ADEN 29. BÖLÜM OYNAK ADEN
29. OYNAK ADEN
Yaşam sürprizlerle dolu olduğunu bana her seferinde kanıtlıyordu. Dört ayda hayatımın hem en kötü hem de en güzel anlarını yaşamış birde üstüne kurşun yemiştim. Hayır arkadaş kurşun yani bu boru mu? Gerçi boruda... Neyse.
Aklım yine günlerdir yakamdan düşmeyen anılara gitmişti. Gözlerim kapanıp zihnim karanlığa esir olduğunda yanımda Yusuf yok sanmıştım. Gözlerimi açtığımda ise tam yanımda eli elimde gözü gözümdeydi. Vücudumu ilk başta hissedememiştim. Ancak dudaklarım ihtiyaçla "Yusuf." demişti. O ise duymaktan asla usanmayacağım o hitabı söylemişti.
"Yusuf'un canı."
O an sadece Yusuf vardı. Ne doktorları görüyor ne de duyuyordum. Koca bir hiçliğin içinde sürüklenip dururken gözlerim onun gözlerinde tekrar can bulmuştu. Bana durmadan canım demiş usul usul canımı yakmaktan korkarak sevmişti tenimi.
"Bak güzelim, herkes burada. Annen, Emir, Güneş, Tam boylar." dediğinde başımı zorlanarak çevirmiştim. Gözlerim ilk Güneş'e ondan da Baran'a değmişti. Onu orada öyle ayakta gördüğümde bedenime yayılan o rahatlamayla baktım ona.
Hepsinde gezindi gözlerim. Sefa abiler bile buradaydı. Ancak yan yana dizilmiş dört yaşlı insan kimdi? Kaşlarım o an istemsiz çatıldığında Yusuf fark etmiş onları bana tanıtmıştı.
"En solda babamın yanında ki dedem. Adı Tahir. Onun hemen yanındaki ise onun pamuğu babaannem, Meryem. Diğer ikisi senin öz deden ve babaannen güzelim Kiraz babaanne ve Yavuz dede. Senin için burada hepsi. Hepimiz senin için buradayız güzelim." dediğinde baktım onlara.
Hepsi gülümseyerek bakıyorlardı. Gülümsemek için zorladım kendimi ama kaslarım uyuşmuştu büyük ihtimalle. Bakışlarımı onlardan çevirip anneme bakmıştım, Emir'in kolları arasında perişan bir haldeydi. Onu ilk defa böyle görmek yanan canımı daha da yakmıştı. Güneş'e değdi gözlerim. Elini cama yaslamıştı.
Dudaklarımdaki gülümsemem büyüdü onu görünce. Ben burada canımla cebelleşirken kız annesini de yanına alıp rüyalarıma dalmıştı. Gerçi dalmasa o karanlıkta bir başıma olacaktım. Hayır millet sevgilisini gelecekteki çocuklarını falan görür ben Zümrüt Hanımı görmüştüm iyi mi? Elimi kaldırıp el salladım onlara. Hepsi aynı anda ellerini salladıklarında sıcacık oldu içim. Bedenim ise içimin aksine buz gibiydi.
Emir'e döndüm. Ah benim canım, kıymetlim. Dudakları gülüyordu ancak gözlerindeki anbean kaybolan acının izleri barizdi. Ona dil çıkardığımda seslerini duyamadım ama hepsi gülüyordu.
Uyandıktan bir iki saat sonra odaya alınmıştım. Zihnim hala bulanık olduğu için çoğu şeyi fark edemiyordum. Koca bir kalabalığın içinde sadece annemler ve Yusuf'u görüyordu gözüm. Doktor gelip çıkmalarını istediğinde hepsi çıkmıştı. Güneş'i çağırıp rüyamda beni rahat bırakmadığı için teşekkür edip öpmüştüm onu.
Odada biz bize kaldığımızda Sefa amca da yanımıza gelmişti. Hepsi üzerime titriyordu. Annem bir yanımda Yusuf bir yanımdaydı. Yusuf'un üzerindeki hastane kıyafetini fark etmiştim. Neler olduğunu sorduğumda ilk başta geçiştirseler de inadım baskın çıkmıştı.
Devamında ise saatlerce hiç susmadan ağlamıştım. Yusuf, benim güzel adamım orada benim yanımdaymış meğer. Kalbinin dayanamadığını duymak nefesimi kesmişti. İyiyim dese de yanımda dursa da ağlamam durmamıştı. Yusuf'un elini bir an olsun bırakmamış, yatağına geçtiğinde bile ellerimizi ayırmamıştık. Sanki bırakırsam gidecekmiş hissi çok ağır basmıştı.
Şimdiyse hemen yan tarafımda uyuyorken ellerimiz hala birbirine kenetliydi. Yatakların arasındaki boşlukta salınıyordu. Gözümü bile kırpmadan izliyordum onu.
"Kızım, kollarınız acıyacak annem." dedi annem. O da hemen diğer yanımda oturmuştu. Bir an olsun uzaklaşmıyordu.
"Bir şey olmaz." dedim. Sesim uyandığımdan beri kısık ve boğuktu.
"Aden." dediğini duydum Sema ablanın. Başımı ona bakmak için kaldırdım.
"Yusuf iyi tatlım. Çok şükür hepiniz iyisiniz. Şimdi biraz uyu olur mu seninle tanışmak isteyen dört ihtiyar var onlarla bir araya gelmeden önce güç toplamalısın." dedi. Bedenim şu an uykuya o kadar elverişliydi ki yapmam gereken tek şey gözlerimi kapatmaktı ama korkuyordum.
" Uyandığında Yusuf hala burada olacak merak etme güzellik. "diyen Sefa abiyle başımı salladım.
" Elini Bırakmayacağım ama. " dediğimde güldüler. Annem saçlarımın üzerini öpüp kalktı yanımdan. Valla bu kadar ilgi göreceksem bir kere daha vurulurdum. Uykuya dalmam çok sürmemişti.
"Susun artık da uyandıracaksınız." kulağıma ulaşan konuşmalardan en belirgin olanı buydu. Zihnim uykusundan iki adamın fısıltısıyla uyanmıştı. Gözlerim hala kapalıydı.
"Yahu Kiraz'ım baksana nasıl yapışmış kızın eline. Ula bende Yavuz isem bak nasıl süründüreceğim aha bu Tahir'in torununu." Ne oluyor arkadaş? Siz kimsiniz?
"Süründürsen kaç yazar Yavuz'um elimiz armut mu topluyor. Kaçırırız bizde." bu sanırım Yusuf'un dedesiydi. Kaçırın beni dede valla ben tamamım.
"Dede valla mı?" diyen Yusuf'tu. Benim güzel sevgilim ne ara uyanmıştı acaba?
"Kaçırırız ula." dedi Yusuf'un dedesi gür sesiyle. Sevdim seni dede.
"Kızım Yusuf ile evlenmek isterse evlenir. Kaçırmanıza gerek yok Tahir Bey." annemin sesini çok yakında duyduğumda araladım gözlerimi. İlk başta bulanık olan bakışlarım yavaşça aralandığında bakışlarımı Yusuf'a çevirdim. Yatağında oturur konumdaydı.
"Gün aydı sonunda." dedi gözlerimiz kesiştiğinde. Ölürüm sana be adam!
"Uy bu da babaannesi kılıklı çıktı ya. Maşallah maşallah." diyen sanırım öz dedemdi.
"Gözümü açar açmaz sana bakmam hoşuna gitmiyor mu Bey?" diyen ise büyük ihtimalle babaannemdi. Kız bu bildiğin Oynak Aden'in yılları sonraki hali ya. Annem o cilveli ses nasıl çıkıyor senden?
"Estağfurullah Kiraz'ım. O mavilerine kurban olurum da." vay vay vay. Onların atışmaları devam ederken gülümseyerek baktım Yusuf'a bana göz kırptığında iç çektim. Yusuf kaçır beni Yusuf.
"Çaylar geldi millet." diyerek odaya giren Emir ile başımı ona çevirdim. Elinde bir tepsiye odaya girmişti.
" Ha ben bu uşağı çok sevdim Filiz kızım. Ver sen bunu bana götüreyim Artvin'e yanımda kalsın." Yusuf gülerken onun dedesi hakkında söylediklerini hatırladım. Doğru demişti, dedesi Emir'i çok sevmişti anlaşılan.
"Yemekleri güzel mi oranın Tahir dedem?" diyen Emir ile bakışlarımı sonunda onlara çevirdim. Hepsinin bana bakan gözleriyle karşılaşınca bir an utandım.
Yan yana oturmuşlardı. Daha dikkatli inceledim onları. Yusuf'um aynı dedesine benziyordu. Dedesinin babaannesine neden pamuk dediğini şimdi daha iyi anlamıştım. Kadın kocasının aksine bembeyazdı. Bu yaşta bile kaybolmayan güzelliğine içimden maşallah dedim.
"Oy maşallah maşallah. Rabbim nasıl sevmişse güzelliği ile taçlandırmış kuzumu." diyen kadına baktım. Bana mı demişti o? Başının üzerinde ipekten olduğu belli olan şalla saçlarını örtmüştü ancak ön kısmı ortaydı. Gözleri masmaviydi.
"Kızım." dedi annem. Bakışlarımı ona çevirdim.
"Yavuz deden ve Kiraz babaannen." diyerek tanıttı onları. Geç kaldın be annem damadın o işi çoktan yaptı.
"Yusuf'un dedesi ve babaannesi." dedi bu sefer diğerlerini gösterdiğinde.
"O nasıl laf Filiz kızım. Ne demek Yusuf'un. Ula gelin olacak kız bize dedesiyim dedesi." dediğinde herkes güldü.
" Güzel kızım nasılsın? " dedi babaannem. Onlara karşı diğerlerine hissetmediğim sıcaklığı hemen hissetmiştim.
" İyiyim. " dedim.
" Oy maşallah benim güzel torunuma iyi ol kızım. Rabbim bir daha yaşatmasın. " dedi babaannem. Herkes amin derken gülümseyerek baktım onlara.
"Kız Kiraz ben ilk Zümrüt'e benzettiydim ama güzel gelinim aynı sen ha." diyen Meryem babaanneydi. Gelin mi? Allah'ım sana geliyorum.
"Aman aman birde anneannesine benzeseydi?" dedi, sonra "Uy huyu çekmemiştir inşallah o baston yutmuşa." diyerek tamamladı lafını.
"Kız ağzından yel ala dağlara taşlara vura. Baksana torunumun gül yüzüne maşallah kalbinin güzelliği yüzüne doğmuş." dedi babaannem. Kadın, seni severim kadın.
"Hanımlar Zümrüt kızım duyar eder. Üzülür annesi sonuçta." diyen Tahir dedeye gülümsedim. Zümrüt Hanımı belli ki çok seviyorlardı.
"Valla benim cennet bahçem aynı anası. Değil mi Filiz'ciğim?" dedi Emir.
"Öyle, kızım aynı ben." dedi annem.
Gülmek istesem de tuttum kendimi. Yani eyvallah anneme benziyordum da bu insanlar çirkef Aden ile Oynak Aden'i tanısalar ne derlerdi acaba? Odanın kapısı çalınıp açıldığında içeri Sefa abiyle Sema abla girdi. Peşlerinden ise tam boylar. Güneş hızla yanıma gelip yanağımı öptü ve ayak ucuma oturdu. Odaya son olarak Yağız Bey ve Zümrüt Hanım girdi.
" Ula bu çocuğu sürekli oradan oraya neden sürüklüyorsunuz?" dedi dedem. Baran'a baktım. Tekerlekli sandalyedeydi.
"Dedem senin bu torunun rahat mı duruyor sanki." diyen Aslan'dı. Baran'ı sandalyeden kaldırıp tekli koltuğa yerleştirdi. Özel hastane ve özel oda olunca maşallah üç oda bir salon büyüklüğündeydi kaldığımız oda.
"Dedesi kılıklı." dedi babaannem. Doğu o sıra yanıma geldi. Alnımı öptüğünde ses çıkarmadım. Tam boyların içinde sanırım kabul edebileceğim tek kişi oydu.
"Güzellik açmışız mavişleri." dedi. Gülümseyerek baktım ona. Vurulduğumdaki hali gözlerimin önündeydi.
"Ulan hala el elesiniz kopmadı mı kolunuz?" diyen Aslan ile ona baktım. Yalan yok uyuşmuştu ama o neydi?
"Sana ne koçum kol benim el benim." dediğimde herkes güldü.
"Heh hoş geldin küçük Kiraz." dedi Meryem babaanne neşeyle. Bakışlarımız birbirine değdiğinde şefkatle baktı bana.
"Oo iyileşmiş bizim kedicik belli." dedi Baran. Yüzümü buruşturup başımı salladım. Yusuf hiç konuşmuyor sadece beni izliyordu.
"Orta boyum, benim cennet bahçem ne ara sizin kediciğiniz oldu? Hem kedicik ne arkadaş Adnan hoca mı kaçtı içinize." Emir'in dedikleriyle Tahir dede kahkaha attı. Ardından konuşmaya devam etti.
"Ula valla çok sevdim ben bu çocuğu. Ha bunu bizim Güneş'e alalım." dedi. Güneş gözlerini iri iri açarken Emir'in içtiği çay boğazına kaçmış olacak ki öksürmeye başlamıştı. Onların bu haline gülerken aniden sızlayan yaramla sızlandım.
"Yavrum." dedi annemle Yusuf aynı anda. Anneme öpücük atıp Yusuf'a döndüm.
"İyiyim gülünce birden sızladı." dedim. Parmakları avucunda tuttuğu elimi sevdi.
"Aynı evden aynı eve iki gelin çıkmaz diyen sen değil miydin Tahir dedem?" diyen Baran oldu. Tip tip baktım ona. Aynı ev derken yavrum sen hayırdır?
"Aynı ev derken Baran'cığım?" dedi annem oldukça ciddi bir tonda. Aklımı mı okudu acaba?
"Yani dedem, dedemlerin evi." dedi. Ne diyeceğini kestirememişti.
"Güneş ile Aden aynı evin kızı değil. İkisi de kızlarımız ancak aynı evin kızı değiller. O nedenle Aden Yusuf'a, Güneş Emir'e gelin olabilir. Değil mi Zümrüt Hanım?" dedi annem. Annem ne yapıyorsun annem.
Zümrüt Hanım'a baktım. Gözleri bir bana bir Güneş'e değdi. Sonra anneme döndü. Uzunca baktılar birbirlerine. Zümrüt Hanım boğazını temizleyip konuştu.
" Kızlar daha çok küçük. Evlilik onlar için oldukça uzak bir kavram olmalı." dedi. Oldukça rasyonalist bir cevaptı.
"Zümrüt doğru söylüyor. Kızlarım henüz küçük." dedi bu sefer Yağız Bey.
"Canım sizi duyanda nikah memuru getirdim sanır." dedi annem tersçe. Dönüp Yusuf'a baktım. Kaşları derinden çatılmış öyle bakıyordu Zümrüt ve Yağız çiftine. Güldüm onun bu haline.
Bir süre böyle devam etti. Sefa abi bir süre sonra bu kadar yeter dedikten sonra herkese resmen kapıyı göstermişti. Tam boylar ve Güneş önden çıktı. İlk Yavuz dedem geldi yanıma. Elinin ters yüzüyle nazikçe okşadı yanağımı. Başıma bir öpücük kondurup uzaklaştı. Tahir dede de aynısını yaptı. Yusuf'un yanına geçtiklerinde Kiraz ve Meryem babaanne yan yana durdular başımda. Aynı anda dua etmeye başlayıp yüzüme yüzüme üflediler.
"Nazar değmesin yavrucuğuma." dedi Kiraz babaannem. Yaa ama çok tontişti bu kadın.
"Kiraz eve çıktıklarında tüm torunlara bir kurşun dökelim." dedi Meryem babaanne. Valla biz kurşuna doymuştuk ama neyse.
"Kız çocukların üstüne kurşun yağdı daha ne kurşunu? Hepsine adak adadıydım gelirken kurban keseceğiz." resmen tepemde ayaküstü laflıyorlardı.
"Anne, haydi." dedi Yağız Bey. Babaanneler hem beni hem Yusuf'u öpüp çıktılar. Yağız Bey ve Zümrüt Hanım yanıma gelip yatağın ucunda durdular.
"Geçmiş olsun kızım. Rabbim acınızı bir daha tattırmasın." dedi Yağız Bey. Başımı salladım. Annem ve Sema abla amin derken Sefa abi başını salladı. Zümrüt Hanım ile göz göze geldik. O an onun kolları arasında can çekiştiğim an dolmuştu zihnime.
"Geçmiş olsun." dedi tutuk bir sesle. Başımı sallayıp yüzümü anneme çevirdim. Yusuf'a da geçmiş olsun dedikten sonra çıktılar Sefa abi de onlarla çıktığında koca oda da biz bize kalmıştık.
"Ben hep yatacak mıyım böyle?" dedim Sema ablaya bakarak. Hemen Yusuf'un yanında oturuyordu.
"Bugünlük evet güzel kızım. Yarın küçük küçük başlarsın ayaklanmaya." dedi. Oflayıp başımı salladım.
Yemek saati geldiğinde canım hiç istemese de annem resmen ağzıma tıka tıka yedirmişti yemekleri. Sema abla da Yusuf'a yedirmek istemişti ancak Yusuf buna izin vermemiş kendisi yemişti.
" Kusacağım anne yeter. "dedim sonunda.
" Aman iyi be. "dedi ve geri çekildi. Derin bir nefes alıp daha da dikleştim yerimde. Annem tepsiyi alıp çıktığında Yusuf Emir'e döndü.
" Lan, Filiz ablayı da al in aşağı bir şeyler yiyip için. "dedi.
" Refakatçi yemeği dağıtılacak zaten birazdan. "dedi Emir, Yusuf'a pis pis sırıtırken.
" Emir, haydi koçum haydi aslanım. "dedi Yusuf bastırarak.
" Arabanı bir tur verecek misin? "dedi. Ah birde bu vardı. Emir, Yusuf'un arabasına tam anlamı ile aşıktı. Tam anlamıyla...
" Tur ne oğlum üzerine bile yaparım. "dediğinde güldüm onun bu hallerine. Uyandığımdan beri hiç baş başa kalamamışlığın verdiği bir sinir vardı üzerinde.
" Söz mü? "dedi emin olmak istercesine Emir.
" Laf ağızdan bir kere çıkar oğlum haydi. "dediğinde şaşırdım. Emir keyiften dört köşe esneyip ayağa kalktı. Yanıma gelip yanaklarımı bir sağa bir sola doğru çekiştirdi.
"Acıdı köpek." dedim ellerinden kurtulduğumda. Gülüp öptü her iki yanağımı da. Annem içeri girdiğinde Emir yanına gidip kolunu omzuna sardı.
"Filiz'ciğim hadi gidip yemek yiyelim." dedi onu odadan çıkartırken.
"Oğlum getirecekler zaten. Tek mı kalsın çocuklar?" dedi bize doğru dönmek isterken ancak Emir izin vermedi.
"Yahu hastane yemeği mi yiyeceğiz gel ben bir güzel yemek ısmarlayacağım." dediğinde annem bize döndü.
"Bana bakın uslu durun yoksa yersiniz takunyayı." dediğinde Yusuf ellerini teslim olurcasına havaya kaldırdı.
"Anne!" dedim.
"Ben anlamam anne falan gebertirim sizi." dedi ve çantasını odanın girişinde duran dolaptan alıp çıktı. Emir de el salladıktan sonra çıktı.
"Biraz bekleyeyim bari. Birden gelir falan." dediğinde güldüm.
"Gelmez gelmez." dedim. İç çekip ayaklandı ve iki adımda yanıma geldi. Kayıp ona yer açtım.
"Gel." dedim ancak gelmedi.
"Canını falan yakarım güzelim iyi böyle." dedi. Yatağın kenarında oturuyordu. Yüz yüzeydik. Uzanıp kalbine peş peşe öpücükler kondurdum. Gözlerim tekrar yaşarırken derin derin nefes alıp verdim.
"Ağlama güzelim." dedi. Elleri yüzümü kavradı. Alınlarımız birleştiğinde nefeslerimiz tenimizi okşuyordu.
"Hala inanamıyorum. Ya..." devam edemedim. Onunla ölümü bir arada anmak bile beni mahvediyordu.
"Sana peşinden gelirim demiştim." dediğinde hıçkırdım. Göğsüne sokulup sarıldım bedenine. Çok şükür ki sadece anjiyo ile atlatmıştı.
"Deme öyle. Sana bir şey olmasın Yusuf. Rabbim hiç yakmasın canını bir daha." dedim.
"Yusuf'un canının canı yanmasın." dediğinde boynuna sokuldum bu sefer. Derin derin soludum teninin kokusunu. İlaç sinse de tenine öz kokusunu alabiliyordum.
"Peki yakalandılar mı?" dedim. Derin bir nefes alıp verdi.
"Buradan çıkınca ilgileneceğim güzelim." dedi. Bu konu hakkında konuşmak istemiyordu. Bir şey demedim.
"Haydi gel uzan. Lütfen Yusuf." dedim ve kolları arasından çıkıp ons iyice yer açtım. Kararsızdı ancak baya üsteledim. Bedenini yatağa bıraktığında serumlu koluma ve yarama dikkat ederek anında göğsüne yerleştim. Allah'tan sağ tarafındaydım.
"Yusuf." dedim mırıldanarak.
"Yusuf'un canı." dedi. Sarıp sarmalamıştı beni yine.
"Vurulduğumda korktuğum tek şey sendin." dedim. Kolları sıkılaştı.
"Sen yoktun yanımda ona ağladım, sensiz öleceğim diye korktum." dediğimde başımın üzerini öptü.
"Oradaydım." dedi. Sesine hakim olan o acı canımı yaktı.
"Sen gözlerimin önünde öyle kanlar içindeyken hemen yanındaydım." dedi. Başımı ona çevirdim. Çenesinde sallanan göz yaşı kirpiğime damladı.
"Öldüm be kızım." dediğinde çenem titredi. Gözlerim anında tekrar dolarken uzanıp çenesini öptüm.
"Kurban olduğum Allah'ın bir daha yaşatmasın o acıyı." dediğinde onu anlıyordum.
Ben bugün, o sapasağlam karşımda dururken öğrenmiştim kalp krizi geçirdiğini ancak sanki hemen yanımda ölüyormuş hissiyle sürekli ağlamıştım. Ben böyleyken onun neler hissettiğini düşünemiyordum. Avucumu kalbine yasladım. Usulca sevdim, canım yansa da uzanıp öptüm kalbini. O benim çillerimi öpmeyi çok seviyordu bende onun kalbini.
"İyileşince Şile'ye gidelim mi?" dedim.
"Gideriz güzelim." dedi saçlarımı başından sonuna yavaşça seviyordu.
"Gideriz de bizim yaşlı kurtlar uzun süre kalırlar burada. İmkanı yok peşimizi bırakmazlar." dediğinde güldüm.
"Henüz bir iki saat oldu onları tanıyalı ama çok sevdim." dedim.
"Sevilmeyecek gibi değiller ki." dediğinde yüzümü göğsüne sürttüm.
"Dedene çok benziyorsun?" dedim. Güldü. Çenemi omzuna yaslayıp izledim güzel yüzünü.
"Öyle. Diğer dedem Bu duruma çok bozuluyor birde doktor olmak yerine hukuk seçince beni gördüğü her yerde soyka deyip duruyor." dediğinde gülümseyerek izliyordum onu.
"Sema ablanın babası." dedim. Başını salladı.
"Anne tarafım neredeyse yedi sülale doktor. Dedem çok istedi benimde doktor olmamı ama çocukken Tahir dedemi cübbesiyle her gördüğümde bende giyinmek isterdim."
"Savcı mıydı?" dedim. Başını iki yana salladı.
"Hakimdi." dedi. Ay hiç o hakim sertliği yoktu adamda.
"Hiç göstermiyor valla." dedim. Gülüp başını salladı. Uzanıp öptüm yine çenesini. Başını eğdi yüzüme doğru. Burunlarımızı birine sürtüp derin bir nefes aldı.
"Yusuf." dedi oynak Aden. Kız bende öldü sandıydım ha buradaymış.
"Yusuf'un canı." dedi gülerek. Şu anda oynak Aden ile muhatap olduğunun farkındaydı.
"Öpsen ya beni." dedim nazlı nazlı.
"Öpeyim mi?" dediğinde hevesle başımı salladım. Biraz doğrulup yüzümü yüzüne yaklaştırdım. Parmakları çeneme yaslanıp yüzümü kedisine daha da yaklaştırmıştı.
Dudaklarımız sonunda birine kavuştuğunda hasretle içime çektim soluğunu. Yavaşça öptük birbirimizi. Dudaklarımız birbirimizin dudaklarına karışıyordu. Üst dudağıma yönelip usulca emdiğinde oynak Aden rahat durmadı ve dişlerini alt dudağına geçirdi. İnlediğinde sırıtıp daha da asıldım dudaklarına.
Dillerimizde birbirine karışırken biraz daha yükseldim yattığım yerden. Yaram sızlasa da durmadım. Göğsüne yaslı elim teninde geziniyordu. Karın kaslarının üzerinde dolaşıp altındaki eşofmanın sınırlarında gezinen elimi üzerine ellini yasladığında dudaklarımın arasındaki dilini ısırdım. Dudaklarımız bu darbemle koptu birbirimizden. Göğsü hızla inip kalkıyordu.
"Yeter güzelim yoksa gideceğim kalpten." dedi soluk soluğa.
"Yusuf." diye kızdım ona. Ölümü anması bile göğsümü sıkıştırıyordu.
"Gitmem merak etme." dedi dudaklarıma nefesini üflerken.
"Daha oynak Aden ile bir sürü çocuk yapacağım. Nereye gidiyorum?" dediğinde kahkaha atıp tekrar sokuldum göğsüne.
"Yapalım, bir sürü yapalım hem de." dediğimde kahkahası kalbimi şenlendirdi
O iyi olsundu gerekirse futbol takımı bile kurardık. Abartma Oynak Aden abartma basketbol takımı iyidir. Kendi düşüncelerime gülüp geçerken yemekten sonra aldığım ilaçların etkisi yeni yeni kendisini gösterip uyku getirmişti. Onun koynunda huzurlu bir uykuya dalarken ellerimiz yine birbirine kenetlenmişti.
***
Yorumlar