ADEN 32. BÖLÜM BARAN
32. BARAN
"Nereye gidelim?" dedi Baran. Telefonumdan başımı kaldırıp Baran'a baktı.
"Bilmem, en büyük alışveriş merkezi hangisi? " dediğinde Baran irileşen mavi gözleriyle bana baktı.
"Ciddi ciddi alışveriş merkezine mi gideceğiz? Ben oyuncak mağazası gezeriz sandım." dediğinde gülmemek için boğazını temizledim.
"Yoo baya baya alışveriş merkezi gezeceğiz hatta birden fazla bile olabilir." dediğimde yutkundu.
"Peki sen nasıl istersen." dedi. Beşiktaş'taki alışveriş merkezine geldiğimizde ilk kattan dolaşmaya başladık. Bu katta pek bir şey yoktu ama bilin bakalım ben ne yaptım? Markete bile girdim. Market arabasıyla birlikte yan yana reyonları geziyorduk. Geldik o kadar bir şey almadan olmazdı. Sebze reyonunun önünde durduk. İki tane poşet kopartıp birini ona uzattım.
"Çürük ezik istemem dikkatli seç." diyerek poşeti eline tıkıştırdım. Ben diğer meyvelerden bile almışken o hala çilek seçiyordu.
"Alt tarafı çilek seçeceksin ne beceriksizsin." dedim. Bakışlarını bana çevirdi.
"Daha önce yaptığım bir şey değildi." dedi bakışlarını tekrar çileklere çevirirken.
"Orası belli. Hepiniz ayağınıza kadar gelmesine alışmışsınız." dediğimde derin e nefes alıp gülümseyerek bana döndü.
"Yumuşak olmayacak değil mi?" dedi elinde tuttuğu bir çileği bana uzatırken.
"Hem de hiç olmayacak." dedim imasını anlarken. Onu orada bırakıp sebze reyonuna yöneldim. Oradan da birkaç parça bir şeyler aldım.
"Bu kadar yeter mi?" dedi Baran elindeki poşeti göstererek.
"Yeterli." dedim. Diğer reyonları da gezip kasaya ulaştığımızda bir saati geride bırakmıştık. Baran kasadan geçirirken ben poşetliyordum.
"325 lira." dedi kasiyer. Telefonum arkasından kartımı çıkarıp uzattım. Baran ödemek için yeltenecekken bakışlarımla sessizliğini korudu. Ona asla ödetmeyeceğimi o da biliyordu. Marketten çıktığımızda dinlenme köşelerinden birine geçip durdum.
"Arabaya taşı bunları tüm mağazaları böyle gezemem." dediğinde başını sallayıp benim taşıdığım torbaları alıp arabanın bulunduğu kapalı otoparka doğru hareketlendi. Onun arkasından kıs kıs güldüm. O sıra telefonuma göz atıp annemi aradım.
"Anne ne yapıyorsun?" dedim. Dinlenme banklarından birisine geçip otururken.
"Ne yapayım kız evi temizledim." dedi.
"Akşam bana gel de yarına bir kazan yaprak sarması yapalım. " dediğimde güldü.
"İçime doğdu herhalde yaptım ben çoktan kız. Akşam getiririm." dedi.
"Anne sen bir tanesin." dediğimde ha diye bir ses çıkardı.
"Bir taneyi tabi ya ne sandın?" dediğinde güldüm.
"Eyvallah Filiz reis. En has sensin." dediğim sıra Baran görüş açıma girdi.
"Anne ararım sonra ben seni. Akşam görüşürüz." dedim telefonu kapattığımda.
Baran yanımda durduğunda oturduğum yerden ayaklandım. Hiç konuşmadan bir üst kata çıktığımızda giyim mağazaları vardı. Kıyafet almayacağımdan emindim ancak gezmekten ne çıkardı öyle değil mi?
"Bayağı da mağaza varmış. Neyse ki tüm gün bizim öyle değil mi? " dedim yüzüne tatlı tatlı sırıtarak bakarken.
"Tabi bizim. Senin için azılı katillerin arasında saatlerce durdum ki iş sarkmasın bugüne diye." dedi. Pis yalancı...
"Yusuf bana tüm işi onlara yıktığını söyledi halbuki." dediğimde mırıldandı.
"Ne dedin?" dedim.
"Birazda Halide çalışsın dedim." dediğinde girdiğimiz mağazanın tam ortasında durdum o da benimle birlikte durdu.
"Neden Halide çalışmıyor mu?" dediğimde sırıttı.
"Çalışıyor canım. Çokta güzel çalışıyor ama yani bizim alan biraz sıkıntılı ceza hukuku sonuçta." dediğinde kaşlarım çoktan çatıldı.
"Maşallah koca adliyede herkes birbirini tanıyor." dedim.
"Halide üst dönemimdendi. Valla ben onu dış ticarette falan olur sanıyordum ama kader işte. " dedi. Gözlerimi devirip mağazanın içerisinde dolanıp çocuk reyonuna yöneldim. Halide üst dönemim mi demişti o?
"Hangi üniversitede okudunuz?" dediğimde sırıtması büyüdü.
"Yani bir Cerrahpaşa olmaz ama Koç, hukuk." dediğinde tam böğrümden vuruldum.
"Yusuf ile aynı dönemden mi?" dedim.
"Öyleydi galiba. Yani bilmiyorum üniversitede pek takılmazlardı. " dedi ve elindeki bir gömleği bana gösterdi.
"Bu nasıl. Kerem yeşili çok sever." dediğinde somurttum.
"Gömlek almayacağım." dedim ve ona arkamı dönüp mağazadan çıktım. Boşa huzursuzluk yapıyordum ama içimdeki bu dürtü beni bırakmıyordu.
"Aden." Baran'ın arkamdan adımı seslendiğini duydum. Dönmedim diğer mağazaya geçtiğimde yanıma ulaşmıştı.
"Sen neye bozuldun birden?" dediğinde saçlarımı savurarak ona doğru döndüm.
"Sana ne !" dedim. Bakışları yumuşarken adımlarını attı ve aramızdaki mesafeyi kapattı.
"Yusuf seni çok seviyor Aden. Buna hepimiz şahit olduk. Senin sevgine de aynı şekilde. Saçma sapan şeyler düşünüp kurma kendini." dediğinde çenemi dikleştirdim. Haspam!
"Ne bu akıl veren tavırlar? Sence nasihat almaya ihtiyacım mı var? " dediğimde dudaklarını araladı ancak konuşmasına izin vermedim.
"Yusuf'un sevgisinden de kendi sevgimden de eminim." dedim. Başını ağır ağır salladı.
"İyi. O zaman Halide'yi sorun etme. İş arkadaşımız. O kadar." nereden anlamıştı ki ondan rahatsız olduğumu?
"Safsataların bittiyse yürü." dedim mağazanın içerisinde gezmeye başlamadan önce. Bu mağazadan da çıkıp diğer bir mağazaya geçtik. Baran bir şeyler gösteriyor ben her seferinde hayır anlamında başımı sallıyordum. Ara sıra oflasa da kendisini hemen toparlıyordu.
Üst kata çıktığımızda Baran artık somurtuyordu. Burada da çoğu mağazayı gezip kitapçıya girmiştik. O oyun satılan kısma geçtiğinde bende kendimi kaybetmemek için Kerem'e uygun kitap raflarında gezinmeye başladım. Yoksa buradan limitimi sıfırlatacak bir alışveriş ile çıkabilirdim.
"Bak bunlar yeni gelmiş. Zeka oyunları bak bakalım nasıllar?" diyerek elinde üç kutu ile yanıma geldi Baran.
"İstiyorsan kendin al. Beğenmedim." dedim burun kıvırırken.
"La havle." dedi fısıldayarak.
"Şikayetçiysen gidebilirsin tek başıma hallederim ben." dedim.
"Yok. Yok sorun yok. Buradan bir şey almayacaksın belli ki çarşıya inelim. " dedi. Üç saati aşkındır buradaydık. Biraz daha kalırım ancak bende çok sıkılmıştım.
"tamam madem çıkalım." dedim. O kutuları yerlerine bırakırken bende çıkışa doğru yöneldim ancak solumdan beklemediğim bir darbe alarak hemen önümdeki anahtarlıkların asılı olduğu kısma çarptım.
"Ah çok çok özür dilerim. Oğlumun peşinden koşturunca göremedim sizi. Çok affedersiniz." dedi bana çarpan kadın.
"Önemli değil." dedim toparlanırken. Baran yanımıza gelmişti.
"Aden ne oluyor iyi misin?" dedi.
"Yok bir şey anahtarlığa çarptım." dediğimde başını salladı.
"Haydi çıkalım." dediğinde çıkışa doğru yöneldik ancak mağazadan dışarı adım attığımız an alarm ötmeye başladı. Mağaza çalışanlarından bize yakın olan iki kişi bize doğru gelirken dönüp Baran'a baktım.
"Neden çaldı ki bu?" dedim. Bilmiyorum der gibi dudak büktü. Görevliler geldi ve karşımızda durdular.
"Hanımefendi cebinizdeki anahtarlığı teslim edin lütfen." dediğinde kaşlarım çatıldı.
"Ne diyorsun oğlum sen?" dedi Baran hiddetle. Ben ceplerimi kontrol ederken pantolonumun arka kemerlik kısmındaki yere etiketi yapışmış anahtarlığı buldum.
"Hanımefendinin üzerinde anahtarlık var. Sanırım daha deminki çarpışma anında istemsiz bir olay yaşandı." dedi adam ancak bunu yanlışlıkla olmuştur ifadesinden daha çok fırsat buldu ifadesiyle demişti.
"Hanımefendi bana çarpınca anahtarlık reyonuna çarptım o yüzden oldu sanırım. Buyurun." deyip anahtarlığı uzattığımda adamın yüzünde beliren ifade beni çok rahatsız etmişti.
"Senin o tipini sikerim. Nasıl bakıyorsun lan kardeşime it?" dedi Baran ve genç adama doğru atıldığında kolundan tutup geri çekmeye çalıştım.
"Baran dur ne yapıyorsun?" dedim ancak etki etmedi.
"Beyefendi ben işimi yapıyorum." dedi adam.
"Başlarım lan işine hırsız muamelesi yaptığın kız tek bir lafıyla bu alışveriş merkezini aldırır." dediğinde durup baktım ona. Bu savunmacı tavrı komiğime gitmişti. Yani zamanında bana kendisi hırsız muamelesi yapmış olmasaydı belki etkilenirdim.
"Baran büyütme." dedim. Dönük bana baktı.
"Sana hırsız muamelesi yapamaz." dedi sertçe. Kollarımı göğsümde başlayıp dik bakışlarımla baktım ona.
"Yapar, yapabilir. Sen yaptın o neden yapmasın? Üstelik üzerimde onlara ait bir eşya da var." dediğimde dik duruşu sarsıldı.
"Dediğim gibi beyefendi çarpışınca olmuş olmalı. Eminim ki kamera kayıtları mevcuttur." dedim adama dönerek. Yanında ki genç kız cevapladı bu sefer.
"Hanımefendi haklı Mert Bey. Uzatmayalım belli ki kasti bir durum yok." dedi. Sağ ol bacım.
Alışveriş merkezinden çıktık. Arabada oldukça gergin ve sessiz bir ortam vardı. Gerçi gergin olan ben değil Baran'dı. Beşiktaş'ın çarşısına geldiğimizde uygun bir park yeri için biraz dolandık. Sonunda arabadan indik ve yan yana yürümeye başladık.
"Aden." dediğinde döndüm. Başımı salladım ne oldu der gibi.
"Özür dilerim." dedi birden.
"Dile bana ne." dedim.
"Affetmeyeceğini biliyorum ama af dinlemezsem..." dedi ve sustu.
"Affetmememi söylemiştin. Şimdi ne bu haller." dediğimde gözlerini kaçırdı.
"O kolyeyi senin çaldığını hiç düşünmedim. Sadece o an sağlıklı düşünemiyordum ve.." dedi ancak devam etmesine izin vermedim.
"Sizin çürük vicdanlarınız iyileştirmeyeceğim Baran o nedenle boşuna çeneni yorma." dedim ve yürümeye başladım.
"Haydi almamız gereken bir hediye var." site dönüp söyledim ona.
"Kıyafet ve oyuncağı eledik. Böyle olunca da insanın aklına bir şey gelmiyor tabi?" dedi Baran. Tabi kendisi en güzel hediyeyi verecekti, rahattı.
"Tuzun kuru tabi." dedim.
"İstersen köpeği sen hediye et. Ben başka bir şey bulurum." dediğinde adımlarım durdu.
"Tatlı şey seni." dedim itici bir tonda.
"Bulurum ben kendi hediyemi. Hayır seni de yanımıza fikir veresin diye aldık ama anca kıyafet oyun gösterdin." dediğimde derin soluk çekti.
"Ama sende her şeye burun kıvırıyorsun abim?" dedi. Gözlerimi devirip yürümeye devam ettim.
"İster kıvırır ister bükerim. Burun benim." dediğimde güldü ve uzun adımlarıyla yanıma gelip kolunu omzuma sardı.
"Sen hayırdır koç?" dedim ve kolunu omzumdan itekledim. Bu sefer gözlerini deviren o oldu.
"Boş bulundum." dediğinde "Bulunma" dedim.
Çarşıda gezerken çoğu mağazaya girip çıktık ancak hepsinde elim boştu. Yani bir ara kendime mi bir şeyler alsam diye düşünmeden edemiyordum. Ama azıcık kalan param bana kıçıyla gülüyordu. Son dükkandan da çıktığımızda tüm çarşıyı gezmiştik ama hala bir şey bulamamıştım. Arabaya doğru yürürken gözüme çarpan çiçek dükkanı ile duraksadım.
"Buldum." dedim.
"Ne buldun?" dedi Baran.
"Neyi olacak Baran sabahtan beri neden geziyoruz biz? Hayır bir anlasam anneniz sizi neyle besledi." dediğimde güldü.
"Sen bu çeneyle tıp değil hukuk okumalıymışsın." dediğinde tip tip baktım suratına.
"Avukatların çok iyi yalan söylediklerini söylerler. Yani tam senlik." dedim ve çiçekçi dükkanına doğru yürüdüm.
"İyi ve etkileyici bir savunma yapmak ne zamandan beri yalan söylemek oldu?" dedi. Mesleğine düşündü anlaşılan.
"Yani hepsi için geçerli değildir elbette ama şu kolye olayını bir anımsadım da. Manipüle etme yeteneğin çok iyidir senin kesin." dedim ve dükkana girdim.
"Hoş geldiniz." dedi dükkanda bizi karşılayan genç kız. Ben kıza bakakalırken Baran yanımda belirdi.
"Ben manipülatör falan değilim." dedi ve başını kaldırıp bana baktı. Benim bakışlarımı fark ettiğinde baktığım yöne baktı.
"Aden, çiçekçi diye cennete mi düştük ne yaptık?" dedi Baran.
"Öyle yaptık herhalde maşallah afeti devran." dedim. Yani bende güzeldim, Güneş'te annemde, Sema abla da hatta Zümrüt Hanım'ın bile maşallahı vardı ancak bu kız neydi böyle?
"Merhaba." dedi bizim şaşkın bakışlarımıza ürkek bakışlarla bakarken.
"Merhaba." dedim kendimi toparlarken. Baran'ın hali aynıyken dirseğimi sertçe geçirdim.
"Nasıl yardımcı olabilirim?" dedi kız. Ya aynı yaştaydık ya da birkaç yaş büyüktü. En fazla yirmi ikiydi belki.
"Ağaç fidesi var mı sizde ?" dediğimde tatlı bir şekilde gülümsedi.
"Biz çiçekçiyiz efendim. Fidan satılan yerler ayrı." dediğinde başımı salladım.
"Peki buralarda var mı?" dedim.
"Bir dakika bekleyin lütfen." dedi ve arka kısma geçtiğinde hızla Baran'a döndüm.
"Sil şu salyalarını." dedim omzuna sertçe vururken.
"Aden." dedi. Ama hayır ya ben bu ifadeyi çok yakından tanıyorum.
"Baran lütfen birde seni çekemem." dedim ama oralı olamadı Ah Emir Ah hepsinin yüzünden.
"Aden ben aşık olduk galiba." dediğinde ağlak bir ifadeyle ofladım. Neden ben ya ?
"İyi bok yedin. Düzelt şu sıfatını kız seni sapık sanacak." dediğimde bakışları beni buldu. Sonunda!
"Buyurun." diyerek yanımıza geri geldi kız. Elindeki kartviziti bana uzattı ancak benden önce Baran uzanıp aldı. Kartı alırken kızın parmaklarına mı dokundu o? Baran, ellerini köpeklere ısıra Baran.
"Çok teşekkürler, iyi günler." dedim ve Baran'ı dürtüp çıktım dükkandan. Arabaya geçerken arada arkaya kaydı bakışları. Yüzünde şapşal bir gülüşle aval aval etrafa bakıp yürüyordu. Bu hali bana nedensizce Emir'i hatırlatmıştı.
"Arkadaş aynı kandan da değilsiniz ne bu aynı hal ve tavırlar?" dediğimde dikkatini sonunda çekebilmiştim.
"Ne?" dedi.
"Muz diyorum muz çok faydalı." dediğimde kaşlarını kaldırıp güldü.
"Doğru diyorsun." dedi ve arabaya bindi. Bende yanına geçip oturduğumda bana döndü.
"Muz ne alaka kızım şimdi?" dediğinde güldüm. Köşeli değil bildiğin labirentti bir yerleri anlaşılan.
"Yok bir şey. Haydi sür fidanlığa." dedim emniyet kemerimi takarken. Fidanlığa geldiğimizde istediğim iki ağaç fidesinin siparişini vermiştim. İki gün sonra gelip alacaktım.
"Acıktın mı?" dediğinde başımı salladım. Acıkmıştım valla.
"Acıktım eve gideyim de anamın dolmalarını yiyeyim." dediğimde güldü. Eve giderken yolda bir pastanenin önünde durmuş tatlı almıştı. Eve vardığımızda sonunda demiştim tün gün dışarıda olmak hiçte bana göre değilmiş valla.
"Torbaları bir zahmet yüklen aslan parçası." dedim ve indim arabadan. Ben önde o arkamda girdik binanın içine. Asansörün önünde beklerken acaba ellerinde torbalarla yukarı mı çıkartsaydım diye düşünmedim değil ama neyse.
Asansöre girdik. Elindeki torbaları köşeye bırakıp sırtını yasladı. Bende onu görecek şekilde geriye doğru yaslandım.
"Ama çok güzeldi be." dedi kendi kendine konuşurken. Aklı hala çiçekçi kızdaydı.
"Adını da öğrenemedim ya." gülmeden edemedim. Aptal gözü kızdan sonra dönünce etrafına bakıp çiçekçinin adını görmemişti. Gerçi bende emin değildim ama çalışan gibi durmuyordu. Başkasının da adını koymadıysa kızım adı kabak gibi ortaydı ancak bu şapşal fark etmemişti. Hayır birde avukattı bu değil mi?
"Neyse önüme gelene çiçek alasım tuttu zaten. Sık sık uğrarım." dedi ve burada koptum. Kahkahalarım asansörü inletirken bana baktı.
"Koç Üniversitesine gitmek farz oldu. Hiç yakışmıyor sana o diploma geri alsınlar." dedim.
"Aden yani abim valla Doğu gibisin ne dediğini onuncu defa da anlıyorum." dediğinde dil çıkardım.
"Allah Allah o senin labirente dönmüş beynindendir. Ayrıca biraz dikkatli olsaydın dükkanın tepesinde yazan koskocaman Bennu adını da görürdün geri zekalı." dedim.
"Kızım abinle nasıl konuşuyorsun sen?" dedi sonra bir durup gözleri irileşerek baktı bana.
"Bennu mu dedin sen?" dediğinde "Katıksız geri zekalısın." dedim. Asansöre durduğunda çıktım. O torbaları almaya çalışırken asansörün kapısı kapandı ve asansör aşağı inmeye başladı. Oh canıma değsin. Eve geçtiğimde annem çoktan gelmişti.
"Sonunda kız neredesin kaç saattir sen?" dediğinde ben kendimi koltuğa bıraktım.
"Kerem'e doğum günü için hediye baktım. Daha doğrusu baktık." dedim.
"Emir dediğinde inanmamıştım valla. Ne düştü kız başına?" dediğinde güldüm.
"Çok sinsiyim değil mi kız?" dediğimde annem güldü.
"Kız sen sinsi olsan ne olacak, Haspama bak." dedi.
"Emir nerede?"
"Güneş ile stüdyoda." dediğinde başımı salladım. Birazdan geçirdim yanlarına.
Kapı çaldığında annem "kalk aç şunu" dedi ve televizyona döndü. Oflayarak açtım kapıyı Baran ellerinde torbalarla karşımdaydı.
"Erkencisin." dedim.
Alt katta indim. "dediğinde başımı salladım. Uzanıp torbaları aldım elinden. Sonra suratına bakıp tatlı tatlı gülümseyip kapıyı aniden kapattım yüzüne.
Kız terbiyesiz aç çabuk kapıyı." dedi annem.
"Neden ya?" dediğimde yanımda bitti ve kapıyı açtı Baran hala buradaydı.
"Baran hoş geldin geç içeri oğlum."
Baran anneme gülümseyerek girdi içeri. Ayakkabılarını çıkartıp salona geçtiğinde Emir ve Güneş'te stüdyo odasına çıkıp yanımıza gelmişlerdi. Güneş ile Emir'in tam ortalarına geçip oturdum. Güneş buna gülerken Emir çatık kaşlarıyla baktı bana. Sen hayırdır Emir?
"Ne aldın?" diyen Güneş'e döndüm.
"Ağaç fidesi." dedim.
"Ağaç fidesi mi?" dedi Emir.
"Evet, kendi büyüteceği, gölgesinde huzur bulacağı ona ait iki ağacı olacak. " dedim.
" Güzel düşünmüşsün kız. "dedi annem.
Yemek hazırlamak için hepimiz mutfağa geçmiştik. Annem, Güneş'e yine çorba yaptırırken ben yine salata yapıyordum. Baran ve Emir ise masayı kuruyordu. Annem yaptığı çeşit çeşit dolmaları ısıtıp tabakalara alırken kapı çaldı.
" Ben bakarım." dedim. Kapıyı açtığımda Yusuf, yanında Aslan, Doğu ve Kerem ile karşımda duruyordu.
"Beyler." dediğimde Kerem yanıma geldi. Ayakkabılarını çıkarıp ona aldığım ev ayakkabısını giydi ve kollarını onun için eğilen bedenime sardı.
Aslan ve Doğu içeri geçtiğinde artık kucağıma alamadığım fındık kurdumu önüme aldım ve sevgilime baktım. Yorgun görünüyordu.
"Sevgilim, hoş geldin." dedim.
"Hoş buldum güzelim. Canım kayınvalideciğim al çocukları gel deyince akan sular durdu." dediğine gülüp uzanıp yanağını öptüm. İçeri geçtiğimizde hemen masaya geçmiştik.
Artık bu ev, bu masa kalabalık olmaya alışmıştı. Herkes yemeklerini yerken göz gezdirdim hepsinde. Burada olmaktan çok mutlulardı. Tam boylara baktım. Onlar beni koca malikaneye sığdıramazken ben onları küçük evime sığdırmıştım. Hayat böyleydi işte kocaman dünyan olsa sığamaz gider küçücük kuytularda huzurla yemek yerdin.
"Yavrum?" dedi Yusuf hemen yanımda fısıldarken. Büyük ihtimalle yemek yemeden onları izlemem dikkatini çekmişti.
"Beni kalbine sığdırsan bana yeter Yusuf. Fazlasında gözüm yok." dediğimde şefkatle baktı gözlerime.
"Seni yere göğe sığdıramıyorum be yavrum kalbim laftan ne anlar. Başımda, ruhumda, kalbimde her yer senin." dediğinde sol gözümden yaşım süzüldü ama düşmeden yakaladı yaşımı.
"Seni seviyorum." dedim.
"Seni seviyorum." dedi.
Onun sevgisi, annemin sevgisi ve kardeşlerimin sevgisi bana yeterdi. Gerisine gerekte yoktu...
* * *
Yorumlar