ADEN 37. BÖLÜM KUTLAMA
37. KUTLAMA
Bakışlarımı anneme çevirdim. Güneş hemen önünde ona gece için makyaj yaparken yüzünde neşeli bir ifade vardı. Adliyeden çıkar çıkmaz anneme geçmiştik. Haydar abi bizi bıraktıktan sonra Emir ile birlikte gitmişlerdi. Baran ve adliyede kalırken diğerleri büyük ihtimalle işlerine geçmişlerdi.
"Kız yeter Bülent Ersoy muyum ben boya boya bitmedi." dedi annem sonunda sıkılarak. Gülüp aynadan izledim onları. Güneş'te gülüp devam etti işine.
"Bitti bitti. Rujunu da sürelim tamamdır." dedi.
"Sen ne ara aldın bu elbiseleri?" diye döndüm onlara.
Eve geldiğimizde biraz oturmuş ve sonrasında hazırlanmaya başlamıştık. Benim odama geçtiğimizde üç kutu yatağımın üzerinde duruyordu. Güneş bir şey dememize izin vermeden kutuları elimize tutuşturmuş içindeki elbiseleri giymemizi istemişti.
"Aman hallettim işte. Baksana nasıl güzel olduk." dedi kendi etrafında dönüp. Annemle kendisine esmer tenlerine yakışan kırmızı renkte düz elbise tercih ederken benim için bebe mavisi üzeri çiçekli elbise tercih etmişti.
Tüm hazırlığımız sonunda sona erdiğinde salonda oturmuş Emir ve Haydar abiyi bekliyorduk. Bende o sıra Yusuf ile mesajlaşıyordum.
Gönderilen Hayranım:
Çıktın mı sevgilim?
18.48
Gönderen Hayranım:
Yoldayım yavrum. On dakika sonra oradayım.
18.50
Gönderilen Hayranım :
Tamam sevgilim.
18.50
"Beş dakikaya geliyorlar." dedi Güneş telefonunu kapatarak.
"Yusuf'ta on dakikaya gelirim dedi." dedim.
Emirler geldiğinde aşağı indik. Hep birlikte Yusuf'un gelmesini bekliyorduk. O sıra gözlerimi karşımdaki adamlardan alamadım. İkisi de oldukça şık bir şekilde giyinmiş hatta tıraş bile olmuşlardı. Haydar abi normalde de rahat giyinen bir adamdı ancak siyah kotu ve üzerine giydiği haki yeşili gömleği ile çok yakışıklıydı. Emir de farklı olarak pantolon gömlek ikilisini tercih etmişti. Emir sırayla hepimizin elini öptü ve Güneş ile beni kolları arasına çekti.
"Görüyor musun Haydar'cığım etrafım kainat güzelleriyle dolu." dediğinde hepimiz güldük.
"Ya bir durun." dedim onlara dönerek. Güneş utanarak geri çekildiğinde Emir çatık kaşlarıyla bana baktı. Tatlı tatlı tebessüm edip başımla annemle Haydar abiyi gösterdim. İkisinin de bakışları onlara döndü.
"Düğün yakındır." dedi Emir.
"O kadar da değil. Dün bir bugün iki." dedim. Haydar abi bakışları fark ettiğinde boğazımızı temizleyip birbirimize döndük hemen.
"Yusuf gelmedi hala." dedi annem. Bileğindeki ince kayışlı saatime baktım. Birazdan gelirdi.
"Gelir şimdi. Siz çıkın isterseniz?" dedim.
"Yok canım hep birlikte gidelim." dedi annem. O sıra Yusuf'un arabası yanımızda durdu. Elimle arabadan çıkma işareti yapıp annemlere döndüm.
"Nasıl gidelim?" dediğimde Emir, Güneş'in elinden tutup kendi aracının yanına geçti. Haydar abiyle gideceklerdi. Annemde benim yanıma vardığında Güneş ile bakışlarımız çakıştı.
"Ya aslında ben Yusuf abimin arabasıyla gitmeyi istiyorum. Ona soracaklarım var." deyip yanıma geldi.
"E Güneş'im nerede ben orada. Filiz'ciğim size iyi yolculuklar." diyerek Yusuf'un arabasının arka kısmına geçtiler. Anneme dönüp yanağından öptüm.
"Mekanda görüşürüz anneciğim. Güzel yolculuklar." dedim ve hemen arabaya geçtim.
"Bas enişte bas." dedi Emir. Annemin kızgın bakışları üzerimizdeydi. Yusuf onlara el sallayıp yanlarından hızla uzaklaştı.
"Muhteşem bir ekip olmuşsunuz." dedi gülerek. Uzanıp yanağından öptüm.
"Ne sandın yiğidim bizden ala çöpçatan mı olur?" dediğimde hep bir ağızdan güldük.
"Annem bizi haşlamazsa iyi." dedi Güneş.
"Bir şey olmaz en fazla takunya yersiniz." dedi Yusuf gülerek. Emir ve Güneş ona eşlik ettiler. Kısa yolculuğumuz oldukça neşeli geçti. Mekana geldiğimizde Haydar abi hemen arkamızda durdurdu arabayı. Annem arabadan inip direk yanımıza geldi.
"Hepinizle görüşeceğim." dedi ve Yusuf'un koluna girerek mekana girdi. Haydar abi de çatılı kaşlarıyla bize baktıktan sonra hemen Yusuf ve annemin arkasından ilerledi.
"Bu gerilim hattı bize nasıl dönecek acaba?" dedi Güneş.
"Bizi bilmem de onlara alev alev döneceği kesin." dedi Emir. İmasını anladığımda şaşkınlıkla ona baktım. Yarım ağız gülüyor ve bize bakıyordu.
"Emir!" dedik Güneş'le aynı anda.
"Ne ? En fazla size cici baba ve kardeş olarak döner bu gerilim." dedi ve koşar adım mekana gitti.
Güneş bana ben ona baktım. O kadar da değildi canım. Daha nelerdi yani. Mekana geçtiğimizde bizi arka bahçeye yönlendirdiler. Bahçeye çıktığımızda sadece uzun bir masa ve bizimkiler vardı. herkes tam takır masada yerini almışken tek eksik Güneş ve bendim.
"Kızlarımızda geldi." dedi Sefa abi.
Bizi ilk fark eden o olmuştu. Herkesin başı bize döndüğünde Güneş'le birbirimize baktık. İkimizde bir anda utanmıştık. Masaya doğru ilerlediğimizde masanın hemen ilerisinde salıncakta sallanan Kerem bizi fark etti ve salıncaktan atlayıp bize doğru koştu.
"Sizi çok özledim." diye bağırarak ikimizin kucağına doğru atladığında benim kıyafetim daha müsait olduğu için onu rahatlıkla kucakladım.
"Ah, fındık kurdum koca oğlan oldun sen artık. " dedim.
Baya kilo almıştı. Güneş uzanıp Kerem'i öptü. Masaya doğru ilerledik. Kerem'i hemen oturduğum sandalyenin yanındaki boş sandalyeye oturtup herkes baş selamı verdim. Güneş herkesi teker teker öpüp yerine geçti. Yusuf bu kez yanımda değil tam karşımda Baran ve Aslan'ın arasında oturuyordu. Göz kırptığında nazlı nazlı tebessüm ettim.
"Hanımlar maşallah bu ne güzellik?" diyen Doğu oldu. Oturduğu yerden kalkıp yanımıza geldi ve sırayla öptü bizi. Etrafta göz gezdirdiğimde hepimizin bu geceye özel olarak hazırlandığımız gayet açıktı.
"Tanrı vergisi ayol." diyerek saçını geriye atarak konuştu Güneş. Doğu aldığı cevap karşısında güldü ve yerine geçip oturdu.
Ben, annem ve Emir dışında herkes ona şaşkınlıkla bakarken Emir ile göz göze geldik. Dudaklarımı birbirine bastırıp gözlerimi Zümrüt Hanım'a çevirdim. Eli çenesinde yukarı kalkmış kaşlarıyla anneme bakıyordu.
"Ayol ne demek?" diyerek aramıza katıldı Kerem. Herkes küçük kıkırtıları sonunda serbest bırakırken Kerem'in sarı saçlarının üzerine bir öpücük kondurup ona en makul cevabı verdim.
"Genellikle biz kadınlar arasında kullanılan bir kelime bebeğim. " aklına pek yatmadığını mimikleriyle yansıtsa da pek üzerinde durmadan önüne döndü.
"Kız sen iyice bana benzemeye başladın. Maşallah maşallah kızıma." dediğinde Zümrüt Hanım derin bir nefes alıp boğazını temizledi.
"Aslında annemle Aden de birbirlerine baya benziyorlar." dedi Baran. Ona kaşlarımı çattım. Kaşlarım aynı zamanda yukarı doğru kalkmıştı.
"Bakın tam olarak şu ifadelere bakın birebir aynı." dedi heyecanla Doğu.
Zümrüt Hanım ile aynı anda birbirimize döndüğümüzde aynaya bakıyormuş hissini ilk defa hissettim. Üzerimdeki bakışlarından kaçmak adına yüzümü düz bir hale getirip Yusuf'a baktım. Gülümseyerek izliyordu beni.
"Evet, Aden ablamda beni annem gibi uyutuyor." diyerek abilerine katıldı Kerem. Kerem'i Aslan destekledi.
"Geçen gün annemin eski bir fotoğrafını gördüm. Karşımda sanki Aden duruyordu." dediğinde Zümrüt Hanım'ın yüzünde kırık bir tebessüm belirdi.
"Huyu suyu benzemesin." diyerek taşını tam ortaya attı annem.
"Görünen o ki her ne kadar farklı ortamlarda da büyüseler genetik olarak bir şeyler yansımış karakterlerine." dedi Sema abla yatıştırıcı bir üslupla.
"Yok kız, sen bunun sizin yanınızda hanımefendi olduğuna bakma. Bu ne benim gözümdür bu." dedi annem. Ah be annem sevdin mi gömdün mü belli değil. Annemin bu lafı üzerine Emir, Yusuf ve Tam boylar aynı anda kahkaha attı.
"Yok canım. Aden'ciğim gayet hanım hanımcık mükemmel bir çocuk. Güneş'ciğim de aynı şekilde." dedi Sema abla.
"E birini doğurdum birini yetiştirdim elbette mükemmel olacaklar." dedi annem üstten bakan bakışlarıyla.
"Oğullarımın da size çektiğini söyleyin de tam olsun Filiz Hanım." dedi Zümrüt Hanım.
"Ay vallahi hepsi pırlanta gibi. belli babalarına, dedelerine çekmişler. Hele Baran oğlum hiç aksatmaz her gün arar sorar çiçek yollar." dedi annem Zümrüt Hanım'a tamamen dönerek. Ancak Zümrüt Hanım annem değil Baran'a baktı. Baran oturduğu sandalyede kaydı ve başını gökyüzüne çevirdi.
"Öyle tabi, her evladım babalarına benziyor." dedi ve bana baktı.
"Aden mesela. " dedi ve sustu.
"Dikkat ettim de kırmızı etten ziyade beyaz et tercih ediyor. Tıpkı babası gibi. Balıkta seviyordur eminim. Ona baktığımda babasıyla ızgarada kızarmış bir tabak dolusu hamsiyi yiyebilecek birisini görüyorum." dedi gözlerimin içine bakarak. Aynı anda nefes alıp verdik.
"Hatta hepsi. Güneş'te çok sever. Özellikle babaanneleri yapacak ama o balığı bir oturuşta bitirirler. Aden'de eminim ki kardeşlerinin yanında asla sırıtmaz." dedi ve bakışlarını anneme çevirdi.
"Kılçıklı?" dedi annem imayla. Burada kast ettiği balığın kılçığı değil Zümrüt Hanım'dı sanırım.
"Kılçıklı." dedi Zümrüt Hanım. Omuzlarına düşen saçlarını geriye doğru attı.
"Babaanne balığı istiyorum ben. Sefa amca yiyebilirim değil mi artık?" Kerem yine muhteşem zamanlamasıyla araya girdi.
"Yersin yavru aslanım. Hatta iyi oldu balıktan bahsetmemiz kaçalım bir hafta sonu annemlerin yanına." dedi Sefa abi.
"Gidelim tabi ya. Kızımız bir görsün ait olduğu toprakları." dedi Yağız bey bana sıcak bakışlar atarken.
"Yalnız biz Karadenizli değil Akdenizliyiz." dedi annem.
"Yani sonuç olarak kızlar hem Akdeniz hem Karadenizli." dedi Sema abla bir kez daha orta yolu bulmak adına. Zavallı kadın annem ve Zümrüt Hanım arasında nedensizce bir köprü görevi görüyordu.
"Aden'de tam bir Karadeniz kızı hırçınlığı var vallahi ben kefilim." dedi Emir. Bu tür kaos ortamlarından acayip zevk alıyordu.
"Aferin lan değişik." dedi Aslan. Emir alığı övgünün karşılığında otuz iki diş sırıtıp bana göz kırptı. Dişlerin sökülsün de yemek yiyeme Emir.
"Çayı da çok seviyor." dedi bir kez daha konuşarak Emir. Bakışlarımız çakıştığında bana havadan bir öpücük atıp iki sandalye yanındaki Zümrüt Hanım'a doğru eğildi ve hepimizin duyacağı bir sesle konuştu.
"Hele sizin bir çayınız varmış sanırım. Nasıl lezzetliyse kızın hala damağında. Söyler durur çok güzel çaydı diye." dediğinde ona bakakaldım. Dilin kopsun Emir. Gerdek gecende iktidarsız ol Emir. Geber Emir.
"Gün güzelimde de tam bir Akdeniz sakinliği var diyeceğimde Filiz ablanın karakterine ters düşecek." dedi Doğu. Saniyeler öncesinde konuşulanı unutarak Doğu'ya baktım. Çok doğru bir noktaya parmak basmıştı. Kahkahamı son ada yuttum. Ben dudaklarımı birbirine bastırıp gülüşümü saklarken Zümrüt Hanım kısık sesle gülüp anneme baktı.
"Nereli olduğumuzu tartışmaya bir son verip bu gecenin asıl amacını gerçekleştirmeliyiz bence." dedi benim canım sevgilim.
"Doğru. Gözümüz aydın." dedi Sema abla tüm samimiyetiyle.
"Teşekkürler Sema'cığım." dedi annem.
"Hayırlısı olsun." diyen Yağız Bey oldu.
"Teşekkür mü etsem darısı başınıza mı desem bilemedim ama." dedi annem.
Neşeli ortam bir anda sessizliğe büründü. Tüm Uyguroğullarının yüzü aniden düştüğünde annemi uyarma gereksinimi duydum. Tamam, Zümrüt Hanım ile aralarında ki çekişme arada bizi eğlendiriyordu ama bu sefer sınırı aşmıştı.
" Anneciğim. Boşanmanın şerefine ne yemek istersin? Konuşmaktan sipariş falan veremedik." dedim.
"Evet ya açım ben." dedi Yusuf beni destekleyip. Aslan yanına bir garsonları çağırdı sırasıyla sipariş verdik.
Yemek genellikle sakin ve güzel komik anıların paylaşıldığı bir anda devam ediyordu. Aslan, Baran ve Doğu'nun hakkında bir şeyler anlatırken Kerem de banan ağaçlarının nasıl büyümeye başladığını anlatıyordu. Ara ara kahkaha seslerimiz artıyor ara ara tekli konuşmalar yapıyorduk. gecenin sonuna yaklaştığımızda kahve ve çaylarımızla tatlılarımızı yerken tamamen gruplaşmıştık. Haydar abi, Sefa abi ve Yağız Bey kendi aralarında sohbet ederken diğer beylerde geçen gün oynana bir maç hakkında sohbet ediyorlardı. Bizde geriye kalan kadınlar olarak sohbet ediyorduk.
"Annemler sana koca bulmaya pek hevesliydi ama sen o işi halletmişsin." dedi Sema abla gülerek. Bakışlarını bir annemde bir Haydar abiye çeviriyordu.
"Ayol sizde bana koca bulmaya ne meraklısınız." dediğinde Güneş ile istemsizce kıkırdadık.
"Yani bilemeyeceğim. Haydar Bey de maşallah yani. Yakışıyorsunuz da. E aranızdaki çekimi fark edemeyecek kadar da kör değiliz." dediğinde annem yüzünde tatlı bir tebessümle omuz silkti.
"Filiz Hanım'ın tercihleri pek sağlıklı olmuyor. Bence pek üstelemeye gerek yok Sema." dedi Zümrüt Hanım. Onun attığı taş derin bir dalga oluşturdu. Annem dudaklarını birbirine bastırdı.
"Bu konuda sizinle değil de Yağız Bey ile daha çok uyuşuyoruz sanırım. E tercihler her zaman yüzde yüz doğru olmuyor." dediğinde o dalga daha da büyüdü.
"Hanımlar. " dedi Sema abla. Güneş'le birbirimize baktık.
"Anne." dedik ikimizde aynı anda.
"Liseli kızlar gibi birbirinize sürekli laf sokmanız daha ne kadar devam edecek?" dedim.
"Çok sevgili annen nerede nasıl konuşmasını gerektiğini fark edip saygılı davrandığında." dedi Zümrüt Hanım. Göz evirip ofladım.
"güneş söyle şu annene benim deli damarıma basmasın." dedi annem.
"Sizinle daha fazla muhatap olup kendime saygısızlık etmeyeceğim." dedi Zümrüt Hanım.
"La havle." dedi annem ve derin bir nefes aldı.
"Yeter. Biz bu kadar didişmiyoruz birbirimizle. Şu halinize bakın küçücük çocuk gibisiniz." dediğimde Zümrüt Hanım gözlerini kaçırıp kahvesinden bir yudum aldı.
"Her neyse. Yarın Emir'in konseri varmış. Sağ olsun bizi de davet etti." dedi Sema abla. Güneş başını hevesle sallayıp konuştu.
"Annemle babamı da davet etti. Geleceksiniz değil mi anne?" dedi Güneş.
"Baban kabul etti kızım. Geleceğiz." dedi ancak bu durumdan pek memnun değildi. Bakışlarımı gördüğünde kendisini açıklama gereksinimi hissetmiş olacak k, bana bir açıklama yaptı.
"Gece kulübü tarzı yerleri sevmiyorum." dediğinde bir tepki vermedim.
"Haklısınız tabi, yaş olmuş elli. Bu yaşta çok normal." anne bir dur be anne.
"Siz de maşallah her yerdesiniz. Çene deseniz zaten Çin seddine bedel. " dedi Zümrüt Hanım daha da sertleşen ifadesiyle.
Günlerindeydiler herhalde. Onlara daha fazla dayanamayıp bakışlarımı erkeklere çevirdim. Onlar bizim aksimize gayet eğlenceli görünüyorlardı. Gözlerim aralarında Yusuf'u göremeyince etrafa bakındım. Biraz ileride büyük çınar ağacının altında durmuş telefonla görüşüyordu. Bileğimdeki saate baktığımda gecenin sonuna geldiğimizi fark ettim. bu saatte onu sadece işten ararlardı. Yerimden kalkıp ona doğru yürüdüm.
"Nedim asla rahat durmuyor sayın savcım. Bence de en iyisi onu göndermek olacak." dediğinde duraksadım. Nedim ismin, duymak beni geriyordu.
"Hayır. Abisiyle ettiği kavgadan sonra ona da bilenmiş durumda. Durum git gide baş edilemeyecek bir hal almadan dediğiniz gibi farklı bir yere özellikle şehir dışına sevki daha sağlıklı olacaktır. " birkaç dakika durup diğer tarafta konuşan kişiyi dinledi. Boştaki eli hızla ensesine çıkıp saçlarını sertçe çekiştirdi.
"Evet, evet sayın savcım. Ahmet Saygın. Onunla görüşmüş." dediğinde büz kestim. Nedim ile Ahmet ne alakaydı?
"Hayır. Ben gerekli görüşmeyi yaptım. Durum şu an için stabil ancak para işin içine girerse ne olacağı malum. " nefeslerim sıklaşırken kafamın içinde dolaşan tilkiler gürültü çıkarmaya başladılar.
"Tamam sayın savcım. Ben hallederim. Görüşmek üzere." dedi ve kapattı telefonu. Bir sürfe arkasını dönmeyince ben ilerledim ve karşısına geçtim. Beni görünce bir an irkilse de kendisini hemen toparladı. Bende ona bir şey belli etmemeye çabaladım.
"Yavrum." dedi kollarını belime dolayıp.
"Bir baktım buradasın. Dedim Benimki yine kim bilir ne alemlere daldı gitti." dediğimde yarım ağzı sırıtıp burnuma burnunu sürttü.
"Savcı olmamın en kötü yanı bu sanırım. Telefonlara bakmak zorundayım. " başımı belli belirsiz salladım.
"Bu gece pek yan yana gelemedik." dediğimde başını salladı.
"Öyle oldu. Hafta sonu kaçalım mı yine?" dediğinde hevesle başımı salladım.
"Yarın Emir'in konser çıkışı direk geçeriz o zaman. " dedi.
"Pazartesi okulda açılıyor. Efsane olur vallahi. Geçen sefer tadı damağımda kaldı." dediğimde gözleri karardı ve dudakları imayla iki yana yayıldı.
"Ne kaldı damağında?" dediğinde güldüm.
"İçine benim oynak Aden kaçtı sanırım sevgilim. " derin kahkahası geceye yayıldı.
"Ona mümkün yok sevgilim." dediğinde elimi göğsüne vurup güldüm.
Benim gülüşüme bizimkilerin gür kahkaha sesi karıştığında ikimizde dönüp o tarafa baktık. Sefa abiler, gençlerin yanına geçmiş hep birlikte Kerem'in anlattığı bir şeye gülüyorlardı. Gözlerim onlardan annemlere kaydı. Onlarda da sular sakindi. Yusuf elini belime atıp beni tam önüne çekti.
"Düşünsene." dedi ellerini belime dolarken.
"Yıllar sonra yine böyle bir ortam." burnunu saçlarımın arasında gezdirip dudaklarını boynuma dokundurdu.
"Kucağımızda kızımız, karnında oğlumuz." dediğinde o anların hayaliyle kıkırdadım. Yusuf'un sol avcu karnımın üzerinde gezindi.
"Kızımız büyük olsun diyorsun yani?" dedim ona ayak uydurarak. Gülüşü tenimi okşadı.
"Yok büyük oğlumuz dayılarıyla oyun oynar büyük ihtimalle diyorum." dedi. Kurduğu hayaller onu o kadar mutlu ediyordu ki iç çekip bir kez daha öptü boynumu.
"Çok mutlu olalım Yusuf, çocuklarımız mutlu bir aile içinde büyüsünler..."
"Yusuf'un canı..." dedi ve bu sefer saçlarımı öptü.
"Hep mutlu olacağız. Hep..."
Güzel anılar biriktirdiğimiz gece sonunda sona erdiğinde bu sefer benim evime geçtik. Eve varır varmaz peş peşe duş alıp salonda bir araya geldik. Güneş birkaç gündür diğer evi aksattığı için bu gece yanımızda değildi. Annem tam ortamızda, sağında Emir solunda ben oturmuştuk.
"Ne gündü ama." diyen Emir oldu.
"Tarihi bir gün." dedi annem. Uzanıp yanağını öptüm ve koltukta kayıp başımı dizine yasladım. Emir de benim yaptığımı yaptığında başımı biraz geriye doğru çekip ona baktım. Birbirimize gülümseyip havada beşlik çaktık.
"Filiz sultan bugünün anlam ve önemine değer o güzel sesinizle bizi uyutmanı istiyoruz." dediğinde annem güldü. Elleri saçlarımızda gezinmeye başladığında sesi doldu kulaklarımıza.
Günün ağırlığı annemin güzel sesiyle dağılıp giderken hem yorgunlukla hem de mutlulukla yumdum gözlerimi. Bizim için milat olan bu günü son anına kadar doya doya yaşayıp sonuna güzel getirmiştik. Ancak uykuya dalıp giderken bugünün mutluluğu ile sarhoş olan yanım önümüzde büyük bir açlıkla bizi bekleyen karanlığı ne yazık ki görmüyordu.
* * *
Yorumlar