ADEN 56. BÖLÜM BOYNU BÜKÜK SEVDALAR

 56. BOYNU BÜKÜK SEVDALAR 


İhanetin nedenleri konuşulmazdı çünkü sonuçları daha gürültülü olurdu. Nedenler önemsizdi, herkes sonuca bakardı. Yağmur sevdiği adamdan gerçekleri saklayarak ona ihanet etmişti. Sonuç Yağmur'un susmasından dolayı cezasını çekmeyen katillerin hala dışarıda oluşuydu.

 Peki sebep neydi?

Tehdit, korku, aile bağı... Yağmur'un sebebi ne olursa olsun kabulü yoktu. Bunu  herkesin gözünde görebiliyordum. Söz konusu canın kaybı olunca insan köreldikçe köreliyordu. Herkes Yağmur ve Merdo'ya odaklanmışken ben Gazel yengedeydim.  Kocasını kaybetmişti... Onu bu kadar iyi anlamak ağlama isteğimi arttırıyordu. Evlat acısına değinmiyordum bile. Daha on beşine gelememiş çocuğunu bir trafik magandası ondan koparmıştı. Bize gözü her değdiğinde o güzel çehresinde oluşan hüzünlü gülümsemesi insanı derinden sarsıyordu.

Merdo, Yağmur'u yerden kaldırıp çıktığı odaya geri sokmuş peşi sırada kapıyı kilitlemişti. Herkes duyduğu gerçeğin şokunu yaşarken ilk kendine gelen Yusuf oldu. Dedesine döndü ve yüzünü sertçe sıvazladıktan sonra konuştu.

"Dede bu ne demek?" onun sesine Merdo'nun bağırış sesleri karışırken Yağız Bey odanın önüne gitti ve kapıya sert bir darbe indirdi. Yusuf'a döndüm. Dedesine bir cevap alma umuduyla bakıyordu. 

Tahir dede zar zor nefes aldı. İki adım ötesindeki divana ilerleyip oturdu. Başını elleri arasına alıp yere baktı. Merdo'nun bağırışları daha da büyürken Yağmur'un ağlayışları daha da yükseliyordu.

"Ne diyor bu kız?" Meryem babaanneye baktım. Bir elini göğsüne yaslamış Sema ablanın desteğiyle ayakta duruyordu.

"Tahir..." dedi bu sefer. "Doğru mu diyor?"

"Doğru." dedi. Dilinden düşen kelime zehir saçıyordu sanki.

"Baba adam akıllı anlat şu işi." Sefa abi bağırmıyordu lakin bağırsaydı bu kadar korkutucu olmazdı.  Öfkeliydi ancak kendisini tutmayı başarıyordu. 

"O it oğlumla torunumu öldürüp yerine başkasını sokturdu içeri. Ne yaptıysam ne ettiysem kanıtlayamadım. Kesin bir sonuca bir kanıta ulaşmadan diyemezdim size. " sesinde tüten çaresizlik her yanımızı sardı. 

"Sen nasıl öğrendin dedem?" dedi Baran. Elinde telefon sürekli bir yerlere mesaj atıyordu. Tahir dede sessizliğe büründü. Meryem babaanne daha fazla ayakta duramadığından kocasının yanına yığılır gibi oturdu. 

"Çocuktu lan çocuk!"  Merdo'nun sesi tüm eve dağıldığında bir an Yağmur'a zarar vermesinden korktum. 

"Merdo, aç kapıyı oğlum." dedi Yağız Bey.  Benim gibi o da yanlış bir şey yapmasından endişe ediyor olmalıydı.

"Arazi ihalesi yüzünden mi?" dedi Yusuf. Tahir dede başını kaldırmadı ancak evet manasında salladı. 

"Tabii ya." dedi Sefa abi öfkeli nefeslerle. "İhaleden iki gün sonra oldu o kaza."  

"Tahir amca." dedi Haydar abi. Tahir dede başını kaldırıp baktı.

"Elle tutulur hiçbir şey yok mu?" dediğinde Tahir dedenin bakışları Yağmur ve Merdo'nun bulunduğu odaya kaydı. Odadaki sesler kesilmişti. 

"Yağmur'un ifadesinde kanıt isteyeceklerdir." dedi Yusuf ve Baran aynı anda. 

"Konuşur mu ?" dedim. Hepsinin bakışları bana döndü.

"Burada baskıdan ve korkudan itiraf etti. İş ciddiye bindiğinde de konuşacak mı?" dediğimde "Doğru." dedi Doğu. 

"Böyle bir şey yaparsa Merdo'yu tamamen kaybeder. Bunu göze alabilir mi?" diyen bu sefer Zümrüt Hanım'dı.

"Merdo'yu çoktan kaybetti." dedi Gazel yenge kısık sesiyle. Güneş sıkı sıkı tuttuğu kolumu bırakıp arkamdan çıktı ve Gazel yengenin yanına gitti. Hemen yamacına oturup sıkıca sardı onu. Çenesini omzuna yaslayıp yanağından öptükten sonra başını omzuna yasladı. 

"Nasıl sıyrıldılar bu işten acaba?" dedi Emir.

"Para..." dedi Tahir dede.

"Dost bildiğim, sağlamdır dediğim kaç insan varsa hepsini parayla satın aldılar." Yusuf öfkeyle soludu. Nefes alışları hiddetlendiğinden göğsü kuvvetle inip kalkıyordu. 

"Dede." dedi soru sorarcasına. Tahir dede bakışlarını Yusuf'tan tekrar kaçırdı. Bu hareketi Yusuf'u daha da hiddetlendirmekten başka bir işe yaramadı.

"İsteyerek emekliliğe ayrılmadın değil mi?" hepimiz Tahir dedeye bakıyorduk. Bu sessizliğin tek cevabı vardı ve bu  cevabı hepimiz biliyorduk. Yusuf küçük alanda volta atıyor iki eliyle şakaklarına vuruyordu. 

"O piçin yedi sülalesini sikeceğim." diye bağırdı birden ve ne olduğunu idrak edemeden evden çıktı. Peşinden aynı hızla Baran çıktığında bende peşlerinden gittim. Arkamızda kalan uğultu büyüdükçe büyüyordu o sırada. 

"Yusuf." diye bağırdım. Ne duyuyordu ne görüyordu. Acısına öfkesi dahil olunca gözü dönmüştü resmen.

"Abi dur nereye?" diye bağıran Baran'da durdurmadı onun. Peşinden bağırarak onu durduramayacağını anladığında koşmaya başladı ve Yusuf'un önünde durdu. Bende peşlerinden koştum. 

"Yusuf." diye soluk soluğa yanlarında bittim. 

"Eve geçin." diyerek yoluna devam etmek istedi ancak Baran tekrar önünde durdu. Ben hala nefes nefese iki büklüm kalmıştım. 

"Gitme." dediğimde sertçe bıraktı nefesini. Baran doğrulmama yardım etti.

"Aden haklı gitmek işleri daha da sarpa saracak." Yusuf öfkeliydi, Yusuf sinirliydi,  isyankardı... Barut gibiydi.

"Duramıyorum lan duramıyorum." diye soluk soluğa konuştu.

"Gidip o piçin boğazına yapışmamak için zor tutuyorum kendimi." dediğinde aramızdaki bir adımlık mesafeyi sıfıra indirdim ve ona sımsıkı sarıldım. Nefesleri alnıma düşüyordu, kalın kazağının üzerinden kalbini öpüp yanağımı sürttüm.

"İnan hepimiz... Hepimiz aynı şeyi hissediyoruz... Ben bile hatta eminim Güneş bile gidip hepsini öldürmek istiyordur ama bu çare değil. " başımı göğsünden kaldırıp yüzünü avuçladım. Burkuk olan bileğim acısa da Yusuf'un gözlerinde gördüğüm acıdan daha az yakıyordu.

"Sen adalet insanısın Yusuf canın pahasına haktan hukuktan kopmadın şimdi itin biri yüzünden yılların emeğini elinin tersiyle itemezsin. Sen Savcı Yusuf Toral'sın ona göre davranacaksın." alnını alnıma yasladı. 

"Gazel yengenin yüzüne bakamıyorum." sesi titriyordu. Ağlamamak için derin hırıltılı nefesler alıp verdi. Amcasının ve kuzeninin acısı daha da katlanmıştı.

"Kadının yıllardır gözünden gitmiyor o acı. Her Allah'ın günü şu yolu inip çıkıyor." dediğinde gözünün dalıp gittiği yere döndüm. Dik bir yokuşun sonunda yol ikiye ayrılıyordu. Sol tarafta kalan mezarlığa takıldı gözüm.

"Babam, dedem, biz kaç gece iki mezarın arasında uyurken bulduk o kadını." onun dökemediği tüm yaşları ben döküyordum şimdi. 

"Ne için bilmem kaç dönüm arsa için." dedi tükürürcesine. Başını göğe kaldırıp derin derin nefeslar alıp verdikten sonra geri döndü bana. 

"Merdo..." dedi ve yutkundu. 

"O çocuk Yağmur için nasıl fedakarlıklar yaptı bir bilsen... Onun için herkesi her şeyi her defasında karşısına aldı." gözünden süzülen yaşları öperek sildim teninden.

"O kız Merdo'nun her şeyiydi..." dediğinde hıçkırığımı tutamadım. 

Empati yeteneği bir insanı daha olgun, düşünceli ve sağ duyulu yapıyordu ancak bazı zamanlarda insana katlanamayacağı bir acı, omuzlarına taşıyamayacağı yükü tattırıyordu. Bunu düşünmek bile istemezdim hele onların yerinde asla olmak istemezdim.  

"Merdo dursana lan!" Aslan'ın bağırtısıyla eve doğru döndük. Merdo önde Aslan arkasında bize doğru geliyorlardı. Merdo bahçeden çıkıp yola çıktı ve bizi es geçip yürümeye başladı. 

"Deniz itine gidiyor." diyerek yanımızdan geçip gitti Aslan. Baran ve Yusuf'ta peşinden koştular. Yusuf, Merdo'nun önüne geçtiğinde onu omuzlarından tuttu. 

"Bırak!" diye bağırdı Merdo.

"Bırak öldüreceğim onu bırak." 

 Yusuf bırakmadı... Merdo'yu tuttuğu omuzlarından çekti ve ona sarıldı. Sımsıkı sarıldı yıllardır ona küs olan arkadaşına. Merdo çok dirense de Yusuf daha dirayetli çıkmıştı. Aslan'da onlara katıldığında dudaklarımı birbirine bastırıp hıçkırığımı yuttum. Omzuma sarılan kolla başımı soluma çevirip Emir' baktım ve göğsüne yaslandım.

"Yüce rabbim iki günlük mutluluğu çok görüyor. Hayır doğarken falan kimin günahına girdik bilmem ki?" dedi ve tüm duygusal ambiyansı bir anda yok etti.

"Emir." ses tonuma gülerken daha sıkı sardı beni.

"Neyse ki bazı kıyametler iyi şeylere vesile oluyor da şükrediyoruz." dediğimde bana katıldığını belli eden sesler çıkarttı. 

"Yalnız bu üçü zamanında fırtına olup esmişlerdir oradan oraya haa." dedi Emir gevşek gevşek. Dirseğimi böğrüne yapıştırdım.

"İki dakika rahat dur be."  dediğimde güldü.

"Tamam ulan çekilin." diye bağıran Merdo'ya döndüm. Yusuf ve Aslan geri çekilmişlerdi ama aralarında mesafede oluşturmamışlardı.

"Sakin olun." dedi Aslan. 

"Sakin olun kendinizi toparlayın."  

Yusuf başını ağır ağır salladı. Bakışlarını bir an olsun Merdo'dan ayırmıyordu.  Merdo arkasını döndü ve geldiği yolu geri yürüyüp yokuşu inmeye başladı. Attığı adımlar mezarlığa gidiyordu.  Gazel yenge geçti bu sefer yanımızdan o da mezarlığa gidiyordu.  O sıra yanımıza geldi Yusuflar. 

"Nereden başlayacağız?" dedi Baran. Yusuf ensesini kaşıyıp eve doğru baktı.

"İçeriden." dediğinde evi kastettiğini düşünmüştüm ancak Baran'ın "Cezaeviyle görüşüyorum hemen." demesiyle aydınlandım. Deniz Sofuloğulları'nın yerine hapis yatan adamla görüşeceklerdi.

"Aslan." Aslan, Yusuf'a döndü. 

"O adamla ilgili her şeyi bul. Her şeyi." dediğinde Aslan o iş bende dercesine göz kırptı.

"Adamın adı Latif." hemen arkamızdan gelen Doğu'nun sesiyle başlarımız ona döndü.

"Kızı var bir tane. Adı İpar..." 

"Lan." dedi Baran şaşkın bir surat ifadesiyle.

"Sen nereden biliyorsun abim?" dedi Aslan. 

"Liseyi burada okuduğum dönemde tanışmıştım." Doğu burada mı okumuştu?

Yusuf büyük adımlarla Doğu'nun yanına geçti ve omzuna elini sertçe bastırdı. "Gizli çıkı seni." dedi kasılı çenesiyle.

"Abi bende katili o sanıyordum. Kızda öyle biliyor. Yani en son öyle biliyordu." Yusuf'un kıskacından kurtulmak için çabalasa da nafileydi. Diğerleri bizi evin verandasında izliyorken Sefa abi bir adım atıp bize seslendi.

"Bizim eve geçin doğru düzgün konuşalım." dedikten sonra önde Sefa abi arkasında diğer erkekler verandadan inip bahçe kapısında durdular. 

"Merdo'yu beklesek." dedi Baran.

"Gelirler birazdan." dedi Tahir dede ve evine doğru ilerledi peşinden de diğerleri. Aslan, Emir'i de önüne kattığında bende eve doğru ilerledim. Verandaya çıktığımda diğerleri de içeri geçmişlerdi. Evin içine derin bir kasvet çökmüştü. 

"Yağmur odada mı hala?" dedim ve Güneş'in yanına oturdum.

"Merdo kilitledi kızı oraya." dedi annem. Doğru duymadığımı düşünüp "Ne yaptı?" diye sordum.

"Kilitledi kızı odaya. Anahtarı da aldı yanına." dedi Meryem babaane. 

Sonrasında evde sessizlik devam etti. Kerem yukarıda tek başına sıkılmış olacak ki yanımıza indi ve o da bu sessizliğe ayak uydurdu.  Uzun bir süre sonra evin kapısı çalındı. Zümrüt Hanım kapıyı açtığında içeri Gazel yenge girdi.  Ayağındaki botlarını yavaş hareketlerle çıkarıp yanımıza geldi ve Meryem babaannenin yanına oturdu. Meryem babaanne uzanıp elini tuttu Gazel yengenin.

"Şimdi ne olacak anne?" 

"Olması gereken olacak kızım. Olması gereken olacak!"

Gün akşama evrildiğinde evin kapısı bir kez daha çaldı. Kapıyı açan bu sefer ben oldum. Yusuflar gelmişti. Kapıyı sonuna kadar açtım. Eve ilk giren Yavuz dedeyken son giren Tahir dede oldu.  Salaonda büyük bir kalabalık söz konusuyken Hatice ablalar büyük bir öz veriyle yemek masasını hazırlıyorlardı.

Merdo odaya gitti. Kapıyı açıp içeri girdi ve arkasından kapıyı örtüp kilitledi. Yusuf'ta Meryem babaanne ve Gazel yengenin yanına gidip önlerinde diz çöktü. Önce babaannesinin sonra da yengesinin ellerini öptü.

"Söz." dudaklarının arasından sadece bu söz çıktı. Uzun uzun cümleler kurmasına gerek yoktu. O söz kelimesine tüm diyeceklerini yansıtmıştı.

"Yusuf." Gazel yenge ağlamamak için kendisini zor tutsa da çenesini titreyişini aramızdaki mesafeye rağmen görüyordum.

"O sözü tut. Tutun!" dedi. Yusuf başını sallayıp bir kez daha öptü ellerini.

"Hatice abla." diyerek çömeldiği yerden kalktı Yusuf.

"Buyur oğlum." diyerek mutfaktan çıktı Hatice abla.

"Bize fazla fazla yemeklik yolluk falan hazırla." dediğinde kaşlarım çatıldı. Sadece benim değil annemlerde aynı tepkiyi vermişti.

"Biz birkaç gün gençler olarak ortak evde kalacağız." dedi Aslan.

"Kızlarda, Kerem'de gelecekler." Bu sefer konuşan Baran'dı.

"Oğlum bu durumda ne gitmesi oturun oturduğunuz yerde." dedi Kiraz babaannem.

"Karışmayın çocuklara..." dedi yavuz dedem.

"Ne zamandır insan eli değmiyor yavrum o eve. Bir atlara bakmaya gidiliyor." dedi Meryem babaanne.

"Hallettik biz merak etmeyin." dedi Yusuf ve bana döndü.

"Yavrum kıyafetlerini toparla sende." dediğinde ne diyeceğimi bilemedim. Toparlanacak bir şey de yoktu gerçi. Hiçbirimiz adam akıllı yerleşmemiştik.

"İlaçlarınızı unutma! Birde Yağmur sizinle  hemen hemen aynı fizikte ona da birkaç kıyafet ayarlayın. " Güneş ile göz göze geldik. Vardı ya bunda bir iş neyse...

"Tamam." dedim ve Güneş'i de peşimde sürükleyip üst kata çıktım.

"Kesin bir şeyler çeviriyorlar." dedim. 

Odama girdiğimizde Güneş duraksadı ve eliyle bir dakika deyip odadan çıktı. Saniyeler sonra elinde kendi valiziyle tekrar odaya girdi. Valizini benim gibi yere açıp önünde oturdu. Valizindeki kıyafetleri bir oraya bir şuraya itekleyip durdu.

"Güneş." dedim biraz uzatarak. Elindeki henüz paketinden bile çıkmamış iç çamaşırıyla bana döndü.

"Bir konuşsan sesini duysam da günüm şenlense." biçimli kaşları aynı anda havalandı ve dudakları titredi.

"Kız sende ne nazlı çıktın beee." ona takıldığımda kıkırdadı ve bedenini tamamen bana çevirdi. Elindekini bırakıp ellerimi tuttu iki eliyle.

"Uzun..." dedi yutkundu. Konuştu mu o az önce?

"Oha konuştun." dediğimde ellerimi sıktı.

"Uzun zamandır... konuşmadığım.." dediğinde başımı salladım devam etmesi için. Soluklanıp boğazını temizledi.

"için zor...lanıyorum..." diyerek cümlesini tamamladı. Ellerimi ellerinden kurtarıp sımsıkı sarıldım ona. Çenemi yasladığım omzunu peş peşe öptüm.

"Eskisi gibi konuşana kadar da kimsenin yanında konuşmak istemedin değil mi? "onu artık çok iyi tanıyordum. 

"Evet." sesi hırıltılı çıkıyordu. 

"Buna da şükür." 

Yağmur içinde bir çanta hazırladıktan sonra tekrar aşağı indik. Diğer eve geçeçek olan herkes çoktan hazırlanmış arabalarına geçmişlerdi bile. Herkesle vedalaşıp Yusuf'un süreceği arabaya geçtik. Ben öne geçerken Emir, Güneş ve Kerem arkaya geçmişlerdi. Diğerleri de  Aslan'ın kullandığı diğer araçtaydılar.

"Yusuf." dedim oturduğum koltukta tamamen ona dönerek. Sırtımı da kilitli kapıya yaslamıştım.

"Yusuf'un canı." dediğinde uzanıp yanağından öpüp yerime geçtim tekrardan.

"Neler çeviriyorsunuz?" dediğimde güldü ve yandan bir bakış attı.

"Henüz bir şey çevirmeye başlamadık yavrum. Biraz uzaklaşalım evden dedik. Hem Merdo ve Yağmur'da baskı altında kalmadan kararlarını versinler istedik."  başımı sallayıp iç çektim. Zor bir durumdu. 

"Merdo ne düşündüğünü söyledi mi?" başını hayır anlamında iki yana salladı. 

"Hiçbir şey konuşmuyor." sağ eliyle yanağını kaşıyıp bana göz attı.

"Adam dumura uğradı." dedi Emir. Onlara göz attım. Kerem ve Güneş'in ortasında oturuyordu. 

"Çok normal." dedim bende onu destekleyerek. Kolay bir durum değildi insan ister istemez kendisini onun yerine koyuyordu. 

"Yağmur'u bırakır mı?" diye sorduğumda "kestiremiyorum." dedi. 

"Yağmur'un can güvenliği de söz konusu artık. " Güneş ile aynı anda ofladık. Allah'tan Kerem'e telefondan bir şeyler açmış kulaklıkla izlemesini istemiştik te bu konuşulanları duymuyordu.

"Abi var ya tüm bu yaşadıklarımızı kaleme alsam hem ulusal hem uluslararası bir sürü ödül alırım yemin ediyorum." dedi Emir.  Bozulan sinirlerim kahkaha atmama neden olurken Güneş'te aynı hislerle bana eşlik etti. 

"Sonumuz hayır olsun." dedim nefeslendikten sonra.

"Olur yavrum olur. Evli mutlu çocuklu bile olur." dediğinde ona nazlı nazlı baktım ve göz süzdüm cilveli bir ruh haliyle. 

"Aile var burada aile şu bakışlara bak."  Yusuf dikiz aynasından Emir'e  baktı.

"Aman be aman be." diye söylenip Güneş'e çevirdi başını.

 Kalan yolu ufak yolu küçük sohbetlerle tamamladık. Karlarla kaplı sık ağaçların ortasında büyükçe bir evin önünde durduk. Arabalardan indiğimizde Merdo, Yağmur'u bileğinden çekiştirip evin önüne kadar sürükledi. Yani buradan öyle görünüyordu. 

"Evi temizlettik yemek falan da yaptırdık gerisini el birliğiyle hallederiz." dedi Aslan ve önümde duran Kerem'i kucakladı. 

Eve geçtiğimizde Merdo'nun açtığı kapıdan girdik içeri. Borçka'daki evlere göre daha modern dizayn edilmişti. Salonun tam ortasında bir şömine vardı. Üst kata çıkan merdivenler ise hemen şöminenin arkasında kalıyordu. Bu katta sadece mutfak ve banyo vardı sanırım.  Yağmur evin salon olarak ayrılan kısmında yer alan berjere oturmuştu. Merdo ise omzunu beden duvarlarından bağımsız silindir formundaki kolona omzunu yaslamış kollarını da göğsünün altında birbirine dolamış öylece Yağmur'a bakıyordu. 

"Gün ışığım, Cennet bahçem." dedi Doğu kollarını omzumuza sarıp.

"Cennet bahçem mi? Rol çalma lan o benim cennet bahçem." Doğu, Emir'e bir cevap vermedi ve başını ir bana bir Güneş'e çevirdi.

"Diyorum ki şöyle güzelce bir yemek mi yesek?" 

"Şimdi bambaşka şeyler derdim de neyse." diyerek kolunun altından çıkıp mutfağa ilerledim. Peşimden de Güneş geliyordu.

"Bir Emir kadar olamadılar." diye söylendim durdum. 

"Olamazlar tabii kızım. Ben bir starım." Emir önümüze geçip mutfağa bizden önce ulaştı ve tezgaha yaslandı. Peşinden yanında Yağmur ile birlikte Doğu geldi.

"Akşam kahvaltısı yapalım." dedi Doğu. Kolayıma gelince onayladım. Güneş hızlı hareketlerle çay suyunu ocağa koydu. 

"Aslan abi." diye içeriye doğru bağırdı Doğu. 

Salon ve mutfak arasında bir kapı ya da duvar yoktu. Salon bir uçta mutfak bir uçtaydı ve tam ortalarında şömine vardı. Aslan yanımıza geldiğinde hayırdır der gibi kafa salladı.

"Sen çok güzel yapıyorsun." dediğinde Aslan gözlerini devirdi. 

"Şimdi onunla mı uğraşacağım oğlum." dediğinde "Abi kuymak kuymak." diye  bağırarak yanımıza geldi Kerem. Aslan, Doğu kötü kötü bakmaya başlarken Kerem, Aslan'ın eline asıldı. 

"Ya abi ne olur yap." 

"İyi madem." dedi Aslan. Güneş'le bana bakıp "Kızlarım." dediğinde kaşlarımı kaldırıp baktım ona.

"Madem kuymak istiyorlar siz geçin oturun ben kuymak yaparken Doğu başta olmak üzere kahvaltıyı biz hazırlayacağız."  gülüp başımı salladım. Canıma minnetti vallahi. 

"O zaman biz kaçar." dediğimde Güneş hepsine el sallayıp yürümeye başladı.

"Yağmur haydi." dediğimde yerde olan bakışları bana değdi.

"Hastasın zaten çok ayakta durma. Beyler masayı hazr edene kadar bir duş al kendine gel istersen?" dediğimde "Banyo üst katta. " dedi Baran.

 Yağmur nasıl hareket edeceğini kestiremiyormuş gibi suratıma bakınca yanına gidip koluna girdim ve onu mutfaktan çıkarttım. Şöminenin önüne geldiğimizde salon tarafına göz attım. Merdo ve Yusuf konuşmadan oturuyorlardı. Güneş ise büyük ihtimalle yukarı çıkmıştı. Bizde yukarı çıktığımızda Güneş'le karşılaştık. Elindeki temiz kıyafetlerle havluyu Yağmur'a uzattı.  Başıyla hemen sol çaprazında kalan kapalı kapıyı işaret etti.

"Teşekkür ederim." uzanıp Güneş'in ona uzattıklarını aldı ve banyoya geçti. 

"Ne gün ama." dediğimde Güneş başını salladı. Yanıma gelip koluma girdi ve beni bir odaya doğru çekiştirdi.

"Birlikte." dediğinde "Uyuyalım mı?" dedim. Başını sallayıp gülümsedi.

"Uyuyalım tabii. Gece dedikodusu da yaparız." dediğimde güldü. 

Aşağı tekrar indiğimizde mutfaktan neşeli sesler geliyordu. Kerem sürekli yapılan işe karışıyor ve yapamadıklarına dair bir şeyler deyip duruyordu. Yusuf'un yanına geçip oturdum. Güneş'te Merdo'yu yanağından öpüp berjere yerleşti. Başımı Yusuf'un omzuna yaslayıp ellerimi koluna sardım.

"İyiyiz." yanağını başıma yasladı ve "İyiyiz." dedi. 

"Abla." diye koşarak salona gelen Kerem, Güneş'in kucağına çıkıp oturdu.

"Kerem çok koşturma." dediğimde bana gülerek bakıp başını salladı.

"Artvin'e ne zaman gelse böyle enerji doluyor bu çocuk." dedi Yusuf. 

"Hastalanmasında." dediğimde Yusuf başımın üstünü öptü.

"Korkma bir şey olmaz." dese de endişe etmeden duramıyordum.  Bir yarım saat sonra Yağmur geldi. Saçlarını kurutup örmüştü. Merdo ve Yusuf'a en uzak köşeye geçip oturdu.

"Sıhhatler olsun." dediğimde "Teşekkür ederim." dedi varla yok arasında bir sesle.

Merdo göz ucuyla, bükük boynuyla baktı sevdasına. O bakışlardaki acı birer taş olup Yağmur'un bedenine sertçe çarpıp duruyordu sanki. Merdo'nun sevdası bakiydi... Lakin yüreğine düşen yangın saatler geçtikçe dinmek yerine daha da harlanmıştı sanki. Öyle bir bakıyordu ki Yağmur'a. O bakışları gören herkes Merdo'nun kalp yangını görürdü.

Artık önlerindeki tek engel aileler değildi. Para, mal mülk değildi. Ortada resmi olarak hayatı sona eren iki insan olsa da aslında ölen sadece o iki insan değildi. Gazel yenge de o mezardaydı... Şimdi o mezarın arasına Merdo'da katılmıştı. Sevdalarının gücü önemli değildi artık. Önemli olan hissiyattı bu saatten sonra.

Bir an Yusuf ile kendimi düşündüm. Yusuf beni asla bırakmazdı bende Yusuf'u asla bırakmazdım ama o gerçek her daim aramızda asılı kalırdı. Birbirimizi ne kadar seviyor da olsak ölümün acısı, ihanetin yükü ağırlığını asla kaybetmezdi. 

"Gençler haydi." diyen Baran ile dalıp gittiğim yerlerden sıyrıldım. 

Masa hazır olduğunda hepimiz yerimizi aldık. Masaya oturduğumda burnuma dolan kokularla acıktığımı şimdi hissetmiştim. Hepimiz yemeğe başlarken gözüm Merdo ve Yağmur'a takıldı. Hiçbir şeye dokunmadan öylece dalıp gitmişlerdi. 

"Merdo abi?" dediğimde başını kaldırıp bana baktı...

"Hiçbir şey yemediniz bir şeyler yiyin." dedim. 

Sesimin sıcak ve sakin çıkmasına özen göstermiştim. Merdo bir bana bir masaya bir de Yağmur'un önündeki boş tabağa baktı. Derin bir nefes alıp verdikten sonra Yağmur'un önündeki tabağı alıp doldurmaya başladı.  Yusuf'ta Merdo'nun önündeki tabağı alıp doldurmaya başladığında yüzümde büyük bir gülümseme doğdu.

"E o zaman afiyet olsun." 

Oldukça sessiz geçen yemeğin ardından Merdo, Yağmur ile yukarı çıktı. Hep bir elden masayı toparlayıp salona geçtik. Sessiz sedasız oturup öylece birbirimizin yüzlerini izledik. Duygularımız gelgitliydi.  Kerem uykuya daldığında bizde odalara geçtik. Güneş'le yatağa yerleştiğimizde biraz sohbet ettik ancak uykuya dalması çok uzun sürmemişti. Ben ise uykum olduğu halde uyuyamıyordum. Geniş yatakta dönüp durduktan sonra pencereye doğru döndüm. Gözümü alan cılız ışık dikkatimi çekince yataktan kalkıp pencereye yaklaştım. Evden birkaç metre uzakta küçük bir kulübe tarzı daha doğru ahır gibi bir yapı vardı. 

Aslan belirdi sonra. Elinde çuval tarzı bir torbayla içeri girdi. Hem uykusuzluktan hem de can sıkıntısından yanına gitmeye karar verdim. Montumu onun üstüne de kalın yün atkımı takıp evden çıktım ve ışığın olduğu yere doğru ilerledim. Kapısı açıktı. İçeriye göz attığımda buranın bir at ahırı olduğunu anladım. Aslan elindeki torbadan havuç çıkartıp önünde durduğu bembeyaz olana ta yedirmeye başladı.

"Orada durma gel." diyerek birden bana döndüğünde korktum.

"Uyku tutmadı ışığı da görünce." diyerek kendimi açıklama gereği duydum. Gülümseyerek başını salladı ve atı beslemeye devam etti.

Beyaz atın kaldığı yerin diğer tarafında kapkara bir at vardı. "Beslemek için geç bir saat değil mi?" dedim yanına vardığımda.

"Kızımız hamile." dediğinde yüzümde geniş bir gülüş belirdi. 

"Adı ne?" diye sorduğumda Aslan aramızdaki mesafeyi kapattı ve bir kolunu omzuma sarıp beni göğsüne yasladıktan sonra diğer eliyle atı sevmeye başladı. Artık bana bu denli yakın olmalarından fiziksel olarak rahatsızlık hissetmiyordum. Bastırdığım bastırmaktan unuttuğum o ilgiye aç yanım Aslan'ın diğerlerinin bana olan bu yakınlığını sevmeye başlamışlardı. Sesimi rahatsız olmamamın bir diğer sebebi de artık bana olan sevgilerini hissetmemdi. 

"Akkız." dedi. Ellerimi çekinerek Akkız'a uzattım sevmek için. Yüzünün ortasını usul usul sevdim. Çok güzeldi...

"Yusuf'un atıydı." dediğinde kaşlarımı çatıp ona baktım.

"Atıydı?" dediğimde güldü.

"Artık senin." diyerek soruduğum soruya Yusuf cevap verdi. Hızla ona doğru döndüm. Küçük ahırdaki diğer atın yanında durmuş bizi izliyordu.

"O ne demek?" dediğimde Aslan geri çekildi ve "Aşıkları baş başa bırakayım." dedikten sonra gitti. Yusuf ise yanıma gelip kollarını belime sarıp alnıma dudaklarını yasladı.

"Akkız'ın annesi babaannemin atıydı. Akkız doğduğunda Aslan ile ikimiz benim olsun diye az kavga etmedik. Bizimkilerde kavga etmeyelim diye bir tür yarışma düzenlediler aramızda. Kazanan da ödül olarak atı alacaktı." 

"Sen kazandın." 

"Ben kazandım ama Aslan asla vazgeçmedi. Her defasında bana ver deyip durdu. Hatta para bile teklif etti." dediğinde gülmeden edemedim.

"Bendeki de inat işte. Hiç bindirmedim bile adamı." Çocuk Yusuf ve çocuk Aslan hemen gözümün önündeydi sanki.

"Peki neden benim?" diye sorduğumda nefesi dudaklarıma çarptı. Usulca gezindi dudakları dudaklarımda. Dokunuşları şehvetten çok uzaktı. Tutkulu ama bir o kadar da şefkat yüklüydü.

"Aslan'a Akkız'ı tek bir kişiye veririm demiştim." dediğinde geçmişi hatırlamış olacak ki uzaklara dalıp gülümsedi.

"Akkız'ımı sadece kalbime sahip olan kadına veririm demiştim."  kendine inanamayan bir ifadeyle güldü. 

"O zamanlar gözüm derslerden başka bir şey görmüyordu. Birisinin olabileceğine de ihtimal vermiyordum ama... Bana kedi gözleriyle maviş maviş bakan çilli bir güzele vuruldum." dediğinde yanaklarımın ısındığını hissedebiliyordum. Hızlı hızlı atan kalbimde cabasıydı.

"Akkız'ım senindir yavrum." gözlerim doldu.

"Ama..." dediğimde tekrar dudaklarımdan öptü.

"Aslan bana yemin et lan diye kızmıştı e bizde ettik mecburen. Yemini tutmak gerekir."  baş parmakları yanaklarımı okşuyordu. 

"Bu hayatımda aldığım en güzel ikinci hediye." dediğimde kaşlarını çattı. Dudaklarında küçük bir tebessüm vardı.

"İlki ne?" yüzünü kavrayıp bu sefer ben öptüm onu. Uzun bir vakit nefeslerimizi birbirimizde tükettik. Soluk soluğa koptuğumuzda başımı kalp atışlarını duymak için göğsüne yasladım.

"Bana geri dönmen. O gece senin doğum günündü ama en büyük en anlamlı en güzel hediyeyi bana sen verdin. Gözlerini açtın..." nefes alıp verdi. Beni saran kolları sıkılaştı. Elleri saçlarımın arasında dans etti.

"Kurban olurum ben sana." kalbinden öptüğümde hemen önünde durduğumuz Akkız kişnedi.

"Kıskandı galiba?" dediğimde Yusuf güldü.

"Kızım beğendin mi anneni?" dediğinde Akkız başını çevirip hoşnut olmadığını belli edercesine sesler çıkarttı.

"Kara oğlum. Hanımın çok aksileşmiş görmeyeli." dedi diğer ata bakarak. 

"O kimin atı?" dediğinde buruk bir gülüş belirdi yüzünde.

"Merdo'nun." dediğinde başımı salladım.

"Adı Kara mı?"

"Kara oğlan." dedi.

"Akkız'ın Kara oğlu." dedim. 

"Öyle... Bizim gibi." dediğinde ona baktım.

"Aden'in Yusuf'u... Yusuf'un canı..." dediğimde şakağım*a yasladı dudaklarını.

"Aden'in Yusuf'u. Sevdim bunu." dediğinde kıkırdadım. 

"Haydi üşüteceksin eve geçelim." başımı salladım.

 Sarmaş dolaş ahırdan çıkıp eve geçtik. Şöminenin önündeki büyük panduf yastıkların üzerine oturduk. Yusuf kısık ateşte yanan ateşi biraz harladı. O ateşin başında sabaha kadar oturup konuştuk durduk. Kapanan gözlerime daha fazla dayanamazken sabahın ne getireceğini bilmeden Yusuf'un göğsünde sahip olduğum en huzurlu yerde uyuya kaldım. 

* * *




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MERHABA!

ADEN 1. BÖLÜM KABUL GÖRMEYEN GERÇEKLER

ADEN 94. BÖLÜM SONSUZ SONLAR / FİNAL