ADEN 27. BÖLÜM ACI

27. ACI


Doktor olmak istememin en büyük sebebi annemdi. Küçükken anneme neden böylesin sen diye sorduğumda hep hastayım ondan derdi. Hastaydı ancak bu hastalık bedenini değil ruhunu öldürüyordu. Bunu anladığımda henüz on beş yaşında bile değildim. İnsanın ruhu da kanıyormuş meğer demiştim annemi düşünürken.

Doktor olmak istemiştim, annemi kurtarmak için... Annem gibi kurtarılmayı bekleyenler için doktor olmak istemiştim ancak şimdi ellerimde kurumuş kanın kokusu midemi alt üst ederken yanıldığımı anlaşmıştım. Kandan nefret eden birisi olarak nasıl doktor olacaktım ki?

Baran'ın kanıydı. İki kurşun yarası vardı. Biri karın boşluğundayken diğeri sol göğsünün hemen altında kalbine yakın bir yerdeydi. Ambulansta onu geri getirmeyi başarmışlardı. Dört saat süren ameliyatının ardından yoğum bakıma alınmıştı. Yusuf iyiydi... Alnındaki açılmayı kapatmışlardı. Herkes buradaydı.

Güneş sinir krizi geçirmişti ve ağır dozda sakinleştirici sebebiyle hala uyuyordu. Annem ve Emir, Kerem ile ilgileniyorlardı. Aslan ve Doğu'yu bilmiyordum. En son ameliyathanenin önünde görmüştüm onları.

Zümrüt Hanım içine doğmuş gibi tüm çocuklarını peş peşe aramıştı. Aslan daha fazla erteleyememiş annesinin aramasını cevaplamıştı. Zümrüt Hanımın ilk dediği şey ise Baran'ı telefona istemek olmuştu. Aslan babasını telefona isteyip olan biteni anlatmıştı. Gelmeleri yakındı...

"Yavrum." dedi Yusuf bedenini yanıma bırakırken. Gözlerim hala kanlı ellerimdeydi.

"Aden. Bana bak bebeğim." dedi ve parmakları çenemi tutup yüzümü kendi yüzüne çevirdi.

"Ağlama, kurban olurum o yaşlarına ağlama yavrum." dediğinde ağladığımın farkında bile değildim.

"Eldiven takmayınca böyle bulaşıyor bu kan her yere. Hiç steril değil." dedim. Canım acırken hep saçmalardım.

"Gel yıkayalım." dedi bir kolunu belime sarıp beni ayağa kalktı. Beni de peşi sıra kaldırıp hastaneye doğru yürüdük. Ancak hastanenin içerisine giremeden ani bir fren sesi ile durup başımızı arkamıza çevirdik. Yağız Bey ve Zümrüt Hanım gelmişti. Yağız Bey karısını arabadan indirip göğsüne çekti. Bizi görünce adımları hızlandı. Karşımızda durduklarında Yağız Bey baştan aşağı süzdü bizi. Karısı sağ göğsüne yaslıydı, kendinde değil gibiydi.

Beni birden kendine çekip sol göğsüne yasladı, bir tepki veremedim. Eli başımın üzerindeydi. Kanlı elim mavi gömleğinin üzerine yaslandığında Zümrüt Hanımın gözleri önce ellerime sonra bana değdi.

"Oğlumun kanı mı?" dedi titreyen sesiyle.

Gözyaşları sessizce akıyordu. Bende içinde bulunduğum bu olaylar yüzünden ağlarken kıpkırmızı olan gözlerimiz birbirine tutundu. Başımı onun gözlerinden kaçınmak için normalde asla yapmayacağım bir şey yapıp Yağız Bey'in göğsüne gömdüm.

"İçeri geçelim amca. Baran iyi çok şükür iyi." dedi Yusuf. Başımı kaldırıp geri çekildim. Yusuf'un kolları arasına girdiğimde içeri geçtik. Yoğun bakımın önünde beklemek yasaktı. Beklesek te Baran'ı görmek imkansızdı.

Güneş'in olduğu odaya geçtiğimizde Aslan, Doğu ve Kerem hızla anne ve babasına yöneldiler ve sarıldılar. Kerem Annesinin kucağına yerleşti. Yusuf beni odanın içerisindeki lavaboya götürdü. Ellerimi suyun altına tutup yıkadı. Gözlüm beyaz zeminde suya karışan kana takıldı. Kokusu hala gitmemişti, ciğerlerime işlemişti sanki. Odaya tekrar geçtiğimizde annemin ve Emir'in yanına oturdum. Annem sağ Emir sol elimi sımsıkı tuttu.

"Nasıl oldu?" dedi Yağız Bey. Güneş'in başında durmuş saçlarını seviyordu.

Bakışlarım Yusuf'u buldu. Hemen yanımda çaprazımda oturuyordu. Sonra Kerem'e baktım. Başı Annesinin göğsünde bakışları bendeydi. Gülümsemeye çalıştım ancak başaramadım.

"Baran ile aynı davadaydık. Adam pisliğin teki. Zor oldu ancak Baran ilk duruşması olmasına rağmen iyi iş çıkardı. Bende suçu ayan beyan belli bir adamın aleyhine konuştum." dediğinde bakışlarımı ona çevirdim.

"Bu mu yani?" dedi Zümrüt Hanım.

"Benim oğlum bir dava kazandığı için mi bu halde?" dediğinde Aslan Annesinin yanına geçip önünde diz çöktü.

"Anne yapma lütfen. Şu an nedenini sorgulamak gereksiz. Baran iyileşsin sonra." dediğinde Zümrüt Hanım başını salladı.

"Ablam kurtardı bizi." dedi Kerem. Ona döndüm. Annesinin kucağından inip yanıma geldi ve bana sarılmak için kollarını bana uzattı. Onu kucağıma çekip sımsıkı sarıldım.

Birbirimize düştü Zümrüt Hanım ile bakışlarımız. Gözlerimi çekmedim. O sıra Doğu içeriye bir doktor ile girdi. Kerem'e dikkat ederek ayağa kalkıp onu koltuğa bıraktım. Hepimiz doktorun başına toplanmıştık.

"Durumu nasıl oğlumun?" dedi Yağız Bey. Doktor dönüp ona baktı.

"İlk geldiğinde bizi baya zorladı ancak toparladık. Sol göğsündeki kurşun bizi korkuttu ancak şu an her şey stabil." dediğinde derin bir nefes aldım. Doktor bana döndü.

"Paramedik arkadaşlar ilk müdahaleyi senin yaptığını söylediler. Aferin kızım ilk müdahale hayat kurtarır. Göğüs kafesini kırarak daha güçlü bir basınçla masaj yapman Baran Bey'i hayatta tuttu." başımı salladım. Emir omuzlarımı tutup aferin dercesine salladı.

" Görebilir miyiz? "dedi Zümrüt Hanım.

" Sadece bir kişi. O da çok kısa. "dedi doktor. Zümrüt Hanım, Yağız Bey'e baktı.

Zümrüt Hanım Baran'ı görmek için yanında Aslan ile odadan çıktı. Tekrar koltuklara geçtiğimizde Güneş'te uyanmaya başlamıştı. Doğu onunla ilgilenirken Yağız Bey'in bakışları benim üzerimdeydi. Bakışlarımı kaçırıp başımı Emir'in omzuna yasladım ve gözlerimi Yusuf'a çevirdim.

Başını elleri arasına almış yeri izliyordu. Biliyordum tüm sorumluluğu üzerinde hissediyordu. Başını kaldırdığında gözlerimiz buluştu. Ancak hemen kaçırdı o bakışlarını. Hastaneye geldiğimizden beri polislerle konuşmuş birkaç avukat ve savcı ile görüşmüştü. O adamları hala arıyorlardı. Bulunmadıkça da rahat etmeyecekti. Telefonu çaldığında bakışları tekrar bana döndü. Telefonu açıp birileri ile konuştu. Kapattığında bana yöneldi.

"İfadeni almak istiyorlar güzelim iyi misin?" dediğinde başımı salladım.

"Amca Kerem'in de alacaklar pedagog gelince." dediğinde Yağız Bey başını salladı. Yusuf ile çıktık odadan. Sorgu için başka bir odaya geçtik. On ya da on beş dakika sürdü o sorgu.

"Yusuf." dedim titreyen parmaklarım alnındaki yaranın üzerinde gezindi.

"Canım, Yusuf'un canı." dedi. Göğsüne sokuldum.

"İyi misin?" dedim. Kollarını sardı bedenime. Çenesini başıma dayadı.

"Olacağım. Olacağız güzelim." dedi. Odaya geri dönerken kapının önünde Aslan ve Zümrüt Hanımı gördük. Oğlunun kolları arasında ağlıyordu. Evlatlarını hem bu kadar sevip hem de hayatlarını nasıl onlara zehir edebiliyordu?

"Aden." dedi yanlarına vardığımızda. Sesi titrek ve boğuktu. Yüzüne baktım sadece.

"Teşekkür ederim." dedi.

"Oğlumun hayatını..." dediğinde lafını kestim.

"Ben sadece yapmam gerekeni yaptım." dedim. Bir şey demedi ağır ağır başını salladı. Odaya girdiğimizde Doğu hemen annesine yöneldi. Güneş'te uyanmıştı. Kerem yanında uyuyordu. Yağız Bey karısını kolları arasına aldı.

"Öylece yatıyordu, buz gibiydi Yağız. Buz gibiydi oğlum. "dedi. Güneş'in yanına geçtim yatağın kenarına oturup baktım ona.

" İyi mi? "dedi. Gözlerinin altı saatler içinde mosmor olmuştu.

" İyi, bir şey olmaz o çam yarmasına. "dediğimde buruk bir ifade belirdi yüzünde.

" Olmaz, olmasın. " dediğinde başımı salladım. Yüzünü avuçladım.

" Sen iyi misin? " dedim. Bakışlarını annesine çevirdi." İyiyim. " dedi kısık sesiyle.

Polisler pedagog eşliğinde Kerem'inde ifadesini almışlardı. Yağız Bey doktorlar ile konuşmuş İstanbul'a gitmek için gerekli prosedürleri halletmişti. Gece yarısı ambulans helikopterle kendi hastanelerine sevk edeceklerdi Baran'ı. Yağız Bey, Zümrüt Hanım ve Aslan helikopter ile gideceklerdi.

Polislerle birlikte evlere geçmiş tüm eşyalarımızı toplamıştık. Yusuf birkaç gün daha burada kalacaktı. Onunla kalmak istesem de bunu onaylamamıştı. Karşı çıkıp uğraştırmadım. Onu gerimizde bırakırken İstanbul'a gidiyorduk. Doğu arabayı kullanıyor Emir yanında oturuyordu. Biz ise arkadaydık. Güneş başını omzuma yaslanmış Kerem kucağımda uyuya kalmıştı.

Bize iki araç olacak şekilde polisler eşlik ediyordu. Arabada ses yoktu. Herkes kendi sessizliğinde geçiriyordu bu anları. Gecenin boş saatlerinde İstanbul'a çok kısa sürede gelmiştik. Doğu bizi eve bırakırken onunla hastaneye gideceğimi söylemiştim. Güneş te gelmek istemiş ancak Kerem'in yanında kalması daha sağlıklıydı.

Hastaneye vardığımızda saat sabaha karşı beşti. Baran bizden yirmi dakika kadar öncesinde gelmiş direk yoğun bakıma alınmıştı. Hastanede aileye özel odaya geçtik. Aslan bizi gördüğünde ayaklanıp yanımıza gelmiş aynı anda Doğu ve beni kolları arasına almıştı. Şu an hepsi çok hassastı ve bu nedenle ters bir şey yapmamaya özen gösteriyordum ancak onların temasları beni hala rahatsız ediyordu. Geri çekildiğinde Baran'ı sorduk. Stabildi. Şimdilik uyutuluyordu.

Koltuklara geçip oturduk. Zümrüt Hanım uyuyordu. Doğu hemen yanımda oturuyordu. Aslan sürekli telefonda birileri ile konuşuyor Yağız Bey ise öylece oturuyordu. Saatler içerisinde çökmüştü. Zümrüt Hanımında ondan bir farkı yoktu. Onları anlayamazdım. Evlat acısı, kaybetme korkusu başkaydı ve ben onları şu durumda anlayamazdım. Başımı geriye doğru yasladım. Saatlerdir gözüme uyku girmemişti. Göz kapaklarımı kapattıkça diken batıyormuş gibi hissediyordum.

"Kızım." dediğini duydum Yağız Bey'in. Güneş mi gelmişti?

"Kızım, Aden." dediğinde başımı hızla yasladığım yerden kaldırıp ona baktım. Bana diyordu... Yumru gelip oturdu boğazımın ortasına. öylece baktım yüzüne. Karısının kucağındaki başını nazikçe kaldırıp ayağa kalktı. Yastıklardan bir tanesini Zümrüt Hanım'ın başının altına yerleştirdikten sonra yanıma geldi. Elini tutmam için uzattı.

"Konuşalım mı biraz?" dediğinde bakışlarımı mavilerinden kaçırıp Aslan ve Doğu'ya baktım. Bana ve babalarına bakıyorlardı derin bir nefes alıp verdim. Elini tutmadan ayaklanıp odanın çıkışına doğru hareketlendim.

Odanın önüne çıktığımızda dışarı çıkıp hava alalım dediğinde asansörlere yöneldik. Bahçeye çıktığımızda vize eşlik eden polisleri gördüm. Bir kısmı bizimle gelmişken diğerleri annemlereydi.

"Teşekkür ederim." dedi. Ne teşekkür aşkıydı arkadaş!

"Kerem için, Baran için Güneş için her şey için. Sana yaşattığımız tüm olumsuzluklara rağmen o güzel kalbini kirletmemize izin vermediğin için teşekkür ederim kızım." dedi.

"Bana adımla hitap edin lütfen." dedim. Derin bir nefes alıp verdi.

"Kızımsın Aden. Benim kızımsın... affetmeyeceğin çok şey oldu. Ancak hepimiz senin için mücadele edeceğiz. Aşacağız hep birlikte. " dediğinde gözlerimi kaçırdım ondan. Konuşmaya devam etti.

"Sen benim kızımsın Aden. Ben senin babanım." dedi ancak gözlerinde ve sesinin en gerilerinde bunu hissetmediğini açık ediyordu. Sanki söylenmesi gereken buymuş gibi davranıyordu.

"Üzgünüm Yağız Bey bu yaşıma kadar babasız büyüdüm. Bu yaştan sonra bir ebeveyn sorumluluğu alamam." dedim. Gözlerinde bana kızım derken ki o parıltılar söndü anbean.

Başımı çevirdim bakışlarını görmemek için o sıra polislerin arasında bir hareketlenme olurken Aslan ve Doğu'nun bize seslenen sesiyle başımı hastanenin girişine çevirdim. Koşarak bize geliyorlardı. Zümrüt Hanım ise koşar adım arkalarından gelirken hastanenin ön tarafında peş peşe fren sesleri duyuldu ve yirmi dört saat dolmadan tekrar silah seslerini duydum. Ne olduğunu kavrayamadan Yağız Bey beni belimden yutup yere yatırdı. Hepsinin bağırmış sesleri birbirine karışırken duyduğum tek şey kalbimin atış sesleriydi.

Kulağım uğulduyor, tenim karıncalanıyordu. Silah sesleri kesildiğinde Yağız Bey'in üzerimdeki ağırlığı geri çekildiğinde başımı kaldırdım. Mavi gömleğinin üzerinde kan gördüğümde irkildim. O da mı vurulmuştu?

Ellerimi ona doğru uzattığımda inanılmaz bir acı hissettim bedenimde. Yağız Bey ile göze geldiğimizde aramızda kol gezinen korku koca bir çığlık olup Zümrüt Hanım'ın dudaklarından firar etti. Adımı bağırıp yanıma çömeldiğinde dakikalar önce hissetmediğim acıyı şimdi hissediyordum. Yağız Bey vuruldu sanıp korkmuştum ancak vurulan bendim... Korkanlar ise onlar. Zümrüt Hanım beni kucağına çekerken sadece ona baktım. Yeşile kaçan gözlerine. Aslan'ın doktor çağırın bağırışlarına Doğu'nun yardım çığlıkları karışıyordu.

"Kızım." deyişleri doldu Yağız Bey'in kulağıma ama ben sadece Zümrüt Hanıma baktım. Beni istemeyen bir kadının kollarında acı çekiyordum. Bir eli göğüslerimin hemen altındaki yaradayken diğeri yüzümdeydi.

"Aden, dayan tamam mı?" dedi hıçkırarak. Neden ağlıyordu ki?

"Yağız!" dedi bağırarak. "Yağız bir şey yap Yağız." benim için neden bu kadar çırpınıyordu?

Acı aniydi, bir o kadar geç ve bir o kadar erkendi. Beni asla kabul etmeyeceklerini söyleyen insanların benim için attıkları çığlıklar dolu kulağıma. Bana tiksinerek bakan kadının eli kanıma bulanırken göz yaşları gözlerimin üzerine damlıyordu. Nefesim yetmez olurken başımı zar zor yan taraf çevirdim. Aslan hemen yanımda dizleri üzerine çökmüş hastaneye doğru bağırıyordu. Sadece saniyelerdi mevzu bahis ama bana asırlar gibi geliyordu.

"Aden, sakın abim sakın gitme tamam mı? Daha ağzımıza sıçacaksın, it edeceksin kapında bizi sakın gitme tamam mı?" dedi Doğu. Hemen yan tarafımdaydı. Gülmek istediğimde kanımın tadını aldım dilimin ucunda. Bilincim yavaş yavaş kapanırken dudaklarımın arasından kanımın sızdığını hissettim ardından Zümrüt Hanımın korku dolu çığlığını. Zümrüt Hanım...

Ne çok isterdim aslında Güneş'in anneme anne demesi gibi bende ona anne diyeyim. Ama... Aması vardı işte... Yağız Bey'in kanıma bulanan elleriyle tuttuğu ellerimi hiç bırakmamasını, ona baba diyebilmeyi çok isterdim. Doğu'ya, Aslan'a hatta Baran'a bile abi diyebilmeyi çok isterdim. Ancak kalbim onlara o kadar kırık ve o kadar küskündü ki o kalbin sahibi o küçük kız çocuğuna ihanet edemezdim.

Kayan bakışlarımı Zümrüt Hanım'a çevirdim. Ben Yusuf'un kucağında onun sesiyle ölmeyi arzu ederken ondan çok uzaktaydım. Yusuf... Ah benim sevgilim, üzülecekti çok üzülecekti... Hatta belki kızacaktı bana ama elimden bir şey gelemezdi ki.

Onun için yaşamak istedim, o gülüşlerini görmek için, bana yine Yusuf'un canı dediğini duymak için yaşamak istedim.

Nefesimin titrek sonları boğazımdaki yumruya yenilirken dudaklarımı aralayıp "Yusuf." dedim.

Onu istiyordum. Belki bencillikti ama ben şu anda ölümle kucak kucağayken onu istiyordum. Göz yaşlarımın ıslak izleri boynumda kaybolurken ne kendi halime ağladım ne de beni arzulayan ölüme...

O yoktu, onsuz oluşuma ağladım. Son nefesimi sevdiğim adamın kucağında vermeyi arzularken bana asla anne olamayacak olan biyolojik annemin kucağında ölüme gidişime ağladım... Ondan habersiz öleceğime ağladım..

Gözlerimin daha fazla dayanamayıp beni sonsuz bir karanlığa hapsederken kanlı dudaklarımın arasından bir kez daha onun adını fısıldadım. Gerisi hep huzur bulduğum o uçsuz bucaksız karanlıktı.

"Yusuf..."

Yusuf'un Canı.

Yusuf yoktu ve Yusuf'un canı koskoca bir karanlığın içinde yok olup gitmişti.

* * *




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MERHABA!

ADEN 1. BÖLÜM KABUL GÖRMEYEN GERÇEKLER

ADEN 94. BÖLÜM SONSUZ SONLAR / FİNAL