ADEN 33. BÖLÜM DOĞUM GÜNÜ
33. DOĞUM GÜNÜ
Üç gün çok hızlı geçmişti ve nihayet Kerem'in doğum günüydü. 16 Eylül... Uyguroğlu malikanesinde aile içerisinde küçük bir kutlama olacaktı. Aynada son kez kendime baktım. Yüksek bel dar kotum ve onun üzerinde ince askılım vardı. Her zamanki gibi çok hafif bir makyaj yaptım ve odamdan çıkıp Emir'in odasına girdim.
"Emirrrrrrrrr." diye bağırarak girdim içeri. Hala uyuyordu. Yatağın yanına vardım. Ne yapsam da uyansa diye düşünürken komedinin üzerinde duran sürahiyi gördüm. Uzanıp aldım ve başından ayaklarına kadar gezdirerek suyu döktüm.
"Aden defol git." dedi aksi sesiyle. Sonunda uyanmıştı. Gülüp yanına ulaştım. Emir canım Emir. Omuzunu sertçe tutup çekiştirdim.
"Emirrrrrrrrr, uyan Emir." kulağının dibinde bağırdım.
"Ya kızım." dedi ve gözlerini araladı.
"Aman da aman kızar mıymış benim Emir'im." dedim. Bugün aşırı sevgi pıtırcığı olmuştum. Haydi hayırlısı diye geçirdim o an içimden.
"Ne bu enerji?" dedi dirsekleri üzerinde durunca.
"Fındık kurdumun doğum günü. Enerjik ve mutlu olmalıyım." dedim. Yarım ağız gülüp ayaklandı.
"Maşallah bebeğime nazar değmesin tü tü tü."
"Manyak." dedim gülerek ve ekledim. " Hadi duşa gir. Bende kahvaltı hazırlayayım önce annemi alacağız sonra da fidanlığa." dediğimde başını sallayarak banyoya girdi, bende mutfağa geçtim. İkimize de tost yapıp meyve suyu çıkarttım. Ekstra domates ve salatalık da doğradım. Telefonum çaldı o sıra.
" Yusuf. " dedim tün neşemle. Bugün gerçekten de çok neşeliydim.
" Yusuf'un canı. Çok neşelisin güzelim. Günüm bir kez daha aydı sesinle." dediğinde kıkırdadım. Oynak Aden'den kıkırdak Aden'e geçiş yaptım resmen.
"Günün hep aydınlıkla dolsun sevgilim." dedim.
"Seni bana yazana şükürler olsun." dedi. Sesindeki o minnet o kadar dolu doluydu ki bende şükrettim rabbime bir kez daha Yusuf'umu bana getirdiği için.
"Şükürler olsun sevgilim." dedim. "Adliye misin?"
"Evet güzelim, bugün çok yoğun bir gün olacak." dediğinde iç çektim.
"Allah kolaylık versin sevgilim." dediğimde güldü.
"Allah bana seni vermiş yavrum daha ne verecek?" dedi.
"İyi bir şey dediğini varsayıyorum." dedim on takılırken.
"İyi olmaz mı dünyamın en iyi şeyi." dediğinde güldüm.
"Aferin yiğidim." dedim. Bir süre daha konuşup kapattık. Başımı kaldırdığımda Emir'i karşımda otururken gördüm.
"Kız sen cilvede mi yapmayı öğrendin?" dedi tostunu yerken. Karşına geçip oturdum.
"Bırak sen şimdi sen benim işve cilvemi. Sizi anlat nasılsınız?" dedim.
"İlk başta çok tereddütlüydüm. Yani durumu malum ama çok iyi. Her şey çok iyi gidiyor. Doktoru olumlu yönde çok iyi bir ilerleme kaydettiğini bile söylemiş hatta benimle de görüşmek istiyormuş. "dedi. Lokmamı yutup cevap verdim.
" Fark ettim bende. Çok çok daha iyi. El titremeleri bile kesildi. Annemde öyle. Uyguroğlu ailesi bana iyi gelmedi ama sevdiğim herkese dokundu bir anlamda. " dedim. Uzanıp yanağımı sıkıştırdı.
" Geçen gün Doğu ile çıktık. İki lafının ikisi de hep sendin." dedi. Saçını karıştırıp tekrar konuştu.
" Tam boylar gerçekten pişmanlar. Hiç şans vermeyecek misin? "dediğinde elimdeki bardağı tezgaha tekrar koydum.
" Emir lütfen. " dedim ancak üsteledi.
" Bazen onlarla bir arada olduğumuzda senin anlattıkların geliyor aklıma. O an hepsinin yüzüne yumruğu geçirmek istiyorum ama gözlerine değince gözlerim orada seni görüyorum. Senin gözlerinde gördüğüm o küçük çocuğu onların gözünde de görüyorum."
"Yapamıyorum Emir. Onları affedersem kendime ihanet ederim." dedim. Yutkunup meyve suyumdan büyük bir yudum alıp soluklandım.
"Onlara ben değil Emir, onları ilk öğrendiğinde gizli gizli sevinen o çocuk kırgın. Onların sevgisine heveslenen o küçük kız çocuğu kırgın ve ben o çocuğu üzemem." dedim ve ayaklandım. O çocuk acısını, hıncını çıkaramamıştı ve bunun yükü Aden'i çok zorluyordu.
"Haydi bugün çok neşeliyim bunu bozmayalım. Hem ben seni sordum sende hemen bana döndün. Kalk haydi kalk." dedim ve ayakkabı dolabına yöneldim. Siyah spor ayakkabılarımı çıkarıp giyindiğimde yanıma geldi.
"Kot ceketimi ister misin?" dedi. Gülümseyerek salladım başımı. Odasına geçip ceketle geri geldi. Sonunda evden çıktık ve arabaya geçtik.
"Günaydın Haydar abi." dedim.
"Günaydın kızım." dediğinde gülümsedim.
"Haydar'ım bizi bu bebeğimle Filiz'ciğime uçur." dediğinde güldüm. Arabasına aşıktı.
Annemi alıp direk fidanlığa geçtik. Biri çınar fidesi diğeri kavak fidesiydi. Saat daha erkendi. Hep birlikte bir kafeye geçtik. Hepimiz birer kahve ve tatlı alıp oturduk. Haydar abi ile annem yan yana biz Emir ile yan yanaydık.
"Okul ne zaman başlıyor kız?" dedi annem oturur oturmaz.
" İki haftası var anne. "dedim. Başını sallayıp Haydar abiye döndü.
" Benim veletler yaramazlık yapmıyor inşallah? "dediğinde Emir ile birbirimize baktık. Yok artık anne.
" Yok Filiz Hanım. İkisi de aklı başında çocuklar. "dedi Haydar abi.
" Öyle olacaklar tabi ben yetiştirdim."
Emir ile tekrar birbirimize bakıp güldük. Birkaç saat burada zaman geçirip kalktık. Saat üçe geliyordu anca giderdik. Yola çıktığımızda Yusuf'u aradım ancak açmadı. Kutlamaya geçtiğimize dair mesaj attım. Büyük ihtimalle duruşmadaydı.
Sonunda Uyguroğullarının evine geldiğimizde bu evden son halim geldi gözümün önüne. O zaman buraya bir daha gelmem demiştim ancak hayat tükürdüklerimizi yaşadığımız bir dizi olayla yeminle doluydu. Söz konusu Kerem'i ve akan sular duruyordu.
"Kız bu nasıl bir ev? Bu ev ise bizim ev dediğimiz şey ne?" dedi annem.
"Burası ev anne bizimkisi yuva." dedim. Gülümseyip başını salladı.
"Haydar abi gel sende." dedi Emir.
"Yok oğlum, uygun olmaz." dedi Haydar abi.
"Olur mu canım gel haydi." dedim. Ancak kabul etmedi, bizde üstelemedik gerçi o da haklıydı bu evin kasveti adamı yerdi. Emir bir yanımda annem diğer yanımda ellerimizde hediyelerimizle girdik bahçeye. Elimdeki fideleri biraz daha yasladım kendime.
"Hoş geldiniz." diyerek açtı kapıyı Güneş biz daha çalmadan. İlk önce anneme sonra Emir'e sarıldı. Elimdeki fidelerden birisini alıp yanağımı öptü.
"Kerem etrafta yokken bu fideleri ön bahçeye alalım." dediğinde başımı salladım. O sıra Aslan ve Doğu çıktı kapıya. Onlarda hoş geldin faslı geçirip annem ve Emir ile içeri geçtiler. Bizde Güneş ile birlikte ön bahçeye yürümeye başladık.
"Nasılsın bebek?" dedim.
"Bomba gibiyim. Biraz korkuyorum ama şu an çok iyi her şey." dediğinde gülümsedim.
"Bence de kork benim gibi bir görümcen olacak." dediğimde kahkaha attı.
"Senden hasını bulamam zaten. Başımın üstünde yerin var." dedi. Bahçeye vardığımızda koruluk kısmına geçip fideleri bıraktık.
"Annem bir süre şey hazırlattı. İnanmayacaksın ama asla yememize izin vermediği çoğu şeyi yaptırdı." dediğinde kaşlarımı kaldırıp dudak büktüm.
"Bizde yeriz o zaman." dedim. Başını hevesle salladı.
Bahçe kapısından eve girdiğimizde bizi karşılayan ilk kişi Yağız Bey oldu. Aramızdaki birkaç adımlık mesafeyi kapatıp ikimizi de kolunun altına alıp önce beni sonra Güneş'i öptü. Uyguroğlu ailesinin erkekleri çok ani davranıyordu ve ben her seferinde hazırlıksız yakalanıyorum. Kolunun altından çıkıp annemin yanına geçtim. Emir tam boylarla ayrı bir köşe de sohbet ediyorlardı.
"Aden, hoş geldin." diyen Zümrüt Hanım ile bakışlarımı arkama çevirdim. Her zaman ki gibi oldukça şıktı. Elinde bir tabakla ayakta dikiliyordu.
"Hoş bulduk." dedim ve önüme döndüm. Gözlerim Kerem'i aradı ancak etrafta görünmüyordu.
"Fındık kurdum nerede?"
"Odasında. Kendisi hazırlanacakmış yardım etmemizi istemedi." dedi Güneş.
"Büyüdü tabi." dedim gülerek. Biz böyle laflarken kapı çaldı.
"Biz geldik." diyerek girdi içeri Sema abla. Yanında Sefa abi ve Baran vardı ancak Yusuf yoktu. Bana geri dönüşte yapmamıştı.
"Ay güzel gelinim de burada." dedi ve koşar adım yanımıza gelip beni kolları arasına aldı. Hastane günlerimizde çok daha yaklaşmıştık. Bende sıkıca sarıldım. Sefa abi ile de sarıldık. Koltuklara geçtiğimizde Baran elinde bir sürü çiçek demeti ile belirdi yanımızda. Çiçek? Bennu? Harbi dediğini yapmıştı anlaşılan.
" Sema sultan en sevdiğinden." dedi ve şakayık demetini uzattı. Sema abla çok mutlu bir şekilde aldı çiçeğini.
"Filiz abla, Güneş en çok papatya sever sende seversin diye düşündüm." dedi ve anneme papatya demetini uzattı. Doğru bilmişti, annem papatya severdi.
"Sen ne fenasın maşallah oğluma." dedi annem. Baran gülüp diğer papatya demetini Güneş'e verdi. Güneş abisine teşekkür edip papatyasıyla aşk yaşamaya başladı. Baran elinde kalan iki demetle bir bana bir annesine baktı. İkisi de beyaz güllerle dolu bir demetti. Önce annesine gitti.
"En sevdiğinden." dedi ve uzattı. Zümrüt Hanım dolu dolu gözlerle teşekkür edip aldı çiçeği. Uzanıp öptü oğlunu. Baran titrek bir gülüşle annesinden uzaklaşıp bana yöneldi.
"Flörtleşmene bizi alet ettiğine inanamıyorum diyeceğim ama söz konusu olan sensin." dediğimde güldü.
"Hayatımın en değerli kadınlarına çiçek almam ne ara flört davası oldu." dedi gülerek. Göz devirdim. Şu an o çiçekçide neler olduğunu çok merak etmiştim.
"Annem beyaz gül sever. Sende seversin değil mi?" dedi Baran. Bir ona, bir Zümrüt Hanım'a bir de beyaz güllere baktım. Beyaz gül severdim.
"Severim." dediğimde uzattı gülleri.
"Alırım ama bir şartla." dedim biraz kısık sesle.
"Ne?" dedi.
"Bana bu çiçekleri aldığında neler olduğunu anlatacaksın." dedim. Gülüp başını salladı. Uzattığı gül demetini alıp koydum kucağıma.
"Yusuf nerede?" dedi benden önce Aslan.
"Son dakika işi çıktı. Gelir birazdan." dedi Baran ve yanıma oturdu.
"Adı Bennu." dedi kulağıma doğru fısıldarken. Yandan bir bakış attım ona.
"Gördün mü bari koca tabelayı?" dedim. Gülüp başını salladı.
"Çok güzel, o kadar güzel ki..." dedi iç çekerek. Gülüp başımı sağa sola salladım. Sanrım harbiden hoşlanmıştı kızdan.
"Bu kadar çiçek alınca bir kaşları falan çatıldı." dediğinde dönüp baktım ona.
"Dedim ailemin kadınlarına alıyorum." dedi. Dudağımın köşesi yanağıma doğru kalktı.
"Kıza kendini yanlış tanıtma bence sonra hayal kırıklığı yaşamasın." dediğimde yüzü düştü. Derin bir nefes alıp verdim. Bu aralar onun üzerine çok fazla oynuyordum.
"Sende ne somurtuk çıktın." dedim ters ters. Yüzüme baktı. Büyük ihtimalle ciddi miyim ya da ona takılıyor muyum anlamak istiyordu.
"Sen şimdi her gün gidip çiçek alırsın." takıldım ona.
"Öyle olacak sanırım." dedi tekrar gülümserken.
"Merhaba." diye bağırarak Kerem girdi içeri. Koşarak önce annesinin kolları arasına girdi. Oradan babasına. Sarıya kaçan kumral saçları çıkmıştı sonunda. Teninin rengi sağlıklı görünüyordu.
"Aden abla nasıl olmuşum?" dedi Baran'ın kucağına çıkarken.
"Çok yakışıklı olmuşsun fındık kurdum. Kaçırsam mı seni?" dediğimde kıkırdadı.
"Yusuf abim kabul etmez ki." dediğinde Baran ile güldük.
"Neyi kabul etmiyorum?" Yusuf'un sesi kulaklarıma ulaştığında başımı salonun girişine çevirdim. Tüm yakışıklılığı ile bize doğru yürüyordu. Önce annesine ve babasına sarıldı. Sema ablayla Sefa abi geçirdiği krizden sonra üzerine çok daha fazla düşüyorlardı. Ayaklanıp bana gelmesini bekledim.
"Güzelliğim." dedi ve kolları arasına aldı. Alnımı öpüp geri çekildi.
"Hoş geldin." dedim gülümseyerek.
"Hoş buldum. Neyi kabul etmezmişim?" dedi bir kez daha.
"Aden ablam beni kaçırmak istiyormuş ama sen izin vermezsin değil mi?" dedi Kerem.
"Sana bir torpil geçerim. " dedi Yusuf. İç çekerek yüzümde şapşal göründüğüme emin olduğum bir sırıtışla güzel yüzüne baktım.
"Tamam ayrılın ayrılın valla olan var olmayan var." dedi Doğu.
"Küçük boy haklı dağılın. Olup yanaşamayanda var." diye ekledi Emir.
Emir dilini eşek arısı soksun Emir.
"Sus lan değişik." dedi Aslan ve Baran aynı anda. Zümrüt Hanım boğazını temizlerken göz gezdirdim etrafta. Güneş utançla başını eğerken Emir kollarını birbirine bağlamış dudak bükerek Aslan'a bakıyordu. Emir'i seviyorlardı ve sanırım Yusuf'a yapamadıkları terslikleri ona yapıyorlardı.
Doğum günü kutlamasına geçmeden önce yemek yedik. Zümrüt Hanım gerçekten de çeşit çeşit şeyler hazırlattırmıştı. Hemen önüme bıraktığı yaprak sarması olan tabakla başımı ona çevirdim.
"Senin için yaptırdım. Bende denedim ama yemek konusunda pek iyi değilim." dediğinde kaşlarım hayretle yukarı kalktı. Benim için mi yaptırmıştı hem de denmişti? Taş yağacak taş.
"Teşekkür ederim." dedim ve önüme döndüm. Annem ile göz göze geldiğimde bir bana bir tabağa baktı. Göz devirip küçümser bir bakıl attı Zümrüt Hanıma. Yemek faslı oldukça gürültü geçerken Yusuf'a dönüp kulağına fısıldadım.
"Çok mu yoğundun? Baran son dakika bir işinin olduğunu söyledi." dediğimde kadehini bırakıp bana döndü.
"Peş peşe davalara girdim. Çoğu mental olarak zordu. Sonra incelemem gereken bir dosya geldi. Uzun zamandır bugün ki kadar yorulmamıştım." dediğinde şefkatle bektim güzel gözlerine. Alnına düşen saçlarını iteledim parmak uçlarımla.
"koynumda dinlendiririm ben seni." dedim fısıldayarak.
"Dinlerdir yavrum hayır demem. Koynunda uyut beni." dediğinde kıkırdayıp geri döndüm önüme. Elbette annemle tekrar göz geldik. Bize kısık gözlerinin altından bakıyordu ve bakışları takunya diye bağırıyordu. Bakışlarımı ondan kaçırıp diğerlerinde gezdirdim. Herkes bir sohbet içerisindeydi. Yemek faslı da böyle geçip gitti. Bu evde rahat hissederek yediğim ilk yemekti sanırım.
Doğum gününü kutlamak için bahçeye geçtiğimizde Kerem sabırsızlanmaya başladı. Buraya da bir masa kurulmuştu. Kerem oradan oraya koşturuyor hediyelerini merak edip bizlere soruyordu. Aslında benimkisi kabak gibi ortaydı ancak hediye paketlerine sarılmadığı için dikkatini çekmiyordu. Bir süre oturup çay ve kahve içmiş sohbet etmiştik. Kerem daha fazla dayanamadığı için sonunda hepimiz bahçeye hazırlana masanın başına geçtik.
Masanın uzun kenarına ortada Kerem, sağında annesi solunda babası olacak şekilde yerleştiler. Onların yanlarına da diğerleri karışık şekilde yerleştiğinde beni Baran, Emir'i ise Doğu yanına çekti. Yusuf annemi alıp yanıma geçti, Sema ablayla Sefa abide Emir'in yanına geçtiğinde nereden çıktığını anlamadığım Kiraz elinde fotoğraf makinası ile çıkageldi.
"Gelenek gibi bir şey. Hepimizin doğum günlerinde böyle ailecek çekiliriz. Yusuf'un doğum gününde de. " dedi Baran açıklama yaparak. Doğum günlerinde fotoğraf çekmek elbette normaldi. Ancak bu aile fotoğrafında olmamız... Düşüncelerim o kadar yoğunlaşmıştı ki doğru kelimeyi bile seçemedim o an.
Anneme baktım önce. Yusuf onu kolunun altına almış, annemde kolunu beline sarmıştı. Emir'e döndüm. Doğu ve Aslan ile gülerek sataşıyor, Güneş ise abilerini engellemeye çalışıyordu. Sefa abini bana bakan gözlerine takıldı gözlerim. Ne hissettiğimi anlayan bakışlarıyla teselli etmek istedi beni. Titrek bir gülüş kondu dudağıma. Bu fotoğraf karesi benim için çok kıymetli olacaktı. Tüm hayatımın özeti olacaktı. Tüm duygularımın yansıdığı bir fotoğraf. Mutluluklarım, kırgınlıklarım, kızgınlıklarım, korkularım... Aşkım...
"Çekiyorum." dediğinde Kiraz, dönüp ona baktım. Yüzüme bir gülüş yerleştirdim. Sonrasında Kerem pastasını üfledi. Hep bir ağızdan doğum günü şarkısını söylerken çok mutluyduk. Ben çoğu şeye onun iyileşmesi için katlanmışken şimdi yeni yaşını kutlamak beni daha da duygulandırmıştı. Halbuki günün ilk ışıklarında ne kadar da enerjiktim.
Pastadan sonra peş peşe bir sürü fotoğraf çekildi. Tam boylarla, Güneş'le, Kerem'le. Zümrüt Hanım ve Yağız Bey'le bile fotoğraflarımız oldu. Yusuf beni kendisine çekip elindeki kamerayı Güneş'e uzattı.
"Fark ettim de sevgilim. Kaç aydır beraberiz ama hiç fotoğrafımız yok." dediğinde bir an durdum gerçekten de hiç baş başa bir çift olarak fotoğrafımız yoktu. Güneş sarmaş dolaş bir kaç poz verdik ve birkaç tane de selfie çekindik. Yusuf ir tanesini sosyal medyasında paylaştığında içimdeki Oynak Aden tepindikçe tepindi.
"Sosyal medya açmak farz oldu bana." dedim.
"Aç sevgilim. " dediğinde sırıttım. Ah masum sevgilim ah...
Kerem sonunda hediye kısmına geçtiği için çok mutluydu. İlk hediyeyi annem verdi. Beşiktaşlı olan Kerem'e siyah beyaz bir kazak örmüştü. Annemden sonra Sefa abi ve Sema abla ona büyük ahşaptan gemi maketi hediye etti. Bu çocuğun lego ve maket takıntısı beni benden alıyordu. Güneş ve Emir aynı anda verdiler hediyelerini. Doğu en iyisi benim diyen bir ifade ile Kerem'in yanına geldi ve hediyesini uzattı. Kerem hediyeyi açtığında ilk defa çığlık attı. Herkese teşekkür edip tatlı tatlı gülümseyen çocuk çığlık attığına göre bayağı büyük bir hediyeydi.
"Abi gerçekten mi?" dedi heyecanla. Kutunun içinden Beşiktaş forması çıkarıp havaya kaldırdı. Beyaz formanın arkasında Cenk Tosun ve Kerem yazıyordu. Asıl olaysa Cenk Tosun'un hemen altında kocaman bir imza vardı.
"Ulan şansıma tüküreyim." dedi Aslan. Bir Kerem'in elinde tuttuğuna bir de kendi elinde tuttuğu kutuya bakıyordu. Durumu anlayınca kıkırdadım. İkisi de aynı şeyi düşünüp yapmışlardı demek ki. Kerem mutluluk sarhoşuyken Aslan yanına gidip kutuyu uzattı.
"Bu da benden yavru aslanım." dedi Aslan.
Kerem kutuyu açtığında yine çığlıkları sardı etrafımızı. Formaya baktığımda diğer forma ile tıpa tıp aynı olduğunu gördüm. Tek fark bu formada Cenk Tosun değil Necip Uysal yazıyordu ve sanırım tüm takımın imzası vardı.
"Çok teşekkür ederim." dedi ve iki abisine de sarıldı. Sonra anne ve babasının hediyesini açtı. Koca bir kutunun içinde okul malzemeleri vardı.
"Okula tekrar başlayacaksın bebeğim." dedi Zümrüt Hanım.
"Yaşasın." diyerek sevinçle bağırdı Kerem. Aferin koçum, aferin fındık kurdum.
Ağaç fidanlarını ikimiz adına almıştım ancak Yusuf kendisine yeni aldığı saatin yanında çocuklara göre bir saat görmüş ve almıştı. Saatin arkasına Yusuf ve Aden'den Fındık Kurdu'na yazdırmıştı. Büyüdüğünde de takabilmesi için ayrı bir kayış daha yaptırmış ona da aynı şeyi yazdırmıştı.
"Aslanım ablan ve benden ilk hediyen." dedi ve uzattı hediye paketini. Kerem heyecanla açtı.
"Ama bu çok güzel." dedi Kerem. Heyecanla babasına dönüp gösterdi saati.
"Baba bak seninkiler gibi. Benimde var artık söz bir daha seninkileri takmam." dedi ve dönüp Yusuf'a sarıldı. Yusuf onu kucakladı.
"Bizden son bir hediye." dedim uzanıp kızarmış yanağını öperek. Onu ilk gördüğümde yaşından çok daha küçük gösterirken şimdi gerçekten yaşını gösteriyordu. Ağaç fidelerinin yanına hep birlikte gittik.
"Bu çınar ağacı. Sonsuz yücelik anlamına geliyor. Güçlü, dayanıklı ve uzun ömürlüdür. Diğeri de kavak ağacı. Yeryüzü ile gökyüzünü birbirine bağlar. Çok çabuk büyür. İstedim ki benim fındık kurdum büyürken kendisine gölge olacak iki dost büyütsün. Bu ağaçlar gibi köklerini sağlam attın toprağına. Bunlar gibi uzun ömrü olsun. "dedim.
" İyi ki doğdun bebeğim. Bu yaşına kadar yoktum ama artık varım birlikte nice yıllara." dedim.
" Benim mi olacaklar şimdi? " dedi şaşkınlıkla.
" Evet bebeğim. "dediğimde sımsıkı sarıldı bana. Bende sardım kollarımı küçük bedenine.
" En çok bunları sevdim. " dedi kulağıma fısıldarken.
Birlikte diktik fidanları hemen. Aralarına büyürken rahat etsinler diye biraz mesafe koyduk. Tekrar yerlerimize geçtiğimizde Baran tekrar aramıza katıldı. Hediye verilmeye başlandığında ortadan kaybolmuştu.
" Yavru Aslan benim hediyemi merak etmiyor musun?" diyerek seslendi Kerem'e. Kerem oturduğu yerden kalkıp koşarak Baran'a gitti. Baran elindeki koca kutuyu yere bıraktı.
"Aç bakalım." dediğinde hepimiz dikkat kesildik. Kerem önce kutuya bakışlar attı. Sonra üzerindeki kurdeleyi çözdü. Kutunun kapağını kaldırdığında sapsarı tüyleri olan yavru köpekle göz göze geldi.
"Abi." dedi büyük bir şaşkınlıkla.
"Abim." dedi ve köpeği kucağına alıp Kerem'e uzattı. Kerem almak istedi ancak bir an tereddüt etti.
"Sefa amca alabilir miyim?" dediğinde hüzünle çenem titredi.
"Alabilirsin oğlum." dedi Sefa abi.
Kerem hızla atılıp kucakladı bundan sonra uzun yıllar birlikte yan yana büyüyeceği dostunu. Tüm gece onun mutlu sesi bahçenin dört tarafına yayıldı. Uzunca izledim onu. Köpeğine hala bir isim bulamadığı için hepimize soruyor söylediklerimizi beğenmiyordu. Sonunda pes edip sonra bulurum diyerek kucağında köpeği ile tüm akşam oyun oynadı. Gece sona erdiğinde sonunda yatağımdaydım.
Sabah çalan telefonumla uyandığımda uyku sersemi ekrana bakmadan açtım. "Alo."
"Sevgilim." diyen Yusuf ile hızla gözlerimi aradım.
"Yusuf." dedim yataktan aniden kalkarken.
"Uyuyor muydun sevgilim ben çoktan derslerine gömülmüşsündür sanıyordum." dediğinde gözlerimi ovaladım.
"Yusuf'um." dedim. "Uyuyordum vallahi kim olduğuna bile bakmadan açtım."
"Senin o Yusuf'um diyen dilini severim." dediğinde kıkırdadım. Boy aynasının önüne geçip aval aval sırıttım.
"Sevsene sevgilim. Sevmeni özledim beni." dedim.
"Yavrum yine formundasın." dedi.
"Bir sana sevgilim, sadece sana." dedim cilveyle.
"Bu akşam kaçalım mı Şile'ye?" dediğinde hevesle başımı salladım.
"Gidelim sevgilim." dedim.
"O zaman bebeğim. İşten çıktığım gibi sana geliyorum hemen yola çıkarız. Sen iki günlük yap hazırlığını." dediğinde karşılık verdim.
"Yolu uzatma sevgilim ben gelirim adliyeye oradan hemen kaçarız." dedim.
"İyi madem beşte çıkacağım sevgilim ona göre gelirsin." dediğinde başımı salladım.
"Tamam canım."
"Haydar abi müsait ise o bıraksın yoksa taksi ile gel bebeğim. Sen şimdi elbise giyersin otobüslere binme aklım kalmasın."
"Ona da tamam sevgilim, Haydar abiyle gelirim." dediğimde beni onayladı. Kendime küçük bir valiz hazırlayıp mutfağa geçtim. Önce kahvaltı hazırlayıp Emir'in odasına geçtim. Uyanmış hazırlanmıştı bile.
"Günaydın." dedim neşeyle.
"Günaydın cennet bahçem." dedi ve yanıma gelip başımı öptü. Birlikte mutfağa geçtik.
"Hafta sonu Yusuf ile olacağım." dediğimde başını salladı.
"Bende tam boylardan kıçımı kurtarırsam Güneş ile olacağım ama. Herifler gugki diyerek her yerden çıkıyorlar. Birde dalga geçer gibi Yusuf'a yapamıyoruz madem sana daha çok yaparız diyorlar." dediğinde güldüm.
"Emir, ben sana dedim Emir. Bok yoluna gidersin Emir dedim." dedim.
"Ama nasıl güzel o yol bir bilsen." dediğinde daha çok güldüm. Kahvaltı faslı bittiğinde Emir stüdyoya geçti. Gitmeden ona Haydar abinin beni adliyeye bırakır mı diye sormasını istemiştim ancak aldığım cevap göz devirmesi olmuştu.
Hızla bir şeyler yapmaya başladım. İki günlük çok bozulmayacak aperatif yiyecekler hazırladım. Ekstra alışverişi Yusuf ile yaparız diye düşünerek banyoya geçtim ve uzun bir duş aldım. Çıktığımda saat iki olmuştu. Saçlarımı hızla kurutup maşaladım. Bedenimi kremleyip kıyafet seçmek için dolabın başına geçtim. Yusuf hayatıma girdiğinden sonra giyim tarzım baya baya değişmişti. Onunla baş başa olduğum zamanlarda hep elbise ya da etek giyiniyordum. Gözüme bu sefer henüz hiç giyinmediğim kırmızı elbiseyi askıdan çekip aldım.
Havalar hala sıcaktı ancak üzerine deri cekette çıkartıp yatağın üzerine bıraktım. Deri topuklu botlarımla güzel olurdu sanırım. Beyaz iç çamaşırı takımı giyinip üzerine elbiseyi geçirip aynadan baktım. Güzel olmuştum. Koyu bir göz makyajı yaptım. Kahve tonlarında ruhumu da sürdüğümde tekrar baktım aynada kendime iyi görünüyordum. Göğüs dekoltem gözüme boş görününce uzun kolyelerimden iki tanesini yaktım. Küçük top küpelerimle uyumlu olmuşlardı. Saat üçe geldiğinde Haydar abi arayıp aşağı olduğunu söyledi. Ceketimi ve botlarımı giyinip çantaları alıp çıktım evden.
"Maşallah güzel kızım." dedi Haydar abi. Utangaç utangaç gülümsedim.
"Teşekkür ederim abi. Nasılsın?" dedim.
"İyi diyelim iyi olalım kızım." dediğinde başımı salladım. Yolumuz sohbetle sona erdiğinde Bakırköy adliyesinin önünde durmuştuk.
"Teşekkür ederim abi. Benim serseri sana emanet." dedim. Başını sallayıp "merak etme." dediğinde indim arabadan. Güvenlik kontrolünden geçip çıktım Yusuf'un odasına. Tam kapıyı açacağım sıra içeriden gelen sesler durmamı sağladı.
"Piç herif." diyen Baran idi.
"Geçen gün ki isyan, dünkü ki saldırı. Bilerek yapıyor pezevenk." diyerek devam etti.
"Halide, bu müdür bozuntusu için müfettiş ne zaman gidecekmiş cezaevine?" diyen Yusuf'tu.
"Pazartesi dediler. Bekliyoruz bizde." dedi Halide.
"Bulduk tıktık tüm adamlarını içeri güya. Ürüyorlar sanki şerefsizler." diyerek hiddetini devam ettirdi Baran.
"Koruma talebi oluşturmamız en sağlıklısı. Yusuf bir kere yaptılar bir daha yaparlar hatta bence yapacaklar. Nedim hırsından kudurmuş durumda. Yurt dışında iş yaptıkları adamları da ortaya çıkarttık. Hepsi çullanacak belli ki." diye Halide ile yerimde kasıldım kaldım. Kurşun yaram kendiliğinden sızlarken elimi yasladım üzerine.
" Bir daha ne Baran'ın Aden'in ne de diğerlerinin kılına zarar verirlerse yakarım hepsini. Cayır cayır yakarım. " dedi Yusuf. Öfkeliydi. Sesi çok sert ve soğuktu.
"Cezaevi savcısıyla pazartesi görüşelim. Bir boklar dönüyor orada." dedi Yusuf ardından devam etti konuşmaya.
"Haydi çıkalım az kaldı duruşmaya." dediğinde neden bilmem saklanma ihtiyacı duydum. Merdivenlere çıkıp onların çıkışını bekledim. Baran ile konuşarak koridoru geçtiklerinde derin bir nefes verdim.
Salakça bir durumda hissettim kendimi o an ancak kapı dinliyordum ve yakalanmak istememiştim. Gözden kaybolduklarında merdivenleri inip odasına yürüdüm. Kapıyı açıp içeri girdiğimde Halide'yi gördüm. Yusuf'un masasının önündeki koltukta bacak bacak üstüne atmış oturuyor elindeki dosyayı inceliyordu. Kapı sesiyle başını bana çevirdi.
"Aden, merhaba." dedi ayaklanırken.
"Merhaba." dedim yanından geçip karşısındaki koltuğa oturdum. Elimdeki küçük bavulu hemen yanıma bıraktım.
"Peki." diyerek tekrar yerleşti koltuğa.
"Kahve isteyecektim kendime sende ister misin?" dedi.
"Hayır." dedim. Ona karşı oluşan bu tavrımı yenemiyordum. Bir insanla yıldızım ilk görüşte tutmazsa bir daha asla tutmuyordu.
"Nasılsın? Vurulduğunda uğradım hastaneye ancak göremedim seni. Çok yoğun işler." dediğinde baştan aşağı süzdüm onu.
"İyiyim. Daha iyi, daha mutlu." dedim emin bir sesle.
"Belli." dedi gülümseyerek. Cevap vermedim. Kahvesi geldiğinde çalışana teşekkür edip nazik hareketlerle aldı kahvesini.
"Tıp okuduğunu duydum. Nasıl dedikleri kadar zor mu?"
"Benim için değil." dediğimde güldü.
"Dördüncü sınıfın değil mi?" dedi. Al işte... Şimdi yaşıma mı vurgu yapıyor yoksa tamamen olağan gelişen bir konuşma karar veremedim.
"Üniversitede sınıf atlama yok ne yazık ki." dedim. Üsten ders almak için ortalamam yeterliydi ancak rahat bir şekilde okumayı tercih edip akışına bıraktım.
"Eminim sınıf birincisisindir." dedi gülerek..
"Sınıftakiler çan büken diyorlar." dediğimde kahkaha attı.
"4.00 değil mi ortalaman? " dedi.
"3.96." dedim göz devirerek. Başını gülümseyerek ağırca salladı.
"Üniversitenin tadını da çıkar ama. Anca ders keyif bırakmaz insanda."
"Sen öyle yaptın herhalde?" dedim.
"Yaptım, yaptık. Hukuk tıp kadar zor mu bilmiyorum ancak ikisi de insan hayatı için var. Zordu ancak dengeyi kurdum." dediğinde başımı salladım geçiştirerek.
"Yusuf tam da senin gibiydi ama. Nerede görsem hep elinde kitap sürekli çalışırdı." dedi. Sakin Aden, sakin kızım.
"Biz hep biriz. Hep bir olacağız." dediğimde bakışlarındaki değişim açıkça çıktı ortaya. Dik dik baktım ona. Nefesini üfleyerek verip geriye iyice yalandı.
"Ben senin için bir tehdit değilim Aden." dediğinde dişlerimi sıkıp çenemi oynattım.
"Sen benim için bir tehdit olamazsın Halide." dedim ani bir atakla. Saldırma dürtüm kışkırtıcı bir şekilde bedenimi yoklarken oturduğum yerde daha da dikleşip onun gibi bacak bacak üstüne attım.
"Eğer Yusuf radarımda olsaydı emin ol Aden, senin için çok tehlikeli bir tehdit olurdum ama şanslısın küçük kız Yusuf sadece iş arkadaşım. Ötesi değil." dedi. Dirseğini deri koltuğun kol ağına yaslayıp işaret parmağını çenesinde gezdirdi.
"Seni yenmek zevkli olurdu." dedim çenemi dikleştirip göz kontağımızı korurken. Güldü, aramızdaki sehpanın üzerindeki kahvesini aldı ve yudumladı.
"Cesur, güçlü ve iddialısın, ah şu güzelliğini de es geçmemek lazım. Yusuf Toral boşuna yanmamış sana." dedi ve tekrar yudumladı kahvesini.
"Sende fazla cüretkarsın." dediğimde güldü. Bu kadına karşı hissettiğim bu negatif enerji sanırım asla geçmeyecekti.
"Öyleyim, erkekler cüretkar sever." dediğinde dudaklarımı birisine bastırdım.
"Çok erkek tanıdın sanırım ?" dedim ve kendisine hakim olamayan dilimi ısırdım. İleri gitmiştim.
"Tecrübe diyelim." dediğinde bakışlarım daha sertleşti.
"Halide. Burası benim arazi haberin ola." dedim. Güldü ve odaya göz gezdirdi.
"Adliyedeyiz Aden. Yani burası benim arazi ama ben ne demek istediğini anladım." dedi.
"Güzel, anlamana sevindim." dedim. Son konuşmamız bu oldu. O kahvesini içti ben onu izledim. Odanın kapısı açıldığında bakışlarım oraya kaydı.
"Güzelim, hoş geldin." dedi Yusuf. Ayaklanıp yanına gittim ve kolları arasına girdim.
"Şimdi çok hoş buldum." dedim kokusunu içeme çekerken.
"İşin bitti değil mi?" dedim.
"Bitti güzelim."
"Size doyum olmaz. Dosyalar bende savcım bir durum olursa ararım." dedi Halide ayaklanırken.
"Arama Halide. Baran'ı ara, Tuna'yı, Mehmet'i ara ama beni hafta sonu arama." dediğinde zevkten bin köşe oldum.
"Tamamdır sayın savcım. Size iyi eğlenceler." dedi ve çıktı odadan. Odada baş başa kalınca uzandım ve kısa bir öpücük bıraktım dudaklarına. Alınlarımız birbirine yalandı. Elleri boynumla yüzüm arasındaydı.
"Çıkalım mı?" dediğimde başını salladı.
"Çıkalım yavrum. Bir önce koynunda uyumak istiyorum." dediğinde uzanıp tekrar öptüm.
"Uyuruz sevgilim. Ninni bile söylerim sana." güldü. Burnumu parmakları arasında çekiştirip çillerimi öptü.
"Halide ile tanıştınız sanırım." dediğinde gözlerimi devirdim.
"Ya tanıştık tabi. Hatta o kadar kaynaştık ki senin üniversite dönemlerini bile anlattı." dediğimde kahkahası çınladı.
"Aynı dönemdeniz." dedi.
"Fark ettim." dedim burun kıvırarak.
"Kıskandı mı sen?" dediğinde çenesini ısırdım.
"Kıskanmak değil, o kadından bir türlü sıcak bir enerji alamadım. Üzgünüm sevgilim iş arkadaşın sinir uçlarımda dolanıyor." dedim. Gülmek istedi ama tuttu kendisini. Parmak uçları yüz hatlarımda gezindi.
"Şu güzel yüzün, kaybolup gittiğim gözlerin, dudakların. Bana atan kalbin deva bana. Sesin tüm kötü şeyleri silip atıyor zihnimden sadece sen oluyorsun. "dediğinde yanaklarını sevip çenesini öptüm.
" Beni hep sev. Ben seni bir ömür seveceğim sevgilim. Sen de beni hep sev. "dediğimde alnımı öptü.
" Seni hep seveceğim. "dediğinde Bir kez daha öptüm onu. Ancak bu diğerleri gibi olmadı. Birbirine her daim aç olan tenlerimiz dudaklarımızın ateşiyle tutuşurken kana kana içtik birbirimizi. Onu hep seveceğim... Ve biliyorum ki beni sevecek...
* * *
Yorumlar