ADEN 20. BÖLÜM SUÇA TEŞVİK

 

20. SUÇA TEŞVİK

Yazın ortasında yağan yağmurun altında yürüyordum. Tam boyların ani gece ziyaretinin üzerinden üç gün geçmişti. Benim aklımsa hala Baran'daydı. O gece son sözlerini söylemiş ortadan kaybolmuştu. Yusuf her ne kadar arada yapar böyle dese de rahat değildim. Onları anlıyordum artık. Ancak içim soğumuyordu. Korumak için canımı bu kadar yakmalarına gerek yoktu. Kimsesiz kalma korkusu zaten ağırken onların sert duvarları beni yerden yere vurmuştu.

Yumru hala boğazımdaydı. Söz konusu onlar olunca daha da ağırlaşıyordu. Başımı gökyüzüne kaldırdım. Yağmur damlaları yüzüme düşüp ne zaman aktığını fark etmediğim gözyaşlarıma karışıyordu.

Acı aynı acıydı, yara aynı yerdeydi... Ama yine de olmuyordu, yapamıyordum. Güneş isteğiyle yapmamıştı onu anlamak affetmek daha kolaydı. Affetmek bile yanlış olurdu, elinde olmayan şartlar onu bu hale sokmuştu. Onu kabullendiğim gibi diğerlerini kabullenemezdim. Doğu'ya bile hiçbir şey yapmadığı halde zar zor ısınıp hala kabullenemezken diğerlerini kalbime alamazdım.

Ben yıllarca annemin ani değişen duygularıyla çıldırırken, babasızlıkla savaşırken onlarda annelerinin aşırıya kaçan ilgileri ve babalarının ilgisizliğiyle savaşmışlardı. Güneş her ne kadar babasını savunsa da benim için en büyük suç onundu. Çocuklarını kendi kaderlerine bırakmıştı.

Yaşadığımız evler farklıydı ama yaşadıklarımız aynıydı. Hepimiz anne ve babalarımızın kurbanları olmuştuk. En ağırı buydu işte. Kader hiçbirimize acımamış gelişine vurmuştu. Ben mücadelemi kazanmıştım. Daha on beş yaşındayken lisede rehberlik hocamla görüştükten sonra annemin elini tutup zar zor, sokaklarda bağır çağır kavga ederek onu bir psikiyatristte götürdüğümde ilk zaferimi almıştım.

Annem kullanmaya başladığı ilaçlarla sakinleşmiş gerçek kişiliğini yansıtmaya başladığında hayretler içerisinde sevinçle ağlamıştım. Annem, baba müsveddesine diş göstermeye başladığında o da daha fazla dayanamamış kaçıp gitmişti. Anne kız yeni bir savaşa girmiştik. Bir de Emir vardı, iyi ki vardı...

Onlar ise kaybetmişlerdi. Hala da kaybediyorlardı çünkü gerçek bir savaşı göze alamamış kaderlerine boyun eğmişlerdi. Baran... Ben hasta annemin tek bir kötü sözüne dayanamazken o yıllarca buna maruz kalmıştı. Kim bilir belki hala maruz kalıyordu.

Yağmur daha da şiddetlenince gerisin geri eve yürüdüm. Annem evime gelecekti bugün. Bunun heyecanını bile yaşayamıyordum. Onlara öfkeliydim, sinirli ve kızgındım. Kırgındım... Bu duygular bir türlü terk etmiyorlardı ruhumu.

Eve girdiğimde ilk önce sıcak bir duş aldım. Mutfağa geçip çay koydum. Annem birlikte yemek yaparız deyince sadece kek ve poğaça yapmıştım. Çay, annem gelene kadar olurdu. Salona geçip oturdum. Kapalı televizyonun ekranını izledim boş boş. Acilen ders çalışıp aklımı boşaltmam gerekiyordu ancak şu an onu bile istemiyordum. Bana iyi gelecek tek şey Yusuf'tu sanırım. Tatile çıkmıştı ancak çok önemli bir dava da onu da istedikleri için iki günlük tatili son bulmuştu. Günlerdir adliyedeydi. İç çektim onu aramak istedim ancak büyük ihtimalle çalışıyordu, rahatsız etmek istemedim. Kapı çaldığında kalktım rahat koltuktan. Ben annemi beklerken karşımda kargocu duruyordu.

"Aden Saygın." dediğinde "evet." dedim paketi ve çiçek buketini verip gitti.

Yüzümde şaşkın bir ifadeyle mutfağa geçip şakayık ve beyaz güllerden oluşan demeti ada tezgahın üzerine koydum. Üstünde herhangi bir not yoktu. Paketi açtığımda karşıma çıkan toz pembe kutuyu çıkarıp kapağını kaldırdım. İçindekini gördüğümde mutlulukla doldu içim.

"Ya Yusuf." dedim sonunu uzatarak.

Geçen gün birlikteyken o dava hakkında telefonda biriyle konuşurken bende dizine yatmış telefonda gezinmiştim. İnternette gezinirken gördüğüm elbise çok hoşuma gitmişti. Normalde elbise etek giymeyen beni bile çok etkileyen elbiseyi almak istemiştim ancak karşılaştığım tükendi ibaresi beni üzmüştü. Aynı modeli çok aramış ama bulamamıştım.

Deli adam kim bilir nereden bulmuştu elbiseyi. Elbisede etiket yoktu. Büyük ihtimalle özel dikim yaptırmıştı. Elbiseyi kutudan çıkarıp üzerime tuttum. Sevinçle etrafımda döndüm. Kutuya tekrar baktığımda kağıtların arasında üzeri yazılı not kartını aldım. Kartta;

Hayranım kaşına gözüne maşallah

Razıyım çilene derdine eyvallah

Çarpıldım boyuna posuna bismillah

Razıyım çilene derdine ah

Yusuf'tan, Yusuf'un Canına

yazıyordu...

Çığlık atarak kahkaha attım. Hızla salona geçip telefonu aldım elime. Yusuf'u aradım. Açtığı an konuşmasına izin vermeden şarkıyı söylemeye başladım. Kahkahası çınladı kulağımda. Ben bu adama gerçekten hayrandım.

"Geldi mi elbisen?" dedi neşeyle.

"Ya Yusuf, sen nasıl bir adamsın, maşallah maşallah nazar değmesin inşallah." dediğimde durdu ve ardından tekrar güldü. Onu böyle güldürebilmek, mutlu etmek çok güzeldi.

"Sen böyle mutlusun ya her şey feda sana." değinde bu sefer iç çeken ben oldum. Aşktı bu adam.

"Yusuf." dedim her zamanki gibi nazlanarak.

"Yusuf'un canı." dedi gülerek. Biliyordu artık bu ses tonumu ve anladığım kadarıyla bu nazlı hallerim hoşuna gidiyordu.

"Seni seviyorum." dedim fısıldayarak ardından kıkırdadım.

"Ne dedin güzelim duyamadım." dedi oyuncu bir tavırla güldüm. Sesimi daha da kısarak söyledim bu sefer.

"Seni seviyorum."

"Serseri seni." dedi iç çekerek. Sonra derin bir nefes alıp cevap verdi.

"Seviyorum be güzelim çok seviyorum." dediğinde büyük bir gülücükle dudağımı dişledim.

"Akşam annem kalmazsa gelsene bana." dediğimde güldü.

"E sende haklısın buldun beni at evine." dediğinde şaşkınlıkla güldüm.

"E yani yiğidim bulmuşum seni başka ne yapacağım?" dedim onun oyuncu hallerine eşlik ederken. Güldü.

"Güzelim benim. Sen bu akşamı annenle geçir. Yarın boşum tüm günümü sana ayırdım. Uzaklaşalım biraz şehirden." dediğinde heyecanla parmak uçlarımda yükseldim.

"Ya evet evet. Kaçır beni savcım." dediğimde kahkahası doldu bir kez daha kulağıma.

"Yavrum senin bu dediğin resmen suça teşvik." dediğinde bu sefer ben güldüm.

"Sayın savcım, kelepçeleme olayını siz mi yapıyorsunuz?" dediğinde bir durdu sonra öksürdü.

"Yusuf." dedim panikle. Öksürükleri arasından konuştu.

"Aden, ah Aden." dedi soluklanırken.

"İyi misin?" dedim.

"İyiyim güzelim su kaçtı nefes boruma." dediğinde rahatladım.

"Hafif hafif boğazınla göğsünü ov. Rahatlatır." dediğimde güldü.

"Emredersiniz doktor hanım." dediğinde güldüm. Kapı çaldığını duyduğumda "Annem geldi sanırım. Sonra konuşuruz sevgilim dikkat et kendine." dedim

"Görüşürüz güzelim." dediğinde kapattık.

Kapıyı açtığımda annemi ve yanında Güneş'i gördüm. İlk şaşırsam da Güneş'in yanlış anlama ihtimaline karşı hemen topladım kendimi.

"Analı kızlı bana ziyaret ha." dediğimde içeri girdiler. Önce annemle sonra Güneş ile sarıldım. İçeri geçtik.

"Aşağıda karşılaştık." dedi Güneş. Başımı salladım, annemin yanına geçip oturdum. Üç dört gündür sadece telefonda görüşmüştük. Uzanıp sulu sulu öptüm yanağını.

"Kız öpmesene şöyle. Yıkadın yıkadın." dediğinde güldüm.

"Kız Güneş annem nefret eder sulu sulu öpülmekten haberin olsun." dediğimde gülerek baktı bana. Önce bir durdu sonra kalkıp annemin diğer tarafına geçti. Kendini annemden uzak tutmasını istendiğim için gözlerine bakıp hadi dedim ve ilk hamleyi yapıp annemin yanaklarını tekrar öpmeye başladım. Güneş'ten öpücüklerini art arda kondurdu yanaklarına.

Annem kendisini bizden zor kurtarıp ayağa kalktı. Ellerinin tersiyle yüzünü siliyordu. Biz ise onu bu hallerine gülüyorduk.

"İkiydiniz üç oldunuz başıma. Kız sende ne ayak uyduruyorsun bu kudurmuşa." dedi annem Güneş'e bakarak. Ben gülerken Güneş annemden yediği ikinci azarın etkisindeydi.

"İstemezseniz bir daha öpmem." dedi. Masum köylü Güneş seni.

"Kız annenim ben senin tabi öpeceksin ama böyle değil yavrucuğum." dedi ve mutfağa geçti. Konserden sonra bizde bir gece kaldığı için evi tanıyordu.

"Aden." dedi Güneş annemde olan bakışlarını bana çevirip. Başımı salladım ne der gibi.

"Ben bir şey yaptım?" dediğinde yayıldığım koltukta dikleştim.

"Ne?" dedim merakla.

"Dün tercih günüydü. Bende ösym şifremi değiştirdim." dediğinde ilk önce anlamadım.

"Annem konservatuar düşündüğü için hiç oralı olmadı ama ben her ihtimale karşı değiştirdim." dedi.

"Tercih mi yaptın?" dedim şaşırarak.

"Keman çalmaktan nefret ediyorum." dedi isyanla.

"Ne yazdın?" dediğimde dudaklarını ısırdı.

"Mimarlık. İTÜ, Yıldız Teknik sadece ikisini yazdım." dediğinde şaşkınlıkla baktım ona. Alıcı gözle bir süzdüm. Olurdu valla...

"Sonuçları annene söylediğinde söyle Doğu'ya kameraya çeksin." dedim gülerek Zümrüt Hanım delirecekti.

Annem çay, kek ve poğaçalarla yanımıza geldi. Diğer koltuğa geçtiğinde bize bir bakış atıp kaş çattı. "Hayırdır?" dedi.

"Güneş üniversite tercihi yapmış onu konuşuruz." dedim.

"Kız ne yazdın?" dedi annem kek yerken.

"Mimarlık." dedi Güneş kısaca. Annem benim gibi baştan aşağı bir süzdü Güneş'i. Bende tıp yazdım dediğimde bana da aynı bakışları atmıştı.

"İyi iyi olur senden var o tip." dediğinde güldüm. Bana da aynısını demişti. Güneş gülümseyip teşekkür etti. Annem ona kızım diyor, bir annenin evladına sesleneceği her şekilde sesleniyordu ancak Güneş bu durumda hala tedirgindi. Sanırım anne demeyi çok istese de Zümrüt Hanım faktörü yine karşımıza çıkıyordu.

Akşama kadar sohbet muhabbet etmiş yemek yapıp yemiştik. Güneş evine döndüğünde annemle baş başa kalmıştık. Biraz dedikodu yapmış sonra Emir'i aramıştık. Onunla da konuşmuş geceyi sonlandırmış annemle birlikte uyumuştuk.

Sabah kalktığımızda ilk iş Yusuf'u aramıştım. Gideceğimiz yeri söylemese de birkaç kıyafet almamı birde yapabilirsem bir şeyler hazırlamamı istemişti. Üzerime bana aldığı elbiseyi giyinip saçlarımı maşalamış pembe tonlarda bir fuları da başıma geçirmiştim. Dünden kalan kek ve poğaçayı kaplara koymuş, sandviçler hazırlamıştım. Anneme de yapıp yemesi için eline tutuşturup aperatif birkaç şey daha hazırlamıştım. Onları karton poşete özenle yerleştirdiğimde annem son kokmasını yiyip suratıma baktı.

"Bana bak kız tamam sevgilin olması normal." dedi. Sonra yanıma gelip parmağını sallayarak devam etti konuşmaya.

"Hele bir ellet oranı buranı takunya ile döverim sizi." dediğinde şirince sırıttım. Ah annem adam bana dokunmaya kıyamıyordu her şeyi senin bu kuduruk kızın yapıyordu.

"Yok anne ne elletmesi hem Yusuf öyle bir adam değil." dedim. Değildi gerçekten de.

"Ben bilmem, gebertirim ikinizi de. Hiç öyle kim anlayacak rüyasına düşme, kirpiğin düşse anlarım ben." dedi ve içeri geçti. Dudaklarımı birbirine bastırıp gülmemi engelledim. Deliydi bu kadın.

Yusuf geldiğinde evden çıkmıştık. Aşağıda beni gördüğünde çapkın bir sırıtışla beni baştan aşağı süzmüştü. Arabasına yerleşmiş ilk iş annemi evine bırakmıştık. Onun yanında pek rahat konuşamadığımız için birbirimize kaçak bakışlarla bakmıştık Sonunda kendi yolumuza gidiyorduk. Bir marketin önünde durmuş birkaç parça bir şeyler almıştık sanırım kalacaktık. Ben elimdeki poğaçayı ona yedirirken dolu ağzıyla konuştu.

"Elbisen çok yakışmış." dedi tekrar bedenimi süzerken.

"Yakışmış değil mi? Maşallah bana." dediğimde güldü ve eğilip yanağıma dudaklarını bastırdı.

"Maşallah güzelime." dediğinde kıkırdadım.

Eli yine bacağımın üzerinde parmakları usul usul tenimdeydi. Dönüp izlemeye başladım onu. Kirli sakallı yüzü, uzamaya başlayan saçları ile çok ama çok yakışıklıydı. İç çektim onun bu güzelliğine. Güzel adamdı.

Yolculuk böyle devam ederken karşıya geçmiştik ara sıra konuşup ara sıra susuyorduk. Uzanıp radyoyu açtım. Kenan Doğulu'nun adını bilmediğim bir şarkısının sonunu yakalamıştık. Sonrasında ise hiç ummadığım bir parça çalmaya başlayınca Yusuf ile aynı anda bastık kahkahayı.

Elbette Hayranım çalmaya başlamıştı. Arsızlığı ele alarak Yusuf'a yaklaşıp şarkıyı kısıkça söylemeye başladığım kulağına. Parmaklarım yüzünde geziniyor, dudaklarım şarkının aralarında yanaklarına izlerini bırakıyordu.

"Bizim şarkımız oldu bu sanırım." dedi gülen sesiyle. Başımı sallayıp öptüm yanağını peş peşe.

"Millete Sezen Aksu bize Niran Ünsal be yiğidim. Bak ablama nasıl güzel söylemiş şarkıyı." dediğimde güldü. Dönüp bu sefer o öptü beni. Tam çillerimin üzerini.

"Seviyorum ahhh, eriyorum ahh." kısmını aynı anda söylediğimizde durup gülmeye başladık.

"Sayın savcım, sizi suça teşvik etmek istiyorum. Kenara mı çeksek?" Aden oynak Aden annen sana takunya ile döverim diyor Aden.

Yusuf bir yola bir bana baktı. Tabelalardan anladığım kadarıyla Şile'ye gidiyorduk ve baya ormanlık bir yoldaydık.

"Güzelim kalmış şurada beş dakikalık yolum. Günaha sokma beni." dedi ağır ağır yutkunurken. Onun bu haline gülmek istesem de tuttum kendimi. Başımı omzuna yaslayıp ellerimi koluna sardım.

"Annem dedi ki." dediğimde güldüm diyeceğim şeye. Gözümde bir anda annemin Yusuf'u takunya ile kovaladığı an geldiğinde kahkaha attım. Yapardı valla koca adammış savcıymış umursamazdı.

"Ne dedi Filiz abla." dedi merakla.

"Oramı buramı ellersen bizi takunya ile dövecekmiş." dediğimde kısa bir süre sessizlik oldu. Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Kaşları şaşkınlıkla yukarı doğru kalkmıştı.

"Ay Yusuf bir düşündüm de sen öyle annem kaçıyorsun falan." dediğimde nefesini gülerek verdi.

"Kızım bu yaştan sonra terlik mi yedireceksin bana birde takunya." kaşlarını çattı bir an o da kendini öyle hayal etmişti emindim. Bana bakıp güldü.

"Dedim anne Yusuf öyle biri değil diye. Kadın nereden bilsin kızının oynağın teki olduğunu." dediğimde koca kahkahası dört yanımı sardı. Kız Aden adama oynağım ben dedin ya? Aden geri zekalı Aden.

"Oynağın teki mi?" dedi kahkahalarının arasında. Kıpkırmızı kesildim.

"Oynak Aden sevdim bunu." dedi. Çok güldüğü için bir an nefesi kesilir gibi olduğunda duruldu. Nefesini huh diyerek verdi. Ben ise kollarımı birbirlerine yaslamış, sırtımı kapıya yaslamış çatık kaşlarımla bakıyordum ona.

"Sevgilim. Savcıyım ben müebbet yiyebilirsin." dediğinde anlamadım.

"Anlamadım?" dediğimde güldü.

"Bakışlarınla öldürdün beni. Ya da oynak Aden içine kaçtı bilmiyorum bir tuhaf bakıyorsun." dediğinde ofladım.

"Yusuf ya." dedim sitem eder gibi.

"Yusuf'un canı." dedi gülerek uzanıp çenemi parmak uçlarıyla sevdi.

"Dalga geçme." dedim. Yüzümü yola çevirip çenemi kaldırdım. Bu sefer parmaklarının ters yüzüyle yanağımı sevdi.

"Kurban olurum sana." dedi sonra gülüp "Oynak Aden'e ayrıca kurban olurum."

"Yaaa Yusuf ama ya." dediğimde artık bende gülüyordum. Böyle geçen beş dakikanın sonunda durmuştuk. Ormanın içinde çok güzel bir evin önündeydik. Arkadaş bunlar babadan zengin bence her yerde bir ev nedir yani.

Tek katlı taştan yapılma evin önünde büyük bir veranda yer alıyordu. İçeri girdiğimizde oldukça sade ve temiz bir ortam bizi karşıladı. En sağ kısımda küçük bir oturma grubu yer alıyordu. En sol kısımda ise çok güzel bir mutfak ve yemek masası vardı. Ev küçük ama çok güzeldi. Evin giriş kapısının tam karşısında arka bahçeye açılan bir camekanla iki kapı vardı. Biri büyük ihtimalle lavabo diğeri yatak odasıydı.

Önce evi gezmiş daha sonra mutfak için aldıklarımızı yerleştirmiştik. Yusuf ne ara aldığını anlamadığım rakıyı dolaba kayarken gülümsedim. Anlaşılan gerçekten burada kalacaktık.

İşimiz bittiğinde el ele tutuşup arka bahçeye çıktık. Burada bir çardak ve hamak vardı. Küçük bir gölet ağaçların arasında duruyordu. Evden bahçeye baktığımda fark etmemiştim.

"Burası çok güzel." dedim. Sırtım göğsüne yaslanmış etrafı izliyordum.

"Güzeldir. Şimdi daha da güzel." elleri uzun dalgalı saçlarımı seviyordu.

"Yusuf hep gelelim buraya." dediğimde elimi tutup avucumu açtı. Cebinden bir anahtar çıkarıp avucuma bıraktı.

"Burası senin, benim olan her şey senin." hızla yüzümü döndüm ona.

"Buraya hep beraber geleceğiz ama olurda kaçmak istersin, kaybolmak istersin sende kalsın anahtar. Bende bilirim buradasın. İşim rahat eder." dediğinde dudaklarına yapıştım.

 İlk anda afallasa da kollarını belime sarıp bedenlerimizi birisine yasladı. Yumuşak başlayan öpüşlerimiz sertleşmeye başlamıştı. Dillerimiz birbirini okşadığında ellerim yüzünü kavrayıp topuklularımın ucuyla parmak uçlarımla yükseldim. Onun bir eli boynuma çıkmış diğer eli belimde kalmıştı. Dakikalar sonra nefes nefese ayrıldığımızda gülüp alnımı göğsüne yasladım. Başımın tepesine art arda öpücük kondurdu. İkimizin de göğsü şiddetli bir şekilde inip kalkıyordu.

"Oynak Aden yüzünden yiyeceğim sanırım o terliği pardon takunyayı." dedi gülerek. Başımı kaldırıp göğsüne elimi çarptım.

"Görürsün bir daha öpmeyeceğim seni." dedim ve kollarından çıkıp eve yürümeye başladım. Kahkahası koca ormanı inletirken dönüp baktım ona. Elleri pantolonun cebinde sırıtarak bana bakıyordu. Birden ıslık çalmaya başladığında utanıp eve kaçtım.

Saatler akşama evrilirken kucak kucağa uzandığımız koltuktan kalkıp mutfağa geçmiştik. Akşam için birlikte yemek hazırlıyorduk. Telefonumdan Hayranım şarkısını açtım.

Hem söylüyor hem oynuyordum. Tabi o sıra cam kasenin içindeki meze harcını da karıştırıyordum. Yusuf hazır aldığımız sarmaları tabağa yerleştirirken bu halimi gülerek izliyordu. Ara ara birbirimizi öpüyor, birbirimize küçük lokmalarla hazırladıklarımızdan yediriyorduk.

Akşam için çardağı hazırlamıştık. Masaya sonunda geçtiğimizde yan yana oturduk. Telefondan radyoyu açmış kısık seste açıp masanın ucuna koymuştum.

"Gerçekten şalgam mı içtin o akşam?" dedim tam boylarla Rıza abinin mekanına gittikleri günü hatırlarken.

"Evet güzelim. Bir senle içerim bunu." dediğinde uzanıp öptüm onu.

"Bende bir seninle içerim." dediğimde gülüp burnumu burnuyla dürttü.

"İçme de sakın." dediğinde başımı salladım.

Birbirimizi seyrettik uzun uzun. Gözlerimizle sevdik, parmaklarımız dolaştı yüzümüzde sonra dudaklarımız. Gülerek nefeslendik birbirimizin nefeslerinde.

Radyoda Tanju Okan'ın sesi yankılandığında Yusuf güldü. Sonra ne olduğunu anlamadan elimden tutup kaldırdı beni. Radyonun sesini biraz açıp beni çardağın en rahat kısmına çekti.

"Benimle dans eder misin?" dediğinde gülüp başımı salladım hevesle. Tanju Okan'ın Kadınım dediği kısımda başladık dans etmeye. Kollarım omuzlarında, kolları belimdeydi. Alınlarımız birbirine yaslıydı. Nefeslerimiz yüzlerimizi yalayıp geçiyordu.

"Tenin şifa sanki, dokundukça kokun ciğerlerime doldukça huzur buluyorum." dedi sakin sesiyle. Ensesinde olan elimi yanağına yasladım.

"Elin elimi tuttukça, tenimiz temas ettikçe, gözlerin gözlerime aşk baktığında bende öyle hissediyorum. Geldin sardın her yanımı, senle doldum. Sana doldum." dedim. Alnımı öptü, burnunu saçlarıma yaslayıp kokumu içine çekti.

"Sevda dedikleri seninle güzelmiş yavrum. Bir sana sevdalı kalbim bir sana aşık." dediğinde kalbinden öptüm.

"Bir sana sevdalıyım bir sana aşık." dediğimde bu sefer ilk hamle ondan gelip dokundu dudaklarıma. Yine karıştık birbirimize giderek artan hızımızla daha fazla ayakta durmamış çardağın ahşap sandalyesine kucak kucağa oturduk. Bacaklarım iki yanında sarkarken elbisem kalçalarıma kadar toplanmıştı. Elleri belim ve kalçam arasında gidip geliyor, dudakları dudaklarımdan çeneme, çenemden boynuma sonra tekrar dudaklarıma kayıyordu. Birbirimizden ayrıldığımızda çenesini uzun tırnaklarımla çizdim acıtmadan.

Başını geriye attığında çenesindeki tırnağım boğazına kaydı. Adem elmasına bir öpücük bırakıp boynuna kaydırdım dudaklarımı. Kaçlarımdaki elleriyle bedenimi bedenine yasladı.

"Yavrum." dedi boğuk sesiyle. Nefesini gürültülü bir şekilde verdi.

"Yusuf." dedim dudaklarına doğru nefesimi verirken.

"Yusuf'un canı." dedi. O sıra kucağında istemsizce kaydım. İnlediğinde gülüp tekrar hareket ettiğimde elleri sıkılaştı. Usul usul ileri geri hareketlendim kucağında.

"Madem oynak Aden'i çok sevdin hakkını vereyim." dediğimde gülüp başını aniden kaldırıldı geriye doğru yaslamışken.

Alnında ve boynunda kendini sıktığı için damarları belirginleşmişti. Dudakları boynuma değdi, orada usulca gezinip gerdanıma düştü. Göğüs oluğuma kadar öpüp geri çekti dudaklarını üzerimden. Parlayan gözleri halimize baktı. Ben hala ileri geri yavaş hareketlerle salınıyordum kucağında.

"Yapma." dedi fısıldayarak. Gülüp daha da hızlandım. "Benimle dalga geçmeyecektin." dediğimde nefeslendi.

İradesini çok zorluyordum ancak o çok sevdiği oynak Aden durmak istemiyordu. Kendimi kucağına biraz daha bastırıp boynuna yöneldim tekrar. Derisini dişlerimin arasına sıkıştırdığımda hırlayıp başımı boynundan çekti ve dudaklarıma sertçe kapandı.

Bir kez daha kaybolduk nefesimizde. Bu sefer diğerlerinden daha hiddetli daha arzuluyduk Birbirini tanımaya başlayan bedenlerimiz birbirine hemen alışmıştı. Sabaha kadar oturduk o çardakta. Kucağından inmedim hiç, sevdik birbirimizi, izlerimizi kazıdık hem tenlerimize hem ruhlarımıza. Sabaha karşı eve geçmiştik, çardak öylece kalmış üzerimizi bile değiştirmeden yatağa girdiğimiz gibi sımsıkı sarılıp birbirimizin kollarında huzurla uykuya dalmıştık.

* * *




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MERHABA!

ADEN 1. BÖLÜM KABUL GÖRMEYEN GERÇEKLER

ADEN 94. BÖLÜM SONSUZ SONLAR / FİNAL