ADEN 36. BÖLÜM DURUŞMA
36. DURUŞMA
Bazen içinde olmak istemeyeceğin şeylerin içinde bulurdun kendini. En olmayacak şekilde en olmayacak insanlarla. Bizde şu an öyle bir durumun içerisindeydik. Güneş ile karşımızdaki adama şaşkınlıkla bakakaldık. Güneş'i arkama doğru çektiğimde Bennu'nun sesi doldu etrafa.
"Pars! Ne işin var burada?" dedi. Koşar adım adının Pars olduğunu öğrendiğim adamın hemen hemen yanına geldi yarasını kontrol etti. Baran bizi arkasına alıp adamın karşısında durdu.
Bakışlarımı bedeninde gezdirdim. İlk başta fark etmediğim dövmeleri bedenini çepeçevre sarmış gibiydi. Boğazından ellerinin üstüne kadar dövmeliydi. Büyük ihtimalle gövdesi de öyleydi. Karanlık bakışları sadece Bennu'nun üzerindeydi. O sıra sol kaşının üzerindeki dövmeyi gördüm. Adamın görünen her yanı dövme doluydu.
"Ambulans arıyorum." dedi Baran, Bennu'ya doğru.
"Gerek yok. Birkaç küçük sıyrık." dedi Pars. Sesi çok mekanikti...
Güneş arkama iyice saklanıp kıyafetimi belimin iki yanından tutup başını sırtıma gömdü. Elimdeki çiçekleri hemen yanımdaki rafa bıraktım. Gözlerim Baran'a ondan Bennu'ya kaydı.
"Olmaz öyle şey." dedi Baran oldukça sert ve donuk bir sesle. Rahatsızlığını bir tek ben hissediyor olamazdım değil mi?
"Gerek yok Bennu halleder." dediğinde Baran'ın arkasında olsam da sinirli yüzü gözümün önündeydi sanki.
"Pars gidelim hastaneye. Hem neye bulaştın yine sen?" dedi Bennu.
"Gerek yok dedim!" dedi Pars. Kendisine dokunulmasından hiç memnun değildi.
"İlk Yardım çantası varsa ben hallederim." diyerek biraz öne çıktım. Güneş'in elleri daha da sıkılaşırken Baran omzunun üstünden dönüp bana baktı.
"Var, çok sağ ol Aden." dedi Bennu. Pars' ı çekiştirerek arka kısma geçerlerken Baran ve Güneş beni resmen kuşattılar.
"Kızım sen neden atlıyorsun hemen?" dedi Baran ters ters.
"Tıp okuyorum ben farkında mısın?" dedim.
"Farkındayım öğrencisin sen doktor değil. Arayalım 112' yi gelsin baksınlar." dedi yine tersleyerek.
"Ben burayı bu insanları hiç sevmedim gidelim lütfen." dedi Güneş kollarını karnıma sararak.
"Güneş biz buradayız. Sakin ol." dedim. Zaten burayı, Bennu'yu hiç sevmemişti birde bu adam resmen tüy dikmişti.
Dönüp onu kollarım arasına alırken. Baran daha demin ki tavrını unutup bize bakıyordu. Gözleri Güneş'i tartarcasına bakıyordu. Bana döndü, mavilerindeki şüphe tohumları çoktan can bulmuştu. Başımı sonra der salladığımda afalladı ancak bana da ayak uydurdu. İki adımda yanımıza gelip bir elini Güneş'in beline diğer elini benim omzuma yasladı.
"Aden yardım edecek misin?" diyerek ortaya çıktı Bennu. Sesi ve bakışları mahcubiyet barındırıyordu.
"Geliyorum." dedim.
Güneş'i kollarımın arasından çıkarıp Baran'ın kollarına bıraktım. Baran çatılı kaşlarıyla Bennu ve bana bakarken Güneş'i sardı kolları. Onlara arkamı dönüp Bennu'ya gülümsedim. Arka tarafa geçtiğimde küçük bir mutfak ve bir oturma köşesi vardı. Pars, koltuğun üzerine gelişi uzanmış üzerini çıkartmıştı. Bedenin her yeri dövmeyle kaplıydı. Yarası kasıklarına yakın bir yerdeydi. Kıyafetinin üstündeki kanlar beni ilk başta korkutsa da yarası çok büyük değildi.
"Orada öyle dikileceksen ben hallederim." dedi. Kollarını koltuğun tepesine yaslayıp daha da yayıldı. Bakışlarını üzerimden çekmedi.
"Getirdim." diyerek Bennu geldi yanıma. Elindeki ilk yardım çantasının alıp Pars'ın yanına gittim. Önündeki alçak orta sehpanın üzerine yerleşip ona baktım. Bakışları yüzümde geziniyordu.
"Uzanırsan daha iyi müdahale ederim." dedim sert ve soğuk sesimle.
"Böyle iyi." dedi ve burnunu çekti. O sıra Baran ve Güneş yanımıza gelince daha fazla konuşup laf dalaşına girmemek için yarasına odaklandım. Ben işimi yaparken gözü hep yüzümde dolanıyor bu beni daha da çok geriyordu.
"Ne kadar fedakar insancıl müşterilerin var Bennu." dedi sessiz dakikaların ardından.
"Öyle. " demekle yetindi Bennu. Pars'ın bakışlarını tekrar üzerimde hissettim. Başımı kaldırıp ona baktığımda yüzünde tuhaf bir sırıtışla bana bakıyordu. Kaşlarım çatıldı. Bu adam oldukça rahatsız ediciydi.
"O gözlerini kardeşimin üzerinden çek!"
Baran'ın bugüne kadar duyduğum en sert sesi ilk defa kulaklarıma ulaşınca dönüp baktım ona. Elleri kumaş pantolonun cebinde tam arkamda durmuş oldukça ciddi ve sert bir ifadeyle Pars'a bakıyordu. Önüme dönüp Pars'a baktım. Umurunda değildi sanırım çünkü ifadesi hiç değişmedi.
"Aden kalk." diyerek koluma asıldı Baran.
"Baran dur." dedim ancak oralı olmadı. Koluma oldukça fazla güç uygulayarak beni oturduğum yerden kaldırdı be yanına çekti.
"Baran, Pars'a bakma sen o hep böyle." diyerek kendisini acıkmaya çalıştı Bennu.
"Sonra görüşelim Bennu." dedi Baran. Kızın yüzüne bile bakmadı.
"Bırak kolumu artık. "dedim. Çekiştirsem de kıskacından kurtulamadım. Pars o sıra kendi yarasını sardı ve kalkıp karşımıza geçti.
"Bennu ile sonra görüşmek?" dedi bir Bennu'ya bir Baran'a baktı. Güneş, Baran'ın arkasından yanıma geldi. Bir elini koluma dolayıp durdu.
"Pars!" diyerek tepkisini gösterdi Bennu.
"Sen kimsin? Sana ne?" diyen Baran oldu. Pars'ın bakışları hepimizde dolandı. Yüzünde o tuhaf sırıtmasıyla bakışlarını bana odakladı.
"Pars ben." dedi, siyah gözleri bedenimi baştan aşağı süzdü. Bakışları o kadar rahatsız ediciydi ki bedenimi saklamak adına Baran'ın arkasına doğru Güneş'i de yanımda çekerek kaydım.
"Pars Birkan." dedi ve bakışlarını benden çekip Baran'a çevirdi.
"Pars, benim." dedi ve yutkundu Bennu. Onun bu tavrı ve dizginlemeye çalıştığı telaşlı halleri dikkatimi çekerken Pars sol kaşını kaldırarak Bennu'ya döndü.
"Söylesene kim olduğumu ?" dedi eğlenen bir sesle. Bennu, Baran'a çevirdi bakışlarını. peş peşe yutkundu.
"Pars benim kardeşim. Daha doğrusu ikizim." dediğinde şaşkınlıkla baktım onlara. Birbirlerine hiç benzemiyorlardı. Üstelik Bennu, Pars ile kardeş olduklarını neden bu kadar zor söyledi anlamışta değildim.
"Kardeşin mi?" dedi Baran. Sesinin gerilerinde gizlenen şaşkınlığı bariz belliydi. Bennu titrek bir tebessümle başını salladı. Baran'ın bakışları hala Bennu'dayken Pars araya girdi.
"Kardeşimden bakışlarını çek." dedi. Baran'ı taşlıyordu. Baran başını aşağı eğip yarım ağız güldü.
"Bennu, seni ararım." dedi Baran ve bizi önüne çekip ellerini belimize yerleştirdi. Dükkandan çıkıp Baran'ın karşı kaldırımda park edilmiş olan arabasına geçtik. Güneş'le arkaya geçip oturduk.
"Yaptığın şey neydi öyle?" dedim sinirle.
"Gözüm tutmadı o adamı." dedi arabayı çalıştırırken. Güneş'te abisine destek çıktı.
"Abim haklı sana bakışlarını görmedin mi?" dediğinde dönüp ona baktım. Elleri titriyordu. Uzanıp tuttum ve kendi kucağıma çektim ellerini.
"Fark ettim edilmeyecek gibi değildi ama Bennu'ya ayıp oldu." dedim.
"Bir şey olmaz ben hallederim. O değil sizin burada ne işiniz vardı? " dedi Baran. Güneş ile tekrar birbirimize baktık. Suskunluğumuz Baran'a bir cevap veremeyince anlaması zor olmadı.
"Senin başının altından çıktı değil mi Güneş'im? Aden'im böyle işlere kalkışmaz çünkü." dediğinde gözlerim artık devinim yaratmıyorlardı.
"Şey..." diyerek uzattı lafı Güneş.
"Baran uzatma ilerle hadi." dediğimde dikiz aynasından göz göze geldik. Bakışları benden Güneş'e kaydı. Sonra tekrar bana baktı.
"Haydi Baran." dedim bakışlarımı çektim.
"Filiz anneme gideceğiz abi." dedi Güneş. Başını omzuma yasladı sonrasında. Sessiz bir yolculuğun sonunda annemin evinin önünde durduk. Emir'in arabası da buradaydı.
"Filiz ablaya selam vermeye gelmem de bir sakınca olmaz değil mi?" diyerek indi arabadan.
"Olmaz Baran olmaz."
Eve çıktığımızda kapıyı Emir açtı. Hepimiz içeri geçtiğimizde Haydar abiyi de bizde görmeyi beklemiyordum. Güneş ile bakışlarımız kesişince yüzümüzdeki gülüşü zar zor bastırdık.
"Neredeydiniz kız?" diyerek ayaklandı annem.
"Baskın yapmışlar." dedi Baran. Annem ona ulaşmış yanaklarını öpüp sarılmıştı. Tam boylar içerisinde Baran'ı bir ayrı tutuyordu ya neyse.
"Ne baskını?" diyerek Emir girdi ortaya. Ben durumu açıklar sıyrılırdım da Güneş'in utançla yanakları kızarmaya başlamış boyuna doğru yayılıyordu.
"Ay size ne? Size ne yani Allah Allah." dedim ve Güneş'i peşimden sürükleyerek Haydar abinin yanına oturdum.
"Kız yine ne işler çevirdiniz?" diyerek devam etti annem.
"Cinayet işledik anne. Güneş ile adam doğradık. Sonra da Baran sağ olsun bizim için delilleri yok etti." dediğimde bir sessizlik oldu.
"Ben diyorum bu kız bizi her türlü yer." dedi Emir eğlenerek.
"Her neyse. Ben bir seni de göreyim diye çıktım eve. Gideyim artık." dedi Baran.
"Bizde çıkalım artık." diyen de Haydar abi oldu.
Hepsi evden çıktığında biz bize kaldık. Annem elleri belinde karşımızda durdu. Güneş aramızdaki mesafeyi kapatıp oturduğu yerden bana doğru kaydı.
"Ne baskını?" diyerek çaprazdaki koltuğa oturdu.
"Baran'ın görüştüğü bir kız var. Ben onu merak edince." dedi Güneş.
"Kızı görmeye gittiniz." dedi bir soru değil tespitti.
"Öyle oldu." dedi Güneş başını eğerek.
"her neyse anne. Asıl sen söyle." dedim. Annemin bakışları benden kaçıp salonda tur attı.
"Anne." diyerek direttim.
"Ne söyleyeyim ayol?" dedi. Neyden bahsettiğimi çok iyi biliyordu.
"Haydar abi diyorum." dediğimde Güneş birden canlanıp dikleşti.
"Ay evet anne adama resmen kur yaptın kahvaltıda." dediğinde annem ayağındaki terliği aniden çıkarıp bize fırlattı. Ben yılların tecrübesiyle terlikten kurtulurken Güneş payına düşeni aldı.
"Kız sizi döverim ha ayol size ne be." dedi çemkirerek. Güneş dizlerine yediği terlikle sus pus olurken onun bu haline gülüp anneme döndüm.
"Hiç öyle yağma Filiz Hanım dökül bakalım hayırdır?" dedim gülerek.
"Kızma anne. Vallahi çok yakıştığınızdan ben öyle şey yaptım." dedi Güneş'te. Bacaklarını toplamış kalçasının altına saklamıştı.
"Vallahi mı kız?" dedi annem birden yumuşayarak. Onun bu tepkisine kıkırdadım.
"Valla." dedik Güneş'le aynı anda. Annem nazlı nazlı gülümseyip omuzlarını silkti.
"Bakalım artık." dediğinde kaşlarımı çattım.
"Anne?" dedim, kalkıp onun yanına oturdum. Saniyeler önce gülen suratı aniden düştü.
"Evli kadınım ama şu yaptığım dediğim şeye bak." dedi sonunda. Başımı Güneş'e çevirip ona elimi uzattım. Annemin diğer yanına geçtiğinde ellerimizi annemin kucağına yerleştirdik. Annem de ellerimizin üzerine elini koydu.
"Üç gün sonra bekar bir kadın olacaksın. Filiz Ergüven olacaksın. Belki daha sonra Filiz Kırman olursun hı?" dedim Haydar abinin soyadına atıf yaparak.
"Benim güzel kızım. " dedi uzanıp saçlarımın üzerini öptü. Sonra Güneş'e dönüp aynı şeyi ona yaptı.
"Çok şanslıyım birbirinden mükemmel üç evladım var. " dedi.
Burnumun direği sızlarken gözlerimi yumdum ve başımı omzuna yasladım. karanlık zihnime bu evde geçirdiğim yıllarım akın edince hızla araladım gözlerimi. Kötü anıların böyle güzel bir ana hükmetmesine izin vermek aptallık olurdu.
"Haydi kalkın güzel bir masa hazırlayalım." dedi annem.
Sonrası bizim için çok güzel geçen bir gece oldu. Geçen üç günde annemleydik. Onda kalmış sürekli gezmiş ziyafet çekmiştik. Bu akşam da kutlama yapacaktık. Sema ablayla da konuşmuş onunla birlikte güzel bir mekan ayarlamıştık. Ayıp olmasın diye annemin zoruyla Uyguroğlu ailesini de davet etmiştik. Elbette kabul etmişlerdi. Şimdiyse adliyeye gidiyorduk. Duruşmaya iki saat vardı. Sabah çok erken bir saatte kalkmış güzel bir kahvaltı hazırlamıştım. Haydar abiyi de davet etmiş hep birlikte kahvaltı etmiştik. Güneş'i evde bırakmış, yanına geçmesi için Doğu'yu aramıştım. Biz çıkarken Doğu gelmişti.
Adliyeye sonunda vardık. Haydar abi bizi adliyenin girişinde indirip otoparka geçti. Annem ortamızda sağ yanında ben sol yanında Emir olacak şekilde ilerledik adliyenin ana giriş kapısına. Duruşmaya daha vardı. Bunun rahatlığı ile girdik içeriye. Girişte kontrolden geçtikten sonra bir köşeye geçip Haydar abiyi bekledik. O da beş dakika bile sürmeden yanımıza geldiğinde Yusuf'un odasına doğru yol aldık. O sıra avukatımız olan Derya Hanımı aradım.
"Günaydın Derya Hanım."
"Günaydın Aden 'çiğim geldiniz mi?" dedi.
"Geldik. Neredesiniz?"
Yusuf savcımın odasındayız. Sizi bekliyoruz." dediğinde başımı refleks olarak salladım.
"Tamam geliyoruz." dedim ve telefonu kapattım.
Dakikalar sonra Yusuf'un odasının önündeydik. kapıyı çalıp açtım. İçeri geçtiğimizde Yusuf oturduğu yerden kalkıp yanımıza geldi. Önce aban ardından anneme sarıldı. Emir ve Haydar abi ile tokalaştı. Annem, Derya Hanım ile tokalaşıp hemen karşısındaki tekli koltuğa oturdu. Emir haydar abi de köşe de yer alan sandalyelere geçti.
"Nasılsınız?" dedi Derya Hanım anneme hitaben. O sıra Yusuf oturmam için kendi koltuğunu gösterse de başımı hayır anlamında sallayıp annemin yanına gidip kolçağa yaslandım ve dönüp Yusuf'a gülümsedim. Tebessüm ederek kendi koltuğuna geçti.
"Gerginim." dedi annem.
"Çok normal. Hayatınızda köklü bir değişikliğe gidecekseniz. Merak etmeyin her şey bizim leyimize. On dakika bile sürmez dava." dediği kendisinden oldukça emin bir tavırla. ondan duyduklarımı daha önce Yusuf ve Baran'dan da duyduğum için içim rahattı.
Biraz daha sohbet edip dava hakkında konuşup mahkeme salonunun olduğu kata geçtik. Yusuf'un bugün çok şükür bir davası yoktu. Eğer bir sürpriz olmazsa gün boyu benimle olacaktı. Buna gerçekten ihtiyacım vardı.
"Hayda." diyen Emir ile başımı ona çevirdim. Arkamızda bir yere bakıyordu. Bende merakla dönüp baktığımda Aslan, Güneş ve Doğu'yu bize doğru gelirken gördüm. Kaşlarım anında çatıldı. Yanımıza geldiklerinde Güneş bakışlarını benden kaçırıp Emir'in yanına sıvıştı.
"Güneş neden burada?" dedim sertçe Doğu'ya karşı.
"Çok diretti. " dediğinde sinirle soludum. Güneş'in o adamla bir arada olmasını istemiyordum.
"Buradayız artık Aden tartışmamız bizi bir sonuca bağlamayacak." dedi Aslan. Bakışlarım onu buldu.
"O herifle aynı ortamda olmasını istemiyorum." dedim. Ben onu bu kadar düşünürken bunlara ne olmuştu da böyle bir hata yapabiliyorlardı? Sanki rollerimiz değişmişti.
"Yavrum. Olan olmuş... Benim odama geçerler şimdi sakin ol." dedi Yusuf yanıma gelip kolunu omzuma dolayıp beni gövdesine yaslarken. Titrek nefesimi oflayarak bıraktım. güneş annemin yanına gidip ona sarıldı. Annemin hepimizden destek alması elbette çok güzel bir durumdu ancak baba müsveddesine hiç güvenmiyordum.
"Selam millet." Baran'ın sesiyle başımı annemlerden çekip ona çevirdim. Üzerinde cübbesiyle karşımızdaydı. Yanında Halide vardı. o da cübbesiyleydi. Baran annemin yanına gidip ona sarıldı ve kulağına birkaç şey fısıldadı. Annemin yüzünde içten bir gülüş belirdi. Baran'ın omzuna şakacı bir tavırla vurup geri çekildi. Baran'ın bakışları annemden Güneş'e kaydı. Ardından hızla bana döndü.
"Güneş burada olman hiç doğru değil." dedi. Sonunda beni anlayan bir insan.
"Tamam ya. Annemi yalnız bırakmak istemedim." dedi başını öne eğerek.
"Doğu al bunu abim geçin benim odama." diyerek odasının anahtarını uzattı Yusuf. Doğu, Güneş'i alıp yanımızdan ayrıldığında derin bir nefes alıp verdim.
"Sizin duruşma nasıldı?" dedi Yusuf.
"Her zaman ki gibi." dedi Halide keyifle. Baran'ın da yüzü gülüyordu, anlaşılan kazanmışlardı.
"Tebrik ederim." dedi Yusuf. Başlarını salladılar. Halide'ye istemsizce baktığımda bakışlarının hemen solumda duran Aslan'da olduğunu gördüm. Bakışlarımı hızla Aslan'a çevirdiğimde onun Haydar abiyle konuştuğunu görünce rahatladım. Beni ilgilendirmezdi ama Halide'yi asla yakınımda istemiyordum o nedenle bu işe şimdiden taş koymak en iyisiydi.
"Neden daha gelmediler?" dedi Baran.
"Özellikle istedim. Duruşmaya en geç beş dakika kala burada olacaklar." dedi Yusuf. Başımı kaldırıp güzel yüzüne baktım. Çok ama çok düşünceli bir adam olması da benim şansımdı sanırım.
"Hemen biter değil mi?" dedi annem. Saniyeler geçtikçe daha da geriliyordu. Yusuf benden önce davranıp annemi kendisine çekti ve diğer tarafını da onunla doldurdu.
"Biter Filiz abla. Zaten sadece avukatlar konuşacak. Hakim sana tek bir soru sorar. Her şey bizim leyimize o nedenle sakin ol." dedi Yusuf. Annem başını sallayıp biraz daha sindi Yusuf'un göğsüne. Benim koca adamımın koca göğsü tüm sevdiklerine, sevdiklerime yetiyordu.
"Geldiler." dedi Derya Hanım.
Derin bir nefes alıp Yusuf'un göğsünden koptum ve annemin elini sımsıkı tuttum. Elleri kelepçeli, etrafı jandarmayla çevrili hemen yanında avukatıyla bize doğru geliyordu. Sanki yaradan gün geçtikçe yüzüne kalbinin tüm kötülüğünü yansıtıyordu bu adamın.
Yusuf en önde olacak şekilde annemle benim önümde etten duvar ördüler. Aslan ve Baran, Yusuf'un hemen sapında Haydar abi ve Emir ise sol tarafta durdular ve bizi görüş açısından çıkarttılar. Derya Hanım hemen yanımızda Halide ise birkaç adım önümüzde durdu.
"Korkulacak, gerilecek hiçbir şey yok Filiz. Hepimiz burada senin için varız." dedi Derya hanım. Başımı salladım. Aylar öncesinde böyle bir duruşma da önümüzde kimse durmazdı. Ancak şimdi her ne kadar ikisi beni çok üzmüş olan adamlarda olsa buradaydılar ve bizim iyiliğimiz için savaşıyor bize destek veriyorlardı.
"Davacı Filiz Saygın, Davalı Ahmet Saygın." mübaşirin sesi koridorda yankılandı.
Sonunda mahkeme başladığında bir yanıma Yusuf bir yanıma Emir oturdu. İkisi ellerimi sımsıkı tuttu. Kalbim boğazımda atıyordu sanki. Ben böyleysem annem nasıldı kim bilir? Haki iki tarafın vekillerini dinlemeye başladığında sadece anneme odaklandım. Başını ellerinden hiç kaldırmıyordu. Baba müsveddesine hiç dönüp bakmadım bile.
"Davacı Filiz Saygın, boşanmak işitiyor musun?" diyerek anneme sordu.
"Evet istiyorum." dedi annem. Hakim Ahmet'e döndü.
"Davalı Ahmet Saygın, boşanmak istiyor musun?" dediğinde salonda derin bir sessizlik oldu. Gözlerim ona kaydı. Bakışları o kadar düz ve boştu ki bir an için irkilip titredim.
"İstiyorum." dedi tek düze. Cezaevindeki Ahmet ile buradaki Ahmet arasında dağlar kadar fark vardı.
"Karar." dedi hakim. Can kulağı ile dinledim onu. Birkaç medde sıraladıktan sonra "boşanmalarına karar verilmiştir." dediğinde gülerek derin bir nefes alıp verdim. Annem ile bakışlarımız sonunda çakıştı. Bana mutlulukla bakıyordu.
Salondan önden çıktık. Koridorun ortasında anneme sımsıkı sarıldım. Emir'de yanımıza gelip bize kollarını sardığında bize bir süre kimse dokunmadı. Bu an üçümüz için özeldi. Annemin yüzünü kavrayıp yanaklarını öptüm.
"Bitti değil mi Aden?" dedi dolu dolu gözleriyle.
"Bitti annem. Bitti." dedim bende.
"Bitti tabi kız. " dedi Emir beni destekleyerek. Tekrar sarıldığımızda tam görüş açımda olan duruşma salonundan elleri kelepçeli bir şekilde çıktı Ahmet.
"Siz bitti sanın. Bugünün yarını var. O zamana kadar bu küçük zaferinizin tadını çıkarın." dediğinde Haydar abi ona doğru atıldı ancak Aslan ve Baran onu tutup engelledi.
"Avukat, müvekkilin çok konuşmasın." dedi Yusuf. Baba müsveddesi yüzünde iğrenç bir gülüşle Yusuf'a döndü.
"Hele sen, sen arkanı kolla savcı." dediğinde Yusuf küçümseyici bir bakışla baktı ona.
"Cumhuriyet savcısına tehditten bir dava daha açmamı istemezsin diye umuyorum." dedi öldürücü bir soğukkanlılıkla. Avukatı araya girdi ve jandarmalara ilerlemelerini söyledi. Sonunda gözden kaybolduklarında tekrar anneme döndüm.
"O zaman bu akşam bunu kutluyoruz." dedim tüm neşemle ve yüksek sesimle.
Annem gülüp başını salladığında derin bir nefes alıp verdim. O adamın saçma sapan sözleriyle gününü mahvetmesini asla istemezdim. Sonunda bitmişti. Annem artık hür ve bekar bir kadındı. Kurtulmuştuk, kanserli bir hücreden kurtulmak gibiydi bu his. Yeniden sağlığımıza kavuşmanın tadı inanılmaz güzeldi. Adliyeden çıkarken dilimde tek bir dua dönüp duruyordu. Bugünden sonrası bizim için çok olmalıydı.
* * *
Yorumlar