ADEN 53. BÖLÜM YİNE YENİ YENİDEN

 53. YİNE YENİ YENİDEN 


Yusuf, bir bana bir anne ve babasına bir de kucağımdaki Yusuf'a bakıyordu. Sema ablalar koltuğa yerleştiklerinde boğazlarını aynı anda temizleyip Yusuf'a baktılar. Yusuf'un kalkmayacağını anladığımda ben gidip yanına oturdum ve Yusuf Ali'nin başını kolumla biraz destekleyip Yusuf'a yaklaştım.

"Yusuf, bu Yusuf." dediğimde Sema abla gülmemek için kendini zor tuttuğunu belli eden sesler çıkarttı. Yusuf bakışlarını benim yüzüme sabitledi ve bana gerçekten mi bakışlarını attı.

"Memnun oldum Ali." dedi bakışlarını benden kaçırmadan. Sadece Ali demesine hepimiz gülerken Yusuf homurdandı ve bakışlarının annesine ve babasına değdirip bana tekrar döndü.

"Kucağına almak ister misin?" dediğimde ne yapmaya çalıştığımı anladığından sırıttı ve gözlerini kucağıma indirdi. 

"Orada rahat görünüyor." dedi.  Sonra durdu ve çatık kaşlarıyla küçülen gözlerini kucağımdaki bebeğin yüzüne sabitledi.

"Ver bakayım sen onu bana. Bende daha rahat eder." dedi ve bebeği gayet rahat bir şekilde kucakladı. Sefa abi şen bir kahkaha atıp ayaklandı.

"Yemek hazır olana kadar ben bir duş alayım." dedi. Sema ablada peşinden kalkıp "bende üzerimi değiştirip geliyorum." dedikten sonra birlikte üst kata çıktılar.

Yusuf Ali benden ayrıldığını hissetmiş olacak ki dudaklarını büzdü ve nazlı nazlı mırıldandı. Yusuf'un ifadesi de onu korkutmuş olacak ki güçlü bir yaygara kopartarak ağlamaya başladı.  Yusuf çatık kaşlarını düzeltip "Ağlaman için hiçbir sebep yok velet. Sus bakayım." dediğinde şaşkınlıkla ona baktım.

"Yusuf o bir bebek." dediğimde sırıtarak baktı bana.

"Bebek olması onunla konuşmamı engellemez sevgilim." dedi ve hala ağlayan Yusuf Ali'ye döndü. 

"Ağlamaya devam edersen seni bir daha Aden'in kucağına vermem." dediğinde Yusuf Ali'nin ağlayışları yavaşladı. "Ulan ismini bile algılıyor sen bir de o daha bebek diyorsun." dediğinde kıkırdadım. 

Yusuf tüm ilgisini Yusuf Ali'ye verdi ve onunla konuşmaya daldı. Onları böyle izlemek huzurlu hissettirmişti. Yusuf konuştukça Yusuf Ali daha güçlü mırıltılar çıkarıyor ellerini havaya doğru savurup duruyordu.

Çalan kapıyla ayaklanacağım sıra Ebru'nun kapıya doğru ilerlediğini gördüm. Saniyeler sonra Baran ve Bennu belirdi. Baran bir elinde pastane kutusu ve  birkaç kağıt torbayla diğer eli Bennu'nun elinde içeri girdi.

"Hoş geldiniz." diye ayaklandığımda Yusuf'un geniş göğsünü sırtımda hissettim.

"Hoş bulduk." diyerek neşeyle söylendi Baran. Elindeki torbaları Ebru'ya verdi. Bennu çekingen bakışlarla  bize bakıyordu.

"Bennu asıl sen hoş geldin."  dediğimde gülümsedi ve "Çok hoş buldum. Böyle çat kapı oldu kusura bakmayın lütfen." dedi mahcup sesiyle.

"Ne kusuru seni tekrar gördüğüme çok sevindim. Geçsenize ayakta kaldınız." dediğimde yanımıza geldiler. Bennu kanepeye oturduğunda bende yanına geçtim. 

"Ah benim küçük dostum." diyerek Yusuf'un yanına giden Baran, Yusuf Ali'yi kucağına almak istediğinde Yusuf geri çekildi.

"Dışarıdan geldin dokunma çocuğa. " dediğinde Baran bana baktı ve güldü. 

"Demiştim ben sana değil mi?" dediğinde başımı salladım.  

Yusuf'un, bebeğe adını verdiğimi öğrendiğindeki ilk tepkisi beni endişelendirmişti. Baran ise Yusuf'un bebeğe hemen alışacağına hatta hiçbirimize bırakmayacağını söylemişti. Söylediği gibi de oluyordu. Bazen Yusuf'u benden daha iyi tanımalarını kıskanıyordum.  Baran lavaboya gitmek için hareketlendiğine "Bende yıkayayım ellerimi." diyerek Baran'a eşlik etti Bennu.

"Aden Hanım, Yusuf Bey..."  Ebru'nun sesini duymamla ona döndüm.

"Yemek hazır." dediğinde başımı salladım. 

"Masayı hazırlayabilirsiniz. Altı kişilik hazırlayın lütfen." dedim Baran ve Bennu'yu da kast ederek. 

"Bu hallerine bayılıyorum."  dedi Yusuf.

"Hangi hallerime bayılıyorsun?" dediğimde çapkın bakışlarıyla süzdü bedenimi. 

 Yusuf ile aramızdaki tutku, ten uyumu, arzu çok yüksekti lakin Yusuf her zaman sınırını bilen kendisini durdurabilen taraf olmuştu. Genelde yoldan çıkaran ben olurken onun bu aşırıya kaçan tabiri caizse aç bakışları yeni keşfettiğim bir şeydi ve aşırı derecede hoşuma gidiyordu. 

"Beni, ailemi, bu evi sahiplenişin. O kadar güzel hissettiriyor ki." dediğinde gülümsedim. Onun sayesindeydi, onun ve o çok sevdiğim ailesinin sayesinde...

"Sizden ötürü." dediğimde güldü.

"Şimdi verebilirsin bana yakışıklımı." diyerek geldiğini on metreden duyurdu Baran. Bennu onun bu haline tebessüm ederek yanıma gelip oturdu. Yusuf istemeye istemeye Yusuf Ali'yi Baran'a verdi. Baran bebeği kucağına aldığı gibi Bennu'nun yanına geçip oturdu.

"Velete bak. Ben aldığımda kıyameti kopardı. Beyefendi de sus pus."  Bennu kıkırtısını yutup dudaklarını birbirine bastırırken Baran gür bir kahkaha patlattı.

"Kerem'de bizim değil senin kucağından inmezdi. Ödeşiyoruz işte. "diyerek eğlenen tavrıyla yanıtladı Yusuf'u.

Hep birlikte Yusuf Ali hakkında sohbet ederken Sefa abiyle Sema abla geldi. Baran'la selamlaşıp Bennu ile tanıştılar. Hep birlikte yemeğe geçtiğimizde Sema abla, Yusuf Ali'yle Ebru'nun  ilgilenmesini istese de Yusuf buna engel olmuş Yusuf Ali'yi kucakladığı gibi sandalyesine oturmuştu.

"Oğlum yemek yiyemeyeceksin." dedi Sema abla içine sinmediğini belli ederken.

"Yer annesi yer. " dedi Sefa abi. Baran ile aynı anda gülerken Bennu'da kısık sesle gülmüştü.

"Sende mi güzelim?" diye bana döndürdü başını Yusuf.  Ellerimi teslim olurmuş gibi kaldırdığımda uzanıp yanağımdan bir makas aldı.

Domates çorbaları servis edildiğinde Yusuf'un kasesine baktım. Bizim tabaklarımız gibi dolu dolu değildi. Kendi çorbamdan önce Yusuf'un çorbasından bir kaşık aldım. Tuzu oldukça azdı. 

"Olmuş mu? İçebilirim sanırım." dediğinde gülerek başımı salladım ve kendi çorbama yöneldim. 

"Bu arada tekrardan hoş geldiniz çocuklar." diyerek konuştu Sefa abi. 

"Hoş bulduk efendim. Kusura bakmayın habersiz geldik. Baran'a dedim o kadar haber verelim diye."  dediğinde Baran kaşığını kenara bırakıp suyundan bir yudumdan aldı ve  konuştu. 

"Bennu benim gibi bir hanzoya alışamadı daha." dediğinde içtiğim çorba boğazımda kaldı. Gülmekle öksürmek arasında gidip gelirken Sefa abiyle Yusuf gür sesleriyle güldüler. Yusuf bir yandan da sırtımı ovalıyordu.

"Avukatıma bakın nasıl da tanıyor kendisini." dedi Yusuf. Hala gülüyordu. Baran ne dediğini  farkına yeni varınca boğazını temizledi ve uzanıp tekrar suyundan içti.

"Bennu kızım bakma sen bunlara alışırsın zamanla. " dedi Sema abla. 

"Alışırım sanırım." dediğinde "Alışırsın alışırsın insan nelere alışıyor." dediğimde bir anda sessizlik oluşunca yanlış bir şey mi söyledim diye duraksadım. 

"Ne?" diye bir tepki verdiğimde Yusuf uzanıp yanağımı öptü.

"Haklısın sevgilim sen bile hanzo abilerine alıştıysan herkes alışır." dediğinde Baran homurdandı. Onlara alışmış mıydım sahi?

"Bennu sen neler yapıyorsun tatlım? Çiçek dükkanın var diye duymuştum." dedi Sema abla. Yüzünde de tatlı bir tebessüm vardı. Bir dönem Baran'ın hepimize demet demet çiçekler aldığını hatırladığımda sırıtmamı engelleyemedim. 

"Evet, Beşiktaş'ta küçük bir dükkan. Tüm günüm orada geçiyor desem yeridir." dedi gülümseyerek. Çiçeklerle bir arada olmaktan oldukça mutluydu. 

"Sesindeki heyecandan belli çok seviyorsun işini."  diyerek konuşmaya dahil oldu Sefa abi. 

"Aslında iç mimarlık okumuştun değil mi?" diyerek bende dahil oldum sohbete.

"Ah unutmamışsın." dedi onunla ilgili olmamı fark etmenin mutluluğuyla. Sonuçta bir bakıma görümceydim değil mi?

"Ah sahi mi?" dedi Sema abla gerçek bir şaşkınlıkla.

"Yanlış anlamazsan neden mesleğini yapmadığını sorabilir miyim?" diye oldukça kibar bir şekilde sordu.

"Çiçekçilik baba yadigarı. Küçüklüğümden beri çiçeklerin, seraların, tarlaların arasında büyüdüm. Çiçekçi olmaya aslında lisede karar vermiştim ancak annem ekstra bir işin daha olsun deyince bende iç mimarlığı tercih ettim. Ara sıra küçük işler yapıyorum o alanda da ama asıl mesleğim çiçekçilik. "diyerek açıkladı kendisini. 

"Her Allah'ın günü karıma gelen çiçeklerin sebebi belli oldu." dedi Sefa abi gülerek. 

"Aşk olsun Amca." dedi Baran. Bennu kızaran yanaklarıyla kısa bir bakış attı hemen yanında oturan Baran'a. 

"Sadece anneme gelse iyi baba bir  ara bana bile alıyordu Baran." dediğinde Baran öksürmeye başladığında sırıtarak baktım ona. Demek sadece bize çiçek almıyordu. 

"Ne yapayım, dükkan orası. Gidip hiçbir şey almadan durmam tuhaf olurdu değil mi?" dediğinde "Üzgünüm Baran ama niyetini Aden'le dükkana ilk geldiğin gün belli etmiştin."  dedi Bennu. Hepimiz gülerken Baran'ın somurtan yüzünde gözleri parlıyordu. 

"O günü hatırladım da..." dediğimde Baran öksürdü ve "Hatırlamasan daha iyi olur aslında." dedi. Gülüp yemeğime geri döndüm.

"Ne zamandır birliktesiniz o zaman?" dedi Yusuf.

"Tanışalı beş ay oldu. Sevgili olalı da bir buçuk ay. " dedi Baran. Bennu kızarık yanaklarıyla Baran'a baktı. Sanırım soruya oldukça net cevap vermesi hoşuna gitmişti.

"Sahi sizin ne kadar oldu savcım?" diyerek taşı Yusuf'a attı Baran. 

"Yedi ay, on sekiz gün." diyerek teklemeden verdi cevabı Yusuf. Kısa bir hesaplama yaptım, doğru söylüyordu.

"Çocuklar beni tehlikeye atıyorsunuz." Sefa abi eğlenen haliyle konuştuğunda Sema abla güldü. 

"Bence de bu konuyu kapatalım bu yaştan sonra adliye koridorlarında oğullarıma aile dramı yaşatmak istemiyorum." dedi. 

"Aklın yolu bir karıcığım." dedi Sefa abi ve bakışlarını Bennu'ya çevirdi.

"Ailen ile mi yaşıyorsun?" dedi. 

"Ailem Antalya'da yaşıyor. Annem ve babam tam bir memleket aşığıdır İstanbul'u sevemediler bir türlü." dediğinde Sefa abi güldü.

"Toprak insanı öyle oluyor kızım. kardeşin var mı peki?" dediğinde aklıma doluşan hatıralarla başımı Bennu'ya çevirdim. Adını hatırlamadığım bir kardeşi vardı. Pansuman yaptığım bir kardeş...

"Bir ikizim var Pars, onunla birlikte yaşıyoruz." dediğinde silikleşen yüz bir anda gözümün önünde belirdi. 

"Ya ne Pars ama." diye kısık sesle homurdandı Baran. Bennu yan bakışlarla Baran'a bakıp önüne döndü.

"Pars demek. İsimleriniz ne kadar güzel." dedi Sema abla.

"Annem işte." dedi Bennu tatlı bir yüz ifadesiyle. 

"O ne iş yapıyor?" Sefa abiye gülmeden edemedim. 

"Yazılımcı." 

Akşam yemeği faslı böyle devam etmiş ve sona ermişti. Yusuf Ali yemek esnasında uyuya kalınca onu giriş katta bulunan misafir odasına yatırmıştık. Salonda çay içiyor Baran'ın getirdiği pastadan yiyorduk. Havadan sudan sohbet ediyorken Tahir dedemlerde gelmişlerdi. Tüm gün İstanbul gezintisi yapmışlar liseli aşıklar gibi takılmışlardı. Bennu'yu çok sevmişler ona Uyguroğlu ailesi hakkında tüyolar vermişlerdi. Bu hallerine gülmemek elde değildi hele ki Meryem babaannemin; "Hele bir Ahsen var ki düşman başına. Asıl kaynana o olur sana." demesiyle hepimiz gülmüştük. Bennu korkmuş gözlerle bize bakakalmıştı.

"Merak etme kızım ittifakın oldukça güçlü." demişti Tahir dedem. 

"Bu arada." diyerek konuştu Baran.

"Annemler bugün Güneş ile görüştüler. Birden yüklenmeyelim diye hepimiz gitmeyelim dedik. Yarın gitmeyi düşünüyoruz. Ne dersin Aden gelmek ister misin?" diye sordu

"Gelirim tabii ki. Nasıl geçmiş?" dediğimde gülümsedi. "Tam konuşamadım annemle eve geçince artık." dediğinde başımı salladım annemi arasam iyi olacaktı. 

Baran ve Bennu gitmek için ayaklandığında; getirdikleri torbalarda Yusuf Ali için anne sütü, birkaç günlük kıyafet ve bebek bezi olduğunu söylemişti. Beşik siparişi verdiğini de eklemiş ve gitmişlerdi. Onlar gider gitmez Yusuf Ali'nin ağlaması eve yayılmıştı. Sema abla hızlı adımlarla ona gitmiş ve kucaklayarak gelmişti. Tahir dede ve Meryem babaanne Yusuf Ali'yi büyük bir coşkuyla karşılamışlardı.  Baran'ın getirdiği sütlerden bir tanesini alıp gelmiştim. Meryem babaannem onu beslerken bir yandan da dualar okuyup üflüyordu. 

"Kulağına adını okudular acaba?" diye sordu Tahir dede.

"Sanmıyorum." dedim. 

"Bir hoca bulalım. Mevlit okutalım kızım." dedi Meryem babaanne.

Saatler ilerlediğinde dedemler odalarına çekildiler. Ben annemle telefonda konuştuğum sırada Sefa abilerde gitmişlerdi. Yusuf Ali'yi de yanlarında götürmek isteseler de Yusuf uyumaya niyeti olmayan bebeği onlara vermemiş ve gidip uyumalarını söylemişti. Sema abla giderken bana sana emanet bakışları atmış ve odasına çekilmişti. 

"Canım siz odaya geçin ben geliyorum." dediğimde Yusuf tamam diyerek ayaklandı ve Yusuf Ali ile konuşmasını hiç bölmeden odasına çıktı. Mutfağa geçip Baran'ın getirdiği paketleri sordum.  Ebru hemen sağ taraftaki uzun divanın üzerinde duran paketleri alıp yanıma geldi.

"Teşekkür ederim." dedikten sonra paketlerin içindeki anne sütüyle dolu biberonları ve mamaları çıkarttım. Biberonları dolaba koymasını isteyip bir biberonu alıp oradan ayrıldım ve Yusuf'un odasına geçtim.

"Evet, haklısın çok güzel ama şimdiden anlaşalım o benim." dediğini duydum. 

"Ne anlatıyorsun yine küçücük bebeğe?"  diyerek kendimi belli ettim. Yatağın ortasında yan yana uzanmışlardı. Yusuf başını eline yaslamış bebeğe üstten bakıyordu. Bir eli de Yusuf Ali'nin göbeğinde geziniyordu. 

"Senin bana ait olduğunu anlatıyorum ama beyefendi inatla kabul etmiyor." dediğinde güldüm.

Biberonu yatağın karşısında duvara yaslı olan konsolun üzerine bırakıp yanlarına gittim ve bebek kıyafetlerini çıkarttım. Hepsi yıkanmış ütülenmişti. Baran'ın bu kadar düşünceli olması beni gerçekten şaşırtıyordu.

"Annemler bir süre odalarında yatırılar sanırım ama ben diyorum ki karşı odayı hazırlasak mı Bennu'dan da yardım alırız. Ne dersin?" dediğinde katladığım kıyafetlerden başımı kaldırıp ona baktım.

"Hazırlarız ama odaya Sema ablalar karar vermeli." dediğimde başını sallayarak güldü.

"Onlara en yakın oda orası yavrum annemde orayı seçer büyük ihtimalle."

"Denemek ister misin?" dedim biberonu Yusuf'a uzattığım esnada. Yusuf Ali'yi kucağına aldığından beri bırakmıyordu.  Ufaklık biraz yaygara koparsa da abisinin güvenli kolları arasında olmaya alışmış gibi görünüyordu ancak görmek alanına girdiğim an kıpırdanıp mırıltılar çıkarıyordu.

"Deneyelim bakalım." dedi ve biberonu aldı. Yusuf Ali acıktığını belli edercesine Yusuf'un dudaklarına yaklaştırdığı biberona atıldı. 

"Tam bir obur olup nasıl bu kadar küçük olabilirsin ya. Şu ayaklara bak. Kerem'i hatırlıyorum da büyük bir bebekti o." dedi hayretle. 

"Gen meselesi sevgilim." dedim yatakta yanlarına yerleşirken. Yusuf Ali iştahla sütünü içiyordu.

"Aden." dedi büyülenmiş gibi.

"Canım." dediğimde başını bana çevirdi.

"Bizim evlenip çocuk yapmamız gereken konular var." dediğinde yüksek sesle bir kahkaha attım. Hatta o kadar yüksek sesliydi ki Yusuf Ali sesimden korkmuş ve ağlayacak gibi olmuştu. 

"Şttt yok bir şey ufaklık." diyen Yusuf bile susturamadı beni.

"Eeee ne demişler sevgilim. Sap döner kasap döner; gün gelir hesap döner."  kahkahalarımın arasında konuşuyordum. Bana yaşın çok küçük, okulun bitsin öyle bakarız bu konulara diyen adam şimdi evlilikten bahsediyordu. 

"Geç dalganı geç." dedi keyifsizce. Yatakta dizlerimin üzerinde ilerleyip yanağından peş peşe öptüm.

"Bu hikaye de yanan sen oluyorsun sevgilim." dediğimde başını bana çevirdi. Ters bir şekilde yüz yüzeydik şimdi.

"Yakan sensin be yavrum böyle yanmak her kula nasip olmaz." öpmek için eğildiğimde saçlarıma asılan minik ellerle küçük bir çığlık attım. 

"Yusuf... Oldu mu şimdi bu yaptığın?" dedim saçlarımı kurtarmaya çalışırken.  Saçlarımı çekmekten zevk aldığının belli eden mırıldanmaları yükseliyordu. 

"Abisini kıskandı koçum." dedi keyifle Yusuf. Elimle omzuna vurup saçlarımı minik parmaklardan kurtarmaya çalıştım ancak Yusuf Ali asıldıkça asılıyordu ve saçlarımı ağzına sokmaya çalışıyordu.

"Kardeşinin pençelerinden kurtarsan mı beni? Dinliyor seni söyle bıraksın."  dediğimde ciddi olup olmadığımı anlamak istercesine baktı. 

"Küçücük bebek ne anlasın onunla konuşmamdan yavrum." dediğinde hemen dudaklarımın önünde duran burnuna dişlerimi geçirdim. 

"Ahhh." diye inlediğinde daha da bastırdım dişlerimi. Yusuf Ali abisinin canını yaktığımı anlamış gibi daha da güçlü çekti saçlarımı. Bu sefer acıttığında acıyla inleyen ben oldum.  Yusuf hafifi doğrulup ellerini Yusuf Ali'nin minik ellerinin üzerine kapattı.

"Ali, bırak haydi." dediğinde Yusuf Ali çığlık atar gibi sesler çıkarttı.

"Hayır, hayır acıyor ama Aden'imizin canı. Haydi bırakalım." dedikleri sırıtmama sebep olurken dudaklarımı birbirine bastırıp saklama ihtiyacı hissettim.

"Evet evet Aden biraz yaramazlık yaptı sende kızdın ona. Evet haklı olan sensin ama bırakalım... Acıyor canı." dedi  saçlarımı kurtarmaya başladığında.

"Ne yaramazlığı yapmışım acaba ben?" dediğimde Yusuf Ali güler gibi sesler çıkardı.

"Sap döner, hesap döner diyordun ya." dediğinde sırıttım. 

"Öyle ama." dedim. Öyleydi...  Sonunda minik ellerden kurtulduğumda geriye doğru attım bedenimi. Yusuf, Yusuf Ali'nin parmaklarında kalan saçlarımı temizliyor bir yandan da azarlıyordu. "Hadi besleyelim bakalım seni." dedi ve Yusuf Ali'yi kucaklayıp yanıma kadar kayıp sırtını yatak başlığına yasladı ve Yusuf Ali'yi biberonla tekrar beslemeye başladı.

"Yarın bende geleceğim." dedi. 

"Gel sevgilim. Seni gördüğünde çok sevinir." 

Sabah uyandığımda hemen yanımdan gelen kısık sesli konuşmalar ve mırıltılarla o tarafa döndüm. Yusuf sırtını yatak başlığına yaslamış kendine doğru çektiği dizlerine Yusuf Ali'yi uzandırmıştı.

"Hayır dedim olmaz öyle. Abi lafı dinleyeceksin." dedi Yusuf. Yattığım yerde gerinip onlara doğru yuvarlandım. Önce Yusuf'un omzuna sonra da Yusuf Ali'nin hemen önümdeki çıplak ayaklarına gürültülü öpücükler kondurdum.

"Günaydın güzelim."

Günaydınlar efendim. Sabah neşeniz daim olsun." dediğimde güldü.

"Ali ile senin hakkında konuştuk ancak birileri çok inatçı." dediğinde gülerek kalktım yataktan. Lavaboya gidip geldikten sonra Yusuf'un aynalı dolabının karşına geçip saçlarımı tekrar toplamaya başladım. Bir yandan da Yusufları dinliyordum. Yusuf sürekli Yusuf Ali'ye gösterilen ilgiye laf ediyor, Yusuf Ali ise ona güçlü sesler çıkarak cevap veriyordu. Yusuf Ali güçlü bir çığlık attığında Yusuf şaşkınlıkla güldü. 

"Yok öyle yağma velet. Maşallah yokluğumda benim olan her şeye el atmışsın." dedi Yusuf. Başımı ona çevirirken yüzünde telaşlı bir ifade bilirdi.

"Hey, tamam tamam ağlama. Aden ağlayacak bu." demesiyle ağlaması bir oldu.

"Aferin sevgilim, şimdi nasıl ağlattıysan öyle sustur ben aşağı iniyorum." dedim ve odadan hızlıca çıktım. Yusuf kucağında Yusuf Ali ile peşimden gelirken daha demin ağlayan Yusuf Ali değilmiş gibi gülücük sesleri etrafa yayılmaya başlamıştı. 

  Tam boylarda buraya gelmiş kahvaltı ettikten evden çıkmıştık.  Hastaneye vardığımızda Emir çoktan gelmişti. İlk iş Erdal Bey ile görüşmüştük. Güneş'in hızla iyileştiğini ilaçları dahi azalttıklarını söylemişti.  

Güneş'in odasının önüne geldiğimizde Emir ile en öndeydik. Emir kapıyı çaldı ve kapıyı açtı. Güneş bizi gördüğü gibi oturduğu yataktan kalkıp yanımıza geldi ve ilk önce bana sımsıkı sarıldı.  Bende sımsıkı sardım onu.

"Çok şükür." dediğini duydum derinlerden Aslan'ın. Güneş ile ayrıldığımızda yüzünde gerçek gülümsemesi vardı. Önünden çekildim ve tam boyların önüne açtım. Önce Doğu geldi sarıldı. Doğu'dan sonra Baran ve en son Aslan. 

Aslan kolunun altında Güneş varken diğer kolunu kaldırıp yer açtı. Emir beni sırtımdan itekleyip o boşluğa yerleşmemi sağladı. Şimdi Aslan'ın bir kolunun altında ben diğer kolunun altında Güneş vardı. Doğu ve Baran'da bize sarıldığında hiç bilmediğim, karşılaşmadığım bir his doğdu. Tuhaf bir güven, tuhaf bir huzur hissiyatı...

"Duygulanıyorum." diyerek konuşan Emir'i, Yusuf ensesinden çekti ve omzuna kolunu attı.  Güneş, Yusuf'a doğru ilerledi ve sarıldılar. 

"İlk bana sarılman gerekiyordu aşkım." dediğinde Aslan öksürmeye başladı. Bende Aslan ve Baran'ın kolları arasından sıyrılıp Emir'e sarıldım.  

"Sevgi pıtırcığı olduk iyice." dedi Doğu yüzünü ekşiterek. Baran ona ters ters bakıp ensesine çok sert olmadan vurdu. Sarılma faslı bittiğinde hep birlikte odadan çıkıp hastanenin kafeteryasına indik. Güneş'in odasında oturacak yer olmadığından en iyi seçenek burasıydı.

Güneş'le yan yanaydık. Kolları belime sarılı başı omzuma yaslıydı. Emri ve Doğu'nun anlattıklarını dinliyor bir yandan da çay kahve içiyorduk. Gözlerim hemen yanımda oturan Yusuf'a kaydığında kaşlarım çatıldı. Yerinde rahatsızca oturuyordu.

"Yusuf, iyi misin canım?" dedim kulağına doğru. Aşık olduğum o gözleri gözlerime değdi.

"İyiyim." yalan söylüyordu.

"Ağrın var değil mi? Hadi biz kalkalım." dediğimde masaya döndüm.

"Yusuf'la biz kalkalım." dedim ve Güneş'e döndüm.

"Yusuf'un dinlenmesi lazım. Ben sonra yine gelirim." dediğimde endişeli bakışları Yusuf'a değip bana döndü ve başını salladı.

"Ben bırakayım sizi." diyerek Baran'da ayaklandı. Diğerleriyle vedalaşıp hastaneden ayrıldık. Yusuf, Baran'ın arabasının arkasında uzanmıştı. Bende ön tarafta oturuyordum. 

"Yeni savcı atandı bu arada. Kadın tam bir ego yığını." dedi ve kahkaha attı. "Onur ile bayağı uğraşıyor. Adliyedekilerde şu an mumla seni arıyorlar." dediğinde Yusuf güldü. 

"Haberim var. Dün sabah aradı Onur. Susmak bilmedi herif.  " dedi Yusuf'ta. 

"Hepsine selamımı ilet az kaldı dönmeme. Gerçi yeni atamalar olacak." dedi ve hemen sustu. Dikiz aynasından göz göze geldiğimizde ise gözlerini kaçırdı.

"Nasıl yani?" diye ona dönerek sordum.

"Dört yılımı doldurmak üzereyim yavrum." dediğinde sıkıntıyla iç çektim.

"Daha aylar var." dedi Baran. Dönüp ona baktım bana kaçamak bir bakış atıp radyoyu açtı. 

"Biraz şarkı dinleyelim." Sezen Aksu'nun sesinden Yeniden Sev şarkısı arabanın içine yayıldı. Önüme dönüp camdan dışarıya bakmaya başladım.

Önümde okulu bitirmek için daha iki yılım vardı. Mezuniyetten sonraysa uzmanlık için TUS'a girecektim. İstanbul'da çalışmak isterken şimdi iç dünyamda her şey birbirine girmişti. Yusuf kim bilir nereye gidecekti. Gittiği yer nasıl olacaktı korkusu daha gitmeden esir almaya başlamıştı. Yusuf söz konusu mesleği olduğunda gözü kara, korkusuz bir adam olup çıkıyordu. 

"Aden?" dalıp gittiğim yollardan Yusuf'un sesiyle sıyrıldım. Omzumun üstünden baktım ona.

"Telefonun bir tanem. Telefonun çalıyor." dediğinde çalan telefonu yeni fark ediyordum. Çantamdan çıkarttığımda annemin aradığını gördüm.

"Annem." 

"Güzel kızım. Ne yapıyorsun?" dedi.

"Çocuklarla Güneş'e gittik. Biz ayrıldık ama hemen Yusuf'un dinlemesi lazım." 

"Anladım... Bu gece de orada mısın?" diye sorduğunda aslında ne demek istediği ses tunundan belliydi. Ancak duymazlıktan geldim.

"Evet. Yusuf Ali'yi de birkaç günlüğüne aldık." dediğimde derince soluklandı.

"Biliyorum annecim haberim var. Sema akşam yemeğine davet etti. Akşam görüşürüz annecim akşam için bir şey istiyor musun?"

"Yok annem. Siz gelin yeter." dedim. Vedalaşıp kapattık.

"Sema abla annemleri akşam yemeğine davet etmiş. " dedim. Baran biliyorum der gibi salladı başını. 

"Yusuf Ali şerefine herhalde." diye söylendi Yusuf. 

"Kıskanç abi seni." dedi Baran keyifle. 

"Sus lan." dedi Yusuf ters ters. 

"Yavrum." dediğinde yine döndüm ona.

"Seninle gece kış bahçesinde keyif yapalım biraz ne dersin?" dediğinde başımı salladım. Büyük ihtimalle tayin meselesini açıklığa kavuşturacaktı.

Eve geldiğimizde Baran'da dahil hepimiz duş almak için banyolara dağıldık. Kısa bir duş aldıktan sonra üzerimi giyinip saçımı havluya sardıktan sonra odadan çıktım. Benimle aynı anda Yusuf'ta odasından çıktı.

"Sıhhatler olsun güzelim." 

"Sana da sevgilim." dediğimde bir adımla yanıma geldi.

"Saçlarını neden kurutmadın?" 

"Havlu suyunu emsin iyice ondan sonra kurutacağım." dediğimde elimi tutup odasına soktu. Beni yatağına oturtup odasındaki banyosuna geçti. Elinde tarak ve kurutma makinesiyle döndüğünde gülümsedim.  Arkama geçti ve havluyu çözüp omuzlarıma serdikten sonra taramaya başladı bir yandan da arabada gelirken dinlediğimiz yeniden sev şarkısının mırıldanıyordu. 

"Savcılık sınavından tam not almıştım." dedi bir süre sonra. Şaşırmamıştım, Yusuf zeki ve çalışkan bir adamdı.

"O nedenle de doğu görevine bile gitmeden istediğim yeri seçme şansım oldu." dediğinde başımı ağır ağır salladım. 

"Dedem, tecrübe edinmeden Doğu'ya gitmemem konusunda nasihatler verdi. Haklıydı da. Ülkenin her toprağı memleketim ama kanunlar yasalar aynı olsa da halkın işleyişi çok daha farklı. Bende önce tecrübe kazanayım o zaman diyerek İstanbul'da kaldım." dediğinde ona doğru yan döndüm.

"Küçük bir şehir düşün. Hatta bir kasaba... Sahil kasabası, Ege, Akdeniz ya da Karadeniz de. Sadece sen ve ben. Her şeyden uzak biz bize." dediğinde hayali bile gülümsetmeye yetmişti.

"Sadece sen ve ben. " dediğimde bana parlayan gözlerle baktı.

"Evet yavrum... Biz."

"Ya aynı yere gelemezsem?" dediğimde sırıttı.

"Mezun olmuş, doktor Aden'le yıldırım nikahıyla evlenmiş olurum. " dediğinde gülmeden edemedim. Alnımdan, burnumun ucundan öpüp çekildi. "Güzeller güzelim benim." dedi.

Saçlarımı kuruttuğunda aşağı indik. Baran kucağında Yusuf Ali ile salonun ortasında yürüyor arada havaya kaldırıp duruyordu. Yusuf elimi bırakıp hızlı adımlarla Baran'ın yanına gidip söylenerek kucaklamıştı Yusuf Ali'yi.

İki gece önceki gibi herkes buradaydı. Yemekler yenmiş, kahveler içilmiş koyu bir sohbetin ortasında çaylar içiliyordu. Kerem, köpeği fındığı Yusuf Ali ile tanıştırmak için yanında getirmişti. Hepimizin gözü önünde olacak şekilde bir köşede üçü vakit geçiriyordu. Fındık kendisi gibi bebek olan Yusuf Ali'yi çok sevmiş olacak ki kucağına yatmıştı.

Ebru elinde bir telefonla salonda belirlediğinde Tahir dedeye doğru ilerledi ve telefonu ona uzattı. "Odanızda unutmuşsunuz. Sürekli çaldı." diyerek telefonu verdi. Tahir dede telefonunu aldığı anda telefon tekrar çalmaya başladı. 

"Gazel kızım." diyerek açtı telefonu Tahir dede. Saniyeler geçtikçe gülen yüzü solup şaşkın ve öfkeli bir hal aldı.

"Ula senin ağzından çıkanı kulağın duyar mı? " oturduğu yerden hınçla kalktığında hepimiz endişeyle ona bakıyorduk. Hepimiz de ayaklanmıştık.

"O aklı yarım ne bok yemeye güvendi ha?" diye  tekrar bağırdığında Yusuf Ali ağlamaya başladı. Sema abla hızla ona ilerlerken Tahir dede bağırmalara devam ediyordu.

"Baba ne oldu?" diye sordu Sefa abi.

"Ula o aklı kıtı Çifte köprü de sallandırmayan şerefsizdir. Kapa gelin kapa!"

"Dede?" dedi Yusuf.

"Ne olacak Merdo, Sofuloğulları'nın kızını kaçırmış." dediğinde ben, annem, Emir ve Haydar abi dışında herkes "Ne?" diye tepki verdi. Kerem bile...

"Eyvahlar olsun, Eyvahlar olsun." diyerek söylenmeye başladı Meryem babaannem.

"Öldürecekler gül gibi çocuğu." 

"Hele kadın başlama sende." dedi Tahir dede.

"Baba, ne yapacağız?" dedi Sefa abi. Merdo kimdi? Bu devirde kız kaçırmakta neyin nesiydi?

"Toplanın ula Artvin'e gidiyoruz." 

* * * 




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MERHABA!

ADEN 1. BÖLÜM KABUL GÖRMEYEN GERÇEKLER

ADEN 94. BÖLÜM SONSUZ SONLAR / FİNAL