ADEN 18. KIZ KIZA
18. KIZ KIZA
"Ne zaman geleceksin?" dedim trip atar gibi. Emir'in yaz eğitimi uzamıştı. Döndüğü gibi de yoğun bir konser mesaisine başlayacaktı. Özlemiştim köpeği.
"Temmuz 25 oradayım güzelim." dediğinde ofladım. Annemin yanında sıkılınca kendi evime gelmiş evi bir güzel temizlemiştim.
"Aman iyi be." dediğimde güldü.
"Sen neler yapıyorsun Güneş ile baya sıkı fıkı olmuşsunuz." dediğinde sürdüğüm ojeden başımı kaldırıp ekrandaki yüzüne baktım. Güldüm.
"Asıl siz sıkı fıkı olmuşsunuz anlaşılan." dediğimde çapkınca sırıttı.
"Emir." çık içimdeki Oğuzhan Uğur sesi çık.
"Ya kızım deme şöyle adımı ya." dediğinde güldüm. Oğuzhan Uğur'un izlediğimiz bir videosundan sonra ona hep öyle sesleniyordum.
"Sus konuşma. Anlatma sen anlatma, bugün Güneş gelecek bana öttürürüm onu ben." dedim.
"Yani durmadan konuşuyoruz öyle söyleyeyim. Çok kafa kızmış ha tanıdıkça sevilen türlerden Güneş." dediğinde gülerek ojemi sürmeye devam ettim.
Emir ile konuşmamız bittikten sonra mutfağa geçtim. Ojem kururken akşamki bir nevi kızlar gecesi için ne hazırlasam diye düşünüyordum. Kerem hızla sağlığına kavuşurken onunla hep görüntülü görüşmüştük. Nakil sonrası tedavisi devam ettiği için oldukça steril ortamda olması gerekiyordu. Evde olduğu içinde ben gidemiyor böyle hallediyorduk. Bedeni kök hücreleri kabul edip sağlıklı hücreler oluşturmaya başlamıştı.
Sefa abi oldukça olumlu konuştuğunda tüm Uyguroğlu aile fertleri bana teşekkür etmiş resmen dile bizden ne dilersen modunda geçmişlerdi. Bende Kerem ve Güneş ile istediğim her an görüşürüm demiştim. Kerem tam olarak iyileştiğinde onunla bol bol gezip tozacaktım ama şimdilik sadece Güneş ile vakit geçiriyordum. Doğu çalıştığı için sürekli yüz yüze olmasa da telefonda konuşuyorduk.
Ojelerim kuruduğunda pratik şeyler yapmaya karar verdim. Hızlıca makarna suyunu ocağa koyup salata yapmaya başladım. Su kaynadığında içine makarnaları attım ve havuç tarator yapmaya başladım. Yanına peynir tabağı ve meyve tabağı hazırlayıp ada tezgahın üzerine yerleştirdim. Küçük bir tabağa sığacak kadarda kanepe hazırladım. Bence yerdik. Yerdik yani yemezse zorla yedirirdim zaten.
Son olarak gece için çerez tarzı atıştırmalıkları hazırlayıp tezgaha yerleştirdim. Makarnayı soslayarak yaptım. Yanına alkol almayı düşünmüştüm ama Güneş düzenli ilaç kullanıyordu ve ilaçları ağırdı. Onunla ailesine söyleme konusunda tartışıyorduk ancak şiddetle karşı çıkıyordu kötüleşince de ısrar etmiyordum. Elbet bir gün öğreneceklerdi.
Makarnanın altını kapattığımda telefonum çaldı. Ekranda HAYRANIM yazısını görünce gülümseyip hızla açtım telefonu.
"Canım." dedim neşeyle.
"Yusuf'un canı." dedi iç çekerek. Ona her Canım ya da Yusuf dediğimde bana böyle diyordu. Hoşuma gittiği için sürekli canım ya da Yusuf diyordum.
"Ne yapıyor benim yavrum?" dedi.
" Güneş gelecek kızlar gecesi yapacağız." dedim.
"Tüh bende kaçırırım seni diyordum." dediğinde tebessüm etti.
"Yarın görüşürüz. Güneş'in sınav sonuçları açıklanacak bugün, evde aşırı stres yapar diye bu akşamı ayarladım o cadaloz yollamayacaktı az daha ama senin sevgilin ne yaptı? " dediğimde derin bir nefes alıp güldü.
"Ne yaptı benim güzel sevgilim.?" dedi gülerek.
"Tüm çirkefliğimi kullanıp illallah ettirdim onları. Neymiş bugün sonuçlar açıklanacakmış ailecek olmalılarmış. Öyle olsa gerçekten eyvallah da kız ilk üçe girmediyse çiğ çiğ yer Zümrüt Hanım ilk üçe girse neden ikinci, ikinci olsa neden birinci olmadın der gerçi o. " dediğimde nefesim kesilmişti.
"Sakin güzelim diyeceğim de haklısın valla Zümrüt teyze aynen öyle yapar." dediğinde duruldum.
"Sen ne yapıyorsun?" dedim. O aileyi daha fazla konuşmak gereksizdi.
"Evdeyim güzelim öyle dolanıyorum seninle olurum dedim ama Güneş kaptı seni. Bende senin tam boyları arayayım bari günlerdir Rıza abiye gidelim diyorlar akşam orada oluruz büyük ihtimalle." dediğinde dudak büktüm.
"Terasa çıkmayın orası bizim." dediğimde güldü.
"Çıkmayız güzelim." dediğinde şımarıkça güldüm.
Biraz daha konuşup kapattığımızda bende mutfağı toparlamıştım. İçeri geçeceğim sıra kapı çaldı. Kapıyı açtığımda ağlayan bir Güneş'i beklemiyordum.
"Güneş." dediğimde hızla sarıldı bana. Bir kolumu beline sarıp diğeriyle kapıyı kapatıp ona sardım.
"Ne oldu?" dedim korkuyla. Salona geçip koltuğa oturduk. Elleri çok fazla titriyordu. Ellerimi kapattım ellerinin üzerine.
"Annem, artık dayanamıyorum." dedi hıçkırarak.
"Yemin ederim imdat diye bağırmamak için zor tutuyorum kendimi." dediğinde hıçkırıkları artmıştı. Bir elim hala ellerindeyken diğer elimle yaşlarını silip saçlarını sevdim.
"Benim yerime bir sürü okula başvuru yapmış. Amerika, Fransa, Kanada en iyi konservatuarlara." dedi ve hıçkırarak ağlamaya devam etti. Krizin eşiğindeydi.
"İstemiyorum Aden artık yurt dışında okumak istemiyorum." dedi.
"Hem siz varsınız artık. Ben yurt dışına tedavi için gitmek istemiştim. Orada daha rahat olurum diye ama artık siz varsınız." dediğinde sımsıkı sarıldım ona.
Dağ evinden sonra bana gelmiş annemin rahatsızlığı hakkında konuşmak istemişti. Anlatmıştım ona. Annem için ağlamıştı... Sonra bu durumu doktoruna anlatmış doktoru ona göre bir düzenleme yapmıştı. Güneş annemin doktorunu istersek değiştirmeyi teklif etmişti. Ayda iki kez olacak şekilde Erenköy'e gidip geliyorduk birlikte artık. İyilerdi. Ara sıra krizler ve ani değişimler yaşasalar da İyilerdi.
"Gitmek istemiyorsan gitmezsin Güneş. Kimse yapamaz bunu. Burada kalıp okumak istiyorsan burada kalıp oku." dediğimde gözleri gözlerime değdi.
"O an annem kahvaltı masasında söyleyince okul meselesini çıldırdım. Ne yaptığımı bile hatırlamıyordum sonunda. Bağırıp çağırıp masayı dağıtmışım." dedi ağlayarak.
" Anneme çok kötü şeyler söylemişim hatırlamıyorum. " dediğinde yaşlarını sildim tekrar.
"Üzülme o an bunları yapan gerçek sen değildin ki artık nasıl dolduysan patlaman oldukça normal bu durumda" dediğimde başını sağa sola salladım.
"Ağlatmışım annemi." dedi dudak bükerek. Zümrüt Hanım çok otoriter, mükemmeliyetçi ve her şeye üstten bakan bir kadındı ama bunlar onun Güneş'in annesi olduğu gerçeğini değiştirmiyordu.
"Özür dilemek istedim ama kırık yanım ağır bastı." dedi.
"Biraz soğusun ortam sonra konuşursunuz. Gitmek istemiyorum dediğin an bir şey yapamaz." dediğimde güldü ama gözlerinden yaşları akıyordu.
"Annem laftan anlamaz ki."
"Anlatırız, birde ben anlatırım o zaman anlar." dediğimde güldü.
Kendine geldiğinde televizyondan bir film açmış salondaki sehpanın üzerine tüm yiyecekleri dizmiş sonunda yere oturup yemek yiyerek izlemeye başlamıştık filmi. Film ve yemek faslı bittiğinde uzunca sohbetler etmiş sonunda lafı Emir'e getirmiştik.
"Görüşüyormuşsunuz Emir ile." dediğimde avucunda biriktirdiği çekirdek çöpüyle dönüp bana baktı. Bu kızı iyice kendime benzetmiştim.
"Emir ile mi?" dedi kaçak köçek. Sırıttım, elindeki çekirdek çöpünü kaseye boşaltıp alt bacaklarını kendine çekip oturdu bana dönerek.
"Aden." dedi titrekçe.
"Güneş." dedim bende.
"Ben ondan çok hoşlanıyorum sanırım." dedikten sonra ellerini yüzüne kapattı. Güldüğümde parmaklarını aralayıp baktı bana. Ellerini hala çekmemişti yüzünden.
"Kızmadın mı?" dediğinde güldüm.
"Neden kızayım ki ikiniz adına çok mutlu olurum. Gerçi ilk başta bir ayar oldum ama." dediğimde ellerini yüzünden çekip gülümseyen gözlerle baktı bana.
"Senin yerinde ben olsaydım kök söktürüyor olurdum." dudaklarını ısırdı.
"Seni ilk gördüğümde, o pijamaların içinde ilk gördüğümde." dediğinde ikimizde güldük.
"Hissettiğim tek şey korku oldu. O kadar güzelsin o kadar kendinsin ki." gözlerini kaçırdı.
"Engel olamadım hücum ettiler resmen bütün kötü düşüncelerim. Bende sana hücum ettim." dediğinde mahcuptu.
"İlk başta bu kızın benimle derdi ne demiştim bende hatta sizin evde yaptıklarından sonra dedim Aden ya sabır yoksa bu güzelim saçlar elimde kalacaktı. "dediğimde güldü.
" Sonra kolye olayı, valla bir an acaba bilerek mi yaptı ye düşünmedim değil. " dediğimde başını hızla sağa sola salladı.
" Yemin ederim kasten bir şey yapmadım. " dedi telaşla. Ona inanmıyor oluşumdan korkuyordu.
" Biliyorum fıstık. Gözlerin bas bas bağırıyordu. " dediğimde rahatladı. İnsanlara kendisini tam olarak ifade etmekten çekindiği için yanlış anlaşılmaktan çok korkuyor, korktuğunda ise saçmalıyordu.
"Güneş o olayları aştık artık. Ben seni anladım, sen beni anladın. Aştık her şeyi." dediğimde uzanıp sarıldı bana. Bende sardım kollarımı.
Sonra aklıma odada bizim için aldığım şey gelince kalkıp onu da peşimden sürükleyip odama girdik. Yatağın üzerinde duruyorlardı.
" Bak bize ne aldım. " dediğimde yatağın üzerinde karpuz dilim desenleri olan toz pembe pijamalardan bir tanesini ona uzattım.
"Artık burada her kaldığında bu pijamaları giyineceğiz." dediğimde bir pijamayla bir bana baktı. Şaşırmıştı. Ne yapayım internette dolaşırken çok hoşuma gitmiş alırken Güneş'te aklıma gelince ona da almıştım.
"Bana mı aldın gerçekten?" dediğinde başımı salladım.
"Hadi giyinelim." Sanırım bir tarafım kız arkadaşa açtı ve Güneş bunun için idealdi. Pijamaları giydiğimde birbirimize bakıp neşeyle güldük. Tekrar içeri geçtiğimizde Güneş bir süre fotoğraf çekmiş beğendiklerimizi instagrama atmıştı.
Gece bizim için oldukça güzel gidiyordu. Emir'in hakkında biraz daha konuşmuştuk. Hastalığı nedeniyle on yaklaşmaya korktuğunu söylediğinde içim acımıştı.
"Güneş bu konuda Emir'e dürüst olman yeterli o seni asla yargılamaz. Aksine sana hep destek olur." dediğimde başını salladı.
"Onu düşününce çok rahatlıyorum o ağır yük ortadan kaybolup yerini acayip bir heyecana bırakıyor." dediğinde içtenlikle gülümsedim. Korktuğum olmamıştı...
"Açıldınız mı birbirinize?" dedim.
"Yok henüz öyle açık açık söylemedik ama flört ediyoruz işte. Farklı bir duyguymuş." dedi.
"Nasıl yani Emir ilk mi?" dediğimde başını salladı.
"Eskiden daha beterdim. Kimseyi yanıma bile yaklaştırmazdım. O yüzden de hiç arkadaşım yok. Arkadaş edinememiş biri olarak sevgili yapmamda imkansız gibiydi." dediğinde dudak büktüm. Benim her anımda Emir vardı. Hem arkadaş hem kardeş olmuştu.
"Abilerin? Yani onlarla arkadaş gibi olmadın mı?" dediğimde güldü.
"Aslan ve Baran abim gerçekten abilik ağırlığını koymuşlardı daha küçükken. Doğu ile daha arkadaş gibiyiz ama o da her zaman abi tarafını ağır bastırır." başımı salladım.
"Onlara karşı nasıl hissediyorsun?" dediğinde bir an kaldım.
"Yani aslında bana karşı bu önyargılarını anlamıyorum. O kadar sert kapattılar ki kapılarını... Bu öfkenin sebebi ne merak ediyorum." dediğimde ağırca yutkundu. Elindeki içeceği sehpaya bırakıp daha rahat bir konum aldı.
"Herkes bizim aileyi çok sever. Uyguroğlu ailesi şöyle iyi böyle güzel. Ambalaj iyi olunca insanlar genelde içini merak etmez. Merak etselerdi içimizin ne kadar berbat olduğumuzu görürlerdi." dediğinde kaşlarım şaşkınlıkla havalandı. Tamam bende pek iyi olmadığının farkındayım ama bu fazlaydı.
" Nasıl yani? " dedim.
" Annem ve babam her ne kadar birbirlerini severek evlenmiş olsalar da huyları, karakterleri birbirlerine o kadar ters ki her an kavga ederlerdi. O kavgaların içinde büyüdük. Annem babamdan çıkaramadığı hırsını abimlere yöneltti hep. Özellikle de Baran abime. " dediğinde kaşlarım çatıldı.
"o ne demek?" dedim.
"Annem ve oğulları işte." dedi kırıkça gülüp.
"Aslan abimle başlamış bu huyları. İşte benim çocuklarım böyle olamaz şöyle olur durumları yüzünden mahvetmiş çoğu şeyi. Abim büyüdükçe karşı koymaya başlamış öyle olunca Baran abimle Doğu abime sıçramış. " iç çekti. Korkunç bir kadındı.
"Doğu ve Baran ne yapmış?" dedim.
"Doğu abim laf söz dinlemez biri. Umurunda olmamış annem. E haliyle annem tüm ilgisini Baran abime çevirmiş. Baran abim çok zekidir ama böyle aşırı ders çalışmayı sevmez. Bir şeye çok uzun süre adapte olabilen biri değildir. " dediğinde gülüp başını salladı.
"Senin gibi çok zekidir. Annem bilim adamı olacak bu çocuk hayalleri kurarken abim hukuk okudu. " dediğinde şaşırdım Baran ve hukuk mu? Baran ve adalet mi? Nereye gülüyoruz...
"Baran avukat mı ?" dedim içimdeki sese kulak asamayarak neredeyse iki ay olacaktı ancak onlara dair hiçbir şey bilmiyordum. Gülüp başını sallayarak devam etti konuşmaya.
"Annem bastırdıkça abim kaçmış derslerden diğer aktivitelerden. Abim bile isteye başarısız çocuk profili çizmiş annem peşini bıraksın diye ama annem durmamış bu sefer abime karşı daha sert bir tutum göstermiş." dedi üzgünce.
"Gerçi abimin ölüsü bile ilk yüze girdi ya neyse." dedi bu sefer acı acı gülerken. Başımı salladım. Bu kadın bu çocuklara bunları yaşatırken Yağız Bey neredeydi acaba?
"Baban ne yapıyormuş o sıralarda?" dedim tersçe.
"Babam bize çok iyi bir baba oldu. Hakkını yiyemem ama anneme de gücü yetmedi. " dedi.
"Saçmalık. Koca bir saçmalık." dedim hırsla.
"Annem kendisi nasıl büyüdüyse bizi de öyle büyütmeye çalıştı ama biz onun gibi boyun eğmedik. Burada da hep çarpıştık onunla. Aslan abim bizi hep korumaya çalıştı. Ben Kerem için çabaladım. Doğu abim benim için. Baran abimde annemin tüm ilgisini üzerine çekti bizim için ama sonra ben büyümeye başladım."
"Baran avukat oldu, sen büyüdün, Kerem oldu ve kendine yeni hedefler buldu." dediğimde başını salladı.
"Annem aristokrat bir ailenin tek çocuğu. Dedem aşırı disiplinli ve ters bir adammış anneannem ise annemden daha beter. Annem öyle bir ortamda büyümüş. Kendi ailesinden ne gördüyse o. Ona göre en mükemmel onun sahip olduğu şeyler olmalı. "
"Üzüm üzüme baka baka diyorsun?" dedim.
"Aynen öyle. Anneannem hala aynıdır. Kaç yaşına gelmiş kadın anneme hala karışır. Dik otur Zümrüt, onu yeme Zümrüt. Bu çocukları büyütemedin Zümrüt. " ofladı. Kanım çekildi bir an. Başımda böyle bir anne olacaktı valla kaçardım.
"Her neyse. Yani sadece ben değilim ruhsal olarak çökük olan. " başımı anlayışla salladım.
"Sana neden böyleler bende bilmiyorum belki de bizim yaşadıklarımızı yaşamanı istemediler. Annem sen aileye girmediğin halde neler yaptı, neler dedi size birde içimize girsen kim bilir neler olurdu?" dedi ürpererek. Bir şey demedim. Bir süre sessizce durduk.
"Sonuçlar." dedi birden bağırarak. "Sonuçları unuttuk." dedi ve telefonunu aldı eline. Aha sonuçlar... Bende daha demin ki konuştuklarımızı hemen unutup heyecanla ayaklandım. Güneş elinde telefonuyla salonda tur atmaya başladı.
"Açılmıyor." dedi.
"Sakin ol. iyi bir puan almışsındır. Ayrıca konservatuar için o kadar çok puan gerekmiyor ki." dedim. Yani bildiğim akdarıyla iki yüz elli, üç yüz puan aralığı yetiyordu. Yetenek sınavı vardı daha.
"Açıldı." dedi heyecanla.
"Ben bakamayacağım sen bak." dedi ve telefonunu bana verdi. Gülerek başımım salladım. Ekrana sonuç sayfası düştüğünde rahat bir nefes aldım. Bence gayet iyi bir puandı.
"478,69" dediğimde bana şaşkınlıkla baktı. "Sıralamanda 3.301..." dediğimde çığlık attı.
"Annem beni gebertecek." dedi.
"Güneş Allah yarattı demem çarparım birde yer çarpar ha." dediğimde bana bakakaldı.
"Kızım aylardır nasıl bir şey yaşıyoruz farkında mısın? Kerem'in rahatsızlığı, bizim durumumuz senin kişisel durumun. Çok iyi almışsın inan bana senin yerinde başka biri olsa üç yüz puanı zor alırdı."
"İyi mi ?" dedi.
"İyi çok iyi hem de." dedim.
"Yarın eve gittiğinde laf ederse de söyle. Bu durumda çok bile aldım de." dediğimde güldü ve gelip sarıldı sımsıkı. Bir süre sonuçlar hakkında tartışmış sonra kalkıp maske yapmıştık yüzümüze. Kurumasını beklerken bir sürü fotoğraf çekmiştik o sıra telefonumun yüksek sesi etrafa doldu. Yusuf arıyordu. Bu saatte...
"Canım." dedim.
"Güzelim müsait misiniz?" dedi sesi sinirli geliyordu.
"Müsaidiz bir şey mi oldu?" dedim endişeyle.
"Yok güzelim senin bu tam boyların yine bok yemesi." dediğinde "lan bir durun." deyip hışırtılarla doldu kulağım. Büyük ihtimalle diğerlerine diyordu.
"Güzelim sen en sertinden iki kahve yap biz on dakikaya sana geliyoruz." dedikten sonra kapattı telefonu. Kapana telefona bakakaldım.
Ne oluyordu arkadaş?
***
Yorumlar