ADEN 57. BÖLÜM BİR GÜLÜŞE SAKLI MUTLULUK
57. BİR GÜLÜŞE SAKLI MUTLULUK
TORAL AİLESİNİN EVİ
-MERDO-
Hissizlik bedenini uyuşturuyordu. Oturduğu yerde bacakları, kolları, elleri hissizleşiyor karıncalanıyordu. Dışarıya vuramadığı öfkesi, acısı içinde koca bir girdap oluşturmuş varını yoğunu içine çekiyordu. Bedenine dadanan, kafasının etini gagalayan acı rahat nefes aldırmıyordu. Ne yapacağını bilmiyordu. Hiç bilmediği topraklarda kaybolmuştu sanki. Kıvranarak saptığı her yol bir çıkmazdı. O çıkmazların sonunda ise Yağmur'u vardı. Yağmur'u, ahu gözlüsü, canın içi onu ateşlere atmıştı.
"Piç herifler." dedi Baran telefonunu kapattığı esnada.
Merdo oturduğu yerden baktı ona. Mezarlıktan döndükten sonra Doğu onu eve çağırmıştı. Ablası diğer eve geçerken Merdo'da yıllardır yaşadığı yuva bildiği eve geçmişti. İki ailenin tüm erkekleri buradaydı. Tanımadığı iki adama gözleri değdiğinde büyük ihtimalle Aden'in ailesindendir diye düşündü.
"Ne oldu?" Baran, Yusuf'a baktı. Sıkıntıyla oflayıp ensesini ovaladı.
"Latif'in avukatı olan kadın... Sofuloğulları'nın avukatlığını yapmış zamanında." dediğinde Merdo tıslar gibi gülüp hırıltılı nefesler alıp verdi. Neye şaşırıyorlardı ki? O aile şeytana bile pabucunu ters giydirirdi.
"Her şeyi kendilerine göre düzmüşlerdi." dedi Tahir dede öfkeyle.
Baba bildiği adama baktı Merdo. İçindeki öfkesi kabarıp kabarıp söndü. Sanki dudaklarında bir mühür vardı. Dilinden dökülmek isteyen hiçbir sözcük çıkmıyordu bir türlü. Bastırdıkça bastırıyor her seferinde kendisine ket vuruyordu. Bunca zaman bunu bilip susması onu da gözünde suçlu kılıyordu.
"O davadan sonra davayla ilgilenen herkes farklı şehirlere sürülmüş. Kimi emekliliğe ayrılmış. Bunlar bu kadar güçlü müydü ya?" dedi Baran. Tahir, Baran'a ters bir bakış attı.
"Her şey o kadar karışık ki. " Yusuf ayakta durmaktan ağrıyan bacaklarına daha fazla direnemedi ve kasten gidip Merdo'nun yanına oturdu. Merdo sabır çekip yandan ters bakışlarla süzdü Yusuf'u.
"Latif ile ilgili her şeyi biliyor herifler. Görüşe kim geliyor kim gidiyor, ne içip yiyor..." Baran konuştukça herkesin sinirleri bozuluyordu.
"Peşini bırakacak halleri yok. İçeride dahi adamları vardır eminim ki." dedi Aslan. Dedikleri doğruydu. Sofuloğulları'nın varisi Deniz Sofuloğulları idi. Daha reşit bile olmamışken katil olmuştu. Ailesi oğullarını korumak için her şeyi yaparlardı. Yapıyorlardı...
"Kutsal soruyu sorayım mı?" diyerek bir adım öne çıktı Emir.
"Sor oğlum sor." dedi Sefa.
"Tam olarak nereden başlayacağınızı biliyor musunuz?" sözlerini havaya söylemiş olsa da bakışları Yusuf ve Baran'daydı. Sonuçta bu ortamda bu olayları çözebilecek en yetkin kişiler onlardı.
"Yusuf'un dediği gibi her şey çok karışık." dedi Baran.
"Bilmiyorsunuz yani." Merdo, Emir'i baştan aşağı süzdü. İçinden ne değişik bir tip diye geçirdi.
"Emir çıkar ağzındaki baklayı." dedi Doğu. Emir, Doğu'ya bakıp sırıttı.
"Bence en önemli nokta adamın avukatı. Direk bodoslama oradan başlayın." Yusuf ve Baran'ın bakışları birbirini buldu.
"Tehlikeli olmaz mı?" diyerek konuştu Yağız. Emir omuz silkip dudağını büzdü.
"Avukata ihtiyacı olan bir mağdur nasıl tehlikeli olabilir ki?" dedi ve yarım ağız gülüp tekrar konuştu. "Şöyle yakışıklı, karizmatik bir mağdur." diyerek gözlerini Sefa, Yağız ve Haydar üçlüsünde gezdirdi.
"Ulan Emir. Ulan Emir..." dedi Baran gülerek ve Emir'in yanına gidip ona sarıldı.
"Sen sandığımızdan daha zekiymişsin lan maşallah maşallah." dediğinde Emir güldü ve havalı bir şekilde baktı herkese.
"E Aden'im kadar yüksek IQ yok ama idare ederim bende işte."
"Lan oğlum her seferinde lafı nasıl Aden'in IQ seviyesine getiriyorsun?" dedi Aslan gülerek.
"Eee herkesin dahi seviyesinde kankası yok ki." dedi böbürlenerek.
Yusuf sol kaşını kaşıyıp Emir'in dediklerini kendi süzgecinden geçirdi. Latif ve onunla bağlantılı herhangi birisiyle kendi kimlikleriyle iletişime geçemezdi. Geçtikleri an akbabalar üşüşürdü tepelerine.
"Sıradan bir vatandaş. Arsa, tapu meselesinde mağdur edilmiş. " dedi Yusuf. Merdo başını salladı ve onun cümlesini tamamladı. "Kazanmak için her yol mubah diyen birisi." dediğinde Yusuf dönüp baktı Merdo'ya.
"Peki kim avukatla iletişime geçecek." dedi Yavuz.
"Ben fikir babasıyım. Ben beceremem hem." diyerek aradan sıyrıldı Emir.
"Bende bende. Hem kadın kırklı yaşlardaymış duygusal da yaklaşamayız." diyerek Doğu da sıyrıldı.
"Yani biz hiç olmayız." dedi Aslan.
"O nedenmiş?" diye sordu Emir.
"Oğlum bizi herkes tanır eder. Kadının tanıma olasılığı da var." dediğinde herkes başını salladı. Yusuf büyük bir nefes alıp verdi. Gözü Haydar'a takıldığında yüzünde bir gülüş belirdi. Diğerleri de Yusuf'un bakışlarını gördüğünde Haydar'a baktılar.
"Ne?" dedi Haydar. Merdo tanımadığı adama baktı. Uzun boylu, heybetli, yakışıklı bir adamdı. Çok babayiğit duruyordu.
"Bu işin altından ancak sen kalkarsın." dedi Sefa oğlunun bakışlarını açıklarcasına.
"Hem tanınmıyorsun hem de gizli saklı işlerde ustasın." dedi Tahir. Emir şüpheli bakışlarla Haydar'ı baktı.
"Ağzında iyi laf yapıyor." diyen ise Yavuz oldu. Haydar sıkıntılı nefesler alıp verdi.
"Haydar abi." dedi Yusuf. Haydar başını Yusuf'a çevirdi.
"Güvenebileceğimiz tek kişi sensin." dedi Yusuf.
Haydar'ın mavi gözleri Merdo'ya kaydı. Uzun uzun baktı genç adama. Yüzüne sinen sancısını saklayamıyor ama dışarıya da çıkartamıyordu. Haydar, Merdo'nun nasıl kavrulduğunu hissediyordu.
"Tamam." dedi.
"Hay yaşa." dedi Tahir memnuniyetini belli ederek.
"Haydar bebeğim merak etme Filiz sultanıma tek kelime etmem." dedi Emir. Haydar ters ters baktı evladı gibi sevdiği çocuğa. Bu insanlar kendisi için değerliydi ve onlara yardım etmek istiyordu.
"Siz kızları, Kerem'i de alıp diğer eve geçin. Birkaç gün dinlenin, biz de yatışalım biraz." dedi Sefa.
Bu fikir gençlerin akıllarına yattığı için kabul ettiler. Biraz daha konuştuktan sonra diğer eve kadınların yanına geçmek için Toralların evinden çıktılar. Her ne kadar duyguları yatışmamış olsa da en azından nereden başlayacaklarını biliyorlardı.
ADEN
Sabah gözümü yatakta açtığımda bir süre kendime gelmeye çalıştım. En son Yusuf'un kucağında uyuya kaldığımı hatırlıyordum ve gerisi de yoktu. Büyük ihtimalle beni odaya kadar taşımıştı. Herkes için ve Yusuf içinde artık iyileşmiş olarak görünse de ben bir türlü ikna olamıyordum. Her an bir aksilik olacak diye korkuyordum. Sabah sabah zihnimde dolanıp duran düşünceleri halı altına süpürüp gerindim. Sağıma döndüğümde Güneş'in hala uyuduğunu gördüm.
Yüzü bana dönük, bir eli yastığının altında diğer eli koluma yaslıydı. Sürekli temas etmesini kendisini güvende hissettiğine bağlıyordum. Tam boylar, Kerem, diğerleri... Yanında o an kim varsa eli bilinçsizce direk bulduğu ilk yere yapışıyordu. Onun gibi yan dönüp yüzüne düşen kısa saç tutamlarını yavaşça itekledim. Eskiden dolgun yanakları vardı. Esmer tenine rağmen kızarık olurdu. Şimdi dolgun yanakları yoktu, kızarık yanaklarının yerini de göz altındaki morluklar almıştı.
Tıklatılan kapıyla başımı kapıya doğru çevirdim. Güçsüz çıkan ses gelenin Kerem olduğunu söylüyordu. Yataktan kalkıp kapıya gittim. Açtığımda elbette karşımda Kerem vardı. Üzerindeki uzaylı pijamalarıyla, karışan sarı saçlarıyla çok tatlı görünmüştü gözüme.
"Günaydın fındık kurdum." dedikten sonra boyuna erişmek için eğildim.
"Günaydın ablacığım. Yanınıza sabah keyfi yapmaya geldim. Aslan abim horluyor." dediğinde kıkırdadım. Kerem'i kucaklayıp yatağa döndüm ve ortamıza yatırdım.
"Ne zaman uyanır?" dedi. Sırtı göğsüme yaslıydı. Başını bana doğru çevirdiğinde burnunu öptüm.
"Uyandır istersen bebeğim." dediğimde gülümsedi.
Güneş'e döndüğünde uzanıp yanağını peş peşe öpüp "Ablaaaaaa uyan." demeye başladı. Güneş homurdanarak gözlerini açtı ve bize baktı. Sonra resmen kıçını dönüp diğer tarafta uyumaya devam etti. Kerem dönüp bana baktığında yüzünde gördüğüm ifadeye dayanamadım ve güldüm.
"Gıdıklayalım." dediğinde bir şey dememe kalmadan Güneş'i gıdıklamaya başladı. Güneş ilk ne olduğunu anlamadı ancak bu durum saniyeler sürdü. Gülerek Kerem'den kaçmaya çalıştı.
Ben onların bu halini kıkırdayarak izlerken odanın kapısı açıldı. Emir gülerek koşar adım yanımıza geldi ve beni gıdıklamaya başladı. "Ortak insan bana da haber verir." dedi Kerem'e hitaben. Kerem dudak büküp baktı Emir'e. Güneş o boşlukta Kerem'den kurtuldu ve yattığı yere onu yatırıp gıdıklamaya başladı.
"Ama haksızlık bu." dedi Kerem. Ben gülmekten konuşamazken Emir'i ittirmeye çalışıyordum ama ne fayda.
"Abiiiiiiiii. Kurtarın bizi." diye bağırdı Kerem. Bir yandan da gülmeye devam ediyordu. Saniyeler sonra odanın açık kapısından paldır küldür tam boylar girdi.
"Ne oluyor?" diyen Aslan'a hiçbirimiz cevap veremedik gülmekten. Hayır ne olduğu açıkça ortaydı ne soruyorsun be adam.
"Savaş çıkmış burada." diyen Doğu, Güneş'in yanına geldi. Kerem'e göz kırptıktan sonra Güneş'i kucaklayıp omzuna attı.
"Oh bee." diyerek soluklandı Kerem. Keşke ben de soluklansam be Kerem. Gülmekten ya işeyecek ya da ölecektim.
"Kurtarın beni." dedim kesik kesik. Kerem bu halimize gülerken Aslan ve Baran yanımıza gelip Emir'i üzerimden çektiler.
"Lan kızın nefesi kesilecek." diye söylendi Baran. Aslan beni kollarımdan tutup oturtturdu. Nefeslerimi dizginlemeye çalışırken Aslan sırtımı sıvazladı.
"Oturttur sen de kızı." dedi Baran Doğu'ya. Doğu omzundaki Güneş'le etrafında dönüyordu.
"Pis kıskançlar ne güzel iki eğlendik." dedi Emir sırıtarak. Ayağımla sert bir tekme attım baldırına. Canı acımış olacak ki inledi ve baldırını ovaladı.
"Kızım var ya Allah'tan tekvandocu falan olmadın. İri kemik seni. " dedi gülerek.
"Sensin iri kemik."
Nefes ritmim düzene girdiğinde yataktan kalktım. Hepimizin yüzünde tatlı bir tebessüm vardı. Tebessümüm ilk defa bu kadar içtendi onların yanında. "Haydi haydi yeter bu kadar." dediğimde Emir, Kerem'i omuzlarına yerleştirip koşarak odadan çıktı. Tam boylarda yüzlerinde silinmeyen tebessümleriyle çıktılar.
"Güneş Hanım. Günaydınlar efendim." diyerek ona döndüm. Yatakta dizleri üzerinde durmuş sırıtarak bana bakıyordu. Gözleri bir bana bir yastığa kaydığında "Saçmalama." desem de yastığı tuttuğu gibi suratıma çarptı.
"Seni hain." diğer yastığı alıp bende ona vurdum ama kolaylıkla sıyrıldı. Yanına yatağa çıkıp tekrar vurmaya çalıştım. Yastıklar birbirine çarptıkça gülüyorduk. Savurduğum yastığı sertçe kafasına geçirdiğimde Güneş bir an duraksayıp çatık kaşlarıyla bana baktı.
"Ne oldu kız?" diye takıldım ona. Gözlerini kısıp bana sertçe atıldı. Yastıklarımız bir kez daha birbirine çarptığında dengemizi kaybedip yan yana düştük yatağa. Kıkırdamalarımız birbirine karıştığında dönüp birbirimize baktık. Bir süre yüzümüzdeki o sıcak, içten gülüşümüzle tavanı seyrettik.
"Kızlar haydi gelin. Açız aç!"
Doğu'nun aşağıdan gelen bağırtısıyla derin nefesler alıp verdik ve yataktan kalktık. Sabah rutinimizi tamamlayıp giyindikten sonra aşağı indik. Kahvaltı çoktan hazırdı. Masada Yusuf ve Merdo dışında herkes mevcuttu. Güneş yanımdan geçip yerine oturdu. Bende Yusuf'u arayan gözlerimi evde gezdirirken masaya geçtim.
"Kız sevdiceğimi göreceğim diye şaşı oldun." diyen Emir'e ters ters baktım.
"Yusuf nerede?" dediğimde tam boylar ve Emir aynı anda çaylarını yudumladılar. Kerem'de onları taklit etmekten geri durmadı. Bu halleri oldukça şüpheli geldi gözüme. Yağmur'a baktığımda yanağını bir eline yaslamış tabağındakilerle oynuyordu. insanlarla iletişim kurmaktan çekiniyordu. Bu tavrından dolayı bende çekiniyordum. Normalde atılgan biriydim ama o bu kadar uzak durunca yaklaşasım gelmiyordu.
"Size diyorum! Hem Merdo abi de yok neredeler?"
"İşleri varmış maviş. Sabah çok erken gittiler." dedi Aslan. Konuşurken yüzüme bakmadı tabağındakileri yemekle meşgul oldu.
"Bir haltlar dönüyor ama neyse." dedim. İlla ki öğrenirdim.
Kahvaltıdan sonra masayı yine hep birlikte toplamıştık. Baran odasına kapanmış bir dizi görüşme yaparken Aslan, Yağmur'la birlikte bahçeye çıkmışlardı. Bizde geriye kalanlar olarak şöminenin önünde oturmuş isim şehir oyununu oynuyorduk.
"P harfiyle şehir yok ki yabancı şehir yazsam olmaz mı?" diye hayıflandı Kerem.
"Olmaz Türkiye'den olacak." dedi Emir kabul etmez tavrıyla. Puan olarak öndeydi ve hemen arkasından Kerem geliyordu. Benim canım arkadaşım küçük bir çocuğa yenilmek istemiyordu elbette.
"Oylama talep ediyorum." dedi Kerem oldukça politik bir tavırla. Onun bu büyümüşte küçülmüş hallerine gülmeden edemedim.
"Kabul ediyorum." dediğimde Güneş ve Doğu'da bana katıldı.
"Ben etmiyorum." diyerek araya girdi Emir ama çabası boşunaydı. Kerem oy birliği ile kazandı ve şehir kısmına yabancı bir şehri yazdı.
"Haksızlık ama bu." Güneş, Emir'in bu haline gülüp yanağından öptü. Emir ellerini kalbine götürdü ve vurulmuş gibi kendini yere bıraktı. Onun bu hallerine gülerken Güneş başını omzuma doğru sokup saklandı.
"Ulan abilik edeyim kızayım diyorum ama yok! Aşık hallerinizle apayrı güzelsiniz." dedi Doğu.
Tatlı tatlı gülümsedim ona. İsim şehir oyunu Kerem kazandığında sona erdi. Peşinden çeşitli birkaç oyun daha oynadıktan sonra Yusuf'u aramak için bir kez daha yanlarından ayrılıp mutfağa geçtim. Bir yandan Yusuf'u ararken diğer yandan akşam için ne yapsam diye buzdolabına bakıyordum.
"Yavrum." diyerek açılan telefonla rahat bir nefes verdim. Gün içinde defalarca aramıştım ancak açmamıştı.
"Telefonuna sakın açma diye kayıtlı olduğumu düşünecektim." dediğimde gülüşü doldu kulağıma.
"Canım, diye kayıtlı olduğunu çok iyi biliyorsun oysa ki." dediğinde yüzümde şapşal olduğuna emin olduğum bir gülüş belirdi.
"Bilemeyeceğim vallahi. Kaçıncı aramam bu." dedim nazlı nazlı.
"Açamayacağım bir yerdeydim güzelim benden önce davrandın aramak için." kesinlikle kaza ile ilgili bir şeylerin peşindeydiler. Buna şaşırmamıştım elbette. Yusuf gibi bir adam bu işin peşini asla bırakmazdı. Ancak gelin görün ki Yusuf'un ilk zamanlar gözüme çok karizmatik görünen ona çok yakıştırdığım mesleği artık korkumdu.
"Yusuf..." dedikten sonra derin bir nefes alıp verdim.
"Yusuf'un canı... Geliyorum ve merak etme tek parçayım bir tanem." sesimden, adını telaffuz edişimden bile anlamıştı ne demek istediğimi, ne hissettiğimi.
"Akşama bir şeyler hazırlamanıza gerek yok bu arada. Biz aldık bir şeyler." dediğinde buzdolabının kapağını kapattım.
"Ne aldınız?" güldü.
"Balık, salata, çeşit çeşit meze, birkaç bir şey daha ve bir de şey." dediğinde "Sarma." dedim gülerek. En sevdiğim yemeği elbette alacaktı.
"Evet yavrum. Karalahana sarması ama." kıkırdadım. Onunla her iletişimimizde flörtleşmeyi seviyordum.
"Bana fark etmez yiğidim sarma sarmadır. " güldüğünde yüzümdeki sırıtışım daha da büyüdü.
"Alo." dedi gülerek.
"Oynak Aden'i mi duydum sanki?" güldüm. Topuzumdan firar eden ince tutamı kulağımın arkasına itiştirdim.
"Şapşal." dediğimde gür kahkahasını işittim.
"Yavrum bana da şapşal demezsin ama." dediğinde birden utandım.
"Ya Yusuf." dediğimde derin bir iç çekti. O sıra bir kapı sesi duydum.
"Kızaran yanaklarını gelince öperim artık. Görüşürüz güzelim."
"Dikkatli olun." hava oldukça sisli ve kapalıydı. Bunun için tüm önlemleri aldığına emindim ama Yağmur'un ailesine olamayan güvenim tetikteydi. "Merak etme." dedi ve hemen ardından "seni seviyorum," dediğinde kalbimin ritmi arşa çıktı.
"Ben de... Seviyorum." dedim tüm içtenliğimle.
Konuşmayı sonlandırdığımda mutfaktan çıktım. İçeri geçeceğim sırada kapının önünde Aslan ve Yağmur'la karşılaştım. Yağmur beni görünce bakışlarını kaçırıp merdivenlere yöneldi. Aslan'da onun arkasından bakıp bana döndü. Yanına gittiğim de yanağımdan makas aldı.
"Senin Akkız bu aralar çok huysuz. Yeni sahibine çekmeye başladı herhalde." diyerek takıldı bana.
"Ben mi huysuzum?" dediğimde sırıttı. Huysuz falan değildim diyecektim de çarpılırım diye tırstım bir an.
"Evet." dedi abartılı bir şekilde.
"Asıl sensin huysuz gıcık herif." dedim ve yanından geçip salona gittim. O da peşimden gelip Kerem'in yanına oturdu.
"E akşam ne yiyoruz ?" dedi Emir bana bakarak.
"Zıkkım." dediğimde Aslan güldü.
"Ne dedim kızım ben şimdi neden cırlıyorsun bana ?" yavru köpek bakışlarıyla dudak büktü Emir.
"Huysuz dedim diye alındı." hala gülüyordu.
"E doğru demişsin." diyen Emir'e koltuğun küçük kirlentini fırlattım. Ya daha demin ne güzel pamuk gibi olmuştum resmen bilerek yapıyorlardı. Emir kıs kıs gülüp bana öpücük attı ancak benden aldığı tek karşılık göz devirmem oldu.
"Karışmayın kıza." diyerek Baran geldi yanımıza. Ellerini omzuma yaslayıp başımın tepesinden öptü. Normalde yani eskiden başımı çekerdim ama şu an bu konuda beni savunduğu için oldukça memnundum ve benimle temas etmelerinden artık rahatsızlık duymadığımı da fark etmiştim. Benden sonra Güneş'e ilerledi ve onu da öptü.
"Canım ne dedik sanki Allah Allah." diyen Aslan'a gözlerimi devirdim.
"Ablam hiç huysuz değil bir kere. En huysuz olan Baran abim." diyen Kerem'e hepimiz güldük. Doğruya doğruydu vallahi. Baran kadar huysuz değildim ben.
"Yavru aslan yine gömdün beni." dedi Baran. Bunu oldukça eğlenceli bir tavırla söylemişti. Ortamda sıcak, samimi bir hava vardı ve onu bozmak istemiyordu.
Kerem, Aslan'ın yanından kalkıp Baran'ın kucağına koştu. Yanaklarından öpüp "En huysuz sensin ama en sevdiğim de sensin." dediğinde Baran büyük bir gülüş sundu.
"Bu ne hız yavru aslan. Anında sattın bizi." dedi Doğu. Bozulmuş gibi bir hali vardı.
"Ama bana Fındık'ı getirdi. İnsan kendisine en yakın dostunu getiren insanı sevmesin mi?" dediğinde o yanaklarını mıncırarak sevmem gerektiğini aklıma not ettim.
"Oğlum sen ne ara böyle cümle kurmayı öğrendin?" dedi Emir.
"Ben on yaşındayım on tabii cümle kuracağım." dedi Kerem.
Doğu gülüp Emir'e baktı ve "Aldın mı cevabını yavrum." dediğinde gülmeden edemedim. Emir kollarını birbirine bağlayıp tavana bakmaya başladığında onun bu tavrına hepimiz güldük.
Merdivenlerden gelen adım sesleriyle istemsizce merdivene doğru baktım. Yağmur basamakları bitirip yanımıza doğru gelmeye başladı. Aslan onu gördüğünde "Yenge Hanım... Gel bakalım."
Yağmur küçük adımlarıyla yanımıza gelip Aslan'ın yanındaki boş kalan yere oturdu. Sanırım arkadaşlardı. Yağmur'un aramızda en yakın olduğu kişi Aslan gibi görünüyordu.
"Akşama ne yapacağız?" dedi Doğu. Aynı zamanda karnını da ovuyordu. Emir ile yemek yeme konusunda birbirlerini asla aratmıyorlardı.
"Yusuf hazırlama bir şey dedi. Hazır almış..." dediğimde başını salladı.
"Oooo masayı donatacağız desenize." dedi Doğu iştahla.
"Aden," Aslan'a baktım.
"Bir kahve yapsan da içsek," dediğinde yüzümü ekşitip tripli bir tavırla başımı diğer tarafıma çevirdim.
"Huysuz insanım ben kahve falan yapamam." dediğimde Doğu ve Emir bir olup güldüler.
"Yusuf istediğinde hemen yapıyorsun ama." dediğinde güldüm.
"O Yusuf ama." dediğimde bozuldu.
"Ulan var ya canım ciğerim olmayacaktı ki gösterecektim ben ona." dediğinde he canım he der gibi bakıp ayaklandım ve mutfağa geçtim. Güneş'te peşimden kalktı. Yine dayanamayıp kahve yapmaya koyulduğumda Güneş bu duruma güldü ve gelip yanağımı öpüp sarıldı.
Herkese kahve yaptıktan sonra ben fincanları Güneş'te su dolu bardakların olduğu tepsiyi aldı. İçeri geçtiğimizde Aslan böbürlenerek gülümsedi ve toparlandı. Ancak onu es geçip diğerlerine kahvelerini verip tepsiyi ortadaki ahşaptan yapılmış antika sehpanın üzerine bıraktım. Aslan güldü ve uzanıp fincanı aldı.
"Sağ ol abicim ellerine sağlık." dedi Aslan eğlenceli sesiyle.
"Yağmur, sen bilirsin." diyerek birden Yağmur'a döndüm. Titrek bir gülüşle kaşlarını çattı.
"Aslan hep böyle huysuz, gıcık mıydı?" dediğimde gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
"Yok eskiden böyle değildi." dediğinde güldüm. Sabah ki düşüncelerim sesini duymamla uçup gitmişti.
"Kız senin sesin ne güzelmiş." dediğimde tam boylardan toplu bir kahkaha yayıldı.
"Ay ben de Filiz anneciğimi özlemiştim." dedi Emir.
"Emir, canımın içi bunun bir de İstanbul'u var biliyorsun değil mi?" dediğimde yutkundu ve başını aşağı yukarı salladıktan sonra kahvesini yudumladı.
"Yağmur'u bir de şarkı söylerken duysan." dedi Aslan.
"Yaa öyle mi?" dedi Emir.
"Dinleriz bir ara artık." dedim.
Pek istekli olmadığını belli eden bir gülümse yolladı bize. Rahatsız olmasını istemediğimden daha fazla üzerine gitmedim. Dış kapıdan gelen anahtar sesiyle hızla ayaklanıp kapıya gittim ve kapı açılmadan önce açtım. Yusuf karşımda elinde anahtarıyla duruyordu.
"Hoş geldiniz." dediğimde içeri girdiler.
Merdo abi başıyla selam verip salona geçti. Yusuf elindeki torbalarla ters ters arkasından baktığında gülüp elindeki birkaç poşeti aldım. Birlikte mutfağa geçtiğimizde ellerimizdeki poşetleri tezgaha bırakır bırakmaz Yusuf beni belimden çekip bedenimi bedenine yasladı. Yanaklarımı ısırarak öptükten sonra alnını alnıma yasladı.
"Acıttın." dediğimde güldü ve bu sefer daha yumuşak öpücükler bıraktı tenime.
"Ne yaptınız tüm gün bakalım."
"Hiç... Birkaç tane oyun oynadık, sohbet muhabbet. Asıl siz tüm gün ne yaptınız bakalım savcım?" dediğimde burnumun ucuna dişlerini geçirip öptü.
"Dedektifcilik." dedi sır verir gibi.
"Bak sen." dediğimde sırıttı.
"Aramızda küçük hanım." güldüm ve ona ayak uydurdum.
"Yusuf." dedim sonunu uzatarak.
"Yusuf'un canı..." sesi ondan bir şey isteyeceğimi anlamış gibiydi.
"Akşam birlikte Akkız'ı görmeye gidelim mi? Malum hanımefendi beni pek sevmedi tek başıma gitmek istemedim." dediğimde ellerini yanaklarımı kavradı ve tekrar yanaklarımı öptü.
"Akşam yemeğinden sonra gideriz güzelim. Kızlarımın kaynaşması lazım anlaşılan." dediğinde kıkırdayıp dudağına hızlıca bir öpücük kondurup geri çekildim.
Akşam yemeği için alınan yemekleri ısıttıktan sonra masayı kurmuştuk. Masa da Merdo ve Yağmur dışında hepimiz sohbet ederek yemek yiyor Emir ve Doğu'nun anlattığı birbirinden komik şeylere gülüyorduk. Yemekten sonra biz kızlarla masayı toplarken beyler dışarıya çıkmıştı. Kapının önünde bu soğukta hep bir ağızdan konuşuyorlardı. Toplama işlerini bitirdikten sonra Güneş çay koyarken ben de kek yapmaya koyuldum.
Çay ve kek olduğunda herkes salonda toplanmıştı. Merdo ve Yağmur yan yana ama çok uzaklardı. Tam boylar bir aradayken Güneş ve Kerem de yan yanaydı.
"Emir bana yardım etsene." dedim ve mutfağa geçtim. Keki dilimleyip tabaklara servis ederken Emir yanıma geldi ve tepside hazır olan bardaklara çay koymaya başladı.
"Ne haltlar dönüyor?" dedim biraz kısık sesimle.
"Bir şey dönmüyor. Yusuf ve Baran birkaç ipucu bulmuşlar sanırım." dedi geçiştirircesine.
"Nasıl delillermiş onlar?"
"Ne bileyim kızım ben adamların ağzından bir şey çıkmıyor ki." çay doldurmayı tamamladı ve hızlı hareketlerle tepsiyi alıp çıktı mutfaktan. Salona tekrar geçtiğimde kekleri sehpaya bırakıp Yusuf'un yanına geçtim.
"Yarın da dışarıya çıkacak mısınız?" dedim.
"Büyük ihtimalle." dediğinde biraz yanaştım.
"Ben çok sıkıldım. En azından biz de Güneş ile falan çarşıya, şehir merkezine gitsek."
"Aden." dedi memnuniyetsizce.
"Ya lütfen. Emir de bizimle olur." dedim.
"Bakarız yavrum." dediğinde ofladım. Onun literatüründe bakarız demek hayır demekti.
"Hayırdır?" dedi Baran.
"Bir çarşıya falan çıkalım dedik ama yok beyefendi olmaz diyor." dediğimde Baran çok kısa bir an Yusuf'a baktı.
"Yarın Merdo abiyle, abimler evde olacak. Kızlar bizimle gelsin canım ne olacak?" dedi.
"Yaşa Baran." dedim bir an gaza gelerek. Lakin hemen sonrasında utanıp koltuğa yapıştım resmen.
"Adliye adliye dolaştıracak mıyız kızları Baran?" dedi Yusuf hoşnutsuzca.
"Sen adliye işini halledersin. Emir ve ben de kızlarla çarşıyı gezeriz."
"Size afiyet olsun." dedi Yusuf ve ayaklandı beni elimden tutup kaldırdı.
"Akkız'a gidelim biz." dedikten sonra dış kapıya doğru yürüdük. Önce benim montumu giydirip sonra da kendi montunu giyindi. Boynuma atkımı sıkıca sardıktan sonra montun şapkasını kafama geçirdi ve önümde eğilip ayakkabılarımı giydirdi. O da hazır olduğunda evden çıkıp Akkız'a gittik.
"Kızım." diyerek direk sevmeye başladı Yusuf, Akkız'ın beyaz tüylerini. Yüzünü okşayıp öptü.
"Gel haydi." elini uzattı tutmam için.
Normalde hayvanlardan çok korkan birisi değildim ama atların büyüklüğü ve ani hareketleri beni geri itiyordu. Elini tutup yanına gittim. Akkız beni fark edince başını yukarıya doğru kaldırıp hoşnut olmadığını belli eden sesler çıkarttı yine.
"Akkız, güzel kızım benim." diyerek onu yatıştırmaya çalıştı Yusuf.
"Sen nasıl Kara Oğlan'ın Akkız'ıysan Aden de benim Akkız'ım." dediğinde Akkız sakinledi.
"Canım o benim. " dediğinde başını Yusuf'un omzuna yasladı. Uzun beyaz yelesine elimi uzatıp parmak uçlarımla sevmeye başladım. Akkız ilk kaçmak iste de müsaade etmedim ve onu sevmeye devam ettim.
"Aferin kızlarıma." dedi Yusuf.
Yusuf, Akkız ile aramı yaptığında bizi baş başa bırakıp Kara'nın yanına geçti. Akkız'ı sevdikçe kendime ve ona duyduğum güven artmıştı. Bir süre daha vakit geçirdikten sonra yanlarından ayrıldık. Ahırdan çıktığımızda kar yağıyordu. Yüzümü karanlık gökyüzüne kaldırdım ve gözlerimi kapatıp kar tanelerinin yüzüme düşmesine izin verdim.
Kulağıma kısık seste bir melodi yayılırken gözlerimi açıp hemen önümde duran Yusuf'la göz göze geldim. "Hanımefendi, benimle bu karların altında dans etmek ister misiniz?" dediğinde ağzım kulaklarımda güldüm.
"Elbette beyefendi." dediğimde önümde reverans yaparak elini uzattı. Uzattığı elini tuttum. O kolunu belime dolarken ben omzuna yerleştirdim. Diğer elim onun avcu arasındaydı. Yusuf'un telefonundan açtığı Tanju Okan'ın Kadınım şarkısı aramızda yayılırken dans etmeye başladık.
Yüzümüzde hiç silinmeyen gülüşle karın altında dakikalarca dans ettik. Beni her döndürüp kendisine çektiğinde kıkırdıyor, ona ayak uydurarak kendi etrafımda dönüp ona doğru yaslanıyordum. Kollarımı omzuna sıkı sıkı dolayıp parmak uçlarımda yükselip kollarında salınmaya devam ettim. Alnım çenesine denkti. Gözlerinin içine baktım, karanlığın ortasında parlayan tek ışığımdı.
"Tüm mutluluğumu şuraya saklamak istiyorum." dedi ve gülüşümün etkisiyle dudak kenarımda oluşan küçük çukura dudaklarını değdirdi.
"Tüm mutluluğum senin gülüşüne saklı Aden." dediğinde ona bir kez daha aşık oldum, bir kez daha bağlandım. Ona olan sevgimin ne denli büyük ve ele avuca sığamayacak kadar sonsuz olduğunu hissettim.
"Yusuf, seni çok çok çok seviyorum." dedim. Gülüşü büyüdü, gözündeki ışık daha da parlak bir hal aldı.
"Seni çok çok çok seviyorum," alnımı öptükten sonra "daima seveceğim." dedi.
"Daima, " dedim.
Eve geçtiğimizde Baran, Aslan ve Merdo dışında diğerleri odalarına çekilmişti. Yusuf onlara katılırken ben de odama geçmiştim. Güneş yine çoktan uyumuştu. İnce penye pijamamı giyip yatağa girdim. Saat gece yarısını geçeli çok olmamıştı ama burada insanın uykusu erkenden geliyordu. Yani en azından ben ve Güneş için geçerliydi bu durum sanırım. Kerem zaten gece olmadan uyuyordu.
Uykumdan ürpererek uyandığımda etraf hala karanlıktı. Kendi tarafımdaki komodinin üzerinde duran telefonuma göz attım. Saat 02:52 idi. Susadığımı hissedince çıktım yataktan. Aşağı indiğimde mutfak kısmının loş ışığı hala yanıyordu. Sanırım hala uyumamışlardı. Mutfağa geçtiğim de Yusuf dışında herkesin burada olduğunu gördüm. Doğu ve Emir bile buradaydı. Masada oturmuş bir sürü kağıt, hukuk kitaplarını karıştırıyorlardı.
"Cennet bahçem." diyen Emir ile hepsinin başı beni buldu.
"Saat gecenin üçü neden uyumadınız?"
"İş güç abim." dedi Baran. Önündeki dosyalardan başını bile kaldırmadan cevap verdi.
"Kahve yapayım mı?" dedim birden ama hala uyku sersemiydim.
"Nasıl iyi olur vallahi." dedi Aslan.
Kahveleri yaptıktan sonra dağıttım. "Yusuf ?" diye sorduğumda "Oturmaktan ağrısı oldu. Odasında çalışacaktı." dedi Doğu. Hepsine iyi geceler dedikten sonra elimdeki tepsiyle yukarı kata çıkıp Yusuf'un odasına yol aldım. Kapıyı tıkaltıp gir demesini beklemeden açıp içeri girdim.
"Yavrum?" dedi.
"Kahve?" dedim.
Gülümseyerek başını sallayıp uzandığı yerden doğruldu. Elindeki dosyayı kapatıp yatağın diğer tarafındaki dosya yığınının üzerine doğru bıraktı. Yanına gittiğimde tepsiyi komodinin üzerine bırakıp yatağa şöyle bir göz attım. Dosya yığınıyla Yusuf'un arasındaki küçük bir boşluğa Yusuf'un üzerinden geçip yerleştim.
"Susadım indim aşağı bir baktım herkes adliye memuru gibi çalışıyor. Emir bile." dediğimde güldü.
"İşler bayağı karışık yavrum. Farklı kafa yapısı birkaç defa yardımcı oldu sağ olsun." dediğinde güldüm.
"Öyle farklı bakış açısı var beyefendinin. " dedim ve omzuna yerleşip bir kolumu koluna dolayıp diğer kolumu gövdesine sardım. O da beni omzundan sarıp iyice göğsüne çekti.
"Işık var mı?" dediğimde "Yaratacağız." dedi. Yüzünü görmek için başımı kaldırdım. Avcumu yüzüne yaslayıp çenesinden öptüm.
"Eminim ki her şeyi halledeceksin." dediğimde başını salladı.
"Peki Merdo ile Yağmur aşkı ?"
"Merdo asla Yağmur'u bırakmaz. Yağmur da eminim ki büyük bir çıkmazın içinde. Ne olur inan bilmiyorum güzelim." başımı salladım. Bu konuda bir çıkarım bir öngörü çok zordu.
"O zaman yarın geliyoruz biz de." dedim birden. Kısa, sessiz bir kahkaha attı.
"Yavrum yemin ediyorum senin kadar hızlı konu değiştireni yoktur bu evrende." dediğinde kıkırdadım.
"Ne sandın yavrum üstüme tanımam." dedim.
Yatakta dizlerimin üzerine oturup yüzünü kavradım ve yüzüne öpücükler kondurmaya başladım. Bir yandan da "Gelsek ne olacak sanki?" diyor "Söz dikkatli oluruz," diyerek onu ikna etmeye çalışıyordum. Tamam, endişesinde haklıydı ama sıkılmıştım artık. En azından bir kalabalığa karışayım bir sokak gezeyim istiyordum.
Beni üzerimdeki pijamamdan tutup üzerine çekti. Gövdem gövdesine yapıştığında yüzüme süzülen saçlarımı geriye doğru taradı. "Baran ne derse desin onun yanından ayrılmayacaksınız, dik kafalık yapmak, tartışmak yok." dediğinde uslu bir öğrenci olup başımı tamam diyerek salladım.
"İyi o zaman sabah erkenden çıkacağız." dediğinde istediğimin olmasının hazzıyla güldüm ve kısa bir öpücük kondurdum dudaklarına. Geri çekileceğim zaman Yusuf bir kolunu belime sarıp ondan kopmamı engelledi ve küçük öpücüğümü harladı. Islak ve sıcak dudakları dudaklarıma hasretle asılıyordu. Ne çok yavaştı ne çok sert. Tutkulu ama bir o kadar da şefkatliydi dudakları. Nefeslenmek için geri çekildiğimde şaşkın şaşkın baktım ona.
"Yavrum neden öyle bakıyorsun?" dediğinde "neden acaba?" dedim gülerek.
"Özledim kızım seni. Kaç gündür hasretim sana." dedi ve elini enseme çıkarttı ve beni kendisine daha da çekip dudaklarıma bir öncekine kıyasla sertçe yapıştı.
Dudakları dudaklarımda can buldukça ona olan arzum korlaştı. Aynı sertlikte, aynı şehvetle karşılık veriyordum. Beni iyice kucağına çektiğinde ona yardımcı olup kucağında rahat bir pozisyon aldım.
"Tenin sımsıcak." dedi ayrıldığımızda parmakları boynumda, gerdanımda geziniyordu.
"Seninde öyle." dedim tenini okşarken. Parmaklarım omuzlarından süzülüp göğsüne yerleşti ve oralarda dolanıp durdu. Belimde gezinen elleri bedenimi sıkıca tuttu aniden yerimizi değiştirdi. Bedenim yatağa serilirken onun bedeni hemen üzerimdeydi. Kollarımı ve bacaklarımı aralayarak ona yer açtım. Açtığım o yere yerleşti.
Sol elinin parmaklarını yüzümde gezdirdi. Dudaklarını yüzümün her köşesinde gezdirdikten sonra üst dudağımı ıslak dudaklarıyla sertçe kavradı. Anın verdiği o haz kirpiklerimin titreşerek kapanmasını sağladı. Kalbimin atışları geçen her saniyede hızlanıyordu. Yüzümü seven parmakları çenemi kavradı ve öpüşünü daha da sertleştirdi. Aynı tutkuyla, aynı ateşle karşılık verdim sevdiğim adama.
Belime doladığı eliyle kuvvet alıp bedenini bedenime yasladığında derin bir inleme bıraktım dudaklarının arasından. Ona daha çok yer açarken bir bacağımı bacaklarına doladım ve bedenimi yataktan kaldırıp bedenine yasladım.
"Sonum olacaksın." dudaklarını dudaklarımdan kopardı. Çenemde, çene kemiğimin hizasında dolanıp boynuma indi. Kulağımın hemen arkasına bir öpücük bıraktı. Kollarım omuzlarını sararken ellerim saçlarının arasındaydı.
Boynumdaki dudaklarımı baskılı, ıslak temaslarda bulunuyordu. Etimi ara ara dişleri arasına sıkıştırıyor ardından yatıştırmak istercesine emdikten sonra dudaklarıyla son darbesini vurup başka bir kısma kayıyordu.
"Nasıl özlemişim." dedi ve kokumu soludu. Dudakları boynumda izler bırakarak boğazıma kaydı. Oradan açık gerdanıma kaydı. Tenime değen her nefesinde midem kasılıyor, göğsümün tam ortasında coşkulu bir his kabarıyordu.
Köprücük kemiğimde oyalanan dudakları hazla dolmama neden olurken bedenimi bir kez daha yataktan kaldırıp bedenine yasladım. Kasıklarıma yapışık duran kasıklarına sürtünme ihtiyacıyla kavruldum. Bir eli bacağımı kavradı ve kendisine daha çok yer açtı. İri bedenine bedenime yaslayıp birkaç kere sürtünmemizi sağladı.
"Yusuf." adını inledim.
Köprücük kemiğimde dolanan dudakları oradan ayrılıp göğüs oluğuma doğru ilerledi. Yusuf'un her temasında ona sürtünme ihtiyacıyla kavruldum. Dişleri tenimi sıyırıyor, etimi sıcak dudaklarının arasına hapsediyordu. "O kadar özelsin, güzelsin ki." dediğinde alnını alnıma yasladı. Bacağımdaki eli bulunduğu yeri tatlı sert hareketlerle okşadı.
"Aslan haklı galiba kimin kanını verdilerse sana." dedim nefes nefese. Güldü, alnımı öpüp kasıklarımızın birbirine sürtünmesini sağladı. En özeli en özelimdeydi. Bacaklarımı tamamen Yusuf'a doladım ve daha da iç içe geçmemizi sağladım. Kasılan bedenimi sakinleştirmek ister gibi yavaş yavaş temas ettiriyordu bedenlerimizi. Ancak birbirini takip eden temasları her defasında daha baskın oluyordu.
"Sana açım. Gözlerine, çillerine, tenine... Şu kokuna açım, " dediğinde ellerim yanaklarına kaydı. Onun bir eli ise bedenlerimizin arasından süzülüp pijamamın üzerinden kadınlığımı kavradı.
"Sımsıcaksın." dedi ve parmaklarını usul usul bastırdı. Başımı yatağa iyice bastırıp geriye attım ve hazla inledim. Uzun, kemikli parmakları beni okşamaya başlarken göğsüm aldığım sık nefeslerle hızla inip kalkmaya başladı.
"Yusuf." diye adını inledim bir kez daha. Onun dokunuşlarına o kadar hasret ve onun kadar açtım ki bencilce düşündüğümün farkında da olsam sadece o benimle ilgilensin istedim.
"Yusuf canı." dedi ve yüzünü iki göğüslerimin üzerine kapadı.
Bir eli kadınlığımdayken diğer eli bacağımdan süzülüp göğsüme denk geldi ve pijamamın üzerinden göğsümü sertçe avuçladı. Bundan tatmin olmamış olacak ki elini pijamamın altından soktu ve ellerini çıplak bedenimde gezdirip göğsüme çıktı. Sütyenimi çekiştirip göğsümü avcunun içine hapsetti ve derin bir nefes alıp göğsümü parmakları arasında ezdi. Bedenimi seven parmakları hızlandığında vücuduma sirayet eden yoğun hazla titredim ve nefes nefese kaldım. Bacak aramda gezinen elini belime çıkartıp kadınlığıma bir kez daha erkekliğini yasladı ve güçlü darbelerle sürtünerek hazzın ve o derin zevkin uçurumunda süzülmemi sağladı.
"Sanırım nikah kıymamız gereken konular var oynak Yusuf sahalara giriş yaptı çünkü." dedim hızlı nefeslerimin arasından. Güldü, burnumu ısırıp dudaklarıma kısa ama etkili bir öpücük bıraktıktan sonra bedenini bedenimden koparıp yanıma devrildi. Vakit kaybetmeden göğsüne sokuldum.
"Seninle uyuyacağım," dedim. Başımın tepesine peş peşe öpücükler kondurup "Uyu bebeğim," dedi. Kolları arasında huzurla uykuya daldım.
Sabah uyandığım da Yusuf yanımda değildi ama avuç içimde küçük, daha açmamış bir gül vardı. Gülümü bırakmadan Güneş'le kaldığım odaya geçmiş ve kısa bir duş almıştım. Sonrasında kahvaltı yapıp hazırlanmaya başladık. Aslan, Merdo ve Yağmur evde kalacaktı. Doğu tüm gün Kerem ile ilgilenecekti. Merkezde Yusuf işlerini hallederken biz de gezecektik. Giyinip aşağı tekrar indiğimde salonda ve mutfakta kimse yoktu. Açık kapıdan dışarı baktığımda Emir ve Güneş vardı. Yusuf arabanın önünde oldukça hararetli bir konuşma yapıyorken bağcıklı botlarımla yüz yüze geldim.
"Ben giydiririm." Aslan'a baktım omzumun üstünden.
"Haydi haydi bakma öyle. O eli bayağı zorluyorsun zaten." dedi ve beni vestiyerin kenarında yer alan küçük pufa o tutturdu ve ayakkabılarımı giydirmeye başladı. Bağcıkları tam istediğim gibi bağladıktan sonra "tamamdır," dedi.
"Teşekkür ederim." dediğimde gülümsemesi büyüdü.
"Hazır mı herkes?" diyerek merdivenlerden indi Baran.
"Hazırız sanırım." dedim bende oturduğum yerden kalkarak.
Baran yanıma geldi ve vestiyerdeki kabanını alıp giyindi. Peşinden notlarını giyindi. Vestiyerin aynasına bakarak üzerini kontrol ettikten sonra aynalı kısmı açıp içinden bir atkı ve iki şapka çıkardı. Kırmızı renkteki şapkayı kafama geçirip yüzüme düşen saçlarımı düzelttikten sonra kendi şapkasını başına geçirdi.
"Şimdi hazırız." dediğinde gülümseyip başımı salladım.
Arabaya geçtiğimizde şoför koltuğuna Baran onun hemen yanına Yusuf yerleşmişti. Arkada Emir ortamızda olacak şekilde yerleşmiştik. Eğlenceli ve bol müzikli bir yoluculuğun ardından şehir merkezine varmıştık. Yusuf adliyeye geçeceği için onunla vedalaşmıştım.
Baran'ın önderliğinde gezmeye başladığımızda Artvin'i daha da çok sevmeye başlamıştım. Sanırım toprak çekiyor olayı da bayağı etkiliydi. Çeşit çeşit dükkana girip çıkıyorduk. Bir kafede kahve içip başka bir kafede çay içiyor gezmeye devam ediyorduk. Son girdiğimiz dükkanın önünde dikkatimi saç bandanaları çekmişti. Karadeniz yöresine has olan puşilerde vardı. Dikkatimi kırmızı, koyu kahve tonlarında, kenarlarında boncuk ve küçük, altın para motifli süslerin işlendiği bir puşi çekmişti. Uzanıp aldığımda incelemeye başladım. Çok sevmiştim.
"Ben şu yan mağazadayım." diyen Emir'e göz ucuyla baktım. Kazım Koyuncu ve onun gibi Karadeniz şarkıcılarının posterlilerinin adılı olduğu bir dükkana giriyordu.
"Beğendin mi?" dedi Baran yanıma geldiğinde. Güneş hemen çaprazımda başka bir şeylere bakıyordu.
"Beğendim. Çok güzel."
Baran elimdeki puşiyi aldı. Sabah kendi elleriyle başıma geçirdiği şapkayı çıkarıp elektriklenen saçlarımı parmaklarıyla yatıştırdıktan sonra puşiyi saçlarımın altından geçirip başımın üzerinde bağladı. Puşinin uçlarına işlenmiş boncuklar alnıma düşerken alnımın tam ortasına denk gelen nazar boncuğunu düzeltti.
"Maşallah." dedi. Bir süre yüzüme baktıktan sonra nefesini yüzümde gezdirip "amin," dedi. Onun bu hareketi buzdan duvarlarımın biraz daha erimesine neden olurken yüzümde engelleyemediğim tebessüm can buldu.
"Çok yakıştı, alalım mı?" hevesle başımı salladım. Bu hevesim onu da sevindirdi. O sırada elinde iki farklı puşiyle Güneş geldi. Hangisi der gibi iki puşiyi bize doğru uzattı. Baran benimkiyle aynı olan puşiyi Güneş'in elinden aldı ve tıpkı bana bağladığı gibi Güneş'e de bağlayıp yine "maşallah," dedi ve duasını okuyup amin dedi.
"Ben bunların parasını ödeyip geliyorum, ayrılmayın buradan!" dedi ve hemen kapısının önünde durduğumuz dükkanın içine girdi. Güneş yüzündeki benim tebessümüme eş tebessümle yanıma geldi ve koluma girdi. Bir yandan da telefonunu çıkarıp kamerayı açtı. Ona ayak uydurdum. Baran gelene dek fotoğraf çekinip durduk.
" Vay vay vay. Gözlerim kimleri görüyor..." işittiğim sesle başımı telefondan kaldırıp önüme baktım. Deniz Sofuloğulları tam karşımızdaydı.
"Uyguroğlu ailesinin kızları çok güzel dediklerinde pek inanmamıştım ama görüyorum ki her ikisi de oldukça iştah açıcı." Güneş'in elini sıkı sıkı tutup onu arkama çektim.
"Bas git yoluna." dediğimde yarım ağız sırıttı.
"Güzel olduğun kadar şanslısın. Neyse ki dikkatimi sessiz sakin olan esmerler çekiyor." dedikten sonra bedenimin arkasındaki Güneş'i süzmeye çalıştı ancak Güneş'i iyice arkama çekip görmesini engelledim.
"Defol git yoksa..." dediğimde güldü ve git gide kararan bakışlarını üzerime dikerek "yoksa," dedi.
"Yoksa abileri senin yedi sülalesini s... Sevecek!" Baran gelmişti. Hızlı adımlarıyla hemen yanımıza gelip bedeniyle bizi perdeledi.
"Baran Uyguroğlu." dedi Deniz. Sesindeki tiksinti o kadar net ve kavurucuydu ki bu bana tuhaf hissettirdi.
"Hep böyle fevriydin. Yıllar seni yatıştırmamış." Baran bir adım atıp Deniz'in tam önünde durdu. "Yılların beni ne kadar fevriden de öte bir adam yaptığını görmek istemiyorsan bir daha sakın..." sert bir soluk bıraktıktan sonra "sakın kardeşlerimin etrafında dolanma," dedi.
"Siz benim kardeşimi saklarken iyi ama... " dedi pişkin bir ifadeyle.
"Yakındır ama elbet bulacağım. O gün geldiğinde hepiniz kaçacak delik bulsanız iyi ederdiniz." dedi.
"Dikkat et bulduğumuz deliğe seni tıkmayalım." Emir tam önümde Baran'ın merhaba anında durdu.
"Oooo sizin aile baya genişlemiş ha Baran?" dedi Deniz.
"Haydi haydi Deniz haydi git yoluna." dedi Baran daha fazla uzatmak istemeyerek. Sanırım bana ve Güneş'e daha fazla aynı yerde barındırmak istemiyordu onu.
"Gidelim bakalım." dedi Deniz de daha da fazla uzatmadan. Yanımızdan geçip gideceği sırada gözlerini bizden bir an ayırmadı. Tam Güneş'in yanından geçeceği an bir şeye takılıp yere kapaklandı.
"O gözlerin önüne baksın şerefsiz. Yoksa böyle hep yeri öpersin." dedi Emir. Manyak adama resmen çelme takmıştı.
Deniz öfkeyle ayağa kalktı ve kararmış, nefret dolu bakışlarla baktı bize. "Az kaldı... Hepinizi mahvedeceğim çok az kaldı." dedi ve aynı hiddetle arkasını dönüp ilerledi.
"İt herif." diye burnundan soludu Baran.
"Hadi dönelim." dedi ve Güneş ile ortamıza geçip ellerimizi tuttu. Anın verdiği şaşkınlıkla bir tepki vermezken çoktan yürümeye başlamıştık. Arabayı park ettiğimiz yere geldiğimizde Yusuf'u beklemeye başladık. Yusuf geldiğinde eve biraz alışveriş yapıp arabaya yerleştik ve eve doğru hareket ettik.
Yusuf yolda bir şeyler olduğunu sezse de hiçbirimiz bir şey demedik. Eve geçince söylemek daha mantıklıydı. Uzun bir yolun sonunda eve vardık. Arabadan inip eve geçeceğimiz sırada ev kapısının açık olduğunu fark edince istemsizce durdu adımlarımız.
"Aslan." diye bağırdı Yusuf eve doğru.
Birkaç dakika sonra evden Doğu çıktı. Üzerinde mont, ayağında çamurlu karla kaplı botlarıylaydı. Evde neden böyleydi ki?
"Ne oluyor?" dedi Yusuf.
"Yağmur." dedi nefes nefese.
"Yağmur yok gitmiş!"
* * *
Yorumlar