ADEN 38. BÖLÜM KIRMIZI

 38. KIRMIZI 


"Ne?" dedi Emir sonunda bakışlarıma dayanamayarak.

"Ne ne? Kardeşimi gözlerimle seviyorum." dediğimde sırıttı. Elindeki mikrofonu arka cebine sıkıştırıp yanıma geldi.

"Kardeşin sevsin seni." dedi ve yanaklarımı resmen kopardı. Ellerinin üzerine vurup geri çekildim.

"Ya kıpkırmızı oluyor yanaklarım yapmasana." dedim sitemle.

"Aman be. Çirkef." dedi ve son kez yanağımı sıkıp sahnesine geri döndü. Sabahtan beri onunlaydım. Akşam konseri vardı ve provasına eşlik ediyordum.  Birkaç tane şarkı söyleyip ara verdiğinde tekrar yanıma geldi. Kıvırcık saçları terli alnına yapışmıştı.

"Yeni şarkı yapmadın mı?"

"Albüm için birkaç tane çalışıyorum. Bakalım artık." dediğinde dirseklerimi yüksek masaya dayayıp yüzümü de avucuma yasladım.

"Bana şarkı yok mu?" dediğimde sırıttı.

"Gözüne dizine." dedi gülerek.

"Aşk olsun hani hep banaydı." dedim. Elbette istediğine istediği şarkıyı yapardı. Ancak sadece ona şımarıklık yapmayı seviyordum. Birde sevgilime. 

"Hep sana cennet bahçem." dedi ve uzanıp yanağımı sıkıştırdı. Aniden parmaklarını ısırdığımda çığlık attı. Geri çekildim ve kahkaha attım. Emir ısırdığım parmaklarına bakarken çatık kaşları altında kısılan gözleri beni buldu.

"Vahşi misin kızım?" dedi.

"Evet." dedim sırıtarak.

Birbirimizle biraz daha uğraştık. Emir son provasına başlarken bende Güneş ile mesajlaşıp ne zaman geleceklerini sordum. Hepsi birlikte geleceklerdi. Yusuf işlerinden dolayı bize biraz geç katılacaktı.

Konser saatine yakın herkes gelmişti. İki kademeli olan mekanda sahne önünde yüksek bar masaları varken daha geride normal yemek masaları vardı. O kısımdan da yer ayırmıştık. Büyükler büyük ihtimalle bir süre sonra oraya geçerlerdi.

"Annem bir türlü izin vermedi erken gelmeme. Ne zamandır iyiydi yine geldiler kadına." dedi Güneş kulağıma doğru eğilerek.

"Dün geceden sonra normal bence." dedim. Başını sallayıp sahneye bakış attı.

"Emir'in senin için yaptığı şarkıları dinledim. Çok etkileyici." diyen Sefa abiye dönüp gülümsedim.

"Öyle. Tüm şarkıları harika." dedim gülümseyerek.  Diğerleri göz attığımda annem ve Haydar abi sohbet edip gülüşüyordu. Yağız Bey ve Zümrüt Hanım da aynı pozisyondaydı. Tam boylar Doğu'nun telefondan gösterdiği bir şeye bakıp gülüyorlardı.

"Yusuf'un ekstra bir işi çıktı herhalde." dedi Sema abla.  Yusuf'a bugün sadece ben ulaşmıştım anlaşılan. Gerçekten yoğun bir gün geçiriyordu.

"Bu sabah yaşanan rehine ve cinayet olayıyla ilgilenecekmiş." dedim. Sema abla gülümsedi.  Emir çıkana kadar herkes bir telden çalarken mekanın ışıkları kapanıp sahne ışıkları açıldığında hepimiz sahneye odaklandık.

Emir'in benim için yazdığı ikinci şarkıyı çalmaya başladıklarında Emir belirdi sahnede. Onun çıkmasıyla mekanda alkış tufanı koptu. Yüzüme anında yansıyan büyük gülüşümle ona öpücükler yolladım. Loş ışıkta ne kadar gördü bilemiyordum tabi. Güneş ile yine birbirimize sarılarak eşlik ettik Emir'e. Gözüm sadece Emir'in üzerindeydi. İlk şarkıyı bitirdiğinde derin nefesler alıp konuşmaya başladı.

"Hoş geldiniz millet. Nasılız?" diye sorduğunda herkesten yüksek çığlıklar cevaplar yükseldi. Alkışlar zaten hiç durmuyordu.

"Bu gece burada benimle olduğunuz için çok çok teşekkürler ama en büyük teşekkür her zamanki gibi aileme." dedi ve bakışlarını bize çevirdi.

"Canım annem, bir taneciğim olan cennet bahçem." dediği anda ekstra çığlıklar koptu. Beni de herkes sayesinde tanıyordu artık. Ben onun cennet bahçesi Aden idim.

"Güzeller güzeli Güneş'im, tam boylar ve aile büyüklerim hoş geldiniz." dedi bir kez daha. Dönüp baktım masaya. Uyguroğlu ailesi pek belli etmeseler de yüzlerinde bir tebessüm vardı.

"Haydar'cığım sende hoş geldin ama konsere değil bizim hayatımıza hoş geldin." dediğinde Haydar abiye baktım. Yüzünde içten bir gülüş gözleri dolu dolu bakıyordu Emir'e. Emir ona öpücük atıp etrafa göz attı. Bakışları arkamıza takılı kaldı ve yüzünde bir sırıtış belirdi.

" Millet, şarkılarımı bir an önce duymak istediğinizi biliyorum ancak hemen öncesinde şu anda aramızda olan yakışıklı mı yakışıklı efendimi efendi adam gibi adam canım eniştem de hoş gelmiş ona da bir alkış lütfen. Kendisi cennet bahçemizin sevdiği oluyor." dediğinde mekanda çok yüksek bir gürültü koptu.

Arkamı döndüğümde kalabalıktan Yusuf'u ilk anda göremedim ancak saniyeler içinde karşımda belirdi. Takım elbisesinin ceketi üzerinde yoktu. Beyaz gömleğinin düğmeleri açıklamış kolları dirseklerinin hemen altına kadar katlanmıştı. Çok yorgun görünse de heybetinden hiçbir şey kaybetmemişti. Gülümseyerek yanımıza gelişini izledim. İlk durağı annesi oldu. Annesine arkasından sarılıp yanağına sağlam bir öpücük bırakıp geri çekildi. Babasına da sarılıp diğerlerine baş selamı verdi ve sonunda yanıma ulaştı. Bu anlarda Emir çoktan şarkısına başlamıştı.

"Yusuf." dedim kollarımı beline sarıp.

"Yusuf'un canı." dedi ve bana sımsıkı sarılıp başını boynuma gömdü. İlk zamanlar onunlayken utanırdım. Ancak arsız yanım o kadar ağır basıyordu ki masada ki aile bireylerini çoktan unutmuştum.

"Çok yorulmuşsun." dedim. Başım göğsünde ellerim sırtında geziyordu.

" Bu gece koynunda dinleneceğim." kulağıma doğru fısıldadı.  Başımı göğsünden kaldırıp yüzüne baktım. Gözleri kan çanağına dönmüştü.

"İstersen arabaya geç uyu sevgilim." dediğimde başını hayır anlamında salladı.

"Kayınbiraderimin sesi ve şarkıları iyi geliyor." dediğinde güldüm. Emir'i çok seviyordu. Ona bir abi gibi yaklaşması o kadar hoşuma gidiyordu ki. 

Sırtımı sevgilimin göğsüne yaslayıp sahneye döndüm. Emir sahnede ona eşlik eden müzisyen arkadaşlarıyla efsane bir aura yaratmıştı. Yeni şarkıya başlamadan önce su içti ve yine sohbet etti dinleyicilerle. Sahne hakimi çok iyiydi. Kimseyi sıkmıyor darlamadan herkesle uğraşıyordu.

"Sıradaki şarkı sevgili Ezhel' den gelsin. Bu şarkı aranızda bulunan birisine o kadar çok yakışıyor ki. Benden de sana gelsin." dediğinde hepimiz kast ettiği kişinin Güneş olduğunu anladık.

"Güneşi gülüşüne nasıl sığdırdın." dediğinde tekrar bir alkış tufanı koptu. Güneş utanarak bana döndü. Ona kollarımı açıp yanıma çağırdım. Anında kollarıma girip sırtını göğsüme yasladı. Benden birkaç santim kısaydı ancak bugün giydiğim topuklular sayesinde biraz daha uzundum bunun sayesinde de sahneyi çok rahat görebiliyordum.

"Dediler bu kız neymiş?
Dedim felaket felaket."

Bakışlarımı sahneden masaya çevirdim. Tam boylar kardeşlerinin bu denli sevilmesinin mutluluğuyla şarkıya eşlik ediyorlardı. Annem ve Haydar abi durumdan oldukça memnun izliyorlardı. Başımı biraz daha geriye çevirip diğerlerine baktım. Sefa abi ve Sema abla birbirlerine dönük sarmaş dolaş bir halde şarkıyı bir birlerine söylüyorlardı. Bu görüntü yüzümdeki gülüşü büyüttü. İç çekip Uyguroğlu çiftine döndüm. Yağız Bey küçük bir tebessümle Emir'i izliyordu. Bakışlarımı Zümrüt Hanım' a çevirdiğimde göz göze geldik. Gözleri Güneş ile kenetlenmiş kollarımızdaydı. Bakışlarımı fark ettiğinde önce bir çekinir gibi oldu ancak arkasından tebessüm edip başıyla selam verdi. Bakışlarımı hızla sahneye çevirdim.

Zümrüt Hanım dışında diğerlerinin bana karşı oluşan sıcak ve yakın tavırları beni etkilemiyordu ancak Zümrüt Hanım'dan beklemediğim yaklaşımlar beni gafil avlıyordu.  Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım ancak gözlerimin önüne Zümrüt Hanım'ın kolları arasında can çekiştiğim anlar ve onun benim için çırpınışları dolunca irkilip hızla gözlerimi araladım.

"Yavrum, ne oldu?" dedi Yusuf. Başımı göğsüne yatırıp alnımı çenesine yasladım.

"Yok bir şey sevgilim ürperdim birden." dedim. 

Elleri belimin iki yanına yerleşti ve boydan boya gezindi.  Emir uzun bir süre ara vermeden devam etti şarkılarını söylemeye. Tam boylar ve biz sahnenin önünde konseri izlemeye devam ederken büyükler arka tarafa restoran kısmına geçtiler. Emir son şarkısını da söyleyip ara verdi. Yanımıza geldiğinde kolları arasına Güneş'i aldı. Onları büyük bir mutlulukla izlerken ilk atak Aslan'dan geldi.

"Yusuf'a sesimiz çıkamıyor diye sana da mı çıkmayacak sandın değişik. Uzak dur." dediğinde gözlerimi devirdim. Emir sırıttı ve Güneş'in yanağını öpüp geri çekildi. Beni kollarına çağırdığında hızla girdim. Hala nefes nefese bir haldeydi.

"Nasıldı?" dedi kulağıma fısıldayarak.

"Muhteşemdi bir tanem. Her zamanki gibi harikalar yaratıyorsun. " dedim. Gülüp saçlarımın üzerine bir öpücük bırakıp kollarını bedenimden çekti.

"Selam." uzun zamandır duymadığım Suna ablanın sesiyle arkamı döndüm. Uzun bir süredir ortalıkta görünmüyordu.

"Şükür kavuşturana sevgili menajerim." dedi Emir ve sarıldılar.

"Hoş geldin." dedim ve bende sarıldım.

"Nerelerdeydin kaçak?" dedi Emir.

"Offf sorma be kıvırcık bu bitmek bilmedi film çekimleri." dedi bezmişlikle. Suna abla genç yaşında iyi işler başarmış gerçek anlamda başarılı bir menajerdi.

"Senin bu asistanı hiç sevmedim." diyerek surat astı Emir. Onun bu haline kıkırdadım. Bahsettiği asistan Aslı idi. Aşırı disiplinli ve kuralcı bir insandı. Aşırı rahat bir Emir böyle bir karakterden elbette hoşlanmazdı.

"Aslı'ya laf yok. Hem nerede o?" dedi Suna abla.

"Dağa kaçtı." dedi Emir. Gerçekten kaçmış olabilirdi.  On beş dakikalık mola sona erdiğinde Emir tekrar sahneye çıktı. Bende ona yönelecekken Aslan'ın Suna ablaya plan bakışlarını fark ettim. Onu ilk gördüğünde aynı bakışları atmıştı. Eminim birazdan konuşmaya başlarlardı. Suna varken Halide kimdi zaten. Emir tekrar şarkı söylemeye başladığında Tam boylar alkol istediler.

Zaman su gibi akıp giderken, Emir durmadan istek parça söylüyor, Güneş ve ben bize eşlik eden Doğu ile durmadan  dans ediyorduk. Baran telefonla biriyle mesajlaştığını ayan beyan ederken Aslan, Suna abla ile oldukça samimi bir şekilde sohbet ediyorlardı. Tabi bu gürültüde kulaktan kulağa konuşuyorlardı. Hafiften sarhoş olmuş olma ihtimalleri çok yüksekti.  Emir'in konseri sona ermiş olsa da hala sahnedeydi. Ve biz dinleyiciler bu durumdan oldukça memnunduk. Tek sorunumuz sarhoş olan Aslan ve Baran'dı.

"Puşt herifler anca kıçları ile içiyorlar." dedi Yusuf.

"Zümrüt Hanım'ın oğulları nasıl sarhoş olabilir?" dedim ve güldüm. Kadının öyle ince ve öyle kalın çizgileri vardı ki ayak uydurmak zordu.

Dakikalar ilerlerken yanımıza annemler geldi. Annem ayakta zor duruyordu. Bakışlarım hepsinde gezinip Haydar abi de durdu.

" Ne oldu? "dedim duyması için bağırarak.

" İçki çarptı sanırım. "dedi Haydar abi.

" Çarpar tabi. O kadar içkiye. " dedi Zümrüt Hanım.

" Sizin yeriniz de olsam önce kendi oğullarıma bakardım. " dediğim an bakışları tam boylara döndü.

" Anne. " dedim Baran ve annesinin yanına sarsak adımlar atarak ulaştı. Tam karşısında durduğunda annesine birden sarıldı. Zümrüt Hanım oğlunu geri çevirmeden kollarını oğluna sardı.

" Canım annem." Baran'a şaşkınlıkla bakarken Aslan ile bakışlarımız kesişti. Parmakları arasında tuttuğu kadehini kafasına dikti.

"Ben evleneceğim. Çiçekçi Kızı istiyorum bana onu isteyin." dedi Baran birden sesini yükselterek. Tam sıra mekanın içerisine iki üç tane dansöz girdiğinde şaşkınlıkla kaşlarımı çatıp etrafa ne oluyor der gibi baktım.

"Anne evlendir beni." dedi Baran gülerek. Sonra bana döndü.

"Aden'im bizi everin." dedi Baran. Dili sürekli dolanıyor, kelimeleri uzatarak dile getiriyordu.

"Hadi be oradan." dedim aniden.

"Aynen Aden'e katılıyorum." dedi Güneş ve Zümrüt Hanım aynı anda.

"Ya ne evlenmesi." dedi Aslan. Dili dönüyordu. Ya arkadaş bunlar ne ara bu kadar içip sarhoş olmuşlardı.

"Gel dansöz olalım." diyerek tabiri caizse kıvırarak dansözlerin bulunduğu kısma doğru hareketlendi ancak onu engelleyen Yusuf oldu. Ne oluyordu Allah aşkına! Emir henüz hiçbir şeyin farkına varmamış şarkılarını söylüyordu.

"Ayol ne var düğün yapar iki göbek atarız." annem mükemmel zamanlamasıyla konuştu.

"Oğullarım hakkında konuşmayın rica edeceğim." dedi Zümrüt Hanım.

"Niye dokunulmazlıkları mı var senin oğullarının?" dedi annem. Sema abla ve Sefa abi annemin tepkisine güldüler.

"Evet var." dedi Zümrüt Hanım tersçe.

"Ayol yemedik yemedik senin tam boyalarına bin basar benim oğlum." dedi annem. Anneciğim Emir'i neden ortaya atıyorsun?

"İyi ne güzel." dedi Zümrüt Hanım.

"Ya lilili ya trililili. Oh yandan yandan." Aslan ellerini yukarıda birleştirip parmak şıklatırken Yusuf'a omuz salladı. Kırk yıl düşünsem Aslan Uyguroğlu'nu böyle göreceğimi tahmin etmezdim.

"Aslan?" dedi Yağız Bey. Yanımıza gelir gelmez gördüğü şey en büyük oğlunun hiç beklemediği oğlunun göbek atmasıydı sanırım.

"Baba. Yandan yandan." diyerek babasına yöneldi.

"Gördük oğullarını." dedi annem.

"Anne! " dedim araya girme zorunluluğu hissederek.

"Kız sende bunların kanındansın anladık ama onlar gibi olma he." dedi ve ardından hıçkırdı. Ayakta zor duruyordu.

"Baba ne oluyor Allah aşkına?" dedi Yusuf. Gerçekten dakikalar içerisinde neler olmuştu?

"Bende bir bilsem." dedi Sefa abi.

"Gidelim bence artık." dedi Sema abla.

"Ayol ne gitmesi daha Aslan oğlumla göbek atacağım." dedi annem.

"Oğullarımdan kendi oğullarınızmış gibi bahsetmeyin. " Zümrüt Hanım dakikalardır içindeki saldırmayı bekleyen yanını ortaya çıkarıyordu artık.

"Kız, kızlar ortak oğullar niye ortak değil?" dedi annem... 

Güzelim konser ne ara bu hale gelmişti anlam veremedim. Bir tarafta dansözlerle dans eden Aslan, bir yanda evleneceğim diye Doğu'nun boynuna sarılan Baran ve diğer tarafta her zamanki gibi birbirleriyle didişen anneler vardı. Emir ise sonunda olayın farkına varıp kısa bir duraksamadan sonra yanımıza geldi.

"Ne oluyor?" dedi hayretle. Güneş'i kolları arasına aldı.

"Valla bizde anlamadık." dedi Güneş. Bu durumdan keyif alıyor abilerinin halini videoya çekiyordu.

"Yeter ulan! Şu halinize bakın." Yağız Bey sonunda gür sesiyle oğullarına seslendi. Baran anında dururken Aslan hala göbek atmaya çalışıyor Suna ablayı da yanında oradan oraya sürüklüyordu. Kendine geldiğinde rezillik hissini sonuna kadar yaşayacaktı.

"Yusuf tut şunu oğlum." dedi Aslan'ı kastederek.

"Sende götür abini arabaya." dedi Doğu'ya. Birkaç dakika sonra Yusuf tekrar geldi yanımıza.

"Tamamdır amca." dedi ve yanıma geldi.

"Hayır ben bu kadını gerçekten anlamıyorum Haydar. Bu kadar mükemmeliyetçi kadının oğulları nasıl böyle olur." dedi ve hıçkırdı. Sonra gülüp başını Haydar abinin koluna yasladı.

"Kızlarıma laf yok ama. Canım kızlarım..."

"Sadece sizin değil benimde kız..." dedi ve durdu. Bakışları beni buldu.

"Benimde kızlarım." dedi ve bakışlarını anneme çevirdi.

"Hahayt kızlarıymış."

"Anne. Haydi eve geçelim bizde." dedim.

"Aynen haydi Filiz'ciğim eve gidelim." diyerek beni destekledi Emir.

"Aşık atışmasına döndü iyice." dedi Sema abla. Annem ve Zümrüt Hanım aynı anda ona oldukça sert baktılar. Canım kayınvalideciğim ne de çok severdim seni.

"Kız Zümrüt bu bize iyi mi dedi kötü ben anlamdım bu kafayla." dedi ve güldü.

"Kötü anlamda dedi." dedi Zümrüt Hanımda. Hacı ne oluyor hacı.

"Lan. Ben mi yanlış duydum?" dedi Emir bize bakarak. Güneş'e aynı anda başımızı salladık.

"Sema teyze arada kaynamasa iyi." dedi Güneş.

"Kız ben yem eder miyim kaynana mı?" dediğimde Yusuf'un kıkırtısı doldu kulağıma.

"Sefa abi safları sıkılaştır." diyerek yanlarına geçtim. Sema abla beni gülerek karşıladı.

"Annelerinin anlaşmasını böyle halledeceğiz sanırım." dedi Sema abla. Gülerek baktım ona.

"Yem etmem valla. Rahat ol Sema abla."

"Kız kaynanan o kaynanan. Kaynana sevilmez diyeceğim de Kiraz ve Meryem anneye ayıp olacak." dedi annem.

"Hadi gidelim artık." bir kez daha.

"Hayır ben anlamıyorum ki bu Samimiyet nereden geliyor?" dedi Zümrüt Hanım.

"Ayol kadınlara herkes anne diyor benim demem mi dokundu?" dedi annem.

"Evet." dediğinde annem Zümrüt Hanım'a yaklaşıp önünde durdu.

"Bana bak." dedi, hıçkırdı ve elini dudaklarına kapattı.

"Anne." dememe kalmadan midesinde ne var ne yok Zümrüt Hanım'ın üzerine doğru kustu. Yağız Bey atik davranıp karısını geri çekmek istediğinde hiç beklemediğimiz bir şey oldu ve karı koca annemin kusmuğunun üzerine düştü. Şaşkınlıkla kalakaldık. Sefa abi ve Yusuf hemen Yağız Beylere yönelirken Haydar abi annemle ilgileniyordu. Bakışlarımı Emirlere çevirdim. Güneş ile bakışlarımız birbirine değdiği an dudaklarımızı anında birbirine bastırdık.  Emir kısık sesiyle güldüğünde zor dayandım gülmemek için.

Sonuç olarak herkesi mekandan ayrıldığımızda Sefa abi herkesi kendi evine götürmeyi teklif ettiğinde kabul ettik. Araçlara yerleştiklerinde geriye Güneşler ve biz kaldık. Yusuf, mekanın sahibiyle konuşuyordu. Güneş'e daha demin gülmemizin acısını çıkartıp bir güzel güldük. Durulduğumuzda nefeslenip sohbete başladık.

"Şile'ye mi?" dedi Güneş.

"Evet fıstığım. Siz ne yapacaksınız?" dedim. Dudaklarını bilmiyorum der gibi büzdü. Bakışlarını birkaç kişiye imza veren Emir'e çevirdi.

"Eve geçin. Herkes bir alem zaten kimse fark etmez yokluğunuzu. Gidip baş başa kalın vakit geçirin biraz." dediğimde gülümsedi ancak esmer teni hafiften kızardı.

"Birbirimize henüz açılamadık bile." dedi.

"Bu gece açılın o zaman. İlk adımı ondan bekleme." dediğimde başını salladı. Yusuf yanımıza geldi ve kolunu omzuma sardı.

"Emir. Haydi koçum." diye bağırdı. Emir başını sallayıp bir imza daha vererek yanımıza geldi.

"Görüyorsunuz değil mi nasıl hayranlarım var?" dediğinde hepimiz aynı anda göz devirdik.

"Haydi haydi." dedim ve hareketlendim. Sabahtan beri ayaktaydım ve oturmak istiyordum.

"Hop, hayırdır?" dedi Yusuf taksiye yönelen Emir ve Güneş'e.

"Geçin arabaya." dedi ve şoför koltuğuna yerleşti. Bende hemen yanına oturdum. Emirler de arkaya yerleştiğinde bizim eve doğru yola çıktık.

"Siz baş başa mı kalacaksınız?" dedi Yusuf aynadan arkaya bakış atarak.

"Evet. Tıpkı sizin gibi." dedi Emir.

"İtleşme." dedi Yusuf.

"Tamam canım eniştem." dedi Emir anında geri vitesle.

"Fazla yaklaşmayacaksın kıza aklını alırım senin." dedi Yusuf.

"La havle la havle." dedi Emir.

"Akıllı ol."

"Kızlar duyuyor musunuz?" dedi ve gülüp soluklandı.

"Neyi?" dedi Güneş.

"Kalbim çıt pıt diye kırıldı." dediğinde kıkırdadım. Emirleri de sonunda bıraktığımızda arabada baş başaydık. Ben gülmediğim anların acısını çıkartırcasına gülmeye başladım.

"Yavrum kramp falan girecek bir yerine yeter." dedi Yusuf. Gülmelerime son veremiyordum.

"Ama çok komikti. Hayır birde Emir rap söylerken başladılar. Çocuğum neye uğradığını şaşırdı." dediğimde gözlerimin önüne Zümrüt Hanım'ın hali gelince tekrar gülme krizine girdim.

"Baran'ın annesini soktuğu şok. Kadın beni öğrendiğinde o kadar şok olmamıştır. İnme indi resmen kadına." dedim ve koca kahkahalarımla arabanın içini inlettim. Yusuf'ta daha fazla dayanamayıp bana eşlik etti. Onunda gülüşleri arabanın içine yayılmıştı.

" O değil annemin Zümrüt Hanım'ın üzerine kusması. Kadın tüm içini döktü resmen.  " dedim ve gözlerimden yaşlar akarken resmen nefesim kesilene kadar güldüm.

"Bak asıl inme o anda indi bence." dedi gülerek. Ardından ekledi.

"Annemin  müdahalesi daha efsaneydi." dediğinde nefesim kesildi. Gülmekten ölmek bana pek yakışmazdı.

"Of Allah'ım. Peki Haydar abi. Hayır kadın lavaboya tuvalete kusuyormuş gibi saçlarını önünden çekmesi. " dedim ve göz atlarımı silip derin derin nefesler alıp verdim.

"Yağız amcamın hali peki. " dediğinde bu sefer aynı anda girdik çıkamadığımız gülme krizine. Yağız Bey karısını geri çekmek isterken ayağı kaymıştı ve sonuç olarak karı koca annemin kusmuğunun içine düşmüşlerdi.

"Aslan'ı neden engelledin ki? Efsane eğlenirdik." dediğimde sırıttı.

"Biz bize olsak neyse de etraf insan kaynıyordu yavrum yeterince rezil olduk zaten ayrıca bu bünye en yakın arkadaşını dansöz kıyafetiyle görmeyi kaldıramaz." dedi.

"Ben." dedim bir anda.

"Sen ne?"

"Beni görmeye dayanır mısın?" dedim ve yüzünü sokak lambalarının yansıdığı yüzüne yaklaştırdım.

"Kırmızı olsun mu?" dediğimde derince yutkundu ve bakışlarını çok kısa bir an bana çevirip tekrar yola çevirdi.

"Ne kırmızı olsun?" dedi bilmemezliğe yatarak. Daha demin etrafa hakim olan eğlenceli havayı tutku ele geçirmişti. Dansöz kıyafeti diyorum." dedim ve yanağına ıslak bir öpücük kondurdum. Ellerim sert göğsünde gezindi.

"Beyaz tenime kırmızı  çok yakışıyor. Evimize gidelim görürsün." dedim sırıtarak.

"Yavrum bu yolda sensor falan mı yanıyor anlamıyorum ki. Oynak Aden anında ortaya çıkıyor." dediğinde daha da sırıttım.  Eve giden patika yola ulaştığımızda dönüp baktı bana.

"İç çamaşırların kırmızı mi?" dedi boğuk çıkan sesiyle.

"Hım hım. Hem de dantelli." dedim kısık sesle konuşarak. Yutkunuşunu izledim. Adem elması kuvvetle hareket etti.

"Ne dersin bir ön gösteri yapayım mı?"  dememle arabanın durması bir oldu. Eve sonunda gelmiştik.

Arabadan çıkıp ondan önde koşar adım eve ilerledim ve anahtarımı çıkarıp kapıyı hızla açtım. Eve girip direk yatak odasına geçtim ve çantamı yatağa attım. Yusuf büyük ihtimalle kal gelen bedeniyle ne yapacağımı merak ediyordu. Siyah kotumu hızlıca çıkarıp yatağa bıraktım. Üzerimdeki siyah kısa tişörtü de çıkarıp yatağa pantolonumun üzerine bıraktım. Ayağımdaki kırmızı ipli topuklularıma aşkla baktım.  Saçlarımı ellerimle dalgalandırıp havalandırdım. Yatağın üzerindeki çantamdan rujumu ve parfümümü çıkarıp yeniledim. Telefonumu cebinden alıp pantolonumu ve tişörtümü katlayıp odadaki dolaba yerleştirdim. Çantamı da komodinin üzerine bırakıp yatağı boş bıraktım. Aynandan son kez kendime bakıp odadan çıktım.

Yusuf elinde bir bira şişesiyle mutfağın ada tezgahına yaslanmış yerdeki parkeyi izlerken tek eli cebindeydi. Topuk seslerimi duyunca başını kaldırıp bana baktı. Göz bebekleri saniye saniye büyürken ağırca yutkundu onu böyle etkileyebilmek çok güzel hissettiriyordu.

"Bikinili de gördüm mayolu da ama şu halin. Kalbime zorun var yemin ediyorum senin." dedi bana doğru adımlar atarken.

"Kalbini severim senin. Bak işte hem gözünü hem gönlünü şenlendiriyorum." dediğimde sessiz bir gülüş sundu. Aramızda birkaç adımlık mesafe kala durdu.

" Git giyin üzerine bir şeyler yavrum haydi." dedi. İradesiyle bir savaşa sokmuştum onu yine. Tatlı tatlı gülümseyip ona arkamı döndüm ve dans etmeye başladım.

"Aden." dedi Yusuf şaşkınlıkla.

O görmese de yüzümdeki sırıtmam büyüdükçe büyüdü. Ona dönüp devam ettim. Gözlerim yüzündeki her mimiği kaçırmadan zevkle izledi. Yaşadığımız anın şaşkınlığı ve sıcak havası onu çoktan etkisi altına almıştı. Saçlarımı savurarak doğruldum ve omuzlarımı sallaya sallaya ona doğru ilerledim.

"Oynak Aden'im de hoş gelmiş." dediğinde gülüp geri adım attım. Saçlarımı savurarak devam ettim kalçamı sallamaya. Aniden ona arkamı dönüp devam ettim. Açtığım müziğin ritmi git gide artarken bende hızlandım. Belime aniden sardığı kollarıyla bedenimi bedenine yapıştırdı. Elleri karın bölgemi sımsıkı sardı. Nefes nefes kalmış halimle güldüm. Nefesi boynumda baştan aşağı gezindi ve dudakları terlemiş tenimin üzerinde gezindi.

"Ne yapacağım ben seninle?"  dedi.

"Seveceksin sevgilim. Seveceğiz." dedim. Beni onaylar mırıltılar çıkardığında "Sevişsekte olur." diyerek kalçalarımı kasıklarına bastırdım.

"Senin şu arsızlığın." dedi. Boğuk sesi tenimi ürpertti.

"Bir sana sevgilim. Keşke biraz sende öyle olsan." dediğimde güldü ve boynumu dişlerinin arasında ezdi.

"Bu gidişle sana benzeyeceğim zaten." dediğinde bedenimi biraz daha bastırdım.

"Benze sevgilim benim için hava hoş." dedim. Dudakları boynumdan yanağıma doğru yol aldı. Usul usul sevdi dudakları tenimi. Ellerimi ensesine yerleştirip başımı biraz daha kaldırıp dudaklarına kavuştum.

"Güzelim benim." dedi. Parmaklarını yüzümde ve saçlarımda gezdirmeye başladı.

" Her zerreni seviyorum. Bu çilleri, gözlerini, ses tonunu, sinirlenince büzüşen dudaklarını, hele Oynak Aden'i öyle seviyorum ki. Burnunu saçlarıma yasladı. Şu kokun... Bağımlılık gibi. " bedenimi çevirip yüz yüze gelmemizi sağladım. Ensesindeki ellerimi yüzünde gezdirdim.

" Bende sevgilim. Her şeyinle her şeyimle seviyorum seni. Ama en çokta kalbini seviyorum. Bana canım demeni, elimi hiç bırakmayan ellerini... " güldüm ve" Bana karşı koyan iradeni bile çok seviyorum. " dediğimde gülüp burnumu öptü.

" Daima. " dediğinde alnını alnıma yasladı.

" Daima sevgilim. " dedim ve tekrar dudaklarına uzandım. Yavaş başlayan öpücük her saniye daha da tutkulu bir hal alırken geri geri adımlamaya başladım. Bana ayak uyduran adımlarıyla odaya geçtik. Nefes nefese tekrar ayrıldığımızda alnımdan öptü.

"Sanırım duş almam lazım." şakaklarından dökülen terler esmer tenini parlatıyordu. Onu daha fazla zorlamamak adına geri çekildim. Ancak yine de gömleğinin düğmelerini açtım.

"Sırtını yıkamamı ister misin?" dediğimde başını arkaya atarak güldü.

"Yok yavrum, kısacık bir duş alıp geleceğim." dedi ve hızla uzaklaştı benden.

Benden kaçışına gülerken yatağa uzandım. Dakikalar sonra ıslık çalarak yanıma gelen sevgilimle daldığım hülyalardan uyanıp Yusuf'a baktım. Altında bir şort vardı sadece. Elinde ise bir tişört tutuyordu.  Sakin adımlarla yanıma gelip ayak ucumda durdu. Elleri ayak bileklerimde gezindi. Topuklu ayakkabılarımın bağcıklarını usulca çözdü ve bileklerime birer öpücük kondurdu.  Yüzündeki şefkatli gülümsemesi her an arttı. Yatağa çıkıp dizleri üzerinde yanıma geldi.

"Duş alacak mısın?" dediğinde başımı hayır anlamında salladım. Uzanıp elindeki tişörtü başımdan geçirdi. Siyah tişörtü dizlerimin biraz üstüne denk geldi.

"Kırmızı sana çok yakışıyor. Sanırım ilk gecemizde gelinliğinin altına beyaz değil kırmızı gitmeni isteyeceğim." dediğinde sırıttım. Yanıma uzandığında dönüp göğsüne yerleştim. Ellerimi göğsüne yaslayıp çenemi üzerine konumlandırdım.

"Giyerim sevgilim. Sen iste." dedim şımarık bir kız çocuğu gibi. Sol elinin işaret parmağı yüz hatlarımda gezindi.

"Koynunda uyumaya ihtiyacım var." dediğinde ona hissettiğim şefkat ağır bastı. Yatağın diğer tarafına geçip rahat bir şekilde uzanıp ona kollarımı açtım. Hiç itiraz etmeden kollarımın arasına girdi. Başını göğsüme yasladı, kollarını bedenime sardı. Ellerim saçlarının arasına karışıp usul usul sevdi yumuşak tutamlarını.

"Seninle ne yaşarsam yaşayayım şu anın verdiği mutluluğu, huzuru hiçbir an vermez. Kulaklarıma değen kalbinin sesi şu dünyada duyduğum en güzel ses." sol gözümden bir damla yaş ona duyduğum aşkın şahidi olarak akıp gitti tenimden. Yusuf'u seviyordum. Çok seviyordum ancak biliyordum ki bu hikayede çok seven oydu. Ne yaparsam yapayım onun sevgisinin ölçüsünü tutturamazdım.

" Seni çok seviyorum. " dedim. Öyleydi, çok seviyordum.

Gece boyunca sarmaş dolaş uyuduk. Sabah ilk uyanan ben olunca manzaranın tadını ben çıkarmaya başladım. Gece benim koynumda uyuyan adam şimdi kendi yastığındaydı. Ağırlığımı fazla vermeden üzerine uzandım.  Parmak uçlarımla yüzünü sevmeye başladım. Kapalı gözlerinin üzerine sakince bastırdım dudaklarımı. Kirpiklerimi değdirdim yanağına.

"Yusuf'un canı." uykulu sesi kulaklarıma değdiğinde biraz geri çekildim. Gözleri kısıkça açıktı.

"Günaydın sevgilim." elleri belimi sardı ve beni üzerine çekti. Dudaklarımız birine kavuştu. Kısa öpücükler bırakıp geri çekiliyorduk.

"Günaydın canım." dedim çenesini öpmeye başlarken. Hafif çıkmış sakalları dudaklarıma batıyordu.

"Tüm gün böyle kalalım." dediğinde kıkırdayıp başımı göğsüne yasladım.

"Kalalım sevgilim... Zaman bizim nasıl olsa." 

* * *



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MERHABA!

ADEN 1. BÖLÜM KABUL GÖRMEYEN GERÇEKLER

ADEN 94. BÖLÜM SONSUZ SONLAR / FİNAL