ADEN 30. BÖLÜM BİR ARADA

30. BİR ARADA

 Hastanedeki günlerimiz hızla geçip gitmişti. Eve geçeceğimiz gün büyük bir curcuna yaşanmıştı. Yavuz dedem ve Kiraz babaannem beni Uyguroğlu malikanesine götürmek isterken Tahir dede ise onlarla gitmem için büyük bir çaba harcamıştı. Yusuf'ta onlarda olmamı istemişti ancak benim bir evim vardı. Hem annem asla izin de vermezdi böyle bir şeye. Sonuç olarak kendi evimdeydim. Yusuf'ta elbette yanımdaydı. Küçük bir çocuk gibi peşime takılmıştı. Şimdi karşılık koltuklarda birbirimize bakacak şekilde uzanmıştık.

"Bir an valla Tahir dedem sürükleye sürükleye götürecek sizi sandım." dedi Emir tostunu yerken.

"Götürürdü de Filiz abla koydu ağırlığını." dedi Yusuf eğlenerek.

Annem ile Tahir dede laf dalaşına girmişti. Ancak annemle aşık atamamıştı. Tahir dedenin o şaşkın bakışları, ben nereye düştüm hali aklıma tekrar geldiğinde kıkırdadım. O değil Yavuz dedemle, Meryem babaannede baya eğlenmişti.

Annem geldiğimizden beri mutfaktaydı. Sema abla bizimle gelmiş sonrasında evine geçmişti. Oğlunu bırakmak istemiyordu ancak hem Yusuf çok iyiydi hem de Tahir dede ve Meryem babaanneyi yalnız bırakmak istememişti.

" Enişteciğim sen harbi harbi bizde mi kalacaksın?" dedi Emir.

"Evet." o kadar olağan ve komik söylemişti ki gülmeden edemedim.

"Emir hayırdır koçum sen?" dedim eğlenerek.

"Sus kız sen ben eniştem ile konuşuyorum." dedi tersleyerek ama aynı zamanda gülüyordu da.

"Yusuf bana ne dedi duydun mu?" dediğimde Emir kahkahasını basmıştı. Sesim o kadar cilveli ve nazlı çıkmıştı ki Yusuf bile bakakalmıştı bana. Lan oynak Aden bu ses ne?

"Sus kız sen kayınbiraderimle konuşuyoruz." dedi Yusuf Emir'e ayak uydururken.

Dil çıkarıp yüzümü öbür tarafa çevirdim. İkisinin kahkahaları beni çok mutlu ediyordu. İkisinin böyle anlaşmaları, birbirlerine değer vermeleri o kadar güzeldi ki.

Onlar araba hakkında konuşmaya başladıklarında bende annemi merak edip yanına geçmek için dikkatlice ayaklandım. İyiydim ancak Yusuf en ufak bir şeyde evham yapıyordu. Mutfağa geçtiğimde annem harıl harıl yemek yapıyordu.

"Annem, niye ayaklandın yavrum?" dedi şefkatle. Vurulduğumdan beri o kadar şefkatli ve dikkatliydi ki bana karşı hem çok şaşırıyor hem de çok hoşlanıyordum bu durumdan. Lan o değil ben harbi harbi sol yanımdan kurşun yemiştim ya.

"Sıkıldım, beylerde istemediler beni." dedim. Gülüp döndü bana.

"Onlar mı seni istemeyecek.. Kesin konuştukları konuyu sevmemişindir." tanıyordu kızını. Omuz silktim. Gözlerim ada tezgaha takıldığında oldukça fazla yemek vardı.

"Anne niye bu kadar çok yemek yaptın?" dedim. Yemeklerin yanı sıra çeşitli beş çayına uygun bir şeyler bile yapmıştı.

"O ihtiyarlar durmaz kızım cümle cemaat çalarlar birazdan kapıyı. E abilerin ve Güneş' te gelir." dediğinde göz devirdim.

"Onlar benim abilerim değil anne." dedim. Elindeki işini bırakıp yanıma geldi.

"Sus kız." dediğinde gözlerimi devirdim. Bugünde kimse konuşmamı istemiyordu.

"O çocuklar senin için ne kadar endişelendiler biliyor musun sen?" he he der gibi salladım başımı. Elindeki işi bırakıp yanıma geldi.

"Affetmemek omza koca bir yük kızım. Zaman geçtikçe o yükün ağırlaşıp seni ezip geçmeden yap içindeki mahkemeni. Kurtul o yükten." dedi ve tekrar işine döndü.

"Anne." dedim. Dönüp baktı bana.

"Bana neler dediklerini yaptıklarını bilmiyorsun." dedim.

"Bilmiyorum ama anlayabiliyorum. Senin onlara bakışından, onların sana bakışından neler döndüğünü anlıyorum. Yapmışlar bir hata pişman olmuşlar." dediğinde ofladım.

"Bu konuda tartışmak istemiyorum." dedim katı bir tavırla.

Baktı bir süre yüzüme. Sonra tekrar önüne dönüp işine devam etti. Uzanıp bir tane poğaça alıp yemeye başladım. Sağ ol annecim kıvranıp duracağım şimdi. Emir elinde telefonumla geldi. Güneş arıyordu. O tekrar içeriye geçtiğinde bende açtım telefonu.

"Bebeğim." dedim.

"Abla." Kerem'in sesini duyduğumda mutlulukla gülümsedim.

"Fındık kurdum nasılsın?" dedim.

"Çok iyiyim sen nasılsın?" Allah'ın ben bu çocuğa bayılıyorum.

"İyiyim bebeğim. Ne yapıyorsun?" dedim.

"Hiç..." diyerek uzattı lafını.

"Söyle bakalım ne istiyorsun?" dedim gülerek. Artık tanıyordum kardeşimi...

"Sana geleyim mi?" dedi.

"Gel fındık kurdum al ablanı da yanına koşa koşa gel."

"Yaşasın. Peki abimlerde gelsin mi?"

"O abilerin bir otursunlar yerinde. Baran da maşallah o yarasıyla gelinlik kız gibi oradan oraya koşturuyor." dediğimde kahkaha sesleri duyuldu. Lan hoparlörde miydi sesim?

"Gelmesinler mi abla?" dedi Kerem. Sesi üzgün çıkınca ofladım.

"İyi bari sadece Doğu diyorum bugünlük. Diğerlerini çekemem şu an." dedim. Doğu'nun gür kahkahası doldu kulağıma.

"Bekliyorum bebeğim. Annem bir sürü yemek yapmış koşup gelin bakalım." dedim. Telefonu kapattıktan sonra tekrar içeri geçtim.

"Güneşler gelecek." dedim ve tekrar yerleştim koltuğa.

"Dedemde gelir valla." dedi Yusuf. Gelesinlerdi başımızın üstünde yerleri vardı. Bir süre sonra kapı çaldığında Emir ayaklanıp açtı. Kapının çalışmasıyla koca bir gürültü balonu patlamıştı sanki.

Sadece Güneş, Doğu ve Kerem değil tüm sülale buradaydı ya. Zümrüt Hanım bile gelmişti. Yusuf ayağa kalktığında bende kalktım. Kerem koşup önümde durdu.

"Sarılayım mı? Canın acımaz değil mi?" dediğinde şefkatle sevdim onu.

"Sarıl bebeğim." kollarını bacaklarıma sarıldığında başımı tam karnıma denk geliyordu. Uzuyordu fındık kurdum... Annem herkese ev terliği çıkardığında Meryem ve Kiraz babaanneden aferin almıştı.

Muhteşem dörtlü yine yan yana karşımızdaydılar. Hepsine hoş geldin demiş koltuklara yönelmiştik. Annem kaşla göz arası koltukta serili olan nevresimleri toplamıştı. Tam boylar bana kaçamak bakışlar atıp içeri geçtiklerinde sonda Zümrüt Hanım ve Yağız Bey kalmıştı.

"Geçin haydi." dedi annem.

Yağız Bey ayakkabılarını çıkarıp önüne bırakılan terliği giydiğinde şaşırdım. Ancak asıl şaşkınlığı Zümrüt Hanım'ın terliği giydiğinde yaşamıştım.

"Kız sende ne ayakta dikiliyorsun geçsene içeri." diyerek beni azarladı.

Sonunda hepimiz içerideydik. Koltuklara sığmadığımız için sandalyelere yerleşilmişti. Dedeler ve babaanneler yine yan yana oturmuşken bizde Yusuf, Baran ve ben diğer koltuğa geçmiştik. Kerem hemen hemen yanımda oturmuş kollarını bedenime sarmıştı. Aşırı kalabalık olduğumuz için yüzündeki maskeyi çıkarttırmamıştık..

Sema abla ile Zümrüt Hanım tekli koltuklara yerleşmiş geriye kalanlarda sandalyelere yerleşmişlerdi. Annem haklı çıkmış ev mahşer alanına dönmüştü valla.

"Filiz kızım bir su ver." dedi Tahir dede. Annem hızla ayaklandığında Güneş'te peşinden ayaklandı. Zümrüt Hanım bakışlarıyla onları takip ederken izledim onu. Bakışlarını önüne çevirdiğinde göz göze geldik.

"Kuzum, iyisin inşallah?" Bana seslenen Kiraz babaannemle ona döndüm.

"İyiyim babaanne." dedim. Gülen yüzü daha d aydınlandı.

" Siz nasılsınız? " dedim. Yani bir iki gün geçse anlardım da yirmi dört saat geçmemişti görüşeli. İyilerdi maşallah.

" İyiyiz iyiyiz. " dedi Tahir dede. Annem elinde tepside dört tane su dolu bardakla geldi. Güneş hala mutfaktaydı.

"Ha bu senin ananın maşallahı var kızım. Tahir'im neye uğradığını şaşırdı valla." dedi Meryem babaanne. O anları tekrar hatırlayınca kıkırdadım. Annem, Tahir dedeye ellerini beline yaslayarak kafa tutmuştu.

"Eee kimin anası? Canım anam." dedim gülerek.

"Sonuç olarak yine bir aradayız değil mi Tahir dedem?" dedi Emir.

"Öyle öyle." dedi Tahir dede.

O sıra Güneş içeri geldi. Yanıma gelip koltuğun kolçağına oturdu. Bir şey olmuştu kesin. Dirseğimle dürttüm. Telefonunu açıp bana uzattı. Alıp ekrandaki resme baktım. Ösym sonuç ekranı ile heyecanlandım.

" Vallahi mi? " dedim. Sesim heyecanla yüksek çıkınca tüm ilgi üzerimizde toplandı.

"Ne oluyor?" dedi Aslan. Güneş annesine baktı.

"Şey." diye kem küm etti Güneş.

"Çocuğum meraklandık hepimiz ne oldu?" dedi Kiraz babaannem. Güneş bu sefer bana baktı. Annesinden çekiniyordu.

"Haydi söyle." dedim ve uzanıp elini tuttum.

Kerem de elini elimizin üzerine koyduğunda çoğu anlamıştı ne olduğunu. Yani en azından bu durumu bile herkes. Annem ile göz göze geldiğimde neler olduğunu hemen anladı. Peki durdu mu? Tabi ki de hayır. Canım anam nasılda benim anamdı ama.

"Oy maşallah kızlarıma. Biri doktor diğeri mimar olacak." diyerek bombayı patlattı annem. Şu an keyiften dört köşe olduğunu anlamamak imkansızdı.

"Ne!" diyerek ilk tepkisini verdi Zümrüt Hanım. Güneş'in ellerimin arasındaki elleri titremeye başlarken bakışlarımı tam boylarda gezdirdim. İlk tepki Aslan' dan geldi.

"Güneş'im meslektaş mı olacağız biz şimdi?" diyerek ayaklandı ve Güneş'in yanına gelip onu kolları arasına aldı.

"Gün güzelim birlikte şirket kurarız artık. " diyen Doğu oldu. O da kalkıp yanımıza geldiğinde geriye Baran kaldı. Yusuf ile didişip sonunda yer değiştirdiğinde Kerem'in hemen yanındaydı.

"Nereyi kazandın abim?" diyen Yusuf oldu.

"İTÜ mimarlık." dedi kısık sesiyle. Sevincini annesi yüzünden gösteremiyordu sanki.

"Tebrikler güzelim." dedi ve ellerimizin üzerine ellerini kapattı.

"Lan biz dış kapının mandalı gibi kaldık ya enişteciğim." diyen Emir koşar adım yanımıza gelip Yusuf'un olduğu taraftaki kolçağa oturdu. Yusuf bir kolunu kaldırıp bize doğru koltuğun tepesine yerleştirdi.

"Maşallah Süphanallah" diyerek dua etmeye başlayan babaannemle gözlerimi diğerlerinde gezdirdim. Sefa abi bizim fotoğraflarımızı çekerken annem ve Sema abla gülerek bizi izliyordu. Ancak Zümrüt Hanım sadece Güneş'e bakıyordu. Hayal kırıklığıyla.

"Özür dilerim anne. Ben konservatuar okumak istemiyorum." dedi Güneş bizden güç olarak. Yağız Bey uzanıp karısının elini tuttu.

"İstediğini okuyacaksın elbette kızım. Annen bu zamana kadar hiç lafını etmediğin için şaşırdı." dedi ortayı bulmaya çalışırken.

"Bunu sonra konuşacağız." dedi Zümrüt Hanım. Sesi o kadar soğuktu ki buz kestim desem yeriydi yani. Eve döndüklerinde büyük bir kıyamet kopacaktı belli ki.

"Aferin benim uşaklarıma. Ula Emir'im sen ne olacaksın?" dedi Yavuz dedem konuyu birden değiştirerek. Hepsi Emir'i çok sevmişti. Bebeğimi sevmeyecek insan var mı diye düşününce gözüm önüne beliren Zümrüt Hanım oldu.

"Ben bir starım Yavuz dedem. Hem de en hasından." dedi.

"Filiz kızım ne diyor bu uşak?" diyerek anneme yöneldi dedem.

"Ünlü oldu başımıza benim oğlum. Şarkı söylüyor." dediğinde Tahir dedem gülüp "Aferin len." dedi Emir'e.

Annem yemek için masayı hazırlamak için yanımızdan ayrıldığında Güneş'i peşine takmıştı. Sema abla Zümrüt Hanım'ın yanına geçmiş onunla bir şeyler konuşmaya çalışmıştı ancak karşılaştığı sessizlikle pes edip o da mutfağa geçmişti. Yağız Bey karısının elini bir an olsun bırakmamıştı. Sefa abi ile bir şeyler konuşuyorlardı.

"Duydum ki Emir oğlum tavlada herkesi yeniyormuş." diyen Tahir dede ile dikkatimi onlara verdim.

"Var mı tavlanız?" dedi peşi sıra.

"Olmaz mı dedem. Hemen getiriyorum." dedikten sonra odasına geçip tavayla geri döndü.

"Yemekten sonra bir alayım ifadeni bakalım." dedi keyfiyle.

"Yenen benimle oynar." diyen Yavuz dedemdi.

Masa hazır olduğunda hepimiz geçtik. Annem çorbayı dolduruyor Güneş bize dağıtıyordu ve Zümrüt Hanım bu anı gözünü kırpmadan izliyordu.

"Afiyet olsun." dedi annem ve yanıma oturdu. Yemek dedelerin birbirleriyle atışmaları ve bize sataşmalarıyla geçmişti. Herkes anneme beğenilerini sunarken Zümrüt Hanım ağzına bir lokma bile sürmemişti.

Tam karşımda oturduğu için sürekli göz göze geliyorduk. İkimizde aynı anda bakışlarımızı kaçırıp tekrar dönüyorduk birbirimize. Annem ana yemekleri servis etmek için ayaklandığında bende kalktım. Sema abla ve Güneş'te benimle birlikte kalktığında boşalan tabakaları alıp mutfağa geçtik.

"Güneş annen niye yemiyor?" dedim. Kısık bir sesle. Omuz silkti dudak bükerek. Her ne kadar sorun yok ifadesi takınsa da aklı annesindeydi.

İçeri tekrar geçtiğimizde yemekleri bu sefer ben dağıtmıştım. En son Zümrüt Hanım'a uzatıp ve "yiyin lütfen." diyerek yerime geçtim.

Bir tabağa bir bana baktıktan sonra küçük bir parça yedi ve bakışları tekrar beni buldu. O an yoğun bakımda yatarken gördüğüm rüya belirdi gözlerimin önünde. Bana bakan gözlerindeki bakışla rüyamdaki bakışlar aynıydı.

Yemek faslı geçip içeri geçtiğimizde Yavuz dedem, annemden izin isteyerek çayı Zümrüt Hanım'ın yapmasını istemişti. Annem tabi dediğinde Zümrüt Hanım bu durumdan hiç hoşnut olmasa da annemle ve Sema ablayla birlikte mutfağa geçmişlerdi. Kıyamet kopmasa bari.

"Hele getirin şu tavlayı da oynayalım da." dedi Tahir dede.

Emir ile Tahir dede tavlaya oturduklarında tüm erkekler başlarına üşüşmüştü resmen. Herkes Tahir dedeyi desteklerken bende Emir'in yanına geçip onu desteklemeye başladım. Peşi sıra Güneş geldi yanımıza. Babaannemler kendi aralarında konuşuyordu. Kerem ise çoktan uyuya kalmış odama yatırılmıştı. Yavrum erken uyuyor erken kalkıyordu.

"Ula sen böyle oynamayı nereden öğrendin?" dedi şaşkınlıkla Yavuz dedem.

"Allah vergisi be dedem." dedi Emir. Oyun çekişmeli devam ederken annemler salona gelmişlerdi. Güneş annesine bakıp derince soluklandı. Sonra yanımdan kalkıp annesinin yanına geçti. Gözüm tavladayken kulağım oradaydı.

"Anne, konuşalım mı?" dedi Güneş. Zümrüt Hanım bir süre sessiz kaldı.

"Eve geçince konuşacağız kızım." dedi Zümrüt Hanım. Güneş geri yanıma geldiğinde baktım ona. Yüzü düşmüştü.

"Ne istiyorsan onu okuyacaksın Güneş. İstediğini söylesin herkes senin yanında." dediğimde başını sallamakla yetindi.

Emir, Tahir dedeyi yendiğinde biz zafer naraları atarken diğerleri şaşkınlıkla Emir'e bakıyordu. Yavuz dede, Tahir dedeye "çekil şuradan birde benimle oynasın. " diyerek lafa girdi. Onlar yeni bir oyuna başlarken Güneş ile mutfağa geçtik. Ben o tatlıları tabağa yerleştirirken ben çayları dolduruyordum.

Annem gelip çayları aldığında bende tatlı tabaklarından birkaçını alıp içeri geçtim. Erkekler tavlaya dalmışken bu sefer annelerle oturuyorduk Güneş ile.

Babaannem benim çocukluğum hakkında anneme sorular soruyor, bir benim anılarım bir Güneş'in çocukluk anıları dolanıyordu. Hoş pek güzel anılarım yoktu ama neyse.

"Bende düşünürdüm hep bu kızın inadı nereden geliyor diye. Meğer Karadenizli olmasının etkisiymiş." dedi annem. İnadımdan çok çekmişti yalan yok.

"Uy ne Karadeniz'i anasına çekmiş benim kuzum. Zümrüt'üm de inatçının teki." dedi babaannem. İstemsizce dönüp birbirimize baktık Zümrüt Hanım ile.

"Huylarını bilmem de güzelliklerini annelerinden almış kuzularım." dedi bu sefer Meryem babaanne şefkatle. Gelinini ve torununu kaybettiği gerçeği, bize güzel bakan gözleriyle hatırlattı.

"Kız bizde hep derdik Güneş niye esmer kime çekti diye. Rahmetli dünürüm esmerdi sadece bizde ona yorardık." dedi babaannem. Zümrüt Hanım'ın babasından bahsediyordu sanırım.

"Filiz kızım, senin eşini hiç göremedim." dediğinde ise içtiğim çay boğazıma kaçtı. Güneş sırtımı ovalarken annem cevapladı babaannemi.

"Şeytan görsün kız onun yüzünü boşayacağım o gereksizi." dedi. Ben annemin babaanneme kız demesinin şokunu atlatamadan Meryem babaanne girdi lafa.

" Kız gereksizse boşa ben sana ikincisini bulurum." Güneş ile aynı anda birbirimize baktık aniden ve aynı anda" Hayır. "dedik. Birde üvey baba müsveddesi çekemezdim.

" Susun kız siz. " diyen babaannem oldu.

" Anne bu konuları daha sonra konuşuruz. " diyerek konuyu kapatan benim canım müstakbel kayınvalideciğim oldu.

" Zümrüt'üm pek sessizsin annem? "dedi babaannem Sema ablaya ayak uydururken.

"Dinliyorum anne." demekle yetindi.

O sıra Emir'in bir kez daha zafer naraları inletti salonu. Yavuz dedemde yenişmişti anlaşılan. Çaylar içilmiş, tatlılar yenilmiş sohbetler edilmişti. Gitme vakti geldiğinde Tahir dede Yusuf'u da götürmüştü. Kerem'i uykusundan etmemek için burada kalmasını sağlamıştım. Yatağımda onun yanında uzanmışken bir süre Yusuf ile mesajlaşmıştık.

Uykuya dalacağım sıra annem yanımıza gelmişti. Önce Kerem'i sonra beni öpüp çıkmış, Emir'in odasına geçmişti. Gün yorucu geçse de şimdi dudaklarımda tebessümle ilk defa kalabalık bir aile ortamına sahip olmanın huzuruyla uykuya dalmıştım.

***




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MERHABA!

ADEN 1. BÖLÜM KABUL GÖRMEYEN GERÇEKLER

ADEN 94. BÖLÜM SONSUZ SONLAR / FİNAL