ADEN 40. BÖLÜM KISIR DÖNGÜ
40. KISIR DÖNGÜ
"Seninle konuşmam biter bitmez çaldı kapı." dedi Güneş salatalıkları doğrarken.
"Burunlarından soluyorlardı." diyerek devam etti konuşmaya. Gerçekten de öyleydiler. Hayır bu tavırları bize ya da Emirlereyse kocaman bir saçmalıktı.
"Belli belli çok sinirleler." dedim başımı arkama çevirip bahçede mangal curcunası yaşayan tam boylara bakarak.
"Yolda gelene kadar anca sakinleştirdim. Emir'e sürekli laf sokup durdular. Hayır anlamıyorum aramızda bir şeyler olduğunu açıkça biliyorlardı hatta karışmıyorlardı da şimdi ne oldu anlamadım." dediğinde sinirle soluklandım.
"Gecenin etkisidir." dedim ve elimdeki tabakları ada tezgaha bıraktım. Önüme düşen saçlarımı geri itip Güneş'e döndüm.
"Annemle konuştun mu hiç?" dedim. Başını salladı.
"Konuştum konuştum. İyi merak etme. Haydar abi yanında." dediğinde başımı salladım. Güneş salatalıkları kaba koyup domateslere yöneldi.
"Ezme sakın domatesleri, biraz da küçük doğra." dedim. Güneş elindeki bıçakla bana döndü. Bakışları yüzüme baktıkça kararınca tuhaf bir his sardı yanımı. Yüzüne tatlı tatlı gülümseyip ona öpücük atıp bahçeye yöneldim.
Camekanın önünde durdum. Baran ve Doğu mangalla ilgilenirken Aslan ve Yusuf çardakta oturmuş sohbet ediyorlardı. Emir ise gölün hemen yanında telefonla konuşuyordu. Gözlerim tekrar Yusuf'a kaydı. Onu odaya yolladığımda çok afallamıştı. Tam boylar cümbür cemaat eve daldıklarında gözleri Yusuf'u aramış tam bir şey soracakken Yusuf odadan çıkmıştı. Gülümseyerek dudaklarımı birbirine bastırıp bahçeye çıktım.
"Ya abi bırak işte Emir yapsın olmuyor bu." Doğu'nun sitemli sözleriyle onlara dikkat kesildim.
"Ulan bir mangal yakamayacak mıyız?" dedi Baran ancak ateşi bir türlü tutuşturamamıştı.
"Yakamıyoruz abi olmuyor." dedi Doğu ve Baran ensesine sertçe vurdu.
"Kendi beceriksizliğinin acısını hep başkasından çıkarmak sende huy galiba?" dedim ve yanlarına doğru yürüdüm. Doğu dudaklarını birbirine bastırıp bir bana bir Baran'a baktı.
"Genetik sanırım." dedi Baran elindeki kömür torbasını yere bırakıp.
"Yok bu huyu bir sende gördüm ben." dedim daha da üstüne giderek. Neden bilmiyorum ama Baran' a karşı hep bir dengesizlik yaşıyordum ve bu bazen sinirle ona çatmam sebep oluyordu ve şu an yaşadığımız anda bunun etkisiyleydi. Güneş'in Emir'i rahat bırakmadılar lafı onlara karşı daha da çok kinlenmeme neden olmuştu.
"Her şey bende zaten. Sende haklısın." dedi Baran ve yüzünde buruk bir tebessümle bana arkasını dönüp çardağa doğru yürüdü.
"Ne?" dedim, bana dikkatle bakan Doğu'ya.
"Arada sırada benden ve Aslan abimden de çıkar hıncını olur mu?" dedi ve o da arkasını bana dönüp çardağa doğru yürüdü. Buna ne oluyordu şimdi arkadaş! Bakışlarım Yusuf'la karşılaştığında kaşlarını anında çatıp ayaklandı. Büyük adımlarla yanıma gelip kollarını belime sardı.
"Yavrum?" dedi. Ancak daha çok hayırdır der gibiydi.
"Yok bir şey sevgilim." dedim. Ancak karşımda bir savcı olduğunu unutmamam gerektiğini bakışlarıyla hatırlattı. Adam tabi yalan radarı olur Aden kim bilir günde kaç tane yalan dinliyordu?
"Bastılar ya ondan gıcık oldum." dediğimde alnımı öpüp uzun saçlarımı omuzlarımdan sırtıma itekledi.
"Burada kalalım diyorlar ne dersin?" dediğinde kaşlarımı çattım.
"Nerede yatacaklar?" dediğimde gülüp dudağımın kenarından öptü.
"Siz Güneş'le yatak odasında olursunuz yavrum. Bizde bakarız başımızın çaresine. Yerde yatsın itler." dediğinde gülüp başımı salladım. Emir sonunda telefon konuşmasını bitirip yanımıza geldiğinde Yusuf'a kaçamak bakışlar attı.
"Ne oldu lan?" dedi Yusuf. Tabi garibim Emir'i benim gibi tanımadığından onun bakışlarından ne demek istediğini anlayamamıştı. Emir boğazını temizleyip önce bana baktı. Başımla onayladım onu. Kendisini mahcup hissetmekten hiç ama hiç hoşlanmazdı.
"Yani öyle baskın basanındır gibi geldik ama yolda çok dil döktüysem de dinlemediler abi." dediğinde Yusuf sonunda Emir'in karın ağrısını anlamıştı.
Tam boylar ilk iş Emir ile yaşadığımız eve gitmiş orada Güneş'le Emir'i baş başa bulunca haliyle kıyameti koparmışlar ve akılları sıra kendilerine eğlence bulmuşlardı. Derin bir nefes alıp çatılan kaşlarımla bakışlarımı çardağa çevirdim. Tam boyların gözleri elbette bizim üzerimizdeydi.
"Sen ne mahcup oluyorsun oğlum biliyorum ben o itleri. Ağzına da sıçmışlardır o gevşek çeneleriyle senin." dediğinde Emir hızlı hızlı başını salladı.
"Sıçtılar vallahi. Hele Aslan abi maşallah susmak bilmedi." diyerek Aslan'ı şikayet etti Yusuf'a.
"Gel lan buraya." diyerek Emir'i ensesinden tutup omzuna çekti ve kolunu omzuna attı. Mutlulukla onların bu halini izledim.
"Ben varım oğluma arkanda bak bakalım bir daha açılacak mı o çeneleri." dedi Yusuf oldukça emin çıkan net sesiyle.
"Vallahi mi enişte?" dedi Emir küçük bir çocuk edasıyla. Yusuf'un bakışları beni bulduğunda gülümsemem yüzümde daha da büyüdü.
"Vallahi koçum." dediğinde Emir kahkaha atıp Yusuf'un boynuna sarıldı. Onun bu sevincine kıkırdadığımda kollarını Yusuf'tan ayırıp bana yöneldi.
"Cennet bahçem savcım arkamızda olduğuna göre tam boylar avuçlarını bir güzel yalayabilirler." dediğinde kıkırdamam kahkahaya dönüştü.
"Aynen öyle koç." dedim ve tokuşturmak için yumruğumu ona uzattım. Yumruğunu vurduğunda uzanıp yanağından makas aldım.
"E hani yakmamışsınız daha mangalı?" Güneş'in hemen arkamızdan gelen sesiyle birbirimizden ayrıldık.
"Çok sevgili Baran abin acayip beceriksiz Güneş." dediğimde gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
"Ben iki dakikada hallederim." dedi Emir ve mangalın başına geçti. Dediği gibi de oldu. Mangalın ateşini yaktığında ben de tekrar mutfağa geçip sosladığım tavuklarla etleri alıp bahçeye çıktım. Yusuf ve Aslan daha demin olduğu gibi çardakta otururlarken Baran, Doğu, Güneş ve Emir mangalın başındaydılar.
"Lan söylesen ölür müsün nasıl yaktığını?" diye kısık sesiyle bağırdı Baran. Emir ise onun suratına sırıtarak bakıp omuz silkti.
"Gül sen gül elbet tenhada yakalayacağım seni."
"Sen hayırdır?" diyerek yine Baran'a çattım. Baran derin bir nefes alıp bana göz ucuyla baktı ve çardağa doğru hareketlendi. Doğu'nun bana olan ters bakışlarını gördüm ve gözlerimi devirdim.
"Arkadaş sizin bu hem suçlu hem güçlü tavırlarınız da." diye homurdandı Emir. Doğu'nun bakışları Emir'e döndü. Emir'de Doğu'nun ters bakışlarını aynı bakışlarla geri püskürttü.
"Söz konusu Güneş ile olan ilişkim olduğunda hepinize eyvallah ama söz konusu Aden olursa o eyvallah işlemez oğlum." dedi Emir. Bugün sanırım her birimiz ters kalkmıştık. Doğu ile çok iyi olmasak da iyiydik ve bunun bozulmasını bir yanım istemiyordu.
"Eyvallah." dedi Doğu ve çardağa doğru ilerledi.
"Dün gece azıttılar ya onun üstüne de sabah bizi baş başa görünce." diyerek boş bir açıklama girişiminde bulundu Güneş ancak Emir ile aynı anda onan dönen bakışlarımızla sus pus oldu.
"Onları savunmana gerek yok yavrum." dedi Emir.
Güneş başını sallayıp eve geçmek için hareketlendi. Onda da vardı bir haller ya hadi hayırlısı. Peşinden eve girdiğimde yaptığı salata için limon keserken yanına vardım ve kollarımı bedenine sardım. Anında elindeki limonu ve bıçağı bırakıp bana döndü ve kollarını boynuma sardı.
"İyi misin?" dediğimde hırıltılı nefesi ve şiddetle atan kalbinin sesi kulaklarıma ulaştı.
"Sabahtan beri çok gerginim. Üçü birden ilk defa bu denli üstüme geldiler. Ellerimin titremesi anca kesildi." dediğinde geri çekilip ellerini tuttum.
"Anca boş boş çene yorarlar. Takma sen." dediğimde dudaklarını ısırıp başını salladı.
Bahçeye ellerimizde salata ve meze dolu tabaklarla çıktık. Emir son postayı da pişirmişti. Çardağa ulaşıp elimizdeki tabakları masaya bıraktık. Ben Yusuf ile Emir'in arasına oturduğumda Güneş'te abilerinin yanına oturdu.
"Ellerinize sağlık." dedi Doğu. Peşinden diğerleri. Sessizliğimizi koruyarak yemek yiyorduk. Ara sıra Aslan ve Baran ile göz göze geliyorduk.
"Kerem'i neden getirmediniz?" dedi Yusuf tam boylara. Aslan, Yusuf'a baktı.
"Biraz halsizdi." dediğinde başımı hemen onlara çevirdim.
"Ne demek halsizdi?" dedim ve ayaklanıp eve doğru koşar adım yürüdüm. Peşimden Güneş'inde geldiğini adım sesleriyle anladım. Eve girdiğimde salon kısmına geçtim ve sehpanın üzerindeki telefonu alıp Yağız Bey'i aradım.
"Kızım?" dedi şaşkın sesiyle.
"Kerem iyi mi nesi var? Hastaneye götürdünüz mü?" dediğimde derin bir nefes alıp konuştu. O an arkamdaki seslere döndüm. Tam boylar ve diğerleri peşimden gelmişlerdi.
"Kerem iyi kızım. Dün dondurma yemeyi biraz abartmış. Kontrol altında her şey merak etme." dediğinde derin bir nefes aldım.
"Terleme ve titremesi var mı?" diye sordum.
"Dün gece vardı ama şu anda iyi. Eve geçeceğim birazdan kızım geçtiğimde görüntülü konuşuruz olur mu?" dedi. Arkadan trafikte olduğunu kanıtlayan korna sesleri geliyordu.
"Tamam. Arayın mutlaka Kerem'i görmek istiyorum." dedim.
"Tamam kızım." dediğinde telefonu kapattım. Kerem'i merak eden yanım bana kızım demesini göz ardı etmişti.
"Siz Kerem hastayken nasıl buraya gelebildiniz ya arayıp neden haber vermiyorsunuz?" diye kızdım.
"Kerem iyi Aden. Sadece huysuzdu." dedi Aslan.
"Bu çocuk daha yeni kanseri atlattı farkında mısınız?"
"Gayet farkındayız kardeşimizin neyi atlattığını. İyi olduğuna emin olmasak burada işimiz ne?" diye bana çıkıştı.
"Aslan!" diye sesini yükseltti Yusuf.
"O sesini bana bir daha sakın yükseltme." dedim ters bakışlarla.
"Sakin olun lütfen." dedi Güneş titrek sesiyle. Bakışlarım onu buldu. Emir'in arkasında ellerini sımsıkı yumruk yapmış dolan gözleriyle baba bakıyordu. Üst üste derin nefesler alıp verdim ve tam boylara döndüm.
"Kerem konusunda fazlaca hassasım." dedim ne demek istediğimi belirtmek amacıyla.
"Bizde öyle Aden. Kusura bakma bugün hiçbirimiz iyi değiliz sanırım." dedi Doğu orta yolu bulmak niyetiyle.
"Haydi yemeğe geçelim. Kerem arar birazdan." dedi Emir. Tekrar çardağa geçtiğimizde tam boylar ve benim dışında diğerleri havadan sudan sohbet ediyorlardı.
"Yok abi. Almanya'daki eğitimler bitti." dedi Emir. Yusuf bir daha ne zaman Almanya'ya gideceğini sormuştu.
"Çok şükür." dedi kısık sesle Güneş. Ancak elbette hepimiz duymuştuk.
"Göreceğiz şükür mü değil mi?" dedi Baran. Al işte.
"Aşkım." dedim ve bakışlarımı Yusuf'a çevirdim. Yusuf ona ilk defa aşkım dememin şaşkınlığıyla bana döndü.
"Diyorum artık çift olarak mı görüşmeler yapsak?" dedim ancak cevap Yusuf'tan değil Aslan'dan geldi.
" Çift derken? "
" Biz ve Emir ile Güneş. " dediğimde homurdandı.
" Yok öyle bir şey. "dedi ve mavi gözleriyle baktı bana.
"Hayırdır Baran'cığım yaran kabuk mu tutmadı?" dediğimde Emir'in gülmemek için kendisini zor tuttuğunu genzinden çıkan sesle belli etti.
"Güneş ve Emir sevgili. Buna artık alışsanız iyi edersiniz. Ayrıca Emir'e karşı olan tüm tutum ve davranışlarınızı üzerime alınacağım haberiniz olsun." dedim.
"Oh no, oh no, oh no no no." diye mırıldandı Doğu.
"Karıştığımız bir şey yok. Hoş karışmamızın pek bir anlamı olmadığının farkına vardık." dedi Aslan ve Güneş'e baktı. Ne yani sevgi adı altında yaptıkları onu kontrol altına almak mıydı? Güneş bakışlarının abilerinden kaçırıp tabağına çevirdi.
"Aynen öyle kardeşim. Karışabileceğiniz kimse yok karşınızda herkes aklı başında hür birer birey. Zıkkımlanın akşam akşam bozdunuz ayarlarınızı hepiniz." dedi Yusuf.
Yemek faslı bittiğinde kimseden ses seda çıkmıyordu. Ben, Güneş ile gölün hemen kenarında serili kilimin üzerinde uzanmışken masayı toplamayı ve bulaşıkları erkeklere bırakmıştık.
"Seansın ne zaman?" dedim çok olağan bir sesle. Karanlık gökyüzündeki bakışlarını bana çevirdi. Ona tatlı bir ifadeyle gülümsedim. Birkaç gündür ondan aldığım o tuhaf enerji beni oldukça rahatsız etmeye başlamıştı.
"Önümüzdeki Perşembe. Okuldan sonra geçeceğim. Filiz annemde Cuma günü görüşecek." dediğinde başımı salladım. Çok umursamaz bir şekilde söylemişti. Daha doğrusu söylemeye çalışmıştı.
"Bende gelsem mi seninle?" dediğimde titrek bakışlarını tekrar karanlığa çevirdi.
"Ne garip. Bakıldığında bana en uzak olan sensin ama maskenin altındaki yüzümü bir tek sen görüyorsun." dedi. Sesinin titreyişi kalbimi sızlattı. Yan dönüp başımı kaldırdım ve elime yasladım.
"Bakmasını biliyorum diyelim. Ha birde deneyim." dedim. Annemden biliyordum bu halleri. Bu aralar yaşantımızda her ne kadar güzel şeyler olsa da Güneş'i ters etkileyen bir şeyler vardı sanki. El titremeleri tekrar başlamış, ağır duygusal ruh hali geri gelmişti.
"Aden...Ben." dedi ve yutkundu. Sonra bana döndü ve o da başını eline yasladı. Bedeninden kopup gelen o ağır his dört yanımı sardı. Göğsüm kötü bir şey duyacağının bilincinde deli gibi çarparken konuştum.
"Sen?" dedim gözlerine bakarak. Derin bir nefes alıp verdi ve dudaklarını ıslattı.
"Ben seni seviyorum. Gerçekten bak çok seviyorum." dedi. Bu söylerken gözlerini gözlerimden bir an olsun kaçırmadı.
"Ama?" dediğimde bir damla gözyaşı akıp gitti.
"Ben hep çok sevilerek büyütüldüm. Sakın yanlış anlama seni üzmek değil niyetim." dedi titreyen sesiyle. Beni kırmaktan, incitmekten korkan bu hali kalbime dokundu.
"Sen beni asla üzmezsin Güneş. Ancak görüyorum ki ben ya da benimle ilgili bir şeyler seni üzmüş." dediğimde gözyaşları art arda döküldü ve kaçamak bakışlarını eve çevirdi. Gelen giden yoktu.
"Bazen... Bazen kendimi seni kıskanırken kendimi seninle kıyaslarken buluyorum." dedi. Şaşırmadım çünkü bu onun durumunda birisi için normaldi. Ona ağır gelen şey beni bu kadar severken hakkımda kötü düşüncelere kapılma korkusuydu. Onu anlıyordum onu çok iyi anlıyordum.
"Yani eskiden öyleydi. Şimdi..." dediğinde irkildim ve uzandığım yerden doğrulup oturdum. Güneş'te yaptıklarımı tekrarladığında gözlerine bakmaya çalıştım ancak itinayla kaçırdı benden. O his önce boğazıma sonra da kalbime sarıldı ne nefesimi kesmeye ant içmiş gibi sıkmaya başladı.
"Güneş." dedim ve uzanıp yüzünü kavradım.
"Ne olduğunu söyler misin?" dedim. Bakışlarını sonunda bana çevirdiğinde gözlerinde gördüğüm korku kalbimi titretti. Bir elini kaldırıp şakağına yasladı ve sessizce ağlamaya başladı.
"Burada eskiden sadece hisler vardı. Koskocaman bir karanlık vardı onlarla mücadele edebiliyordum ama şimdi." dedi ve ağırca yutkundu. Bakışları bir bana bir titreyen ellerine kayıyordu.
"Şimdi bir ses var. Bana sürekli seni kötüleyen, senden nefret etmemi isteyen bir ses var ve ben onunla savaşmaktan çok yoruldum." dediğinde acıyla kasıldım. Kalbim o hissin elinde ezildi büzüldü ve nefesimi kesti. Bu olamazdı... Hatalığı bu kadar ilerlemiş olamazdı.
"Güneş." dedim can havliyle. Nasıl bu kadar kötüleşmiş olabilirdi? Ne zamandan beri böyleydi bu kız? Bedenini bedenime yasladım. Gözyaşları tişörtümü ıslatırken benim gözyaşlarım çenemden damlayıp saçlarına karışıyordu.
"Ama iyiye gidiyordu tedavin nasıl olur, ne zaman fark ettin?" dedim. Aklım, kalbim, ruhum bunu kabullenmedi. Daha dün gece çılgınca dans edip şarkı söylediğim kızın bu denli kötüye gitmesini aklım almadı.
"Vurulduğunda. Senin için o kadar endişelenebileceğimi, ağlayacağımı hiç düşünmemiştim. İlk o zaman anladım seni gerçekten sevdiğimi. Kardeş gibi gördüğümü. Bu kabulümden hemen sonra bir ses üredi beynimin içinde." hıçkırdı ve başını göğsüme daha sıkı bastırdı.
"Ben senden nefret etmek istemiyorum Aden. Kız kardeşimi kaybetmek istemiyorum. " kollarımı bedenine daha da sıkı sardım. ne o beni ne de ben onu kaybedecektim. Buna asla izin vermezdim. Asla!
"Bak bana." dedim ve ellerimi çenesine yerleştirip bana bakmasını sağladım. Sonrasında yüzünü kavradım.
"Henüz çok başındayız. Birkaç ay olmuş sadece. Hemen en uygun tedaviye başlayacağız tamam mı? Ben, abilerin, ailen, Emir. Emir... Biz hep yanında olacağız."
"Onlara söyleyemem... Ben." dediğinde susturdum onu.
"Kerem nasıl hepimizin sayesinde bu kadar iyiyse sende ancak hepimiz sana destek olursak iyi olursun Güneş." dediğimde ağlaması daha da şiddetlendi.
"Çok utanıyorum. Ya, ya seni sırf ben hastayım diye benden nefret edip seni daha çok..." dedi ve susup başını göğsüme sertçe bıraktı. Ellerini dudaklarının üzerine siper ederken ağlaması git gide şiddetlendi.
"Böyle düşündüğüm için kendimi öldürmek istiyorum ama engel olamıyorum." dedi ağlayarak. Başının üzerine peş peşe öpücükler bıraktım ve sırtını sakin hareketlerle okşadım. En büyük korkusu sevilmemekti ve bozuk psikolojisi beni karşısına çıkarmaktan geri durmuyordu.
"Ben seni çok seviyorum Güneş. Annen, annem, baban, abilerin Emir, Yusuf, Kerem hepimiz. Bu hayatta sahip olduğun her insan ama her insan seni çok seviyor." dedim ve kahverengi saçlarını okşamaya devam ettim. Dudaklarımdan çıkan her kelime canımı çok yaksa da konuşmaktan geri durmadım.
" Sen annenle babanın her zaman pamuklara sardıkları kızı olacaksın, tam boyların gün güzeli, Kerem'in küçük annesi, Yusuf'un kız kardeşi, Emir'in sevgilisi, annemin... Annemin saf Güneş'i olacaksın. Benimde bir tanecik kız kardeşim. " dedim. Benimde gözyaşlarım şiddetini arttırdığında başını ger çekip ellerini yüzüme yasladı.
"Benim sahip olamadığım birçok şeye, sevgiye sahipsin zaten. Burasının." dedim ve parmak uçlarımla şakaklarında gezindim.
"Seni alt etmesine izin verme. " dediğimde dudaklarını ısırdı ve gözyaşlarımı sildi.
"Sen..." art arda yutkundu.
"Sen bizim mucizemizsin Aden. Sen hepimizin kahramanısın. Yanan canını, kırılan gururunu bir köşeye bırakıp kalp gözünle baksan seni seven kocaman bir ailen olduğunun farkında varacaksın." dediğinde buruk bir tebessüm yer edindi yanaklarımda. Konuşmadım, yüzümüzde yer edinen gözyaşlarımızın izlerini silerken Emir'in endişeli sesi kulaklarımıza ulaştı.
"Kızlar iyi misiniz?" dedi birkaç adım daha atıp anımızda durup çömeldi.
"İyiyiz. Öyle duygusallaştık biraz." dedim ve ayaklandım. Güneş'te ayaklanıp yanımda durduğunda Emir hala çömeldiği yerden bize bakıyordu.
"Yemedim." elbette yememişti. "Her neyse Kerem aradı. Sizi bekliyor. " dediğinde Güneş'in koluna girip önden önden yürümeye başladım. Emir sert adımları hemen arkamızdaydı.
"Bu durumu artık herkesle konuşmalıyız. En azından ilk adımda Sefa abiyle." dedim ve konuşmasına izin vermeden evden içeri girdim.
"Aha geldi ablaların." dedi Doğu ve telefonumu bana çevirdi. Hızlı adımlarla yanına oturup telefonu elinden aldım.
"Fındık kurdum nasılsın?" dedim. Zümrüt Hanım ve Yağız Bey yan yana oturmuş Kerem'i de kucaklarına almışlardı.
"İyiyim ama şey..." dedi ve annesinin kulağına yanaşıp bir şeyler söyledi. Zümrüt Hanım tebessüm ederek başını salladı. Kesin yine söylemek istediği bir şey için izin istemişti.
"Ben annemden izin aldım. Seninle küsüm." dediğinde dudak büzdüm. Bir yandan da gülümsüyordum. Haklıydı çocuğum ne zamandır görüşmüyorduk.
"Haklısın fındık kurdum söz en kısa zamanda telafi edeceğim." dediğimde somurtkanlığını bir köşeye bıraktı ve parlayan gözleriyle baktı bana.
"Söz mü?" dedi.
"Söz." dedim.
"Kardeş sözü mü?" dediğinde duraksadım ve gözlerim istemsizce diğerlerinde dolaştı.
"Söz yavrum kardeş sözü. " dediğimde gülüşü daha da büyüdü ve peş peşe öpücük attı.
"Güneş ablam nerede?" diye sorduğunda başımı kapıya çevirdim. Emir ile yan yana durmuş bizi izliyorlardı.
"Burada yavrum bekle." dedim ve Güneş'i yanıma çağırdım. Doğu kalkıp Güneş'e yer verdiğinde birazda üçümüz konuştuk.
Telefon görüşmesi bittiğinde Aslan çay demlemiş bende kek yapmıştım. Salonda sadece bir tane büyük ve geniş koltuk vardı ve Güneş, Yusuf ve ben koltukta diğerleri yerdeki yastıklara oturmuş öylece çay içip ve kek yiyorduk. Beyler Güneş ve bendeki durgunluğu fark etmişlerdi ancak hiçbirinden çıt çıkmıyordu. Sonunu getirdiğim çayımdan son yudumumu alıp ayaklandım ve mutfağa geçtim. Ben yavaş içtiğimden herkesin çayı tazelenmişti. Çayı doldurduğum sırada yanımda beliren gölgeyle başımı sağ tarafıma çevirdim. Baran'dı.
"Güneş ile ilgili konuşmamız gerekenler var sanırım." dediğinde gözlerinin içine içine baktım ve başımı salladım. Bu durumu birisiyle konuşmazsam patlayacakmış gibi hissediyordum kendimi. Baran dolu dolu olan gözlerime baktı bir süre ve sonrasında ani bir hareketle kollarını bedenime sardı. Onu itmeme fırsat tanımadan da geri çekildi.
"Özür dilerim. Bazen ne kadar haksız olduğumu unutup üste çıkabiliyorum." dedi ve tezgahın üzerindeki kek kabını kucaklayıp salona geçti.
Bende peşinden ilerledim ve yerime geçtim. Güneş yanıma yaklaşıp başını omzuma yaslayıp kollarını koluma sardı. Ağlamak zaten yorgun ve bitik olan bünyesini oldukça yormuştu büyük ihtimalle. Gizli gizli kullandığı ilaçlarda uyku yapmıştı anlaşılan. Kısa sürede uyuduğunda biraz daha nefes seslerini dinledim ve tamamen uyuduğundan emin olduktan sonra bakışlarımı Güneş'in yüzünden çekip ev ahalisine çevirdim.
"Sizlerle konuşmam gereken bir konu var." dediğimde hepsi birden bana döndü. "Sessiz olun." diye uyarmadan edemedim. Bu şeyi daha fazla saklayamazdım.
"Yavrum ?" dedi Yusuf. Bakışlarımı ona çevirdim. Boğazıma dizilen yaşlarım canımı yakarken kendimi daha fazla tutamadım ve sessiz gözyaşlarımı akıttım.
"Güneş ile ilgili." dediğimde Emir'in dik duran omuzları düştü ve bedenine yere bıraktı. Tam boylar ve Yusuf ise dikkatle bana bakıyorlardı. Derin bir nefes alıp verdim."
"Öncelikle sakin olun. Size her detayı söyleyemem ama bilmeniz gerekli ve sanırım bir süre bildiğinizi saklamanız gerekecek." dediğimde hepsini aynı anda kaşları çatıldı ve bakışları omzumda uyuyan Güneş'e kaydı.
"Sakin olacaksınız. Ani tepkiler verip kızı uyandırmayın." diyerek uyarımı yaptım.
"Aden ne oluyor?" dedi Aslan. Bugüne kadar ilk defa böyle bir tonda duyuyordum sesini. Ciddiydi, durumun önemini anlamış olacak ki böyleydi.
"Güneş hasta." dediğimde derin bir sessizlik oluştu evde. Hepsinin o dik duruşu anbean kaybolurken derince yutkundum ve başımı Güneş'in başının üzerine yasladım.
"Ne demek hasta ne dediğinin farkında mısın?" dedi Doğu kısık sesiyle. Başımı salladım ve gözlerimi hepsinde gezdirdim. Baran'ın gözlerinde ben biliyordum acısı varken diğerlerinde korku ve merak vardı.
"Fiziki ya da Allah korusun Kerem'in gibi bir hastalık değil." dediğimde Aslan kızgınca baktı bana ve oturduğu yerden ayaklandı. Bağırmak istiyordu ancak bakışları adeta birbirine sığınana bize kaydığında yumuşuyordu.
"Ben Güneş'i yatırayım. Aklı selim bir şekilde konuşalım güzelim." dedi Yusuf ve Güneş'i sakin hareketlerle kucakladı. Geri döndüğünde yanıma oturup beni gövdesine çekti ve şakağımı öptü.
"Anlat yavrum." dediğinde nereden başlayacağımı şaşırdım. Bunu söylemek çok ama çok zordu.
"Güneş, Borderline hastası." dedi Emir yattığı soğuk zeminden.
"Ne ?" ilk tepki Aslan'dan geldi.
"Bir çeşit kişilik bozukluğu." diye açıkladım. Doğu histerik bir gülüş kaçırdı dudaklarından. Onu Aslan takip etti.
"Siz ne dediğini biliyor musunuz?" Aslan hiddetle soluklandı.
"Üzgünüm Aslan ama durum bu..." dediğimde hızlı adımları önümde durdu ve dizleri üzerinde çömelip yüzünü yüzüme hizaladı. Elleri sertçe kollarımı bulduğunda acısını hissetmedim. Hissettiğim tek acı onlar gibi kardeşime duyduğum acıydı.
"Aslan." dedi oldukça sert çıkan sesiyle Yusuf ve kollarımı tutan ellerinin üzerine koydu ellerini.
"Olmaz öyle şey kızım. Hem nereden çıktı bu saçmalık." dedi ancak titreyen sesi bu durumun gerekliğine inandığının göstergesiydi sanki.
"Ruhsal rahatsızlıkların genetik olma ihtimali yüzde olarak çok düşüktür ama bir ihtimal hep var." dediğimde mavi gözleri karardı ve ellerini kollarımdan çekip uzaklaştı.
"Annen." diyerek tam on ikiden yaptı atışını Doğu. Başımı ağır bir şekilde salladım.
"İlk tanıştığımızda bana karşı çok fazla sert ve ön yargılıydı. Sonra davranışlarında tutarsızlık fark ettim. Bana o halleri çok tanıdık gelince..." dedim ve aniden bastıran hıçkırığımı yuttum.
"Farkında değildiniz ama hepinize bakışları, ses tonu çok değişkendi. Annemde hep öyleydi. Bir gün çok sever bir gün nefret ederdi. Tabi bunlar sadece bir kısmı. Sonra sıkıştırınca itiraf etti." dediğimde Aslan dizlerinin üzerine düştü. Güneş'e en düşkün olan oydu.
"Hepinizden gizli tedavi oluyormuş. Zümrüt Hanım'ın korkusuna kimseye söyleyememiş..." dediğimde Doğu'nun hıçkırığı ulaştı kulağıma.
"Ben öğrenince doktoru ile görüştüm. Annem ile konuştuk ve ortak bir doktorda tedaviye başladılar. İkisi de iyiydi. Ama..." dedim ve daha fazla kendimi tutamayıp Yusuf'a sarıldım ve sarsılarak ağlamaya başladım. Yusuf beni sıkıca kavrardı.
"Ama.. Ne aması?" dedi Emir korku sinmiş meraklı sesiyle. Gözyaşlarım bu sefer onun için akamaya başladığında yanıma geldi ve bacaklarımı sardı.
"Aden, ne aması? İyiydi daha geçen ay hafta görüştüm ben doktoruyla bir sıkıntı yoktu. Ne aması Aden?" Emir, Güneş'e gerçekten aşık olmuştu...
"Sanırım, şizofreni ya da paranoid derecesine evirilmeye başlamış..." dediğimde Emir'in gözlerinden akan yaşları gördüm. O ağlıyor diye daha da çok aktı gözyaşlarım. Sırtımda bir ağırlık hissettiğimde bunun kokusundan Doğu olduğunu anladım. Kollarını belime sarıp gözyaşlarını sırtıma akıtıyordu. Aslan, Emir'in yanında önümde diz çöküp başını dizlerime yasladı.
"Size, ailenize söylemeyi çok istedim ama Güneş o kadar çok korkuyordu ki öğrenmenizden, onu hastalığı yüzünden sevmemenizden ben... Ben bir şey yapamadım."
"Biliyordum..." Bakışlarım Baran'a döndü.
"Hasta olduğunu biliyordum... Ama." sesi titriyordu. Ağladı ağlayacak haliyle bakışlarını bizden kaçırdı.
"İhtimal vermedim. Depresyondadır dedim. Sonra Aden ve Emir girince hayatına iyiydi. Dedim buymuş ihtiyacı olan." artık ağlıyordu. Hepsi, hepimiz Güneş'i çok seviyorduk ve onun bu surumu hepsinde deprem etkisi yaratmıştı.
"Sakin olun, kendinize gelin." dedi Yusuf. Aramızda duygularını gizlemeyi başaran o kalmıştı.
"Bu halimizle Güneş' faydalı olamayız. Kendinize gelin." dediğinde bakışlarımı ona çevirdim. Parmakları gözlerimi sildi ve üzerine birer öpücük bıraktı.
Dağılmış hallerimiz birkaç saat daha sürdü. Ben Yusuf'un kucağında diğerleri benim kucağımda Güneş'e kanayan acımızı paylaştık. Doğu'nun gözyaşları artık akmıyordu sırtıma, Emir'in ve Aslan'ın gözyaşları kucağıma izini bırakıp yok olmuştu. Hemen ayağımın dibinde oturmuş, Sırtını koltuğa başını bacağıma yaslayan Baran'ın sıcak nefesleri soğumuştu. Histerik bir krize girmemek için bedenimi kastım. Acıyla göz gezdirdim hepsinde. İlk defa bu kadar yakın ve bu kadar içtendik birbirimize karşı. Bu durum ağır geldi.
Ne tuhaf dedim içimden, bizi hep acılar bir araya getiriyordu.
* * *
Yorumlar