ADEN 34. BÖLÜM AŞK
34. AŞK
Şile'ye doğru yol alırken şehirden çıkmadan biraz alışveriş yapıp yola öyle devam ettik. Bugün duyduklarımı ona sormak istiyor ancak bu anı da bozmak istemiyorum. Zaten sorsam da bir cevap alamayacağımda bariz bir şey ancak merakımı ele geçiren şey korkum. Ona bir şey olacak olması. Birisine bir şey olacak...
"Sonunda tanıştınız Halide'yle. " dedi bakışlarını yoldan bana çevirirken. Düşüncelerim dağıldı ve ben duyduğum Halide ismiyle burnumdan soludum.
"Ya öyle oldu ama öyle böyle değil çok iyi tanıdım onu." dedim bakışlarımı yüzünden çekerken. Kısık sesle güldü.
"O ne demek şimdi?"
"Senin üniversite zamanlarından bahsedecek kadar tanıdık birbirimizi." dediğimde dudaklarını birbirine bastırdı.
"Sevmedin sanırım." gözlerimi devirdim. Uzanıp müzik çaları açtım.
"Yavrum?" dediğinde döndüm ona.
"Sevmedim. İlk gördüğüm andan beri." kaşları çatıldı.
"Neden?" diye sordu.
"Öyle, yıldızlarım ona sırt çevirmiş durumda parlamıyorlar. Hele ki anlattığı kavimler göçünden kalma okul hallerinden sonra yok, tamamen sırt çevirdi yıldızlarım o kadına" dediğimde tekrar güldü.
"Kavimler göçü mü?" dedi ve gür bir kahkaha attı. Parmaklarını uzatıp çenemin altını sevdi.
"Kıskandın mı sen?" dediğinde kasılan çenemi sağ sola oynatıp baktım yüzüne. Benimle eğleniyordu.
"Yusuf." dedim uyarırcasına.
"Canım." dedi dolu dolu gülümseyerek.
"Bana bugün ne dedi biliyor musun?" dediğimde yüzü düz ifadeyle bana baktı.
"Eğleniyoruz sanmıştım." yüzüme daha dikkatli baktı. "Seni, rahatsız edecek bir tavır mı sergiledi?" dedi anında ciddileşirken. Söz konusu ben olduğumda oldukça titiz ve dikkatliydi.
"Seni sadece iş arkadaşı olarak görüyormuş. Bana bu durum için resmen şükretmem gerektiğini söyledi hanımefendi. Birde demez mi eğer radarımda olsaydı kapışırdım seninle diye. Al saçını dola eline o adliyenin merdivenlerinden pata küte sürükle. " dediğimde önce bir sessizlik yayıldı ortama. Sonra koca kahkahası.
"Komik bir şey mi söylüyorum ben ?" dedim sinirle. Gülmeye devam etti. Boş yolda sağa çekip durdu ve aniden uzandı kemerimi çözüp bedenimi kucağına aldı.
"Bırak beni. şu an sinirliyim." dediğimde çenemi tutup yüzümü yüzüne hizaladı.
"Halide iyi bir avukattır ancak karakteri biraz ters." dedi nasıl konuşması gerektiğini tartarken.
"Övme şu kadını." dediğimde kıkırdadı.
"Fazla cüretkâr bir kadın." dediğinde dişlerimi sıktım ve ona irileşen gözlerimle baktım.
"Sen nereden biliyorsun bunu ya!" dedim bağırarak. Sesim, Yusuf'a karşı ilk defa bu kadar yüksek çıkıyordu.
"Sakin ol güzelim. Halide benim için aynı adliyede görevli çalıştığım bir insan. Ötesi değil. Ayrıca bana o gözle de bakmaz. Belli ki dişlerini gösterince geri durmamış." dedi.
"Sen şu an bana onu mu savunuyorsun?"
"Hayır, sadece sana durumu anlatıyorum." dediğinde dişlerimi çenesine geçirdim ve sertçe ısırdım. Ani gelen acıyla inledi ve başını geri çekti.
"Yavrum ya." dedi sitemle. Sert ısırmıştım vallahi.
"Sus konuşma. " dedim koltuğa geçtim.
"Halide benim meslektaşım o kadar ama bu kadar rahatsız olduysan uyarımı yaparım ben." dediğinde hemen döndüm ona.
"Sakın. Küçük bir çocuk gibi sana şikayet ettiğimi düşünür. " dediğimde dudaklarını birbirine bastırdı gülmemek için.
"Yusuf. Gülme ya." dedim dudak bükerken. Bu hissi hayatımda sadece Emir için hissetmiştim. O ilkokul zamanlarında erkek arkadaşlar edinir ve bende kıskanırdım. Ancak bu hissettiğim şey kıskançlıksa bunu hiç sevmedim. Hem de hiç...
"O gül yüzün gülsün. Ben sonsuza dek sana ait olacağım." dediğinde titrek bir enfes alıp gülümsedim. Biliyordum...
"Sonsuza dek sana ait olacağım sevgilim." dedim ve uzanıp ısırdığım çenesinin öptüm.
Şile'ye vardığımızda ilk iş evi havalandırıp temizledik. Aylardır gelmiyorduk ve haliyle toz tutmuştu. Akşam film gecesi yapacağımız için akşam yemeğini geçiştirdim. Yemeği yediğimizde o bulaşıkları toplarken bende film seçtim. Film izlerken atıştırmak için çerez cips tarzı şeyler hazırladım.
"ne seçtin ?" dedi Yusuf koca bedenini geniş ve oldukça rahat koltuğa bırakırken.
"Shrek." dediğimde cevap veremedi bir an. Onun bu tepkisine gülerken gidip yanına oturdum ve göğsüne sırnaştım. Filmi başlattığımda yüzüme baktı ciddi misin der gibi. Ancak televizyon Yüzüklerin Efendisi müziği çalınca başını televizyona çevirdi.
"Bir an ciddisin sandım. Hayır izleriz izlemesine de tatilde sağ olsun yavru aslanım bıktırdı." dediğinde güldüm. Kerem benim ve Emir'in sayesinde neredeyse tüm çocuk filmlerini, animasyonları izlemişti.
"Laf yok fındık kurduma." dediğimde başımın üzerine dudaklarını bastırdı.
"Emrin olur yavrum."
Filmi izlemeye başladık. Yusuf'un çok sevdiği bir filmdi. ben sevmedim dediğimde bana kitaplarını vermiş ve okumamı söylemişti. Kitapta beni sarmamıştı ancak hepsini okumuştum. Üzerinde baya sohbet etmiş benim hala sevemediğimi görünce pes etmişti.
"Güzelliğim. İstersen başka bir film izleyelim?" dediğinde filmin ilk otuz dakikası geçmişti.
"Böyle iyi." dedim mırıl mırıl çıkan sesimle.
Bugün çok sinirlenmiş ve gerilmişti. Sevdiği bir filmle kafası iyice dağılırdı. Yani bence olurdu. O filmi izlemeye devam etti, ben göğsünde yatmaya devam ettim. Uykuyla uyanıklık arasında savrulurken en sonunda dayanamadım ve filmin sonlarına doğru sevdiğim adamın göğsünde uyuya kaldım.
Sabah yine onun göğsünde uyandım. Ancak salondaki koltukta değil yatak odasında yataktaydık. Tüm neredeyse tamamen Yusuf'un üzerindeydi. Başım çenesi ve boynu arasına yerleşmiş öylece uyumuştum. Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Ben kapalı gözlerini görmeyi beklerken, gözleri açıktı...
"Günaydın yavrum." dedi mahmurlukla.
"Günaydın." dedim ve iç çekip başımı tekrar göğsüne yerleştirdim.
"Film izlerken uyuya kalanın Emir olduğunu sanıyordum ama sende fena sayılmazsın." dedi dün geceye atıf yaparak. Gülüp siyah tişörtünün üzerinden göğsünü öptüm.
"Göğsün çok rahattı. Ben ne yapayım? dediğimde kahkaha attı.
"Emrine amade her an hizmete açığım yavrum. "dediğinde bu sefer gülen ben oldum. Çenemi göğsüne yaslayıp yüzüne baktım.
"Maaş sgk işlerini de konuşalım madem." dedim.
"Konuşalım bebeğim. Asgari ücret üzerinde olacak maaş. Yol ve yemekte senden." kıkırdayıp biraz daha yükseldim üzerinde.
"Çok masraflı çıktın. " dedim nefesimi dudaklarına üfleyip usul usul öperken.
"Sana da günaydın oynak Aden'im." dedi gülerek.
"Kışkırtma istersen sabah sabah sevgilim." dedim cilveyle. Hayır bana hava hoştu, ben onun için diyorum.
"Teslim oluyorum." dedi ellerini havaya kaldırarak. Yanağına öpücük kondurup ayaklandım.
"Saat öğlen olacak neredeyse." dedim komodinin üzerindeki telefonuma bakarken.
"Hazırlanıp çıkalım o zaman. Bugün bütün gün dışarıdayız sevgilim, çantayı hazırlayalım. Plaja da ineriz." dediğinde hevesle başımı salladım. Plaj için gerekli her şeyi zaten hasır eden sevgilim sayesinde bana kalan tek işi yaparak tüm malzemeleri plaj çantasına yerleştirdim. Benim için aldığı kırmızı mayoyu giyip üzerine uzun uçuş uçuş olan yazlık bir elbise geçirdim.
Yola çıktık. Çıkar çıkmaz müzik çaları telefonuma bağlayıp şarkımızı açtım. Niran ablacığıma yüksek sesle eşlik etmeye başlayınca canım sevgilim dönüp gülerek baktı bana.
"Yavrum Filiz abla neyle besledi seni?" dedi gülerken imasını anında anladım.
"Sen ne fesat bir adam oldun be utan utan bir de bana laf edersin." dediğimde gülüşü büyüyüp kahkahaya dönüştü.
" şarkının bu kısmını resmen naz etme eve atayım seni der gibi söyledin." dedi.
"Ne?" dedim birden afallarken. Yüzümde gülüşüm vardı ancak dediği şey komiğime gitti. Tepkime güldü ve uzanıp sertçe yanağımı öptü.
"Irzıma geçmek istemeni anlıyorum yavrum. Taş gibi adamım ancak niyetini bu kadar belli etmesen mi?" benimle alenen dalga geçip eğleniyordu.
"Sen.." dedim ancak devamında ne diyeceğimi bilemedim.
"Ben ne yavrum?" dedi gülerek.
"Sen ne arsız, ne terbiyesiz, ne fesat..." devam etmeme izin vermeden bir kez daha kahkaha atarak güldü.
"Güzelliğim oradan bakınca oynak Aden'e benzer bir halim mi var?"
"Yusuf." dedim cırlayarak.
"Yusuf'un canı." dedi gülüşünü dindirirken.
"Çok kötüsün." dedim kollarımı göğsümde birleştirip kaşlarımı çatarak.
"Şile'nin havasından herhalde." dedi. Hala eğleniyordu... Pis adam, gülmekte çok yakışıyordu.
"Çok konuşma, sür şoför. " dedim yandan yandan bakıp önüme dönerek. Geri kalan yolu atışıp eğlenerek tamamladık. Kalabalık ağaçların ortasında çok tatlı bir mekana geldiğimizde midem isyan bayraklarını çekmişti.
"Çok acıktım." dedim. İçeriye girdiğimizde bizi yaşlı bir çift karşıladı. Bizi ilgiyle bir masaya yerleştirdiler. İki üç masa dışında boştu. Mekanın çok sıcak çok tatlı bir havası vardı. Yusuf iki kişilik serpme kahvaltı söylerken bende mekanı inceledim.
"Tıp okumayı bırakıp böyle bir yer mi açsam?" dedim kendi kendime.
"Açarız yavrum ne istersen ama o diplomayı aldıktan sonra." dedi. Eğitime çok fazla önem veriyordu.
"Diploma aldıktan sonra böyle bir yer açmanın ne anlamı kalır ki?" dediğimde güldü.
"Bölümünü sevdiğini sanıyordum." dediğinde güldüm.
"Seviyorum sevmesine de çok zor biliyor musun?"
"Bunu 2.80 altında genel ortalamayla söyleseydin anlardım da 3,96 ortalaman yani zorluk kavramın tam olarak ne anlayamadım." dediğinde gözlerimi devirdim.
"koçum sen hayırdır?" dediğimde kıkırdadı.
"Yok bir şey yavrum. " dedi omuzlarını silkip gülüşünü saklarken. Bugün bayağı formundaydı.
Kahvaltımız hazır olduğunda sohbet edip neşeyle yedik yemeğimizi. Kahvaltıdan sonra kahve ikram etmek istediler ancak Yusuf dışarıda içmeyi sevmediği için geri çevirdik. mekanda çıktığımızda istikamet denizdi.
"Nereye gidiyoruz Şoför?" Sesimi biraz inceltip Yeşilçam yıldızları gibi konuştum. Gülerek dönüp baktı yüzüme. Bacağımdaki elini elime uzatıp tuttu ve dudaklarına götürdü.
"Akçakese yavrum. Kumsalı da denizi de güzeldir." dediğinde başımı salladım.
Sahile vardığımızda arabayı biraz tepelik kısımda bırakıp geri kalan kısa yolu yürüdük. Eylül ayında olmamızdan dolayıydı sanırım çok az insan vardı. İnsanlardan biraz uzak, yüksek bir kayalığın altına yerleştik. Yere uzun kırmızı bir örtü serip plaj havlularımızı kenara koydum. Yusuf'un deniz şortunu ona uzattım. Üst üste giyinmeyi sevmiyordu. Deniz şortu da kısa olduğu için kahvaltı yaptığımız yere öyle gitmek istememişti.
"Havlu tutayım mı?" dedim gülerek. Giyinme kabinleri bulunduğumuz kısma çok uzaktı.
"Gerek yok yavrum, kayalık kısımdayız zaten arkada değiştiririm ben." ayaklanıp kayalığın biraz daha iç kısmına geçti.
"Röntgenleme sakın." dediğinde kahkaha attım. Beni gerçekten sapık yapmıştı bu adam. Hayır ne yaptım ben yani ? Üzerini hızlıca değiştirip yanıma geldi. Önüme gölgesi düşünce başımı kaldırıp baktım ona. Eğilip alnımı, burnumu ve dudağımı öptü.
"Güneş kremi aldın değil mi? Tenin hemen kızarmış." dedi. Güneşte çok yoktu ama beyaz ve hassas bir ten başıma belaydı. Başımı salladım. O çantaya yönelirken bende üzerimdeki elbiseyi bir çırpıda çıkardım.
"Kırmızı almamalıymışım." dediğinde güldüm.
Güneş kremiyle yanıma gelip hemen arkama oturdu. Kremi usulca tenimde gezdirirken parmakları tenimi okşuyordu. Omuzlarıma, sırtıma kollarıma sürdükten sonra ayaklanıp önüme yerleşti. Bacaklarımdan tutup kendisine doğru çektiğinde tuhaf bir pozisyonda kucak kucağaydık.
"Birde bana o kadar laf ediyorsun?" dedim pozisyonumuza laf atarken. Kremi avcuna döküp her iki eline de bulaştırıp bacaklarıma sürmeye başladı.
"Çok yaramazsın." dediğinde parmakları iç bacaklarımdan kasıklarıma doğru süzüldü. Bacaklarım, parmaklarının temasıyla kasılırken iç çekip boğazımı temizledim.
"Sana kumsal görünce bir haller oluyor." dediğimde başını geriye atıp kahkahasını serbest bıraktı. Uzanıp adem elmasını öptüm. Parmakları mayomun sınırlarında dolanıyordu. Ensesinden tutup yüzlerimizi hizaladım.
"Oynak Aden'i kışkırtmamak konusunda sabah anlaştığımızı sanıyordum." dedim. Bir elim ensesindeyken diğer elim çıplak teninde dolanıyordu. Parmaklarımı onun parmaklarına göre hareket ettirdim.
"Öpmek serbest demiştik." dedi ve hızlı bir öpücüğü dudaklarıma bırakıp geri çekildi. Bu yaparken parmakları bacaklarımın iç kısmında dolanıp beni zorluyordu.
"Parmaklarına da mı serbest?" dediğimde güldü. Biraz daha hareket ettirdi. Nefesim boğazıma takılı kaldı. İşaret parmağının sırtı kadınlığıma temas ederken gözlerimi büyüterek baktım ona. Tatilde ona verdiğim sözden dolayı karşılık vermeyeceğimi sanıyordu herhalde.
"Sınır ihlali yapıyorsun. Sen yaparsan bende yaparım." dedim parmaklarımı kasıklarına indirdim ancak ona dokunmadım. Dudağının sağ köşesi yanağına doğru hareketlendiğinde avucumu erkekliğine sertçe bastırdım ve ileri geri hareket ettirdim.
"Tamam, tamam pes." dediğinde zaferle gülümseyip geri çekildim. Kucağından kaçıp tekrar örtünü üzerine oturdum.
"Krem sürmemi ister misin?" dedim sırıtarak. Başımın sağa sola salladı.
"Yok yavrum bana işlemez güneş falan." dedi kremi alıp çok az parmaklarına sıktıktan sonra çillerimin üzerinde gezdirdi.
"Baran'ın meselesini biliyor musun?" dedi. Dirseğimizden destek alıp karşılıklı uzanıyorduk.
"ne meselesi?" dedim.
"Şu çiçekçi kız?" dediğinde başımı salladım.
"Ne olmuş ona?"
"Abayı yaktı sanırım Mecnun olmuş." dedi gülerek.
"Bennu. Kerem için hediye bakarken şansa dükkanına girdik. Ben dükkandan çıktım da anlaşılan Baran hala çıkamamış." dedim.
"Dün adliyeden sonra direk oraya geçecekti. Bu aralar her yanımız çiçek olacak desene." dediğinde güldüm.
"Kıza yazık olmasın da." Gülerek başını salladı.
"Senden acayip görümce enerjisi alıyorum yavrum." dediğinde gülüp başımı yere bıraktım.
"Güneş'i çok sevdiğim için ona işlemez. Diğerleri pek umurumda olmaz vallahi." dedim.
Bedenini bedenime doğru biraz eğdi ve aniden dudaklarıma yapıştı. Ona istekle karşılık verdim. Bir elini belime sarıp diğerini bağımın altından geçirip beni kuytusuna çekti. Dillerimiz uzun bir aradan sonra buluştu. Nefeslerimiz birbirine karıştığında geri çekildik. Göğsüm nefes nefese inip kalkıyordu. Burnunu burnuma çarpıp çenemi öptü.
"Şöyle büyük büyük konuşunca bir haller oluyor bana." dediğinde kıkırdadım. Uzanıp alt dudağını emdim ve dişlerimi geçirip başımı geri çektim. İnleyip bedenini bedenime bastırdı. Dudaklarına bu sefer asılan ben oldum. Dillerimiz birbirini okşadıkça bedenlerimiz birbirine daha çok yaslanıyordu. Birbirimize dokunduğumuzda kontrolümüzü çok çabuk kaybediyorduk.
"Haydi denize. " dedi ve birden geri çekildi Yusuf. Onun bu kaçışına kıkırdayıp dirseklerimin üzerinde yükselip onu izledim. Nefeslerini düzenlerken, şortunu düzeltti. Anlaşılan yine zorlamıştım onu. Ah oynak Aden ah. Ayağa kalktığında duruşumu bozmadım. Heybetli bedenini doya doya süzdüm. Yanında küçücük kalsam da bunu sevdiğim için hiç sorun etmiyordum.
"Haydi yavrum." dedi. Omuz silktim, şua n onu izlemek denize girmekten daha keyifliydi. Baştan aşağı tekrar bakıp ıslık çaldım.
"Hepsi senin mi koçum?" dediğimde şaşkınlıkla güldü ve birden üzerime çullandı. Beni belimden tutup omuzlarına attığında anın verdiği heyecanla çığlık attım. omzunda baş aşağı sallanırken güldüm. Ellerimi belini iki yanına yaslayıp sırtını peş peşe öptüm.
"Uslu dur." dediğinde etini dişlerimin arasına alıp ezdim. Kalçama sert bir şaplak yiyince tekrar çığlık attım.
"Acıdı." dedim ve sırtını daha sert ısırdım. Bedenini benden kaçırmak istedi ancak beceremedi. Denize girdiğimizde beni yavaşça omuzdan indirip kucağında sabitledi. Bacaklarımı kalçasına doladım ve kasıklarımı kasıklarına sertçe çarptım.
"Yavrum." dedi dişlerini arasından.
"Acıdı ama oh olsun." dedim ve bedenimi yukarı çekip aşağı bırakarak ona sürtündüm. Ellerini sertçe baldırlarıma bastırıp aramıza boşluk yaratmak istedi ancak izin vermedim. Bir kez daha sürtünerek bedenimi yukarı taşıdım ve sağ gözünü hemen altına bir öpücük bıraktım.
"Bana bir daha şiddet uygulayacak mısın?" dedim eğelenen bir tavırla.
"Şiddet mi?" dedi şaşırarak. Gülüp saçlarını çekiştirdim. Burnunu ısırıp dudaklarına yöneldim.
"Daha demin şaplak attın ya sevgilim." dedim. Gözleri gözlerime değdi. Üst dudağıma dişlerini aniden geçirip birkaç adım attı ve bizi suya gömdü. Suyun altında da dudaklarımız birbirinden kopmazken yüzeye öyle çıktık.
"Şiddetmiş." dedi göz devirirken. Sanırım bir an ciddi olduğumu düşünmüştü. Denizde baya oyalanmış yarış bile yapmıştık ancak bacak kadar boyumla onu elbette yenememiştim.
Şile'nin sakin sessiz kumsalında yan yana oturduk. Kenardaki plaj havlusuyla bedenimi sarıp kurulmaya başladı beni. Gülerek geri kaçıyor işini zorlaştırıyordum. Ancak güçlü elleri beni her seferinde yakalayıp kendisine çekiyordu. Kaçmayı bıraktığımda güzel yüzünü izledim. Saçlarımın da suyunu alıp yan bir şekilde dirseğinin üzerinde uzandı ve meyve yemeye başladı.
"Böyle bir aşkı hiç düşlememiştim." dediğimde ısırdığı çileğin kalan kısmını dudaklarıma iliştirdi.
"Nasıl düşlemiştin sevgilim?" dedi gülerek.
"Yani aslında aşkı hiç düşlememiştim ama sen. Senin aşkın..." dedim ona vişne uzatırken.
"Bizimkileri gördükçe aşkın ne denli kıymetli ve değerli olduğunu anlıyorum. Yusuf dedim kirletme hiçbir duygunu, kirletme bedenini. İhanet etme sana gelecek olana. Sen gelene kadar sevgilim herkese kör sağırdım. Sen geldin, seni gördüm seni duydum başkalarına yine sağır yine körüm. "dedi...
" Bu ilişkinin odunu neden benim ya Rabbim. " dedim sitemle. Onun gibi güzel cümleler kuramıyordum.
" Galiba güzelim. "dediğinde güldüm. Elini tutup avuç içini öptüm. Uzanıp çenesini ve kirpiklerini öptüm.
" Seni seviyorum. "dedim dolu dolu. Daha yalın daha anlamlı bir söz var mıydı bundan öte.
" Seni seviyorum. "dedi...
Eve geçtiğimizde Yusuf'un telefonu çaldı. Ben ona bakarken o telefonun ekranına bakıp sonra bana döndü.
" Sen duşa gir yavrum ben şuna bakayım. " dedi.
" Kim? "
" Avukat Derya. " dedi. Annemin boşanma avukatıydı. Yusuf ben gitmeden açmayacağını belli edince tıpış tıpış girdim banyoya. Aklım içeride kalsa da ılık suyla oldukça kısa bir duş aldım. Bedenime havlu sarıp çıktım. Yusuf, mutfak tezgahına yaslanmış hala telefonla konuşuyordu.
"Hayır, böyle bir şey olmayacak." dedi oldukça sert sesiyle. Usul adımlarla yanına gidip göğsüne sığındım. Bakışları gözlerime düştü.
"Her neyse, pazartesi konuşalım. Haber verdiğin için teşekkür ederim." dedi ve kapadı.
"Ne oldu?" dedim. Kollarını belime sarıp alnımı öptü.
"Boşanma duruşmasının tarihi belli oldu." dediğinde irkildim.
"Ne zaman?"
"Bu perşembe." dediğinde başımı salladım. Yüzümü göğsüne gömüp nefeslendim. Annem sonunda kurtulacaktı. Sonsuza kadar tüm bağımız kopacaktı o adamla.
"Sonunda... Bir terslik falan çıkarmıyor değil mi?" dediğimde bakışları karardı.
"Yusuf?" dedim. Bir şeyler olduğu apaçık ortadaydı.
"Seninle ve Güneş ile görüşmek istiyormuş." dedi sıkılı dişlerinin arasından. Başımı göğsünden kaldırıp yüzüne baktım.
"Bu nereden çıktı?" dedim.
"Nereden çıktığının bir önemi yok ne sen ne Güneş o adam ile asla görüşmeyeceksiniz." dedi.
"Zorluk çıkartıyor değil mi? Şart koşuyor sürekli." dedim. Bir şey söylemesine gerek yoktu bakışları zaten her şeyi bana anlatıyordu.
"Ben halledeceğim güzelim. Tamam mı endişe etme." dedi.
"Üşüyeceksin. Haydi git giyin bende dul alayım." dedi. Benim kıpırdamadığımı görünce omuzlarımdan tutup bedenine yasladı.
"Güzelim benim. Endişe edeceğin bir şey yok. Ben halledeceğim. Haydi git giyin." dedi bir kez daha ve beni odaya doğru itekledi.
Üzerimi giyinip odadan çıktım. Yusuf hala banyodayken yemek hazırlamaya başladım. Çorbayı ocağa kaynamaya bıraktığım sıra çıktı Yusuf. Dönüp baktım. Belinde bir havluyla durmuş bana bakıyordu.
" Sıhhatler olsun." dedim. Başını salladı.
"Giyinip hemen geliyorum." dedi ve odaya geçti.
Geri geldiğinde salata yapmaya başlarken bende meyhane pilavına başladım elbirliğiyle yemekleri ve masayı hazır ettik. Yemeden önce Yusuf yine saçlarımı kuruttu. Uzun saçlarımı sanki bebek sever gibi oldukça narin tavırla taradı ve ördü. Elleri saçlarımdayken bastıran uykumda cabasıydı. Yemek yedikten sonra biraz yürüyüş yapmak için çıktık evden. Saat henüz erken olsa da hava karanlıktı.
Fazla uzaklaşmadan el ele yürüdük. Bu sefer aramızda sükunet vardı. Geri dönüş yolunda beni kolunun altına aldı. Başımın ağrısı üzerini öptü.
"Derya işinde iyidir. Hem her şey bizim lehimize." dediğinde bakışlarımı on çevirdim.
"Annem duruşmaya gitmek zorunda mı? Onunla karşılaşmasını istemiyorum."
"Anlaşmalı olacağı için katılım şart yavrum." dedi. Başımı salladım.
"Pek anlaşmalı olacağından emin değilim." adımlarımızı durdurdu. Elleri yüzümü kavradı.
"Sorun olmayacak." dedi baskın bir tavırla. Bir şey demedim. Başımı sallayıp elini tutarak yürümeye devam ettim. Eve gelmiş, yine film izlemiştik ancak düşünceler içinde çoktan boğulmaya başlamıştım. Ne olacaktı nasıl olacaktı bilmiyorum. Annemin en az zararla bu olaydan sıyrılması tek isteğimdi.
* * *
Yorumlar