ADEN 51. BÖLÜM KISKANÇ BİR PANTER
51. KISKANÇ BİR PANTER
Savaşlar insanların hırslarının, benciliklerinin, kazanama arzularının bir eseri olarak ortaya çıkardı. İmparatorluklar toprak için savaşırdı, askerler imparatorluklar için. Kimse kendisi için savaşmazdı. O günler geldi, geçti, tarih oldu. Savaşlar tarihi kitaplarında tekrar tekrar yaşandı ve bitti. Lakin yine kimse kendisi için savaşmadı. Ben hep kendim için savaşıyor gibi görünmüştüm ancak aslı öyle değildi.
Annem için savaştım, Emir için savaştım, Kerem için Güneş için savaştım. Tüm savaşlarımı kazandım. Lakin en büyük savaşım Yusuf olmuştu... O gözlerini açtığı anda da ben savaşımdan galip ayrılmıştım. En zor en acı savaşım bu olmuştu ancak en güzel galibiyetimi de bu savaşta kazanmıştım.
"Kaç ay uyudu kızım bu uşak. Niye uyanmışken tekrar uyudu." diye söylendi Yavuz dedem.
Yusuf'un uyanışı bir coşku yaratmıştı adeta. Duyan gelmişti. Doktorları kalabalığa izin vermediği için kapı eşiğinden gören geri dönmüştü. Dün tüm gün boyunca tam boylar buradaydı... Uyandığı gece görememişlerdi. Odaya ilk geldiklerinde Yusuf çatık kaşlarıyla onlara bakmış ve kim olduklarını sormuştu. Hepimiz ona şaşkınlıkla bakarken ilk tepkiyi Aslan vermişti.
"Nasıl yani hatırlamıyor musun?" diye sormuş Yusuf ise başını hayır anlamında sallamıştı. Tam boylar doğdukları ilk andan itibaren Yusuf ile bir arada yaşamış insanlardı beni hatırlayıp onları hatırlamaması tuhafıma gitmişti ancak Yusuf'un dudaklarında çok küçük bir tebessüm yakaladığımdan şaka yaptığını anlamıştım.
"Ya sen beni nasıl hatırlamazsın... Beni beni Bihter'ini?" diye veryansın ettiğinde Yusuf dayanamamış ve gülmüştü.
Uyanmasının üzerinden iki gün geçmişti. Bugün 30 Aralık'tı. Dedemler sabahtan gelmişlerdi. Babaannemler, Yusuf'un sevdiği yemeklerden yapıp getirmişlerdi ancak yemesi ne yazık ki şu an mümkün değildi.
"Yorgun çünkü. Hem ilaçları da etki ediyor." dedi Sema abla. Uyandığından beri bir an olsun başından ayrılmıyorduk. Yusuf sık sık uyuyor ve sık sık uyanıyordu. Sesi yavaş yavaş yerine geliyordu. Şu anlık sadece uzun cümleler kuramıyordu.
"Buna da şükür." dedi Sefa abi. Haklıydı, aklıma doluşan o kabus günlerini anımsayınca içim titredi. Yusuf yaşıyordu, fiziksel bir rahatsızlığı yoktu, yaraları hızla iyileşiyordu. Sesini çok özlesem de o özlemi gözleriyle ısınan teniyle gideriyordum.
"Biz geldik." diyerek odaya giriş yaptı Emir. Peşinden annem ve Haydar abi de girdi.
"Ula sessiz olsana ananın çiftliğine mi giriyorsun?" diye söylendi Tahir dede. Emir'in gözleri uyuyan Yusuf'a kaydığında özür dilen bakışlarla bana baktı.
"Uyanması lazım zaten." dedim. Yemek yiyip ilaçlarını alması gerekiyordu. Sabah altıda uyanmış kahvaltı yapmıştı. Öğle yemeği servisi birazdan başlardı. Emir yanıma geldiğinde sıkıca sarıldım ona.
"Hoş geldin." dediğimde yanaklarımı öpüp "Hoş buldum." dedi. Ondan ayrıldığımda annemle Haydar abiyle de sarıldım. Annemler diğerleriyle de selamlaşıp fazladan getirttiğimiz sandalyelere oturdular. Oda oldukça geniş olduğundan rahatça sığıyorduk.
"Nasılsın Haydar oğlum. Bayağıdır yoktun ortalarda?" dedi Meryem babaannem. Tahir dede boğazını temizlerken Yavuz dedem aynı anda öksürmeye başladı.
"İşlerim vardı Meryem teyze. İş güç." dedi kısa ve öz bir şekilde konuşarak. Dedemlerin tepkileri beni kuşkulandırsa da belli etmedim.
"Yusuf, annem ne zaman uyandın?" diyen Sema ablayla başımı Yusuf'a çevirdim. Yutkunup dudaklarını araladı.
"A...A...den." dedi ve sustu. Sesi kısıktı ancak onu can kulağıyla dinleyen kulaklarım nefes seslerini bile duyuyordu. Uzun bir cümle kuramıyor tek kelimelik mırıltılarla iletişim kuruyordu.
"Canım, buradayım." aramızdaki mesafeyi kapattım ve hemen yanına gittim. Ellerim elini tuttu.
"Sefa yatağı biraz yukarı kaldırsana. Emir, Aden'in arkasındaki dolapta yastık olacaktı verir misin oğlum?" dedi Sema abla.
Sefa abi yatağı Yusuf'un herkesi görebileceği bir şekilde kaldırdı. Emir de yastığı getirdi ve diğer yastığın üzerine Yusuf'un rahat edeceği bir şekilde yerleştirdi.
"İyi mi böyle oğlum?" diye sordu Sefa abi.
"İyi." dedi uyumaktan boğuk çıkan sesiyle.
"İyi olacaksın tabii. Maşallah, maşallah torunuma." dedi Tahir dede. Yusuf'un yüzüne küçük bir tebessüm belirdi. Annem yerinden kalkıp yanıma geldi. Yusuf'un üzerine doğru eğildi ve yanağından öpüp elini yanağına yasladı.
"Aramıza döndüğün için o kadar mutluyuz ki." dedi. Yusuf'un gülümsemesi büyüdü.
"Ben...de." dedi ve ardından yutkundu.
"Kıskanıyorum." diyerek söylenen Emir ile güldük. Yaslandığı duvardan ayrılıp yanımıza geldi.
"Savcım özlettin kendini." dedi neşeli sesiyle.
"Ama kabul et en çok beni özledin değil mi? Beni ve o eşsiz sesimi." dediğinde Yusuf göğsü sarsılarak güldü.
"Emir." dedi gülerek.
"Biliyorum biliyorum hiç değişmemişim." dediğinde Yusuf gözlerini devirdi.
"Ula seni neden özlesin özlese özlese anasını özler." dedi Tahir dede.
"Birde Aden kızımı." diyerek araya girdi Meryem babaannem.
"Hepinizi." dedi Yusuf yutkundu ve "Özledim." dedi.
Öğle yemeği servisi başladığında herkes diğer odaya geçmişti. Sefa abi ameliyata girmek için yanımızdan ayrılmıştı. Odada Yusuf, Sema abla ve ben kalmıştık. Yemeği geldiğinde yüzünde yemeklerden memnun olmadığını gösteren bir ifade belirdi.
"Biraz idare edeceksin sevgilim. Sonra biz sana çok güzel yemekler yapacağız." dediğimde gülümsedi. Ellerini yatağa yaslayıp bedenini biraz yukarıya doğru çekmeye çalıştı. İki günde azda olsa gücünü toplamaya başlamıştı. Sema abla tepsiyi yatak masasına yerleştirip Yusuf'un rahatça yiyebileceği şekilde konumlandırdı.
"Kendin yemeye çalış oğlum olur mu?" göğsüne her ihtimale karşı havlu serdi. Yusuf yeterince güç kaybetmişti ve Sema abla ilk günden sonra Yusuf'un kendi başına yardım almadan bir şeyler yapmasını istiyordu. Yatakta kendi kendine hareket ettiriyor, yemeğini kendisinin yemesini istiyordu.
Sema abla geri çekileceği sırada Yusuf, annesinin elini tutup öptü. Sema abla da eğilip Yusuf'un yanağını öptü. Birbirlerine düşkünlükleri, bağlılıkları ve sevgileri o denli özel ve güzeldi ki hayran kalmamak elde değildi.
"Kahve.." dedi, soluklandı ve tekrar konuştu. "İstiyorum." derken bana dönüp baktı. Bende Sema ablaya baktım.
"Tamam oğlum. İlaçları aldıktan sonra biraz zaman geçsin içersin." dediğinde Yusuf gülümsedi.
"Aden..." bakışlarını bana çevirdi.
"Canım." dediğimde gülümsemesi çapkınca sırıtmaya döndü.
"Senin..." dedi ve yine yutkunup cümlesini tamamladı.
"Kahven." dediğinde bu sefer gülümseyen ben oldum.
"Tamam. İlaçlarından sonra yaparım hemen. "
Yusuf yemeğini biraz zorlansan da kendi başına yedi. Biraz sindirmesini bekledikten sonra ilaçlarını da içti. Yatmaktan sıkıldığı için bacaklarını yataktan sarkıtıp oturmasına yardım ettim. Bacaklarını biraz araladı ve ellerini belime sarıp beni kendisine çekti. Başını göğsüme yasladığında kollarımı omzuna sardım.
"Kokun..." burnunu ince kazağımın üzerinde gezdirdi.
"Çok...Özledim." saçlarının arasında dudaklarımı gezdirdim.
"Bende çok özledim... Çok özledim seni." dedim.
Elleri kazağımın altından tenime süzüldü ve parmak uçlarını sırtımda gezdirdi. Başını kaldırdığında gözlerini bana çevirdi. Ellerimi yüzüne yasladım ve parmak uçlarımla sevdim yüzünün her köşesini.
"Zayıflamışsın." dediğinde güldüm.
"Sana eşlik edeyim dedim." dediğimde gülen oydu bu sefer. Dudaklarını kazağın açık bıraktığı gerdanıma dokundurdu ve orada durdu. Tenlerimiz uzun zaman sonra ilk defa birbirine temas ederken sessizlik içinde bu anın tadını çıkarttık.
"Sade mi yapayım kahveni?" diye sorduğumda başını salladı. Kahve yapmak için diğer odaya geçmem lazımdı.
"Diğer odaya geçmem lazım." dediğimde ellerini bedenimden ayırdı. Yüzünün asıldığını fark edince güldüm.
"Hemen gelirim. Televizyonu açayım mı?" dedikten sonra bacaklarının arasından çıktım televizyona doğru ilerledim. Fişini takıp kumandasını aldım ve Yusuf'a ilerledim.
"Ben hemen geleceğim. Dedemler zaten gelirler benden önce." dedim ve yanından ayrıldım. Diğer odaya geçtiğimde herkes buradaydı.
"Yusuf'un yanına geçin isterseniz. Kahve yapıp geleceğim bende." dediğimde annem dışında hepsi çıktı odadan. Annem yanıma gelip yüzümü elleri arasına alıp yanaklarımı sevdi. Annemle de uzun süredir yan yana gelememiştik.
"Şu güzel yüzünü tekrar böyle mutlu gördüm ya ölsem gam yemem." dedi annem.
"Anne ölüm deme lütfen. Allah hepimize sağlıklı uzun ömürler nasip etsin." dediğimde başını salladı. Kahve makinasına kahvenin ilk postasını koydum. Dedemlerde mutlaka içerdi kahve. Emir ve kendime yapmayacaktım. Gün ortasında Türk kahvesi içmeyi sevmezdik ikimizde.
"Haydar abiyle nasılsınız?" dedim birden.
"Kız öyle pat diye sorulur mu?" dediğinde güldüm. Kahveyi fincanlara pay edip ikinci postayı hazırladım.
"Sorulur, sorulur." dedim. Eskisine nazaran daha samimi ve yakınlardı.
"Yani nasıl denir bilemedim şimdi." dediğinde yüzümdeki gülümsemem büyüdü.
"Flört?" dediğimde "Cık cık cık terbiyesiz annenle nasıl konuşuyorsun sen?"
Annemle sohbet ederek hazırladığım kahveleri büyük tepsiye yerleştirip annem uzattım. "Sen bunları götür. ben Yusuf'a yapıp geliyorum." dedim. Annem odadan çıktığında bende hızlıca Yusuf'un kahvesini yapmaya başladım. Kahve olduğunda fincana döküp yanında birkaç çikolatayı alıp çıktım odadan.
"Vallahi bir tuhaf yapıyor bu kız kahveyi insanın içtikçe içesi geliyor." dediğini duydum Yavuz dedemin odaya girdiğim sırada.
"Vallahi de eli pek lezzetli torunumun." dedi Kiraz babaannem.
"Afiyet olsun gençler." dedim geldiğimi belli ermek adına yüksek sesli konuşarak. Yusuf'un yanına gidip fincanı ve çikolataları komodinin üzerine bırakıp yemek yerken kullandığı masayı önüne çekip kahvesini oraya bıraktım. Yusuf'un hemen yanına oturdum. Dönüp bana baktı ve göz kırptı.
"Biraz soğusun." dedim kahveye uzandığı sırada. Kahvelerin yanına su koymadığı fark edince tekrar ayaklandım.
"Su getirmeyi unutmuşum size. Hemen getireyim." dediğimde Emir ayaklandı ve "Sen otur Cennet bahçem ben getiririm." dedi ve odadan bir şey diyemeden çıktı. Tekrar kalktığım yere oturmadan komodinin üzerindeki su şişesiyle pet bardağı aldım. Bardağa çok az miktarda su koydum.
Tek böbrekle yaşayacaktı ve birden sıvı takviyesi alması zararlıydı. O nedenle sıvı gıdaları en fazla üç dört kaşık tüketebiliyor, suyu gıdım gıdım içebiliyordu. Kahveyi az telveli olacak şekilde fincanın yarısı kadar yapmıştım. Emir küçük su şişeleriyle odaya geri döndü. Herkese suyu verip yerine oturdu.
Tatlı bir sohbetle kahveler içiliyordu. Herkes Yusuf'a bir şeyler anlatıyordu. Yusuf gördüğü bu ilgiden oldukça memnun bir şekilde tek kelimelik cevaplarla onlara eşlik ediyordu. Yusuf kahvesini bitirdiğinde önümüzdeki masayı biraz itekledim ve ayaklandım.
"Uzan haydi." dediğimde başını salladı. Haydar abi hemen yanıma geldi ve "ben hallederim." dedikten sonra Yusuf'a yatması için yardımcı oldu.
"Hastaneden ne zaman çıkacak Allah'ın izniyle kızım?" diye sordu Meryem babaannem.
"Yılbaşından sonra fizik tedavi görecek babaanne ona göre karar verecekler." dedim. İlk tedavide durumun baktıktan sonra karar vereceklerdi.
"İyisin maşallah oğlum. Hemen çıkarırlar bence." dedi Meryem babaannem. Bir süre sonra Sema abla ve Sefa abi de yanımıza geldiklerinde odanın çok kalabalık olmasından yakınsalar da kimsenin odadan çıkmaya niyeti yoktu.
"Duyduğuma göre kahveler içilmiş." dedi Sefa abi.
"İşini hızlıca erken bitirseydin de yetişseydin." dedi Tahir dede.
"Tavuk kesmiyorum baba insan kesiyorum." dedi Sefa abi ciddi bir tavırla.
"Kayınbabası kılıklı." diye söylendi bu kez Tahir dede. Hepimiz ona gülerken dikkatimi televizyondaki fotoğraf dikkatimi çekti. Benim bakışlarımı fark eden Sefa abide televizyona döndü. Onunda dikkatini çekince hemen önündeki komodinde duran kumandayı aldı ve televizyonun sesini açtı.
"Bir son dakikası haberini size aktaralım." televizyondan yükselen sesle herkes aniden televizyona odaklandı.
"Ünlü iş adamı Nedim Sancak, adam yaralama, adam öldürme, tehdit, kara para aklama, kaçakçılık ve çeşitli suçlardan müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı. Nedim Sancak bu sabah saatlerinde Metris 1 No'lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumu'nda tek kaldığı hücresinde ölü bulundu. Olayla ilgili olarak henüz bir açıklama yapılmazken çok sayıda yetkili şüpheli ölümle ilgili başlatılan soruşturmaya dahil oldu." başımı direk Yusuf'a çevirdim. Yattığı yerden doğrulmaya çalışıyordu. Kolumu beline sarıp ona destek verdim.
"Nedim Sancak son olarak İstanbul Barosu avukatlarından Baran Uyguroğlu'nu ve Cumhuriyet Savcısı Yusuf Toral'ı ağır yaralama ve İstanbul Barosu avukatlarından Halide Yılmaz'ı öldürme suçlarıyla adından söz ettirmişti." dediğinde odadan tek bir ses dahi çıkmadı. Nedim Sancak'ın ölümü ban tuhaf bir rahatlık hissettirirken bu histen rahatsız oldum.
"Halide." dedi Yusuf. Duyduklarını sindirmeye çalışır bir haldeydi. Ona henüz hiçbir şey anlatmamıştık o konuşmak istediğindeyse bunu ertelemiştik.
"Halide... Öldü mü?" dedi. Sesinde şaşkınlık ve hüzün saklıydı. Meslektaşının, arkadaşının ölümünü öğrenmek onu sarsmıştı. Lakin Yusuf'u asıl sarsan şey Halide'yi öldürenin Nedim olmasıydı. Canla başla uğraştığı Sancak Davası'nın hepimize kabusu yaşatmış kıyametimiz olmuştu adeta ve Yusuf bunun farkına yeni yeni varıyordu.
"Oğlum... Başımız sağ olsun." dedi Sefa abi. Yusuf konuşmak istedi, dudaklarını araladı peş peşe yutkunup sustu. Dolu gözlerini yumduğunda sağ gözünden bir damla yaş süzüldü. Uzanıp dudaklarımı çenesi ne yol alan o yaşa değdirdim. Alnım yanağına yaslandı.
"Neden öldü acaba?" diye konuşan Emir ile başımı o tarafa çevirim ve karşılaştığım şey birbirilerine tuhaf bir şekilde bakan Tahir dede ve Haydar abi oldu. Bakışları beni rahatsız ederken "Allah'ın adaleti işte." diyen Yavuz dedemle hepimiz ona döndük.
"Baran. Baran'ı çağırın." dedi Yusuf o sırada.
Baran geldiğinde Yusuf onunla baş başa kalmak istediği için hepimiz odadan çıkmış diğer odaya geçmiştik. Gözlerimi Haydar abiden ayırmıyordum. Herkes benzer tepkiler verirken dedemlerle o çok sakindi. Bakışlarımı ondan çekip Yavuz dedeme çevirdim gözlerimi. Emekliye ayrılmış bir iş adamıydı. Gerçi eli kolu ne kadar uzundu onu bilmezdim. Tahir dedeme döndüm. Eski bir hakimdi ve emindim ki elinin kolunun uzanmayacağı hiçbir yer yoktu.
"Aden kızım hayırdır?" dedi bakışlarıma karşılık vererek Tahir dede.
"Neden bu kadar sakinsiniz? " Tahir dede aferin dercesine başını salladı ve gülümsedi.
"Sakin olmak iyi bir şey kızım insanın elini ayağını birbirine karıştırmasına izin vermez sakinlik."
"Dede." dedim son heceyi uzatarak.
"Zeki kızsın vesselam." dedikten sonra önündeki masada duran su şişesini alıp açtı ve tek dikişte suyu içti.
"Bazen bazı şeylere engel olamazsın. Bazen de engel olmak istemezsin." dediğinde yavuz dedem öksürdü.
"Baba?" dedi Sefa abi araya girerek.
"Oğlum."
"Ne yaptınız siz?" diye sordu. Benim gibi Sefa abi de şüphelenmişti.
"Hiçbir şey. Sadece bana sorulan bir soruya cevap verdim." dedi ve oturduğu koltuktan kalktı. Odadan çıktığında arkasından bakakaldım. Yapmış olamazlardı değil mi?
Sefa abi bu sefer Yavuz dedeme sorular sorsa da o da ağzını açıp tek kelime etmedi. Haydar abide Tahir dedemin arkasından gittiğinden onunla konuşma fırsatı bulamamıştım. Bir süre sonra Yusuf'un yanına gittim. Baran ile bir şeyler konuşuyorlardı. Kapının girişinde durdum ve "Gelebilir miyim?" dedim. Yusuf serum takılı kolunu bana uzattığında hızlı adımlarla yanına vardım ve elini tutup yataktaki boşluğa kuruldum.
"Yarın mesai başladığında dediklerini hallederim." dedi Baran ve yatağın etrafında dolaşıp benim yanıma geldi.
"Yurtla konuştum bugün küçük Yusuf iyiymiş. Süt anneyi sonunda kabul etmiş beyefendi." gülümseyerek Baran'a baktım. Rahatlamıştım.
"Şükür bir an hiç emmeyecek sandım."
"Küçük kim?" dedi Yusuf.
"Ben kaçtım sen anlatırsın." dedi Baran ve odadan çıktı.
"Aden?" Yusuf'a, küçük Yusuf ile olan biten her şeyi anlattığımda kaşlarını derince çattı ve gözlerini benden çekip odanın penceresine çevirdi.
"Yusuf?" bana bakmadı.
"Ne oldu şimdi ben anlamdım hiçbir şey." dediğimde başını bana çevirmeden yan gözlerle baktı.
"Başka isim... yok muydu?" dediğinde bir anlık şaşkınlıkla kalakaldım.
"Hadi canım." Yusuf küçük bir bebeği kıskanıyor olmazdı herhalde.
"Sen ciddisin." dedim. Şaşkınlığım eğlenen halim sesime yansımıştı. Yusuf oralı olmadı, başını da çevirmeyince yataktan kalkıp etrafında dolaşıp karşına geçtim. Kafasını çevireceği sırada yüzünü tuttum.
"Şaka yaptığını varsaymak istiyorum." tepki vermeyince kendimi tutamayarak kahkaha attım. Böyle gülmeyeli uzun zaman olmuştu.
"Sen ciddi ciddi küçük bir bebeğe adını verdiğim için trip atıyorsun?" sırıtmamı engelleyemedim.
"Senin." dedi ve yutkundu. Bugün çok fazla konuştuğu için boğazı acımaya başlamıştı büyük ihtimalle.
"Bir tane... Yusuf'un var." yüzünü yüzüme yaklaştırıp alnına alnımı yasladım.
"Benim dünyamda sadece sen varsın." dedim ve dudaklarına küçücük bir buse kondurdum.
"Ama küçük Yusuf'ta çok tatlı galiba yanına promosyonun olarak onu ekleyeceğim." dedim gülerek.
Ertesi gün Yusuf'a ziyaretler devam etmişti. Yılın son günü olduğundan oldukça kısa görüşmelerdi. Bir ara Uyguroğlu ailesiyle Güneş'i görmeye gitmiştim. Onunla biraz baş başa vakit geçirdikten sonra yanından ayrılıp yurda geçmiştim. Yusuf bebekle de biraz vakit geçirdikten sonra hastaneye geri dönmüştüm.
Emir, Güneş'e gitmişti. Annemle Haydar abi baş başa vakit geçireceklerdi. Tam boylar akşama kadar burada kaldıktan sonra yanlarında Tahir dedem ve Meryem babaannemi alarak evlerine dönmüşlerdi. Geriye biz bize kalmıştık. Sema abla, Sefa abi, Yusuf ve ben... Yeni yıl gelip geçmiş 2022'nin ilk günlerini yaşamaya başlamıştık. Yusuf, Güneş'i ortalıklarda göremeyince onun hastane de olduğunu ve üzerine benimde okulu dondurduğumu öğrenmişti. Bunu konuda tartışmıştık ancak başka çaremin olmadığını sonunda kabullenmişti.
Yusuf ilk fiziki tedavisini tamamlamıştı. Beklediğimizden daha iyiydi ve konuşması da artık daha iyiydi. Bugün havuz terapisi vardı. Onun için hazırlanmıştık ve hastanenin yan bloğunda bulunan havuza geçmiştik. Havuza geçtiğimizde Demet hemşireyi görünce bir anlam veremedim. Bizi gördüğünde üzerindeki kırmızı havlusunu çıkarttı ve şezlongun üzerine bıraktı. Yanımıza geldiğinde direk Yusuf'a yöneldi.
"Merhaba Yusuf Bey. Ben Demet, bugün sizinle ben ilgileneceğim." dediğinde Yusuf başını salladı.
"Hemşire misiniz fizyoterapist mi anlamadım açıkçası." dediğimde yüzünde oldukça irrite bulduğum bir gülüşle koyu kahverengindeki çekik gözlerini Yusuf'tan zar zor ayırıp bana döndü.
"Her ikisi de. Sema hocam özellikle benim ilgilenmemi arzu etti." aniden bastırtan öfkemi belli etmemek adına dudaklarımı birbirine bastırdıktan sonra gülümsedim.
"Siz havuza geçin biz geliyoruz." dediğimde bana adeta meydan okurcasına baktı ve arkasını dönüp kıvırtarak yürüdü ve havuza girdi.
"Yok artık." dedim ve tekerlekli arabayı boş bir şezlongun yanına sürdüm.
Yürümesinde bir sorun yoktu ancak terapiden önce yorulmaması için tekerlekli sandalye kullanıyorduk. Hastane odasında, koridorlarda yürüyebiliyor, tuvalet ihtiyacını kendisi giderebiliyordu artık. Yusuf havuza girdiğinde bende şezlonga oturup kollarımı göğsümde bağlayarak onları izlemeye başladım. Önce esneme hareketleri yapmışlar sonrasında asıl terapiye başlamışlardı.
"Sağ ayağınızı bir adım geriye atın şimdi." dedi Demet hemşire. Yusuf ayağını suyun içinde zorlanarak bir adım geriye attığında başını anında bana çevirdi. Yaptığı küçük bir şeydi ama bizim için dünyalara bedeldi. İkimizde aynı anda gülümsedik ve birbirimize göz kırptık.
"Sol ayağınızı da aynı şekilde atın." dedi. Yusuf sol ayağıyla adım atmaya çalıştı ancak başarılı olmadı. Kendisini zorladığında canı yanmış olacak ki yüzünü buruşturdu.
"Size yardım edeyim." diyerek Yusuf'un sol tarafına geçti ve ellerini Yusuf'un çıplak göğsüne yasladı. Ellerini göğsünde kaydırmaya başladığında sinirle soludum.
"Sakin ol kızım. Sakin ol." diye kendi kendime mırıldandım. Ancak Yusuf, Demet'in daha da aşağıya kayan temasından rahatsız olduğunu belli edince üzerimdeki eşofman takımını çıkarıp suya balıklama atlayıp hemen yanlarında yüzeye çıktım ve parmak uçlarımın üzerinde durdum. Allah'tan akıl edip mayomu giyinmiştim.
"Çekil şöyle kenara sen. " dedim Demet'i suyun içine itekledim.
"Ben yaptırırım hareketleri." diyerek ellerimi Yusuf'un beline sardım ve gözlerimi yüzüne çevirdim. Yusuf, dudağının köşesinde küçük bir sırıtmayla bakıyordu bana. Dudaklarımı o köşeye bastırıp geri çekildim.
"Etrafı boş bulan üzerine çullanıyor savcım." dediğimde sırıtması büyüdü.
"Kıskanç bir pantere sahip olduğumdan üzerime çullananları göremiyorum. Panterim sağ olsun hepsini bertaraf ediyor." bu hallerimle çok eğleniyordu.
"O kıskanç panteri karakollardan toplamak istemiyorsan ayağını denk al yavrum." dedim. Yavrum derken sesimi onun gibi kalınlaştırmıştım.
"O yavrun sana kurban olsun." nazlı nazlı gülümsedim.
"Aden hanım siz böyle benim her işime karışacak mısınız?"
"Söz konusu sevgilimse evet. O ellerini benim adamımdan uzak tut." dedim gayet açık açık ne demek istediğimi söyleyerek.
"İşimi yapmamı engelliyorsunuz. sanırım bu durumu Sema hocamla konuşmam gerekecek." üstten üstten konuşması beni daha da öfkelendirdi.
"Hanımefendi." dedi Yusuf araya girerek. Demet şuh bir gülüşle Yusuf'a baktı.
"Yusuf... Bey." dedi. "Ya sabır..." diye homurdandım.
"Benimle kız arkadaşım ilgilenir hanımefendi. Kendisi bu konularda yeterince bilgili." dedi sakin ve yavaş bir şekilde.
"Ama." dedi Demet ancak Yusuf elini kaldırarak konuşmasına devam etmesini engelledi.
"Ayrıca emin olun bunu konuyu annemle bizzat kendim konuşacağım." Demet duyduklarıyla bozuntuya uğrarken öfkeli bakışlarını bana değdirdi ve bir şey demeden hiddetle arkasını dönüp havuz merdivenlerine doğru yürüdü.
"Ben halledecektim neden araya girdin ki?"
"Daha tam iyileşemeden karakollarla uğraşmak istemedim." dediğinde gözlerimi devirerek baktım yakışıklı yüzüne.
"Yok yok kimin kanını falan verdilerse sana bir şeyler olmuş." başını geriye atarak güldü ve elleriyle yüzümü kavradı ve burnuyla burnumu sevdi.
"Oldu, oldu... Bu adam bu güzel kadına defalarca kez aşık oldu."
"Yaa Yusuf." dedim nazlı bir tavırla. Onunla böyle olmayı o kadar çok özlemiştim ki yüzümde şapşal bir sırtıma vardı sürekli.
"Yusuf'un canı..."
"Bunu duymayı o kadar çok özledim ki." dedim hasretle. Onun her şeyine, onunla yaşadığım yaşayacağım her şeye hasrettim.
"Güzelim benim." sıcak nefesi dudaklarımda gezindi.
"Bazen sesini duyardım." dediğinde şaşırarak batım yüzüne.
"Yani duyduğumu yeni yeni fark ediyorum. Uyandığım gece mesela." dedi. Elleri yüzümden boynuma, boynumdan omuzlarıma oradan da belime kaydı.
"O güzel dudaklarını da hissettim tabii." dudaklarımı birbirine bastırdım. Normalde böyle bir şeyden utanmazdım ancak durum farklıydı.
"Yani oynak Aden'imin hasta bir adamdan faydalanmadığı kalmıştı onu da yaptı tam oldu." dediğinde "Ne..." dedim boş bulunarak.
"Yok artık sevgilim. İlaçlar sende kafa yağıyor sanırım." gülmeye devam etti. Kollarını belime sarıp bedenimi bedenine yasladı ve dudaklarıma adete saldırdı.
Birbirimize büyük bir özlemle kavuştuk. Dudaklarımız hoyratça sevdi birbirilerini. Ellerimiz tenlerimizde parmak uçlarında gezindi özlem giderircesine. Dillerimiz birbirine karıştığında nefes alışverişlerimiz sıklaştı. Dudaklarımız koptuğunda nefes nefese kaldık. Yusuf'un göğsü şiddetle inip kalkıyordu. Alnını omzuma yaslayıp kollarını sıkıca belime dolayarak sarıldı.
"Terapi gibi terapi bu işte." dediğinde gülmeden edemedim. Birbirimize sarıldık ve suyun içinde öylece durduk. Dudaklarımıza denk gelen her köşemize öpücükler bıraktık. Ne kadar dokursak dokunalım ne kadar dile getirirsek getirelim birbirimize olan özlemimizi gideremeyeceğimizin farkındaydık.
* * *
Yorumlar