ADEN 21. BÖLÜM KARAKOL
21. KARAKOL
Yanağıma bırakılan yumuşak öpücüklerle gözlerimi açtığımda Yusuf'u tepemde bulmuştum. Yatağa oturmuş üzerime eğilip yanağıma, boynuma, omzuma dudaklarını değdiriyordu. "Günaydın." dediğinde gülümseyip ona doğru döndüm. Saçları nemliydi. Duş almıştı, yoğun kokusu burnuma doluyordu.
"Günaydın sevgilim." dediğimde gülüşü büyüdü.
"Haydi kalk bakalım, duş al. Bende kahvaltı hazırlayayım." dediğinde yatakta oturdum.
"Çardağı toparlayayım alırım." dedim. Uzanıp dudaklarımı öptü.
"Topladım ben yavrum, haydi kaldır o güzel kıymetlini çay oldu olacak." dediğinde ben eriyip gitmiştim. Bu devirde böyle erkeklerde varmış demek ki, dedim iç geçirerek.
"Senin patentini almak lazım." dediğimde güldü. Yataktan kalkarken burnuma ve çillerimin üzerine dudaklarını bastırdı.
"Haydi kalk, doğru banyoya." dedi ve çıktı odadan. Sırıtıp yatağa attım kendimi. Bedenimi gererken şapşal şapşal sırıtıyordum.
"Aden hadi güzelim." diye bağırdı içeriden gülerek kalktım yataktan. Kıyafetlerimi alıp hemen yan taraftaki banyoya geçtim. Hızlıca duş alıp banyoda giyindikten sonra başıma da havlu sarıp çıktım banyodan. Direk mutfağa geçtim. Boştu, başımı çevirip salona baktım. Orada da yoktu. Bahçeye açılan camekan açıktı. Sekerek oraya gittim.
Oradaydı, gölün kenarında bir örtünün üzerine kahvaltılıkları yerleştirmişti. Elindeki minderleri de yerleştirip başını kaldırıp eve baktı. Aramızdaki cam kapıya rağmen göz göze geldik. İkimizde aynı anda gülümsedik. Bahçeye çıktığımda yine sekerek gittim yanına. Yanaklarına dudaklarımı bastırdım.
"Sıhhatler olsun güzelime." dediğinde boynuma bir öpücük bıraktı. Yere geçtiğimizde örtünün üzerindekilere baktım. Poğaçam ve kekimde vardı ama kaç günlük olmuşlardı. Neyse en azından öldürmezdi. Kahvaltımızı uzatarak yapmış, biraz tam boyları çekiştirmiş çokça da gülmüştük.
Kahvaltı faslı bittiğinde toparlanmaya başladık. Kahvaltılıkları tepsiye yerleştirip ayaklanacağım sıra Yusuf'un telefonu çaldı. Gözüm ekrana kaydı. Av. Halide Yılmaz arıyordu. Halide, adliye avukatlarından Halide, Yusuf'tan sayın savcıma dönen Halide.
Yusuf oflayarak baktı ekrana. Bakışları bana kaydı. Tepsiyi alıp eve doğru yürümeye başladım. Tatiline ara vermesine sebep olan dava hakkında aranıyordu büyük ihtimalle. Çardağı geçtiğim sıra dönüp arkama baktım. Yusuf gölün yanında eli ensesinde öyle konuşuyordu. Dudaklarımı ısırdım. İçimdeki sinsi Aden ile yapma etme diyen Aden bir kavgaya tutuştu. Ancak oynak Aden savaşa hiç girmeden kazandı. Boğazımı temizledim.
"Sevgilim, kahve içer miyiz?" dedim bağırarak. Yusuf bir anda dönüp bana baktı. Elimde tepsi yüzümde tatlı bir gülüşle bakıyordum ona. Umarım duymuşsundur Halide'ciğim. Yusuf telefonu kulağından indirip, "içeriz güzelim. Yap sen geliyorum." dedi.
Gülüp içeri geçtim tepsidekileri buzdolabına yerleştirip kirlileri makineye attım. Kahveyi yapıp yanına çikolata toplarından yerleştirip tepsiye koydum. Yusuf hala gelmemişti. Camekanın yanına gidip baktım. Çok hararetli bir şekilde konuşuyordu. Sanki birazda öfkeliydi. Nefeslendim. Kahveleri alıp çıktım bahçeye. Çardağa geçip tepsiyi bıraktım. Dönüp baktım ona. Bana doğru geliyordu.
"Tamam Halide." dediğinde yanıma ulaşmıştı.
"Hayır, Mehmet Bey ile hallet." dedi ve kapattı. Kollarımı beline sarıp başımı geriye atarak baktım yüzüne. Dava ne ile ilgiliydi bilmiyorum ama oldukça can sıkıcı olduğu kesindi.
"İyi misin?" dediğimde başını salladı. Elleri yüzümü kavrayıp alnımı öptü.
"İyiyim güzelim. Ivır zıvır. " dedikten sonra çardağa geçtik. Kahveleri olağan bir sessizlikle içiyorduk.
"Yusuf." dedim.
"Canım." dedi dönüp yüzüme bakarak.
"Davalar çok mu yorucu?" dedim. Gizlilik esastı ancak onun bu hali canımı sıkıyordu.
"Yorucu güzelim yorucu ve zorlayıcı." dedi. Başımı salladım. Kahvelerimizi içip içeri geçtik. Ben fincanları makineye bırakıp arkamı döndüğümde elinde tarak ve saç kurutma makinesi ile bana bakan Yusuf ile karşılaştım.
"Annem, babamın saçlarını taramasını çok seviyor. Bakalım sende sevecek misin?" dediğinde ben artık iptaldim. Koşar adım gidip sarıldım gövdesine. Kalbinin üzerine öpücüklerimi kondurdum.
"Severim, senden gelecek her şeyi severim." bana duyduğu sevgi, şefkat ve aşk beni bir sarmaşık gibi sarıyordu.
Salona geçtik, Yusuf koltuğa oturdu bende yere koltuğun minderlerinden birini alıp bacaklarının arasına oturdum. Başımdaki havluyu çıkartıp önce saç diplerimi okşadı sonra başımın tepesini öptü. Taramaya uçlardan başladı.
"Saçların daha da bir uzun göründü gözüme şimdi." dediğinde güldüm. Uzun saç kullanmayı seviyordum.
"Rapunzel, Rapunzel uzat o altın sarısı saçlarına bağlamayacaksın değil mi?" dediğimde güldü. Canımı yakmamaya özen göstererek tarıyordu.
"Bağlamam bebeğim. Oynak Aden'im varken Rapunzel'i ne yapayım?" dedi. Al işte. Dönüp bacağını ısırdım. Ani gelen darbeyle sıçradı.
"Bana bak valla gider annemi doldurur seni takunya ile dövdürürüm." dediğimde kahkaha attı.
"Tamam tamam sakin." dedi gülüp. Saçlarımı uzun uzun taradı, kuruttu. Günün bir bölümünü yürüyüş yaparak bir kısmını hamakta uyuyarak geçirmiştik. Akşama doğru toparlanıp çıkmıştık.
Şehre geri döndüğümüzde anneme geçmiştim. Annem bir süzmüştü gözleriyle bedenimi. Gözleri özelikle boynumda dolanmıştı. Ben sağlamdım ancak Yusuf için aynı şeyler geçerli değildi. Salona geçip yine televizyon izlemeye başladığımızda yeni diziyi anlatmaya başladı annem.
"Hep aynı anam bunlarda salak kız zengin adam." dediğinde güldüm.
Belgesel izlemeyi seven yanım dizileri kaldırmıyordu. Anneme bir şeyler söyleyip tekrar döndüm telefona. O dizi izlerken bende online tıp dergisi okuyordum. Bitmeye yakın birden telefonum çalınca elimden düşüp yüzüme sertçe çarptı. Oflayarak baktım telefona Güneş arıyordu. Sızlayan burnumu ovalayıp açtım.
"Aden ben kayboldum." dediğinde uzandığım koltuktan doğruldum.
"Ne kaybolması Güneş neredesin?" dedim.
"Ya mahalleye geldim ama sokakları karıştırdım. Labirent gibiymiş sürekli çıkmaz sokağa giriyorum. İlk defa akşam vakti gelince böyle oldu herhalde." dediğinde hızla ayaklandım. Mahallenin en tehlikeli bölgesindeydi şu anda. Koşar adım portmantoya geçip ayakkabılarımı giydim ayağıma. Annem başımda dikildi.
" Güneş geldiğin yoldan caddeye geri çık ben hemen geliyorum. " dedim anneme Güneş'i alıp geleceğin dedikten sonra çıktım evden. Telefonu kapatmamıştım. Hala konuşuyorduk.
"Burada büyük bir oto yıkama var oradan geçiyorum şimdi." dediğinde koşmaya başladım.
"Aden." dedi sesi birden yükselip.
"Güneş biri varsa koş." dedim. Bende koşuyordum. Korktuğum olmuş arkadan erkek sesleri gelmeye başlamıştı. Nerede it kopuk varsa arka sokağın çıkmaz sokaklarındaydılar.
"Aden. Yolumu kestiler." dedikten sonrası yoktu.
Bizim sokaktan sonunda çıkmış o sokağın başına gelebilmiştim. Beş tane serseri Güneş'i ortalarına almışlardı. Bir an korkuyla kalakaldım. Kalbimin şiddetli atışlarını boğazımda hissediyordum. Güneş'in adını bağıracağım an hiç beklemediğim bir şey oldu. Güneş heriflere daldı. Tam anlamıyla daldı. Bu kız böyle dövüşmeyi nereden öğrendi hacı? Gökhan Saki gibiydi maşallah.
"Aden." diye bağırdığında kendime geldim vallahi bağırması caddeye gider çekirdek alır gelirdim. İzlerken çekirdek iyi giderdi.
"Öyle izleyeceğine yardım etsene." dedi bir tanesinin malum yerine tekmeyi atıp diğerinin kolunu kırarken. Kol mu kırdı o?
"Aden!" diye çığlık attığında silkelenip kendime geldim.
Allah diye bağırarak yanlarına vardığımda sırtı dönük olan Güneş'e hamle yapmak üzere hareketlenen sığırın bacağına bir tekme atıp saçlarına yapıştım. Bende mahalle adabıyla Allah ne verdiyse dalmıştım. Ben gelene kadar Güneş zaten iki tanesinin fişini çekmişti. Kalan üç tanesini de birlikte haklarken nefes nefes ellerimizi dizlerimize dayayıp soluklandık.
"Kız sen böyle dövüşmeyi nereden öğrendin?" dediğimde güldü.
"Üç tane çam yarmasıyla büyüdüm ben kızım." dediğinde kahkaha attım. Çam yarması nedir arkadaş.
"Sende maşallah iyi daldın he." dediğinde bu sefer gülen bendim.
"E bizde Emir ile az dövüşmedik sokaklarda." biz böyle gülüşürken sokağın ucunda kalabalık bir grup belirdi.
"Sıçtık." dediğimde Güneş'te dönüp baktı.
"Gerçekten sıçmışız ne yapacağız?" dediğinde güldüm.
Dikleşip elimi uzattım. Bir bana baktı bir elime birde bize doğru gelen gruba. Elimi tuttuğunda ona gülerek baktım ve "koş" diye bağırdım. Biz ana caddeye doğru koşmaya başlayınca onlarda peşimizden koşmaya başladılar.
"Koş Güneş koş." dediğimde adrenalin etkisiyle kahkaha attı. Adımlarımız hızlanırken ana caddeye çok yaklaşmıştır ancak bir anda yan sokaklardan karşımıza çıkan ikili gruplarla durduk. Sokağın sonunda be başında bize doğru geliyorlardı. Yan taraftaki sokaklar da çıkmazdı. Birbirimize baktık.
"Ya kızlar ne koşup duruyorsunuz?" dedi içlerinden bir tanesi. Ellerimizin tutuşu sıkılaştı. Birbirimize daha da yakınlaştık. Ben karşımdakilere bakarken Güneş hem öne hem arkaya bakıyordu.
"Düştük Allah'ım sen kaldır." dedim.
"Bana bakın geri basın çok kötü olur." dedi Güneş bağırarak. Bunu duyan sığırlar gülmeye başladı. Yani beş kişi değillerdi ki bildiğin ondan fazlaydılar.
"Yaklaşmayın valla tüm mahalleyi toplarım buraya. Malum polislerde hep devriye geziyor." dedim bağırarak. Yalan yoktu olaylı bir mahalle olduğumuz için sürekli devriye gezerdi.
"Biz işimizi görünceye kadar ooooo." dedi bize doğru adımlarken merhaba içlerinden biri. Gittikçe yaklaşıyorlardı. Güneş bana çantasını uzattı.
"Al bunu alt kısmı metal hızla savurup vur önüne gelene." dediğinde çantayı sıkıca kavradım. Önden birkaç tanesi yanımıza geldiğinde ben tüm gücümle imdat diye bağırdım. Ben bağırırken Güneş elimi bırakmadan tekmesini savurdu. Bende diğerine çantayı savurup birde tekmeyi bastım. Hem vuruyor hem bağırıyordum biri sesimizi duysun en olmadı polise haber versin diye.
İki tanesi çoktan yeri boylarken diğerleri tek tek olmayacağını anlamış hepsi aynı anda bize geliyordu. Sıçtık vallahi sıçtık. Hem çantayı hem tekmelerimi savururken Güneş'in elini bırakmıyordum. O hem tekme hem yumrukla geleni indiriyordu.
"Abimler bunu görmeliydi ya." dedi bana yönelen birinin karnına ayağını geçirirken.
"Kızım ne alaka?" dedim bende diğer bir tanesinin saçını çekip başını diz hizama getirip tekme atarken.
"Onlara dövüşebildiğimi göstermek için." dediğinde koşarak üzerimize gelen iki tane iri yarı çocukla aynı anda sıçtık dedik. Tam bize saldıracakları anda bir siren sesi ve annemin bağrışını duydum.
"Lan bırakın kızlarımı." diyerek inletti sokağı. Başımı çevirip sokağın başına baktım. Elinde sopayla bize doğru geliyordu. Sopa mı?
Annem yanımıza vardığında polis arabası da sokağa giriş yapmıştı. Annem önüne gelenin kıçına vururken Güneş ile güldük ancak bu saniyeler bile sürmemişti çünkü o iki iri yarı ayılar saçlarımıza yapışmıştı. Yusuf'un daha bu sabah severek özenle kuruttuğu saçlarım bir pisliğin parmaklarına dolanmıştı.
"Durun polis." diyen kaba bir ses ile saçlarımdan hızla çekildi o eller. Sonra her şey çok ani oldu. Ne ara polis aracına itiş kakış bindirildik ne ara karakola düştük anlamadım.
Şimdi karakolda sorumlu bir memurun odasında ortada annem iki yanında kızları olacak şekilde oturmuş kurbanlık koyunlar gibi bekliyorduk. Güneş hemen Baran'ı aramıştı. Bende Yusuf'u aramak istemiş ancak bir an çekinsem de aramıştım. Şimdi onları bekliyorduk.
"Yahu iki adamın kolu kırık, birinin bacağı. Bir tanesinin parmakları çatlamış." dedi karşımızda oturan polis. Yani ne yapsaydık biz yapmasak onlar yapacaklardı.
"Bizimde saçımızı çektiler, vurdular ayrıca taciz ettiler." dediğimde Güneş lafa girdi.
"Yani dilim varmıyor ama bana resmen fiyat sordular." dediğinde annemle aynı anda başımızı ona çevirdik.
"Kız bunu şimdi mi söylüyorsun?" dedi annem.
"Yani o olayın içinde aklıma gelmedi." dedi.
Bulunduğumuz odanın kapısı çalınıp açıldı. İçeriye hızla Baran girdi. Güneş hızla kalkıp abisine sarıldı. Baran kollarını kardeşine sararken gözleri ile bedenimi süzüp hasar tespiti yaptı. Ayrıldıklarında yanıma gelip önümde diz çöktü. Yüzümü inceledi detaylı gözlerle.
"İyi misiniz?" dedi gözlerini bizde gezdirirken. Ben başımı sallarken Güneş "İyiyiz." dedi. Başını salladı ve çöktüğü yerden kalkıp bizimle muhatap olan polisle el sıkıştı.
"Baran Uyguroğlu. Kızların hem avukatı hem abisiyim." dedi. Haspam!
"Buyurun Baran Bey." dedi polis. Baran masanın hemen önündeki deri koltuğa oturdu.
"Adamlar hanımlardan şikayetçi." dediğinde Baran dönüp bize baktı.
"Bizde şikayetçiyiz." diye atıldı annem. Koluna asıldığımda "dur kız," dedi ve konuştu.
"O itler almışlardı kızlarımı ortalarına. Ne yapacaktık aman efendim deyip bir de evimizde mi ağırlayacaktık?" Anne sen konuş anne.
"Herifler taciz edip saldırmaya çalışınca sorun yok dayak yiyince şikayetçi mi oldular birde?" dedi Baran nefesini burnundan sertçe verirken.
"Baran Bey adamlar fena dayak yemiş çoğunun bir yerleri kırık." dediğinde Baran bir durdu. Dönüp bize baktı ve gülümsedi.
"Aferin size." bu ne yaptın tepkisinden çok gerçek bir aferindi. Odanın kapısı gürültüyle açıldığında herkesin başı oraya döndü. Yusuf gelmişti. Hızla kalktım oturduğum yerden ve kollarına atıldım.
"Aklım çıktı buraya gelene kadar." dedi ve bedenimi uzaklaştırıp o da Baran gibi hasar tespiti yaptı. İyi olduğuma karar verince uzanıp alnımı öptü. Ayrıldığımızda önce annemlere ve Baran'a sonra polise baktı. Boğazını temizleyip kendisini tanıttı.
"Savcı Yusuf Toral." Allah'ın asalete bak. Polis anında kendini toplarken Baran'da üst alt meselesi nedeniyle ayaklandı.
"Sayın savcım, baş komiser Turgut Sayman." dedi bizimle geldiğimizden beri uğraşan polis. Yusuf neler olduğunu baş komiserden dinledi. Dönüp yandan bir gülüşle göz kırptı.
"Şerefsizler birde şikayetçi mi oldular?" dedi sert sesiyle. Yusuf, bana da böyle sert sesinle konuşsana Yusuf. Kız oynak Aden burada bir dur burada bir dur be.
"Şunlarla birde biz görüşelim savcım." dedi Baran. Yusuf baş salladı. Baş komiserin eşliğinde hepsi odadan çıkarken Yusuf başımın üzerine öpücük bırakıp "Aferin benim kızıma." dedi kulağıma fısıldayarak.
Sessizce beklerken odanın kapısı çalınmadan açıldı ve içeriye Uyguroğlu çifti giriş yaptı. Güneş hızla uzanıp elimi tuttu. Ayaklandığımızda Yağız Bey derin bir enfes alıp hızla geldi ve aynı anda ikimize sarıldı. Bir eli beni bir eli Güneş'in başının üzerindeydi.
"İyi misiniz?" dedi geri çekilip ellerini yanaklarımıza yaslarken. Ben karşılaştığım bu temasla şaşıp kalırken ona bakakalmıştım. Önce benim alnıma sonra Güneş'in alnına bir öpücük kondurdu.
"İyiyiz baba." dedi Güneş babasına sarılırken. Ben hala tepki vermezken beni de diğer göğsüne yasladı. Güneş ile yüz yüze geldiğimizde yüzünde sıcak bir tebessümle bakıyordu bana.
"Şu rezilliğe bak. Birde sarılıyorsun karakolluk oldu resmen kızımız?" dedi Zümrüt Hanım bende nerede kaldı diyordum. Sesi beni anında kendime getirirken hızla uzaklaştırdım kendimi Yağız Beyden. Annem yerinden kalkıp yanıma geldi. Zümrüt Hanım'a sert bakışlar atarken Güneş'i de kolundan tuttuğu gibi kendine çekti.
"Güneş burada ne arıyorsun?" dedi dişlerinin arasından öfkeyle. Güneş'in saatlerdir kendine güvenen cesur halleri anbean yok olurken korku dolu bakışlar atmaya başladı. Yağız Bey göğsünü şişirip karısına döndü.
"Zümrüt bari burada yapma." dedi sertçe.
"Ne yapıyorum ben Allah aşkına. Oğlun bitti kızın başladı." dedi Zümrüt Hanım.
"Kızlar kendilerini korudular diye sevinip, başlarına bir şey gelmediği için şükredecekken şu dediklerine bak!" dedi Yağız Bey gerçekten bağırırken. Odaya polis memurları dahi girdi.
"Beyefendi kendinize gelin." polis tarafından uyarılınca başını salladı.
"Sana demiştim, defalarca engellediğim halde şunlarla görüşmesine izin verdin." al işte yine başlıyorduk.
"Ben sana ne demiştim?" dedi annem, Zümrüt Hanım'a.
"Bana bak karakol falan dinlemem ha." dediğinde Zümrüt Hanımın yüz ifadesi an an değiştiğinde dudağımın kenarı yukarı kalktı.
"Siz anca böyle mahalle dilberleri gibi konuşun sizin seviyenize düşmeyeceğim." dedi Zümrüt Hanım.
"Seni var ya." dedi annem ona adımlarken koluna asıldım.
"Görüyorsun işte Yağız baksana şunların tavırlarına. Benim kızım böyle rezil olup davranamaz!" dediğinde hızla atılıp bağıracakken Güneş benden önce davrandı.
"Anne!" dedi bağırarak. Sesi titriyordu.
"Yeter anne yeter artık. Bıktım senden!" bas bas bağırıyordu. Tir tir titriyordu. Esmer yeni kıpkırmızı kesilirken boynu gerildi. Polisler tekrar içeri girdi.
"Bıktım, bıktım senden bıktım." annemi bırakıp Güneş'in yanına gittim ve onu kollarımın arasına aldım. Yağız Bey hızla arkasına dönüp Zümrüt Hanımın koluna yapışıp çıkarttı onu odasından.
"Güneş bana bak." dedim ellerimle yüzünü tutarken. Gözyaşları durmadan ağlıyordu. Hıçkırıkları nefesini keserken arkasındaki koltuklara adımlayıp oturttum onu. Polislere dönüp su istedim. Başımızda dikilen anneme baktığımda Güneş'e şok içerisinde bakıyordu. Anlamıştı...
"Güneş." dedim annemden gözlerimi çekip tekrar Güneş'e bakarken.
"Derin derin nefes al güzelim." dedim derin deşen nefes alıp verirken. Başını sallayıp benim gibi derin nefes alıp verdi. kadın polis bir şişe su uzattığında ellerimi ıslatıp yüzüne dokundurdum ellerimi. Ensesini, boynunu ovalayıp birkaç yudum içirdim.
"İyisin. "dedim. Başını salladı, uzanıp sarıldı sımsıkı. Sardım bende kollarımı beline. Omzunu öptüm birkaç kez. Annem yanına oturdu. Bir elini onun bir elini benim saçlarıma yasladı.
Öyle kaldık bir süre. İçeri Yusuf ile Baran girdiğinde anca ayrıldık. Baran, Güneş'i fark ettiğinde hızla yanımıza gelip onu kolları arasına aldı.
"Ne oldu?" dedi.
"Ne olacak senin o annen olacak cadaloz yaptı yapacağını yine." dedi annem. Yusuf yanıma gelip yüzüme baktı.
"Bizlik bir şey yok. Hedefi Güneş'ti." dediğimde sabır çekti.
Karakoldan bir iki kağıt imzalayıp çıkmıştık. Yusuf savcı kimliğiyle olaya ağırlığını koymuştu sanırım. Adamlar şikayetçi olmamıştı ancak biz olmuştuk ve Yağız bununla bizzat kendisi ilgilenecekti. Karakolun bahçesinde tekrar Zümrüt Hanım ve Yağız Bey ile karşılaştık.
Güneş hala titrerken elini sımsıkı tuttum. Onu yalnız bırakmayacaktım. Yanımda Güneş onun yanında Baran vardı. Annem hemen sol tarafımdayken Yusuf tam arkamdaydı.
"Güneş, Baran hadi." diyerek bağırdı Zümrüt Hanım. Güneş'in elimi sıktı. Gitmek istemiyordu. Dönüp bir abisine bir bana baktı.
"Nereye gitmek istiyorsan oraya git." dediğimde Baran da bize doğru eğilip "Aden haklı." dedi.
"Güneş, Baran hadi dedim." dedi bir kez daha bağırarak Zümrüt Hanım.
"Ben." dedi ve ardından yutkundu. Elini sıktım. Annem diğer elimi tuttuğunda Güneş'e bakıp konuştu.
"Ben senin annenim Güneş. Evlatlar anneleri ile yaşar." dediğinde gözlerim doldu. Dönüp baktım Güneş'e gözleri yaşlarla dolmuştu. Başını ağırca sallayıp annesine döndü.
"Ben sizinle gelmeyeceğim." dediğinde Zümrüt Hanım hızla kaşlarını çattı.
"Kızım." dedi Yağız Bey.
"Ben annemle ile gideceğim." dediğinde ortam anında sessizliğe büründü. Ben gülümsememek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Aferin kız Güneş.
"Ne dedin sen?" dedi Zümrüt Hanım. Sesi buz gibiydi.
"Annem ile gideceğim. Filiz annemle." dedi Güneş geri adım atmayarak. Zümrüt Hanım kasıldı. Güçlü adımlarla bize doğru gelirken Yağız Bey karısının kolunu tutarken Baran ve Yusuf anında önümüze geçtiler.
"Bırak beni Yağız ne dedi duymuyor musun? Şu kadına anne diyor." Biz sessizliğimizi korurken sadece Zümrüt Hanım bağırıyordu.
"Sen benim kızımsın benim." dediğinde Güneş dayanamadı ve karşılık verdi.
"Değilsin, olmadın." tekrar ağlamaya başladı.
"Ne bana ne abimlere ne de Kerem'e anne olabildin." dedi. Annem Güneş'in diğer tarafına geçip elini tuttu.
"Biz senin için bir evlat olamadık hiçbir zaman."
"Güneş, ben senin annenim." dedi Zümrüt Hanım. Sesi hala gür çıksa da artık titriyordu.
"Değilsin, hiçbir zamanda olmadın."
"Yağız bir şey yap. Bir şey yap kızım onunla gidemez ona anne diyemez." dedi bu sefer kocasına dönmüş ona bağırıyordu. Yağız birebir bize bir karısına baktı. Sonunda bakışlarını Yusuf'a çevirdi.
"Götür onları. Sana emanetler." dedikten sonra Baran ile Zümrüt Hanımı zar zor arabalarına bindirmişler ve gitmişlerdi.
"Kız sen bana anne mi dedin?" annem zafer kazanmanın sarhoşluğu ile Güneş'e baktı. Güneş başını salladı.
"İstemezseniz.." dediğinde annemle aynı anda güldük.
"Kız bu baya saf salak ha." dediğinde Yusuf'a kıkırdadı.
"Öyle gibi anne." dedim bende. Güneş utanarak başını yere eğdiğinde annem gülüp Yusuf'a baktı.
"Damat bey e bizi bırakırsın artık evimize." dediğinde anneme bakakaldım. Anne ah anne.
Arabaya geçtiğimizde annemin değil benim eve gidiyorduk. Yusuf bu konu hakkında oldukça katı konuşmuş annemde iyi be diyerek susmuştu. On dakikadan kısa süren yolculuk sonunda annem ve Güneş eve geçmişti. Yusuf beni sorguya çekmek isteyince ona tatlı tatlı bakmış yorgun olduğumu yarın seve seve onun tarafından sorgulanmak için can attığımı söylemiştim. Gülmüş ve dudaklarımdan öpmüştü. Eve geçtiğimde annemler yatağıma kurulmuş beni bekliyorlardı. Güneş üzerine ona hediye ettiğim pijamayı giymişti. Bende benimkileri giymiş ve yatağa uçarak atlamışım. Annemin kolları arasındaydık. İkimizde göğsüne yatmış birbirimizi izliyorduk.
"İyi dövdük yalnız." dediğinde güldüm.
"Valla bir an korkmadım değil o nasıl tekme atmak kız?" dedim. Gülüp dudak büktü.
"Kız anne sen o sopayı nereden buldun?" dediğimde Güneş kıkırdadı.
"Bizim alt komşunun kapısının önünden." dedi uzatmayarak. Sustuk bir süre sonra Güneş konuştu.
"Aden sesinin çok güzel olduğunu söylemişti bize şarkı söyler misin anne?" dediğinde içtenlikle gülümseyip baktım ona.
Anneme anne derken çok çekiniyor ve utanıyordu. Halbuki annem onun öz annesiydi. Anne demesi kadar doğal bir durum yoktu.
"Yok yok ben diyorum da kimse inanmıyor daha üç oldu nasıl kendine benzetti bu kız seni ben anlamıyorum." dediğinde annem, ikimizde güldük.
Annem saçlarımızı okşamaya başlarken sesi doldu kulaklarımıza.
Güneş mest olmuş bakışlarını anneme çevirirken annemde dönüp ona bakarak devam etti söylemeye.
Güneş ile anneme sımsıkı sarıldık. Annem biz uyuyana kadar durmadan söyledi o şarkıyı. Parmakları usul usul gezindi saçlarımızda ilk uyuyan Güneş olurken uzanıp başına bir öpücük kondurdu bende daha fazla dayanamayıp uykuya yenik düşerken hissettiğim son şey annemin beni öpen dudaklarıydı.
* * *
Yorumlar