ADEN 35. BÖLÜM KRİZ
35. KRİZ
Gergindim. Önümdeki insanlar sırayla cezaevinden içeri girerlerken terleyen avuç içlerimi sürekli pantolonuma sürdüm. Gözlerimi etrafa çevirip insanlarda oyalandım. Kim bilir ne hikayeler, ne acılar, pişmanlıklar vardı bu kapının ardında. Ancak aynı şey bizim için geçerli değildi. Bana müsveddesinin herhangi bir pişmanlık ya da acı çektiğini düşünmüyordum.
Sıra bana geldiğinde içeri girdim. Gerekli kontrol işlemlerinden geçip görüşmeye yerine ulaştım. Boş bir masaya geçip beklemeye başladım. Bu sırada etrafıma bakmaktan kendimi alamadım. Kimi hasretle sarılıyor, kimi nefretle birbirine bakıyordu. Evlatlar babalarıyla, anneler evlatlarıyla kavuşuyordu. İç çekip önüme döndüm. Yaptığım tam bir ahmaklıktı ancak kahrolası merakım beni buraya kadar sürüklemişti.
"Vay vay vay."
Duyduğum sesle başımı kaldırıp karşıma baktım. Babam olacak insan bana doğru gelirken kollarını açmıştı yüzünde de zafer gülüşü. Buraya geleceğime eminim o da düşünmemişti.
"Aden'ciğim hoş geldin." dediğinde irrite oldum. Tüylerim ayyuka çıkarken nefretle ona baktım. Bana hep böyle seslenirdi ve ben bundan nefret ediyordum.
"Boş yapma." dedim soğuk tavrımla.
"Bizi görmek istemişsin. Söyle ne söyleyeceksen?" diye devam ettim.
"Kızım yok mu?" dedi.
"Yok!" dedim. Güneş'i buraya peşimden sürükleyecek kadar aptal değildim.
"Güneş'i de istemiştim halbuki." dediğinde sinirle soludum.
"Sakın. Kardeşimin adını sakın diline dolama!" dedim dişlerimin arasından. Güneş benim kardeşimdi. Hiç olmayan kız arkadaşımdı. Güneş'i ona asla yem etmezdim.
" O maşallah maşallah kardeş ayakları ha! "dedi gülerek. O kadar çirkin bir adamdı ki kelimeler kifayetsiz kalıyordu. Kalbinin pisliği yüzüne yansımıştı.
" Sende haklısın o manyak ananla buldun yağlı kapıyı aşındır tabi. Bende burada açlıktan öleyim. "dedi.
" Geber. " dedim.
" Lan sen ne ara aldın bu cesareti o öz ailen mi kaldırdı kıçını? " dediğinde güldüm. Sırtımı geriye yaslayıp kollarımı göğsümde birleştirdim.
" Ben hep böyleydim Ahmet. Sen iyi bilirsin." dedim. Gülen yüzü anbean düşerken benim dudaklarım daha da yayıldı yanaklarıma.
" Anasının gözü seni. "dedi. Kollarını masaya yaslayıp bana doğru eğildi.
" Benimle iyi geçinmeniz gerekirken şu yaptıklarına bak. Hele o anan. Sen girdin değil mi aklına? Sen ne hinsin sen! " dediğinde gözlerimi devirip etrafa göz attım.
" Bizimle neden görüşmek istedin? " dedim ciddi bir tavırla.
" Anan olacak o karıyı benden kurtarmak istiyorsan beni buradan çıkaracaksın. "dedi.
"Dilinin zehrine dikkat et..." dedim ciddi bir tavırla.
"Benden kurtulmak istiyorsanız buradan çıkacağım." dedi.
" Sen baya hayalperest çıktın ha! " dedim gülerek.
" Ciddiyim canım kızım. O ananın tüm manyaklıklarını dökerim ortaya teker teker. Zorlaştırdıkça zorlaştırır uzatırım davayı. "
" Sen harbi harbi geri zekalısın ya. "dedim. Bakışları karardı.
" Sen nasıl konuşursun benimle böyle lan. " dedi bağırarak. Etraftakiler bize dönerken gardiyanlarda bize dikkat kesildi.
" Nasıl hak ediyorsan öyle. " dedim rahat bir ifadeyle. Ben konuştukça daha da öfkelendi.
" Senin gibi bir pislikle bunca yıl evli kaldığı için anneme bile kızar hakim. Sen kalkmış uzatırım diyorsun." gülüp ona doğru eğilip kollarımı masaya dayadım ve yüzüne baktım.
"Bir bok yapamazsın. Hiçbir zaman yapamadın. Bir baltaya bile sap olamamış adamsın sen. Senin bir sözünle davayı mı uzatacaklar güldürme beni." dedim. Anbean kızardı yüzü. Gözleri karardı, dişlerinin gıcırtısı kulağıma doldu.
"Ulan ben seni..." dedi.
Ayaklanıp bana saldıracağı an havadaki elini başka bir el tuttu. Başımı çevirdiğimde karşımda Yusuf ve Baran vardı. Bir tanımadığım takım elbiseli bir adam. Bende hızla yerimden kalkarken Baran yanıma gelip yüzümü kavradı. Ancak bakışlarım hala Yusuf'taydı.
"Abim iyi misin?" dediğinde Baran'a baktım. Endişeliydi. Yüzümü geri çekip başımı salladım. İyiydim ancak birazdan iyi olur muydum orası muammaydı.
Yusuf, Ahmet'i sertçe sarsıp gerisindeki gardiyanlara doğru atıp diğer adama döndü. Ona bir şeyler söyledi ve bana döndü. Yüzündeki karanlık ve gözlerindeki o ateş bana çok yabancıydı. Anlaşılan boku yemiştim.
"Baran, siz çıkın bekleyin araçta. İşimi halledip geleceğim." dedi ve bana bir şey söylemeden yanındaki cezaevi müdürü olduğunu daha deminki konuşmadan anladığım o adamla gözden kayboldu.
"Hadi güzelim, çıkalım." dedi ve elini omzuma yasladı. Yan yana yürüyüp, eşyalarımı aldıktan sonra çıktık cezaevinden.
"Arkaya geç en iyisi. Erkenden gazabına maruz kalma." dediğinde alt dudağımı ısırıp yüzüne baktım.
"Boku yedim değil mi?" dediğimde güldü.
"Kıyamaz o sana. Eser gürler sonra kediye döner." dediğinde emin olamadım. Arabaya geçtik.
"Neden geldin ki buraya?" dedi sıkıntıyla.
"Bizi görmek istemiş." dediğimde oturduğu koltuktan bana döndü.
"Sizi derken?"
"Güneş ile beni." dedim.
"İt herif." dedi önüne dönerken. Derin bir nefes alıp verdi.
"Ya kızım sende hangi akla hizmet geliyorsun buraya. Belli ne isteyeceği ne diyeceği. Pislik manipüle etmek istedi sizi büyük ihtimalle." dedi
"Bana baksana sen bende ona kendimi, Güneş'i yedirecek göz var mı?" dediğimde dönüp baktı bana.
"Yok. Herkesin hakkından gelirsin sen. Aslan kızım benim." dediğinde gözlerimi devirdim.
"Sırnaşma hemen." dedim.
Gülüp başını salladı. On dakika sonra Yusuf cezaevinin kapısından çıktı. Bir an rahatlayan bedenim tekrar gerildi. Arabaya ulaştığında oldukça fevri hareketlerle şoför koltuğunun kapısını açıp yerine yerleşti ve Baran'a baktı.
"Taksiyle git." dedi ve bana döndü.
"Öne geç! " dediğinde Baran ile aynada gözlerimiz kesişti.
"Abi ne taksisi ya gidelim işte." dedi Baran.
"Baran siktir git." dediğinde Baran son kez bana bakıp Yusuf'a döndü.
"Sakin ol. Fevri davranıp bizim düştüğümüz yanlışa düşme." dedi ve son kez bana bakıp indi arabadan.
"Yanıma geç." dedi Yusuf.
Arka taraftan inip öne geçtim. Kemerimi taktığım gibi bastı gaza. Dilinden tek kelime dökülmüyor, bakışlarını yoldan ayırmıyordu. Bilmediğim bir yolda son sürat ilerlerken bakışlarımı ona çevirdim. Geriye taranmış saçları ufaktan dağılmıştı. Sakalsız yüzü kaskatı çenesiyle sadece yola bakıyordu.
"Bu kadar sinirlenmen çok saçma." dedim. Gözlerini kırpıp göğsünü şişirdi. Cevap vermedi, birkaç girişimde daha bulunsam da hiç oralı olmadı.
Onların evinin önünde durduğumuzda şaşırdım. Benim evime geçeriz sanmıştım ancak bu da boş bir düşünceydi. Yusuf ile ilk defa kavga edecektik sanırım. O arabadan inerken ben bir süre izledim onu. Büyük bahçe kapısının önünde durdu ve bana dönüp baktı. Derin bir nefes alıp arabadan çıktım. Çıkar çıkmaz aracı kilitledi ve bahçeye girdi. Annesini takip eden yavru ördekler gibiydim şu an.
Eve geçtiğimizde kimsenin olmadığını görünce rahatladım. Kimsenin bu anımıza şahit olmasını asla istemiyordum. Salona geçtiğimizde hızla ilerledi ve durdu. Ben salona inen tek basamağın başında durup baktım ona. Çok sinirliydi. Ona olan dik bakışlarımı görünce dayanamadı ve sonunda patladı.
"Bunu nasıl yaparsın Aden?" dedi öfkeyle. Onu daha önce öfkeli görmüştüm. Ancak bu sefer öfkesi banaydı.
"Merak ettim çünkü. Bana, Güneş'e ne diyeceğini merak ettim." dedim gayet sakin sesimle.
"Ben adam size hiçbir şekilde ulaşamasın diye bir sürü şey yapayım sen tıpış tıpış adamın ayağına git." dedi bağırarak.
"O sesini alçalt! Bana böyle bağıramazsın!" dedim sinirle. Bana sesini yükseltmesini kabul etmezdim.
Burnundan derin nefesler alıp bana sırtını döndü. Haklıydı... Ancak bu haklılığı üstte çıkmasına neden olamaz bana bağıramazdı. Salonun ortasında volta atarken sonunda bana döndü.
"Ne istedi?" baba müsveddesini en fazla üç beş defa görmüştü ama bu görüşlerle bile onu çok iyi tanımıştı anlaşılan.
"Aden, ne istedi?" baskın bir tonda heceleyerek.
"Boşanmaya karşılık özgürlüğü." dedim uzatmadan. Şikayetimi geri çekersem duruşma da zorluk çıkartmayacaktı. Ancak buna inanacak kadar geri zekalı değildim.
"Özgürlükmüş, göstereceğim ben ona özürlüğü, bir beş yılda tehditten yedireyim ona da görsün özgürlüğü." kendi kendisine konuşuyordu.
"O adamla bir daha asla bir araya gelmeyeceksin." dedi aramızdaki mesafeyi kapatıp karşımda durdu. Sıcak nefesleri tenimi yalayıp geçti. Gözlerimi gözlerinden çekmeden baktım.
"Bana emir verme. Ne yapıp ne yapmayacağımı bilirim ben!" dedim sesimi yükselterek. Gözleri dudaklarıma düşüp tekrar gözlerime çıktı.
" Bir daha tekrarlamayacağım. Sana zarar verebilecek her insandan uzak duracaksın! "dediğinde güldüm.
" Bu pek mümkün olmuyor ama. " gözlerini sertçe ovalayıp burnundan verdi nefesini. Parmağını aniden bluzumun göğüs kısmına takıp bedenimi bedenine hapsetti.
" Ne Aslan ne Baran ne diğerleri. Sana verdikleri her zararın bedelini ödetirim." dedi dudakları dudaklarıma değerken. Titrek bir gülüşle verdim nefesimi.
"Ödettin mi peki? Bana ilk zamanlarda yaptıklarının bedelini ödettin mi?" dediğimde dudaklarıma saldırdı. Vahşileşen tavırlarına ayak uyduramadan geri çekildi.
" Ödettim." dediğinde kaşlarım aniden çatılıp dudaklarım aralandı hayretle.
" Kolum acıyor diye ağladığın o günden sonra hepsine döktürdükleri gözyaşlarının bedelini Ödettim. Hem de her seferinde ödettim."
Bakışlarım, gözlerinde takıldı. Kahveleri siyaha dönmüştü. Başımı göğsüne yaslayıp kollarımı beline sımsıkı sardım. Beyaz gömleğinin ipeksi yüzeyi tenimi okşarken kokusunu soludum. Hızlı solukları alnımı yalayıp geçerken kalbinin gümbürtüsü kulaklarıma doluyordu.
"Endişendim." dedim itiraf ederek.
"Anneme, Güneş'e bulaşır diye korktum. Görüşürsem ayağını dilini keserim diye düşündüm." dediğimde sonunda o da sardı kollarını bedenime. Beni göğsüne bastırıp başımın üzerini öptü.
"Adam ıslah olmaz bir suçlu. Yıllarca o adamla yan yana oldun diye çıldırırken senin ona gitmen." dedi ardından soluklandı. Hala öfkeliydi ancak kontrol edebiliyordu.
"İlk ve sondu." dedim başımı kaldırıp yüzüne bakarak.
"Bir daha asla olmayacak zaten." dedi. Elleri yüzümün kenarlarında salınan saçlarımı sevip geriye doğru taradı.
"Sen nereden öğrendin gittiğimi?" dedim.
"Cezaevi müdüründen." dediğinde kaşlarımı çattım. Elimden tutup koltuklara yöneldi. Yan yana oturduk.
"Cezaevi müdürü nereden biliyor ki beni?" dedim.
"Talimat vermiştim, ziyaretçisi olursa haber verin diye." dediğinde başımı salladım. Adamdan hiçbir şey kaçmıyordu.
"Duruşmada sadece annen ve ben olacağım." dedi.
"Annemi yalnız bırakmayacağım Yusuf. Bunu düşünme bile. Orada olacağım." dedim net bir şekilde asla annemi orada bırakmazdım.
"Yavrum." dedi ancak katı bir tavır bürünüp yüzüne baktım.
"O duruşmada olacağım. O kadar." dedim. Derin nefesler alıp sakinleşmeye çalıştı. Ne derse desin orada olacaktım. olmalıydım...
"Neyse ki bu sefer ben olacağım yanında." dediğinde gülümseyip yanına kaydım. Dudaklarım her zamanki gibi çenesini öperken iç çekti.
"Sen daha demin bana posta mı koydun?" dedi birkaç dakika öncesinde neler dediğimi yeni anlıyor gibiydi.
"Ne sandın koç? O sesinin oktavına hakim ol. Alırım façanı aşağı." dediğimde saatler içerisindeki o yoğun hiddeti yok olmuştu.
"Ne yaptın?" dedim.
"Ne ?"
"Ödettim dedin, ne yaptın?" dediğimde derin bir nefes aldı.
"Baran'ın gecesini gündüzünü kattığı bir dava vardı. O davadan çekilmesini sağladım. Aslanlar milyon dolarlık bir ihaleye girmişti o dönem. " dedi ve gülerek bana baktı.
"Kaybettiler. " dediğinde şaşkınlıkla ona baktım ancak dilim bir şey söylemedi.
"Bu kadarını bilsen kafi." dediğinde kaşlarım çatıldı.
"Başka ne yaptın?" dediğimde çenemi parmakları arasına alıp okşadı.
"O kadarı bana kalsın." dediğinde üstelemedim. İçimin yağları da erimedi desem yalan olurdu vallahi.
Sefa abi ve Sema abla eve geldiklerinde beni bırakmamışlar akşam yemeğe kalmam için ısrar etmişlerdi. Yemekten sonra da kahve içmiş ancak çıkmıştık evden. Yusuf beni eve bırakırken onu da davet etmiştim ancak yarın erken saatte duruşması olduğu için beni geri çevirmişti. Eve geçtiğimde beni elinde çekirdekle bekleyen Emir'i görünce günün tüm sinir stresini birden gülerek atmaya başlamıştım.
"Kız eniştemin de maşallahı var ha. " dedi avucunda biriktirdiği çekirdek çöpünü büyük kaseye boşaltırken. Ona olan biteni elbette anlattım.
"Salaksın kızım. Birde IQ yüksek diye hava atıyorum millete insan tahmin eder sevgilimin kulağına gider diye. Savcı bu adam savcı, Cumhuriyet savcısı saksı değil. " dediğinde kolunu çimdikledim.
"Emir, sus Emir." dediğimde güldü.
"Hadi onları geçtim. Lan mal bana neden söylemedin?" dediğinde ofladım.
"Sende mi Brutus?" dediğimde elini birbirine çarpıp çekirdek kalıntılarını yok etti ve yanıma kayıp yanaklarımı sıkıp bir sağa bir sola çekti.
"Anca beraber kanca beraber kızım. Hep böyleydi hep böyle olacak." dediğinde sarıldım ona.
"Kimse maruz kalmasın istedim ona. ne annem ne sen ne Güneş. " zar zor yutkundum. Şimdiye kadar iyiydim ancak Emir'in kolları ağlama isteğimi tetikliyordu.
"O kadar kötü ki... O denli umursamaz..." dedim zorlukla.
"Herkes sen gibi biz gibi değil ki cennet bahçem. O adam hep pisliğin tekiydi ne yazık ki hep öyle kalacak." dedi. Doğruyu söylüyordu.
Ertesi gün yüzümde hissettiğim gıdıklayıcı hisle uyandığımda tepemde Güneş'i buldum. Elinde bir kuş tüyünü yüzümde gezdiriyordu.
" Günaydın. "dedi neşeyle. Kaşlarımı çatarak baktım yüzüne. Gülen yüzü somurtkan yüzümü fark edince düşerken onu kolundan tutup yatağa çektim ve o düşerken yastığımı alıp ona vurmaya başladım.
" Seni pis hain. " dedik ikimizde aynı anda. Gülerek boğuşmaya başladığımızda Emir'in sesini duyduk.
"Bensiz haaa, sizi hainler sizi." diyerek koşarak yatağa atladı. Yastıklardan birini alıp bize saldırdı. Güneş bedenini bizden kurtarıp yataktan kaçtı. Saçları birbirine karışmış durumdaydı. Gülmekten nefes nefese kalmıştık.
"Ne oldu birden ya?" diyerek yere bıraktı kendini Güneş. Ben yatakta dizlerimin üzerinde dururken Emir ayaktaydı ve hafif hafif zıplıyordu.
"Sen kaşındın." dedim ve bende indim yataktan. Ona elimi uzattım yerden kaldırdım.
"Hadi kahvaltı yapalım, açım ben." dedim. Emir gülüp yataktan tam karşımıza zıpladı. Sağ eli benim yanağımı sol eli Güneş'in yanağını sıkarken bir yandan da konuşuyordu.
"Dışarı çıkalım o zaman. Filiz ablayı da alırız." dediğinde başımızız salladık.
Annemi de alıp Sarıyer' de bir mekana geçtik. O arada Yusuf ile kısacık konuşabilmiştim. Bugün onun için oldukça yoğundu.
Masaya yerleştiğimizde Emir hemen sipariş verdi. Haydar abi arabayı park edip yanımıza geldiğinde büyük bir tebessümle karşıladım. Yuvarlak masada Emir ve annemin arasındaki boş sandalyeye tam karşıma oturdu.
Filmlerde, dizlerde olan babacan adamlardandı haydar abi. Uzun ve heybetli bedeni, yeşil gözleri karakteristik yüz hatlarıyla oldukça karizmatik bir adamdı. Uzaktan izledim masayı. İster istemez o aile hissi kendisini belli ediyordu. En azından ben öyle hissediyordum.
"Okulu beğendin mi?" diyerek Güneş'e döndüm. Ben dün cezaevindeyken o da Emir ve Aslan'la kaydını yaptırmaya gitmişti.
"Bayıldım. O kadar güzel ki. Çıkasım gelmedi. " dedi yüzünde gerçek bir gülüşle. Gülerek baktım güzel yüzüne.
"Ben seni sınav ve jüri haftalarında göreceğim." dediğimde dudak büküp kaşlarını çattı.
"Aden ya." dediğinde daha da çok güldüm.
"Acı gerçekler Güneş'im acı gerçekler." dedim.
Kahvaltıda konuşulan ana konu Emir'in yeni albüm çalışmasıydı. Yazın malum olaylardan sonra birkaç tane konser vermişti. Kasım da tekrar Almanya'ya gidecek ve eğitimini tamamlayacaktı. Şarkıları herkesin dilinde oldukça tanına birisi olmuştu. Dışarı çıktığımızda kalabalık ortamlarda olursak sürekli imza isteyenler etrafımızı sarıyordu. Onun gördüğü bu ilgi beni mutlu etse de bir süreden sonra sıkıyordu. Adım atamıyordum arkadaş. Bir köşeye çekilip beklemek yorucuydu yani.
"Cuma günü Kadıköy de konser. haydar abi bu sefer geliyorsun." dedi Emir çayını içerken.
"Oğlum benim ne işim olur öyle yerlerde. " dedi. Haydar abi de tam meyhane adamı tipi vardı.
"A aa o nasıl laf ben bile gidiyorum. Oğlum istiyorsa geleceksiniz." dediğinde şaşkınlıkla anneme baktım. Sonra Emir'e döndüm. O anda Güneş ve Emir benimle aynı yüz ifadesiyle bana baktılar. Anne ne yapıyorsun anne?
"Şaka." dedi Güneş sessizce.
"Kaç yaşında adamım Filiz Hanım uygun olmaz." dedi Haydar abi.
"Ayol ne varmış yaşında ?" anne, yavaş anne.
"Filiz 'çiğim haklı Haydar 'çığım. Sende geliyorsun." dedi Emir çayını zevkle höpürdetirken. Güneş, uzanıp koluna vurduğunda başımı iki yana sallayıp anneme baktım. Göz göze geldik. başını ne oldu der gibi salladı. ne olacak anneciğim ne olabilir ki yani.
"Anne." dedim.
"Kızım." dedi benimle aynı tavrı takınırken.
"Akşam bende mi kalsan? Hatta kızlar gecesi yapalım değil mi Güneş?" dedim.
"Aden haklı anne, biz bu akşam kızlar gecesi yapalım." dedi. Annem bir bana bir Güneş'e baktı ve ardından Emir'e baktı. Emir ellerini iki yana açıp dudaklarını birbirine bastırarak başına sağ omzuna doğru yatırdı.
"Bana da yer var mı?" dedi ardından.
"Olmaz mı canım var tabi." dedi Güneş. Emir'e cilve mi yaptı o ?
Mekandan ayrılırken Emir ve haydar abinin hesap ödeme çatışmasına maruz kalırken Güneş kaşla göz arası kartını uzatıp ödedi hesabı. Beyler sonunda farkına vardığında çıktık mekandan. Arabaya geçecekken Güneş kolumu tutup kendine çekti.
"Seninle bir yere gitmemiz lazım." dedi kulağıma. Dönüp yüzüne baktığımda yavru kedi bakışlarıyla karşılaştım.
"Kızlar haydi." dedi annem. Güneş ellerini çenesini altında tutup başını sol omzuna doğru eğdi.
"Güneş ile biraz işimiz var. Siz bize geçin biz geliriz birkaç saate." dediğimde Emir ve annemin kuşku dolu bakışları bizi buldu.
"Kız ne işi bu?" dedi annem.
"Okul ile ilgili anne. Siz geçin biz işimizi halledip geleceğiz." dedi. Emir'e baktım. Kaşlarını çatıp bizi son kez süzdü ve anneme dönüp bir şeyler dedi.
"Çok geç kalmayın." dedi annem memnuniyetsizce.
Emir'e göz kırptığımda eyvallah der gibi başını eğdi. Bakışları Güneş'e kaydı, uzunca bakıştılar. Güneş gözlerini kaçırıp arkama doğru kayarken Emir gülüp arabaya geçti. Onlar yanımızdan uzaklaşırken Güneş' e döndüm.
"Hayırdır?" dedim.
"Hayır, hayır." dedi. Bana bakarken ellerini ovuşturdu.
"Sen hayırdır kız?" dediğimde güldü.
"Anne sen misin?" dedi gülerek.
"Komik kız seni... Öt hadi." dedim. Dudaklarını birbirine bastırıp gözlerini etrafta gezdirdi.
"Güneş." dedim.
"Gideceğiz."
"Nereye?"
"Çiçekçi kıza." dediğinde kaşlarım çatıldı. Ne alaka şimdi?
"Ne alaka?" dediğimde aramızdaki mesafeyi kapattı.
"Ya abim evde hülyalı hülyalı dolaşıyor. Hepimize çiçekler alıyor. Filiz anneme bile her gün çiçek yolluyor. Sen almazsın diye seninkileri de anneme veriyor. Merak ettim işte onu bu hale getiren kadını." dediğinde ofladım.
"Seninle gitmiş oraya, abimlere anlatırken duydum. Çiçekçi kız dediklerini duydum... Hadi gidelim lütfen." dediğinde birkaç saniye sessiz kaldım. Bakışları ile beni tetiklerken benimde gizlenen merakımı dürtmüştü.
Beşiktaş'a geçtiğimizde sonunda dükkanın önündeydik. Güneş alıcı gözle etrafı izleyip dükkanı dışarıdan inceledi. Kolunu koluma geçirip bana döndü.
"Adı Bennu mu?" dediğinde başımı salladım ve ince bir hatla siyah fon üzerine beyaz renkte yazılmış tabelaya baktım. Bennu...
"Hadi girelim." dedi heyecanla.
"Bana bak. Abuk sabuk davranma sakın. çiçek alıp çıkacağız tamam mı?" dediğimde tatlı tatlı gülümseyip başını salladı. İçeriye girdiğimizde kimse yoktu. Büyük ihtimalle arka taraftaydı. Güneş etrafa göz attı.
"Pardon kimse var mı?" dedi ve etrafı incelemeye devam etti. Bennu arka taraftan çıkıp bize doğru gelmeye başladı. Üzerinde su yeşili kısa bir elbise vardı. uzun saçlarına aynı renkte bir bandana geçirmişti. Ayaklarında ise bileklerini biraz geçen beyaz çoraplarıyla beyaz konversleri vardı.
"Hoş geldiniz." diyerek tam karşımızda durdu. yüzünde tatlı, samimi bir gülümseme vardı.
"merhaba." dedim. bakışları beni buldu. İnceleyici bakışları yüzümde dolanırken kaşları çatılır gibi olsa da kendisini hemen toparladı.
"Fide soran kişiydiniz değil mi? " dediğinde gülümseyerek başımı salladım.
"Evet, doğum günü hediyesiydi." dedim.
Gülüşü büyüyüp başını salladı. Bakışları benden Güneş'e kaydığından kaşları bu sefer çatıldı. Dönüp Güneş'e baktım. Kollarını göğsünde bağlamış, kaşlarını çatmış, yüzünde de gördüğünden memnun olamayan bir ifadeyle Bennu'yu süzüyordu. Boğazımı temizleyip, çaktırmamaya çalışarak belini çimdikledim ancak Güneş bana mısın demedi.
"Aden ben burada." dediğimde Bennu bakışlarını bana çevirdi.
"Kız kardeşim Güneş." dedim elimi Güneş'in omzuna atıp sertçe sıvazlarken.
"Memnun oldum. Bennu bende." dedi beni bozmayarak.
"Şanınızı çok duyduk. Bugünlük çiçeklerimizi sizden alalım dedik." dedi Güneş. Onunla ilk konuşmamızdaki tavrıyla. Peş peşe boğazımı temizledim.
"Size nasıl yardımcı olabilirim?" dedi Bennu.
"Şık bir vazoda aranjman istiyorum." dedi Güneş.
"Beyaz gül ve papatya yoğunlukta olsun. Biraz da şakayık. İki tane." dedi üstten üsten konuşarak. Gözlerimi ona diktim. bana yandan bir bakış atıp kaşını kaldırdı.
"Peki, sizi şöyle alayım o zaman." diyerek girişten uzak kalan oturma alanını göstererek. İngiliz tarzda bir ortam yaratmıştı. Beyaz demir işlemeli sandalyelere Güneş ile yan yana geçerken Bennu önümüzde durdu.
"Biraz beklerseniz, katalog getireyim." dediğinde başımı salladım. Bize arkasına dönüp araka kısma geçerken Güneş'e döndüm.
"Güneş." dedim hayretle.
"Bu çok uzun. Abim uzun kız sevmez ki..." dediğinde kaşlarım kendiliğinden kalktı.
"Ne alaka şimdi ?" dediğimde bana döndü.
"Baran abimin bugüne kadar tüm kız arkadaşları kısaydı. Bücür demek nokta atışı olur." sesine yansıyan memnuniyetsizlik komiğime gitti. Anlaşılan Baran'ın Bennu konusundaki ciddiyetini kavramıştı.
"Birde çarpı bacak bu." dediğinde dudaklarımdan şaşkınlık nidası döküldü.
"Yok artık Güneş kız mankenlere taş çıkarır. Fıstık gibi." dediğimde kaşlarını çatıp bana baktı.
"Birlik olmamız gerekiyor Aden." dediğinde kıkırdadım.
"Görümce görümce görmeyeyim seni ömrümce demişler yavrum. Boşuna beddua yemeyelim bence." dediğimde oflayıp önüne döndü. Kolları hala göğsünde bağlıyken bacak bacak üstüne attığı bacaklarını sallıyordu.
"Kumral üstelik. Abim hep kızıllarla çıktı."
"Bayağı çapkın anlaşılan Baran." dedim. Bakışlarını bana çevirdi. Yüzüne sinen hinlik ben buradayım diye bağırmaya başlayınca kaşlarımı çattım. Bu durumu kullanır mıydı? O potansiyel vardı vallahi.
"Güneş, kıskanmanı anlıyorum ama insanların hayatlarına müdahale etmemeliyiz. Bırakalım da ne yaşayacaklarsa yaşasınlar." dediğimde dudaklarını büzdü.
"Ya onu bizden daha çok severse ?" diye sorduğunda ona karşı ikna olabilmek adına kendimi de işin içine katarak konuştum.
"Sen Baran'ın kardeşisin. Yerin çok ayrı. Onun yeri eğer olursa ayrı olacak." dediğimde iç çekti.
"Ama bacakları çarpık. " dediğinde kıkırdadım ve uzanıp yanağını öptüm.
"Kız taş Güneş... Taş." gözlerini devirip baktı bana.
"Neyse iş ciddiye binerse bakarız." dediğinde şimdilik durumu kurtardığı için rahatladım sırtımı sandalyeye yasladım. Bennu birkaç dakikanın ardından elinde iki katalog ve bir tablet ile yanımıza geldi.
"Bir şeyler içer misiniz?" diye nazikçe sordu.
"Yok teşekkürler." dedim ikimizin adına.
"Papatyalar gül ve şakayık aranjmanlarında bence pek güzel durmuyor ancak sizin istediğinizle özel bir aranjman uygularız."
"Vazgeçtim." dedi Güneş. Bennu dudaklarını birbirine bastırıp bana baktı. Me diyeceğimi bilmezken Güneş tekrar konuştu.
"Birer tane beyaz gül ve papatya olsun. Siyah kraft kağıtla sarın lütfen." Bennu boğazını temizledi.
"Emin misiniz? Boşuna malzeme harcamaktan hoşlanmam." dedi Bennu. Alt dudağımı ısırıp Güneş'e baktım.
"Parayla değil mi? Karşılarım zararı." dedi Güneş gıcık bir tavırla. Güneş ah Güneş. Bennu'nun ifadesi anbean ciddileşirken araya girdim.
"Güneş, çiçek almakta kararlıysan demet yaptırmak daha uygun." dedim orta yol ararken.
"Demet olsun o halde." dedi beni destekleyerek.
Bennu başını salladı. Hemen çaprazda bulunan büyük vazolarda sergilenen çiçeklerinin yanına gidip beyaz güllerin yanında durdu. Özenle tek tek gülleri seçerken Güneş küçük bir çocuk gibi tripleniyordu. Bu kız hem bu kadar tatlı hem de bu kadar itici olmayı nasıl beceriyordu arkadaş...
"Bak bak, nasıl da güzellerini seçiyor kesin anladı bizim kim olduğumuzu yağ çekiyor." dedi.
"Yok artık Güneş. O kafandakileri bir sustursan mı yavrum?" dediğimde bana döndü. Bakışlarında kırgınlık kendi belli ederken ne yapacağımı şaşırdım.
"Güneş bakma bana öyle." dedim kollarımı omzuna sarıp başımı omzuna yasladım.
"Kız ne güzel işini yapıp güzellerini seçiyor işte." dedim. Omuz silkti...
"Hissediyorum ben... Bu kız Baran ile olamaz." dedi.
Sustum bir şey demem şu an bir şey değiştirmeyecekti onun için. Bennu işine odaklanmış çiçekleri paketlerken bizde öylece onu izledik. Güller bitip papatyalara geçtiğinde Güneş oturduğu yerden kalkıp Bennu'nun yanına gitti. Bende peşinden ayaklandım.
"Burada tek başına çalışıyorsun sanırım." dedi. Hazırlanan gül demetini incelerken.
"Yardıma ihtiyacım olmuyor, işlerimi kendim hallediyorum." dedi Bennu.
"Belli..." dedi Güneş. Bennu derin bir nefes alıp verdi.
"Çok şirin bir yer. İnsanın çıkası gelmiyor." dedim. Güneş ne kadar negatif ise bende o kadar pozitif olmaya çalıştım.
"Zevkle tasarladım." dedi Bennu tebessüm ederek.
"Sen mi tasarladın?" dedi Güneş şaşırarak.
"Aslında Mimar Sinan, iç mimarlık mezunuyum ama çiçek aşkım daha ağır bastı." dediğinde gülümsedim.
Bennu papatya demetini de hazır ettiğinde Güneş bir iki kusur bulup düzeltirdi. Allah tam boylara sabırlar versin diyordum içimden. Bu kız hayatlarına girecek olan kadınları çiğ çiğ yerdi valla.
" Ben geldim. Bu sefer kahveleri doğru aldım." Baran'ın neşeli ve gür sesi dükkanda yankılandı.
"Baran, hoş geldin." dedi Bennu. Arkama dönüp Baran'a baktım. Hayretle bize bakıyordu.
"Hoş buldum. Buldum da..." dedi şaşkınlıkla.
"Kızlar?" dedi Baran. Bakışları bir bana bir Güneş'e değiyordu. Güneş yanımdan hızla geçip Baran'a sarıldı. Yanaklarını öpüp geri çekildi ve beline sarıldı.
"Sizin burada ne işiniz var?" dedi.
"Güneş'le gezmeye çıktık. Sonra annelerimize çiçek alalım dedik." dedim. Kaşları çatıldı.
"Sen ve çiçek almak üstelik annelerinize? " dedi Baran. Boğazımı temizledim. Dediğini es geçip cevap verdim.
"Sağ olsun Bennu harika demetler hazırladı bize." dedim Bennu'ya bakıp gülümserken.
"Harika mı? Güldürme beni Aden, Kerem bile daha iyisini hazırlar." dedi Güneş.
"Güneş." dedim sertçe. Baran bakışlarını bana çevirdi. Hemen yanımda duran Bennu'nun düşen yüzüyle çenesi kasılırken derin bir enfes aldı.
"Bennu, kız kardeşlerim Aden ve Güneş." dedi sonunda durduğu yerden hareket edip yanımıza vardığında. Güneş çocuğa ahtapot gibi sarılmıştı.
"Tanıştık." dedi Bennu bozuntuya vermeyerek.
"Tanıştık çok memnun olduk." dedim saçmalayarak. Güneş'in bir şeyler yapıp bir diyerek bu güzel kadını üzmesini istemezdim.
"Ee bizim işimiz bittiğine göre biz eve geçelim." dedim. Güneş'i kolundan tutup kendime çektim.
"Abi sen neden geldin buraya?" dedi Güneş. Baran, Güneş'in kıskançlığını anlayınca yardım isteyen bakışlarla baktı bana. Gelin anam hepiniz bana gelin.
"Güneş hadi yavrum akşam için daha alışveriş yapacağız." dediğimde Güneş elbette oralı olmadı. Kolunu tutup bedenini bedenime yaslayıp kulağına eğildim.
"Baran'ı zor durumda bırakmayalım tamam mı? Gidiyoruz." dedim. Birkaç saniye durup başını salladı.
"Bennu demetler için çok teşekkürler. Hesabı Baran ile halledersiniz biz gidelim." dedim. Buradan bir an önce çıkmak en iyisi olacaktı.
Bir şey demelerini beklemeden papatya ve gülleri kucağıma yerleştirip Güneş'i de peşimden sürükleyerek çıkışa doğru yürüdüm.
"Kız sen ne fena çıktın?" dedim kulağına doğru.
"Ne fenalığımı gördün?" dediğinde gözlerimi devirdim. Durup onunla tartışmak yersiz olacaktı şu anda.
"Haydi yavrum haydi gidelim buradan." dedim.
Ancak yaradan bugün bizi sınıyor olacak ki biz kapıya varamadan kapı açıldı ve içeri bir adam girdi. Ben daha gördüğüm şeyin farkına varmadan Güneş'in çığlığıyla kendime geldim. Karşımda eli, yüzü kan içinde olan ve beyaz gömleğinin büyük bir kısmı kanla kaplanmış bir adam vardı.
* * *
Yorumlar