakla.
"Kalbinin bir insan için böyle atması." dedi şefkatli sesiyle. Çenemi göğsüne yaslayıp başımı geriye atıp yüzüne baktım.
"Bir sana güzelim bu atışlar. Seni ilk gördüğüm andan beri böyle atıyor." dudakları saçlarımın üzerinde gezip durdu.
"Yusuf." dedim. Demek istediğim ama dile getiremediğim her şeyi ismine sığdırdım.
"Güzelim benim. Güzel yüzlüm." dedi kulağıma fısıldayarak. Çok erkendi, çok aniydi ama bir o kadar da güzeldi bu hisler. Sevilmeyi bilirdim. Emir'den bilirdim, annemden bilirdim. Ancak böyle bir sevilme o kadar farklıydı ki insan kapılmadan duramıyordu.
"Yusuf." dedim. Ellerimi yüzüne yaslarken.
"Hmm." dedi kendisini dokunuşlarıma bırakırken.
"Dün akşam Baran'a yetmedi galiba dedin ya ?" dedim. Aklıma takılmıştı. Gözlerini araladı, ellerini ellerimin üzerine yerleştirdi.
"Boş ver. Biraz canlarını sıktım diyelim." dediğinde fazla üzerinde durmadım.
Terastaki kavuşmamızdan sonra salona geçmiştik. Kahve içmiş sohbet etmiştik. Yüz yüze görüştüğümüz son günde o olmuştu. Benim için başlayan zorlayıcı sınav haftası neredeyse iki hafta sürmüştü. Bu dönemde evden okula okuldan eve gitmiştim. Bu süreçte her gün bir saat kadar Annem ve Yusuf ile sadece telefonla görüşmüştüm. Birkaç kere de Doğu, Güneş ve Kerem ile görüntülü olarak konuşmuştuk. Kerem'in bu hafta başında tedavisi başlamıştı. İlk gününde yanında olmak için hastaneye gitmiştim. Sadece Yağız Bey ve Zümrüt Hanım vardı. Kalabalık yasaktı. Bende kapının hemen önünden Kerem'i görmüştüm.
Yağız Bey ile ayaküstü konuşmuş Sefa abiyi de görüp evime geçmiştim. Emir ilk konseri için harıl harıl çalışıyor eve bile uğramıyordu. Bugün son sınavımı verecek ve sonunda yaz tatiline girebilecektim. Haziran'ın ortasına gelmiştik artık.
Sonunda sınav maratonum bittiğinde ilk işim Emir'i aramak oldu. Annemde bulaşmak için konuşup kapattık. Anneme geçtiğimde beni boş bir ev karşılanmıştı. Annemi aradığımda pazarda olduğunu o gelene kadar çay yapmamı söylemişti. Çayı yaptım yanına da bir güzel kek yapmıştım. Alçım artık benimle değildi.
"Aden, kız gel yardım et." annemin sesiyle başımı telefonumdan kaldırıp dış kapıya baktım. Annem elinde torbalarla içeriye giriyordu. Yanına gidip aldım elinden poşetleri. Mutfağa geçtiğimizde torbaları buz dolabına özenle yerleştirdim.
"Bitti mi sınavların?" dedi kendini sandalyeye bırakırken.
"Bitti bugün. Bende gelip bir göreyim seni dedim." son torbayı da dolaba yerleştirirken.
"İyi iyi. İyi mi notların?" dedi.
"Yani henüz beş tanesi açıklandı. Onlarda gayet iyi. Bugün ki biraz zorladı ama yaptım." dediğimde başını salladı.
"Alırsın yüksek notlar. Ne zaman düşük aldın ki?" dediğinde güldüm. İlgisiz alakasız dururdu ama her şeyimi bilirdi annem. Gidip karşısına yere oturdum.
"Kız niye oturdun fayansın üstüne? Kalk kalk çocuğun olmayacak." güldüm. Uzanıp başımı dizlerine yasladım.
"O işler öyle olmuyor anne. En fazla bağırsaklarım bozulur." dediğimde hafifçe vurdu başıma.
"Kalk kız birde dalga geçiyorsun. Kalk çay koy." dedikten sonra ayaklanıp salona geçti. Güldüm arkasından.
Çayları doldurdum yanına da yaptığım keki dilimleyip içeri geçtim. Tam tepsiyi bırakmıştım ki kapı çaldı. Emir gelmişti. Ona da bir çay doldurup geçtim içeri.
" E hanımlar nasılsınız? " dedi çok mutlu görünüyordu.
"Nasıl olmamızı istersin serseri?" dedi annem.
"İyi olun Filiz anneciğim." dedi. Sonra cebinden küçük bir kutu çıkarttı. Hediye paketi olan bir kutu. Anneme uzattı.
"Bu ne?" dedim annem çayını sehpaya bırakıp Emir'e dönerken.
"Hani ben Almanya'ya gitmeden önce iddiaya girmiştik." dedi.
"Eeee?" diyen annemdi.
" Ben kazandım." deyip kutu annemin elleri arasına bıraktı.
" Kız bunu iyice kendine benzetmişsin diyeceğim de senin zekanla kimse aşık atamaz. Oğlum sen kazandıysan benim sana almam lazım bu ne? " dediğinde güldük Emir ile. Sanırım o kutunun içinde ne olduğunu biliyordum.
"Eğer sen kolundaki tek bileziği satıp parasını bana vermeseydin ben Almanya'ya gidemezdim ki." dediğinde annem birden duygusallaştı. Baba müsveddesinin anneme tek hediyesiydi. Çok pahalı bir şey olmasa da biriktirdiğimiz paranın üstüne koyup gereken miktarı tamamlamamıza yetmişti.
" Bende dedim önce o bileziği tekrar doldurayım. Sonra ne aldıracağıma bakarım" dedi. Annem açtı paketi. Bizim mahallenin kuyumcusunun adının yazılı olduğu bir kutuyu çıkartıp açtı. Kaşlarım şaşkınlıkla havaya kalktı.
"Oha." dedim kendimi tutamadan. Oldukça kalın burma bilezik almıştı anneme.
"Kız bu çocuk ne kadar kazanıyor?" dedi annem gözlerini bilezikten alamazken. Emir gülerek uzandı ve annemin en nefret ettiği şeyi yaparak sulu sulu öptü yanağını. Annem başını geri çekip vurdu ensesine yine.
"Aferin aferin güzel almışsın." dedi ve taktı bileziği.
O an Emir ile göz göze geldik. Emir bizim mahallenin kimsesiz olanıydı. Annesini ve babasını peş peşe kaybedince bizim mahallede yaşayan dedesi ile yaşamaya başlamıştı. Onu tanıdığımda ben altı o ise sekiz yaşındaydı. Dedesi çok yaşlı olunca eli iş tutmaz ne yemek ne temizlik yapardı. Mahallenin kadınları dönüşümlü olarak ilgilenirlerdi. Bende o zaman tanımıştım Emir'i.
O günden sonra hiç kopmamış birbirimize sımsıkı tutunmuştuk. Annem sokakta gördüğü her an eve çağırır önce bir güzel yıkardı onu. Yıkamak derken kaynar suyla ve bol sabunla. Bembeyaz teni kıpkırmızı olurdu ama annemin onu yıkamasını severdi Emir. Yıkandıktan sonra yemek yer benim odama kapanır ve saatlerce eğlenirdik. Çok ses yaptığımızda annem gelir ya kulağımızı sertçe çeker ya da kıçımıza terliği yedirdi. Öyle böyle büyümüştük.
Annem her ne kadar bizi çoğu zaman çıldırtsa da bazen canımızı çok yaksa da Emir'i de o büyütmüş hatta onun için ortaokulda ve lisede velilerle bile kavga etmişti defalarca. Dışarıda bizi kimseye ezdirmez eve geldiğimizde de bizi bir güzel haşlardı. Annem benim olduğum kadar Emir'inde annesiydi.
"Tabi güzel alacağım Filizciğim. Ayıpsın yani." dedi ve elini bu sefer ceketinin iç cebine atıp bir kağıt çıkarttı.
"Bak bu da ilk konser biletim." dediğinde çığlık attım ve hızla atılıp aldım bileti annem almadan. 20 Haziran 2021 22.00 Jolly Joker'deydi.
"Ya İnanamıyorum ya Allah'ım çıldıracağım." dedim sevinçle.
"Filizciğim sende davetlimsin. Hem de özel davetlim." dediğinde annem güldü.
"Serseri seni." dedi ve uzanıp yanağını sevdi Emir'in.
"Hadi bunu yemekle kutlayalım." dedim bağırarak. Emir beni onaylarken annem kaşlarını çattı
"Kız sen bu çocuğun parasını mı yiyorsun?" dedi.
"Kız bizim aramızda senin benim mi var?" dedi Emir.
"Yok ama öyle çok harcamayın birikim yapın birikim." dedi ve bileğine taktığı bileziği ile oynayıp tekrar bize baktı.
"Neyse bir iskender ısmarlarsın artık." dedikten sonra odasına geçti. Büyük ihtimalle üzerini değiştirecekti. Annemin bu tavrına kısık sesle güldük. Gidip sarıldım kardeş bildiğime.
"Başardın." dedim mutlulukla.
"Başardık." dedi o da.
Başarmıştık... Bizim apartmanın merdiven altına bir halı serer üzerinde saatlerce oturup hayaller kurardık. O hep çok meşhur bir şarkıcı olmak isterken ben hep doktor olmak isterdim. Doktor olup annemi iyileştirmek...
"Hadi çıkalım." diyerek içeri girdi annem. Toparlanıp çıktık. Haydar abi bugün izinli olduğu için Emir kendisi gelmişti. Taksi durağına doğru yürüyecekken bizim apartmanın karşı kaldırımında durmuş bizim evin balkonuna bakan bir Güneş'i görmeyi beklemiyordum. Annem ve Emir gülüşerek bir şeyler konuşuyorlardı. Durdurdum onları sonra karşıya geçip Güneş'in yanına ulaştım.
"Güneş." dedim gülen sesimle. Daldığı yerden sıçrayıp kendine geldi.
"Aden, merhaba." dedi yakalamanın verdiği be utanç vardı yüzünde.
"Merhaba ne yapıyorsun burada?" dedim. Dönüp diğer kaldırıma baktım. Emir annemin omzuna kolunu atmıştı. Annem şaşkınlıkla ve heyecanla bakıyordu Güneş'e.
"Şey, ben Filiz Hanım'ı görmeye gelmiştim ama cesaret edemedim." dediğinde bendeki bakışları anneme kaydı.
" Biz yemeğe gidiyoruz katıl bize." dedim.
"Şey yok ben rahatsız etmeyeyim sizi." dediğinde gözlerimi devirip uzanıp elini tutarak peşimden çekiştirdim. Annemlerin yanına geldiğimizde Güneş'i yanıma çektim.
"Güneş'te bizimle olacak." dediğimde ikisinin de gözleri parladı. Taksiye bindik ve bir kebapçıya geçtik. Ben annemle yan yana oturuyorken Emir ve Güneş yan yana oturuyordu. Annem ve Güneş çekingen bakışlarıyla birbirlerini süzüyor ama konuşmaya bir türlü başlayamıyorlardı.
" Güneş sanırım müzik yeteneğini annemden almışsın onunda sesi çok güzeldir." dedim ortaya laf atarak. Güneş gülümseyip baktı anneme.
"Güneş keman çalıyormuş anne henüz dinleyemedik ama eminim ki çok iyi çalıyordur." dedim bu kez.
"Oo desene bir keman virtüözüm bir de vokalistim var." dedi Emir ortamı biraz daha ısındırmak amacıyla.
"Şey aslında o kadar da iyi değilimdir." dedi Güneş.
"Bu hayta da bu o kadar iyi değildi. Ancak isteyince yapabiliyormuşsun en büyük örneği oldu." dedi annem.
"Sokaklarda söyler dururdu. Sonra işte şans mı Allah'ın işi mi güldü yüzüne rabbim." dediğinde Güneş dönüp Emir'e baktı.
"Şarkıların çok başarılı." dedi ve önüne döndü.
"Teşekkür ederim." dedi Emir hayranlıkla Güneş'e bakarken.
Yemeklerimiz geldiğinde Güneş tereddütler başını bana çevirdi. Ona yemesi için baş sallarken birkaç dakika bekledi. Annem onun ikilemini görmüş olacak ki dönüp bana baktı. Ona sonra dercesine bakıp Güneş'e tekrar döndüm.
"Endişe edeceğin bir şey yok Güneş yemek işte. Ye gitsin." dediğimde annemde konuştu.
"İkinizde çırpı gibisiniz biraz çok yiyin kan gelsin suratınıza." dedi annem. Güneş ona şaşkınlıkla baktı. Garibim, annesi ona sürekli yeme derken benim annemin ona ye demesi kızı afallatmıştı.
" Kız ne bakıyorsun aval aval yüzüme yesene." dediğinde Emir ile güldük. Emir, Güneş'e dönüp " valla yemezsen zorla yedirir. " dediğinde Güneş gülümseyerek yemeğini yemeye başladı. Hayır boru mu bu da çekiniyorsun kızım mis gibi İskender.
Yemeklerimizi yiyip birde üstüne künefemizi yemiştik. Güneş ile annem arasında, benim Zümrüt Hanımla kuramadığım o iletişim çok hızlı bir şekilde kuruluyordu. Memnuniyetle baktım ikisine. Emir ikinci künefesini yerken bizde konser hakkında konuşuyorduk. Emir Güneş ve tam boyları da davet etmişti. Doğu gelirdi ancak diğer ikisinden emin eğildim. Güneş'in çok gelmek istediği gözlerindeki ışıldamadan anlaşılırken Emir' e kesin olarak bir cevap vermemiş ayarlarsam demişti. Sorun büyük ihtimalle annesi olacaktı. Tatlının üstün birde çay içerken birden Zümrüt Hanımın sert sesi duyuldu.
"Güneş!" diye bağırdığında Güneş elindeki çay bardağını masaya düşürdü. Hepimiz Zümrüt Hanıma baktık. Üzerinde kırmızı renkte bir ceket pantolon takımı, ensesinde topladığı saçlarıyla karşımızdaydı. Güneş korkuyla ayaklanınca hepimizi ayaklandık.
"Senin burada bu insanlarla ne işin var?" dedi dişlerinin arasından.
"Bu insanlar derken?" dedim bir adım atıp ona yaklaşarak. Güneş'in kolunu tutmuş arkama doğru alarak gitmesine izin vermedim.
"Sizin gibi işte. " dedi tiksinerek anneme baktı.
"Bana bak çek o gözlerini annemden." dediğimde bu sefer o bakışları benim üzerimdeydi.
"Sana gerçekten inanamıyorum Güneş. Oturdun birde yemek mi yedin böyle bir yerde?" dediğinde Güneş benden kurtulup annesinin yanına geçecekken bu sefer onu engelleyen annem oldu.
"Anne lütfen." dedi o sırası Güneş Zümrüt Hanıma.
"Lütfenmiş kendini nasıl rezil edip bu denli küçük düşürürsün. Hem bu insanlarla ne sıfatla görüşüyorsun sen?" dedi öfkeyle.
"Sende bırak kızımın kolunu. Ne hakla benim kızıma dokunursun?" dedi anneme yönelerek. Annem ondan beklenmeyecek şekilde sakinliğini koruyordu ama o da bir yere kadardı.
"Zümrüt'tü değil mi senin adın. Zümrüt evet." dedi baştan aşağı süzdü Zümrüt hanımı.
"Ne hakla olduğunu söyleyeyim. Bu kız benim karnımda büyütüp doğurduğum kız. Aden'e nasıl dokunuyorsam onunla nasıl konuşuyorsam Güneş ile de aynı şeyleri yaparım!" dönüp ikimize baktı. Güneş sağında ben solunda duruyorduk.
"Biri doğurduğum biri büyüttüğüm, ikisi de benim kızım." dediğinde Güneş ile göz göze geldik. O öz annesi tarafından ilk defa sahiplenmenin duygusallığını yaşarken ben uzun zaman sonra annemin dudakları arasından çıkan kızım kelimesine tutunup kalmıştım.
Zümrüt hanım öfkeyle kıpkırmızı oldu. Bakışlarını annemden çekip bana yöneltti. O bakışlardaki öfkenin Güneş'e yöneleceğini bilen tarafım onun için acıyla kasıldı. Bu kadının Güneş'i çiğ çiğ yerdi valla.
"Bana bak benim kızıma bakan o bakışlarını oyar eline veririm. Çek o bakışlarını kızımdan." annem tam gaz devam ediyordu. Zümrüt Hanım nefret ve aşağılayan bakışlarını üzerimden çekip Güneşe' e yöneldi.
"Düş önüme!" dediğinde Güneş o korkuyla hızla gitti annesini yanına.
"Sen kendi kızınla istediğin gibi yaşa. Güneş benim kızım ondan uzak duracaksınız. " dedi ve Güneş'i kolundan tutarak çıktı mekandan.
"Bu kadın Güneş'i çiğ çiğ yer." diyen Emir ile başımı salladım. Hızla telefonumdan Doğu'yu aradım ve olan biteni anlatıp Güneş'e yardımcı olmalarını istedim. Bizim yüzümüzden zarar görmesini istemezdim. Ten duam umarım ruh hali bu olaydan olumsuz etkilenmezdi. Annemle eve tekrar geçtiğimizde Emir diğer eve geçmişti. Salonda yan yana oturmuş televizyon izliyorduk.
"Belli o kadına çekmemişsin sen? Babana çektin herhalde pek beyefendi biriydi." dedi annem sessizliği bozarak. o kadına benzemek mi? Allah'ım sen yazdıysan boz!
"Valla bilemiyorum ama sana benzediğim kesin kız." dediğimde güldü. Bu aralar ilaçlarını çok düzenli kullandığı için durumu gayet iyiydi.
"Bana benzeyeceksin tabii." dedi dönüp yüzüme bakarken. Güldüm, annemin beni büyütürken bana öğrettiği en iyi şey çirkeflikti sanırım. Bu yanımı her zaman kullanmasam da acil durumlarda analı kızlı tam bir bordo bereli çirkeflerden olup bize düşman olan herkesi geri püskürtürdük.
" O cadaloz kızı nasıl korkak yetiştirmiş. Sen öyle misin bak haline valla adamın aklını alırsın sen. Aferin bana kız ne güzel yetiştirmişim seni." dediğinde kahkaha attım. Küçükken henüz ilk okuldayken kızın biri ile kavga etmiş dayak yiyince ağlayarak eve gelmiştim. Annem dayak yediğim için bana bir güzel kızmış bir daha dayak yememem için bana sürekli taktikler verirdi.
" Gülme kız. Valla acıdım kıza, tamam sende pek hoş güzel şekilde büyümedin o kartorozdan çok çektin ama en azından kendini korumayı da öğrendin." dedi. Doğru söylüyordu.
Bir şey demedim. O yine televizyon karşısında uyuyakalırken ben televizyon izlemeye devam ettim. Saat gece yarısına ulaşırken annemi odasına yollamış bende odama geçmiştim. Burada kalan pijamalarımdan şort takımımı giydim. Uzun zaman sonra yatağa kavuştuğumda sırtıma batan yaylar gülümsetti. Telefonda uğraşırken Emir ile konuşuyorduk. Gözüme alt kısımda Güneş'in ismi takılırken ismine tıkladım. Çevrimiçiydi. Mesaj yazmak yerine aradım onu.
"Alo." dedi sesi tahmin ettiğimden daha iyi geliyordu.
"Nasılsın?" dedim.
"İyiyim abime haber vermesen ölmüş olabilirdim o kadar öfkeliydi." dediğinde dudak büktüm.
"Siz öyle gidince aklıma gelen ilk şey Doğu'yu aramak oldu." dedim.
"O da diğerlerini aramış. Eve girdiğimizde hepsi bizi bekliyordu. Doğu abim beni odaya çıkarttığında annemle abilerim bağıra çağıra kavga etmeye başlamışlardı ama babam yetişti." dediğinde gülümsedim.
"Sevindim. Bir an öldürecek seni diye düşündüm valla." dediğimde kıkırdadı.
"Bende eve gidene kadar bildiğim tüm duaları ettim. Senin sayende kurtuldum." dedi.
"Bu yaptığı çok büyük bir saygısızlık." dediğimde sustu.
"Güneş bizimle görüşmek istiyorsan görüşeceksin buna kimsenin engel olma hakkı yok." dediğimde iç çekti.
"Demesi kolay şimdi her adımda başımda bitecek. Sizi zor durumda bırakmak istemiyorum." dediğinde gülümsedim. Hastalığını öğrendikten sorma birbirimize olan yaklaşımımız hızla değişmiş ve iletişimimiz daha sağlıklı olmaya başlamıştı.
"Kızım biz adamın aklını alırız aklını. Görmek aramak istediğinde sakın geri çekme kendini." dediğimde güldü.
"Anlaştık." dediğinde biraz daha sohbet edip kapattık. Uyanmak için pozisyon alacağım sıra çalan telefonla ofladım. Beni bu saatte arayacak tek kişi Emir idi. Ancak o değildi. Yusuf arıyordu.
"Yusuf." dedim. Saat neredeyse gecenin biriydi.
"Bir şey mi oldu?" dedim nefes almadan.
"Yok güzelim. Özledim seni in aşağı da göreyim yüzünü." dediğinde dudak büktüm.
"Annemdeyim ben ama." dedim
"Tamam, bende oradayım in hadi." dediğinde yataktan kalkıp pencereye gittim. Aşağıdaydı ve camıma bakarak konuşuyordu. Beni görünce genişçe gülümsedi. "Hadi güzelim, gel özledim seni." dediğinde cevap vermeden başımı hızlı hızlı sallayıp koşarak çıktım evden.
Beni kapının önünde karşıladığında sımsıkı sarıldım ona. İki haftadır sadece görüntülü konuşmuştuk. Özlem farklı bir şeydi.
"Özledim." dedim kokusunu içime çekerken. O da saçlarımın üzerini öpüyor, kokumu derin derin doluyordu.
"Bir de bana sor be güzellik." dedi. Alınlarımızı yasadık. Nefeslerimiz yüzlerimizi yalıyordu.
"Üşüyeceksin arabaya geçelim." dedi. Arabaya geçtik. Klimayı düşük derecede açtı. İkimizde yüz yüze bakacak şekilde yan oturduk.
"Sınavların nasıldı?" dedi ilgiyle.
"Yorucuydu ama üstesinden geldim. Şimdi keyif çatma zamanım." dediğimde güldü.
"Ben var mıyım keyif çatma planlarında?" dediğinde güldüm.
"Olmaz olur musun hiç? Sensiz asla." dedim. Elini yanağıma yasladı. Usulca gezindi parmakları tenimde. Sonra ben ne olduğunu anlayamadan çekip kucağına aldı beni. Şaşkınlıkla yüzüne baktığımda onun kararan muzip bakışları karşıladı beni.
"Uzağımda durma." dedi burnu saçlarımı karıştırırken. Kucağında yan bir şekilde oturuyordum. Ayaklarım diğer koltuğa doğru uzanıyordu. Utandım ve heyecanlandım.
"Yusuf." dedi içimdeki oynak Aden. Kucağı çok rahattı.
"Yusuf'un canı." dediğinde kalbim tekledi. İçim sımsıcak oldu.
"Utandım." dedim nazlı nazlı. Güldü parmakları çenemi tutup yüzümü yüzüne çevirdi.
"Kurban olurum sana." dedi gözlerime bakarak.
"Daha küçücüksün yavrum içim gitse de dokunmam ki sana. Şu saçlarına, yanağına dokunurken bile içim titriyor. Nasıl kıyarım bu güzelliğine, nasıl kıyarım sana." dedi. O konuştu ben ona aşık oldum. O konuştu ben onu sevdim.
"Sen biraz büyü, alayım seni nikahıma o zaman utanırsın." dedi gülerek.
Bu söyledikleri daha da utandırırken beni başımı göğsüne yaslayıp sakladım yüzümü. Zorlanmadı sardı kollarını bedenime. Bir eli belimi boydan boya geziyor diğer eli upuzun saçlarımı seviyordu. Sabahı onun arabasında, kolları arasında kucağındayken karşıladım. Güneş yeni yeni doğmaya başladığında birimizi zar zor bırakmıştık. Eve geçtiğimde yüzümden silinmeyen gülüşümle yatağa yatmış o halde uykuya dalmıştım... Sevmek güzeldi, sevilmek ise en güzeliydi.
* * *
Yorumlar