ADEN 55. BÖLÜM MERDO
55. MERDO
Yusuf ve Aslan arabadan inip peşlerinde Sofuloğulları'yla kulübeye doğru kar kaplı yolda ilerlediler. Araba camından onları izlerken yanlarına gitmemek için kendimi zor tutuyordum açıkçası. Kulübenin önünde durduklarında Aslan kapıyı çaldı ancak açan olmadı. Deniz denilen adamın arkasındaki adamlardan biri öne çıktı ve kapıya sert yumruklar indirip bağırmaya başladı.
Açılmayan kapı Sofuloğullarının erkeklerini daha da öfkelendirmiş olacak ki Deniz Sofuloğulları daha fazla beklemeyip kapıya sert bir tekme attı. Eski tahta kapı aldığı darbeyle açıldığında içeriye girdiler. Kulübenin içinde sesler yükseldiğinde daha fazla dayanamadım ve arabadan indim ancak kulübeye gitmedim. Dakikalar sonra herkes dışarı çıktı.
"nereye kaçırdınız lan onları?" diye bağırdı içlerinden bir tanesi Aslan'a.
"O sesini kes." dedi Aslan arkasından yürüyen adama dönüp bakmadan. Adam hızlandı ve Aslan'ı omzundan çekiştirdi. Aslan omzunu kurtardı ve Deniz'e döndü.
"İtlerine söyle pençelerine dikkat etsinler." dediğinde Aslan'a bulaşan adam daha da hiddetlendi ancak Deniz bir bakışıyla adamı durdurdu. Adam dediğimde benden küçük görünüyordu.
"Bu olmadı savcım. Bunun bir bedeli olur elbet." dedi Deniz Sofuloğulları.
"Olsun Deniz. O bedelin bir sonucu da olur." dedi Yusuf.
Deniz yanında getirdiği adamları bir bakışıyla arkasına aldı ve Yusuf'a son bir bakış atıp arkasına döndü. Arabalara doğru yürümeye başladıklarında olduğum yerde rahatsızca kıpırdandım. Arabaya geri geçmek için hareketlendim ancak çok geçti. Beni görmüşlerdi... Normalde çekincem olmazdı ancak Aslan ve Yusuf ısrarla arabada kalmamı istemişlerdi asıl çekincemin sebebi de söz dinlememekti. Bana değen bakışları hepsinin kaşlarını çatmasına neden oldu.
"Sen kimsin?" dedi içlerinden biri.
O sıra kendi aralarında konuşan Yusuf ve Aslan başlarını aynı anda bu tarafa çevirdiler. Beni görmeleriyle koşar adım buraya gelip iki yanımda durdular. Daha doğru önüme geçtiler ancak bakış açımı kapatmamışlardı. Deniz Sofuloğulları ile göz göze geldiğimde dikkatlice inceledi yüzümü.
"Çek o gözlerini Deniz." dedi Yusuf ve biraz daha arkasına çekti beni.
"Mavi gözler, çiller, uzun siyah saçlar... Güzelliği tüm Artvin'de yayılan Aden Uyguroğlu sen olmalısın." dedi Deniz Sofuloğulları. Beni tanımasından öte adımın yanına yerleştirdiği soy ad hiç hoşuma gitmemişti. Adımın yanına zihnimde bile yerleştirmediğim soyadı birden adımın yanında duymak... Gerilmiştim.
"Geri bas Deniz." dedi Aslan öfkeyle.
"Basarız Aslan'ım. Rahat olun canım neden bu kadar gerildiniz ki?" sesi o kadar pişkin çıkmıştı ki irrite olmuştum. Gözlerindeki ifade bakışlarına da yansımıştı. Güzel bakmıyordu, insanı kötü hissettiren, geren bakışları vardı.
"Arabaya geç." dedi Yusuf soğuk sesiyle.
Bana karşı ilk defa bu denli soğuk ve sertti sesi. Aslan önce Yusuf'a sonra bana baktı. Göz göze geldiğimizde bana başıyla arabayı gösterdi. Başımı sallayıp arabaya geçtim. Camdan dönüp bakamadım dışarıya ama sesler net bir şekilde arabanın içerisine sızıyordu.
"Kurttan kuzu kaçırıyorsunuz sanki bu ne telaş?" dedi bu durumdan hoşnut olduğunu ses tonuyla belli ediyordu.
"Merdolardan bir haber alırsan bana ulaş. Sakın saçma sapan işler yapma sakın Deniz!" dedi Yusuf ve arabaya bindi. Aslan'da hemen arkasından şoför koltuğuna yerleşti. Onlarda arabalarına geçip bizden önce hareket edip yola çıktılar ve gözden kayboldular.
Arabada derin bir sessizlik vardı ve açıkçası konuşmak içimden gelmiyordu. Neden böyle davrandıklarını anlamasam da onları tanıyordum ve bu takındıkları bu tavrın kesinlikle haklılık payı vardı. Yusuf'un telefonu çaldığında arabadaki sessizlik sona erdi.
"Neredesiniz Fuat Usta?" dedi Yusuf bir süre karşı tarafı dinledikten öfkeyle konuştu.
"Tamam tamam Fuat Usta. Eyvallah!" dedi ve kapattı.
"Neredelermiş?" dedi Aslan.
"Fuat Usta'nın yanından ayrılmış geri zekalı. Nereye gidecekse bu karda kışta. Altında araba da yokmuş salağın." dedi Yusuf peşinden nefesini oflayarak bıraktı.
"Teknesine gitmiştir belki." dedi Aslan ama kendi dediğine pek inancı da yok gibiydi.
"O kadar salak değildir. " dedi Yusuf Aslan'a bakarak. Bir süre göz göze kaldıktan sonra aynı anda "Tersane." dediler.
"Tabii ya." dedi Aslan keyifle be arabayı hareket ettirdi. "Biz bunu nasıl akıl edemedik." diye söylenmeye devam etti.
"Dolambaçlı git. Peşimize takmıştır birilerini." dedi Yusuf.
Aslan kar kış dinlemeden yolu uzattıkça uzattı, dağ bayır demeden her sapağa saptı. Sonunda arkamızda kimsenin olmadığına emin olduklarında hızlanarak normal bir yoldan ilerlemeye devam etti Aslan. Derin derin nefesler alıp verdim. Merak ve gerginlikten sürekli tırnak etlerimi çekiyordum.
"Yusuf." dedim sonunda. Dikiz aynasından gözlerime gözleri değdi yine iki koltuğun arasına doğru uzattım başımı.
"Neden o kadar tepki verdiniz ki? "
Yusuf iç çekip başını bana çevirdi. Birbirine oldukça yakın duran yüzlerimizin arasında milimler vardı. Bakışları dudaklarıma kaydığında Aslan'ın öksürüğü arabaya yayıldı. Yusuf önüne döndüğünde Aslan konuştu.
"Deniz pek sağlam pabuç değil Aden. Yolda görüldüğünde yolunu çevirmen gereken tiplerden." dediğinde bu sefer iç çeken taraf ben oldum.
"Takıntılı, sapkın düşünceli bir adam. Kaç kızın günahına girdi haysiyetsiz." dediğinde sıcacık arabanın içinde buz kestim, tüylerim ürperdi.
"Dişe diş, kana kan diyenlerden. Şimdi bize de iyice bilendi senin ya da Güneş'in onu hedefi haline gelmenizden çekiniyoruz." dediğinde Yusuf homurdandı.
"Sıkar o biraz." dedi.
"Sıkar tabii. Canına susarsa orası ayrı ama." dediğimde iksinin de bakışları bana döndü.
"Güneş birkaç savunma hareketi öğretmişti de." dediğimde "Te Allah'ım." dediler aynı anda. Yusuf'a odaklandım tekrar. Yaklaştım ve yanağından öptüm.
"Özür dilerim. " dedim.
Çekincelerinde haklılardı. Onları endişelendirdiğimi şimdi anlıyordum. Yaşadığımız onca zor zamanın ardından yeni bir bela korkusu gelip göğsümün ortasına çöreklendi. Geri çekileceğim an Yusuf elimi tuttu ve avuç içimi öptü.
"Üzdüm seni." dedi ve tekrar öptü.
"Yok üzülmedim." dedim.
Yusuf yemedim bakışlarını atıp son kez öptü avcumu. Geri yaslandığımda kuyruk sokumuma giren acıyla sızlandım. Akşam yemeğinden sonra kullandığım ilaçlar etkisini kaybediyordu anlaşılan.
Araba sahil yolunda durdu. Camdan dışarıya göz attım. Burada daha az kar vardı ve yolları da kardan arınmış haldeydi. "Neresi burası?" dedim.
"Hopa'dayız." dediğinde başımı salladım. Dedemlerin yaşadığı yer Borçka'ydı. Normalde daha kısa sürecek yolu uzattıkça uzatmıştık.
"Tersane nerede?" dedim. Etrafta tersaneye benzer bir yer görünmüyordu.
"Tersane gerçek tersane değil biz öyle diyoruz." dedi Yusuf.
Arabadan indiğimizde
Yusuf sağlam elimi tuttu. "Araba da kal diyeceğimde yanımda olman daha iyi." dediğinde sırıttım.
"Kucağıma alayım mı ?" dedi Aslan.
"Gerek yok iyiyim. Haydi gidelim şu tersaneye."
Caddede biraz yürüdükten sonra ıssız bir sokağa girdik. Karşılıklı dizilmiş binaların kapladığı sokak oldukça uzun ve sessizdi. Sokağından sonunda tek katlı, depo gibi görünen bir yapının önünde durduk.
"Burası mı?"
"Burası." dedi Yusuf.
Aslan deponun kapısına gitti, önce Yusuf'a baktı. Yusuf başını aşağı yukarı salladığında üç kere yavaş üç kere hızlı olacak şekilde kapıya vurdu. Bekledi, tekrar aynı şekilde vurdu. "Burada değiller." dedi omuzlarını düşürdüğü sırada.
"Çok uzun zamandır görüşmüyorsunuz. Belki başka bir yer vardır sizin bilmediğiniz?" dediğimde "Belki de." dedi Yusuf.
"Gidelim o zaman." dedi Aslan.
Depoya arkamızı dönüp sokağın başına doğru yürümeye başladığımızda kapının açılış sesini duyduk. Üçümüzde aynı anda depoya döndüğümüzde karşılaştığımız şey açık kapıydı. Aslan önden ilerledi hemen ardından biz. İçeri girdiğimizde dışarıdan bile daha soğuk bir hava yüzüme çarptı.
"Merdo." diye seslendi Yusuf.
"Kapıyı kapatın." diye bir ses duyduğumuzda ikisi de rahat bir nefes verdiler. Yusuf kapıyı kapatıp telefonun fenerini açtı ve önümüze tuttu. İleride eski bir koltuğun üzerinde yatan bir beden onun önünde diz çökmüş başka bir beden vardı.
"Merdo?" diye sorar gibi adını söyledi Aslan...
"Dikilmeyin orada." diye konuştu aynı ses.
Ona doğru ilerledik. Gözlerim koltuğun üzerinde yatan bedene kaydı, Yağmur'du büyük ihtimalle. Kısa boylu beyaz tenli kumrala çalan saçları vardı. Beyaz teninde yanakları al al olmuş, anında ise boncuk boncuk terler birikmişti. Silkelenip kendime geldim ve ağrıyan belimi görmezden gelerek yanlarına gidip koltuğun önünde dizlerimin üzerine çöktüm.
"Hasta mı?" dedim.
Elimi alnına yasladım. Cayır cayır yanıyordu. Üzerine örtülmüş yünlü kabanı kaldırdım. Üzerindeki hırkanın iliklerini tek elimle çözmeye başladığımda elime büyük, kaba bir el kapandı. Başımı çevirip baktım ona, ela gözleri endişeyle parlıyordu ancak bakışlarındaki sert ve donuk ifade yerli yerindeydi.
"Dokunma." dedi. Sesi de bakışları gibiydi.
"Merdo." dedi Yusuf soluklanıp boğazını temizledi. "Aden yardımcı olsun izin ver." dedi. Ne diyeceğini ona nasıl yaklaşması gerektiğini çözemiyor gibiydi.
"Aden." dedi kendisine söyler gibi. Bakışlarındaki o sertlik kırılır gibi oldu.
"Aden sensin demek." dediğinde gülümseyerek "benim." dedim. Gözlerini yumdu ve başını sağa sola oynattı kendisini telkin etmeye çalışır bir hali vardı.
"Dünden beri böyle. Sabah iyi gibiydi ama buraya gelene kadar iyice kötüleşti." dedi.
"Böyle olmaz hastanelik olmuş. Havale geçirebilir." dedim elim boynunda gezindi.
"Hastane olmaz." dedi aniden ayaklanıp, oflayarak saçlarını çekiştirdi.
"Aden başka yolu yok mu?" dedi Yusuf. Bana soruyordu ancak bakışları Merdo'daydı.
"Yok. Müdahale edilmesi lazım fena üşütmüş zatürreye dönüşürse... Allah korusun." dedim.
"Saniyesinde binerler tepemize." dedi Aslan sanki Merdo'nun aklından geçenleri dile getiriyordu.
"Başka şansımız yok. Eczaneden ilaç almamızda zor reçeteli çoğu." dediğimde birbirlerine baktılar.
"Merdo." dedi Aslan.
Merdo, öfkeli bakışlarıyla baktı Aslan'a. Ondan sonra Yusuf'a baktı. Burada olmamızdan hem memnun değildi hem de memnundu. Tek başına bir bilinmezliğin içinde değildi artık. Memnuniyetinin bu olduğuna emindim. Memnun olmamasının sebebi ise ona yardım eli uzatan adamların kırgın yanında yaşıyor olmalarıydı.
"O aklınız her halta eriyor." dedi Merdo sesi de memnuniyetsizliğini apaçık belli ediyordu.
"Biz bir şekilde ilaçtır, serumdur halledelim." dedi Aslan.
"Sonra doğruca eve gidiyoruz! Aden evde çok güzel ilgilenir yengesiyle. " dedi Yusuf kesin bir dille.
"Siktir lan oradan." dedi Merdo. Yusuf'un üzerine doğru yürüdü ancak aralarına Aslan girdi ve "Başka şansın mı var?" dedi.
Merdo sıkıntıyla oflayıp durdu. Büyük adımlarla yürüyüp durdu. Öfkeliydi ancak o öfkesini yansıtmakta sıkıntı çekiyordu. Babayiğit denilen adamlar olurdu hani. Fiziksel olmasa da karakter olarak hissettirirdi kendisini. Merdo öyle adamlardandı ve çaresizlik o adama çok ters duruyordu.
"Gürcistan'a gidecektik." dedi durduğu yerde.
"Ama?" dedi Yusuf.
"O it oğlu itler her yerdeler..." dedi nefretle.
"Yurt dışını unut. Bize gideceğiz size bizim yanımızda kimse dokunamaz Merdo. Kendini geç Yağmur'u düşün. Kız iki günde hastalanmış nereye kadar kaçacaksın?" dedi Aslan. Merdo, Yağmur'a baktı. İçi gide gide baktı... Sevgi ayan beyan ortadayken bu sevgiye neden karşı çıktıklarına bir türlü anlam veremiyordum.
"Yağmur'u ya hastaneye ya da eve götüreceğiz." dedim oldukça emin çıkan sesimle. bakışları beni buldu.
"Zatürre olursa bu şartlar altında kurtulamaz." dedim biraz da gözünü korkutmak için. Yalan payı yoktu aslında zatürre iyi bakım olmazsa ölümle sonuçlanan bir hastalıktı. Merdo son kez Yusuf'a baktıktan sonra yanıma geldi ve Yağmur'u atik bir hareketle kucakladı.
"Size gideceğiz." dedi Aslan'a hitaben. Aslan hızlı hızlı başını salladı. Kenara koyduğum kabanı Yağmur'un üzerine örttüm.
Tersane dedikleri depodan önce Aslan çıktı, peşinden Merdo. Biz hemen arkasında ilerledik. Boş sokağı hızlı adımlarımızla geçip arabaya geçtik. Merdo arabada dahi kucağından indirmedi Yağmur'u.
"Aden eczaneden alabileceğimiz ilaç falan var mı?" diye sordu Yusuf.
Aklımı yokladım, reçetesiz satılan ilaçların etkileri reçeteli satılanlardan bir tık düşüktü ancak iş görürdü. Telefonuma bir liste hazırlayıp Yusuf'a gönderdim. Nöbetçi ezcaneyi bulduğumuzda Yusuf indi. Beş dakika sonra elinde torbayla geri döndü.
Eve dönüş yolunda kimseden çıt çıkmıyordu. Yağmur ara sıra sızlanıyor, sayıklıyordu. Merdo bir an olsun bakışlarını kaldırmamıştı kucağındaki bedenden. Sanki kucağında yirmilerinin sonunda bir kadın değil de yeni doğmuş bir bebek vardı.
"Haber versek mi?" dediğimde Aslan ve Yusuf dikiz aynasından baktı.
"Şimdi ararsak herkes hareketlenir." dedi Yusuf. Başımı salladığımda birden çalan telefonumla sıçradım.
"Dedem arıyor." dedim. Adamın içine doğmuştu herhalde. Tek tek baktım hepsinin yüzüne hepsi açma der gibi baksa da kendi bildiğimi okudum ve telefonu cevapladım.
"Dede." diye açtım telefonu.
"Kızım neredesiniz siz?" dedi merak ve korkuyla.
"Dede sana bir şey diyeceğim ama ses etme tamam mı?" dediğimde geç bunları der gibi güldü.
"Ula sizin gittiğiniz yolları ben yalayıp yuttum. İyiler mi?" arkadaş bu adamlar neden böyle cin gibiydiler ya?
"Yağmur hasta. "
"Eşek herif hemen hasta etmiş kızı. Getirin buraya Kiraz'ım iyi eder onu." dedi ve yüzüme kapattı.
"Adam leb demeden leblebiyi anlıyor ya."
Yol sessizlik içinde bitti. Sabahın ilk ışıkları gökyüzünde süzülmeye yüz tutmuşken evin önünde durduk. Arabadan indiğimizde bahçe kapısının önünde bir süre durduk. Merdo kucağından bir an olsun indirmediği Yağmur'u omzuna doğru kaydırdı. Bakışları yan eve kaydığında derin bir iç çekti.
"Hadi bakalım." dediğimde hepsi başını salladı. Bahçeye girip eve doğru yürüdük.
En önde Aslan vardı. Merdo kucağında taşıdığı Yağmur'la ortamızda duruyordu, en arkada ise biz vardık.
"Tahir dede bizi mahvedecek." dedim. Yusuf elimi daha da sıkı tuttu.
"Buradalar ya bırak mahvetsin En azından nerede bunlar diye çırpınmayacağız. " dediğinde başımı salladım.
"Çalıyorum kapıyı." dedi Aslan.
Kapıyı çaldı, yükselen gürültüler evden taştığı esnada kapı açıldı. Yavuz dedem tüm heybetiyle dikildi kapının önünde. Gözleri sırayla gezdi hepimizde yüzünde memnun bir gülüşle geri çekildi ve evinin kapısını sonuna kadar açtı.
"Hele şükür geçin haydi." dedi.
Aslan omzunun üzerinden bize baktıktan sonra eve girdi. Dedem Merdo'ya baktı. Başıyla evi gösterdi ancak Merdo'nun ayakları sanki geri geri gidiyordu. Yusuf yürümeye başladığında elim elinde takip ettim onu. Merdo'nun yanından geçerken omzuna peş peşe vurup öne doğru iteledi. Merdo tek şansının bu olduğunu sonunda kavrayınca eve doğru hareketlendi.
"Sen sadece o evin değil." dedi dedem hemen önünde duran Merdo'ya Toralların evini gösterirken. "Bu evinde oğlusun..."
Merdo konuşmadı, dudaklarını birbirine bastırıp başını salladı ve besmele çekip eve ilk adımını attı. Peşinden bizde girdiğimizde dedem bize dik dik baktıktan sonra "gül gibi kızıma kendinize benzettiniz." dedi ve biz ayakkabılarımızı çıkartmaya uğraşırken yanımızdan gitti.
"Adam bana laf sokmak için yer arıyor." dedi Yusuf.
"Laf etme dedeme." dedim ve onu arkamda bırakıp gülerek içeri geçtim. Yağmur pencere kenarındaki yüksek divanın üzerinde yatıyordu.
Evde bulunan tüm kadınlar Yağmur'un başındaydı. Hızlı adımlarla yanlarına gittim. "Açılın kız zar zor nefes alıyor zaten iyice boğmayın." dedim.
"Yusuf ilaçları getir." diye bağırdım.
"Kızım bir duş falan aldırsaydık." dedi babaannem.
"Önce ilaçla bir terini atsın aldırırız babaanne. Bir oda ayarlasanız?" dediğimde Hatice abla hemen ayrıldı yanımızdan.
"Merdo." diye sayıkladı Yağmur.
"Buradayım, yanındayım." dedi Merdo. Gelip baş ucuna oturdu ve yüzüne yapışan saçlarını çekti.
"Üşüyorum." diye sayıkladı bir kez daha. Merdo yardım isteyen bakışlarını yüzüme çevirdi.
"Anne su getirin bir bardak." dedim ve ateş ölçerle ateşini ölçtüm. Sınırdaydı...
Yağmur'a peş peşe ilaçları içirtip biraz kendisini toparlasın diye serum bağladım. Ben bunları yaparken herkes oturmuş beni izliyordu. Serumun akış hızını da ayarladıktan sonra çöküp kalktığım yerden kalktım ancak kalkmamla acıyla inlemem bir oldu.
"Eee, ne demişler terzi kendi söküğünü dikemezmiş." ters ters anneme baktım.
"Oda hazırsa yatıralım kızı."
"Hazır kızım hazır." dedi Hatice abla. Merdo, Yağmur'u bir kez daha kucakladı ve dün hastaneden sonra yattığım odaya yatırdı. Onları odanın kapı eşiğinden izledim.
"Üstünü örteyim mi?" dedi bana dönerek.
"İlaçlar birazdan etki eder. Ateşi düştükten sonra daha sıkı örteriz şimdilik çarşaf yeterli." dedim. Üzerine Hatice ablanın çıkarttığı temiz beyaz çarşafı örttü. Alnını öpüp geri çekildi.
"Toparlanır merak etme." dediğimde başını salladı.
Yanından hiç ayrılmak istemese de içeride onu bekleyen kalabalığın farkındaydı. Ondan önce içeri geçtim ve tek boş olan yere Haydar abinin yanına gidip oturdum. Kolunu kaldırdığında hemen o boşluğa kaydım ve göğsüne yaslandım. Ağrımda vardı uykumda ancak meraklı yanım beni dinç tutuyordu. Merdo içeri geçip yemek masasının boş sandalyesini alıp Yusuf'un yanına koydu ve oturdu. Üçü yan yana oturuyorlardı.
"Deli uşak anlat bakayım derdini." dedi dedem.
"Bismillah bey dur bir dakika çocuğum bir yemek yesin bir su içsin. Atlı mı kovalıyor?" dedi babaannem. Kıkırdamadan edemedim. Babaannem pamukluktan eli sopalıya dönüş yapıyordu.
"Bu çocuk hem yiyip hem konuşamıyor mu hanım?" dedikten sonra "Hatice aş getir çocuğa." dedi.
"Gerek yok Hatice abla." dedi Merdo ama Hatice abla ona ters ters bakıp mutfağa gitti.
"Eee Merdo Bey." dedi bu sefer dedem.
"Ne anlatayım dede?" dedi Merdo tersçe. Sorguya çekilmek mi hoşuna gitmemişti yoksa bu durumda olmak mı karar veremedim.
"Kızı neden kaçırdın ilk onu de sen bana?" Merdo sıkıntısını iç çekip oflayarak belli etti. Kol dirseklerini dizlerine yaslayıp ellerini bacak arasında sallandırdı.
"Başkasıyla evlendireceklerdi." dediğinde üzüntüyle iç çektim. Bu devirde bu yüzyılda diye bir kavram yoktu artık. Zaman ilerledikçe insanlar geriliyordu.
"Sende kaçırayım mı dedin kızı?" dedi dedem. Merdo yüzünü sertçe sıvazladı.
"Yıllarca sabır dedim durdum dede. Okumamış, elinde mesleği bile yok demesinler diye didindim durdum. İş kurdum, para pul kazandım. Ev araba aldım... Ama ne Tahir babam ne onlar olur demediler, sizden olmaz deyip durdular... Ne bir gerekçe ne bir açıklama."
"Haklısın." dedi dedem. Merdo şaşkın bakışlarla baktı bu sefer dedeme. Ona hak verildiğini duymak sanırım beklediği bir şey değildi.
"Aynen öyle. Haklısın Merdo." dedi bu sefer Yusuf. Peşinden Aslan'da desteğini verdi.
"Artık aralarındaki tüm düşmanlığı bir kenara bırakıp sizin iyiliğiniz için göz yumacaklar. Yeter çektirdikleri." dedi dedem.
"Biz arkandayız oğlum." dedi babaannem.
"Tahir babayla ters düşmeyin." dediğinde Yusuf yıllardır görüşmediği arkadaşının omzuna elini yasladı ve sıktı.
"Düşmeyiz. Hepimiz sizin arkanızdayız." dedi. Merdo omzunu çekti ve ağız ucuyla " eyvallah." dedi. Yusuf'un yüzü asılsa da üstelemek istemedi.
"Gün ışıdığında çağırır konuşuruz. Bu saatten sonra geri dönüş olmaz." dedi dedem. Merdo başını salladı.
"Kıydınız mı nikah?" diye sorduğunda ise başını hayır anlamında salladı. "Şeytana uymadınız inşallah." diyen Hatice ablayla "Hatçe!" diye bağırdı babaannem.
"Ya sabır." diye mırıldanan Merdo'ya gülmeden edemedim. Doğal olarak insanın aklına ister istemez ilk bu durum geliyordu.
Birden esnediğimde tüm gözler bana döndü. Elimle ağzımı kapatıp daha da çok gerinerek esnedim. "Vallahi staj ağarken böyle uykum gelmemiştir." dediğimde gülüştüler.
"Neyse size doyum olmaz ben kopacak olan kıyametten önce biraz uyuyayım." dedikten sonra Haydar abinin kolları arasından sıyrıldım.
"Bende yatarım vallahi." dedi Aslan.
"Merdo sana da hazırladık oğlum oda. Git bir yıkan paklan uyu." dedi babaannem.
"Yok Kiraz'ım. Ben Yağmur'un yanına geçeyim." dediğinde dedem kaşlarını çattı.
"Git yıkan aklan paklan sonra in kızın yanına de hay de." dedi dedem ve kalkıp Yağmur'un yattığı odanın önüne geçip kapısını örttü.
"Ben sana benim temiz kıyafetlerden çıkarayım şimdilik." dedi Aslan gülmemek için kendisini tutarken.
"İstemez senin paçavranı." dedi Merdo ama Aslan onu dinlemeden çıktı merdivenleri.
"Eh bende yatayım biraz yoruldum." dedi Yusuf ve bana göz kırpıp merdivenlere doğru yöneldi.
"Nereye ula?" dedi dedem. Yusuf omzunun üstünden dedeme baktı. "Yatmaya dedem." dediğinde "çekil git ula evine. Yok sana yatak." dediğinde dedeme şaşkınlıkla baktım.
"Dede yukarıda bir sürü boş oda var." dediğimde bana döndü.
"Var tabii kızımda sana bana var. Bu velet odana dadanacak dedesi kılıklı." dediğinde dudaklarımı birbirine bastırıp gülmemek için gözlerimi Yusuf'tan kaçırdım.
"Aşk olsun dedem. Sende beni ırz düşmanı belledin iyice." dediğinde kıkırtılar duydum.
"Haydi haydi geç divana yat." dedi ve eliyle annemlerin oturduğu divanı gösterdi.
"İyi madem. Ev kovmadığına da şükür." dedi ve çıktığı iki basamağı ger indi. Yanından geçerken bana yine göz kırpıp annemlerin yanına gitti. Annemle Zümrüt Hanım'ın ortasına yerleşti.
"Çıkayım ben o zaman." dediğimde dedem başını salladı. Ben merdivenlere yönelirken Aslan'da iniyordu.
"İyi uykular." dediğinde gülümseyerek başımı salladım ve odaya çıktım.
Yatağa yerleştiğim gibi de sızıp kaldım. Uykumdan evde kopan bir kıyametle değil yanağıma kondurulan öpücüklerle uyandım. Yüzümü kaçırmaya çalıştıkça öpücükler artınca sinirle gözlerimi araladım.
"Ne oluyor be?" diye çığırıp başımı kaldırdım ve tepemde bana sırıtarak bakan bir Emir gördüm. Gözlerimi ovalayıp tekrar baktım. "Kabus mu görüyorum?" dediğimde Emir'in gülen suratı asıldı.
"Cadoloz." dediğinde daha fazla devam ettiremedim ve çığlık atarak oturduğum yerden boynuna sarıldım. Emir'in kahkahaları ve memnuniyetsiz homurdanmaları umurumda değildi. Beni öptüğü gibi yanaklarını öptüm ıslak ıslak. Nefret ederdi...
"Ya tamam be kızım lama senden daha az tükürük saçıyordur." dediğinde bıraktım onu ve bacağını tekmeledim ancak acı çeken o değil bendim. Belim ani hareketimle sızım sızım sızlarken Emir sırıttı.
"Allah işte böyle çarpılırsın." dediğinde ona dil çıkardım. Sonra durdum bir an ve ciddi bir suratla Emir'e baktım.
"Lan senin burada ne işin var?" dediğimde her zamanki Emir gibi gülümsedi.
"Duydum ki ben yokken düşüp çanağı kırmışsın yataklara düşmüşsün bende erkenden geleyim dedim." dediğinde sırıtan yüzüne yumruk atmak istiyordum. Pislik benimle resmen dalga geçiyordu.
"Dalga geçme be köpek." dediğimde sırıtışı daha da büyüdü. Yanaklarımı sıkıp alnımdan öptü.
"Saat kaç?" dedim yataktan kalkarken.
"Sabah dokuz." dediğinde boynum büküldü.
"Sadece üç saat uyumuşum." dediğimde güldü.
"Eskiden uyumayı hiç sevmezdin." dediğinde omuz silktim. Bedenen ve ruhen oldukça yorgundum ve bu bende uyku yapıyordu artık.
"Tek mi geldin?" dediğimde dudağında büyük bir gülüş belirdi.
"Ne?" dediğimde ellerini iki yana açıp başını boynuna doğru eğdi.
"Emir aklımdan geçenin pek ihtimali yok." dediğimde dudağını bilmem der gibi büktü bu seferde.
"Şaka." diye bağırıp odadan koşar adım çıktım ve merdivenlerden inmeye başladım.
"Kız yavaş yine düşeceksin kıçının üstüne." diyen Emir'i umursamadım. Salona inen merdivenlere geldiğimde başımı kaldırıp karşıma baktım. Mutfaktan çıkan Baran'la göz göze geldiğimde "Bu sevinç kesinlikle bana olamaz." dedi.
Onu duymadım bile. Merdivenleri sonlandırdığımda salona görmemi engelleyen duvarı geçtim. Salona vardığımda Yağız Bey ile karşılaştım. Emir'i yanlış mı anlamıştım acaba?
Ben Yağız Bey'e hayal kırıklığıyla bakarken Baran yanıma gelip "Bahçede." dediğinde asılan yüzüm tekrar tebessümle doldu. Bahçeye çıktığımda gördüm onu. Geçen gün düştüğüm yerde durmuş öylece yağan karı izliyordu.
"Güneş." diye neşeyle bağırdığımda bana döndü. Yüzüne geniş bir gülüş yayılırken bana doğru koştu. Bende ona doğru koştum. Tam düştüğüm yerde yan yana geldik ve birbirimize sıkıca sarıldık.
"Yaaa inanamıyorum." dedim ve kollarımı omuzlarına daha sıkı sarıp yanağını peş peşe öptüm. O sıra ne bizim fotoğrafımızı çeken annemin farkındaydım ne de bizi yüzlerinde huzurlu bir tebessümle izleyen diğerlerinin. Kollarımı tamamen koparmadan biraz geri çekildim. Yüzü gülüyordu, gözleri parlıyordu.
"Hoş geldin." dediğimde belimdeki kollarını boynuma sardı ve bu sefer o beni yanağımdan öptü.
"Yaaaaaaa. " sesin geldiği tarafa döndük. kerem evin içinden koşarak yanımıza geliyordu.
"Bende, bende. Bana da sarılın..." diyerek yanımıza kadar koşturdu. Onun bu haline güldük. Güneş kucakladığında bende destek verdim taşıyabilmesi için. Kerem kollarını bize sarıp yanaklarımızdan kocaman kocaman öptü.
"Fındık kurdum." dedim ve burnundan öptüm. Üzerinde sadece bir kazak olduğunu fark ettiğimde "Hadi eve geçelim." dedim.
Eve geçtiğimizde Toral Ailesi dışında herkesin burada olduğunu gördüm. Yusuf'ta yoktu. Doğu yanıma gelip beni kucakladı ve etrafında bir iki tür döndü. "Mavişim özledik seni." dediğinde gülerek "sırnaşma hemen sırnaşma." dedim. Gülerek indirdi beni. Herkes salonda oturmuş kahvaltının hazırlanması bekliyordu. Babaannem yardım etmemize izin vermemiş Güneş'le bizi içeri yollamıştı.
"Sema ablalarda geldiler mi?" dedim.
"Geldiler." dedi Baran. Tam boylar ve Emir Haydar abiyle sohbet ederken Yağız Bey sessiz, düşünceli bir halde dışarıyı izliyordu. Merdo'nun yokluğu dikkatimi çektiğinde ayaklandım.
"Ben bir Yağmur'a bakayım." dedim.
Hemen koltuğun arkasında kalan odanın kapısını yavaşça açtım ve içeriye göz attım. Yağmur hala uyuyordu, Merdo ise yatağının önünde oturmuş, başını yatağın kenarına yaslamış öylece uyuyordu. Eli ise sımsıkı tutuyordu Yağmur'un elini. Bu görüntü bana iki üç hafta öncesini anımsattı. O zamanlar uyuyan Yusuf, başında bekleyen ise bendim. İçeriye girdim ve yatağın diğer tarafına geçtim. Serum bitmişti. Yağmur'un alnına elimi yasladım. Ateş düşmüştü. Komidinin üzerine bırakılmış olan ateş ölçeri alıp Yağmur'un alnına doğrulttum. Ateşi ideal ölçüdeydi yüzüne de biraz renk gelmişti. Yeni bir serum takıp çıktım odadan.
"Yağmur nasıl?" dedi Aslan.
"İyi gibi. Bugünde yatsın yarına toparlar." dedim. Kalktığım yere geri oturduğumda Güneş koluma sarınıp başını omzuma yasladı.
"Kız Ajan Salt." diyen Doğu'ya çevirdim bakışlarımı. Dün gece olanları bildiğini tüm mimikleriyle anlatıyordu şu anda bana.
"Ajan Salt?" dediğimde Aslan güldü.
"Ajan Salt çok Avrupai kaldı Aden'in yanında. Kendisi dün gece gerçek bir Karadenizli olduğunu kanıtladı. " dediğinde Baran ve Emir güldüler.
"Sen nesin acaba? Ajan kot kafalı." dedim birden ne dediğimi fark ettiğimde elimle ağzımı kapattım. Odada Aslan dışında herkes hatta Yağız Bey bile gülerken Doğu bana şaşkın şaşkın bakıyordu.
"Sen bunu nereden öğrendin?" dediğinde "Tahir dedemden." dedim.
"Kot kafalı." dedi Kerem Aslan'a bakarak. Hızla Kerem'e döndüm. Bakışlarımdan çekinmiş olacak ki mahzun mahzun baktı. "Ayıp mı?" dediğinde kucağıma çağırdım onu. Kucağıma yerleşip bacaklarını Güneş'in kucağına uzattı. Çok hızlı uzuyordu bu çocuk. Birkaç aya kucağa bile alınmazdı.
"Haydi sofraya." diyen babaannemle omzumun üzerinden arkama baktım. Masa hazırdı dedemde kaşla göz arasında çoktan kurulmuştu köşesine. Hepimiz masaya geçtiğimizde dedem Merdo'yu sordu.
"Uyuyorlar dede. Uyandıklarında yerler." dediğimde başını salladı.
"Afiyet olsun. Haydi buyurun." dediğinde Hatice abla çayları doldurmaya başladı. Tabağımı doldururken gözüm Güneş'e kaydı. Tabağına birkaç parça bir şey koyup yavaşça yemeye başladı. Dikkatimi asıl çeken şey az yemesinden ziyade herkese karşı oluşturduğu mesafeydi.
Kahvaltı faslı bittiğinde yine salona geçmiştik. Sessiz bir sohbetin ortasındaydık ancak hepimiz içten içe Tahir dedenin gelmesini bekliyorduk. "Kahve yapayım bari." deyip ayaklandığımda "Hay çok yaşa kızım." dedi dedem.
Güneş'e başımla mutfağı gösterdim ayaklanıp peşimden geldi. Mutfağa geçtiğimizde neyin nerede olduğunu bilmediğimi fark ettim. "Malzemeler nerede ?" diye sorduğumda önce cezveyle fincanları sonra da kahveyle şekeri çıkarttı. Hala konuşmuyordu ama iyiydi... Çok daha iyiydi.
"Bir tane daha cezve çıkartsana aynı anda yapalım da diğerini yaparken soğumasınlar. " dediğimde başını sallayıp bir tane daha çıkardı. Kahveleri yaparken ona dün geceki macerayı anlatıyordum. Aslan ve Yusuf'a dediklerimi aynı şekilde aktarıyordum. Yüzünde oluşan gülüşüyle bende güldüm.
Salona geri döndüğümüzde sırayla dağıttık kahveleri Güneş'le. Elimizdeki tepsiyi yemek masasına bırakıp geri döneceğimiz sıra hızla vurulan kapıyla sıçradık. Güneş elindeki tepsiyi düşürüp korku dolu gözlerle kapıya bakarken elimdeki tepsiyi masaya bırakıp yanına geçtim.
"Yavuz aç ula kapıyı. Seni hain!"
Tahir dedenin bağırışı sadece evin içinde değil tüm Artvin'de yankılandı desem yeriydi. Herkes ayaklanıp kapının önüne doluştu. Dedem kapıyı açtığında Tahir dede kıpkırmızı suratıyla içeri girdi.
"Sen o ailenin kızını evine nasıl sokarsın Yağız nerede bunca yılın hukuku?" diye dedemin suratına suratına bağırdı. Öfkesi öyle kör etmişti ki yüzünü bir an elinden kaza çıkmamasını diledim.
"Baba sakin ol artık." diyerek içeri girdi Sefa abi hemen arkasından Sema abla, Meryem babaanne, Gazel yenge ve Yusuf girdi.
"Nerede o kız ha nerede?" diye inletti tüm evi.
Hatice abla Kerem'i elinden tutup üst kata çıkarttığı gözüme çarparken önünden geçtikleri odanın kapısı açıldı ve Merdo odadan çıktı. Ağır adımlarla yürüdü ve Tahir dedenin önünde durdu. Tahir dede burnundan soluyup sakinleşmeye çalışsa da kendisini tutamadı ve Merdo'nun yüzüne sertliği sesinden bile belli olan tokat attı.
"Baba!" diye bağıran Gazel yenge hemen kardeşinin önüne geçti.
"Sen ne yapıyorsun baba?" diye konuştu.
"Bey aklını mı yitirdin sen?" diye Meryem babaannede konuştu.
"Çekil gelin aradan!" dedi Tahir dede ancak bu sefer Gazel yengenin önüne Sema abla geçti.
"Sema!" diye homurdandı Tahir dede ancak Sema abla geri adım atmadı.
"Karşında duranlar düşmanın değil baba evladım dediklerin. Sen evlat saydığını neden saymazsın?" dediğinde Tahir dede sustu.
"Şu çocuk kendini bildi bileli sevdalı o kıza. Soyunun sopunun ne önemi var dede? Biz gelin sayıp evimize kabul ettikten sonra aradaki sorunların ne önemi var?" dedi Yusuf.
"Sorun..." deyip sustu.
"Sevmem suç mu baba?" dedi Merdo.
Sesine yılların yorgunluğu sinmişti. Sanki kaçalı iki gün değil de asırlar olmuştu. Tahir dede tekrar hiddetlendi ve "Suç." diye bağırdı. "O kızı sevmen suç." Merdo bir şey demedi. Ağzını açıp tek kelime dahi etmedi öylece baktı baba dediği adama. Gözlerinde büyük kırgınlık vardı.
"Ne varmış o kızda da suç?" dedi Yavuz dedem.
"Ulan şu çocuk yıllardır çalışıp durdu. Gün bilmedi gece bilmedi. Kaç yaşında uşak bu yaşına rağmen senden tek bir şey istedi sen ne yaptın olmaz deyip durdun." dedi Yavuz dedem. Artık o da kendisini tutamıyordu.
"Ne istiyorsun be adam bu çocuklardan, suçları günahları ne?"
Tahir dede güçlü nefesler alıp verdi. Öfkesi göğsünü harlarken bakışları Merdo'nun arkasına takıldı. Baktığı yere baktım, Yağmur uyuduğu odanın eşiğinde ayakta zar zor duruyordu. Tahir dede önündekileri aşıp Yağmur'a doğru ilerdi. Merdo ondan önce davranıp Yağmur'un yanına vardı ve önünde durdu. Koca bedeninin arkasında Yağmur küçücük kalmıştı.
" Söyle sen söyle Yağmur." dedi Tahir dede. Sesinden tuhaf bir acı sızdı etrafa.
"Söyle!" diye bağırdı.
"Neden karşı çıktığımı seni evimde neden istemediğimi söyle." dediğinde Yağmur hıçkırarak ağlamaya başladı.
"Baba!" dedi Merdo.
"Dede." diyerek yanına gitti Yusuf. Hiçbirimizden çıt çıkmıyordu, hepimiz dönmüş vaziyette olan biteni izliyorduk evin içinde.
"Ben istemem mi oğlumun mutluluğunu görmeyi. Şu kapının önünde yedin gün yedi gece düğün yapıp tüm Artvin'e duyurmak oğlumun mutluluğunu... İstemem mi sanıyorsunuz?"
"İzin ver o zaman dede. Senin derdin diğerleriyle kızın ne suçu var?" dedi Aslan.
"Onun suçu susmak..." dedi Tahir dede.
"Söyle Yağmur kaçacak kadar çok sevdiğin adama ellerine bulaşan kanların kimin kanları olduğunu söyle?" dediğinde evin içine ölüm sessizliği yayıldı. Merdo neye uğradığını şaşırdı.
"Baba ne diyorsun sen?" dedi Sefa abi. Sefa abiye bakmak için başımı çevirdiğimde gözüme Gazel yenge takıldı, beti benzi atmıştı...
"Ben değil Yağmur diyecek." dediğinde Yağmur'un hıçkırıkları daha da arttı.
"Yemin ederim isteyerek susmadım..." dediğinde Merdo Yağmur'a döndü.
"Yağmur." dedi titreyen sesiyle. Aklıma gelen şeyi dillendirmek istemesem de sanırım herkes benimle aynı şeyi düşünüyor olacak ki Yağmur'a değen yumuşak bakışlar geçen her saniye de sertleşiyordu.
"Ben bir şey yapmadım Merdo yemin ederim yapmadım. Öğrendiğim an karakola gittim ama izin vermediler seninle tehdit ettiler..." dedi ve daha da şiddetli ağlamaya başladı.
"Neyi öğrendin?" dedi Gazel yenge Yağmur'a yaklaşırken. Ağlamamak için kendini tuttuğu o kadar belliydi ki gidip sımsıkı sarılmak istedim o an ona.
"Konuşsana kızım neyi öğrendin neye sustun?" dedi Sema abla sabırsızca.
"Çok özür dilerim çok özür dilerim." dedi ve dizlerinin üzerine düştü.
"Yağmur." dedi ve diz çöktü sevdiği kadının önüne Merdo.
"Merdo yemin ederim ben onları ihbar etmek istedim hatta Tahir amcaya bile anlatmak için geldim ama her seferinde engellediler beni... Seni öldürmekle tehdit ettiler." dedi Yağmur kesilen nefeslerinin arasında.
"Onları neden ihbar edecektin ki?" dedi Merdo dişlerinin arasından. Yağmur başını sağa sola sallayarak ağlamaya devam etti. Merdo omuzlarından tutup zarar vermeden sarstı Yağmur'u.
"Bir şey söyle kurban olduğum aklına gelen değil de kalbine düşen ateş değil de. Bir şey de kurbanın olayım." Merdo ağlıyordu.
Güneş koluma daha sıkı sarıldığında sessiz hıçkırıklarını işittim. Dönüp baktım ona ancak yüzünü omzuma gömdü. Diğerlerine baktım, herkes şaşkındı, herkes üzgündü... Kırgın, kızgın...
"O kazada..." dedi ve yutkundu Yağmur.
"O kazada diğer arabanın şoförü hapiste yatan adam değildi..." nefeslendi ve başını yerden kaldırıp Merdo'ya baktı. "Abimdi. " dedi ve hıçkırdı tekrardan.
"Ali abiyle Esma'nın katili abim."
İmkansızın karşılığında benim penceremden hep pişmanlık görülürdü. Şimdi yine penceremin kenarındaydım ve o pencereden imkansıza bakıyordum. Yağmur suçsuz muydu evet suçsuzdu ama bunun bir önemi yoktu kimsenin gözünde. O gerçeği saklamış, evlat acısı yaşamış bu insanlara bir acı daha yaşatmıştı. Yağmur, Merdo'ya kavuşur muydu bilinmezdi ama belli ki artık bu evde de yeri yoktu.
* * *
Yorumlar