ADEN 42. BÖLÜM UÇURUM ÇİÇEKLERİ

 42. UÇURUM ÇİÇEKLERİ

Sessizlik hep bana  bakiydi. Esen rüzgar, kıyıya vuran dalga, kopan fırtına hep beni yerle bir ediyordu. Hayata sımsıkı tutunmuş köklerim yoktu. Kırılmış, yaprağını dökmüş, çiçeklerini uçurumdan uçurmuş bir daldım sadece... Bu hayatta beni en çok sevmesini istediğim ama beni hiç sevmeyen adam bana duymaktan ve görmekten kaçındığım tüm doğruları göstererek beni uçurumun kenarında ölüme terk etmişti. Bir ayağım boşluktaydı diğer ayağım ise zorlukla toprağa tutunuyordu. 

"Ben bunu hak etmedim." diye bağırdım ellerimle dizlerimi döverken. Çıplak bedenim hala banyo zeminin üzerinde iki büklümdü.  Canım acıyordu... Bedenim değil,  küsüp sırt dönen ruhum acıyordu.  Bana yapılan hiçbir şeyi unutmayıp unutmuş gibi yapmam kocaman bir saçmalıktı. 

"Bu kadar zor olmamalıydı Allah'ım. Benim imtihanım bu kadar zor olmamalıydı." yeni bir hıçkırık krizine tutulduğumda siyah fayansın üzerinde cenin pozisyonunda uzandım. Her hıçkırığımda bedenim sarsılıyordu.

"Daha kaç kere düşeceğim ben? Daha ne kaldı ?" sitemim kendimeydi aslında. Acım kendime, yalnızlığım kendime. Hiç banaydı, her şey ise onlara...

 Zaman kavramını yitiren zihnim ne kadardır burada böyle ağladığımı idrak edemiyordu. Belki dakikalar belki saatler. Önemi de yoktu ya neyse... Burada kendi gözyaşlarımın arasında buz kesen bedenimle yatıyordum. Evin içinden gelen tıkırtı ve konuşma seslerini zihnim çok sonrada kabul etti.

"Aden. Kızım içeride misin ? Aden." annemin korku dolu sesi banyo kapısının hemen arkasından geldi. Ağlıyordu...

"Kızım giriyorum. " dedi annem.  

Kalkmak istesem de bedenim kalkmıyordu. Sanki hareket kabiliyetimi kaybetmiştim, öyle bir boşluktaydım. Önce kapı açıldı sonra ışık. Annemin dudaklarının arasından tiz bir çığlık koptu. Ardından koşuşturma sesleri. Bedenimin üzerine örtülen bornozumla başımı ancak kaldırabildim.  Annemin ağlamaktan kırmızıya dönmüş gözleri karşılaştığım ilk şey oldu. Acıyan canım annemi ağlarken görünce daha da yandı. 

"Filiz abla aç kapıyı Aden iyi mi bir şey mi oldu? Aç kapıyı." Yusuf'un ve Emir'in sesleri birbirine karışıyordu. Haydar abinin arkadan onları teskin etmeye çalışan sesi doluyordu küçük  banyonun içerisine.

"Aden, ne oldu annem sana?" dedi annem. Külçe gibi kendini bırakan bedenimi zar zor kucağına çekti. Benim gözyaşlarım saçlarıma, annemin göz yaşları yüzümden gerdanıma süzülüyordu. 

"Anne. " dedim zor çıkan sesimle. Kapının arkasındaki gürültüler kesilmemişti. 

"Annem, söyle annem?" ağladığı için sesi çok boğuktu. Benimde ondan bir farkım yoktu.

"Beni yıkar mısın?" dediğimde başını salladı. Beni duş kabinin içine soktuğunda dizlerimin üzerine oturdum yine. 

"Anne bir şey söyle." Emir'in bağıran sesiyle annem kapıya yaklaşıp iyi olduğumu ve beni yıkayacağını söyledi. Sesler kesildiğinde yanıma geldi ve beni yıkamaya başladı. Ortamdaki tek ses suyun ve iç çekişlerimizin gürültüsüydü.  Annem titreyen elleriyle bana dokunmaktan çekinerek yıkadı beni. Suyu sonunda kapattığında ayağa kalktım. Annemin uzattığı bornozu üzerime geçirip saçımı küçük havluyla sardım. Banyodan çıkmadan anneme döndüm.

"Onlara evden gitmelerini söyler misin?" dediğimde ne diyeceğini bilemedi ancak başını sallayıp çıktı banyodan. Hemen arkasından ilerleyip kapıyı kilitledim ve yaslandım. Sesler yakından geliyordu. Büyük ihtimalle hepsi odamın önündeydiler. 

"Ne demek gitmemizi istiyor? Aden'i göreceğim." Yusuf'un hiddetle yükselen sesi yaşı kurumamış gözlerimi tekrar doldurdu.  Kapıya vurulmasıyla sıçradım ve biraz uzaklaştım.

"Aden, yavrum aç kapıyı güzelim. Aç konuşalım. Biri bir şey mi dedi bir şey mi yaptı ne oldu kurbanın olayım söyle." sesine sinen endişe ve çaresizlik canımı çok yaktı ama şu anda hiçbirini görmeye hazır değildim. Annemi istiyordum, sadece annemi...

"Cennet bahçem." Emir'in sesiyle daha da sarsıldım. Dudaklarımın arasından sessiz bir hıçkırık firar etti. Annem ve Emir'in sesini duyunca ağlamak istiyordum. 

"Emir." dedim. Sesim çok kısık çıkmıştı ancak Emir duymuştu. o hep duyardı zaten benim sessimi, sessizliğimi...

"Aden iyi misin?" dediğinde hıçkırığımı gizlemek için ellerimi dudaklarımın üstüne kapattım. Kendime biraz izin verdikten sonra konuştum.

"Gidin annem kalsın sadece." dediğimde ilk tepki Yusuf'tan geldi.

"Kurban olduğum ne olursun aç şu kapıyı."  diyerek araya girdi Yusuf. Hepsini çok korkutmuştum farkındaydım ancak kimseyi istemiyordum.

"Gidin ne olur yalnız kalmak istiyorum."  dediğimde kapıya sert bir darbe indi. Sonra kulağıma Sefa abinin sesi geldi. O da mı buradaydı?

"Oğlum, biraz izin verelim kıza. Rahat bırakın." dediğini duydum Sefa abinin. Ardından Sema ablanın sesi geldi.

"Sadece annesini istiyor, saygı duyun haydi çıkalım. " dedi Sema abla da. Buradaydılar...  Bu farkındalık beni yine sessiz hıçkırıklara boğarken halsiz dizlerim beni daha fazla taşıyamadı ve ben yine dizlerimin üzerine oturdum. 

"Aden..." dedi Yusuf sonra derin bir sessizlik oldu.

"Seni seviyorum güzelim. Çok seviyorum..."  sonrasında uzaklaşan adım seslerini duydum. Kaç saniye ya da dakika geçti farkına varamadan annemi duydum.

"Aden, gittiler kızım aç haydi."  kapıyı açtığımda tam karşımdaydı. Bana sanki acımı görüyormuş daha da beteri sanki kendi canı acıyormuş gibi bakıyordu.  Benim gibi ağlıyordu. Başını omzuna doğru eğdi ve kollarını açtı. Korkuyordu, haklıydı beni ilk defa böyle görüyordu. 

"Sarılalım mı?" dediğinde sessizliğimi daha fazla sürdüremedim ve hıçkırarak sarıldım anneme. 

"Ağlama bebeğim ağlama annem. " kollarının arasında öylece ağlıyordum.  Birkaç adım geriledi ve hemen arkasındaki yatağa oturdu. Beni de hemen yanına yerleştirdi. Sarıldım ve yüzümü boynuyla omzunun arasındaki boşluya yasladım. 

"Hepsi benim hatam. Hepsi benim suçum. Sahip çıkamadım ben sana."  dedi. Boynuna sakladığım yüzümü ellerinin arasına aldı. 

"Bir baktım yoksun. Nasıl korktum haberin var  mı? Şu eve gelip seni bulana kadar öldüm öldüm dirildim."  ellerimi yüzüne yerleştirip gözyaşlarını sildim.

"Güzel kızım benim. Bebeğim. " dudaklarını avcuma bastırdı. 

"Anne." diye fısıldadım. Fazlası çıkmıyordu dudaklarımın arasından.

"Annem... Niye haber vermeden gittin kızım? Zaten iki gram aklım var onu da kaybettim." dediğinde hıçkırdım. Parmakları gözlerimde gezindi. Kirpiklerimi okşadı, yanaklarımı, şakaklarımı öptü. Ondan gördüğüm bu şefkat sonsuza kadar sürsün istedim. 

"Ben onlarla bir arada olmak istemiyorum anne. Beni istemiyorlar, sevmiyorlar." dedim. Annem birkaç saniye bakakaldı ve hıçkırarak ağlamaya başladı.  Zamanın içinde kusamadıklarımdı dudaklarımdan dökülenler. 

"Ben seviyorum, ben istiyorum... Ben seni çok seviyorum... " dedi ve yüzüme sayısız öpücükler bıraktı. 

"Tamam kötü olduğum dönemler oldu ama..."  yutkundu... Daha doğrusu yutkunamadı... Ellerini yüzümde gezdirdi, gözyaşlarımdan ıslanan boynumu, gerdanımı sildi avuç içleriyle. Onların yerini dudaklarının izi aldı. 

 "Özür dilerim annem ben bir arada olursanız birbirinize alışır seversiniz sandım. Bu kadar canının yandığını hiç fark etmedim ki." ağlayışlarımız birbirine karışıyordu. 

"İstemiyorum onları, istemiyorum. İstemiyorum... " dedim. Hem ağlıyor hem de küçük bir kız çocuğu gibi omuz silkiyordum. 

"Tamam, tamam  artık asla izin vermem onlarla bir araya gelmene yemin ederim. İstemezsen Güneş'le bile görüşmeyiz. Tamam ağlama daha fazla ağlama annem." dediğinde daha fazla ağladım.  Ben ağladıkça annem daha çok ağladı... Saat kaçtı, ben ne zamandan beri ağlıyordum, annemler ne zaman yokluğumu fark edip ayaklanmışlardı bilmiyordum. Bildiğim tek şey çok ağlamamdı. Annemin kucağında küçük bir bebekten farksız ağlıyordum... En kötüsü annemde ağlıyordu.

"Haydi kalk, üzerini giydireyim, saçlarını tarayayım..." sessizliğimize bu sözleriyle son verdi annem. Beni kolları arasından çıkardı ve ayaklandı. Dolaptan birkaç parça eşya alıp bana izin vermeden kendisi giydirdi. Elimi tutup aynalı makyaj masamın pufunun üzerine yerleştirdi ve arkama geçti. Saçlarım uzun süredir havlunun içinde olduğu için kurumaya yüz tutmuştu. Annem masanın üzerinde duran tarağı aldı ve yavaş hareketlerle önce saç uçlarımı taramaya başladı. Sonrasındaysa saç diplerimden başladı taramaya.

"Acıtmıyorum değil mi?" dedi annem. Aynadaki yansımadan göz göze geldik. Ağlamalarımız kesilmişti ancak o her an ağlayacakmışım hissi hala benimleydi.

"Yok. Acıtmıyorsun." dediğimde dolu gözleriyle gülümsedi.

"Dikkat ediyorum çünkü. Ellerimin arasında kızımın saçlarının olduğunun farkındayım artık." gözyaşları saçlarımın arasına karışıyordu.

"Senin canın yanınca benimde yanıyor yavrum." saçlarımı taramayı bırakıp yan tarafıma geçti ve dizlerinin üzerine oturdu. Elleri yaşlarımla ıslanan yanaklarımı sevdi.

"Aden... Güzel kızım benim. Ben seni çok üzdüm ama artık hiç üzmeyeceğim. Canını da yakmayacağım artık. " yüzündeki tebessümün yerini acı aldı. Elleri arasındaki saçmalarımı koklayarak öptü. 

"Sen saçlarını kendin taramayı öğrendiğinde bende senin saçların yerine bebeğinin saçlarını taramaya başlamıştım. İki gün geçmeden bebeğinin saçı kalmamıştı. " titrek bir nefes alıp verdim.

" O zaman neden saçlarını taramayı öğrendiğini anladım. Çok mu acıtıyordum annem? "dediğinde daha fazla dayanamayıp sarıldım. İkimizde hıçkırarak ağlıyorduk.

" Anne, sen beni seviyorsun değil mi? " diye sordum korkarak. O cesur, arsız Aden yok olmuştu sanki. Sevilmeme korkusu nasıl kötü bir duyguydu anlatamam. İnsanı tüm yanlışlara savururdu bu duygu.

"Annem, güzel kızım benim. Sen bir yana dünya bir yana annem. Sen dünyamın en güzelisin şu karanlık hayatımın tek aydınlığı sensin annem. Ben nasıl seni sevmem."  alınlarımız birbirine yaslandı. Saatlerdir durmadan yaş akıtan gözlerimi sızısından açamıyordum.

" Beni sev anne. Beni hep çok sev. Sen yetersin zaten. Sen beni sev bana yeter. " insan annesinden sevgi dilenir miydi? Ben dinleniyordum. Annemin acısı gözlerindeydi. Titreyen ellerinde, çenesindeydi... 

Annem beni yatağa yatırdı. Yatağın ortasında cenin pozisyonu alırken elleri saçlarıma karıştı. Uzun uzun sevdi saçlarımı. hep söylediği şarkısını söyledi. Saçlarımı, omzumu kolumu öptü. Gözyaşlarının ıslaklığı zaman zaman tenime karışıyor ruhuma kazınıyordu. Uykunun kollarına atıldığımda ara sıra sıçrayıp tekrar uykuya dalıyordum ama zihnim açıktı.

"Hiç renk vermedi. Nasıl anlamadık kötü etkilendiğini? Lanet olsun." Emir'in kısık sesli bağırışı kulağımda patladı.

" Kızımı ilk defa bu kadar kötü gördüm." annem hala ağlıyordu. Hışırtı seslerinden sarıldıklarını anladım.

"Yusuf geldi mi? Onunla da konuşmalıyım." dedi annem.

"Yok aşağıda o." Emir'in derinden gelen sesi zaten uyuyamayan zihnimi tamamen uyandırdı.

"Sen kal kardeşinin yanında bende gidip bakayım Yusuf'a. Aden'in bir daha Uyguroğlu ailesi ile bir araya gelmesini istemiyorum. Kerem ve Güneş ile isterse görüşür ama diğerleriyle bir araya getirmeyelim bir daha tamam mı oğlum? En azından Aden isteyene kadar." dedi annem.

"Tamam annem." dedi Emir.

 Annemin uzaklaşan adım sesleriyle bedenimi kapıya doğru çevirdim ve gözlerimi araladım. Emir odanın girişinde durmuş bana bakıyordu. Gözlerimin açık olduğunu fark ettiğinde yanıma geldi ve yatağın kenarına oturdu. Gözlerimizi çekmedik birbirimizden. Elini kaldırıp saçlarımı koydu ve eğilip alnımı öptü.

"Şımartılmamış aşkın sessizliğe yakın." bedenini bedenimin yanına bıraktı ve kollarını açtı.

"Kim bilir kaç yüzyıldır sarılmamış kolların." kollarının arasına girip sımsıkı sarıldım. Benim acımı anladığını, derdimin ne olduğunu anlamıştı ve bunu her zaman ki gibi şarkıyla anlatıyordu.

"Sisliydin kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu."

Onun sevgisinden asla şüphe etmezdim... Emir benim abimdi, Emir benim kardeşimdi. Arkadaşımdı, dostumdu. Başım sıkışınca koştuğum, omzunda ağladığım, birlikte dayak yediğim, birlikte güldüğüm insandı. Herkesin bir kahramanı vardı benim kahramanım Emir'di.

"Yorulmuşsun hakkını almış yılların."  daha da sıkı sarıldım. Başım sol göğsünün üzerindeydi.

"Mümkün olsa kendimi tekme tokat döverdim." dedi Emir. Başımı biraz geriye çekip yüzüne baktım.

"Abiye öyle bakılmaz kızım. Düzelt şu kaşlarını." dediğinde kırık bir gülüş yüzümde belirdi.

"Emir. " dedim ancak devamını getiremedim. Bir eli omzumu sardı diğer eli yüzüme yaslandı ve başıma bir öpücük kondurdu.

"Hiç renk vermedin be kızım. Gözlerimi hiç ayırmadım senden oysa ki. Hata bende ama neden gelip sormadım ki sana?" sitemle söylendi. Cevap vermeme izin vermeden konuşmaya devam etti. 

"Tam boylar falan yok artık. Anne ve babaları da yok. Sen istemediğin müddetçe asla bir araya gelmeyeceksiniz söz veriyorum. Ne yemek, ne kutlama ne konser asla bir daha emrivaki falan yapılmayacak. Kerem ve Güneş'le de bir süre görüşme ne dersin yavrum?" hiç durmadan konuşuyordu.

" Sorunun Güneş olmadığını biliyorum ama o da bu kadar kötü ruh haline sahipken görüşmemeniz daha iyi olur belki. " dedi.

" Emir... Mesele hiçbir zaman Güneş olmadı ki. " dedim. Öyleydi konu Güneş değildi. Güneş o ailenin kızıydı elbette onu sevecek ve kayıracaklardı benim kaldıramadığım şey başkaydı bambaşka.

" Biliyorum yavrum. Ne hissettiğini, yaşadığın boşluğu. Onları gördükçe hissettiklerini şimdi çok daha iyi anlıyorum." sesindeki mahcubiyeti, öfkesi ve hüznü çok derindi.

"Salağın tekiyim." dediğinde kısılan sesimle güldüm. Bir ağlayan r gülen ruh halimle ne kadar sağlıklı görünüyordum bilmiyorum ama kendimi tuhaf hissediyordum.

"Emir. Lütfen... Ben sadece ayların birikimiyle birden patladım. Hepsi bu." 

"Salak mıyım kızım ben?" dediğinde dudaklarımı birbirine bastırdım. 

"E daha demin kendin dedin ya." dediğimde güldü.  Yüz yüze geldik. İşaret parmağını çillerimin üzerine bastırdı ve yanağımı mıncırdı. 

"Güneş doğdu doğacak uyu hadi. "

Derin ve rahat olmayan uykudan uyandığımda yatağımda tektim. Tavanla bir süre bakıştıktan sonra yataktan çıktım ve odanın içerisinde telefonumu aradım. Makyaj masasının üzerindeydi. Telefonu alıp saat baktığımda saat 12: 47 idi. Sabahki dersleri kaçırmanın verdiği huzursuzlukla ofladım ve hemen önümdeki pufa oturdum. milletten not istemekten hiç hazmetmiyordum ancak yapacak bir şey de yoktu.  

Başımı telefondan kaldırıp  aynadaki aksime baktım. Beyaz tenim solmuştu. Göz altlarım ve dudaklarım mordu. Berbat görünüyordum.  Daha fazla bu görüntüme katlanamadım ve oturduğum puftan kalkıp odamdan çıkmak için kapıya  yöneldim.  Kapıyı açmamla ayaklarımın üzerine doğru düşen bir  Yusuf beklemiyordum.

"Aden." dedi uyanırken.

"Yusuf." dediğimde yüzünde o çok sevdiğim tebessümü belirdi. 

"Yusuf'un canı." dedi ve ayaklandı. Üzerinde dün giyindiği kıyafetler vardı. Beyaz gömleği tamamen dışarıda ve kırışıktı. Saçları dağılmıştı. Aramızdaki bir adımlık mesafeyi kapattı ve beni kolları arasına aldı. Çenesini başımın üzerine yasladı ve kollarını sımsıkı bedenime sardı. Bende ona sarıldım. 

"Özür dilerim." dediğinde yüzümü gömleğin açık kısmından tenine sürttüm.

"Amcamlarla bir arada olmaktan hoşlanmadığının farkındaydım ancak abilerin..." dedi ve durdu ardından boğazını temizledi.

"Aslan ve diğerlerinden bu denli rahatsız olduğunu farkına varamadığım için gerçekten çok ama çok üzgünüm bebeğim. Güneş sizlerle bu denli haşır neşir olmuşken senin de onlarla olmanı istedim. Bu kadar canının acıdığını bilseydim..." konuşmasına daha fazla izin vermeden dudaklarımı dudaklarına bastırdım ve onu susturdum.

"Ne senin , ne annemin ne de Emir'in bir suçu yok. Kendinizi bu kadar suçlu hissettiğiniz için kendimi kötü hissediyorum. Ben sizi biliyorum. Ne yapmak istediğinizi  de ama..." yutkundum. Gözlerim ağlamaya doymamış olacak ki tekrar doldu. 

"Onlar beni istemediler. Sevmediler... " başını hayır anlamında sallasa da gerçek buydu. 

"Bana takındıkları tavrı yok sayamıyorum. Belki öyle göründüm size bilmiyorum ama ben onlarla her bir araya geldiğimde kendimizi çok rahatsız ve huzursuz hissediyorum."  sustu. Başını aşağı yukarı sallayıp dudaklarını alnıma bastırdı. Daha fazla konuşmak istemediğim için elinden tutup salona geçtim. Annem ya da Emir görünürde yoktu.

"Annemler nerede?" dedim.

"Filiz abla Emir'in odasında uyuyor. Emir' de sen uyur uyumaz gitti." dedi.

"Nereye gitti ?" dediğimde bilmiyorum dercesine dudak büktü.  Mutfağa geçtiğimde peşimden geldi. ben ikimize tost yaparken Yusuf kahve yapıyordu. Dün gece ne haldeydim şimdi nerede... Salonda yan yana oturmuş sessiz bir şekilde karnımızı doyuruyorduk.  O adamın dün akşam annem ve Emir hakkında söylediklerinin üzerinde asla durmamışken Yusuf'un günlerdir yaptığı telefon görüşmeleri, sıkkın hali kocaman bir yumruk olmuştu. Sadece ne zaman yüzüme ineceğini bilmiyordum. Belki de boş bir kuruntuydu ancak yine de Yusuf'un o adamla ilgili benden saklayacağı bir şeye tahammülüm yoktu. Hele ki dün akşam ki o her yerde gözüm kulağım var imajını çizdikten sonra. 

Düşüncel balonlarımı patlatan Yusuf'un çalan telefonu oldu. Bakışlarım ona kaydı. Elindeki kupayı sehpaya bıraktı ve Telefonunu cebinden çıkarıp ekrana baktıktan sonra aramayı reddetti. Bakışlarını bana çevirdiğinde kara gözlerinde gördüğüm tek şey saklanmaya çalışılanlardı. Telefonunu sehpanın üzerine bıraktı ve ayaklandı.

"Lavaboya gidip geliyorum yavrum." dedi ve yanımdan uzaklaştı.  Tuvaletin kapanma sesini duyduğum gibi Yusuf'un telefonuna peş peşe bildirim geldi.  Bakışlarım önce koridora açılan hole  kaydı ardından hiç tereddüt etmeden telefonu elime aldım. Telefon şifresizdi. Ekranı açtığımda karşılaştığım şey kendi resmimdi.  Bunu es geçerek uygulamaya girmeden üst bildirimi kaydırdım. mesajların bir kısmı görünüyordu. Görünen kısmı da bana yetmişti.

Mesaj Halide'ndi ve "Ahmet Saygın'ın baskın yapılan mekanda bulunmadığına dair bir mesaj atmıştı. o adam, babam olacak o adam dışarıdaydı ve Yusuf bunu benden saklıyordu. Telefonu kapatıp sehpanın üzerine bıraktım. Dün akşam aklıma bile getirmek istemediğim şey gerçekti.

"Geldim." diyerek yanıma tekrar oturdu Yusuf. Bende aynı anda ayaklandım ve ona bakmadan "hazırlanmam lazım." dedikten sonra odama geçtim. Sırtımı kapıya yaslayıp yüzümü sertçe sıvazladım. Derin nefesler alarak kendime gelmeye çalıştım ancak bu pekte mümkün olmadı. Ne yaptığımı bilmeyecek bir halde dolabıma ulaştım ve siyah kotumla salaş siyah tişörtümü giyindim. Sırt çantamı alıp çalışma odama geçtim ve öğleden sonraki derslerim için bir gerekli eşyalarımı alıp salona geçtim. Yusuf salonun ortasında elinde telefonuyla volta atıyordu. 

"Bana söylemek istediğin bir şey var mı?" dediğimde başını telefonundan kaldırıp bana baktı.

"Yavrum. " dedi. Sesinde gizlemeye çalıştığı endişe yüzüme sertçe çarptı. Uzun uzun baktım parmak uçlarımla severek ezberlediğim güzel yüzüne. Beni hiç terk etmeyen acı daha sert attı tekmesini.

"Bana söylemek istediğin bir şey var mı?" diye tekrarladım. Kıyamet yakındı ama o bana kaç demek yerine susuyordu. Sessizlik korumazdı sevgilim. Sessizlik öldürürdü. Yutkundu ve sağ eliyle sert hareketlerle saçlarını karıştırıp ensesine indirdi. Gözlerini yumdu ve bir süre öyle bekledi. 

"Yok güzelim. Senin var mı?" diye topu bana attığında yutkundum ancak yutkunduğum her şey boğazıma dizildi.  Biliyordu... Bildiğimi anlamıştı ancak hala bilmezlikten gelmesi beni yerle bir etti. 

"Yok. Benim diyecek hiçbir şeyim yok." dediğimde başını salladı. 

"Ben bırakayım seni okula. " dediğinde "gerek yok." dedim. 

"Aden." dedi ancak oralı olmadım ve ona arkamı dönerek dış kapıya ulaştım. Portmantodan Siyah ayakkabılarımı çıkardım ve giyindim. Yusuf benimle konuşmaya çalışsa da ona cevap vermedim. Evden çıkıp asansöre yürüdüğüm esnada kolumu yakaladı.

"Neler oluyor? " dediğinde kendimi daha fazla tutamadım ve onu göğsünden ittirdim.

"Ne mi oluyor? " dedim ve histerik bir şekilde güldüm.  Benden beklemediği bu tepki onu sarstı.

"Çok sevgili Yusuf Toral ihanet sadece bedenen olmuyor." dediğimde adımı yarıda kaldı ve olduğu yerde öylece durdu.

"Ne saçmalıyorsun Allah aşkına?" 

"Benden sakladıkların diyorum, gizlediklerinden... Yalanda bir ihanettir Yusuf. Bana gözlerimin içine baka baka yalan söyledin. Hala da devam ediyorsun!"  Bir şey diyemedi.

 Ne diyecekti nasıl diyecekti ki zaten. Onun boşluğundan yararlanıp hızla açılan asansöre bindim ve kapıların kapanması için hızla kapama düğmesine bastım. Kapılar kapandığında Yusuf anca kendisine gelmiş olacak k, adımı bağırışı doldurdu tüm asansörü. Sonunda apartmandan çıktığımda Haydar abiyi gördüm. Giriş avlusunun ilerisinde arabasının kaputuna yaslanmış bir haldeydi. Başı gökyüzüne dönüktü ancak gözleri kapalıydı. Koştum ve sımsıkı sarıldım ona. Neye uğradığını şaşırdığı çok belliydi. Kolları ona sarılmamla omuzlarımı buldu ve beni geri çekmeye çalıştı ancak ona sarılanın ben olduğumu anladı.

"Aden, aklımı aldın kızım." dedi. Kollarını yavaşça bedenime sardı.

"İyi misin dün bizi bayağı korkuttun." dediğinde başımı göğsünden çektim ve yüzüne baktım. Her zamanki gibi samimiydi. 

"iyiyim. Daha iyiyim." dediğimde bana inanmayan gözleriyle baktı.

"Kötü bir yalancı ile karşı karşıyayım sanırım." dediğinde gözlerimi kaçırdım. Ellerini omuzlarıma yasladı ve yüzünü yüzüme hizaladı.

"İnsanların çok dolduklarında böyle patlak vermeleri çok normal Aden. Kimseye iyiyim demene gerek yok. En azından seni tanıyan ve seni seven insanlara. Çünkü o insanlar o mavişlerini gördüğünde ne kadar kötü ve hassas olduğunu görüyorlar. " dediğinde yüzüm buruk bir tebessüm oluştu.

"Bundan pek emin değilim." dediğinde bir eli enseme yerleşti ve beni göğsüne çekti.

"Ben görüyorum. anlıyorum da. Ancak senin hayatında bir söz sahibi değilim kızım o nedenle yapabileceğim tek şey sana böyle sarılmak olacak."  dedi.

Ağlamamak için dudaklarımı ısırdım ve alnımı göğsüne yasladım. Bir eli saçımı bir eli kolumda gezindi. Öz babamdan, babam sandığım adamdan hissedemediğim o sıcaklığı, güveni ve sıcaklığı Haydar abiden hissediyordum.

" Aden. " Yusuf'un nefes nefese gelen sesiyle Haydar abinin kolları arasından çıktım ve hemen arkamdan gelen sese döndüm. Ellerini dizlerine yaslanmış soluklanıyordu.

"Dinle beni. Konuşalım." dedi sarsak adımlarla bana doğru yürürken. Bu kadsr nefes nefese kalmasının sebebi büyük ihtimalle merdivenlerden koşuşturmuştu.

"Haydar abi beni okula götür müsün?" dediğimde Haydar abi çatık kaşlarını sırasıyla bizde gezdirdi.

"Aden konuşacağız. Böyle kestirip atma lütfen. Lütfen yavrum." dediğinde dönüp bakmadım ona. Hemen arkamdaydı. Haydar abiye baktım yardım istercesine.

"Yusuf..." diyerek kafa girdi Haydar abi ancak Yusuf konuşmasına izin vermedi.

"Sen karışma Haydar abi." dediğinde kaşlarım anında çatıldı ve arkama döndüm.

"Seninle şu anda konuşmak istemiyorum. Anladın mı istemiyorum." belki haksızdım bilmiyorum ama şu an onunla yüz yüze olmak bile canımı acıtıyordu.

"Yapma be kızım yapma ve yavrum yalvarırım yapma." dedi. Cevap vermedim yanından geçip arabanın ön yolcu koltuğuna yerleştim. Haydar abi birkaç bin şey söyledikten sonra arabaya geçti.

Yolculuk oldukça sessiz ilerlerken aklıma annem gelince telefonumu çantadan çıkarıp ona okula gittiğime dair bir  mesaj attım. Kampüsün önünde durduğumuzda Haydar abiye döndüm.

"Teşekkür ederim."

"Rica ederim. Akşam kaçta burada olayım?" dedi.

"Kendim gelirim abi sağ ol." dediğimde bana çatık kaşlarıyla baktı.

"Kütüphaneye geçiş yapacağım büyük ihtimalle. Ben sana haber veririm." dediğinde başını salladı. Arabadan insim ve kampüse girmeden arkamı dönüp Haydar abiye el salladım.

Bahçedeki bankalardan birisine oturup saate baktım. Saat henüz ikiye yeni geliyordu. Dersin başlamasına yirmi dakika vardı. Diğer dersin sonuydu ve girmem pekte mantıklı olmayacaktı. Kulaklıklarımı çıkarıp telefonuma taktım ve Emir'in şarkılarından oluşan çalma listemi açıp gözlerimi kapattım.

Şarkılar peş peşe çalmaya devam ederken üzerime çöken gölgeyle gözlerimi araladım ve güneşimi kesen şeye baktım. Tam boylar tam karşımdaydılar. Gözleri kapatıp başımı enseme doğru yatırdım. Ancak eş zamanlı olarak iki yanımda hareketlilik hissettim. Önümdeki gölge kısmen kırılmış ve güneşin sıcak ışınları fırsat bulduğu yerden tenime çarpıyordu.

"Sizinle konuşmak istemiyorum." dedim gözlerimi aralamadan. Birkaç saniye daha bekledikten sonra onlara bakmadan ayaklandım ve fakülte binasına doğru yürümeye başladım.

"Aden biz sadece." diyerek yürüyordu Doğu. Doğu'yu seviyordum, Aslan ve Baran'ın yanında o melekti ancak onunla sürekli görüşmek beni hep o ailenin içine çekiyordu. Belki bu durumda onu harcayan ben olacaktım ama canım o denli yanıyordu ki artık dilim susmuyordu. 

Durdum ve onlara döndüm. Çok geç kalınmış bir hesabı burada okulumun bahçesinde yapmak istemiyordum.

"Siz ne? Bakın rica ediyorum gidin. Sizi görmek istemiyorum, annenizi ve babanızı istemiyorum. Sizinle bir arada sanki bir aileymiş gibi olmak istemiyorum. Gidin artık sizi istemiyorum." dedim ve konuşmalarına izin vermeden arkamı onlara dönerek fakülteye doğru yürüdüm.

İstemiyordum... İstemeyecektim de...

* * *






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MERHABA!

ADEN 1. BÖLÜM KABUL GÖRMEYEN GERÇEKLER

ADEN 94. BÖLÜM SONSUZ SONLAR / FİNAL