ADEN 50. BÖLÜM MUTLU YILLAR SEVGİLİM
50. MUTLU YILLAR SEVGİLİM
Yusuf bebeği yurda yerleştirmiştik. Baran her şeyiyle ilgilenmişti. Onu her hafta ziyaret ediyorduk. Ellerimiz dolu dolu gidiyor yurttaki her çocuğa hediyeler veriyorduk. Uzaktan bakmanın, gerçekten dile kolay olduğunu bir kez daha anlamıştım bu ziyaretler sırasında. Anladığım bir diğer şey ise aslında ne kadar şanslı olduğumdu.
"Allah kabul etsin." dedim Meryem babaannem Kur'an'ın kapağını kapattığında.
"Sağ ol güzel kızım." dedi. Elimdeki çay bardağını önündeki masaya bırakıp mini buzdolabından annemin yapıp yapıp getirdiği kurabiyelerden, sarmalardan çıkarttım. hastanedeki oda yaşam alanımız olmuştu. Çaycı makinası, kahve makinası, tost makinası bile vardı.
"Yavrum nasıl?" dediğinde yanına oturup pamuk gibi yumuşak yanaklarından öptüm.
"Aynı. Tam boylarla Emir var yanında." demekle yetindim. Yusuf hala uyuyordu. İki gün sonra doğum günüydü ve bize umut verecek hiçbir gelişme yaşanmamıştı.
Aynıydı. Üçüncü aya girecektik ama elimizden hiçbir şey gelmiyordu. Bir ara yurt dışını dahi düşünmüştük lakin orada da ekstra bir tedavi görmeyeceğinden bundan vazgeçmiştik. Bir haftadır her gün bir saat kadar bedenine masaj yapıyor, kaslarını canlandırmak için bazı fizik tedavi hareketlerini uyguluyorduk.
"Kötü olmasından daha iyi kızım." dediğinde başımı salladım. Durumu çok şükür ki kötüye gitmiyordu. Meryem babaannemle biraz daha sohbet ettik. Bir ara Sefa abi yanımıza uğramış bir çay içip gitmişti. Telefonumun zil sesi yükseldiğinde mutfak tezgahı gibi kullandığım tezgaha ilerledim. Güneş'in doktoru arıyordu.
"Erdal Bey, merhaba." dedim.
"Merhaba Aden. Müsaitsindir umarım." dediğinde göğsümün ortasına bir ağırlık çöreklendi.
"Tabi, müsaidim bir şey mi oldu?" dedim endişeyle.
"Güneş, Emir'i görmek istiyor." dediğinde bir an ne diyeceğimi bilemedim.
"Gerçekten mi?" dedim anında ruh halim değişirken.
"Evet, sabah kötü bir halde uyanmış. Sanırım kabus gördü. Şimdi hemşiremiz ulaştı ısrarla Emir ile görüşmek istiyorum yazıyormuş ona verdiğimiz kağıtlara. Emir bugün gelebilir mi?" diye sorduğunda hızlı adımlarla çıktım odadan. Meryem babaannemin arkamdan seslenişlerini bile duymadım.
"Tabi, tabi hemen gelir." dediğimde Yusuf'un odasına girdim. Hepsinin bakışları bana döndüğünde direk Emir'e ilerledim.
"Kalk, kalk, Güneş seni istiyormuş." Emir'in gözleri iri iri açıldı. Oturduğu koltuktan kalkmaya çalıştığında ayakları birbirine karıştı ve yalpalandı.
"Harbi mi?" diye sorduğunda büyük bir sırıtmayla başımı salladım.
"Aden?" telefondan yükselen sesle tekrar telefona odaklandım.
"Emir bir saate hastaneye geçer Erdal Bey. Haber verdiğiniz için çok teşekkür ederim." dedikten sonra telefonu kapadım.
"Ben, ben şimdi mi gideyim?" Emir ne yapacağını şaşırmış bir vaziyetteydi.
"Evet." dediğimde "Güneş'i de kaybettik." diye homurdandı Baran.
"Bende geleyim seninle." dedi Doğu oturduğu yerden kalkıp Emir'in yanına geçti ve kolunu omzuna attı.
"Küçük enişte hadi yine iyisin." dediğinde gülmeden edemedim. Onlar apar topar çıktıklarında Yusuf'un yanında Aslan ve Baran'la kalakaldım. Aslan pencerenin önündeki uzun koltukta otururken Baran yatağın hemen yanında hep oturduğum tekli koltuktaydı. Yanına gittim ve tepesinde dikildim.
"Yerimden kalkar mısın?" dediğimde başını sallayarak kalktı ve oturmam için yer açtı. Aslan'ın yanına geçip oturdu. Bende yerime yerleştim. Yusuf'a en yakın yer burasıydı...
"Zümrüt Hanım nasıl?" diye sordum. Birkaç kez telefonda konuşmuş geçen gün de Yusuf'u ziyarete etmeye geldiğinde görüşmüştük.
"İyi, toparlanıyor. Kerem ile tüm gün." dedi Aslan.
"Fındık kurdum rahatlamıştır." dediğimde güldüler.
"Sorma kaç yaşına gelmiş kucağından inmiyor kadının." dedi Aslan.
"Kerem'i mi kıskandın sen?" diye sorduğumda Baran kısık sesle kahkaha attı.
"Bence de abi. Sen bayağı kıskandın Kerem'i. Hele geceleri de birlikte uyuduklarını görünce bir bozuldun gibi." diyerek bana arka çıktı Baran. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Oh abi kardeş büyük ne bilmeden saldırın bana." dediğinde kaşlarım kırıştı. iç geçirdim.
"Şov yapma." dedi Baran. Aslan'da ona cevap verdiğinde laf dalaşına girdiler. Çocuk gibiydiler. Onları izlerken istemsizce gülümsediğimi fark ettiğimde silkelendim.
"Nereden nereye." dediğimde bir an sustular. Bakışları beni bulduğunda gözlerimi gözlerinde gezdirdim.
"Aden." diyerek doğruldu ve dik bir şekilde oturdu Aslan.
"Eğer rahatsız oluyorsan biz yine..." diyerek konuşmaya başlayan Baran'ı gözlerimle susturdum.
"Olmuyorum." dediğimde gözlerinde belirgin bir ışıltı oluştu.
"Rahatsızlık değil. Yani artık rahatsızlık değil." dedim.
Yurt ziyaretlerinde bazı şeyler beni etkilemişti. Hayatımda bir sürü insan vardı. Annem ve abi bildiğim Emir'den oluşan ailem genişlemişti. Bir kız kardeşim, bir erkek kardeşim, babaannemler, dedemler. Sema abla, Sefa abi, Haydar abi, Yusuf ve diğerleri. Diğerleri... Aile denilen kavramın ne denli önemli olduğunu daha dört günlük bir bebeği yurda teslim ettiğimde anlamıştım. Bir insanın sahip olması gereken en önemli şey bir aileydi.
Onlara tüm duygularımla açık konuşmamıştım hiç. Uzak durmuştum, laf sokmuştum, uğraştırmıştım onları ama gerçek hislerimi onlarla paylaşmamıştım. Şimdi karşımda otururlarken, gözleri gözlerime bakarken her şeyi dökmek istedim.
"Bu gerçeği ilk öğrendiğimde..." dedim. Bakışları anında bana dönerken bende baktım. Gözlerimi kaçırmadan gözlerinin içine bakarak beni nasıl kırdıklarını, incittiklerini söylemek istiyordum.
"Şok olmuştum, inanmamıştım ama bir yandan da tuhaf bir heyecan ve mutluluk hissetmiştim. Annemi, Emir'i hiç kimseye hiçbirinize değişmem orası ayrı. " dediğimde aynı anda başlarını salladılar.
"Belki demiştim." dedim ve yutkundum. Sevgiye aç arsız yanım konuşmak için çırpınırken ben dilimden dökülecek olan kelimeleri tartıp duruyordum.
"Belki bende normal bir aileye sahip olurum, sevilirim." dedim ve sustum. Burnumun direği sızlamaya başlamıştı bile.
"Aden." dediler aynı anda.
"Bölmeyin lütfen." dediğimde başlarını sallayarak onayladılar.
"İçimde büyütemediğim çocuk, Aden boş ver her şeyi kalk sarıl abilerine diyor. " ağlamamak için direndim. Ancak onlar direnemedi.
"Ama ben bana dediklerinizi, tavırlarınızı, yok sayışlarınızı unutamıyorum. Kırgınlığım o kadar büyük ki gururum bile onun gerisinde kalıyor. Sizinle ne zaman iyi vakit geçirsem ilk zamanlarda yüzüme yüzüme bakarak söylediğiniz o lafları hatırlıyorum..." aynı anda derin bir nefes alıp verdik.
"Anne babanızın davranışları, size layık olmayışımı ima etmeniz, ailenizi küçük düşürmemem konusundaki ikazlarınız, bana bir takım tutmayı, Beşiktaş formasını bile çok görmeniz." dedim. Peş peşe yutkundum, onlara olan en kırgın yanlarımdı bunlar... "Hele senin bana hırsız demen..." dedim bakışlarımı Baran'da sabitlerken. Aynı anda düştü gözlerimizden yaşlar. Elimin sırtıyla burnumu sildim.
"Size abi demek, öyle hissetmeyi o kadar çok istiyorum ki... Ama yapamıyorum... Ben bana hissettirdiğiniz o sevgisizliği, kimsesizliği aşamıyorum."
"Aden..." dedi Baran ama düğümlenen boğazı konuşmasına izin vermedi. Peş peşe boğazını temizledi. Kendisini sıkmaktan damarları belli oluyordu, beyaz teni kızarıyordu.
"Özür dilememizin, pişman olduğumuzu söylemenin senin için bir şey ifade etmediğini artık biliyoruz. " dedi Aslan kardeşinin sözlerini tamamlayarak. Dediklerim onu çok üzse de metanetini korumaya çalışıyordu.
"Ama bu olaylardan sonra inan ki çoğu şeyin farkına vardık. Çok şey değişti... " dedi Aslan. Baran, sessizliğini koruyordu.. Gözyaşlarının akmasına izin vermeyerek gözlerini sertçe ovaladı ve burnunu çekti.
"Biliyorum, farkındayım." dedim. Allah yukarıda geride kalan şu üç ayda gerçek bir abi gibi yanımda durmuş bana destek olmuşlardı. Sevgilerini hiç çekinmeden gösterseler de kalbime onlar tarafından hissettirilen ilk şey sevgisizlikti ve ben bu sevgisizliğin acısını bir türlü yok edemiyordum.
"Her an yanımda bana gerçek duygularınızla destek oldunuz. Biliyorum ki olmaya da devam edeceksiniz." dediğimde başlarını salladılar. Dudağımın üzerinde biriken ıslaklığı silip burnumu peş peşe çektim.
"Bundan sonra da böyle olacağını biliyorum. İstesem de istemesem de hep yan yana olacağız zaman ne gösterir bilmiyorum ama ben çok yoruldum... "
"O yüzden artık her şeyi akışına bıraktım." dedim.
Bir süre bakıştık. Üçümüzde sessizce döküyorduk yaşlarımızı. Onlar bana ben kendime döküyordum yaşlarımı. İlk toparlanan ben oldum sonra onlar aynı anda ayaklanıp yanıma geldiler. Ellerini omuzlarıma yaslayıp başıma aynı anda birer öpücük kondurdular.
"Teşekkür ederiz." dediler aynı anda...
"Sana hissettirdiğimiz, yaşattıklarımıza rağmen bize bıraktığın bu açık kapı için çok teşekkür ederiz abim." dedi Baran ve önümde çömelip ellerimi tutup avuç içlerime öpücükler kondurdu. Aslan kollarını arkamdan omuzlarıma sardı ve başını saçlarıma gömdü. Öylece durduk, saniyeler, dakikalar geçip gitti. Akşama doğru gittiklerinde Yusuf ile her zamanki gibi baş başaydım.
" Onları affetmedim, affedebilir miyim onu da kestiremiyorum ancak haklı olan sensin sevgilim onlar hayatımda hep olacaklar. " iç çekip soluklandım.
"Bu değişmeyecek bir gerçek. Hep bir parçam olacaklar. Anılarımda, fotoğraf albümlerimde... Mezuniyetimde belki düğünümüzde bile olacaklar. Öyle ya da böyle Uyguroğlu ailesi benim gerçeğim ve o gerçek hayatımın sonuna kadar benimle olacak." üzerindeki pikeyi biraz daha göğsüne çektim.
"Aferin diyorsundur sen şimdi kesin bana." diyerek elini kavradım ve avcunu yanağıma yasladım. Üzerine pijama giydirmiştik. Havalar iyice soğumuştu. Odanın içerisi çok sıcak olsa da çıplak kalmamasını istemiştik. Normalde asla giymeyeceği tarzdan bir pijama takımı vardı üzerinde.
"Artık uyan sevgilim... Sen hiç sevmezsin ki bu kadar uyumayı çok uyudun..."
Ertesi günün sabahı Emir gelmişti. Hastanede olan biteni heyecanla anlatıyordu. Güneş, onu görür görmez sıkıca sarılmış ona. Havalar iyice soğuduğu ve kar yağdığı için bahçede değil Güneş'in odasında görüşmüşler. Güneş ellerini sıkıca bırakmış ayrılana kadar hiç bırakmamış anlattığına göre. Ondan bir kafes tarzı kuş yuvası yapmasını ve hastanedeki penceresinin önüne koyulmasını istemiş.
"Gerçi bu kışta ağaçlarda yuva olmaz ondan istedi herhalde." dedi tostunun son lokmasını yerken. Hep oturduğu banktan izlediği serçeler için istiyordu büyük ihtimalle yuvayı. O da benim gibi bizimle bağdaştırmıştı sanırım kuşları.
"Haydar abiyle konuştum birlikte yapacağız. " dedi.
"Sahi, Haydar abi bu aralar görünmüyor. Hayırdır?" diye sorduğumda dudaklarını bilmiyorum dercesine büktü.
"Birkaç gündür kayıplara karıştı vallahi bende ulaşamadım. Annem belki biliyordur dedim ama yok onunda haberi yoktu. Dün gece gelince yapıştım yakasına." dediğinde sessiz kaldım. Bunda da vardır bir hayır dedim içimden.
"Her neyse." dediğimde telefonumun zil sesi odayı doldurdu. Komodinin üzerinden aldım, Baran arıyordu.
"Efendim."
"Günaydın. " dediğinde aynı şekilde karşılık verdim.
"Bugün için yurttan görüşme ayarladım. Yusuf'u görmeye gidelim mi?" diye sordu. Gözlerimin önüne küçük Yusuf geldiğinde gülümsedim. Onu görmeyeli sadece birkaç gün olmuştu ama özlemiştim. Hayatına savaşarak başlaması ve adının Yusuf olması onu benim için daha değerli kılıyordu.
"Olur. Olur gidelim." dedim. Telefonu kapatıp ayaklandığımda Emir ne olduğunu sordu.
"Yusuf'u görmeye gideceğim. Bir iki saat burada kalırsın değil mi?" dedim.
"Kalırım tabii cennet bahçem." dedi. Aşağı indiğimde Baran hastanenin açık otopark alanındaydı. Yanına doğru hızlı adımlarla ilerledim. Selamlaşıp arabaya geçtiğimizde zaman kaybetmeden arabayı hareket ettirdi.
"Küçük bey bayağı huysuzmuş bugün." dediğinde yoldaki bakışlarımı ona çevirdim.
"Hasta mı acaba?"
"Anlamadım orasını tam. Süt anne ayarlamıştık ama emmiyormuş da." dediğinde gülümsedim.
"Yusuf'la bayağı ilgileniyorsun." dedim. Bu durum çok hoşuma gitmişti.
"Öyle. Küçük bey kıymetli." dediğinde gülümsedim.
"Bennu nasıl?" dediğimde yüzündeki gülümsemesi büyüdü.
"İyi. Yeni bir şube açmayı planlıyor işi başından aşkın." dedi.
"Siz nasılsınız peki?" diye soruduğumda parlayan gözlerle baktı bana.
"Bizde iyiyiz. Yani artık el ele tutuşarak dışarıda gezebiliyoruz." dediğinde istemsizce güldüm.
"Nasıl yani?"
"Bennu biraz ketum ve mesafeli bir karaktere sahip. Allah yukarıda bayağı süründürdü hanımefendi." dedi gülerek.
"Değdi der gibi görünüyorsun."
Değdi... " dedi ve huzurla tebessüm etti.
"Haberleri var mı evdekilerin?" dediğimde başını salladı.
Yolu bitirip yurdun önünde durduğumuzda konuşmamızda bitmişti. Yurda geçtiğimizde bizi yurt müdürü karşıladı. Otuzlarının sonunda genç bir hanımdı. Bebeklerin bulunduğu kata çıkana kadar bize Yusuf hakkında bilgiler veriyordu.
"İki gündür çok az uyudu. Meme ve biberonu da reddediyor." dediğinde çatılı kaşlarım daha da çatıldı. Koridorlarda koşturan çocuklarda olan bakışlarımı müdüre çevirdim.
"Hastaneye neden götürmediniz?" diye sorduğumda hemen cevap verdi.
"Yurdumuzun doktoru mevcut. Gerekli müdahale tetkikler yapıldı ancak herhangi bir sağlık problemine rastlanmadı." dedi.
Yusuf bebeğin kaldığı yatakhaneye girdiğimizde karşımdaki manzarayla adımlarım durdu. Yusuf, Aslan'ın kolları arasındaydı ve Doğu'da elinde bir oyuncakla ağlayan bebeğinin dikkatini çekmeye çalışıyordu.
"Ya bunları Kerem'e yapınca çok gülüyordu bu bebek anca ağlıyor." diyerek dert yandı Doğu.
"Geri zekalı. Daha üç haftalık bebek ne bilsin gülmeyi." diyerek Doğu'yu azarladı Aslan. Onların burada ne işleri vardı?
"Beceriksizler." diyerek onlara yöneldi Baran. Aslan'ın kolları arasından küçük bedeni oldukça dikkatli bir şekilde kendi kucağına aldı. Ancak Yusuf susmak yerine daha da ağladı.
"Sizin burada ne işiniz var?" dediğimde bakışları beni buldu.
"Aden." diyerek yanıma geldi Doğu ve sarıldı. Sarılışına karşılık verip kollarından sıyrıldım ve Baran'ın yanına ilerledim.
"Bizde gelip görelim dedik küçük Yusuf'u. Gelmişken de diğer çocuklara birkaç parça hediye getirdik." diyerek açıkladı Aslan.
Yusuf bebeği kucağıma almak için kollarımı uzattığımda Baran gülümseyerek bebeği kollarımın arasına bıraktı. Kucağımdaki bebeği sineme çektim. Burnumu hafif tüylerle kaplı başına yaslayıp bebek kokusunu soludum. Ağlayışları sızlanmaya döndüğünde başını göğsüme yasladım ve küçük bedenini belinden sardım. Küçücük elleri saçlarıma dolandı. Çekmiyor sadece tutuyordu. Yavaş hareketlerle belini ovaladım. Susmuştu...
"Ulan ne üç kağıtçı çıktı bu bebek?" diyen Doğu'ya güldük.
"Küçük bey bana büyük beyi hatırlattı." dedi Aslan iç çekerek. Kollarımı küçük bedene daha da sıkı sardım. Küçük dudakları açık gerdanımda aranıyordu.
"Sağılmış süt var mı?" diyerek müdüre hanıma döndüm. Oda yanında duran çalışana döndü.
"Var var olmaz mı hemen getiriyorum." diyerek koşarak çıktı odadan çalışan.
"Müdüre Hanım bizde odanıza geçelim isterseniz. Çocukların ve yurdun eksikleri hakkında konuşalım." dedi Aslan. Onlar yanımızdan ayrılırken çalışan elinde biberonla dönmüştü. Yusuf'u koluma geri yatırdım ve biberonla onu beslemeye başladım. Elleri hala saçlarımdaydı. Açık gözlerini yüzümden hiç ayırmıyordu.
Sütü bitirdiğinde çalışanın yönlendirmesiyle gazını çıkarttım. Ben bunları yaparken Doğu ve Baran odadaki diğer bebeklerle ilgileniyorlardı. Gazı çıktığında kayan gözleri uykusunun geldiğini gösteriyordu. Tekrar göğsüme yatırıp odanın içinde gezinmeye başladım. Pışpışlıyor kısık sesle bir ninni mırıldanıyordum.
Uyuduğuna emin olunca yatağına yatırmak için beşiğe yöneldim. Yusuf'u yavaş hareketlerle yatağına yatırıp beşiğin köşesinde dertop olmuş battaniyesini üzerine örtüp başına bir öpücük kondurdum.
"İyi uykular." diye mırıldanıp geri çekildim. Yataktan uzaklaşacağım sıra beşiğin köşesinde duran forma dikkatimi çekti. Siyah beyaz formayı ellerim arasına aldım. Baran'a döndüğümde buruk bir tebessümle yüzüme bakıyordu. Formaya tekrar baktım. Beşiktaş formasına... Formanın arkasını çevirdiğimde dolan gözlerimden birkaç damla yanağıma süzüldü. Formanın sırt kısmında Jr. Yusuf yazıyordu.
"Bu..." dedim dolu dolu.
"Yani aslında tüm çocuklara alacaktık ama sonuçta hepsi Beşiktaşlı değildir. Farklı takım tutanları not aldık. Onlar dışında tüm çocuklara Beşiktaş forması." dedi Doğu. Başımı salladım. Formanın üzerinde elimi gezdirip Yusuf'un üzerine serdim. Bel çantamın küçük gözünden telefonumu çıkartıp fotoğrafını çektim.
"Benim işim bitti." diyerek odaya giren Aslan'a döndüm ve işaret parmağımı dudaklarıma yaslayarak susmasını istedim.
"Uyudu mu beyefendi?" diyerek yanıma geldi.
"Forma da yakışmış yalnız." dediğinde gülümsedim.
"Uyuduğuna göre gidebiliriz." dedi Baran sessizce. Yurttan çıktık. Hep birlikte hastaneye geçecektik. Arabalarını park ettikleri yola çıktığımızda Aslan kolunu omzuma sardı ve durmamı söyledi.
"Ne oldu?" dedim.
"Sana bir hediyemiz var." dedi Doğu ve Aslan'ın arabasına ilerleyip arka koltuktan bir kutu çıkarttı.
"Abilerinden kız kardeşine bir hediye." dedi Baran. Ne olduğunu tahmin etsem de heyecanlanmıştım ancak onlara bu heyecanımı yansıtmamaya çalıştım. Doğu'nun uzattığı siyah hediye kutusunu aldım. Kapağını kaldırıp Baran'a uzattım. Kutuya baktığımda beyaz renkteki Beşiktaş formasını gördüm. Dudaklarımı birbirine bastırıp burnumu çektim.
"Yusuf uyandığında hep birlikte maçlara gideriz. " dedi Aslan. Kolu hala omzuma sarılıydı. Formayı kutusundan çıkarıp kutuyu da Baran'a uzattım. Formayı tutup biraz havaya kaldırdım. Arkasını çevirdiğimde adımın ve bir numarasının yazdığını gördüm.
"Teşekkür ederim." dedi boğuk sesimle. Belki çok geçti bu forma için ama yine de mutlu olmuştum. Doğu kutunun kapağını Baran'ın eline tutuşturup yanıma geldi ve kollarını bedenime sardı. Bende kollarımı ona sararken Aslan'ın ve Baran'ın homurdanmaları yükseliyordu.
"Kıskanın." dedi Doğu beni iyice kolları arasına çekip Aslan'dan uzaklaştırdığında.
"Dur birde şu kırmızı yanaklardan öpeyim de iyice kudurun." dedi ve yanaklarımı sulu sulu öptü.
"Ay tamam." diyerek ittirdim onu. Doğu sırıtıyordu.
"Haydi daha alışveriş yapmam lazım." dediğimde arabalara dönmüştük.
Hastaneye gitmeden önce bir alışveriş merkezine uğramıştık. Ben Yusuf'un doğum günün kutlamak için bir şeyler alırken tam boylar gördükleri her güzel eşyayı bana gösteriyor beğensem de beğenmesem de bana alıyorlardı.
"Ya yeter. Benim bir sürü kıyafetim var. Almayın kafanıza göre." diye çıkıştım sonunda.
"Tamam reis sen ne dersen o." dedi Doğu hazır ola geçerken. Onları arkamda bırakıp English Home girdim. Buradan alacaklarımı alıp çıktığımda kapıda beni bekleyen tam boylar vardı. Ellerinde bebek kıyafetleriyle.
"Ya Aden şunun güzelliğine baksana. Yemine derim benim çocuk yapasım geldi." dedi Doğu elindeki Beşiktaş baskılı tuluma aşkla bakarken.
"Yusuf'u düşünmeniz ona bu kadar hediye almanız çok hoş ama orası bir yetimhane ve oradaki her çocuk birbirinden ayrı tutulmamalı. Ne demek istediğimi anladığınızı düşünüyorum." dediğimde başlarını salladılar.
"Merak etme özel olarak ilgileniyoruz artık yurtla." dedi Aslan.
Hastaneye geri döndüğümüzde direk Yusuf'un yanına geçtim. Tam boylar diğer odaya geçmişlerdi. Emir'in yardımıyla odayı geceye hazırlamaya başladım. Bu gece için doktorlarından izin almıştım. Aldığım farklı boylardaki kokulu mumları odanın çeşitli yerlerine yerleştirdim. Aldığım kırmızı kalpli balonu yatağa bağladım. İkimizin en sevdiğim fotoğrafını Emir' çıkartmıştım. Onu da aldığım çerçeveye yerleştirip komodinin üzerine yerleştirdim.
"Bitti." dedi Emir gitarını sandalyeye yaslarken.
"Teşekkür ederim. Geriye benim hazırlanmam kaldı." dediğimde güldü.
"Diğer odaya geçiyoruz o zaman."
"Aynen." dedim. Diğer odaya geçtiğimizde herkes buradaydı.
"Hazır mı oda?" diye soran Sema ablaydı.
"Hazır. Bende bir duş alacağım." dediğimde başını salladı.
"Gel otur kızım bir çay içelim." Tahir dede öyle deyince duşu biraz erteledim ve Emir'le kendime çay doldurup yanlarına geçtim.
"Bende tam Yusuf'a aldığım doğum günü hediyesini söylüyordum." dedi Tahir dede.
"Bomba geliyor diyorum." dedi Doğu.
"Bence de." diyerek Doğu'yu destekledi Emir.
"Ne aldın baba?" diye sordu Sefa abi.
"Dünürüm olacak o tabip kalkmış çocuğa yazlık almış. Neymiş bir yanı İzmirliymiş orada da evi olmalıymış." diyerek dert yandı. Sema ablanın ailesiyle de tanışmıştım. Annesi ve babası doktordu ve çok tatlı insanlardı. Her ay gelmişler bir iki gün kalıp geri dönmüşlerdi.
"Aşk olsun baba." dedi Sema abla.
"Olsun tabii kızım. Aşk güzel şey ama benim uşağım has Karadeniz uşağı. Dedesi gibi hukuk adamı. O baban olacak tabip hala anlayamadı bunu."
"Tahir." dedi Meryem babaannem.
"Yalan mı hatun?" diyerek üste çıktı Tahir dede. Onun bu halleri bizi eğlendiriyordu. Sema ablanın babası Ömer amcayla iyi anlaşamıyorlardı.
"Her neyse. Ne aldın oğluma baba?" dedi Sefa abi.
"Arhavi'de Çifteköprü'nün oradaki arsayı Yusuf'umun üzerine yaptım. Oraya ev yaptıracağım. Böyle büyük, teraslı, bahçeli bir ev." dediğinde içtiğim çay boğazımda kaldı. Öksürürken Emir hafif hafif sırtıma vurdu.
"Helal yavrum helal." dedi Aslan bana su getirirken.
"İyi de baba o arsa Gazel'in." dedi Sema abla. Gazel yenge Yusuf'un rahmetli amcası Ali'nin eşiydi.
"Gazel kızım kendisi devretmek istedi kızım." dedi.
"Ama baba." diyerek Sefa abi konuştu bu kez ama Tahir dede müsaade etmedi.
"Gelinim o arsanın yeğeninin olmasını istedi bende tamam dedim. " diyerek bu konuyu kapattı.
Konu kapandığında banyoya geçmek için izin istedim. Eşyalarımı alıp onları arkamda bırakarak duş almak için Yusuf'un odasına geçtim. Gece yarısına bir saat kalmıştı. Hızlıca duş aldım. Küçük banyoda hazırlanmaya başladım. Üzerime onunla Şile'de geçirdiğimiz son gecede giyindiğim kırmızı iç çamaşırlarını geçirdim. Eskisi gibi bedenime tam oturmuyor bol oluyordu. İç çekip kapının arkasındaki askıya astığım elbisemi aldım. Yusuf'un benim için özel diktirdiği elbise... Onu da giyindiğimde bir süre aynadan kendimi izledim. Ona, onun en sevdikleriyle hazırlanıyordum.
"Sakın Aden. Bu geceyi mahvetme." diyerek kendimi teskin ettim.
Saçlarımı kurutup salaş bıraktım. Yüzüme hiç makyaj yapmadan çıktım banyodan. Yusuf çillerimi görmeyi çok seviyordu. Onları saklamak istemedim. Odaya geçtiğimde çıplak ayaklarıma siyah renkteki pofuduk terliklerimi geçirdim. Mumları yakmaya başladım. Etrafa güzel bir koku çoktan yayılmaya başlamıştı. Odanın kapısı çalınıp açıldı. Emir ve tam boylar gelmişti.
"Filiz sultan pastayı getirdi." diyerek girdiler içeri. Annemden yapmasını istediğim pastayı görünce gülümsedim ve Doğu'nun elleri arasından aldım. Bol çikolatalıydı.
"Annem nerede?" diye sordum.
"Tahir dedemin sorgusunda." dedi Emir. Hepsi birden kıkırdadığında kaşlarım çatıldı.
"Ne alaka?" dedim.
"Haydar abiyle birlikte geldiler." diyerek sırıtmaya devam etti Doğu.
"Haydar abinin vay haline desenize." dediğimde gülerek başlarını salladılar.
"Her şey tamam." dedim ve pastayı pencere kenarındaki buzdolabının üzerine koydum.
"Son on dakika." dedi Emir. Başımı hızlı hızlı salladım. Tam boylar erkenden Yusuf'un doğum gününü kutladılar ve hediyelerini bırakıp çıktılar. Emir sandalyeye geçip gitarını eline aldı. Işıkları kapattım. Mum ışıkları ortama loş bir ışık yayıyordu. Tekli koltuğun yanına geçip ayakta dikilmeye başladım. Gözüm saatten ayrılmadı. Dakikaların geçip gidişini izledim. İki dakika kaldığını görünce Yusuf'un yanına geçtim. Hep oturduğum koltuğun yanına bıraktığım büyük kutuyu açtım ve içindekileri koltuğun üzerine bıraktım.
"Sevgilim." diyerek Yusuf'un yanına geçtim. Parmaklarımın sırtıyla yanağını sevdim. Gözlerim tekrar televizyonun yanında asılı duran saate kaydı.
"Saat tam gece yarısı." dedim ve dudaklarımı dudaklarına yasladım. Nefesim nefesine, nefesi nefesime karıştı.
"Bugün 28 Aralık..." dudaklarımı çenesine kaydırdım. Tek bir damla gözyaşım kirpiğimin ucundan düştü.
"Mutlu yıllar sevgilim." dedim ardından. Yüzünü iki elimle avuçlayıp dudaklarına hafif öpücükler kondurdum.
"İyi ki doğdun." dedikten sonra istemesem de ellerimi soğuk teninden ayırdım ve koltuğa geçtim. Küçük saksıları kucağıma koyup koltuğa oturdum.
"Sana ne alsam, ne yapsam diye düşünüp durdum. Birlikte geçirdiğimiz ilk doğum günün sonuçta. Özel ve güzel olmalı diye düşündüm. " gözlerimi kucağımdaki sümbüllere çevirdim.
"Sümbül çiçeğinin anlamını biliyor musun?" dedim ve elimdeki küçük saksıları komodine, fotoğrafımızın olduğu çerçevenin yanına yerleştirdim.
"Sümbül çiçekleri yeniden doğumu ve sonsuz sevgiyi simgelermiş." dedim ve acı içinde kıkırdadım. Oturduğum koltuktan kalkıp yatağın kenarına hemen oturdum. Elini tutup kucağıma çektim ve iki elimin arasında hapsettim.
"Sümbül çiçeklerini açtı sevgilim. Sende gözlerini aç artık... Aç ki o güzel gözlerine sonsuz bir sevgiyle, sonsuz bir aşkla bakayım." dedim hasretle. Yanındaydım, elleri ellerimdeydi ama sesini duymamak gözlerini görmemek azaptı.
"Tamam, tamam duygusala bağlamayacağım." dedim ve yüzüme büyük bir tebessüm yerleştirdim.
"Asıl hediyem sümbüller değil ama..." diyerek Emir'e omzumdan dönüp baktım, gözünü kırptı. Önüme dönecektim ki odanın girişindeki kalabalığa değdi gözlerim. Sefa abiler, tam boylar, annemler herkes odanın girişinde bizi izliyorlardı Onlara gülümseyip önüme döndüm.
"Normalde şarkı söylemeyi sevmem ama söz konusu sensin." dediğimde Emir uzun zamandan sonra ilk defa gitarını çalmaya başladı. Derin bir nefes alıp verdim ve şarkıyı söylemeye başladım.
"Benim için siler misin geceyi gökyüzünden
Benim için tutar mısın kendi ellerinden
Benim için okşar mısın saçının her telini
Kendin için yakar mısın mumları bu gece"
Mumları çoktan yakmıştım, ellerini tuttum, saçlarını sevdim. Geceyi gökyüzünden silemezdim belki ama bu geceye sığdıracağım her anı sonsuza dek kalbimin en ortasında saklayacaktım.
"Mutlu yıllar
Mutlu yıllar sevgilim
Sensiz kutlar bu gece tüm aşıklar"
Avuç içini öpücüklerle doldurdum. Öptüğüm avcunu yanağıma yaslayıp tenimi gezdirdim avcunda.
"Çok yalnızlar
Ellerinde yıldızlar
Kalplerinde umutlar
Bekliyorlar
Bizim için bir şarkı çal"
Elini yüzümden indirdim ancak tutmayı bırakmadım. Oturduğum yerden ona biraz daha kaydım ve başımı göğsüne yasladım. Kalp atışları kulağıma dolarken huzurla gülümsedim ve şarkıyı söylemeye devam ettim.
"Sessizliğin içindeyim
Çok karanlık bir yerdeyim
Uzat bana ellerini
Korkuyorum, derindeyim"
Kalbinin üzerine bir öpücük kondurup elimi boynuma yaslayıp başımı daha da bastırdım göğsüne kalp atışlarını daha derinden duymak için. Kalp atışlarının hızını arttığını hissettim.
"Nefesim biter, sesim yetmez, çıkmaz sana yollar
Güneş doğar güneş batar, kayıp bize yıllar
Şarkı susarsa, bir gün yine başlar
Kim bilir bir gün güneş yine bizim için doğar"
Şarkıyı bitirdiğimde başımı göğsünden kaldırmadım. Şu hayatta onun göğsünden, onun teninden daha çok huzur veren bir yer yoktu. Kalbinin ben buradayım diyen atışları beni hayata bağlayandı. Başımı biraz kaydırıp boynuna sokuldum ve teninde burnumu gezdirip kokusunu içime çektim. Hastanenin, ilaçların kokusu bile yok edememişti o güzel kokusunu. Belki de her Allah'ın günü temizlediğimiz içindi bilmiyordum ancak kokusu hala onunlaydı. Dudaklarımı boynuna peş peşe değdirdim.
"İyi ki doğdum sevgilim." dedim ve boynuna sıkı bir öpücük kondurdum.
"İyi ki doğdun... Nice güzel yıllarımız olsun sevgilim." dedikten sonra son kez öpüp çekildim. Avuç içlerimi gözlerime yaslayıp başımı yukarıya kaldırdım. Birkaç saniye öyle kaldıktan sonra ellerimi gözlerimden ayırdım ancak bakışlarım hala tavandaydı. Uzun uzun soluklandım.
"Çok beğendin sesimi değil mi?" diyerek gözlerimi yüzüne indirdim ve tam o anda benim için zaman dondu.
Dünyanın bir köşesinde insanlar öldü, insanlar doğdu. Bir köşesinde depremler, seller oldu başka bir köşesinde çiçekler açtı. Yağmurlar toprağa, denizler ormanlara karıştı. Kimileri kaybetti kimileri kazandı. Tam bu anda, benim için donan zamanda kimileri ayrılırken ben bir çift kahverengi göze kavuştum.
Gökyüzü mavisi gözlerim, toprağın kahverengisine sahip gözlerle kavuştu.
"Yusuf." dedim. Yüzüne yüzümü yaklaştırdım ve ellerim yüzünü kavradı. Hayal görmüyordum. Yusuf gözlerini açmıştı.
"Uyandı." diye çığlık attım.
"Yusuf uyandı." diye bağırdım. Ne odaya dolan kalabalığı fark ettim ne yanaklarımı ıslatan gözyaşlarımı. Yusuf'un bana bakan gözlerinden başka hiçbir şeyi görmüyordum. Yüzünün her köşesine öpücükler kondurmaya başladım. Bir yandan ne dediğimi bilmeden konuşuyor diğer yandan gülerek ağlıyordum.
"Allah'ım sana şükürler olsun." dedim durmadan.
"Odayı boşaltın." diyen doktorları kulağımda duysa da zihnim duyduğunu kabul etmiyordu.
"Aden izin ver kontrol edelim." Yusuf'un doktorlarından birisinin sesini hemen yanımda duyunca irkilerek kendime geldim. Yusuf'un bedenini küçük bedenimle kaplamıştım resmen.
"Haydi Aden." diyerek azarlar tonda tekrar konuştu doktor. İstemeyerek olsa da geri çekildim ve gerçek dünyaya döndüm. Gözlerim Sema ablayla Sefa abiyi aradı ve saliseler içinde onları yatağın diğer tarafında buldu. Koyanlarına gittim ve ikisine birden aynı anda sarıldım. Onlarda beni sıkıca sararlarken ağlayışlarımız birbirine karıştı.
"Uyandı Sema abla. Bize döndü."
"Çok şükür kızım çok şükür."
"Henüz yeni uyandı. Bir yarım saat kendisine iyice gelmesi için ona zaman verelim." dedi doktoru.
"İyi ama değil mi?" diye sordu Sefa abi.
"Evet. Tamamen uyanık." dediğinde binlerce kez şükrettim.
Sema abi ve Sefa abi yatağın iki yanına geçtiler. Bende hemen Sema ablanın yanındaydım. Yusuf'un bakışları sabitti, bedeni uzun zamandır hareketsiz kaldığı için rahat hareket edemiyordu.
"Eşek sıpası seni." dedi Sefa abi. Eğildi ve Yusuf'un alnına bir öpücük kondurdu. Yusuf bakışlarını babasına çevirmek istediğinde Sefa abi "Yorma kendini oğlum." dedi. Gözyaşlarımız hala durmamıştı.
"Annem." dedi Sema abla. Parmaklarını Yusuf'un yeni uzamış saçlarının arasında gezdirdi.
"Yirmi sekiz yıl önce yine bir gece yarısı doğmuştun. Şimdi yine bir gece yarısında doğdun oğlum. İyi ki doğdun annem." dedi ve eğilip yanağını öptü.
Yusuf peş peşe yutkunup dudaklarını aralamak istedi ancak yüzü acıyla kasıldı. Uzun zamandır su tüketmediğinden ve boğazına takılı aletlerden dolayı kuru olan boğazı büyük ihtimalle canını yakmıştı.
"Yorma kendini annecim. Korkma da daha yeni uyandığın için böylesin saatler geçtikçe gücünü toplayacaksın bir tanem." Yusuf gözlerini kapayıp açtı ve bir damla yaş gözünden şakağına doğru süzüldü.
Sefa abi, Sema abla bir an olsun ayrılmadılar Yusuf'un yanından. Yatağın iki köşesine oturup Yusuf'un ellerini tuttular. Diğer doktorlar gelene kadar öyle durdular. Bende hemen Sema ablanın arkasında ellerim onun omuzlarında. Gözlerimiz birbirini bulduğunda geri çekmedi bakışlarını. O benim mavilerimde ben onun kahvelerinde boğuldum. Sonsuz bir sevgiyle, sonsuz bir aşkla baktım o gözlere.
"Dışarıda büyük bir kalabalık var." diyerek odaya girdi doktor. Yanımıza gelip Sefa abiden izin istedi. Sefa abi oturduğu yerden kalkıp yerini doktora bıraktı.
"Vallahi şanslı bir adamsın Yusuf ne çok sevenin var." derken bir yandan da Yusuf'u muayene ediyordu.
"Şimdi vücudunun bazı yerlerine iğne batıracağım. Hissedip hissetmediğine bir bakalım." dedi. Beyaz önlüğünün sol cebinden bir kutu çıkarttı. Kutunun içinden bir iğne aldı ve ilk olarak Yusuf'un sol kolunun birkaç yerine batırdı. Yusuf tenine batan iğneyle kolunu çok yavaşta olsa hareket ettirdi.
"Süper." dedi doktor ve diğer koluna geçti. Oradan da aynı tepkiyi aldığımızda derin bir nefesi bıraktık.
"Kollar sağlam." dedi doktor ve ayak ucuna geçip pikeyi kaldırdı.
"Sıra bacaklarda." dedi ve bacaklarına iğneyi batırdı. Çok küçük bir tepki de olsa Yusuf hissettiğini belli etmiş ayaklarını hareket ettirmişti.
"Çok iyi. Herhangi bir hissizlik, duyma ve görme de problem yok." dedi.
"Konuşmaya da birkaç saate başlar. Dudaklarını hafifçe ıslatıp boğazının da ıslanmasını sağlayıp kuruluğunu giderelim." dediğinde hepimiz senkronize bir şekilde başımızı salladık.
"Gözünüz aydın ve geçmiş oldun." dedi ve odadan çıktı doktor. Sefa abiyle Sema abla doktorun peşinden gittiler.
Usul adımlarla yanına vardım ve yatağın köşesine oturdum. Dakikalar önceki Aden'den eser yoktu. Mutluluğum o denli büyüktü ki bir yanım avaz avaz hıçkırarak ağlamayı isterken diğer yanıp sevinçle çığlıklar atıp bir yatağın üzerinde zıplamak istiyordu.
"Yusuf." diye gözlerinin içine bakarak adını söyledim. Önce peş peşe zorlanarak yutkundu ve konuşmaya çalıştı.
"Şştt." dedim elimi yanağına yaslarken.
"Zorlama kendini sevgilim. Ben senin yerine derim." dedim. ve tekrar "Yusuf." dedikten sonra onun hep söylediği şeyi söyledim gözlerinin içine bakarak.
""Yusuf'un canı." gözlerini yumup açtı. Gözyaşları peş peşe süzüldü. Uzandım ve öptüm o damlaları.
"Seni çok özledim." dedim başımı omzuna yaslarken. Elini tutan elimi varla yok arası bir güçle sıktı.
"Biliyorum, sende beni çok özledin. Kesin rüyalarında cirit atmışımdır." dedim. Gülüyordum ancak gözyaşlarım gülüşüme eşlik ediyordu. Yusuf'un göğsü güçsüzce sarsıldığında gülüşüm büyüdü.
"Rüyalarındaydım değil mi? Orada da rahat bırakmamışım seni. " yanağını öptüm. Oradan çenesine kaydım. Başımı kaldırıp yüzümü yüzüne eğdim. Alnına, gözlerine, burnuna, dudaklarına. Yüzünün her yanında gezdirdim dudaklarımı.
"Sevgilim." dedim ve sol göğsünü üzerini öptükten sonra yaşlı gözlerimle baktım gözlerine.
"Hoş geldin." dediğimde gözlerini kapayıp açtı ve yine onun yerine ben tamamladım.
"Hoş buldun sevgilim."
Bir mayıs akşamı bana hoş geldin demiş, bende ona hoş buldum demiştim. Şimdi bir aralık gecesinde hoş gelen o hoş bulan bendim...
* * *
Yorumlar