ADEN 26. BÖLÜM KIYAMET YANILGISI
26. KIYAMET YANILGISI
Assos' da geçirdiğimiz günler sakin ve eğlenceli geçiyordu. Assos'un hemen her yerini gezmiş, tüm koylarında denize girmiştik. Yusuf o geceki yakınlaşmamızdan sonra benden resmen kaçıyordu. Onun bu hallerine resmen kahkahalarla gülüyordum. Rol değiştirmiştik sanki. Tıp okumanın ve her türlü ansiklopedi okumanın yan etkileriydi sanırım, çok rahattım. Ah tabi birde oynak Aden etkisi vardı. Yusuf'u seviyordum ve onu dokunarak sevmem gayet normaldi. Ancak onun tüm algoritmasını arsızlığımla dağıtmıştım resmen.
"Güneş kız hadi alt tarafı bir kahve getireceksin." diye eve doğru bağırdı annem. Hepimiz bahçede oturmuş Güneş'in kahve yapıp getirmesini bekliyorduk.
"Ben bakayım." dedikten sonra yanına geçtim. Fincanlara kahveleri pay ediyordu.
"Kızım yarım saat oldu." dediğimde oflayarak baktı bana.
"ilk yaptığımın köpüğü olmadı bende tekrar yaptım." dediğinde güldüm. O Fincanları tepsiye koyarken bende çikolata ve lokum çıkarttım. Peş peşe çıktık bahçeye ben elimdekileri masaya koyduğumda Güneş dökmemeye çalışınca anca gelmişti. Tepsiyi sakince bıraktığında rahat bir nefes aldı.
"Kız sen bu hızla çok bile yaşamışsın." dedi annem. Hepimiz gülüşümüzü saklarken Güneş oflayıp yanıma oturdu.
"Anne ya güzel olsun diye uğraştım." dedi Güneş. Tam boylar ve Kerem bunu duymaya alışsalar da Güneş anneme anne dediğinde bir tuhaf oluyorlardı.
"Olmuş olmuş çok güzel olmuş." dedi Emir kahvesini içerken. Güneş kızaran yanaklarıyla baktı ona. Aralarında olan bağ her geçen gün daha da artıyordu ama Emir oldukça temkinliydi. Alışmak kavramını oluşturuyordu aralarında.
"Bak işte şeytan diyor yapıştır ensesine." dedi Baran.
"Baran yiyorsa bana yapıştırsana." dedi Yusuf keyifle. Emir'i böyle benimseyip ona laf ettirmemesini çok seviyordum.
"Büyüğümsün abi." dedi Baran sonra gülerek Aslan'a baktı.
"Ama çok istiyorsan abim yapıştırır." dediğinde Aslan hemen yanında oturduğu Yusuf'un ensesine yapıştırdığında bir an hepimize kal geldi.
"Ulan." dedi Yusuf dişlerinin arasından.
"Büyük olan benim oğlum, koymaz bana mevki makam. Üç yaş var aramızda kardeşliğini bil." dedi gülerek. Yusuf boğazını temizledi.
"Filiz abla." dedi anneme dönerken. Annem Yusuf'un niyetini hemen anlamıştı.
"Ay yok oğlum yerin kulağı var, Zümrüt Hanım duyar oğluna vurduğumu falan aman aman." diyerek geri püskürttü Yusuf'u. Gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Aralarındaki yaş meselesine çok takılıyor abi kardeşlik kasıyorlardı. Gülme Aden gülme.
"Tüh be Yusuf'um şansına küs." dedi Aslan ancak Kerem bir anda oturduğu sandalyenin üzerine çıkıp Aslan'ın ensesine geçirdi. Daha fazla tutamadığım kahkahamla Aslan dışında herkes gülmeye başladı. Yusuf uzanıp Kerem'i tuttu ve omuzlarına oturttu.
"Aferin oğlum aferin paşam." diyordu Yusuf gülerken.
"Yavru aslanım oldu mu şimdi böyle?" dedi Aslan haline gülmeye başlarken.
"Arkadaş bu ne şiddet sevdasıdır." dedi Emir lokum yerken.
"Maşallah genetik galiba." diyerek tekrar konuştuğunda Doğu dönüp ona baktı.
"Canım Aden'im de enseme vurmaya bayılır." dedi açıklayarak. Tam boylar bu sefer gülerek bana baktılar yüzümü ekşitip çevirdim. Doğu kahkaha attı.
"Ya var ya babaannemle oturtturur yan yana seyir keyfi olur yeminle." dedi Baran. Bir babaanne eksikti.
"Annemi düşünemiyorum." dedi Doğu kahkaha atarken.
"Hele anneannemde olacak bildiğin gerilim aksiyon imdb 9.9 alır." diyerek aramıza katıldı Güneş. Dediği şeyle tam boylar ve Yusuf gülme krizine girerken bunda gülünecek ne var diye düşündüm. Hayır Zümrüt Hanım ve annesi ile bir arada olma düşüncesi bile tüylerimi ürpertiyordu.
" Benimkilerde olacak ki değmeyin keyfimize." dedi Yusuf. Kerem'i omuzlarından indirip kucağına alırken.
"Birde bu değişik olup konuşacak abuk sabuk of of eğlenceye gel." dedi Doğu. Güzel hayallerdi de boştu ve canım.
"Dedem çok sever seni. Alır kolunun altına evladım bu uşak artık der." dedi Yusuf.
"Beni sevmeyen ölsün diyeceğim de öyle biri yok." dedi Emir.
"Şu tam boylar bile seviyor beni." dediğinde güldüm.
"Bende seviyorum." dedi Kerem. Emir, Kerem'e göz kırpıp öpücük yolladı.
Bahçedeki sohbet sırasında tam boylar birden hadi maç yapalım demişlerdi. Ben futbol oynayacaklar sanırken sahildeki kumsal voleybol sahasında bulmuştum kendimi. Tam boylar bir takım Emir, Güneş ve ben bir takım olurken canım sevgilim hakem olmuştu. Annemle Kerem ise bizim taraftarlarımız olmuşlardı.
" On beşli olacak şekilde iki set" dedim.
Bu güneşte uzun oynamak ölüm olurdu herhalde. Kendilerinden çok emindiler. Yolda gelirken Güneş, hepimiz çok iyi oynuyoruz demişti. Bizimde ne kadar iyi olduğumuzu bilmedikleri için karma bir takım yapalım deseler de kabul etmemiştim. Bizim elimizde armut toplamıyordu sonuçta.
Yazı turayı kazanıp saha yerine ilk topu seçtim. Güneş ilk servis için yerini alırken ben elbette pasör mevkiindeydim. Güneş ilk servisi kullandı ve Doğu rahatlıkla topu Aslan'a taşıdı. Aslan pası Baran'a atarken Emir blok için yükseldi ve elbette ilk sayı bizimdi. Güneş tekrar servis atarken bu sefer kaçırmıştı. Doğu servisi kullandı. Güneş karşılayıp bana attığında bende Emir'e pas attım. Aslan ve Baran blok çıkarken Emir topu onların kolları arasında öldürmüştü.
Tam boylar bize şaşkınlıkla bakarlarken böyle bir şey beklemedikleri çok belliydi. Servis turu bendeydi. Topu alıp yerime geçtim. Elimde biraz döndürüp kollarımda yuvarladıktan sonra karşıma baktım. Gözlerim ilk olarak Doğu'yu kıstırdığında sırıttı. Yusuf'un çaldığı düdükle attım servis topunu ve on ikiden vurdum. Oldukça sert kullandığım top Doğu'nun omzuna çarpıp düştü. Doğu aldığı darbeyle omzunu tutarken ben gülüyordum.
"Ace." diye bağırdım gülerek.
Elbette bilerek yapmıştım. Aslan sahalarında duran topu alıp file altından yolladı. Topu parmaklarımla iç kolum boyunca gezdirdim. Bu sefer hedefim Baran'dı. Birkaç adım gerileyip tüm gücümle smaç servis kullandım ve bingo. Top Baran'ın yüzünde patlarken dengesini sağlayamadı ve kendini kumların üzerine attı. İlk anda eğlenip gülsem de herkes başına gidince bende sallana sallana yürüdüm yanına. Darbenin etkisiyle sarsılsa da iyi görünüyordu.
"Ölmez ölmez merak etmeyin." dedim ve kendi sahama geri geçtim. Servisi bu sefer normal kullanıp oyunu devam ettirdim. İlk seti biz almıştık. İkinci sette bir biz bir onlar sürekli sayı alıyor skor hep eşit devam ediyordu.
Aslan servis kullandı, topu bu sefer Emir karşıladı ve pası Güneş attı. Yükselip smaç vurdu ancak karşısında deve gibi boyları olan tam boylar vardı. Blok sayısı aldıklarında öne geçtiler. Diğer sayıyı Güneş alıp durumu eşitlerken servis kullanmak için yerimi aldım. Göze Aslan'ı kestirdim. Pozisyonunu almış gelecek topu bekliyordu. Dört beş adım daha geriledim. Kum zeminde smaç servis atmak zordu ancak birazcık havalansam vuruş gücümde o kadar artıyordu.
Topu havaya atıp iki adım attım ve zıplayıp topa sertçe vurdum. Top Baran'ın yüzünde patladığı gibi Aslan'ın da yüzünde patlamıştı. Aslan sarsılsa da düşmemeyi başardı. Eli yüzünde başını kaldırdığında Yusuf düdüğünü çaldı. Aslan elini burnundan çektiğinde kanayan burnu ile karşılaştım. Güneş koşarak abisinin yanına gitti.
"Ya Aden o nasıl vurmaktır ya." dedi söylenerek. Göz devirdim biraz kandan bir şey olmazdı.
"Yaşıyor mu?" dedim yanlarına varırken. Yusuf boğazını temizleyip onaylamaz bakışlarıyla baktı bana. Omuz silktim.
"Yaşıyorum. Bak gül bitti yüzümde." dediğinde yüzümü buruşturdum. Kanını durduktan sonra maça devam ettik ve attığım son servisle maçı iki sıfır kazandık.
"Tebrikler." diyen Baran oldu.
"Eee öyle biz çok iyiyiz deyip bizi küçül görürseniz olacağı bu." dedi Emir keyifle.
"Sizi küçük görmedik sadece hepimiz eğitimliyiz diye." dedi Aslan savunmaya geçerken. Eğitimmiş!
"Ooo bu kız var ya bu kız zamanında alt yapıya bile seçilmişti ama kader işte ne yaparsın." dedi ve gelip beni kolunun altına altı Emir.
"Bende armut toplamadım sürekli antrenmanlarına gider sıvışırdım aralarına." o zamanları hatırlayınca özlemle gülümsedim. Zor ama güzel anlardı.
"Anladık değişik anladık." dedi Baran ters ters.
Eve döndüğümüzde yemek yemiştik. Havanın kararmasıyla birlikte hepimiz salona toplanmış film izlemeye başladık. Kerem sağ olsun Buz Devrini izliyorduk. Neyse ki çok severdim.
Herkes filmi izlerken dönüp Yusuf'a baktım. Elini oturduğu tekli koltuğun kolçağına yaslanmış beni izliyordu. Gülümsedim. Başımla bahçeyi işaret ettiğimde başını sallayıp telefonunu da alarak çıktı. Bende birkaç dakika sonra ayaklandığımda annem kolumu çimdikledi.
"Uslu dur." dediğinde tatlı tatlı sırıtıp başımı salladım. Bahçeye çıktığımda Yusuf bahçe masasına geçmişti. Koşar adım yanına gidip yanağına dudaklarımı bastırdım. Yanındaki sandalyeye oturdum.
"Pazar akşamı dönelim diyoruz. Uyar mı?" dedi omuzuna yaşadığım başıma yanağını yasarken.
"Olur sevgilim." dedim. Başımı kaldırıp çenemi omzuna yaslayıp yüzünü izledim.
"Benden kaçmaktan vazgeçtin sanırım." dediğimde sesli bir nefes çekti ciğerlerine.
" Güzelim. İrademin anasını ağlattın. "dediğinde güldüm. Uzanıp yanağını öptüm tekrar.
"Birbirimizi seviyoruz sevgilim. Tenimizin birbirini istemesi çok normal." dedim. Başını sallayıp alnıma değdirdi dudaklarını.
"Öyle güzelim." dedi. Parmak uçları çillerimi seviyordu.
"İrademi kaybedip seni günahıma davet ettim. Bir daha kendimi kaybetmemeliyim. O güzel tenine haram değmesin. "dediğinde iç çektim. Sahildeki gece aklıma geldi.
" Biraz geç kaldık sanırım. "dedim. Dudak büktü.
" Seni seviyorum güzelim, tenin tenime can katıyor. Dudakların nefesimde can buluyor. Ama bir daha o gece ki gibi ileriye gitmeyelim tamam mı? "dedi.
" Öpmekte mi yok? "dedim bir anda. O bu tepkime gülerken ben arsızlığımla kala kaldım. Kime çektim bilmem ki.
" Abartmadan. "dedi.
Başımı salladım. En başından beri kendisini tutarken onun sınırını zorlayan hep ben olmuştum. İsteğine saygı duydum. Başımı tekrar omuzuna yasladım. Orada uyuya kalırken beni kucakladığını, yatağa yaptırdığını hayal meyal hatırlıyordum.
Ertesi sabah çok erken bir saatte kalkmıştım. Büyük ihtimalle herkes uyuyordu. Önce duş alıp hazırlanmış sonrasında Kerem'in kaldığı odaya geçtim bugün merkezdeki özel bir hastane de kemoterapi alacaktı. Yanında beni istediği için Baran, ben ve Yusuf gidecektik.
Kerem'i uyandırıp hazırladım. Diğer eve geçtiğimizde o Baran'ı uyandırmaya giderken bende Yusuf'un odasına geçtim. Çoktan uyanmış hazırdı.
"Günaydın sevgilim." dedi beni görünce.
"Günaydın canım. Bende uyandırmaya gelmiştim" dedim.
"Tüh biraz daha oyalansaydım keşke." dedi ve yanıma geldi. Komodinin üzerinden cüzdanını ve telefonunu aldı. El ele aşağı indiğimizde Kerem ve Baran'ı hazır bir şekilde bulduk. Kahvaltı etmeden evden çıktık. O günden beri evin önünden ve yanımızdan ayrılmayan polis memurları yine bizi karşıladı.
"Günaydın beyler." dedi Yusuf.
"Günaydın savcım." dedi sarışın olan.
Ben o sıra Kerem ile Yusuf'un arabasına, arkaya geçip oturdum. Kerem hali uykulu olduğu için başını kucağıma yaslayıp uzandı arka koltukta. Yusuf ve Baran polislerle konuştuktan sonra arabaya geçtiler. polisler yine evde kalmıştı. Baran ve Yusuf tek başlarına çıktıklarında asla kabul etmiyor, evde kalmalarını istiyorlardı. Bugünde her ikisi yan yanan olunca gerek görmemişlerdi büyük ihtimalle.
Kerem çoktan uykuya dalmışken üzerimdeki hırkamı çıkarıp üzerine örttüm. Arabanın içerisi sıcaktı ancak hava sabahın ayazında onu üşütebilirdi. Baran dönüp baktı bize. Göz göze geldiğimizde gülümsedi ancak ona karşılık vermediğimde tekrar önüne döndü. Umursamadım, bakışlarımı akıp giden yola çevirdim.
Bir saat kadar sonra hastaneye vardığımızda Kerem'i Baran kucaklamış kayıt işlemleri ise ben halletmiştim. O kemoterapisini alırken yanında durdum. Telefonumdan çizgi film açmış izliyorduk. O sıra Yusuf yüzünde maskesi, elinde eldivenleri ve ayağında galoşları ile içeri girdi.
"Yavru aslanım." dedi gelip Kerem'in başını maskeni indirmeden öperken. Tam boyları sevmesem de Yusuf'un onlarla ve Güneş ile Kerem arasındaki abi kardeş bağını çok seviyordum. Yusuf hepsine iyi bir abiydi. Hatta bazen Aslan'a bile abilik yapıyor dersem yalan söylemiş olmazdım.
"Güzelim, sen git bir şeyler atıştır. Az kaldı zaten ben gerisini hallederim." dediğinde ilk reddetsem de acıkan karnım daha fazla dayanamamıştı. Onu onaylaydım, Yusuf kendi telefonundan çizgi film açıp benimki verdiğinde ikisini de öpüp çıktım odadan. Kafeteryaya indiğimde bir tost ve çay alıp etrafa göz attım. Masalar tek tük doluydu. Baran en köşede tek başına oturuyordu. Yürüdüm onun masasına iki üç masa uzakta olan bir masaya yerleştim elbette onun yanına oturmadım.
Beni fark ettiğinde birkaç saniye baktıktan sonra oflayıp başını sağına doğru çevirdi. Sonra ayaklanıp yanıma geldi. Masaya oturmak için bakışları ile izin isterken gözlerimi devirip ayağımla ittim sandalyeyi. O da çekip oturdu.
"Nasılsın?" dedi. Ona cevap vermek yerine tostumu yedim. Gülüp başını salladı ve uzanıp çayımdan bir yudum içti.
"Ya ne yapıyorsun?" dedim kızarak.
"Canım çay istedi." dedi pişkin bir tavırla. Ofladım ve ona dil çıkardım. Gülüp çayımı içmeye devam etti.
"Yüzüm hala sızlıyor bu arada." dedi. Yüzüne baktım. Sol yanağının çene çizgisinde hafifi bir kızarıklık vardı.
"Acile git hazır buradayken." dedim umursamaz bir tavırla. Güldü ve çayımı bitirdi.
"Gerek yok sızının anısı var." dediğinde omuz silkip göz devirdim.
Yusuf kucağında kerem ile kafeteryanın girişinde bize seslendi. Toparlanıp yanına gittiğimizde Kerem'e göz attım. Yorgundu bebeğim. Arabaya sabahki düzende yerleştiğimizde Kerem bu sefer uzanmamış kucağımda kalmak istemişti. Başı göğsüme düştüğü an ilaçların etkisiyle uyuyakalmıştı zaten.
Geldiğimiz yolları geri dönerken Baran uzanıp radyoyu açmıştı. Ados'un sevdiğim sesi arabanın içerisinde kısık sesle yayıldığında mırıldanarak şarkıyı söylemeye başlamıştım. Baran ve Yusuf bir dava hakkında konuşuyorlardı. O sıra Baran hızla dönüp arkaya dönüp arka camdan geriye baktı.
"Siktir." dedi.
"Ne oluyor lan?" dedi Yusuf.
"Arkamızdaki arabalar hastaneden beri peşimizdeler." dediğinde dönüp baktım bende iki tane siyah arabaydı. Boş yolda biz ve onlar vardı.
"Yusuf." dedim endişeyle.
"Sakin güzelim." dediğinde hızlanmaya başladı. Arkamızdaki araçlarda aynı anda hızlarını arttırmışlardı.
"Silahın yanında mı?" dedi Baran. Yusuf küfür ederken başını sağa sola salladı hayır dercesine.
"Nedim puştu." dedi Yusuf öfkeyle. Arabalar bize daha da yaklaşmış iki yandan kıstırmaya başlamışlardı. Koca yolda bir yanımız denizken diğer yanımız kayalıktı.
"Allah kahretsin." dedi Yusuf ve daha da hızlandığında arabanın arka camı aynı anda patladı. Silah seslerini duyduğum an Kerem sıçrayarak uyandı. Kerem'i göğsüme iyice bastırıp sırtı koltuğa gelecek şekilde uzandım koltuğa bedenimi ona siper ettim.
"Aden, iyi misiniz?" diyen Baran'dı.
"İyiyiz. " dedim titreyen sesimle.
Korkuyordum. Araba o kadar hızlıydı ki bedenim sarsılıyor, tutunma ihtiyacı duyuyordum. Bir elimi Yusuf'un oturduğu koltuğa yasladım. Silah sesleri durmuştu ancak bu sefer arabalar yine iki şeritten bizi sıkıştırıyor hatta arabaya çarpıp geri çekiliyorlardı.
"Abla." dediğini duydum Kerem'in o kargaşanın içerisinde.
"Sorun yok bebeğim, tamam mı sorun yok." dedim.
Arabalar bizi iyice kıstırmış daha sert çarpıyorlardı. Yusuf ile Baran birbirleriyle bağırarak konuşuyor ancak o anın verdiği o korkuyla hiçbir şey anlamıyordum. Başımı hafif kaldırıp onlara baktım her şeyde o an oldu. Önümüzü kesen arabalardan silah sesleri tekrar duyulduğunda araba Yusuf'un oturduğu kısımdan çok sert bir darbe aldı. Bedenim sertçe öndeki koltuklara çarptığında ellerimle tutum Kerem'i. Baran'ın ve Yusuf'un ettiği küfürler birbirine karışırken araba sertçe bir yere çarpıp durdu.
Bedenim tekrar Kerem'in üzerindeydi. Çarpmanın etkisiyle başımı ön koltuğa sertçe vurdum. Dönen başımla Kerem'i kontrol ettim. Bilinci açıktı, anca korkudan titriyordu. "Yok bir şey fındık kurdu. Korkma tamam yok bir şey."
Başım hem dönüyor hem de şiddetle ağrıyordu Zorlansam da başımı kaldırıp ön tarafa baktım. Yusuf'un başı direksiyonun üzerindeydi. Kendi acımı hızla unutup ona doğru yöneldim. Omuzundan onu sarmaya başladım aynı zamanda adını sesleniyordum.
"Aden." dedi kendisine gelirken. Derin bir nefes aldım rahatlarken. Başını direksiyondan çekip başını geriye yasladı. uzanıp yüzünü tutarak kendime çevirdim. Alnının kanaması dışında herhangi bir yarası görünmüyordu ancak iç kanama ve diğer ihtimallerde vardı.
"Dur sevgilim. Kıpırdama." dedim. Arabanın içerisinden dışarıya göz attım. Kimse yoktu... Geri çekilip Kerem'e göz attım.
"Bebeğim sakince otur burada tamam mı ? " dedim ve indim arabadan. Hızla ambulansı arayıp yardım çağırdım peşinden Aslan'ı aradığımda olanları anlattım.
Ön tarafa Yusuf'un yanına geçip kapıyı zor da olsa açtım. Elimi bedeninde gezdirip hasar kontrolü yaptım iyiydi. Gözüm bir anda Baran'a kayıp tekrar Yusuf'a döndü. Ancak saniyeler sürmeden geri ona döndüm.
"Baran." dedim bedenim geriye doğru düşerken. Üzerindeki beyaz tişörtü kanlar içerisindeydi. Vurulmuştu...
"Hayır, hayır." dedim. Korkuyla ayaklanıp diğer tarafa geçtim.
"Lan, Baran iyi misin lan?" dediğini duydum Yusuf'un arabanın etrafını dolaşıp Baran'ın tarafına geçerken. Kerem'inde ağlayışları yükselmeye başlamıştı. Kapıyı hızla açıp yanında çömeldim. Parmaklarım hızla boynuna gittiğinde parmaklarım o küçük atışları hissetmedi. Nabzı alamıyordum.
"Baran hayır." dedim.
Bedenimi ele alan korkuyla bedenini tutup hızla arabadan aşağı çektim. Koca gövdesini zar zor müdahale edebileceğim bir konuma getirip sağ yanında çömelip kalp masajı yapmaya başladım. Sert basınç uygulayıp göğüs kafesini kırdım ve masaja devam ettim. nabzını kontrol ettiğimde hala yoktu. Tekrar devam ettim.
"Lütfen Baran. Lütfen." dedim fısıldayarak. " Ne olur bunu da yapma." dedim.
Ellerimin arasında ölmemeliydi. Masaja devam ettiğim sıra ambulansın siren sesini sonunda duymuştum. Tekrar çekilip nabzını kontrol ettim ancak nabzı hala yoktu. titreyen elimle göğsünü yoklayıp devam ettim masaja. Dakikalar sonra yanımda Paramedikler belirdiğinde masajı onlara devrettim. Diğeri Yusuf'a bakarken polis sirenleri de etrafımızı sarmıştı. Yusuf ile Baran'ı ambulansa taşırlarken öylece izledim.
Kerem arabadan inmiş bacaklarıma sarılmıştı ancak onu bile çok sonradan fark etmiştim. Polisler yanımıza geldiklerinde Aslan'ın sesini de aynı anda duydum. Aslan hızla yanımıza gelip bizi kolları arasına aldığında ağlamaya başladım. Hıçkırıklarım nefesimi keserken orada o bomboş yolda ellerime bulan Baran'ın kanıyla Aslan'a sarılıp ağladım.
O gün o restoranda kıyametin koptuğunu düşünmüştüm ancak bugün olanlar, ellerimdeki kan bana asıl kıyametin ne olduğunu bas bas bağırıyordu. Ancak bilmiyordum, ne kadar yanıldığımı bunun sadece bir yanılgı olduğunu bilmiyordum. Kıyamet sandığım beni eline geçirmişken asıl kıyamet kopmayı bekliyordu.
* * *
Yorumlar