ADEN 54. BÖLÜM ARTVİN
54. ARTVİN
Her şey çok hızlı gelişmiş ve kendimizi havalimanında bulmuştuk. Tahir dede hala burnundan soluyor Yavuz dedemle sürekli telefon görüşmeleri yapıyorlardı. Sanırım Merdo, Gazel yengenin kardeşiydi ve bizimkilerin pek sevmediği bir ailenin kızını kaçırmıştı. Yusuf'ta ona ulaşmaya çalışsa da bir türlü ulaşamıyordu.
Sıkıntıyla iç çektim ve oturduğum banktan kalkıp bedenimi esnetip etrafa göz attım. Artvin'e sadece aile büyükleriyle birlikte Yusuf, Aslan, Zümrüt Hanım, annem ve dedemlerin isteği üzerine Haydar abi de geliyordu. Sefa abi ve Sema abla, Yusuf Ali ve girmeleri gereken ameliyatlardan dolayı şimdilik bizimle değillerdi. Emir, Güneş için Baran ve Doğu ise hem iş hem de Kerem'den dolayı İstanbul'da kalacaklardı ve iki gün sonra cuma akşamı geleceklerdi.
"Ey güzel Allah'ım ben ne günah işledim?" diye uzun bir aradan sonra tekrar yükseldi Tahir dede. Yusuf dedesine dönüp ters ters baktığında Tahir dede gözlerini devirip sustu.
"Sus bey sus. Ben dediydim sana inat etme gidip isteyelim kızı diye al döv şimdi dizini." dedi Meryem babaanne.
"O sümsükle dünür olacağıma atarım kendimi Çifte köprüden daha iyi." dedi Tahir dede aksi sesiyle.
"Tövbe tövbe." diyen Yavuz dedemde sıkılmış olacak ki benim gibi ayaklandı.
"Gören duyan da olmamış." dedi Aslan sonlandırdığı aramadan sonra.
"Ziya abiyle de konuştum. Sofuloğulları'nı idare ediyor." dedi benim kalktığım yere oturduğu esnada.
"Birkaç tanıdıkla konuştum bende mobesesidir, hastanesidir akıllarına neresi gelirse bakacaklar." dedi Yusuf.
Uçuş saati geldiğinde hepimiz ayaklandık ve uçağa yerleştik. Artvin'in havalimanı Batum Havalimanına bağlıydı. Yani aslında Gürcistan'a uçuyorduk. Yusuf uçaktan indikten sonra yetkililer eşliğinde Artvin'e geçiş yapıldığını söylemişti. Ancak bizi Artvin'den Tahir ve Yavuz dedemin şoförleri alacaktı.
Üç saati geçen yolculuğun sonunda Batum'a inmiştik. Artvin'e devam edecek yolcuları ayrı bölüme almışlardı. Tüm prosedürleri hallettikten sonra sonunda minibüs tarzı lüks arabalardaydık. Tahir dede uçaktan indiği ilk an itibariyle yine telefonuna asılmıştı.
"Durum çok mu ciddi?" dedim telefonunu yine hüsranla kapatan Yusuf'a dönerek.
"Merdo umarım nikahı çoktan halletmiştir." dediğinde şaşkınlıkla ona baktım. Aslan ise Yusuf'un bu dediğine güldü.
"Çok bile bekledi Merdo. İyi yaptı... Benim asıl merak ettiğim Yağmur'un nasıl kabul ettiği? " dedi Aslan.
"Kızında canına tak etmiştir." dedi Yusuf.
Onları şaşkınlıkla dinliyordum. Tamam, Aslan'ın pek belli etmese de böyle uçuk bir tarafı vardı lakin Yusuf gibi bir kanun adamının böyle konuşması... Anlaşılan hem Tahir dedemler hem de karşı taraf kaçakları bayağı zorlamışlardı.
"Bakma öyle yıllardır çok çektirdiler çocuklara." dediğinde üzülmeden edemedim.
"Gazel çok üzülmüştür." dedi Zümrüt Hanım.
Bu sefer Zümrüt Hanım'a döndüm. Gecenin karanlığında geçip giden yolu izliyordu. Artvin'de hayatlarına dair hiçbir şey bilmediğimi şu an anlıyordum. Çoğu şeyi, kişiyi isim olarak biliyor ancak tanımıyordum. Hoş benimde pek merak ettiğim olmamıştı.
Arabalar, yan yana olan iki evin arasında durduğunda saat gece yarısını çoktan geçmiş sabaha göz kırpmıştı. Önden annemler indi hemen arkalarından Yusuf'la indik. Heyecanlanmıştım... Gözüm hemen birkaç adım ötede Meryem babaanneyle sarılan kadına takıldı. Uzun boyu ve altın sarısı saçları direkt dikkat çekiyordu. Sanırım Gazel Toral'dı.
Artvin karlı ve oldukça soğuktu. Üzerimdeki kalın kıyafetlere ve kabana rağmen içim titremeye yüz tutmuştu. Gazel olduğunu düşündüğüm kadın herkesle selamlaşıp Zümrüt Hanımla ve Aslan'la uzun uzun sarıldıktan sonra annemlerle selamlaştı ve önümüzde durdu.
"Oğlum." diyerek sıkıca sarıldı Yusuf'a. Hastane sürecinde gelemese de sürekli aramıştı. Bir ara Sema ablayla sohbet ettiğimizde "Yıllardır Artvin'den dışarı adım atmışlığı yok." demişti. Nedenini sorduğumda ise "Kocasının ve kızının kabri orada. Her Allah'ın günü kar kış kıyamet demeden mutlaka gider onlara." demişti... Anladığım kadarıyla buradaki hemen her işten o sorumluydu. Yusuf'tan ayrıldıktan sonra bana yöneldi. Önce ellerimi tuttuktan sonra bir süre yüzümü izledi.
"Fotoğraflarda gördüğümden daha güzelmişsin kızım. Aynı annene benziyorsun." dedikten sonra bana da sıkıca sarıldı. Sanki benimle yıllardır tanışıyormuş gibi hissettirmişti. Birde artık annene benziyorsun lafını yadırgamıyordum. Fiziksel olarak Zümrüt Hanım'a karakter olarak Kiraz babaanneme benzetiliyordum.
"Hoş geldin kızım." diyerek ayrıldı.
"Hoş buldum efendim." dedim bende ona karşı hissettiğim yoğun sıcaklıkla. Kaşları çatıldı ve yüzünde şaşkın bir gülüş belirdi.
Efendim ne kızım yengenim ben senin." dediğinde gülerek başımı salladım.
"Haydi eve haydi." diyerek önden önden ilerledi Tahir dede. Eve geçtiğimizde bizi ellili yaşlarının ortalarında iki kadın karşılamıştı. Birisi Leyla idi diğeri ise Hatice. Leyla Hanım Toral ailesinin eli ayağıydı, Hatice hanım ise Uyguroğullarının. Onlarda bizi oldukça sıcak bir şekilde karşılamışlardı.
Yan yana inşa edilmiş olan evler tipik Karadeniz evlerindendi. Sağ tarafta bulunan eve geçtiğimizde bizi hamam sıcaklığında bir ortam karşıladı. Evin farklı ve güzel bir kokusu vardı. Giriş katta geniş bir mutfak ve uzun bir yemek masası vardı. Kapısı kapalı olan dört oda ikişerli olarak karşılıklıydı.. Üst kata çıktığımızda geniş bir oturma salonu karşıladı bizi. Burada da oturma salonuna açılan üç oda vardı. Herkes koltuklara geçmişken ben hala ayakta durmuş evi inceliyordum. Çok güzel ve sıcaktı...
"Leyla abla." diyerek merdivenlerin başında durup aşağıya doğru "masayı hazırlayın." diye bağırdı Gazel yenge ve tekrar yanımıza döndü. "Kahvaltılık bir şeyler hazırladık çay demlensin aşağı ineriz." dedi.
"Bırak şimdi yemeği çayı gelin otur şuraya anlat olayı adam akıllı." dedi Tahir dede. Hala burnundan soluyordu. Gazel yenge ellerini birbirine kavuşturup gidip Tahir dedenin yanına oturdu.
"Baba." dedi temkinli bir sesle.
"Bana sakın o uşağı savunma." diyerek net bir tavır sergiledi Tahir dede. O pamuk gibi adam gitmiş yerine adeta bir alev topu gelmişti. Gazel yenge çaresiz bakışlarını Meryem babaanneye çevirdi. Mağrur bir ifadeye sahipti.
"Tahir bir durul da olan biteni anlatsın Gazel kızım." dedi Yavuz dedem. Tahir dede can dostuna ters ters baktıktan sonra Gazel yengeye döndü.
"Anlat kızım anlat. Hep birlikte dinleyelim Merdo Bey'in yediği haltı." dediğinde "Dede!" diyerek sert bir tepki verdi Yusuf.
Aslan boğazında bir şey kalmış gibi öksürürken ben annemle Yusuf'a şaşkın şaşkın baktık. Yusuf'u ilk defa dedesine karşı sesinin yükselttiğine şahit oluyordum. Haydar abi oturduğu tekli koltuktan ayaklanıp "biz aşağı geçelim." dediğinde annemde hemen ayaklandı. Annemin bakışları bana döndüğünde bende ayakladım.
"Bende size eşlik edeyim." diyerek Zümrüt Hanım'da ayaklandı.
Aşağı indiğimizde ortadaki masanın hazırlanmış olduğunu gördük. Masaya geçip oturduk. Yukarıyı merak etsem de burada olmamız daha iyiydi sanırım. Kendimi her zaman Toral ailesinin bir bireyi gibi hissetsem de bu durum oldukça hassas bir konuydu ve açıkçası Yusuf ve Tahir dedenin tartıştığına şahit olmak isteyeceğim bir şey değildi.
"Zümrüt Hanım'ım çay koyayım mı?" diyerek yanımıza geldi evin eli kolu olduğu her halinden belli olan Leyla hanım. Zümrüt Hanım bize baktıktan sonra "Koy Leyla." dedi.
"Ulan eşek sıpası." Tahir dedenin yüksek sesiyle yerimde sıçradım. Daha fazla dayanamayıp yukarı çıkmak için ayaklandığımda Haydar abi bileğimden tuttu.
"Otur kızım." dediğinde istemesem de geri oturdum. Yusuf'un sesi de geliyordu ancak kelimeleri tam seçemiyorum. Arkamızdaki merdivenlerden duyulan adım sesleriyle oraya döndüm. Aslan'a inmişti.
"Yukarısı alev hattı vallahi. Kalsam bana da sıçrayacaktı." diyerek annesinin yanına oturdu. "Yusuf'ta vallahi körükle gidiyor." dedikten sonra hemen önündeki çatalı aldı ve köy peyniri olduğu kokusundan anlaşılan beyaz peyniri önüne çekip yemeye başladı.
"Yusuf, Merdo'yu çok sever. Ona laf söz edilmesinden hiç hoşlanmaz." dedi Zümrüt Hanım. Çok sevdiği halde adını sanını ilk defa duyuyordum. Zümrüt Hanım bakışlarımdan anlamış olacak ki "Araları bozuktu." diyerek açıklık getirdikten sonra kızgın bakışlarıyla yan yana oğluna baktı.
"Merdo kimin neyi?" diye soran annemdi.
"Gazel yengenin kardeşi." dedi Aslan. Yanılmamıştım...
"Tahir dede düğün yapacağız dedi ama sanırım helva yiyeceğiz." dediğimde hepsi güldü.
"Bir şey yapmaz. Merdo oğlu onun öldürmez ama süründürür." dedi Aslan. Başımı salladım ama pek emin değildim açıkçası.
"Gazel yengeyi sürekli duydum ama Merdo'yu hiç duymamıştım. Araları neden bozuk ki?" Aslan boğazını temizleyip ensesini ovuşturdu.
"Onu Yusuf'a sorarsın." dedi. O sırada da önümüze çaylar bırakıldı. Çayları Hatice Hanım getirmişti.
"Hatice abla Aden ile tanıştın mı?" dedi Aslan. Hatice Hanım'la göz göze geldim. Kısa boylu, balık etli, aşırı tatlı bir kadındı.
"Ay bizde akıl mı kaldı Aslan oğlum. Hoş geldin Aden kızım. Adını çok duyduk güzel yüzünü de görmek nasip oldu." dediğinde gülümsedim.
"Çok hoş buldum." dedim. Başını annemle Haydar abiye çevirdi.
"Sizde hoş geldiniz." diyerek annemleri de selamladı.
"E haydi yiyin yiyin." diyerek elinde büyükçe bir tabakla Leyla Hanım geldi. Masanın ortasına bıraktığı tabakta karalahana kavurması vardı. Aslan " Allah!" diyerek yemeğe başladığında gülmeden edemedim. Zümrüt Hanım boğazını temizleyerek Aslan'a baktığında Aslan ağzı dolu bir şekilde annesine baktı.
"Yabancı mı var anne?" dedi ve yemeye devam etti.
"Vallahi çok güzel koktu." diyerek annemde yemeye başladı. Aklım yukarıdayken guruldayan karnımı pek önemsediğim söylenemezdi.
"Aden kızım sana başka bir şey yapayım mı?" diye soran Hatice Hanım'a döndüm.
"Yok teşekkür ederim." dediğimde "İyi madem." diyerek yanımızdan uzaklaştı.
Merdivenlerden gelen gürültülü adım sesleriyle başımı arkama çevirdim. Yusuf oldukça hiddetli bir görünümdeydi. Peşinden de Tahir dede ve Yavuz dede iniyordu. Yusuf, ayaklanan Aslan'ın yanına vardığında bende kendime gelip ayaklandım. Herkes aşağıdaydı.
"Ula hele destek çık hele destek çık bak neler ediyorum!" diyerek bağırdı Tahir dede.
"Ne desteği dedem evini bile ben düzeceğim hatta nikah şahidi bile olacağım." dedi Yusuf.
"Yusuf!" diye gür sesle bağırdı Tahir dede. Ona tepki veren ise Meryem babaanne oldu.
"Tahir! Bağırma çocuğuma."
"Nasıl bağırmayayım duymuyor musun torununu?"
"İyi diyor. Yeter çocuğun senden çektiği... Ne sevdasına razı geldin ne işine. Geçmiş gitmiş tarih olmuş her şey nedir bu inat daha?" dedi Meryem babaanne.
"Konuş babaannem konuş." diyerek kendini ateşe attı Aslan.
"Bozacının şahidi çıracı." dedi Tahir dede. "E dedem siz öyle yetiştirdiniz bizi." dedi Aslan. Tahir dede sabır çekip sakinleşmek için kendisine biraz zaman tanıdı.
"Son sözümdür. Merdo bu eve o ailenin kızını gelin diye sokamaz." dediğinde Yavuz dedem usul adımlarıyla Yusuf ve Aslan'ın yanına gidip önlerinde durdu.
"Benim evim ne güne duruyor Tahir'im. Merdo'nun da gelinimin de başımın üzerinde yeri var." dedi.
Ağzım iki karış açık kalacak şekilde Yavuz dedeme baktım. Herkes benimle aynı tepkiyi vermişti. Vermeleri doğaldı çünkü bu iki yaşlı kurdun birbirileriyle ters düştüğü neredeyse hiç olmamıştı. Hem de bu denli önemli bir konuda.
"İyi dedin Bey. " diyerek Kiraz babaannemde safını belli etti. Meryem babaannemde Yusuf'ların yanına geçtiğinde peşi sıra Zümrüt Hanım ve Gazel yenge de o tarafa yöneldi. Tahir dedenin bakışları bize döndü.
"Ben karışmam." dedi Haydar abi net bir şekilde.
"Ula ne demek karışmam ben ne diye getirdim yanımda seni ?" Haydar abi sessiz kaldığında Tahir dede anneme baktı.
"Sevenlere engel olmak bize yakışmaz be Tahir amca." dedi annem. Tahir dede son çare bana baktı. Bakışlarından dolayı ne diyeceğimi şaşırırken Yusuf güçlü bir sesle boğazını temizledi.
"Müdahil olma müdahil olma." dedi Tahir dede öfkeyle.
"Savcıyım ben. Müdahil olmayıp ne yapacağım da işim bu." dediğinde Tahir dede daha da öfkelendi.
"Ula hakimim ben hakim! Savcıymış pabucumun savcısı." diye bağırdı.
"Emeklisin ihtiyar sen emekli. Asıl sen müdahil olma. " dedi Yusuf pata küte. Dedesiyle o kadar ince bir ip üzerinde uğraşıyordu ki ip kopsa Tahir dede dönüp elinden tutmazdı düşmemesi için.
"Yıkıl karşımdan gözüm görmesin seni kot kafali. Babası kılıklı!" diye bağırdı ve hepimize arkasını dönüp üst kata çıktı. Hepimiz birbirimize bakarken ilk toparlanan Yusuf oldu.
"Aslan çıkalım biz." dediğinde "Nereye?" diye birden çıkıştım. Sesimin ekstra gür çıktığını fark edince utandım ama bakışlarımı da kaçırmadım.
"Bakınacağız güzelim." dediğinde ellerim belimin iki yanına çoktan yaslanmıştı.
"Dışarısı zifiri karanlık üstüne üstlük tipi var denecek kadar çok kar yağıyor. Nereye bu havada bu saatte?" babaannemlerin gülme seslerine annemle Zümrüt Hanım'ın kıkırtısı karışmıştı.
"Aden haklı çocuklar. Birkaç saat uyuyalım sonra hep beraber çıkarız." dedi Haydar abi.
"Büyük sözü dinleyin." dedim üstten üstten. Yusuf belime yaslı ellerime baktı ve güldü.
"Öyle olsun bakalım." dedi Aslan.
Dedemle babaannem eve geçelim dediğinde Yusuf'un kaşları çatıldı. Bakışlarını bana kenetledi ve kaşlarını yukarı doğru kaldırıp indirdi. "O kaşın gözün oynamasın çocuk, torunum evinde kalacak." dedi Yavuz dedem.
"Burası da evi dedem. Odası da hazır..." dedi Yusuf.
"He yavrum he." dedi dedem sonra bana dönüp ellerini arkasında kavuşturup "Aden düş önüme kızım." dediğinde tıpış tıpış yürüdüm ve dış kapının önünde durdum.
"Gecenin bu saatinde dışarıda at koşturacak kadar iyileştiysen cennet kızımın başında nöbet tutmasına daha gerek yok Yusuf Efendi." dedi ve yanıma gelip kolunu omzuma doladı. Yusuf'un yavru köpek bakışları komiğime gitmişti ancak gülüp onu kızdırmak istemediğim için kendimi tuttum.
"Cümleten iyi geceler."
Evden çıktığımızda soğuk sertçe çarptı yüzüme. Kar o kadar hızlı ve yoğun yağıyordu ki göz gözü bile görmüyordu. Hızlıca hemen üç adımdaki evin bahçesine girdik. Dedem evin kapısını açıp besmele çektikten sonra aydınlık yüzüyle bana baktı.
"Asıl evine hoş geldin kızım." dediğinde sıkıca sarıldım dedeme. O da bana bana sıkıca sarıldı.
"Bey içeride sarılın üşütecek kuzum." diyen Kiraz babaannemle dedem beni kollarından çıkarmadan evin içine soktu. Peşimizden hemen Hatice Hanım girip evin ışıklarını yaktı. Bu evde sımsıcaktı ve çok güzel bir kokusu vardı. Bu kokuyu tarif edemiyordum.
"Yatak odaları hazır. Aden kızımın odasını temizledik hazırladık." dedi Hatice Hanım.
"O zaman ben Aden ile uyumaya kaçıyorum." Aslan yanıma gelip beni dedemden ayırdı. "Haydi gidelim." dediğinde bastıran uykumun da etkisiyle ona ayak uydurdum.
"İyi uykular." dedim herkese. Üçüncü kata çıktığımızda geniş bir antre vardı. Alt kata göre daha moderndi bu kat.
"Annemin sana hamile olduğunu öğrendiğimiz zaman yapmaya başlamışlardı bu evleri. Eskiden tek katlı bir evdi burası. Dedemler kalabalığız biz deyip evleri tekrar yapmak istediler. E annemle babam malum durmak bilmeden çocuk yaptığından dedemler bu kata fazladan oda yapmışlardı. " dediğinde sessizce kıkırdadım. Bu konuda haklıydı. Yağız Bey neyse de Zümrüt Hanım'ın beş çocuk doğurduğunu hala kabul edemiyordum.
"Bu benim odam." kapıları kapalı olan odaların kime ait olduğunu anlatırken evin balkonunun hemen yanındaki odanın kapısını açtı.
"Burası da senin. Babaannem seni öğrenir öğrenmez hazır etti odanı. Bugüne kısmetmiş." oda ne çok büyük ne çok küçüktü. Geniş bir yatak, gardırop, makyaj masası ve köşede bir berjer vardı. Balkona da açıldığını fark ettiğimde odayı daha da sevmiştim.
"Çok güzelmiş. " dedim. Gerçekten güzeldi, odanın duvarları bebe mavisinden daha açık bir maviye boyalıydı. Mobilyalar ise beyazdı.
"Kiraz sultan zevki hatundur. " dediğinde Bir kez daha güldüm.
"Dedem babaanneme hatun dediğini biliyor mu?" diye sorduğumda güldü.
"Ben ilk göz ağrısıyım kızım. Bana kıyamaz o yaşlı kurt." dediğinde yüzüne alayla baktım.
"Merhaba Baran bende nerelerde bu çocuk diyordum." dediğimde güldü. "Çok amaçlı abiyim işte. Her telden çalıyorum." dediğinde ona hadi oradan bakışları attım ve odanın içine tamamen girip ona döndüm.
"Haydi uğurlar ola." dediğimde biraz yüzüme baktıktan sonra "Heee. Çıkayım değil mi?"
"Zahmet olacak." dediğimde güldü.
"iyi madem. İyi uykular."
"Sana da."
Odadan çıktığında derin bir nefes alıp verdim ve bedenimi yatağa bıraktım. Yorgunluk ve yatağın yumuşaklığı zaten mayışmış bedenimi daha da mayıştırmıştı.
"Aden." tıklatılan kapı ve hemen ardından gelen Zümrüt Hanım'ın sesiyle dirseklerimin üzerinde yükseldim.
"Girin." kapı açıldığında Zümrüt Hanım elinde küçük valizimle belirdi. Ben onu tamamen unutmuştum.
"Valizin." dedi ve makyaj masasının hemen yanına bırakıp "İyi geceler." dedi.
"İyi geceler." dediğimde çıktı odadan. Üzerimi değiştirdikten sonra daha fazla dayanamayarak yatağa girdim. Gerisi derin güzel bir uykuydu.
Sabah kendiliğimden uyandığımda ilk iş saate baktım. Benim için normal bir saatti. Zaten gecenin dördünde uyuyup yedisinde uyanmak tam da bana yakışırdı. Yatakta biraz gerinip zaman öldürdükten sonra yataktan kalktım. Balkon kapısına ilerleyip perdeyi araladım. Güneş çoktan doğmuştu. Gökyüzü açık bir griye boyanmıştı. etrafı izledim, iki evin dışında birkaç tane daha ev vardı ancak biraz uzaktaydılar. Oda havalansın diye balkon kapısını açıp odaya geri döneceğim sıra gözüme Zümrüt Hanım takıldı. Sabahın köründe bu soğukta dışarıda ne işi vardı?
Üzerimi değiştirip indim aşağıya. Mutfaktan gelen seslerle adımlarımı oraya yönlendirdim. Babaannem ve Hatice Hanım mutfağın en köşesinde sac ekmeği yapıyorlardı. Ekmeğinin kokusu yeni yeni kendini belli ediyordu.
"Günaydın hanımlar kolay gelsin." diyerek kendimi belli ettim.
"Oy kuzum uyanmış benim. Senin de günün aydın olsun yavrum." dedi babaannem. Gidip yanlarına oturdum ve yeni pişen ekmeklerden bir tane alıp yemeye başladım. Hatice Hanım bu halime güldü.
"Vallahi dediğin kadar varmış hanımım. Bu saatte uyanan genç kalmış mıdır acaba?" dediğinde "dedikodum da yapılmış demek." diyerek babaanneme baktım yandan yandan. İkisi de kıkır kıkır güldü.
"Etmem mi kızım. Herkese anlattım seni. " dediğinde bu sefer ben güldüm.
"Güzelliğin dillere destan oldu şimdiden tüm Artvin'de. Maşallah maşallah rabbim özene bezene yaratmış seni." ve yüzüme bakıp tekrar maşallah
"Teşekkür ederim Hatice Hanım." dediğimde gülen suratı bozuldu.
"Ne hanımı kız abla diyeceksin abla." dediğinde gülerek başımı salladım.
"Teşekkür ederim Hatice abla." dediğimde gülümsemesi tekrar yerini aldı ve "Hah şöyle." dedi. Babaannem sacdan yeni aldığı iki ekmeği Hatice ablanın önüne bıraktı. Hatice abla da üzerine tereyağı ve bal sürüp peçeteye sardı ve bana uzattı.
"Annen dışarıda al götür bunları da birlikte yiyin." dediğinde bir uzattığı ekmeğe bir babaanneme baktım ancak o bana bakmıyor yeni bir hamur açıyordu. Ayaklanıp ekmekleri aldım ve mutfaktan çıktım.
Kapının hemen yanındaki vestiyerin üzerine peçeteli kısımları değecek şekilde bırakıp asılı olan montumu ve gözüme kestirdiğim terlikleri giyindikten sonra ekmekleri alıp çıktım. Zümrüt Hanım hala aynı yerde duruyordu. Ona doğru yürümeye başladığımda karın çıkarttığı sesle bana doğru döndü.
"Dikkat et kaygan orası." demeye kalmadan ayağım kaydı ve ben kıçımın üstüne bir güzel düştüm. Benim acı içindeki tiz çığlığıma Zümrüt Hanım'ın da çığlığı karışınca ortaya gür bir ses çıktı.
"Aden!" diyerek bağırdı ve yanıma koşup geldi. Elleri yüzümde, bedenimde gezdi.
"İyi misin?" diye sorduğunda başımı sağa sola salladım. Fena düşmüştüm, kalçam ve belim çok acıyordu. Üstelik ekmekleri düşürmemek için verdiğim çabam elimi burkmamla sonuçlanmıştı sanırım çünkü bileğim cayır cayır yanıyor ve acıyordu.
"Zümrüt, Aden ne oldu kızım?" babaannem ve Hatice abla geldi yanımıza. Onların peşinden yan evden sesler geldi ve bahçe kapısı açılıp Toral ailesi bahçeye doluştu.
"Aden!" Yusuf ve Aslan aynı anda adımı bağırdılar. Yusuf koşarak yanıma geldi.
"Kızım!" annemde duymuştu sanırım sesimizi. Herkes bir anda başımda toplanmıştı. Çoğunun üzerinde pijamaları duruyordu. Annem, Haydar abi, Yusuf ve Aslan eğilmiş yüzüme endişeyle bakıyorlardı. Hepsi panik halindeydi...
"Düştüm." dediğimde hepsini ayrı bir telaş sardı.
"Hastaneye gidelim." diyerek kucaklamak bana uzandı Yusuf ancak onu Aslan engelledi.
"Daha iyileşmedin oğlum kızı nasıl kucaklayacaksın çekil." dediğinde Yusuf sinirli bir şekilde Aslan'a döndü.
"Haklı." dediğimdeyse bakışları bana döndü. Bu sefer Aslan beni kucaklamak için yöneldiğinde Haydar abi daha atik davrandı ve kucakladı. Hareket eden bedenim alışık olmadığım bir acıyla sızladığında kırık var diye korkmadan edemedim.
"Ah güzel yavrum. Kırık çıkık yoktur inşallah." dedi Meryem babaanne.
"Haydar oğlum hemen götürelim hastaneye." dedi Yavuz dedem.
"Biz gideriz dede siz kalın." dedi Aslan.
Haydar abi beni arabanın arkasına başım annemin kucağına denk gelecek şekilde uzandırdı. Ön tarafa da Zümrüt Hanım oturdu. "Sanırım bir yerlerim kırıldı." dediğimde hepsi korkuyla bana baktı.
"Ay Allah'ım sen koru." dedi annem.
Aslan ve Yusuf öndeki araçta biz arkalarında hızlıca yol aldık. Hastaneye yarım saatlik bir yolculuktan sonra ulaştığımızda beni direk müdahale odasına aldılar. Gerekli tetkikler yapılmış, röntgen çekilmişti. Kırığım yoktu ancak ciddi bir zedelenmem vardı. Sol elimde iki hafta kadar kullanamayacağım bir şekilde burkulmuştu.
"Yani kızım sabahın köründe ne işin vardı senin dışarıda?"
Annem hastaneden çıktığımızdan beri söylenmeye devam ediyordu. Hastanede de aynı şekilde Yusuf söylenmişti ancak onu söylenmesi aldığı bir telefona kadar sürmüştü. Aldığı telefon büyük ihtimalle Merdo ile ilgiliydi. Benim yanımdan ayrılmak istemese de onu gitmesi için ikna etmiştim. Aslan ile yanımızdan ayrıldığında bizde hastaneden çıkmıştık. Yol üzerinde eczaneye uğrayıp eve geçmiştik.
Dedemler yoktu. Haydar abi de beni eve bıraktığı gibi gitmişti. Babaannemler ise beni sanki yataklara düşmüşüm gibi karşılaşmışlardı. Beni alt katta annemin kaldığı odaya taşımışlardı. Bir yanımda annem bir yanımda Zümrüt Hanım oturmuştu.
"Kız kemgöz nazar ettin değil mi güzelim kıza?" dedi Leyla Hanım, Hatice ablaya.
"Ayol kız geldiğinden beri sürekli dualar okuyorum ne nazarım değecek?" dedi Hatice abla.
"Değer değer boşuna kemgöz değil ya adın." şu an o kadar komik ve tatlı görünüyorlardı ki ikisinin tombul kırmızı kesilmiş yanaklarını mıncırmak geliyordu içimden.
"Leyla." dedi Meryem babaannem ikazla. Atışan ikili susup birbirilerine ters ters bakmaya devam ettiler.
"Ağrın var mı kızım?" Zümrüt Hanım'a döndüm. İlgili bakışlarında hala endişe kol geziyordu.
"Sızım var ama çok daha iyiyim." dediğimde gülümsedi.
"Aden." diyerek odaya Gazel yenge girdi. Elindeki çalan telefonumu uzattı.
"Yusuf." diyerek açtım telefonu. Sürekli arıyordu.
"Yusuf'un canı... Nasıl oldun yavrum?"
"Beş dakika önce nasılsam öyleyim." dediğimde iç çekti. "Aden." dediğinde "İyiyim merak etme beni herkes tepemde nöbette. Siz ne yaptınız?" dediğimde ses gelmedi.
"Yusuf?" dediğimde arkadan gelen bağırış sesleri kaşlarımı çatmama neden oldu.
"Güzelim birkaç saate geleceğim. Şimdi kapatmam lazım." dedi ve bir şey dememe izin vermeden telefonu kapadı.
"Kızım yüzünün rengi değişti." dedi Gazel yenge. Başımı telefondan kaldırıp odadakilere göz attım. Hepsi meraklı gözlerle bana bakıyorlardı.
"Açım ben." dedim birden. En kolay kaçma yöntemiydi ancak odadan çıkan sadece Leyla ve Hatice abla oldu.
"Ne neden öyle bakıyorsunuz?" dediğimde "Kız babaannesi kılıklı konuşsana ne dedi torunum?" dedi Meryem babaanne.
"Birkaç saate gelecekmiş babaannem. " dediğimde bana ters bakışlarını attı.
"Yusuf bulmuştur Merdo'yu... " dedi ve yatağın köşesine oturdu Gazel yenge. Bende öyle düşünüyordum açıkçası.
"Bulmuştur tabii. Merdo'mu bir Yusuf'um bir de Aslan'ım bulurdu ancak." dedi Meryem babaanne.
"Çok mu yakınlardı birbirlerine?" dedi annem.
"Öyleydiler... Hala öyleler aslında ama araya küskünlük girince... Üçü de birbirinden inat, dik burunlu." dedi Kiraz babaannem.
"Neden küstüler?" dedim bir kez merakıma yenik düşerek.
Yusuf dostlarına değer veren bir insandı. Tam boylarla yaşadığımız onca şeye rağmen dengesini hiç bozmamıştı. Merdo ile ne yaşamıştı da araları bu kadar açılmıştı gerçekten merak ediyordum. Sadece Yusuf değil Aslan'da küstü üstelik.
"Vallahi bizde bilmiyoruz kızım. Bu üçünün arasından dışarıya taşmadı." dedi Gazel yenge. Şaşırmış mıydık ? Elbette hayır...
"Yeter bu kadar gevezelik. Kahvaltı sofrasını hazır etmişlerdir de hayde." dedi Kiraz babaannem ayaklandığı esnada.
"Hatice abla Aden'e tepsi hazırlamıştır hanımlar." dedi Gazel yenge de yataktan kalktığında.
"Ben yediririm." annem ve Zümrüt Hanım aynı anda konuştuklarında dudaklarımı birbirine bastırdım. Gazel yenge iri, ela gözlerini ikisinde gezdirip iç çekti. Yüzünde çok kısa bir an hüznün yansıması oluştu. O an dilimin ucuna kızının adı düştü. Esma... Onu hatırlamıştı belki de. Bu hüznün bana hissettirdiği şey buydu.
"Sizin içinde hazırlayalım o zaman." dedi ve çıktı odadan.
"Ben bir lavaboya gideyim." dedi annem yanımdan kalktığında. Odadan çıkmadan "anne bana yeni çorap verir misin?" dedim. Düştüğümde terlikler ayağımdan resmen fırlamışlardı. Çoraplarım ıslanmıştı ancak o an hastaneydi acıydı derken akıl edememiştim çıkarmayı.
"Sen git Filiz ben hallederim." dedi Zümrüt hanım ve ayaklandı. İkisi de odadan çıktığında peşlerinden öylece baktım.
Saniyeler sonra Zümrüt Hanım elinde bir normal çorap birde patik çorapla döndü. Ayak ucuma oturup ayaklarımı yavaşça kucağına yaslayıp çorapları çıkarttığında "ben hallederim." dedim. Öne doğru uzanmak için hareket ettiğimde belime giren ağrıyla acı içinde kıvrandım.
"Aden neden ani hareket yapıyorsun kızım duymadın mı doktoru?" diye azarladı beni Zümrüt Hanım.
Zümrüt Hanım beni azarladı...
Ona şaşkın şaşkın açılan gözlerimle bakarken "İyi misin?" diye sordu. Başımı aşağı yukarı salladım. Çıplak ayaklarım kucağındaydı. "El parmakların, ayakların, tırnak yapın benimkiler gibi. " dedi. Beni, her zerremi yeni keşfediyordu sanki.
Sol elinin işaret parmağını sol ayağımın hemen üzerinde yan yana duran benlerimde gezdirdi. Yutkundu, tebessüm etti. Sol ayağımı topuğundan tutup biraz kaldırıp kendisine yaklaştırdı ve benlerimi öptü. Birkaç damla gözyaşı tenime damladı. Nefesi tenime süzüldü, tekrar tekrar öptü ayağımın üzerini. Yaşadığım bu an beni derinden sarıp sarmalarken göğsümün ortasına yakıcı bir sıcaklık süzüldü.
"Benim de sol ayağımda senin benlerinle aynı yerde benlerim var." dedi. Ayağımın üzerinde süzülen gözyaşlarını parmak uçlarıyla kurulayıp önce çorapları ardından patikleri giydirdi. Ayaklarımı yatağa tekrar yaslayıp ayağa kalktı.
"Buranın soğuğu bir anda çarpar insanı. Sıkı giyinmek gerek. Patikleri çıkarma olur mu?" sustu, yutkundu derin bir nefes alıp verdi.
"Hatice çayı benim yaptığım gibi yaptı.." dedi. "Annemde ekmekleri ısıttı. Sabah ki gibi tereyağlı ballı. Tadı bir başka oluyor burada."
Daha deminki ani yakınlığın ardından durmadan konuşuyordu ama ben hala oradaydım. Dudaklarının varlığını ayağımdaki benlerimde değil kalbimin ortasında hissediyordum. Dolan gözlerimde cabasıydı.
Ağırca yutkunup başımı kaldırdım. Yüzünde titrek bir tebessüm, dolu bakışlarıyla izliyordu beni.
"Teşekkür ederim." dedim. Tebessümü büyüdü.
"Rica ederim." sesi dolu doluydu. Karşımda Zümrüt Hanım yoktu. Karşımda anne olan Zümrüt vardı. Kerem'in hastalık zamanlarındaki gibiydi. Baran vurulduğunda, hayatımı kurtardığı zamanda ki Zümrüt'tü. Anne Zümrüt...
"Ay mis gibi ekmek koktu vallahi her taraf. Alışmışız tabii şehrin pis kokusuna burası cennet gibi geldi yemin ederim." diyerek elinde sini tepsiyle geldi annem.
"Zümrüt yardım ette biraz doğrulsun." dediğinde ikimizde dakikalar önceki o atmosferden sıyrıldık. Zümrüt Hanım'ı yardımıyla daha dik bir konuma geldim. Annem kucağıma tepsiyi bıraktı. Bir şeyler yedikten sonra belime ve elime krem sürmüşlerdi. İçtiğim ilaçlar yüzünden bastıran uykuma yenik düşmemek işin dirensem de son hatırladığım şey Zümrüt Hanım'ı omzuna düşen başımdı.
"Ula yeni iyileşti demem, koca adam olmuşlar demem alırım ikinizi de ayağımın altına!" Tahir dedenin gür sesiyle sıçrayarak uykumdan uyandım. Oda karanlıktı, odanın aralık bırakılan kapısından içeriye sarı bir ışık süzülüyordu.
"Al dedem vurduğun yerde çiçek açar." Aslan'dı bu.
Yataktan biraz zorlanarak kalktım. Allah'tan ayaklarım sağlamdı da yürümek için çaba sarf etmiyordum. Odadan salona geçtiğimde Tahir dede dışında herkes oturuyordu.
"Aden." beni ilk fark eden Haydar abi oldu. Yusuf'un bakışları beni buldu. Oturduğu sandalyeden kalkıp yanıma geldi. Alnımla şakağımın ortasını öpüp yüzümü avuçladı.
"İyisin." dediğinde başımı salladım.
"Gördün mü dede hasta kızı da uyandırdın." dedi Aslan. Tahir dede ters ters Aslan'a baktıktan sonra bana döndü.
"Geçmiş olsun güzel kızım." dedi.
"Sağ ol dedem." gülümseyip başını salladı.
"Yusuf kızı ayakta tutma oğlum otursun." dedi Gazel yenge. Annemin yanına geçip oturdum. Yusuf ve Haydar abi de yerlerine geçtiler.
"Şimdi. Buldunuz mu bulamadınız mı söyleyin!" diye dakikalar önceki tavrına tekrar büründü.
"Sen ne zaman ikisi de benim kabulüm dersin bende o zaman söylerim dede." dedi Yusuf.
"Kan kardeşime katılıyorum." diyerek destekledi Aslan, Yusuf'u.
"Buldunuz mu?" dedim heyecanla.
"Bulmuşlar tabii ya. Ben herkesi, tüm Artvin'i seferber edeyim kimse bir saç zerresi bile bulamasın bu iki kot kafali ellerini koydukları gibi bulmuşlar. Peşlerine adam takmayan aklımı..." dedi hiddetle söylendi Tahir dede. Yusuf'a baktım direkt. Bana göz kırpıp Aslan'a döndü.
" Merdo'da görmeyeli bayağı karizma olmuş yalnız. O sıska adam gitmiş yerine babayiğit biri gelmiş. " dedi neşeyle. Dedesini kızdırmak istiyor ve bunu da başarıyordı.
"Yağmur' da maşallah hala on sekizinde sanki hiç yaş almamış gibiydi." dedi bu sefer Aslan.
Babaannemler gülmemek için birbirlerini dürtüyor, Yavuz dedem Aslanlara aferin der gibi bakıyordu. Herkes bu evliliği isterken Tahir dedenin bu denli şiddetle karşı çıkmasının altında ne yatıyordu çok merak ediyordum. Benim bildiğim Tahir Toral çoktan düğün dernek hazırlığına başlamış olurdu ki zaten buraya da düğün yapacağız diye getirmişti bizi.
"Dede." dediğimde Yavuz dedemle aynı anda bana döndüler.
"Sen neden bu kadar karşısın onlara?" yüzüne bir karanlık çöktü. Kaşları çatıldıkça çatıldı. Boynu büküldükçe büküldü. Gözleri Gazel yenge de ve Meryem babaannem de dolanıp bana döndü.
"Bazı şeyler olmaz kızım. Olacak gibi görünür ama olmaz." dedi ve dış kapıya doğru ilerledi. Evden çıktığında peşinden Yavuz dedemde çıktı.
"Lan..." dedi Aslan. "Bizim kaçırdığımız bilmediğimiz bir olay mı oldu acaba?"
Yusuf'ta dakikalar önceki halinden arınmıştı. Sanırım çomağı bir yerlere sokmuştum. Haydar abi ayaklanıp dışarı çıktığında Yusuf ve Aslan'a ayaklanıp evden çıktılar.
"Ben yanlış bir şey mi sordum?" dedim sıkıntıyla.
"Yok kızım... İki aile hiçbir zaman anlaşamadık. Üstüne bir sürü olay da yaşandı ama Tahir'in farklı anlam veremediğimiz bir kini var onlara." dedi Meryem babaanne.
Bir saat kadar sonra eve geri döndüklerinde yemeğe oturduk. Oturmakta biraz zorlansam da odada yemek istemediğimden masadaydım. Masada sadece babaannemler, annemler konuşuyordu. Tahir dedem eve girdiklerinden beri suskundu. Yemekten sonra kendi evine geçti. Peşinden Meryem babaanneyle Gazel yenge de gittiler. Yusuf buradaydı.
Saat bayağı geç olunca herkes yatmaya gitmişti. Uykum olmadığından hala ayaktaydım. Mutfağın küçük masasında Yusuf'la oturmuş çay içiyorduk.
"Yusuf." telefonda olan bakışları beni buldu. "Yavrum." dedi sorarcasına.
"Merdo'yla neden aranız bozuk?" iç çekti. Dudaklarında yarım bir gülümsemeyle sandalyenin alt kısmından tutup beni yanına çekti.
"Bu aralar pek bir meraklı oldunuz Aden Hanım. Acaba diyorum gazetecilik mi okumalıymışsınız?" gözlerimi devirip burnunu ısırdım.
"Lafı değiştirme." dediğimde güldü. Yanağımı parmaklarının sırtıyla okşayıp sarılı elimi avcunun içine alıp peş peşe öptü.
"Aslında onun iyiliğini istemiştik. Tartışmamızda o kadar büyük değildi ama Merdo çok dik başlı, asi biri. Her şeyi yanlış anladı. Ayağına defalarca gittik ama o da bizi her defasında kapı dışarı etti."
"Aslan'da işin içinde tabi." dediğimde güldü yine.
"Olmaz mı var tabi. Aslında onu biraz dinleseydim işler bu kadar sarpa sarmazdı. Benim hatam..." dedi.
"Sen ve hata yapmak?" dediğimde çenemi öpüp dudaklarını orada dinlendirdi.
"Ben bir halk kahramanı değilim yavrum kanlı canlı insanım. Elbet benimde hatalarım oldu olacak." dediğinde başımı salladım. Haklıydı ama benim gözü de öyle bir yerdeydi ki bunu kelimelerle tarif edemezdim.
"Anlat haydi."
"Amcamla yengemin evliliklerinin hemen hemen başlarıydı sanırım.. Ya iki ya da üç aylık evlilerdi. Yengemin annesiyle babası aynı gece uykularında öylece ölmüşler. Ne kalp krizi ne başka bir şey. Hatta dedem bayağı araştırmıştı cinayet olabilir mi diye ama doktorlar ecel demekle yetinmişler. Her neyse Merdo o zamanlar on dört ön beşlerinde benden bir yaş büyük zaten. Dedem alıp getirmiş buraya. " dedi ve iç çekip soluklandı.
"Dedemle babaannem büyüttü onu. Yengemi de öyle tabi el kızıdır demeden evlat bildiler. Bizde birlikte büyüdük işte. " dedi gülümseyerek.
"Dedem eğitime çok önem verir ve bu konuda oldukça sert ve disiplinli biri olup çıkar. Biz hepimiz liseden sonra üniversite sınavlarını, tercihlerini konuşurken Merdo sınava girmediğini söyledi."
"Neden girmemiş?"
"Okumak istemiyordu. Babası rahmetli Hakkı amca balıkçıydı. Balıkçılık yapacağım ben dedi. Okumak istemem dedi. Dedi de dedi. "
"E haliyle Tahir dedem çıldırdı." Aslan'ın sesiyle sıçradım.
"Sen nereden çıktın?" dediğimde sandalyeye oturdu.
"Zaten buradaydım." dedi. Yusuf'a geri döndüm.
"Sonra?" dedim uzatmadan.
"Sonrası madem okumayacak bizde bir şeyler yapalım dedik."
"Yapalım demedik dedin." dedi Aslan.
"Oğlum muhalif olma bir kere de." Yusuf'un çıkışan sesine güldü Aslan.
"Offf ya direk ne yaptığınızı söylesenize?" dediğimde Aslan ellerini yukarı kaldırıp başıyla Yusuf'u gösterdi.
"Ona bir tekne aldık. Balıkçı teknesi." dedi Yusuf.
"E ne var bunda?" birbirlerine baktılar yine. Yusuf boğazını temizledi.
"Yanlışlıkla babasının emektar teknesini satıp yeni bir tekne aldık." dediğinde ağzım açık kaldı.
"Nasıl becerdiniz bunu?"
"Senin bu aklı kıt abin yüzünden." dedi Yusuf.
"Benim yüzümden mi ? Sen en başından yeni bir tekne alalım diye tutturmasaydın bunların hiçbiri olmayacaktı." dedi Aslan kendisini savunarak.
"Bir saniye şimdi neredeyse on yıldır bu yüzden mi konuşmuyorsunuz?" dediğimde ikisi de sustu.
"Yok... Yani bu da etken ama asıl sorun Merdo'nun bizim onu paramızla ezdiğimizi düşünmesi." dedi Yusuf. "Yani para da bizim değildi." dedi Aslan'da.
"Kullanacağı teknenin Hakkı amcanın teknesi olduğunu bilmiyorduk. Tekne hurdaydı kurtuluşu da yoktu. E bizde satıp üzerine de para koyup yeni bir tekne alalım dedik ama elimize yüzümüze bulaştı. " dedi Yusuf. Bu durumun onu hala üzdüğü aşikardı.
"Üstüne üstlük o gün Merdo, Yağmur'un abileri kuzenleriyle kavga etmiş. Onlarda yok sen sığıntısın yok üvey evlatsın diyerek çocuğu darlayınca bizim olayda tuz biber ekti." dedi Aslan.
"Ve hazin son." dediğimde başlarını salladılar.
"Peki gerçekten buldunuz mu onları?" dediğimde birbirlerine baktılar. Bunlarda da tık olmuştu böyle bakışmak.
"Yalan mı söylediniz?" dediğimde Yusuf ensesini ovdu.
"Ya aslında söylemeyecektik ama bu mal abin bir anda öyle söyledi bende devam ettirdim."
"Lan ikidir ne hakaret ediyorsun bana?" diye çıkıştı Aslan. Yusuf yine ona sataşınca gürültü nefesler alıp verdim.
"Of yemin ediyorum çocuk gibisiniz hatta Kerem arkadaşlarıyla bu kadar atışmıyordur. " dediğimde sustular. Masanın üstündeki telefon titreşimle çaldı. Aslan telefonu açtı ve bir süre karşı tarafı dinledi.
"Tamam, tamam Fuat usta geliyoruz biz hemen." dedi ve telefonu kapatıp ayaklandı. Peşinden Yusuf kalktı. "Bulmuş mu?" dediğinde Aslan başını salladı.
"Haydi gidelim." dedi Aslan. Beni unutup mutfağın kapısına doğru yürüdüler
"Nereye?" dediğimde ikisi de durup bana döndüler.
"Bulduk." dediler aynı anda. Gözlerimi devirdim ve onlara sinir bozucu bir tavırla baktım.
"Orasini anladum ula, kot kafalilar." dedim Artvin ağzıyla. İkisinin de aynı anda kaşları kalktı ve dönüp birbirilerine baktıktan sonra bana döndüler.
"Kot kafali mi dedin sen?" dediler aynı anda.
"Kızım sen ne ara kaptın şiveyi?" dedi Aslan sonrasında.
"Kaparım ben canım malum IQ yüksek benim." dediğimde Yusuf bir an gülecek gibi olsa da son anda tuttu kendisini.
"Maşallah maşallah hatırlat bir ara sigortalatalım beynini." dedi Aslan.
"Laf mı soktun sen bana?" dedim.
"Estağfurullah ne haddime." dedi ve burnunu kaşıdı. Aslan Uyguroğlu'na dair öğrendiğim ilk şey yalan söylediğinde ya da bir şeyleri inkar etmek istediğinde burnunu kaşımasıydı.
" Şimdi izninle biz gidelim. Kimseye de bir şey deme sakın. Sabah ola hayrola." dediğinde sırıttım. Tekrar gitmeye kalkıştıklarında "hop hop." dedim ve yine durdurdum onları. Tekrar bana döndüler.
"Yavrum gecikmeden gidelim da. " dedi Yusuf hafif bir azarlamayla.
"Hah bende tam onu diyecektim. Bende geleceğim." dediğimde soluklarını oflamayla karışık bıraktılar.
"Güzelim, canım sevgilim daha bugün hastanedeydin sen git yat kurban olayım." dedi Yusuf.
"Aynen git yat sabah görüşürüz." dedi Aslan. Yat kısmını tam olarak zıbar der gibi söylemişti ama neyse. Onlara tek kaşımı kaldırıp dik dik baktım.
"Ya bende gelerum ya da aha iki evi ayağa kaldururum da." dediğimde bana şaşkınlıkla baktılar.
"Kızım sen pamuk Kiraz'dan eli sopalı Meryem'e ne ara geçiş yaptın?" dedi Aslan şok olmuş bir halde bana bakarken.
Yusuf artık kendini tutamayıp güldüğünde dudaklarımı birbirine bastırdım gülmemek için. Küçüklükten beri Karadeniz aşığı olduğumu bilmelerine gerek yoktu.
"Tam olarak şu an geçiş yapmış bulunmaktayım. Tahir Toral'a da geçiş yapmamı ister misiniz?" dediğimde Yusuf daha da güldü.
"Kot kafalilar kısmında geçiş yapmıştın yavrum." dedi. Bu halim sanırım ayrı bir hoşuna gitmişti. Oynak Aden yaz kızım bunları yaz.
"Haydi da geç kalmayalum." dedim ve yanlarından yürüyüp çıktım mutfaktan. El mecbur benimde geleceğimi kabullendiler. Arabaya geçtiğimizde ben arkada, şöfor koltuğuna Aslan hemen yanına da Yusuf oturdu.
"Gazamız mübarek ola." dedikten sonra arabayı çalıştırdı Aslan. Gündüz vakti karla kaplanan yolları temizlemişlerdi. Bugün de kar yağmayınca yollar açık kalmıştı. Onun rahatlığıyla Aslan bir tık hızlı gidiyordu. Ön koltukların arasındaki boşluğa yerleşip kafamı öne doğru uzattım.
"E bu yol böyle çekilmez." deyip telefonumu arabaya bağladım. Kazım Koyuncu'nun Koçari şarkısı çalmaya başladığında Aslan kahkaha attı.
"Kızın içinde varmış abi Karadeniz kanı." dedi neşeyle. Bu hallerim ikisini de eğlendiriyordu.
"Ben hala kot kafalilardayım." dedi Yusuf bu sefer gülen ben oldum.
"Sahi kot kafalı ne demek?" dediğimde ikisinin de kahkahası Kazım Koyuncu'nun gür sesini bile bastırdı. Aslan gülmekten yaşaran gözlerini silerken Yusuf derin derin nefesler aldı.
"Ben buna cevap veremem. " dediğinde Aslan daha da güldü. Merak edip telefondan baktığımda gözlerim iri iri açıldı. Yanaklarıma utançla kan toplaşırken yutkundum.
"Lütfen bana anlamının bu olmadığını söyleyin." dediğimde yaptıkları tek şey daha çok gülmek oldu.
"Ben size resmen göt kafalı demişim ya." dediğimde daha da daha da çok güldüler.
"Ben kalın kafalı falan sanmıştım."
"Eeee bazen IQ her şeye yetmiyor Adenciğim." dedi Aslan. Omzuna vurup Yusuf'a yöneldim ve yanağından öptüm. "Özür dilerim ben bilseydim o anlama geldiğini demezdim vallahi." dediğimde o da benim yanağımı öptü.
"Hop hop abi var burada." dedi Aslan. Yusuf sırıtıp "Önüne bak kot kafalı abi seni.." dediğinde gülmemi engelleyemedim. Yusuf'la kahkahalarımız birbirine karışırken Aslan'da kayıtsız kalamayıp güldü.
"Yalnız çok iyi demiyor mu?" dedi Aslan Yusuf'a. Yusuf başını salladı.
"Yavrum Aslan'a bir daha de bakalım kot kafali diye." dediğinde Aslan'a baktım. Gözü yolda kulağı bizdeydi. Yüzünde ise büyük bir gülüş vardı.
"Yok ayıp olur şimdi anlamını bilerek söylersem." dediğimde Aslan birden elini uzatıp yanağımı sıkıştırdı.
"Ya acıdı be bırak." dediğimde güldü.
"Babaanneme söyleyeyim de sana yöresel kıyafet falan giydirsin." dedi.
"Yaaaa var mıdır ki?" dedim hevesle.
"Vardır canım. Yoksa da alırım ben sana." dediğinde gözlerimi devirdim.
"Neyse... Daha ne kadar kaldı?" dedim.
"Yirmi dakikalık bir yol var." başımı salladım. Telefondan başka bir Karadeniz şarkısı açıp geri yaslandım.
Yolun devamını sadece şarkıyı dinleyerek giderken Aslan birden durdu. Ani frenin etkisiyle öne doğru yalpaladım. Sabah darbe aldığım yerlerim acımıştı.
" Yavaş yavaş." diyerek onlara döndüm. Arabanın içi dışarıdan gelen bir ışıkla aydınlanmıştı.
"Bunlar kim?" dedi Aslan.
"Ne oluyor?" dedim.
Yusuf başını bana uzatıp bana baktı. "Kafanı kaldırma sakın." dediğinde büyük bir korku kapladı her yanımı. Bu korku çok ama çok tanıdıktı.
"Yusuf." dedim korkarak.
"Bir şey yok yavrum korkma." dese de korkuyordum.
"Lan. Bu Deniz değil mi?" dedi Aslan.
"Deniz kim?" dedim.
"Yağmur'un abisi. Deniz Sofuloğulları. Diğerleri de kuzenleri." dedi Yusuf. Korkum bir nebze olsun dindiğinde başımı kaldırıp dışarıya baktım ön camdan.
Üç dört adam arabanın önünde durmuş bize bakıyorlardı. Yusuf ve Aslan birbirine baktıktan sonra önce bana döndüler ve "Sakın arabadan çıkma." dediler sonrasında ise arabadan inip Sofuloğulları erkeklerinin karşılarına dikildiler.
Ne konuştuklarını duyamasam da oldukça hararetli olduğu kesindi. Öndeki adam diğerlerine nazaran daha sakin gibiydi. Yusuf ile diğerlerinin yanından biraz uzaklaşıp arabaya doğru yaklaştılar.
"Onlara gittiğinizi biliyorum Yusuf. Sizinle geleceğiz ben kardeşimi alıp evine götüreceğim." dedi adam.
"Deniz benim tanıdığım Merdo çoktan kıymıştır nikahı." dedi Yusuf.
"Boşanırlar." dedi bu sefer Deniz Sofuloğulları.
"Yıllardır ne sizin ne dedemin yaptıklarına boyun eğmedi bunlar şimdi mi eğecekler karşılarında olmak yerine yanlarında olsanız her şey daha iyi olur." dedi Yusuf ancak karşısındaki adamın bunu anlayabileceğini sanmıyordum.
"Deden olacak o adam rahat vermez kardeşime. Kusura bakma Yusuf bir tane kardeşim var onun da size yem etmem."
"Dedem mi tek sorun?" Yusuf'un bu sorusuna güldü adam.
"Yaşlı kurda bak sen tam bir sır küpü çıktı."
"O ne demek?"
"Git dedene sor. Git dedene neden karşı olduğunu, Yağmur'u neden istemediğini sor." Yusuf bir şey demedi. Biliyordum ki kalbinde ve zihninde çoktan köklü bir soru işareti yerini bulmuştu.
"Şimdi size uslu uslu eşlik mi edelim yoksa zorluk mu çıkaralım?"
"Karşında bir Cumhuriyet Savcısı var Deniz. Kaşınma istersen." dedi Yusuf.
"Eyvallah savcım o zaman sizi uslu uslu takip ediyoruz." dedikten sonra uzaklaşan adım seslerini işittim. Dakikalar sonra arabanın kapıları açıldı ve Yusuf ile Aslan arabaya bindiler.
"Hemen ara Fuat ustayı." dedi Aslan.
"İtler pusu kurmuşlar resmen." dedi Yusuf. Sindiğim yerden çıkıp tekrar iki koltuğun arasına geçtim.
"Fuat usta." dedi Yusuf. Sesi telaşlıydı.
"Usta sakla onları... Yok et on dakikalık bir mesafe var önümüzde ne yap ne et onları oradan yok et. Yağmur'un abileri de geliyor." dedi Yusuf.
"Eyvallah." dedi ve kapattı.
"Hiç değişmemiş aynı bok herif." dedi Aslan nefretle.
Yusuf'ta ona katıldığını belli eden birkaç kelime söyledi. Önümüzdeki yollar tükendiğinde kuş uçmaz kervan geçmez dedikleri bir yolda durduk. Yolun sağ tarafında iç kısımda kalan küçük bir kulübenin ışığı yanıyordu. Derin bir nefes alıp verdik üçümüzde aynı anda.
"E ne diyelim gazamız bu sefer gerçekten mübarek olsun."
* * *
Yorumlar