ADEN 17. BÖLÜM HAYRANIM

17. HAYRANIM

Dağ evi macerasının üzerinden iki hafta geçmişti. Bu iki hafta içerisinde kök hücre alışverişi yapılmıştı. Bedeni hücreleri kabul etme sürecindeydi. Ama iyiydi. Dağ evinden  döndükten hemen sonra nakli gerçekleştirmiştik. Hastanede hiç kimse ile bir araya gelmemiş sadece Kerem, Doğu ve Güneş ile yan yana gelmiştim.

Nakil işleminden sonra ne olur ne olmaz diyerek  gece hastanede kaldıktan sonra sabah erkenden çıkmıştım. İki gündür evdeydim. Sadece Güneş ile konuşup Kerem hakkında bilgi alıyordum.

Emir yaz okulu eğitimini tamamlamak için iki haftalığına Almanya'ya gidince bende anneme geçmiştim. Aslında anneme sürekli diğer eve gitmemiz için laf etsem de bu evi seviyordu. Temmuz'un başındaydık. Yusuf bu haftanın sonunda tatile ayrılacağı için çok sıkı çalışıyordu. Hatta bugün üst üste birkaç davaya katılacaktı. En son sabah konuşmuştuk. Yoğun olduğu için arayamıyordum da.

"Kız bu dizi de yeni başlamış. Sürekli dizi yapıyorlar anam bu ne böyle." dedi annem televizyonda kanalları gezerken. Ben ya kitap okuyor ya ders çalışıyor ya da telefonda vakit öldürüyordum.

"Aman anne millet parasının peşinde işte." dediğimde yastığı fırlattı. Başıma sertçe çarpan yastıkla ofladım.

"Kız seni yazdıracaktım zamanında ajansa paraya para demezdik ha." dediğinde güldüm.

"Beş on yıl sonra zengin oluruz biz anne. Kendimi ağırdan satacağım." dediğimde gözlerini devirdi. 

Doktor olacaktım arkadaş boru mu yani? Gerçi on yıldan daha fazla sürebilirdi ama neyse. Annem televizyona odaklandığında bende tekrar telefona döndüm. Saat öğleden sonra ikiydi. Hatırladığım kadarıyla son duruşması dörtte görülecekti. On dakika da olsa görürüm diye düşününce hızla kalkıp odama gittim. Sonuçta sevgilimdi onu iş yerinde ziyaret edebilirdim. Gerçi iş yeri Adliyeydi aman canım ne olacak?

Üzerime annemin geçen gün pazarda görüp zorla aldığı kırmızı, üzerinde beyaz çiçek motifleri olan midi boy yırtmaçlı eteğimi geçirmiş onun üzerine de siyah askılı bluzumu geçirdim. Uzun saçlarımı salık bıraktım. Topuklu sandaletlerimi de ayağıma geçirdim. Hafif bir makyaj yapıp kırmızı tonlarda bir ruj sürmüştüm. Anneme haber verip evden çıktım.

Adliyeye terleten bir otobüs yolculuğundan sonra sonunda varmıştım. İlk defa adliyeye gelince elim ayağımda birbirine karışmıştı haliyle. İçeri girdiğimde güvenlik kısmından geçip onlara Yusuf'u sordum. Sonuçta savcıydı bilirlerdi belki.

Biliyorlardı. Odasının koridoruna çıktığımda kapıdaki isimleri okuya okuya yürüdüm koridoru. Tam koridorun ortasında adının yazılı olduğu kapıyı buldum. İçim heyecanla doldu. Derin bir enfes alıp kapıyı tıklattım. İçeriden oldukça keskin ve ciddi bir ses tonuyla girin dedi. Allah'ım bu nasıl ses tonuydu? Düştüm ya rabbim sen tut beni.

İçeri girdim. Odası oldukça ferah ve aydınlıktı. Pencerenin hemen önünde masası, masanın önünde ikili sandalyeler sandalyelerin ortasında sehpa vardı. Tüm duvarlar ise kitaplıktı. Sağ taraftakinde dosyalar varken soldakinde kalın kalın kitaplar vardı.

Yusuf elindeki  dosyayı kitaplığa yerleştirip bana döndü. Gözleri şaşkına açıldı ama yüzünde anında bir gülüş belirdi.

"Yavrum. Bu ne güzel bir sürpriz." dedi bana adımlarken. Odaya girip kapıyı kapattım. Ortada buluştuk beni kolları arasına aldı.

"Özledim. Dedim belki boş yakalar birkaç dakika görürüm." dediğimde dudaklarını burnuma dokundurdu.

"Duruşmam yeni bitti. Yarım saate de diğeri başlayacak sonra seninim." dediğinde güldüm.

"Bu akşam yine rakı içelim mi?" dedim cilveyle. Elleri belimi kavrayıp bedenimi bedenine yasladı. Burnunu tenimde gezdirirken kulağıma fısıldadı.

"İçelim güzelim." parmakları usul usul okşadı açıkta kalan tenimi.

"Sen böyle çok güzel olmuşsun. İlk defa etek giyerken gördüm seni." dedi de hem kıkırdadım hem de kaşlarımı çattım.

"Ne demek böyle çok güzel olmuşum?" dediğimde güldü.

"Yani böyle etekle ilk defa görünce. Aman be kızım birde kırmızı yapmışsın zaten kiraz gibi olan dudaklarını." dediğinde utandım ama her zamanki gibi nazlı nazlı "Yusuf." dedim. Gözlerini yumdu derin nefes alıp verdi.

"Yusuf'un canı." dedi şükreder gibi. İç çektim bana her Yusuf'un canı dediğinde yeniden doğuyordum sanki. Zaten onun yanında hızlı atan kalbim daha da hızlanıp aniden çarpmaya başlıyordu göğsüme.

"Sen bana böyle diyorsun ya." dedim kolları arasında salınırken.

"Eee?" dedi sırıtarak.

"Düştüm Allah sen kaldır diyorum." dediğimde kahkahaları odasını inletti. O kadar güzel gülüyordu ki bende eşlik ettim ona.

"Güzel yüzlüm benim." dedi elleri yanaklarımı kavrayıp alnımı öperken. 

"Canımsın sen benim. Gözlerin gözlerime değdiği, sesinin kulağıma ilk estiği, elimin eline değdiği ilk an canım oldun benim." alnımı öptü.

"Bizim ailede hep derlerdi de inanmazdım." dediğinde merakla baktım yüzüne.

"Dedem, dedemin kardeşleri, amcam, babam hep ilk aşklarıyla evlenmişler. Sona bir bekar Toral ben. Kaldım." dediğinde yanaklarım kıpkırmızı oldu.

"Sen ciddi ciddi beni alacaksın." dediğimde başını salladı.

"Annem kolay kolay vermez beni haberin olsun." dediğimde güldü.

"Hele bir diplomanı al. Bak nasıl alıyorum seni. Gerçi almak lafı çok yanlış oldu." dedi. Ah güzel kalpli adamım. Tam tekrar konuşacağı sırada odasının kapısı çalınmadan açıldı. Ve "Yusuf müsait misin?" diyen bir kadın girdi içeri.

Başımı hızla kapıya çevirdim. Karşımda bildiğin afet duruyordu. Bismillah Allah'ım ama bu ne? Bir dakika Yusuf mu dedi bu?

Gözleri önce Yusuf'a sonra bana döndü. Yüzümdeki samimi ifade anında ciddiye binip" Sayın savcım, kusura bakmayın misafirinizin olduğunu bilmiyordum. " dedi böyle R alırsın işte güzelim.

" Gel Halide. " dedi Yusuf ciddi bir tonla.

" Kız kardeşiniz mi maşallah pek güzelmiş. " dedi. Kaşlarımı kaldırarak baktım yüzüne. Kardeş derken canım? İstemesem de Yusuf'un kolları arasından çıkıp Halide Hanımın karşısına geçtim.

"Merhaba, Aden ben. Yusuf'un sevgilisiyim." annem hep eşeği sağlam kazığa bağlamak gerek derdi. Haklıymış kadın. Biz tavrımızı koyalım.

"Sevgilisi mi?" dedi afallayarak. Al işte içimdeki oynak Aden asla yanılmazdı. Geç kaldın be Halide bu adam bana beni ilk gördüğü andan beri resmen evleneceğiz diyor.

"Yavrum, Halide Hanım adliyenin avukatlarından. Birazdan aynı davaya gireceğiz." ddei Yusuf yanıma gelip elini belime atarken. Başımı salladım.

"Savcım duruşma ile ilgili son dakika bir gelişme yaşandı." dediğinde Yusuf başını salladı.

"Güzelim sen odada bekle beni. Biz çıkalım artık." dedikten sonra askılıktaki cübbesini aldı. Masasının üzerinden iki dosya alıp tekrar yanımıza geldi. Başımın üzerine bir öpücük kondurdu.

"En fazla yarım saat sürer güzelim takıl kafana göre." dedi.

"Tamam sevgilim." dediğimde dudağının kenarı yanağına doğru hareketlendi. Son kez şakağımı öpüp odadan avukat hanımla çıkıp gitti. İçimden aferin koçum böyle ol dediğimde seslice güldüm.

Yarım saat sadece telefon ile uğraşmış, telefondan da sıkılınca kitaplığı kurcalamaya başlamıştım. Ceza hukuku kitabını alıp sandalyeye oturdum rastgele sayfaları açıp okuyordum. Çok sıkıcıydı. Yarım saatin üzerinden on dakika daha geçtikten sonra odanın kapısı açıldı. Yusuf üzerinde cübbesiyle tam karşımdaydı. Allah'ım bu ne ya rabbim bu nasıl bir yakışıklılıktır?

"Geçmiş olsun." dedim yerimden doğrulurken.

"Valla geçti güzelim. Yarım saat dedim ama uzadıkça uzadı." derken cübbesini çıkarıp özenle astı. Ardından ceketini de çıkarıp astı. Gömleğinin kollarını açıp katladı. Gömleğinin önünden de iki üç düğmesini açtı. Güldüm bu haline. Rahat giyinmeyi seviyordu ama mesleğinin getirisi olan ciddiyetle takıl elbise giymek zorundaydı.

"Sen neler yaptın?" dediğinde omuz silktim.

"Hiç telefonla uğraştım bir ara kitaplarına dadandım ama sayısalcı ruhum küçücük harflerle yazılmış olan paragrafları kaldıramadı." dediğimde güldü. Sonunda yanıma geldiğinde başıma bir öpücük kondurdu. Beni öpmeyi çok seviyordu...

Adliyeden çıktığımızda saat akşam yediye geliyordu. Arabasına geçtiğimizde annemden gece için izin aldım. Ne kadar geç olsa da eve dönerdim zaten. Beykoz'a gidiyorduk yine. Yolda Rıza abiyi arayıp mekanı kapattırmış, masanın hazır olmasını istemişti.

"Neden kapattırıyorsun ki?" dedim. Döndü baktı yüzüme, yırtmaçtan açığa çıkan bacağımın üzerindeki parmakları usul usul okşadı tenimi.

"Sen benim özelimsin. O anımız en özelimiz kimsenin şahit olmasına gerek yok." dediğinde bir kez daha hayran kaldım ona. O kadar güzel seviyordu ki. O kadar değer veriyordu ki sevdiğine... Özeldi, çok özel bir adamdı benim adamım. Ona hayrandım. Böyle düşünürken aklıma düşen şarkıyla kaldım bir an.

Yüzüne baktım, bu aralar duruşmalara katıldığı için yüzü sakalsız, saçları oldukça düzgündü. Elimi yanağına yasladım. Dayanamayıp uzanıp sulu sulu öptüm yanağını. Ellerimi omzuna yasladım, ellerimin üzerine de çenemi yerleştirdim. Gülerek aklıma gelen şarkıyı söylemeye başladım..

"Hayranım kaşına gözüne maşallah." diyerek başladım şarkıya. Kaşlarını çattı önce bana tam dönüp bakamasa da yandan bakışlar attı.

"Ne?" dedi gülen sesiyle. Birden şarkı söylememe şaşırmıştı.

"Razıyım çilene derdine eyvallah." dediğimde kahkaha attı. Durmadı kahkahası bende gülerek devam ettim.

"Çarpıldım boyuna posuna bismillah." dediğimde başını geriye atıp güldü. Hayranım kısmından başa alıp tekrar söylemeye başladım. Başını sağa sola salladı gülerek. Yola baktı önümüz boştu. Hızla bana dönüp yanağımı art arda öptü.

Kendimi geri çekip koltuğa yaslandım. Ondan uzaklaşınca mırın kırım etse de gülüp en can alıcı ye söylemeye başladım.

"Ahhh yalvara yalvara, ağlaya ağlaya eriyorum ahhh seviyorum ahhh söyledim halimi, anla biraz beni bana da günah." artık sadece şarkı söylemiyor ona bakarak dans ediyordum. Gülüşleri yüzünden hiç silinmeden devam ediyordu.

Arabayı aniden kenara çektiğinde şarkım yarım kalmıştı. Köprüyü geçmiş Beykoz yoluna girmiştik. Sık ağaçlık olan bir yerde durmuştuk. Dönüp bana baktı, yüzünde serseri bir sırıtışla baktı yüzüme.

"Seviyorum ah diyorsun yani?" dediğinde kıkırdadım.

"Öyle koçum seviyoruz inkar mı edelim." dediğinde gür bir kahkaha attı. Elleri saçlarını karıştırıp emniyet kemerini çözdü, sonra bana yönelip benim kemerimi çözdü. Ben durur muyum durmam.

"Gözüne kurban sözüne hayran. Göz göze geldiğim her seferinde eridi bu can" devamını getiremedim. O güzel dudakları dudaklarıma kapandı. Aniydi... Saniyeler sürdü sonra geri çekilip alınlarımızı birbirine yaslayıp nefeslendi. Burnu burnuma çarpıyordu.

"Yavrum." dedi ardından yutkundu.

 "Seni öp..." konuşmasına izin vermedim. Bu sefer dudaklarımızı birbirine kavuşturdum. Usulca gezindik dudaklarımızda. Nefeslerimiz okşadı tenimizi. Birbirine karıştı dudaklarımız önce peşini dillerimiz aldı. Ben ne ara yerimden kalkıp onun kucağına geçtim, onun dudakları ne ara dudaklarımdan çekilip boynuma ulaştı anlamadım bile. Gökyüzünde süzülüp duruyordum sanki. Onun kucağında, kollarının arasında tenime değen dudaklarıyla kendimden geçiyordum.

"Ah güzelim benim. Ne nefis bıraktın ne irade." dediğinde kıkırdadım. Kucağında istemsizce hareket ettiğimde kasıldı.

"Uslu dur." dedi ve yüzünü boynumdan çıkarttı. Koyu renkteki gözleri daha da koyulaşmıştı. Ellerim yüzünü sevdi. Gözlerini yumarken gözlerine değdirdim dudaklarımı.

"Hayranım kaşına gözüne maşallah." dediğimde kıkırdadı.

"Bu şarkı her aklıma geldiğinde de öpmek isteyeceğim." dediğinde güldüm. Kucağında biraz daha kayıp gövdemi gövdesine yasladım. İnledi ama anında boğazını temizleyip beni belimden tutup oturuşunu düzeltip tekrar kucağına oturttu. Gel de sevme bu adamı be...

"Seninle her an ömre bedel geçtiğim yollara ömrümü serdim ara sıra gel." diye mırıldandım. Şarkının sözlerini rastgele söylüyordum.

"Serseri seni." dedi. Çenesini öptüm. Sonra gidip yanaklarını öptüm tek tek. Burnunu sevdim dudaklarımla. Alnını, kaşlarının üzerini hatta kirpiklerini bile öptüm.

"Seni sevmek her şeye bedel." dediğimde yüzünü kavrayan avuçlarıma sırayla öpücük kondurdu.

"Kurban olurum sana be kadın." dediğinde uzandım öptüm dudaklarından. Geri çekildim bana hayranlıkla bakıyordu.

"Kendime ettiğim tüm yeminleri yutturdun  bana güzelim." dedi saçlarımın alnımla kesiştiği yeri parmak uçlarıyla severken.

"Rabbim tüm günahı bana yazsın." dedi. İçim gitti. Allah'ım bu nasıl sevmekti?

Parmaklarımız dolaştı tenimizde, saçlarımızın arasında gezinip durdu. Ben omuzlarında gezdirdim o bacaklarımda. Göğsüne yasladığımda avuçlarımı o da belime yasladı.

"Balıklar soğumuştur." dediğimde güldü.

Beni yan koltuğa bıraktı nazikçe. Kemerimi de taktıktan sonra devam ettik yolumuza. Mekana geldiğimizde Rıza abi karşıladı bizi yine. Terasa çıktık yine aynı masaya bu sefer yan yana oturduk. Masa anında donatılmıştı.

Birbirimize adım attığımız ilk yerde birbirimize içtiğimiz ilk yerde yine birlikte birbirimize içtik.

İçerken sevdim onu, içerken sevdi beni... Kulağına her hayranım kaşına gözüne dediğimde dönüp öpüyordu dudaklarımı. Öpsündü, kalbime dokunan ilk adam dudaklarıma da ilk dokunan olmuştu. O gece bilmem kaçıncı kadehimi içerken ilkimiz olduğumuz gibi sonumuzda olalım diye dua etmiştim.

* * *



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MERHABA!

ADEN 1. BÖLÜM KABUL GÖRMEYEN GERÇEKLER

ADEN 94. BÖLÜM SONSUZ SONLAR / FİNAL