ADEN 43. BÖLÜM ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA
43. ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA
Sınıfta yakından tanıdığım birkaç kişiden sabahki derslerin notlarını almak günümün en güzel olayıydı sanırım. Simge bugün yoktu. Onun dışında girdiğim hiçbir derse odaklanamamış derste ses kayıtları almıştım. Şimdiyse kütüphanede ses kayıtlarından çıkardığım notlara göz atıyordum. Ancak ilk defa okuduğum hiçbir şeyi anlamıyorum. Zihnimde bir ses durmadan sabah okuduğum mesajı fısıldıyordu. Ahmet Saygın dışarıdaydı. Nasıl olmuştu neden olmuştu hiçbir fikrim yoktu. Annem için, Emir için, kendim için hatta Güneş için bile korkuyordum.
Sıkıntıyla ofladım çantamdan telefonumu çıkardım. Saat akşamın onuydu ve bir sürü arama vardı. Hiçbirine dönüş yapmadan Haydar abiye beni alabileceğine dair mesaj attıktan sonra pılımı pırtımı toplayıp kütüphaneden ayrıldım. Kampüsten çıktığımda Emir ve Haydar abiyi gördüm. Beş dakika da gelemeyeceklerine göre uzun süredir buradaydılar. Emir beni fark edince koşarak yanıma geldi ve beni kolları arasına alıp döndürmeye başladı.
"Ya Emir." dedim. Dudaklarımın arasından kısık bir kıkırtı kaçtı.
"Ne haber cennet bahçem?" dedi sonunda durduğunda. Ona ters ter bakıp dil çıkardım ve Haydar abiye doğru yürümeye başladım. Emir söylenerek arkamdan geldi.
"Burada mıydınız?" dedim yanına vardığımda. Gülümseyerek başını salladı.
"Biraz dolaştık bu civarlarda." dedi Haydar abi. Emir ona önce göz devirdi sonra da dudak büktü.
"Ne dolaşmak ne dolaşmak. Haydarcığım senin bizimle iyi geçinmen lazım değil mi?" dedi Emir somurtan yüzüyle. Haydar abi Emir'e tek kaşını kaldırarak baktı.
"Yani sonuç olarak Filiz sultana giden yol bizden geçiyor ama sen maşallah beni hep es geçiyorsun." dediğinde gülmemek için dudaklarımı birbirine yasladım. Bakışlarım Haydar abiye değdi. Emir'e çok tatlı bakıyordu.
"Oğlum sabahtan beri yemediğin şey kalmadı depresyona girmiş hanımlar gibi çikolatalı pasta yiyip durdun. Daha ne yiyeceksin?" dedi Haydar abi yüzündeki sırıtmanın aksine bıkmış çıkan sesiyle. Emir büyük ihtimalle adamı usandırmıştı.
"Neler oluyor?" dediğimde Emir bana yavru köpek bakışları attı ve işaret parmağıyla Haydar abiyi göstererek resmen adamı şikayet etmeye başladı.
"Bana çikolatalı pasta almadı. Dedim meyveli al onu da almadı. Kendisi almadığı gibi bana da aldırtmadı." dediğinde Haydar abiyle göz göze geldik ve ikimizde aynı anda başımızı sağa sola salladık.
"Haydi arabaya. Anneniz bekliyor." Emir bana bakıp kısa saçlarını savurdu ve koşarak ön koltuğu kaptı. Onun bu haline göz devirerek güldüm.
"Sen çok olgunlaşınca o da çocuk kaldı anlaşılan diyeceğimde sana haksızlık yapacağım." dedi Haydar abi. Başımı salladım.
Arabanın arka kapısını benim için açtığında teşekkür edip yerleştim. Kısa sürede eve vardığımızda kapıyı annem açtı. Yüzündeki kocaman gülümsemesiyle beni kollarının arasına aldı ve yanaklarıma art arda öpücük bıraktı. Aynı işlemi Emir'e de uyguladıktan sonra Emir'le içeri geçtik. Haydar abi ile annem kapı ağzında konuşuyordu. Bakışlarımı onlardan çekmedim. Haydar abi içeri girmek yerine gitmeye kalkışınca hızla ayaklandım ve yanlarına vardım.
"Haydar abi girsene ?" dedim.
"Başka zaman. Halletmem gerekenler var güzellik." dediğinde üstelemedim.
"Anne biraz izin verir misin?" dedim. Annem biraz duraksasa da yanımızdan ayrıldı.
"Seninle konuşmam gereken bir şey var abi yarın uygun olur musun?" dediğimde kaşları anında çatıldı ve bir adım yaklaştı.
"Aden?" dedi.
"Yarın konuşalım." dedim. Başını sallayıp geri çekildi. Arkasına dönüp gidecekken bana geri döndü ve avucunu başımın üzerine yaslayıp öptü.
"Yarın görüşürüz." dedi.
"Görüşürüz." dedim.
Annem için endişeliydim ve onu koruyabilecek kişilerin başında Haydar abi geliyordu. O adamın anneme zarar verebilme ihtimalini düşünmek bile beni mahvediyordu. Önlem almalıydım... Onunla vedalaştıktan sonra salona geçip oturdum. Annem hemen yanıma oturup beni kolları arasına aldı. Başımı göğsüne yaslayıp ellerimi beline sardım. Annem başımın tepesine öpücükler bırakıyor, parmaklarını saçlarımın arasında gezdiriyordu.
"Kıskanıyorum ama." dedi Emir. Kollarını göğsünün altında bağlamış yüzünü hafif bir açıyla yukarı kaldırmıştı. Yüzümü güldürmek için tam bir çocuk gibi davranıyordu.
"Gel anneciğim. " dedi annem boştaki kolunu kaldırıp Emir için yer açarak. Emir önce bir burun kıvırdı ardından kaçamak bir bakış attı.
"Saçaklı kızın kıskanmasın beni?" dediğinde ona dil çıkardım.
Annemle beni böyle görmekten çok mutluydu. Bakışlarındaki sıcaklıktan, merhametten bunu anlamamak imkansızdı. Nazlı bir edayla kalktı ve yanımıza geldi. Şimdi annemin bir göğsünde ben bir göğsünde Emir vardı. Annemin sıcaklığında sessizliği paylaştık. Yorgunduk... Ağlamaktan, düşünmekten, korkmaktan... Bakışlarım Emir ile çakıştı. Güldü, işaret ve orta parmağıyla burnumu sıkıştırıp aşağı doğru çekiştirdi.
"Yaa Emir bıraksana!" diyerek burnumu kurtarmaya çabaladım ama tutuşu sıkıydı.
"Neyi bırakayım ?" birde gülüyordu.
"Anne oğluna bir şey söyle." dediğimde Emir dil çıkarttı.
"Anne asıl kızına bir şey söyle büyüğüne saygısı da kalmamış." dediğinde kaşlarımı çattım. Annem gülüp acıtmadan kulaklarımızı çekip başımızı göğsünden kaldırdı. Emir hala burnumu tutuyordu.
"Karnınız aç mı?" dedi annem. Onun sormasıyla guruldayan midemle başımı salladım ve "çok açım." dedim. Ancak burnum tıkalı olduğu için sesim bir tuhaf çıkmıştı. Emir gülerek burnumu bıraktı.
"Vallahi bende açım Filiz sultan." dedi Emir. Annem ayaklanıp mutfağa geçti ve peşinden bizi de çağırdı. Fırından bir tepsi çıkarttığında etrafa yayılan kokuyla annemin yanına koşar adım gittim. Etli börek yapmıştı.
"Allah ziyafet var ziyafet." diye el çırptım. Etli böreği çok ama çok severdim.
"Bir sürü yaptım. Buzlukta da var." dedi ve dönüp bir bana bir Emir'e baktı.
"İki gün anca dayanır size." dedi. Ne yapalım canım. Her zaman mı yiyorduk sanki? Buzdolabından meyve suyu çıkartıp üç bardak doldurdum. Çayla daha güzel olurdu ama çayı bekleyecek gibi değildik.
Tepsideki börek on dakika da biterken karnımı sıvazladım. Emir son dilimi tek harekette ağzına attığında annem daha fazla dayanamadı ve bizi ayıplayarak yanımızdan ayrıldı. Giderken elbette mutfağı toplamamızı da ekledi. Emir lokmasını yuttu ve derin bir nefes alarak belini esnetti.
"Benim koşmam lazım." dediğinde ilk başta kıkırdasam da sonradan yüzüm kasıldı. Dışarısı güvenli değildi ve belli ki bir süre güvenli olmayacaktı.
"Bir şey olmaz. Uzun zamandır yemiyorduk. Bunun üzerine uyku iyi gider." dedim.
"Uyuyalım bakalım. İfadeni yarın alırım." dediğinde kafamı tabi tabi manasında salladım. Emir ile birlikte mutfağı toparlayıp içeri geçeceğimiz zaman çalan kapıyla durduk. Emir kapıya yöneleceği sırada kolundan tutup kapıya gitmesini engelledim.
"Ben açarım. Sen geç." dedim.
"Sende var bir haller ama." dedi. Ona cevap vermeden kapıya yöneldim. Parmak uçlarımda yükselip kapı deliğinden baktım gelen Yusuf'tu. Derince nefeslendim. Alınımı kapıya yasladım peş peşe yutkundum. Kapı bir kez daha çaldı.
"Kızım açsana." dedi annem. Emir ile hemen arkamda duruyorlardı. Onlara döndüm bir şey demeden portmantodan terliklerimi aldım ve tekrar onlara döndüm. Kapı üçüncü kez çaldı.
"Yusuf geldi anne. Aşağı ineceğiz. " dedim ve bir şey demelerine izin vermeden kapıyı açıp çıktım ve ardımdan kapattım. Yusuf dağınıktı... Onu ilk defa böyle görüyordum.
"Yavrum." dedi bitkin sesiyle.
Yüzüne bakmadan başımla asansörleri gösterdim ve önden yürümeye başladım. Asansörün önünde durduğumda hemen arkadan hissettim varlığını asansör açıldığında yan yana geçtik kabine. Asansör zemin kata inene kadar ne ondan ne de benden ses soluk çıkmadı. Bahçeye çıktığımızda apartmanın arka kısmındaki havuzlu kısma doğru yürümeye başladık. Orası daha sessiz ve sakindi. Güvenlik görevlileri dışında pek kimse olmuyordu.
"Ne demek istiyorsan de ve git lütfen." dedim. Benden böyle bir gerçeği saklaması ağırdı. Niyeti her ne olursa olsun benden böyle bir gerçeği saklamamalıydı.
"Aden yapma böyle. Senin korkmanı istemedim. Ben halledecektim kimse duymadan, zarar görmeden bitecekti bu iş." dediğinde öfkeyle soludum.
"Öyle oldu mu peki? İstediğin gibi oldu mu?" dediğimde gözlerini kaçırdı ve başını aşağı eğdi.
"Olmadı." dedi yenilgiyle.
"Olmaz tabi." dedim ve ardından " böyle bir şeyi benden saklayabileceğini mi düşündün gerçekten ? hadi düşündün... Ya biz bu adamın dışarıda olduğunu bilmeden rahat rahat dolaşacaktık. " bunu düşündükçe çıldırıyordum.
"Firar ettiğini öğrendiğim an tüm önlemleri aldım. Annen, sen, Emir diğerleri herkes korunuyor." dediğinde sadece yüzüne baktım.
"Dün gece yokluğumu nasıl fark ettiğinizi anlamış oldum." dedim. Öfkeme ve kırgın hissetmeme engel olamıyordum.
"Öldüm Aden. Öldüm..." dedi. Gözleri dolu doluydu.
"Tüm bu dediklerin benden gerçeği sakladığını unutturmuyor." dedim gözlerinin içine baktım. Gün içinde tuttuğum tüm gözyaşlarım tekrar benimleydi.
"O adam beni aradı. Adım adım ne yaptığımı nerede olduğumu, sizi anlattı bana. Sanki bir adım arkamdaymış gibi." dün akşama geri dönmek nefesimi zorladı.
Koca bir çığlıkla hapsolmuş yıllarımın üzerine öz olacak ailemle geçirdiğim psikolojik çatışmalı altı ay beni o yıllardan daha çok yıpratmıştı aslında. Babam... O adam canımı ne kadar acıtsa da beni mahvetse de kimsenin cesaret edemediği şeyi yapmış ve bana gerçeğin sert tokadını atmıştı. Kaçtığım her şeyle dün gece yüzleşmiştim...
"Bu sefer acıyan çatlamış kolum değil Yusuf, kurşun yaram değil... " gözlerimizi hiç kaçırmadan bakıyorduk birbirimize. Gözyaşlarımız aynı anda terk ediyordu gözlerimizi.
"En kuytumda herkes sakındığım yanım acıyor." dediğimde çenesi titredi. Ellerimi yüzüme kapadım. Gözyaşlarımı silip hırçın bit tavırla baktım ona.
"Bunu bana söyleseydin tedbirli olurdum. Böyle dağılmazdım." dedim. Aramızdaki mesafeyi kapattı ve beni kolları arasına çekti. Onu göğsünden itip kollarının arasından çıkmak için çabalasam da beni bırakmadı.
"Haklısın..." sesi titriyordu.
"Haklı olmak canımın acısını dindirmeye yetmiyor." dedim. Çırpınışlarımda ısrarcıydım o da bırakmamakta ısrarcıydı.
"Özür dilerim. Bu kadar kötü olacağını bildiğimden söylemek istemedim. Yemin ederim yavrum üzülme korkma istedim." dediğinde alnımı göğsüne vurmaya başladım.
"Yusuf..." dedim ağlayarak.
"Canım, Yusuf'un canı." elleri yüzümü kavradı parmakları göz altlarımda gezindi. Dudaklarını gözlerime dokundurdu.
"Sefa amca seni çok seviyor, Yağız Bey çocuklarını çok seviyor... Benim babam neden beni sevmiyor?" gözyaşları tenime döküldü. Çenesindeki titreme dudaklarına kaydı. Buna verebilecek bir cevabı yoktu. Zaten kim böyle bir soruya cevap verebilirdi ki?
"Yağız Bey güya öz babam ama o da sevmiyor beni... Diğerleri de. Ben neden sevilmiyorum Yusuf?" ağlamalarım daha da şiddetleniyordu. Halbuki onunla kavga edecek benden sakladıklarından dolayı ona kızıp küsecektim ama dün gecenin kabusu hala benimleydi ve gördüğüm en ufak bir şefkatte çorap söküğü gibi çözülüyordum.
"Çünkü kalpleri kötü güzelim. Senin gibi bir insanı sevemeyen insanların kalpleri ancak kötü olabilir." dediğinde hıçkırdım ve kollarımı beline sardım.
"Güneş Filiz ablayla böyle bir ilişki yaşarken senin de öz ailenle iyi olmanı istedim ama..." dedi ve sustu. Dudakları tenimden hiç kopmadı.
"Bir daha asla olmayacak. Sana söz bir daha asla sizi bir araya getirmeyeceğim. Sen ne zaman istersen ne istersen o olacak. " dediğinde histeri krizine girmeme saniyeler kalmıştı sanki. Hayatımdaki en değerli insanlar ağız birliği etmiş gibi aynı şeyleri söylüyorlardı.
"Ben... Annemi çok seviyorum onu hiç bırakmayı düşünmedim... Ama gerçekler ortaya ilk çıktığı zaman belki dedim belki benimde sevgi dolu sıcacık bir ailem olur. " yutkundum ve ardından konuşmaya devam ettim." O küçük kızın hevesi yine kursağında kaldı." dediğimde hıçkırıklarımın arasında zor nefes alıp veriyordum. En çok zoruma gidende buydu. Ben o küçük kızı mutlu etmeyi hiç becerememiştim.
"Ağla yavrum ağla göz bebeğim." dedi ve beni kucağına çekip çimenlik alana oturdu. Beni bir bek gibi kucakladı ve sırtımı koluyla destekledikten sonra alınlarımızı birbirine yasladı.
"Filiz abla dün gece gelip halini anlattığında kalbime öyle bir yük oturdu ki." nefesi gözyaşlarımın bıraktığı izi sızlatıyordu.
"Lanet ettim kendime..." bir elimi sakallarına yasladım. Kulağımın hemen altında atan kalbinin güçlü atışlarını duymak iyi geliyordu.
"Güzel gözlüm benim..." alnımı öptü.
"Affetme güzelim. İstediğin kadar küs kal bana bakma yüzüme ama bil ki bir daha asla üzmeyeceğim seni." dediğinde yüzümü geriye attım.
"Benim için duran kalbin acımı nasıl hissetmez Yusuf?" dediğimde dün yaşadığım kıyameti gördüm gözlerinde.
"Aden..." kasıldı bedeni. İkimizde ağlıyorduk. En büyük dargınlığım onaydı şu an daha iyi anlıyordum.
"Özür dilerim yavrum..." dedi, elini yanağıma yaslayıp bir kez daha öptü alnımı. "Senin bu kız için kalbin durdu dedim kendi kendime... O küçücük kalbinin acısını nasıl hissedemedim... Dün gece hep bunu düşündüm durdum. " ağlıyordu. Kırgın yanım biraz daha kırıldı... Gerçekten o kadar mı görmüyorlardı beni?
"Senin onlarla bir arada mutlu olmanı o kadar çok istedim ki bu istek gözlerimi kör etmiş..." acısı bana öfkesi kendisineydi. Uzun saçlarımı sevdi parmakları.
"Seni hep korumak istedim, gözümden bile sakındım ama şuna bak ne hale getirmişim seni?" şakağımı öptü bu sefer. "Hiç koruyamadım seni, kendime verdiğim hiçbir sözü tutamadım." bakışlarına utanç doldu. Yumdu gözlerini ve çenesini alnıma saçlarımın kesiştiği noktaya yasladı.
"Kalbim avuçlarında güzelliğim acını kat canıma o güzel kalbin acımasın daha fazla."
Yüzümü göğsüne gömdüm ve kokusunu soludum. Ellerimi sardım bedenine. Ben tüm acılarıma, kayboluşlarıma, kırgınlıklarıma rağmen ona sığındım. O beni sardı. Ona küskündüm... Bu hissi içimden atamıyordum.
" Sana küssem? "dedim ve kalbinin üzerine bir öpücük bıraktım.
" Kalbin kırılır mı?" yakışıklı yüzünde içten bir tebessüm belirdi.
Elleri tekrar yüzümü kavradı ve yüzümün her köşesine öpücük bıraktı. Gözleri sevdi yüzümü sonra parmak uçları izlerini bıraktı tenimde.
" Senden gelecek her şey başım üstüne. " dedi. Sonrası sessizlikti. Kucak kucağa biraz daha oturduk.
"Annemlerde seni çok merak ediyor." burnunu saçlarımın arasında gezdirdiği için sesi boğuk çıkıyordu.
"Yarın kahvaltıyı bizde mi yapsak ne dersin? Sadece biz." dediğinde bakışlarım gözlerine çıktı.
"Aramalarını gördüm ama kimseye geri dönmedim." dedim dürüst davranarak. Kimseyle konuşmak gelmiyordu içimden.
"Biliyorum yavrum. Sorun yok... İstemezsen sıkıntı da yok. Sadece annem ve babam seni seviyorlar çok seviyorlar ve seni görmek istiyorlar." Sefa abi ve Sema ablanın yeri bende çok ama çok ayrıydı. Beni benimseyen ve hastane sürecinde Kerem'in yanı sıra benimle en çok ilgilenen onlardı.
" Haydar abiyi de davet et. " dediğimde dudakları gülümser gibi oldu. Omuz silkip göğsüne tekrar yerleştim.
"Onu sevdin." dedi.
"Sevdim." dedim. Sevmiştim bana, bize yaklaşımı tavırları o kadar mükemmeldi o kadar düşünceliydi ki onu sevmemek içten bile değildi.
"Kayınpederim olacakmış gibi hissediyorum." dediğinde yüzümde saatler sonra sıcak bir gülüş peyda oldu.
"İnşallah." dedim hevesle. Dudaklarını yanağıma ardından boynuma dürttü ve peş peşe öptü.
"Annem merak etmiştir çıkayım artık eve." dedim. Başını aşağı yukarı salladı ve beni belimden tutup kucağından indirdi. Ayaklandığımda o da yerden kalktı.
"Anneleri de göreyim." dediğinde başımı salladım eve ger çıktığımızda kapıyı Emir. Yusuf'u görünce kaşlarını derinden çattı.
"Ben bile karşımda azılı bir katil çıkınca böyle bakmıyorum oğlum bu nasıl bakış?" dedi Yusuf içeri geçip ayakkabısını çıkardığı sırada.
"Öyle..." dedi Emir ve içeri geçti. Bizde peşinden ilerlediğimizde annem Yusuf'u görünce ayaklandı ve sarıldılar.
"Hoş geldin oğlum. Öyle apar topar aşağı inince bir şey oldu sandım." dedi annem sorgulayıcı bakışlarını üzerimizde gezdirirken.
"Takunyalık bir durum yok anne merak etme." dedim.
Onlar içeride otururken bende mutfağa geçtim. Türk kahvesi yapmak için gerekli olanları çıkarırken Emir yanımda bitti.
"Siz sabah kavga etmediniz mi?" diye sordu fısıldayarak.
"Pek kavga demez ben çıkıştım biraz." dedim. Aralarının açılması istemeyeceğim bir şeydi.
"Hallettik biz. Hem." dedim ve elimdeki kahve makinasını hazinesine yerleştirip ona döndüm.
"Biz tartıştık siz değil o nedenle Yusuf ile lütfen soğuk olma." dedim. Başını sallayıp yanağımı sıktı ve buzdolabına yöneldi. Kahvenin yanına çikolata çıkarttığında servis kaselerinden bir tane çıkarıp ona uzattım.
Salona geçtiğimizde annemle sohbet ediyorlardı. Tepsiyi sehpanın üzerine bırakıp kahveleri dağıttım.
"Aden." dedi annem. Arkama yaslanıp anneme döndüm.
"Sema bizi kahvaltıya davet etmiş ne dersin kızım gidelim mi?" dedi. Bakışlarım Yusuf'a kaydı. Gözleri kahvesindeydi. Kahvesini elimden içmeyi çok severdi.
"Olur anne. Gideriz. Değil mi Emir?" dedim. Emir. Kahvesini höpürdeterek içti ve dilini damağında şaklattı. Bir ayağını diğer bacağının üzerine attı. Şu an gerçekten çok gıcık görünüyordu.
"Kim kim olacak bu kahvaltıda?" diye sordu Emir.
"Biz yani sen, ben, Emir... Aden'in öz ailesi ile iyi olmasını istedik. Güneş nasıl benim kızım olduysa bende sizde Aden'in o ailenin kızı olmasını istedik." dedi ve bakışlarını bana çevirdi.
"Biz ne yaptıysak senin için yaptık kızım ama şimdi anlıyoruz ki yaptığımız şey koskocaman bir saçmalıkmış." bir şey demedim. Sadece onlara baktım.
"Bizim için sorun yok. Biz evime bir tek Güneş'i çağırırız. Dışarıda sadece Güneş ve Kerem görüşürüz. Bir bağımız yok sonuçta ama." dedi ve dudaklarını ıslatıp tekrar konuşmaya başladı.
"Onlar senin ailenin bir parçası oğlum. Amca teyze dediğin, kardeş bildiğin insanlar..." annem tekrardan derin bir nefes alıp verdi.
Bu konuşmayı benim yanımda yapmaktan çekindiği ortaydı. Müdahale etmedim. Bu sefer kendimle empati yaptım. O büyütemediğim kızla yaptım... Bir kez olsun dedim bir kez olsun önemli olan, değerli olan sen ol Aden. Bu yüzden hiç girmedim araya. Onlarda kendi aralarında konuştular.
"Evet onlar ailemin bir parçası. Yirmi yedi yaşındayım ve kendimi bildim bileli onlarlayım. Yediğim içtiğim ayrı gitmedi. Aslan kan kardeşim, dostum diğerleri de kardeşim." dedi Yusuf. Bakışlarını annemden çekti ve bana baktı.
"Aden benim kıymetlim." dedi gözlerimin içine bakarak.
"Benim kalbimde, aklımda, hayatımda Aden'in bendeki yerini alabilecek yerini doldurabilecek kimse yok." diyerek devam etti.
"Onu üzdüm, kırdım... Küstürdüm." iç çektim. Göz temasımızı kesip başımı Emir'in omzuna yasladım.
"Kızını çok seviyorum Filiz abla. Söz konusu oysa başka hiçbir şeyin önemi yok. Olmayacak."
İnsanlar kusurlarıyla var olurdu... Yusuf Çok emindi... Hep emin olurdu. Ancak şu halime göz attığımda o emin hallerinin pekte bir öneminin olmadığını anlıyordum. Hayat bize değil biz hayata ayak uydurmak zorundaydık ve kendimizden emin ettiğimiz büyük lafların bedelini mutlaka ödüyorduk. Fakat benim sevgilim bunu ne yazık ki göremiyordu...
"Artık hepimiz her şeyin farkındayız ve buna göre hareket edeceğimiz su götürmez bir gerçek." diyerek araya girdi Emir.
"Aden... Özür dileriz kızım. Biliyorum bir anlamı yok ama..." dedi annem. Gözlerimi tek tek onlarda gezdirdim. Onlar benim ailemdi ve onlara açık olmalıydım.
"Kerem ve Güneş'i çok seviyorum. Onlar benim için gerçekten birer kardeşten farksızlar. Hatta Doğu'yu da seviyorum ama..." Boğazım hep burada düğümleniyordu. Bunu atlatamıyordum bir türlü.
"Onlar bana hiç gelmediler ki... Beni üzmek için geldiler, Kerem için Güneş için geldiler, günah çıkarmak için geldiler ama bana hiç benim için gelmediler... " burnumu çekip başımı Emir'in boynuna sakladım.
"Ben kendime ne kadar haksızlık ettiğimin yeni farkına varıyorum. O yüzden..." dedim ve akan burnumu çekip Emir'in sıcak kolları arasına daha da sığındım ve "kendime haksızlık etmek istemiyorum." dedim. "Onlar bana hep Güneş'in yerini alacak kız gözüyle baktılar... Hiç yeni bir evlat, kardeş gözüyle bakmadılar... " sesim öylesine küskün çıkıyordu ki beş yaşında bir çocuktan farkım yoktu.
"O yüzden," dedim ve acı yuttum. "Onları istemiyorum." bunu söylemek canımı bu kadar yakmamalıydı... Lakin yakıyordu.
"Sen nasıl istersen ne dersen o yavrum." dedi annem. Emir ve Yusuf'ta annemi onayladılar.
Yusuf gidene kadar da bir daha konuşmadık. Yusuf'u geçirdiğimde bana "küs müyüz?" diye sormuş bende başımı sallamıştım ve Haydar abiyi de kahvaltıya davet etmesini hatırlatıp kapıyı yüzüne kapatmıştım. Şimdi yatağımda annem ve kardeşimle koyun koyuna uzanıyorduk. Annemin elleri saçlarımızdaydı.
"Haydar abi de kahvaltıda olacak." dedim. Uyku beni yavaştan kendisine çekiyordu.
"Canım üvey babam." dedi Emir ve ardından kıkırdadı.
"Emir sen eskiden bu kadar arsız patavatsız değildin oğlum?" dedi annem. Emir oralı olmadı ve gülmeye devam etti onlar didişmeye devam ederken ben uykuya daha fazla direnemiyordum.
Sabah çalan alarmım beni sıçratarak uyandırdı. Telefona uzanmak için yatakta yuvarlandım ancak sonuç tahmin ettiğim gibi olmadı ve ben yere kapaklandım. Yüz üstü... Oflayarak düştüğüm yerde toparlandım ve komodinin üzerindeki telefonumu alıp alarmı kapattım. Saat altıydı. Dersim on birde başlayacaktı bu yüzden biraz erken gidecektik Yusuflara. Annem ve Emir için saat henüz çok erkendi. O nedenle ben ayaklanıp banyoya geçtim. Kısa bir duşun ardından üzerimi hızlıca giyinip çalışma odama geçtim. Orada da bir saat geçirdikten sonra tekrar odama geldim ve annemleri kaldırdım. Onar hazırlanırken bende Haydar abiyi aradım.
"Günaydın kızım." diyerek cevapladı telefonu. Yüzümde anında beliren o tebessümümle karşılık verdim.
"Günaydın Haydar abi bana uğrayacak mısın yoksa direk Yusuflara mı geçeceksin?" dediğimde karşıdan bir kahkaha işittim.
"Aden benim işim bu. Elbette sana uğrayıp sizi alacağım." dediğinde biraz utandım.
"Ay abi ben alışık değilim öyle şoförlere hala tuhafıma gidiyor ne yapayım?" dediğimde tekrar güldü.
"On dakikaya kapıda olurum. Aşağıda sizi bekliyor olacağım."
"Tamam biz hazırız zaten." dedim ve kapattık.
On dakikanın sonunda arabaydık. Annem ve Haydar abi önde biz ise Emir ile arkadaydık. Emir başını omzuma yerleştirdiği gibi uyumuştu. Halbuki saat daha yeni dokuza geliyordu. Annemler önde tatlı bir sohbetin içindeydiler. Başımı Emir'in başına yasladım ve onları izledim. Birbirlerine gerçekten çok yakışıyorlardı. Annem onun yanında iyiydi, mutluydu... İlk defa sevgilisi olan genç kızlar gibiydi... Benim gibi diyemeyecektim çünkü ben annem kadar utangaç değildim...
Yusuflara geldiğimizde Emir'i uyandırmak biraz zor oldu. Ancak bu görevi Haydar abiye bırakıp arabadan indim. Annem ile önden ilerlerken Emir sonunda uyanmış olacak ki hemen arkamızdan homurtuları duyuluyordu. Bahçeden içeri girdik evin dış kapısına birkaç adımda vardık. Annem zile basarken dönüp arkama baktım. Şu an tam bir aile gibiydik. Böyle hissetmeme yanlış mı doğru mu karar veremiyordum ancak güzel hissettiriyordu.
"Hoş geldiniz." Sema ablanın cıvıl cıvıl sesini duymamla önüme döndüm. Bakışları hemen beni buldu ve kapıyı sonuna kadar açıp bizi içeri davet etti. Önce diğerleriyle selamlaştı en son ise beni kolları arasına aldı ve sımsıkı sarıldı. Yanaklarıma biter öpücük kondurup yüzümü kavradı.
"Hoş geldin bebeğim. Gözüm yollarda kaldı."
" Hoş buldum. " dedim. Birden utanç basmıştı.
"Benim güzel gelinim gelmiş." diyen Sefa abiyle arkamı döndüm. Kollarını açtı. Koşar adım ilerledim ve kolları arasına girdim.
"Evine hoş geldin kızım." dedi ve başımın üzerini öptü. Sonra aynı Sema abla gibi yüzümü avuçladı. Gözlerinde gördüğüm merhamet kalbime dokundu.
"İyi miyiz?" diye sorduğunda başımı salladım ve tekrar kolları arasına girdim. Sefa abi benim bu cephedeki ilk ittifakımdı. Beni asla arkada bırakmamış her an yanımda olmuştu. Beni gerçekten sevdiklerini biliyordum. Onlara karşı bu kadar yumuşak ve net olmamın da en büyük sebebi buydu. Gerçek sevgi...
"Artık sevgilimi alabilir miyim?" Sefa abinin gözleri arkamda bir nokta da durdu.
"Aman al yemedik sevgilini." dedi ve burnuma parmağıyla bir fiske vurup Sema ablayla içeri geçtiler. Arkamı döndüm. Yusuf merdivenlerin son basamağımdaydı. Yüzünde huzurlu bir ifadeyle bana bakıyordu.
"Hoş geldin yavrum." dedi ve yanıma geldi. Alnıma bir öpücük kondurdu.
"Hoş buldum." dedim.
Hep birlikte masaya geçtik. Sema abla fazlaca özenmişti bu kahvaltıya anlaşılan masa da kuş sütü bile vardı. Ortamda akıcı bir sohbet vardı. Yani en azından erkekler için... Arabalardan konuşuyorlardı. Annem ve Sema abla sıkılmış olacak ki kendi aralarında konuşmaya başladılar. Sema abla anneme Haydar abiyi sorunca annem ile göz göze geldik. Benden çekiniyor olamazsın anne.
"Ay ne diyeyim bilemedim vallahi." dedi. Yanakları kızarmıştı. Sema abla kıkırdadı.
"Bence çok yakışıyorsunuz. Öyle değil mi Aden?" dedi.
"Öyle." dediğimde annemin yüzünde oluşan tebessüm dünyalara bedeldi.
"Aranızdaki çekimin gücü de cabası. Adamın gözü hep üstünde kız." diyerek konuşmasının sonunda anneme bağlamasıyla gülmeden edemedim. Annem sağ oldun herkes cümlesinin sonuna kız ekliyordu.
Gözlerimi Haydar abiye çevirdim. Gerçekten de anneme bakıyordu. Yüzünde hep var olan gülümsemesiyle anneme hayran hayran bakıyordu. Tekrar önüme döneceğim an gözlerim Yusuf'un gözleriyle buluştu. Onunda Haydar abiden farkı yoktu. Ona gülümsemek yerine omuz silkip önüme döndüm...
Kahvaltı bittiğinde salona geçtik. Onlar koltuklara kurulurken ben mutfağa geçtim. Sefa abi kahveyi benim yapmamı rica etmişti. Emir ve kendime yapmadım. Emir sabahları içmezdi benimde canım istemedi. Kahveler olduğunda salona geçip içenlere dağıttım ve tekli koltuğa yerleştim. Gözüm kolumdaki saatime takılırken dersin başlamasına az kaldığını fark etmemle başımı Haydar abiye çevirmem bir oldu.
"Haydar abi okula bırakırsın beni değil mi?" dediğim Sefa abiyle olan muhabbetini kesip bana bana baktı.
"Kalkalım o zaman." dediğinde başımı salladım.
"Ben bırakırım yavrum." dedi Yusuf.
"Gerek yok. Haydar abi bırakır." dedim. Benim ayaklanmamla annemde ayaklanınca araya Sema abla girdi.
"Canım siz niye kalktınız? Otur lütfen Filiz bugünü burada sonlandırmayalım." annem yerine geri otururken Emir herkese veda edip dışarı çıkmıştı bile. Bende herkesle vedalaştıktan sonra peşimde bir adet Yusuf ile dışarı çıktım.
"Yavrum bırakırdım ben seni." dedi bir kez daha.
"Haydar abi ve Emir'e durumu anlatmam lazım." dediğimde yüzü kasıldı. Dudaklarını sıkıca birbirine bastırıp başını aşağı yukarı salladı.
"Şu an hala dışarıda ama korkma hepinizin peşinde birden fazla koruma var. Varlıklarını da size hissettirmiyorlar. Sana yaklaşamaz. Hiçbirinize yaklaşamaz. "dediğinde başımı salladım.
" Annem... Önemli olan annem Yusuf. " dedim.
" Merak etme. Güvende... "dediğinde tekrar başımı salladım ve" umarım öyledir. " dedikten sonra ona arkamı dönüp arabaya yöneldim. Emir öndeydi bende arkaya geçtim.
Benim binmemle Haydar abinin arabayı çalıştırması bir oldu. Kampüs Tarabya'ya biraz uzak olduğundan Haydar abi süratliydi ve boş sokakları bulup ilerliyordu.
"Sizinle konuşmam gereken önemli bir mesele var. Annemin hiçbir şekilde bilmemesi gerekiyor." dediğimde Emir başını bana uzattı. Haydar abiyle ise dikiz aynasından göz göze geldik.
"Biliyordum bir boklar döndüğünü." dedi Emir. Haydar abi elini Emir'in ensesine vurdu ve ona sinirli bakışlar attı.
"Terbiyeli konuş kardeşinle." dedi. Emir ensesini ovalayarak önüne döndü ve Haydar abiye küskün bakışlar attı.
"Ben bana yapılan bu üvey evlat muamelesini hak edecek ne yaptım Haydar Beyciğim?" dedi Emir. Gel de gülme arkadaş. Emir ah Emir...
"Konumuz şu an bu değil çocuk." dedi Haydar abi bakışları bir kez daha bana kayarken.
"Peki... Cennet bahçem konumuz ne?" dediğinde bir süre ne diyeceğimi nereden başlayacağımı bilemedim. Haydar abi bunu anlamış olacak ki araya girdi.
"Mesela arkamızda ve yan şeritte bizi takip eden arabalardan anlatmaya başlayabilirsin." dediğinde şaşkınlıkla arkama ve sağ camdan dışarı baktım. Aynı model iki araç gerçekten bizi takip ediyorlardı. Plakaları da son rakamları dışında aynıydı.
"Ne takip etmesi ne oluyor?" dedi Emir. O da benim gibi önce arkaya sonra sağa baktı.
"Emir sakin ol." dedim ve ellerimi birbirine kenetleyip kendimden güç aldım.
"Ahmet Saygın dışarıda. Firar etmiş." dediğimde ilk karşılaştığım şey Haydar abinin kararan gözleri oldu.
"Siktir... Sen o gece o yüzden öyle oldun. Tabi ya." dedi Emir.
"Yusuf hepimize koruma ayarlamış. Bu araçlarda o nedenle sanırım." dedim. O sıra kampüsün önünde durduk. Ben sol taraftan inip arabanın önünde durdum. Önce Emir indi arabadan ve yanıma gelip beni kolları arasına aldı. Haydar abi de inip tam karşımızda durdu.
" Haydar abi. Ben annem konusunda bir tek sana güvenebilirim gibi hissettiğim için senden..." konuşmama izin vermedi.
"Sadece annen değil ben seni, anneni bu çocuğu korurum. Merak etme." dediğinde Emir'in kolları arasından çıkıp ona sarıldım. Saniyeler geçmeden Emir' de Haydar abinin kolları arasındaydı.
"Ben derse kaçar." diyerek koptum onlardan. Emir yanaklarımı öpüp çekiştirdi. Haydar abi de alnıma bir öpücük bıraktı.
Kampüse girdiğimde hala orada olduklarını biliyordum. Fakülteye doğru ilerken durdum ve arkamı döndüm. Hemen birkaç adım uzağımda bir kadın vardı. Benim durduğumu görünce durdu ve başını sağa doğru eğerek selam verdi. Kadının hemen çaprazındaki adam ise yanıma geldi.
"Merhaba Aden hanım. Bu gizli bir görevdi ancak bizi fark ettiğiniz için kendimizi tanıtmak durumundayız." dediğinde başımı salladım. Araba da hayvan gibi onların araçlarına bakınca fark etmemeleri imkansızdı tabi.
"Merhaba." dedim. Kadında yanımızdaydı.
"Merhaba Aden. Ben Komiser yardımcısı Kübra." dediğinde başımı salladım ve adama döndüm.
"Başkomiser Onur." diyerek kendisini tanıttı adam.
"Memnun oldum. Olmasına da siz hep böyle dibimde mi olacaksınız?" dediğimde bunu hep duyuyormuş gibi ifadesiz kaldılar.
"Bir süreliğine." dedi Kübra. Başımı salladım ve bir şey demeden tekrar yürümeye başladım derse çok az kalmıştı. Amfiye girdiğimde artık benim yerim olarak bilinen en öndeki boş kısma oturdum. Amfiye Kübra'nın girmesiyle gözlerim irice açıldı. Bana göz kırpıp en arka kısma geçti. Başımı kapıya çevirdim. Onur'un bedeni açık kapıdan dolayı rahatlıkla görülüyordu.
Hoca sonunda gelip derse başladığında kendime sadece derse odaklamam gerektiğini hatırlatıp durdum. Bir süre sonra öyle de oldu. İki saatin ardından araya girdiğimizde sabah içmediğim kahve için kafeteryaya geçtim. Elbette Kübra ve Onur benimleydi. Hem kendime hem onlara kahve aldım. Tepsideki kahveleri onlara uzattığımda ikisi de aynı anda eyvallah dediler ve kahvelerini aldılar.
Aradan sonra tekrar derse girdim ve bu akşam saat beşe kadar devam etti. Dersler sonunda bittiğinde kütüphaneye geçmedim. Evde de küçük bir kütüphanem vardı ve annemle ve Emir'le aynı çatının altında güvende olmak istiyordum. Kampüsten çıktığımda karşımda Haydar abiyi ve Yusuf'u buldum. Yanlarına vardığımda çok sevgili korumalarımda yanımdaydı.
"Sayın savcım." diyerek Yusuf'a selam verdiler. Haydar abiyle de baş selamıyla selamlaştılar.
"Bir durum var mı?" dedi Yusuf.
"Temizdi savcım." dedi Başkomiser Onur. Yusuf başını salladı.
"Aden bizimle. Gidin dinlenin yarın aynı zamanda saatte evin önünde olursunuz." dedi Yusuf. Onur ve Kübra kendi araçlarına binip gittiler. Ancak bir araç daha bizimleydi.
"Annemler hala sizde mi?" dedim.
"Evet annem bırakmadı. Birlikte tüm gün yemek yaptılar." dediğinde sırıttım.
"Desene ziyafet var." dedim. Yusuf yüzünde oluşan gülüşüyle baktı.
"Haydi gidelim o halde." diyerek araya girdi Haydar abi. Yusuf'un gülüşü yerini ciddi bir ifadeye dönerken bakışlarını Haydar abiye çevirdi.
"Abi." dediğinde Haydar abi tek kaşını kaldırıp Yusuf'a döndü.
"İstenmeyen damatmışım gibi davranmasan mı?" dediğinde gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım ve bakışlarımı onlardan çekip çevrede gezdirdim.
Haydar abi Yusuf'a şakayla karışık takılırken kucağında bebeğiyle durakta bekleyen kadına takıldı gözlerim. Kadının bebeğinin ağlamasını susturmak için yüzünü şekilden şekle sokarken güldüm. Kadın gelen taksiye binip gözden kaybolduğunda bakışlarımı duraktan çekip tekrar bizimkilere çevirdim ancak saliseler içinde bakışlarım tekrar durağa kaydı. Camdan duvarları olan durağın arka kısmında bana bakan bir çift kahverengi gözü hemen tanımıştım.
Babam buradaydı, Ahmet Saygın sadece birkaç metre uzağımdaydı.
* * *
Yorumlar