ADEN 19. BÖLÜM TAM BOYLAR

 

19. TAM BOYLAR 


"Doymadım doyamadım sevmelere seni ben " diyen Baran'la Yusuf elindeki şalgam dolu bardağı sertçe masaya vurdu.

"Ulan sizin ben." dedi kısık sesle bağırarak. Dolu mekanda çalan her şarkıya eşlik ediyordu.

"Kızma be Yusuf'um." dedi Baran rakısını başına dikip yenisini doldururken. Rıza abinin mekanına geldiklerinden beri Aslan ile Baran durmadan içiyorlardı. Cefası Yusuf ile Doğu'ya düşüyordu.

"Yanlış yaptık çok yanlış yaptık." diyen Aslan'dı. Baran başını salladı. Doğu ve Yusuf birbirlerine baktılar.

"E boşuna dememişler son pişmanlık neye yarar diye." dedi Doğu gülerek. Kendisi de pişmandı ama abileri gibi yapmamış kardeşinden özrünü dilemişti. Tamam biraz yüzsüz biraz patavatsızca dahil olmuştu kardeşinin hayatına ama olmuştu. Aden ona abi demese de telefonla görüşüyor, Güneş veya Kerem ile görüştüğünde ona da selam söylüyordu.

"Abi kız bizim yıllardır yapamadığımızı yapıp anneme posta koydu. Gel de sevme kızı." dedi Aslan. Baran sessiz kaldı. Yaptığı yanlışların farkındaydı ama geri durmayı tercih ediyordu. 

"Ulan it o yüzden mi sürekli üzdünüz kızı?" dediğinde Baran güldü. Sarhoşluktan ağzı gözü ayrı oynuyordu.

"Yusuf lan sen ciddi ciddi eniştemi olacaksın bize?" dedi Baran. Hala kabullenemediği bir durumdu bu.

"Size değil Güneş ve Kerem'e ha birde Doğu var ama onda tam emin değilim." dedi Yusuf şalgam suyundan bir yudum daha alırken. Rakı içmiyordu. Rakısını sadece canıyla içmiş hep te onunla içecekti.

"Ol ol eniştem ol Aden'im seviyor beni." dedi Doğu kolasından içerken. Alkol tüketmezdi asla. Güldü Yusuf onun bu haline

"Sus lan." dedi Baran, Doğu'nun ensesine vururken.

"Abi ya.." dedi Doğu acıyan ensesini ovarken.

Aslan kardeşlerine baktı. Kaçıncı kadehini içti saymadan dikti kafasına. Baran'ı ve Doğu'su. Güneş'iyle Kerem'i vardı birde. Şimdi de Aden gelmişti ama... Aması vardı işte. Ne kendisinin ne Baran'ın derdi sevmek ya da benimsemek değildi. Sevmişlerdi, ilk anda içleri kaynamıştı. Ancak Uyguroğlu ailesine kurban verecek bir canları daha yoktu.

Korkuyordu Aslan, yıllarca kardeşlerinin gözlerinde yaşam sevinçlerinin yok oluşunu, umutlarını yitirip kaybolmasını izlemişti. Elinden geleni yapmıştı kardeşleri için ama gücü bir yere kadar yetiyordu. Doğu'ya baktı. Annesini hiçbir zaman umursamamış gibi görünse de o eğlenceli çocuğun içinde büyüyememiş bir çocuk vardı.

Baran'a baktı. Kendisini kardeşleri için annesine kurban eden kardeşine baktı. İçi en çok ona yanıyordu. Koruyamadığı kardeşine içi giderek baktı. Şimdi Aden'i alsalardı yanlarına, sevgilerini gösterselerdi ailede bir anda kabul görürdü ve bu annesinin tüm ilgisini onun üzerine çekmek olurdu.

Yanlış yaptığını, doğru yolun bu olmadığını elbette o da biliyordu ama şimdi dönüp baktığında Aden onlardan nefrette etse daha iyiydi. Kendi dünyasında sevdikleriyle istediği gibi yaşıyordu. En azından sabah kahvaltısında kahvesine iki şeker attığı için annesinden azar yemiyordu. Korkuyorlardı...

"O evden gitmesi gerekiyordu." dedi Baran. Dirseği masada çenesi avucuna yaslıydı. Gözleri kapanıp açılıyordu.

"Hangi evden?" dedi Yusuf.

"Uyguroğlu malikanesinden." dedi kelimeler birbirine giriyordu.

"Annemi mutfakta Aden için özel bir yeme programı hazırlarken yakalayınca ne yapacağımı şaşırdım. Ulan kız zaten kırk kilo neredeyse." dedi Baran.

"Önce yediği lokmaya sonra her şeyine el atardı." dedi iç çekerek.

"Mahvederdi kızı." dedi Aslan kardeşine destek çıkarken.

"Benden nefret etti ama kurtardı kendini." dedi Baran, sonra dirseğini masadan çekip kolunu yasladı başını da koluna koydu.

"Lan oğlum harbi malsınız." dedi Yusuf ancak onlara hak veremeden de edemiyordu. Zümrüt Uyguroğlu çocuklarının her şeyini karışırdı. Aslan tip tip baktı yanında oturan kan kardeşine.

"Sen büyüğünle nasıl konuşuyorsun oğlum?" dediğinde Yusuf gülüp baktı gözünü kırpmadan canını bile vereceği adama.

"Abiysen abiliğini bil." dedi Yusuf. Doğru diyordu.

"Ben Aden'i istiyorum. Gidip alnından öpesim var valla. Nasıl posta koydu anneme." dedi bir kez daha Baran.

Kendisinin yapamadığını Aden yapınca zevkten dört köşe olmuş ama annesi Aden'in üzerine daha fazla gitmesin diye Aden'i uyarmıştı ancak yanlış anlaşılmıştı. Baran hep yanlış anlaşılırdı zaten.

O yüzden kendini anlatmak gibi bir huyu yoktu. Ancak şimdi... Şimdi o peri kızı gibi olan o kızın ayaklarına gidip kendini anlatmak istiyordu. Affedilmeyecekti biliyordu.

"Aden'e gideceğim ben, kardeşime gideceğim." diyerek ayaklandı Baran. Aslan kardeşine uyup ayaklandı.

"Kedi gibi birde gözleri, maviş maviş." dedi Aslan gülerken.

"Yavru aslan." dedi Baran gülerek.

Yusuf birden ayaklanan ikiliye baktı. Doğu ile aynı anda ayaklanıp yapıştılar kollarına. Ayakta dahi duramıyorlardı. Yusuf bu iki sarhoşu alt edemeyince apar topar mekandan çıktılar. ikisini arabaya zor bindirmişlerdi. Yola çıktıklarında boş yollarda hızlı gidiyordu Yusuf. Aklına Aden'e gittiği gelince bir küfür savurdu. Rehberden Canım a tıklayıp aradı sevdiğini.

Canım." dedi Aden.

"Güzelim müsait misiniz?" dedi Yusuf sinir kokan sesiyle.

"Müsaidiz bir şey mi oldu?" dedi Aden endişeyle.

"Yok güzelim senin bu tam boyların yine bok yemesi." dediğinde ön tarafa doğru uzamaya çalışan Baran'ı, Doğu zar zor tekrar geriye isterken "lan bir durun". dedi Yusuf öfkeyle.

"Güzelim sen en sertinden iki kahve yap biz on dakikaya sana geliyoruz." dedikten sonra kapattı telefonu ilgilisi dağılıyordu geri zekalı tam boylar yüzünden.

Aden'in yaşadığı yere geldiklerinde sarsak adımlar atarak yürüyen ikiliye destek oldular Yusuf ile Doğu. Doğu abilerinin bu halleriyle eğlense de Aden'in nasıl bir tepki vereceğini çok merak ediyordu. Zar zor en üst kata çıkıp kapıya dayadıklarında kapıyı çalmadan açıldı.

"Güzelim." dedi Yusuf tüm ağırlığını bedenine yükleyen Aslan'ı artık taşıyamazken.

"Ne bu hal?" dedi Aden şaşkınlıkla. Önce Yusuf'a baktı sonra tam boylara. Aslan ve Baran ayakta bile duramıyorlardı. Aslan'ı Yusuf taşırken Baran'ı Doğu taşıyordu.

"Geçin." dedi Aden kapıyı sonuna kadar açarken. Yusuf ve Doğu taşıdıkları koca adamları koltuklara bıraktıklarında kızlar ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.

"Abi?" dedi Güneş Doğu'ya bakarken.

"İçtiler." dedi Doğu ensesine kaşırken. Aden, Yusuf'a baktı. O sıra Baran yine şarkı mırıldanıyordu.

"Sana gelmek istediler." dedi Yusuf aralarındaki mesafeyi kapatıp onu kolları arasına alırken.

"Hop hop, uzaklaşın büyüğünüz var burada." dedi Aslan dili birbirine karışırken.

"Sus lan. Kaç yaşında adamsın şu haline bak." dedi Yusuf tersçe.

İçince kendini kaybedenlerden hiç haz etmezdi. İster canı ciğeri olsundu. O da içiyordu, hatta kolları arsında tuttuğu kızda içiyordu ama bünyesi karşısında oturan adamlardan daha sağlamdı.

" Ben alkolik sarhoş insan sevmem. Kahvelerini içip gitsinler." dedi soğuk sesiyle Aden.

"Bak bize de posta koyuyor." dedi Baran gülerek ama onu bile beceremiyordu şu an.

"He ya. Valla saygıyla eğiliyorum önünde." dedi Aslan ayağa kalkmaya çabalarken ama başaramamış geri düşmüştü. Yusuf ofladığında Aden ona baktı.

"Ben bir kahve yapayım en iyisi." dedi Güneş ve mutfağa geçti. Doğu'da peşinden gitti. Yusuf ile Aden diğer koltuğa yan yana oturdular.

"Bana neden gelmek istemişler?" dedi Yusuf'a. Onlarla muhatap olmuyordu.

"Günah çıkarmak istediler sanırım." dediğinde Aden güldü.

"Oradan bakınca rahip gibi mi görünüyorum? Günah çıkarmakmış, ben sizi aforoz edeli çok oldu. " dedi Aden sinirle. Yapıp yapıp sonra pişman oldum safsatalarını duymaktan nefret ediyordu.

"Hayattan da aforoz edilsek keşke." dedi Baran. Az önceki gülen hali yok olmuştu.

"Ama yok anasını satayım. Çektirecek bize." dediğinde Güneş ve Doğu kahvelerle yanlarına geldiler.

Aslan sızmış gibiydi. Güneş onu sarstı. " Abi haydi iç kahveni." dedi. Abilerini ilk defa böyle görüyordu. Baran ve Aslan kahvelerin içerlerken diğerleri sadece onları izliyorlardı. Şu an bir çocuktan farksızlardı.

"Rıza abinin mekanında bağıra çağıra şarkı söylediler." dedi Doğu ölüm sessizliğini bozarak.

"Abimler?" dedi Güneş şaşırarak. Abileri asla tozutmazdı... Yani öyleydi hep öyle olmuştu. Sınırlarını bilir çevreye asla saygısızlık etmezlerdi.

"Evet sonra Aden'e götürün bizi diye bağırmaya başladılar." dedi Doğu iç çekip.

Aden karşısındaki ikiliye baktı. Aslan içtiği kahveden sonra ayılmak yerine resmen sızmıştı. Baran ise öylece ona bakıyordu. Bir süre sessizlik içinde birbirlerini izlediler.

" Seninle konuşacağım. " dedi Baran ayağa kalkmaya çabalarken. Sarsak adımlarla kalktı. "Baş başa." diye ekledi.

Aden baktı ona, Güneş ile konuşmaları aklına geldiğinde derin bir nefes aldı. Onları dinlemek nedenlerini duymak onları affedeceği anlamına gelmiyordu. Hem onların Aden'in hayatında bir yeri yoktu. Hayatında bir yeri olmayan insanı affedip affetmemek çokta önemli değildi.

Aden ayağa kalktı, Yusuf ona tedirgin bakıyordu. Ona sorun yok der gibi bakıp odasındaki terasa doğru yürümeye başladı. Baran arkasından geliyordu. Terasa çıktıklarında en uca gidip korkuluklara yaslandılar.

"Tuhaf bir ailesiniz." dedi Aden yıldızlara bakarken. Tuhaflardı.

"Öyleyiz anasını satayım." dedi Baran. Kahve iyi gelse de hala sarhoştu.

"Senden af dilemeye geldim sanıyorsan sanma." güldü sonra birden ciddileşti.

"Affedilecek bir yanım yok benim. Hiçbir zaman olmadı." sarhoşluktan ağırlaşan başını dik tutamıyordu. Aden öylece izledi onu. Şu an karşısında yıkıp yakan Baran değil yıkılmış yanmış bir Baran vardı.

"Affetmek zor. Gereksiz bir uyum gerektiriyor." Aden kaşlarını çatarak baktı Baran'a.

"Affetmek kocaman bir palavra. Affedersin iki gün her şey yolunda gider. Sonra tekrar başa sarar her şey, bırakmak lazım aslında. Nefret etmek, nefret edilmek o kadar da kötü değildir belki." dedi kelimeleri yutarken.

"Beni affetme benden nefret et diyorsun yani." dedi Aden.

"Neden diye sorma." dedi Baran kendinde olmayan sesiyle. Elleriyle yüzünü sertçe sıvazlayıp titrek bir nefes aldı. Aden karşılaştığı bu çaresizlikle dolan gözlerini ovaladı karanlık gökyüzüne bakarken.

"Bazen nefret etmek hayat kurtarıyor işte." dediğinde çenesi titriyordu Baran'ın.

"Affetme, sen iyi ol... Mutlu ol affetmesen de olur." dediğinde Baran, Aden'in göz yaşları tek tek düştü karanlık gecenin koynuna. Dönüp baktı Baran'a.

Güneş'in dedikleri tekrar can buluyordu zihninde. Karşında Yirmi beş yaşında bir adam değil de annesine kendisini feda eden o küçük çocuk vardı sanki.

"Çok mu acıdı canın?" dediğinde onunda sesi titriyordu. Baran güldü. Dönüp Aden'e kısa bir bakış atıp gökyüzüne çevirdi bakışlarını tekrar .

"Acımak artık koymuyor, asıl koyan şey... " dediğinde derin bir nefes aldı.

"Bilirsin o duyguyu." dedi Baran, Aden'e bakışlarını çevirirken.

"Yaşıyor ama ölü, var ama yok!" dediğinde başını salladı Aden. Bilirdi o duyguyu. Baba müsveddesinden bilirdi hem de... Acısı yakardı o duygunun. Baran son kez baktı kardeşine... Aden onun kardeşiydi bunu ne aralarında affedilmeyecek gerçekler değiştirebilirdi ne de başka bir şey.

" Affetme Aden. Seni üzen, seni hayal kırıklığına uğratan, canını yakan kimseyi affetme." ensesini ovdu.

"Affettiğinde hep aynı şeyler olacak. Film dönüp dönüp başa saracak. Acı çektiğinle kalacaksın." dediğinde Aden ağırca yutkundu. Karşısında gerçek Baran'ı görüyordu şimdi.

"Bu da sana ilk ve son abi nasihatim olsun." dedikten sonra son kez Aden'e bakıp içeri geçti. Aslan bir koltukla boylu boyunca yatmış uyuyordu. Doğu ve Güneş yan yana oturmuş endişeyle yüzüne bakıyorlardı. Yusuf ise ortada volta atıyordu.

"Kıza üzecek bir şey demedin değil mi aslanım? " dedi Yusuf, Baran'ın omzuna elini koyup sıkarken.

"Yok demedim." dedikten sonra uzaklaştı Yusuf'tan.

Sonra çıkıp gitti... Peşinden adını bağıranları duymadı. Tek tek indi merdivenleri, ıssız gecede nereye gideceğini bilmeden öylece yürüdü... Ne sokak lambası aydınlattı yolunu ne de karanlık gökyüzüne hakim olan ay ve yıldızlar. Yeryüzünün karanlığına kendi karanlığı karıştı. Sonra bir kez daha kayboldu o karanlıkta...

***





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MERHABA!

ADEN 1. BÖLÜM KABUL GÖRMEYEN GERÇEKLER

ADEN 94. BÖLÜM SONSUZ SONLAR / FİNAL