ADEN 16. BÖLÜM KİMSEYE ACIMAM

 16. KİMSEYE ACIMAM

Kerem'in ilk aşama tedavisi bitmişti. İlaçlar biraz ağır gelmiş bir süre halsiz dolaşmıştı ama iyiydi. Şimdi hastane odasında baş başaydık. Hastaneye yatırıldığında yanına beni istemiş bende hiç düşünmeden sabahın köründe yanına gelmiştim. Uyguroğlu ailesi tüm fertleri ile buradaydı ancak Kerem odasında sadece beni istemişti. Hastalıkla gelen nazını yeni tanıdığı ablasına çektirmeye çalışıyordu ama ondan gelen her şey kabulümdü.

"Bu film nasıl sence?" dedi tabletten yeni bir filmin afişini gösterirken. Gösterdiği her film ya belgeseldi ya da gelişim çağındaki çocuklar için yapılan bilimsel filmlerdi. Arkadaş bu çocuk hiç mi Buz Devri, Shrek falan izlememişti.

"Yok bunları sevmedim. Ver ben açayım." dedim tableti alıp. Buz devrini daha çok seveceğini düşünerek ilk filmini açtım. Film başladığından beri Kerem'in kahkahaları odanın her köşesine yayılıyordu.

"Ben geldim." odanın kapısı aniden açılıp içeri Güneş girdi. Bugün üniversite sınavına girmişti. Günler öncesinden onunla doktoruna gitmiş, sınav gününe kadar sürekli telefonla ya da yüz yüze görüşerek stresini azaltmaya çalışmıştım. Saba ise erkenden aramış son kez başaracaksın demiştim. Yüzündeki gülüşten anladığım kadarıyla sınavı güzel geçmişti.

"Hoş geldin." dedim. Kerem'de tableti kenara bırakıp dizleri üzerinde yükselip kollarına açarak "Abla." dedi sonunu uzatarak. Neredeyse bir haftadır birbirlerini görmüyorlardı.

"Bir tanem üzerimi değiştireyim, ellerimi yıkayayım geliyorum." dedikten sonra odadaki lavaboya girdi. Dışarıdan gelmişti ve Kerem herhangi bir mikroba virüse çok açıktı. Birbirine çok düşkün olan ikili sonunda birbirlerine sımsıkı sarıldıklarında gülerek izledim onları. Güneş Kerem'in yüzüne, boynuna sesli sesli öpücükler konduruyordu.

"Ya nasıl özlemişim bebeğimi. Oh mis gibi kokuyor beni bebeğim." dedi boynundan öperken. Kerem gördüğü sevgi karşısında şımarmış neşeyle gülüyordu. Bir süre devam eden sevgi kucaklaşması sona erdiğinde Kerem'e filme geri dönmüş bizde Güneş ile sohbet etmiştik. Sınav tahmin ettiğinden daha kolay geçmiş, ilk başta heyecanı ve stresi ağır bassa da kontrol edebilmişti kendisini. Hastanede geçirdiğimiz iki günün sonunda ilk aşama tedavisi bitmişti.

Kök hücre nakli gerçekleşmeden önce Sefa abilerin dağ evinde hafta sonu tatili yapacaktık. İlk başta reddetsem de Toral ailesi annemle tanışmak istediği için onu çağırmıştı. Toral, Uyguroğlu ailesi ve biz olacaktık. gergindim. Annemin o insanlarla aynı ortamda olmasını istemiyordum ancak hem annem çok gitmek istemiş hem de Sema abla resmen ayağıma gelerek davet etmişti annemi.

Şimdi yoldaydık. Yusuf bizi almıştı. ben önde otururken annem ve Emir arkadaydılar. Sabahın çok erken bir saati olduğu için onlar uyurken ben zamanımı Yusuf'u izlemek ile geçiriyordum.

"Güzelim." dedi bana kısa bir bakış atarak.

"Canım." dedim. uzunca baktı bu sefer. Gülümsedi.

"Canım diyorsun ya. Kalbime bir şeyler oluyor yemin ederim. " kıkırdadım. uzanıp öptüm yanağını. O da uzanıp elimi tuttu ve avuçlarımdan öptü. İki saatin sonunda dağ evine varmıştık. Diğerleri dün geceden gelmişlerdi. Hava haziranda olmamıza rağmen ayazdı. Dağ havası şimdiden çarpmıştı valla.

Bizi ilk karşılayan Sema abla oldu. Tüm enerjisiyle ver sıcak kanlılığı ile annem ile tanıştı. Sefa abi de annemi oldukça sıcak karşılamıştı. Annemin dış çevreye kapalı olan tüm kapılarından ufakça sızdıklarını biliyordum. Annem bu sıcaklığı geri çevirmezdi. Arka bahçeye geçtiğimizde kahvaltı çoktan hazırdı ve sanırım beklenen bizdik.

Bizi gören Güneş ve kerem hızla yerlerinden kalkıp yanımıza geldiler. Ben kerem ile sarılırken Güneş annem ile sarıldı. Doğu'da yanımıza gelip bizi kucakladı. Diğerleri oturdukları yerden kalkmış nezaketen bizi ayakta karşılamışlardı ancak Zümrüt Hanım elbette yine formundaydı. Umursamadım onu görmezden gelmek en kolayı olacaktı. Masaya geçtik.

"Hoş geldiniz." diyen Yağız Bey idi.

Yüzünde samimim bir tebessümle bizi karşıladı. Hepimiz hoş bulduk dedikten sonra oturduk sandalyelere. kahvaltı annemle Sema ablanın neşeli sohbetiyle devam ediyordu. Gülüş dudaklarımda yayıldı onları böyle gördüğümde. bakışlarım hemen karşımdaki Yusuf'a kaydı. O da aynı bakışlarla izliyordu annelerimizi. Kahvaltı faslı biraz uzun sürse de oldukça keyifli geçmişti. Emir'in konserinden sonra oluşan ilgi hakkında da uzun sohbetler dönmüş Sefa abiden azar işitmiştik. Davet etmediğimiz için resmen trip yemiştik. haklıydı ancak hiç aklımıza gelmemişti.

İlk gün oldukça verimli eğlenceli geçmişti. hep bir aradaydık ve kimseden rahatsız edici bir hareket ya da davranış görmemiştim. Zümrüt Hanım beklenmedik bir şekilde sakindi. Güneş'in ne benimle ne de annemle olan diyaloglarına karışmıyordu. Bir diğer şaşkınlığım ise Yusuf ile olan ilişkimizi öğrendikleri halde hiç bir şey dememişlerdi. Sefa abi ve Sema abla ise oldukça memnuniyetle karşılamışlardı bu durumu. Sema abla bana sımsıkı sarılmış ve bizi en başından beri bir arada düşlediğini dile getirmişti. Gün içerisinde hep bahçede olmuş bol bol sohbet etmiştik.

Hatta bir ara Emir ve Kerem'in zoruyla tüm çocuklar olarak voleybol ve futbol oynamıştık. Akşam olmadan Yusuf ile yürüyüşe çıkmıştık. El ele ormanın içerisinde yürüyorduk. Diğer elimi koluna sarmış başımı da yaslamıştım.

"Aslan ile aranız iyi gibi." dedim. Geldiğimizde birbirlerine sarılmışlar sürekli sohbet etmişlerdi.

"Biz hep öyleyiz güzelim. Küçükken de öyleydik kocaman adamken de." güldü bunu söylerken.

"Büyük ya benden hava cıva hep." dediğinde güldüm.

"Küçükken de bu kadar gıcık ve ukalaydı yani." dediğimde başını geriye atacak kadar kahkaha attı.

"Burnu düşse eğilip almazdı o. Görsen küçücük çocukken bile elleri cebinde omuzları sürekli dik olacak şekilde yürürdü." dediğinde Aslan'ı öyle hayal ettim. Komikti...

"Yine almaz o." dedim. Almazdı. Durduk başımı kolundan çekip yüzüne baktım. Elleri yüzümü kavradı, dudaklarını alnıma bastırdı.

"Kendilerine izin verseler birbirinizi çok seversiniz. Ancak Aslan'ın da Baran'ın da çeperleri çok sert yavrum." dedi saçlarımda burnunu gezdirirken.

"Yanlış anlama, onları savunmuyorum. Haksızlar ancak ben onların korkularını görebiliyorum. Bir gün mutlaka korkularını aşacaklar ama umarım geç kalmazlar."

"Geç kaldılar." dediğimde, "Aden." dedi.

"Onlar hayatımda elbette olacak Yusuf ama benim hiçbir zaman ailem olmayacaklar."

"Kerem kabulüm, Güneş kabulüm hatta Doğu bile ama diğerleri benim için önemsiz." dedim. Yapma der gibi bakıyordu.

"Ben o kolye olayından sonra Baran'a abi demem. Ya da sakın ailemi küçük düşürecek bir şeyler yapma diyen Aslan'ı abi olarak görmem. O kız sadece oğlumun hayatını kurtaracak biri diyen Zümrüt Hanım'a anne demem. Çocuklarını koruyamayan bir adama da baba demem." dediğimde derin bir nefes alıp devam ettim.

" Kindar olmaksa öyleyim, öfkeyse öfke. Onlar beni kızları gibi kardeşleri gibi görmediler Yusuf. Bende onları aile olarak görmem. Hem benim bir ailem var. Annem var abim var hatta iki tane kardeşim de oldu. " uzanıp yüzümü kavrayıp alnımı öptü.

"Bir de sen varsın artık." dediğimde başını salladı. "Ben varım." dedi. Bir daha konuşmadık. Sessizliğimi paylaştık. Geri döndüğümüzde Sema abla akşam yemeğini hazırlayacağını söylediğinde hiç izin almadan ayaklanıp mutfağa geçtim. Peşimden annemi ve Güneş'i de sürüklemiştim. Ne demişler birlikten kuvvet doğası öyle değil mi?

El birliğiyle yemekleri hazırlarken Güneş ve benim kahkahalarım tüm evde hatta ormanda bile yankılanıyordu. Güneş güzel kesemediği her sebzeyle kavga ediyor sonra dönüp bana çemkiriyordu. Bu halleri çok tatlıydı. Benim annem bana mutfak ile ilgili her şeyi elinde resmen terlikle bekleyerek öğretmişken onun annesi bir kahve yapmayı bile öğretmemişti kıza.

Yemek faslından sonra bahçedeki oturma grubuna geçmişlerdi. Biz Emir, Güneş, Doğu olacak şekilde yerdeki puflardaydık. Aslan, Baran ve Yusuf ayrı bir köşede aile büyükleri bir köşedeydi. Kerem çoktan uyumuştu.

Anneme baktım, ilk an ki çekingenliğini atmıştı üzerinden Sema abla ve Sefa abi onunla sürekli konuşuyor, ilgileniyorlardı. Sefa abi ile Yağız Bey futbolla ilgili bir şeyler konuşurken annem Sema ablaya yemek tarifi veriyordu. Güldüm konuştuklarına annem Sema ablaya bile kız diyordu. Zümrüt Hanım ise sessizdi. Sadece etrafı izliyor gerekmedikçe konuşmuyordu. Dudak büktüm, biz o istemese de hep karşısına çıkacaktık ve o bize katlanmaya mecburdu.

"Aden kızım, yap bir kahvede elinden içelim." diyen Sefa abiye gülümsedim. Oturduğum yerden kalkarken Güneş'e dönüp, "Kalk kız sana kahve yapmayı öğreteyim." dediğimde kaşlarını çattı.

"Biliyorum ben yapmayı." dediğinde ona emin misin der gibi baktım. Oflayıp kalktı yerden birlikte mutfağa geçtik. O malzemeleri çıkarttı.

"Bak şimdi bu makine anca dört fincan alır. Önce dört tane yapıp sonra hızlıca bir tane yapacağız ki birlikte götürelim hepsini." dediğimde kollarını göğsünde dolayıp ciddi misin der gibi baktı. Ciddiydim.

"Bak ya sormayı unuttum nasıl içiyorlar diye." dediğimde Güneş" Sefa abi sade içer. Diğerleri orta, anneni bilmiyorum." dedi. Anneni kısmında bir durakladı. Nasıl seslenmesi gerektiğine karar veremiyormuş gibiydi. Kahveleri nasıl yaptığımı en ince ayrıntısına kadar anlatmıştım. Büyüklerin kahvesini verdikten sonra Yusuflara yapacaktık.

" Yap bakalım abilerine. " dedim. Yusuf'a kendim yapacaktım. Daha demin söylediğim her şeyi uyguladı. Bol köpüklü iki fincan karşımızda durduğunda sevinçle el çırptı. "Tadı olmuş mudur?" dediğinde başımı salladım. Yusuf'ta Sefa abi gibi sade içiyordu. Bende onun kahvesini özenle yaptım. Sefa abi istememişti ama Yusuf kahvenin yanında çikolata seviyordu. Güneş abilerinin kahveleri götürürken bende Yusuf'un kahvesini götürdüm.

" Sağ ol güzelim eline sağlık." dediğinde gülümsedim. "Afiyet olsun." dediğimde göz kırptı.

"Kızlar ellerinize sağlık çok güzel olmuş." diyen Sefa abiye "afiyet olsun." dedikten sonra tekrar Emir'in yanına geçtik. Telefonu ile uğraşıyordu.

"Takipçim o kadar çok artmış ki inanamıyorum." dedi mutlulukla. Saçlarını karıştırdım.

"Şey, bende takip ediyorum seni." dedi Güneş. Emir duyduğu şeyle dona kaldı. Onun bu haline kahkaha atarken Güneş utanıp başını omzuma gömdü. Çok fazla utangaç bir kızdı.

" Ya ben neden görmedim ki seni. Halbuki pusudaydım." dediğinde kahkaham daha da büyüdü.

He buradasın, attım bende istek. Kabul edersin değil mi?" dediğinde Güneş başını omzundan çekip tatlı tatlı baktı Emir'e.

"Bende istemedin sandım." dedi. Yine o güzel kafasında kim bilir neler kurmuştu?

"Yok yok ne istememesi. Valla utanmasam göbek atacağım ortada. Doğu da etmiş ona da geri döneyim hemen." dedi Emir.

"Sen kullanmıyor musun aradım ama ama bulamadım." dedi Güneş.

"Yok ya hiç oralı olmadım." dediğimde başını salladı. "Ama açmalıyız bence. Yusuf abimin bile var." dediğinde dönüp Güneş'e baktım.

"Nasıl var?"

"Var işte ama çok aktif kullanmıyor." dedi o sıra telefonunu açıp bana uzattı. Yusuf'un profiliydi. On tane fotoğrafı vardı. Genellikle ailesiyle ya da Aslanlarla fotoğrafı vardı. Bir iki tane de on beş yaşlarında çok güzel bir kızla. Ona rezil olduğum o arama olayında gördüğüm profil fotoğrafında olan kızdı.

"Bu kız kim?" dediğimde yüzü düştü. Gözleri hüzünle buğulandı.

"Esma." dedi. Yani der gibi baktım.

"Kuzeni. Vefat etti." dediğinde dumura uğradım. Kız o kadar güzeldi ki yanına ölümü yakıştıramamıştım.

"Amcasının kızıydı kız kardeşi gibi düşkündü ona. Yan yana evlerde yaşayınca hep iç içeydiler. Ailecek trafik kazası geçirdiler. Sadece Gazel abla kurtuldu." dediğinde için burkuldu. Onun acısına yandım. Gidip sımsıkı sarılmak istedim ona.

"Gazel abla uzun süre toparlanamadı. Hem eşini hem evladını kaybedince..." nasıl toparlanabilirdi ki...

"Altı yıl olacak." dedi.

Bulduğum ilk fırsatta gidip sarıldım ona. Çekmedim uzun bir süre kollarımı bedeninden. O da halinden memnun sardı beni. Kalbinin üzerini öptüm defalarca. Kıyamazdım ona. Ölüm acısı çekmişti ve sanırım en kötü acı da buydu. Birbirimizden ayrıldığımızda yine sabahı sabah etmiştik. Güneş doğmak üzereyken uykum yoktu.

"Uykun var mı?" dedim. Saat yediye geliyordu.

"Yok yavrum." dediğinde uzanıp yanağını öptüm.

"Kaç gibi kalkarlar ona göre kahvaltı hazırlayalım." dediğinde güldü.

"Dokuzda herkes uyanır herhalde." dediğinde başımı salladım. 

Biraz daha oturduk sarılarak. Saat sekize geldiğinde ayaklandım. Onu da kaldırıp mutfağa geçtik. Birlikte hazırlayacaktık. Ben hızlıca poğaça için hamur yoğururken o beni izliyordu. Hamuru dinlenmesi ve mayalanması için bir örtüye serip köşeye koydum. O olana kadar çay koymuş masayı kurmuştuk. Menemen yapmak için malzemeleri Yusuf'a vermiştim. Oldukça iyi iş çıkarıyordu. Poğaçaları fırınlayıp menemeni ocağa koyduğumuzda pek bir işimiz kalmamıştı.

Her şey hazır olduğunda tüm ev ahalisi uyanmıştı. Annem yanıma gelmiş bana bir aferin vermişti. Kahvaltı masasında dünkü gibi eğlenceli bir ortam vardı. Sefa abi durmadan bize sataşıyor, Sema abla ile annem bizi çekiştiriyordu. Güneş ile Emir yan yana oturmuş birlikte sohbet ederek kahvaltılarını ediyorlardı. Bende kucağımda Kerem'i yediriyordum. Bugün biraz ağrısı olunca elbette tüm nazını bana çektirmek istemişti. Büyük ihtimalle tüm gün bir benim kucağımda bir Güneş'in kucağında olacaktı.

"Vallahi maşallah çok yakışıyorlar." dedi Sema abla yüksek sesle. Tüm başlar ona dönünce tatlı tatlı tebessüm etti.

"Yakışmıyorlar mı?" dedi. Sonra dönüp Zümrüt Hanıma "Vallahi sizde yemekteyken yan yana gördüğümden beri hadi inşallah deyip durdum. Dünür olmakta varmış." dediğinde Zümrüt Hanım zarifçe gülümsedi.

"Bizimle değil Semacığım, Filiz Hanım ile dünür olacaksınız ah bir de hapiste olan o adamla." dediğinde masadaki tüm sesler kesildi.

"Zümrüt." dedi Yağız Bey.

"Yalan mı canım?" dedi Zümrüt Hanım.

"Elbette Filiz Hanım ile dünür olacağız ancak sizde Aden kızımızın öz ailesisiniz." Sefa abi ama Zümrüt Hanım oralı olmadı.

"Ben sizin yerinizde olsam dünür olacağım insanları iyi araştırırdım." gülümsedi. Dünden beri suskunluğun sebebi şimdi anlaşılıyordu. Kerem'e baktım, annesine bakıyordu.

"Fındık kurdum odana geç bir tanem geleceğim yanına ben." dedim. İkiletmedi kucağımdan inip evin içerisine girdi.

"Zümrüt, tatlım lütfen." dedi Sema abla.

"İyiliğiniz için diyorum. Biri hapiste yıllardır ailesinin yanında yaşamaz etmez orada burada kadınlarla para yiyen adam. Diğeri desem." durdu ve yüzüme baktı. O günün acısını çıkaracaktı.

"Anne yapma lütfen." dedi Güneş ama onu da görmedi gözleri.

"Diğeri de hasta. Ruh hastası. Hayır sizin de bir itibarınız var sonuçta." dediğinde herkes kalakaldı. Tüm bakışlar anneme döndüğünde ben Zümrüt Hanım'ın suratına bakakaldım. Nasıl bu kadar acımasız olabilirdi?

"Annesi de öyleymiş. Yazık... Hayır düşünün bir yani şu kadınla aynı kefeye nasıl koyarsınız bizi?" dedi yaptığı şey o kadar kötüydü ki kimse şaşkınlıktan ona cevap vermiyordu ben bile.

"Kocasını elinde tutamamış, annesine iyi bakmamış bir evlat yetiştirememiş şu kadına beni nasıl bir tutarsın Sema'cığım?"

"Zümrüt!" dedi Yağız Bey bugüne kadar gördüğüm en öfkeli haliyle. Hızla sandalyesinden kalkıp karısının koluna yapıştı.

"Ne Zümrüt gerçekleri söylüyorum. Bir de şu çocuk var. Hayır sokak çocuğu mu desem ne desem bilemedim. Anne baba yokluğundan bulduğu ilk yere kapak atmış." dediğinde buraya kadardı sabrım şaşkınlığım buraya kadardı.

"Yeter  teyze! Terbiyenizi takının." dedi Yusuf bağırarak ayağa kalktığında.

Anneme ve Emir'e baktım. Emir annemin yanına kalkıp geldi. Annemin elleri titriyor çenesi seğiriyordu. En korktuğu şey olmuş hasta olduğunu herkes öğrenmişti. Yanına gittim yüzünü görmek için başını kaldırmaya çalıştım.

"Annem." dedim titreyen sesimle.

"Annem hadi kalk bir tanem." dediğimde duymuyordu beni. Kapatmıştı şu an her şeye kendisini. Aldığı darbe ağırdı... Emir onu kucakladı, evin içerisine geçerken arkamda bir kaos söz konusuydu. Emir annemi kaldığımız odaya getirdi. Tekrar önünde diz çöktüm. Yüzünü avuçlayıp alnımı alnına yasladım.

"Annem bak bana." dediğimde duydu sesimi. Ancak bana bakan gözleri günlerdir alışık olduğum Filiz değildi. O kötü sevmediğim Filiz idi.

"Senin yüzünden her şey senin yüzünden." dedi.

"Baban senin yüzünden gitti, annem senin yüzünden gitti, bende gideceğim hepsi senin yüzünden." dedi ağlayarak.

"Benim yüzümden anne." dedim. Emir yanımıza geldi.

"Şu çocuğa neler dedi pis kadın. Size ben laf söyleyebilirim o değil o kim ki kim o?" dediğinde ses etmedim.

Ayaklandım, "annemin yanında kal." kal dedim Emir'e. Odadan çıktığımda Yusuf'u gördüm.

"Yavrum." dedi ancak ona şu an cevap veremezdim.

Tüm öfkemle indim aşağı. Masanın başında herkes ayaklanmış tartışıyorlardı. Güneş Aslan'ın kolları arasında ağlarken Doğu annesine inanamaz gözlerle bakıyordu. Diğerleri ise Zümrüt Hanım'a nasıl böyle bir şey yaparsın diye hesap soruyordu. Gidip karşısında durdum.

"Siz nasıl bir insansınız?" dedim tüm öfkemle.

"Nasıl bu kadar iğrenç olabilirsiniz aklım almıyor." dedim.

"Aden lütfen. Büyütmeyelim." diyen Baran'dı.

"Neden büyütmeyelim ki senin annen büyüttü haddini aştı. Oh ne ala laf size dönünce yapma Aden etme Aden. Yok öyle yağma." dedim Baran'ın yüzüne tüm öfkemle bağırarak.

"Neyi hazmedemiyorsunuz siz? Bu öfkeniz neden?" dedim tekrar Zümrüt Hanım'a dönerken.

"Niye?" dedim nefeslerim bile titriyordu.

"Sen ve ailen bizim ailemize uygun değilsin." dedi. Güldüm...

"Uygun değilim öyle mi?" güldüm, öfkem tüm bedenimi ele geçirmişti.

"Bir şeyi unutuyorsunuz Zümrüt Hanım, ben sizin öz kızınızım." dediğimde durdu.

"Uygun değil uygun değil. Böyle düşünmek yerine ya bu kız nasıl büyüdü acaba diye hiç mi düşünmedin be kadın." dediğimde çenesini yukarı kaldırdı. Kendinden ödün vermiyordu.

"Benim aylarca karnımda taşıdığım, doğurduğum çocuk nerede nasıl büyüdü demedin mi? O adamdan kim bilir kaç kere dayak yemiştir diye hiç aklından geçirmedin mi?" bir adım atıp tam karşısında durdum.

"Geldin gördün yaşadığım yeri, annemin halini öğrendin. Bu kız küçücük yaşıyla bunlarla nasıl mücadele etti diye düşünmedin. Kaç gece aç yattı, aklı giymediği bir ayakkabı da kaldı mı, okul defterlerini kaç kere silip silip kullandı diye düşünmedin. Ama ben bunları nasıl vururum diye düşündün. "

" Aden, güzelim. " dedi Yusuf beni geri çekmek isterken. Ellerinden kurtuldum. İçim soğumamıştı daha.

" Kötüsünüz. Bu hayatta rast geldiğim en kötü varlıksınız. " dediğimde değişmeyen bakışları ile süzdü beni.

" Bitti mi? " dedi.

" Bitmedi. Şimdi annem ve kardeşimden özür dileyeceksin!" dediğimde güldü.

"Yoksa?" dediğinde gözüm döndü. Kimseyi görmedi gözüm, kimseyi duymadı.

"Acımam size." dedim bağırarak.

"Yemin ederim ki süründürürüm hepinizi."

"Şimdi ayaklarına gidip  annemden ve kardeşimden özür dinleyeceksiniz." dedikten sonra hepsinin yüzüne baktım tek tek.

"Yoksa acımam." derken parmağımı salladım. Ardından devam ettim.

"Acımam, bir daha benim anneme, kardeşime o dilinizi uzatırsanız hiçbirinize acımam. Sokak sokak donör aratırım size." aşmıştı. Sınırını çok aşmıştı hem de. Herkes şok olmuştu. Zümrüt Hanımın o sarsılmaz tavrı anbean yıkıldı karşımda. Dönüp Yağız Bey'e baktım.

" Eminim ki karınız için çocukları her şeyden daha kıymetlidir. " dediğimde laf gitmesi gereken yere gitmişti.

"Zümrüt Hanım şimdi oğlunuz için kapı kapı dolaşmak istemiyorsanız benim annemin ve kardeşimin ayağına gidip onlardan hepimizin gözü önünde özür dileyeceksiniz!" dedim.

"Sen, sen..." dedi dişleri arasından. Canımı yakanın canını yakardım.

"Çocuklarınızın bir özür dilemek kadar hatırı yok mu sizde?" dedim üstüne oynayarak. İmkanı olsa şimdi üzerime saldırır beni parça pençik ederdi. Umursamadım hak etmişti.

Ne kadar ciddi olduğumu hepsi fark etmişti. Zümrüt Hanım da. Derin derin nefesler alıp eve doğru yürümeye başladı. Yanımdan geçip gittiğinde diğerlerine baktım. Yüzüme bir tebessüm yerleştirip, "gelmiyor musunuz?" diyerek onlara sırtımı dönüp Zümrüt Hanım'ın peşi sıra girdim eve. O öfkeli ve hızlı adımlarla odaya girerken hemen arkasındaydım. Diğerleri de peşimden gelmişti. Annem Emir'e sarılmış bomboş bakan gözleriyle yeri izliyordu.

Gidip yanına oturdum ve elini tuttum. Bakışlarım Zümrüt Hanıma döndü. Başımı hadisene der gibi salladım. Sinirle göğsünü şişirip nefesini bıraktı.

"Filiz Hanım, Emir." dedi durdu. Dönüp Yağız Bey'e baktı ancak arzuladığı desteği görmedi. Tam boylarda annelerine destek çıkmazken son çare Güneş'e baktı. Güneş ise onun yüzüne bile bakmadı.

"Ben aşağıda yaptığım şeyden ötürü." dediğinde kaşlarımı çattım. Bakışlarımı gördü derin bir nefes daha alıp lafını düzeltti.

"Aşağıda yaptığım saygısızlıktan dolayı ikinizden de özür dilerim." dediğinde yüzümde zafer gülüşüm vardı. Emir umursamadı kendisi için hiçbir anlam taşımayan insanların laflarını duymazdı. Onun canını ancak sevdiği insanlar yakabilirdi. Lakin annem için öyle değildi. Yıllardır herkesten sakladığı hastalığını bir hırs yüzünden herkes öğrenmişti.

"Anne." dedim anneme dönerek. Bakışları hala yerdeydi. Dönüp yüzüme baktı. Sonra derin bir nefes alıp ayaklandı ve Filiz Hanım'ın karşısında durdu.

"Aden'i kucağıma ilk verdiklerinde çok korkmuştum. Anneliğin öyle yaparız ya büyütürüz ne olacak laflarıyla olmayacağını onu kucağıma aldığım ilk an anlamıştım." dönüp bana baktı. Kalkıp yanına gittim ve elini sımsıkı tuttum.

"Doğrudur anneme bakamadım, kocama sahip çıkamadım hatta kızımı, bana bebek gibi bakan, benim ona yapmam gereken anneliği bana yapan kızımı birçok kez koruyamadım." dedi.

"Ama şimdi iyi ki diyorum, iyi ki benim kızım olmuş. Dayak yedi, aç kaldı, istediği ayakkabıyı kıyafeti giyemedi. Hatta okul defterlerini bile silip tekrar kullandı. Olsun, fakirlikle büyüdü acıyla büyüdü ama benimle büyüdü." dedi.

"Ben sizin gibi değilim. Siz kadın olmuşsunuz, anne olmuşsunuz ama insan olamamışsınız." dediğinde tuttuğum elini daha da sıktım. Yanımıza Emir geldi o da diğer elini tuttu annemin.

"Hatta siz anne bile olamamışsınız." dedi Güneş'e bakarken.

"Bir daha benim çocuklarıma o dilinizi uzatmayın. Keser köpeklere yediririm." dedi ve bizi ellerimizden çekiştirerek çıkarttı odadan.

Aşağı indiğimizde Yusuf, Doğu ve Güneş peşimizden gelmiş, Sefa abiyle Sema ablada yanlarında gelmişlerdi.

"Yusuf oğlum, sen bizi evimize bırak sana zahmet." dedi annem. Sema abla kimsenin bir şey demesine izin vermeden annemin karşısına geçip durdu.

"Gitmesi gerekenler gidecek Filiz. Evimizde böyle bir saygısızlığa uğradığınız için çok üzgünüm izin ver telafi edelim." dediğinde annem önce bana sonra Emir'e baktı. İkimizde kararı ona bıraktık.

"Çocuklarımı o insanlarla bir arada tutmak istemiyorum." dedi.

" Hazırlanıyorlar gidecekler. " diyen Sefa abiydi.

Annem başını salladı, biz arkaya bahçeye geçtiğimizde onlarda ön bahçeden gitmişlerdi. Güneş ve Doğu bizimleydi. Zümrüt Hanım onların kalmasına şiddetle karşı çıkarken araya Sefa abi ile Yusuf girmişti. Sonuç olarak yanımızdaydılar.

O gün oldukça sakin geçmişti. Sema abla annem ile özel olarak ilgilenmiş yemekleri bile sadece onunla yapıp Güneş ve bana izin vermemişti. Bizde yemek hazır olana kadar Sefa abi ve Yusuf'un tavla oynamasını izlemiştik. Yusuf babasına yenilmişti. Küçük çocuklar gibi itiraz etse de Sefa abi oğlunu yenmişti. Emir bir cesaret Sefa abinin karşısına geçmişti. İlk başta biraz tutuk oynasa da sonrasında hiçbirimizin beklemediği bir şekilde yenmişti.

"Lan sen babamı nasıl yendin?" dedi Yusuf şaşkınlıkla.

"Eee koçum ben sizin gibi makam odalarında değil mahalle kahvehanelerinde öğrendim bu mereti." dediğinde Sefa abi gür bir kahkaha attı. Bizde güldük. Emir ah Emir. Deli çocuk.

Yemek faslı da bitip akşamı hep bir arada sohbet ederek geçirdik. Ben genel olarak sesiz olsam da ortam iyiydi. Sefa abi kahve isteyince kalkıp gittim mutfağa bu sefer hepimize yapacaktım. Makineye ilk postayı koyarken Yusuf belirdi yanımda. Şakağımı öptü.

"Nasılsın?" dedi.

Yüzüne yandan bir bakış atıp gülümsedim. "İyiyim." dedim.

"Aden, nasılsın?" dediğinde olan kahveleri fincanlara boşaltıp hızla kolları arasına girdim. Kollarını bana sımsıkı sardı.

"Ağlamak istiyorum ama ağlarsam durmam. Annemde terliği popoma yedirir." dediğimde güldü.

"Ağla yavrum, gece olduğunda gel kollarıma istediğin kadar ağla." dediğinde kalbinin üzerini öptüm.

"Ağlarım." dedim. Kollarından çıkıp diğer kahveleri de yapıp çıktık bahçeye. Akşam sona erdiğinde herkes odalarına çekilmiş be n mutfağı toplama bahanesiyle kalmıştım. Bulaşık makinesini boşalttığımda Yusuf'un kolları belimi sardı. Omzumun üzerine bir öpücük bıraktı. Son bardağı da yerine koyup kolları arasına girdim.

"Bugün bir an korkmadım değil senden." dediğinde güldüm.

"Ne sandın yiğidim alırım aklını." dediğimde güldü.

"Hepsinin gözü korktu valla. Aferin benim kızıma." dediğinde bu sefer ben güldüm.

"Yusuf..." dedim.

"Yusuf'un canı." dediğinde gözlerine baktım gülümseyerek.

"Ben o an ki sinirimle söyledim donörlük olayını yoksa kıyamam Kerem'e." dediğimde başını salladı. Bir elini yanağıma bir elini belime yasladı.

"Biliyorum güzelim hepimiz biliyoruz. Daha en baştan sırf  Kerem için bu kadar şeye eyvallah eden kızın Kerem'i yüzüstü bırakmayacağını hepimiz biliyoruz." başımı salladım.

"Ama o an öyle bir şekilde söyledin ki valla bir an yapar mı yapar dedim ben." dediğinde yüzümü buruşturdum. O an gerçekten tüm öfkemle dilime hakim olamamıştım.

"Kerem duymamıştır umarım." dediğimde burnumun üzerini öptü.

"Duymadı güzelim merak etme." dedi bir kez daha burnumu öperken. Güya kolları arasında ağlayacaktım ama şu an hülyalı hülyalı gezinen bir leylaydım.

Bira daha vakit geçirdikten sonra annemin yanına geçtim. Yatağın içinde yan dönmüş öylece uzanıyordu. Üzerimi değiştirip girdim yanına arkadan sırtına sarılıp başımı sırtına yasladım.

"Anne." dediğimde yüzünü döndü bana.

"Aden ben çok mu üzdüm seni kızım?" dediğinde sımsıkı sarıldım ona.

"Hiçbirini isteyerek yapmıyorsun ki anne. Hem ben seni daha çok üzmüşümdür." dediğimde titreyen elleri saçlarıma dokundu. Baştan sona sevdi uzun saçlarımı. Sustuk, o tavanı izledi be onu. Sorma birden kapı çalındı. "Gir." dediğimde Emir ve Güneş kapıda belirdi.

"Ben yanınıza geliyordum bir baktım Güneş'te geliyor. Sığarız değil mi?" diye sorduğunda çoktan benim yanıma gelip yatmıştı Emir. Güneş hala ayakta durmuş bize bakıyordu. Yatakta biraz kayıp ona yer açtık. Annem boşta kalan kolunu kaldırıp onu göğsüne davet etti. Güneş yüzünde titrek bir tebessümle girdi yatağa. Başını benim gibi yasladı annemin göğsüne. Emir de başını omzuma yasladı. 

Filiz cadısı kolları arasında tüm çocuklarıyla geçirdi o geceyi. Bir kolunun altında Güneş diğer kolu arasında Aden ve Emir ile en duygusal ve bir o kadar da huzurlu uykusunu uyudu.

* * *




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MERHABA!

ADEN 1. BÖLÜM KABUL GÖRMEYEN GERÇEKLER

ADEN 94. BÖLÜM SONSUZ SONLAR / FİNAL