ADEN 58. BÖLÜM PARÇALANMAK & TAMAMLANMAK

 58. PARÇALANMAK & TAMAMLANMAK

Hayal kırıklığı aşılması zor bir histi. İnsanın içini kemirir, keşkelerin içinde süründürdü. Hayal kırıklığı; saatlerdir yağan karın altında oturmuş, sigara üstüne sigara içmiş adamdı. Merdo hayal kırıklığının vücut bulmuş haliydi. Merdo parçalanmıştı...

Yağmur gitmişti... Yağmur giderek hem Merdo abiyi, aralarındaki bağı, sevgiyi ikisine dair her şeyi paramparça etmişti. Yusuf yanına Doğu'yu alıp Merdo ve Aslan'ın yanına gitmiş bizi de evde bırakmışlardı. Yusuflar gelene kadar hiçbirimizden ses seda çıkmamıştı. Bir iki saatin sonunda geri geldiklerinde Yağmur yanlarındaydı. Perişan haldeydi, bitkin görünüyordu ve gitmekte ısrarcıydı. Merdo gitmemesi için ona kelimenin tam anlamıyla yalvarmıştı. İkisi de hiç durmadan ağlamıştı o anlarda. Yağmur yapamadığını, kimsenin yüzüne bakamadığını, bu vicdan azabıyla daha fazla yanımızda kalamayacağını ve ailesine geri dönmek istediğini söylemişti.

Merdo, Yağmur'un son sözlerinden sonra evin dış kapısının önündeki geniş basamağa oturup kalmıştı. Yusuf, Yağmur'un ailesine gitmesinin tehlikeli olacağından bahsetmiş bir süre için onu yanında Aslan ve Doğu ile birlikte başka bir yere göndermişti. Onların gidişinin ardından saatler geçmişti ve Merdo hala oradaydı. Defalarca kez onun yanına gidip eve girmesini istesek bizi duymuyor, bizi görmüyordu.

"Hasta olacak." dedim. Salonun penceresinden Yusuf'la onu izliyordum.

"Laf dinlemiyor... Diyecek bir kelime de bulamıyorum ki." dedi. Hissettiği çaresizlik sesinde kol geziyordu.

"Dün gece Merdo bırakmaz demiştin." dediğimde gergin bir iç çekişle baktı bana.

"Merdo bırakmadı ki güzelim Yağmur bıraktı." doğru söylüyordu.

Gerçi benim kast ettiğim şey Merdo'nun gitmesine izin vermesiydi ama Yusuf ne düşündüğümü tahmin etmiş ve "Gitmek isteyeni tutamazsın yavrum. Merdo bir kere gitme dedi ama Yağmur gitmeyi seçti." dediğinde üzüntüyle iç çektim.

"kahve yapsam içer mi?" dedim bir umut. Ne bileyim hepsi kahvemi çok seviyor asla geri çevirmiyorlardı.

"Dene. İçer belki..." dediğinde hiç umudum olmasa da kahve yapmaya gittim. Dün gece sade içtiğini öğrendiğimden ona acı bir kahve yapıp yanına gittim. belki benimle içeri girer diye üzerime hiç bir şey almamıştım. Gidip yanına oturdum ve küçük tepsiyi yanıma bırakıp fincanı aldım ve gözlerinin önüne doğru uzattım.

"Vallahi bir içmeyen pişman. O kadar iddialıyım bak." dedim ama oralı olmadı. Önünü izlemeye devam etti.

"Merdo abi." dedim ve iç çektim.

"Gitmeseydi de olamadınız ki..." bakışlarını ağır aksak bana çevirdi. Kıpkırmızı olan gözleri, ıslak kirpikleri acısını bas bas bağırıyordu.

"Olabilir miydi?" dedim ve kahveyi ona doğru uzattım bir kez daha. Bu sefer aldı ama içmedi.

"Dedemle babaannemi geçtim. Gazel yengenin karşısına her şeye rağmen el ele çıkabilir miydin?" yutkundu. Sulanan gözlerini parmaklarıyla sertçe ovaladı. Nefesini gürültüyle bıraktı.

"Onun acısına en yakından şahit olan sensin. Ona bunu yapabilecek miydin? Senin sevdan o kadar büyük mü?" bir damla gözyaşı gözlerimin önünde teninden süzülüp çenesinden düştü.

"Yağmur..." dedi ardından sustu.

"Yağmur elimi bırakmasaydı ben her şeye göğüs gererdim maviş." dediğinde yutkundum. Sevdası her şeyden büyüktü. Acısı da Yağmur'un bu zamana kadar sakladıkları değil onu yüzüstü bırakıp gidişiydi.

"Yağmur'u nasıl bir çıkmaza soktuklarını tahmin etmeyi geç biliyorum... Yıllarca çektirmedikleri şey kalmadı kıza..." dediğinde "Ama," diyerek araya girdim.

"Ama haklısın... Ben bu gerçeği sevdama rağmen yutamıyorum. Ben yutamazken evladını kaybetmiş, can yoldaşını kaybetmiş, torunlarını kaybetmiş insanlar nasıl yutkunsun... "

"Sen söyle maviş ben ne yapayım şimdi?" dediğinde başımı omzuna yasladım. Ona hiç yabancılık hissetmiyordum.

"Ben seninle empati kurabilirim ama asla senin hissettiğin gibi hissedemem. Lakin bir tavsiye verebilirim." başımı omzundan kaldırıp yüzüne baktım.

"Ben böyle bir durumda her daim kardeşimin yanında olurdum." dediğimde yutkunup başını salladı.

"Belli ki bir amaç uğruna buradayız anlıyorum fakat bence Gazel yengenin en çok sana ihtiyacı vardır. Yani ben onun konumunda olsaydım yanımda kardeşimi isterdim. Sanırım öyle hissederdim."

Tahir dede ve Meryem babaannemin onlara her zaman anne baba olduğuna emindim ama hiç kimse gerçek anne babanın yerini tutamazdı. Gazel yengenin geriye kalan tek dalı Merdo abiydi ve emindim ki en çok ona ihtiyacı vardı.

"Haklısın... Ablamın yanında olmam lazım." çenesi titredi. Kesik soluklar alıp başını karanlık geceye çevirdi.

"Kadının yüzüne bakamıyorum ki." çenesinin titreyişi sesine sıçramıştı.

"O senin ablan. Sana bu hayatta ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın sırt çevirmeyecek tek insanın o olduğuna kalıbımı basarım. "dediğimde buruk bir şekilde gülümsedi.

"Sağ ol maviş." dedi ve artık buz gibi olan kahveyi tek seferde içip oturduğu yerden kalktı.

"Hava soğuk üşüme daha fazla haydi." dedi ve yanımdan geçip eve girdi. Arkasından baktı bir süre. Kapının önünde bekleyen Yusuf'un yanından geçerken omzuna birkaç kez vurup içeriye yöneldi.

"Hadi içeri çok soğuk hava." dedi Yusuf.

Oflayıp ayaklandım. Eve girdiğimde Yusuf omzumdan sarıp beni göğsüne çekti. Elleri ellerimi bulup öptü. Sıcak nefesiyle ısıtmaya çalışınca hemen önümdeki yanağına kocaman bir öpücük bıraktım.

"Ne olur sence bundan sonrası?" diye fısıldayarak konuştum. Bana yandan bir baktı sonra ellerimi öpmeye devam etti.

"Yavrum anlıyorum benimle dedikodu yapmayı çok seviyorsun," dediğinde omzuna kafamla vurup "Yusuf yaa," dedim.

"Sevgilim, aşkım, bir tanem, canımın içi vallahi onlar hakkında yorum yapmak istemiyorum." dediğinde dudak büzüp başımı salladım. O da haklıydı bu işin sonu hiç belli değildi.

Yukarı çıktığımızda kendi odalarımıza geçtik. Güneş odada yoktu. Büyük ihtimalle Doğu'nun yokluğundan dolayı Emir'in odasındaydı. Kerem ise yatağın ortasında çoktan uyuya kalmıştı. Normalde Aslan ile uyuyordu ancak Aslan olmadığı için bizimle uyumak istemişti. Onu uyandırmamaya dikkat ederek temiz kıyafetlerimle havlularımı alıp odadan çıktım. Yusuf'un odasının yanındaki banyoya ilerledim. İçeri gireceğim sırada Yusuf'un odasından Baran'ın sesini duyunca adımlarım durdu.

"Haydar abi il il çok dolaşmış. Belki buradaki cezaevinde de tanıdığı vardır." duyduğum cümleyle beynimden vurulmuş gibi oldum. Bu cümleden çıkardığım tek bir şey vardı ve bunu o adamla aynı kefeye asla koyamadım şu kısacık anda.

"Cezaevi tehlikeli. Hem bir daha o tarz bir işe bulamayacak o adam." Yusuf çok netti.

"Haklısın. Belli ki Filiz abla ile bir gelecekleri olacak." dedi Baran ama susmadı derin bir nefes aldığını işittim. Ardından konuşmaya devam etti.

"Ama ben hala o adamın eski bir mahkum olduğuna inanamıyorum. Yani tamam henüz mesleklerimizin çok başındayız ama suçlu insanı da bir bakışta artık tanır kıvamdayız. Haydar abi hiç yansıtmadı vallahi." kalbim o kadar tuhaf bir haldeydi ki anlatacak bir kelimem yoktu.

" Herkesin bir hikayesi, bir gizi var Baran. Geçmişi ne olursa olsun Haydar abi sağlam bir adam şu anda ailemizin içinde olmasının en büyük nedeni de bu. " dedi Yusuf. Kalbim hem hızlı atıyor hem de göğsümü ağrıtıyordu. Haydar abi ne suç işlemişti ki?

"Haklısın... Her neyse iki gün sonrası için merkezdeki restorandan yer ayırttık. Haydar abiye Aslan haber vermiş. Gerisi şimdilik onda." Baran lafı değiştirdiğinde titreyen adımlar atarak banyoya girdim.

Duyduğum şeyleri hala algılayamıyordum. Haydar abinin geçmişine dair hiçbir şey bilmiyorduk. Hayatına dair bildiğimiz tek şey ise ailesiyle görüşmediğiydi. Hala toparlayamadığım kafamla allak bullak bir halde yıkanıp çıktım. Saçlarımı havluyla toplayıp bedenimi kuruladım. Üzerimi giyindikten sonra kirli kıyafetlerimi kirliye attıktan sonra banyodan çıktım. Yusuf'un odasının önünde durup içeride bir ses var mı diye kontrol ettim. Hiç ses yoktu. Baran odada değildi anlaşılan.

"Yusuf." diyerek kapıyı açıp içeri girdim. Pencerenin önünde kollarını göğsüne bağlamış bir haldeydi.

"Güzellik, " diyerek bana çevirdi yönünü. Hala kapının eşiğindeyim. Gözleri yüzümde dolandı. Bende bir şeyler olduğunu anında anladı ve kollarını iki yana açıp bedenini tamamen bana çevirip "gel sevgilim," dedi.

Açtığı kollarının arasına girdim ve sıkıca sarıldım. Omuzlarımı kavrayıp sakinleştirici dokunuşlarını sırtımda gezdirdi. "O yüzünün hali ne?" dediğinde başımı göğsünden kaldırıp ona çevirdim.

"Baran ile Haydar abi hakkında olan konuşmalarınızı duydum." uzatmadan söyledim. Nefesini gürültüyle bırakıp ofladı. Duymamdan oldukça rahatsız olmuştu.

"Yusuf... Gerçekten hapis mi yatmış?" burnuyla burnumu dürttü ve alnıma alnını yasladı. Konuşması için ısrar ettim.

"Beş yıl kadar." dediğinde yüzümü buruşturdum.

"Neden?" Bu gerçeği nasıl bilmiyorduk hala aklım almıyordu.

"Bu Haydar abinin gerçeği sevgilim." dediğinde ofladım.

"Haydar abi söylemez ki... Hem sen eski bir mahkumun yanımızda olmasına izin veriyorsan mutlaka geçerli bir durumu vardır." dudaklarını burnumun üstünde gezdirdi.

"Ben seni avucumun içi gibi biliyorum demek bu sanırım." dedi gülerek.

"Çarpıtma lafı." dediğimde gürültülü nefesler alıp verdi.

"Söz bu odanın dışına taşmayacak. Duydum bir kere içim rahat olmazsa ben Haydar abiyle eskisi gibi olamam ki. Kaldı ki adamı annemle çoktan baş göz ettim ben o nedenle kalbimin de aklımın da rahat etmesi için bir şey söyle."

"Suçsuz yere yatmış." dediğinde o allak bullak olan halim sırıtarak bedenimden ayrıldı ve yerini ince bir sızıya bıraktı.

"Neden?" diye direttim.

"Aden..." dese de oralı olmadım.

"Yusuf, lütfen!" sıkkın nefesleri yüzümü okşadı.

"Adam öldürmekle suçlanmış." kanım dondu.

"Ne!" ilk tepkim bu oldu.

"Ee ama nasıl aklanmış ki?" dedim.

"Dedem..." dediğinde kaşlarım şaşkınlıkla hareket etti.

"Nasıl yani onlar birbirlerini eskiden tanıyorlar mıymış?" başını salladı.

"Haydar abi otuzların başında görücü usulü ile evlenmiş... Üstüne ilk yıl hemen de çocuk." dediğinde yeni bir şok dalgası bedenimi ele geçirdi.

"Haydar abinin çocuğu mu var?"

"Dinle." dediğinde sesimi anında kestim.

"Evlendiği kadın hiçbir zaman içine sinmemiş ama aile baskısı, küçük bir ortamda yaşamanın ve diğer şeylerinde etkisiyle evlenmeyi kabul etmiş. İlk zamanlar sorun yokmuş ama Haydar abi içten içe hep bir şeylerden şüphe etmiş, etmiş ama karısını asla kırmamış, yok saymamış hatta kadın hamile kalınca Haydar abinin ilgisi alakası da artıkça artmış. Bir kızı olmuş... Haydar abinin nasıl bir eş baba olduğunu hayal edebiliyorsundur. " başımı salladım. Her kadının her evladın isteyeceği bir eş bir baba olurdu.

" Gel zaman git zaman Haydar abinin eşine karşı olan kuşkuları, endişeleri artmış. " dedi ve sustu. Elimden tutup yatağa doğru ilerledi. Kendisi oturup beni kucağına yan bir şekilde oturtup ellerini belime sardı.

"Neden kuşkulanmış ki?"

"Siz kadınlar biz erkekler hakkında nasıl ön sezilere sahipseniz bizde sahibiz güzelim. Mesela ben... Seni otoyolun ortasında arabanın içinden gördüğün an hissetmiştim seni." tatlı tatlı sırıtıp çenesini öptüm.

"Lafı çarpıtma... Haydar abi de kal." dudaklarını boynuma sımsıkı bastırıp koklayarak öptü tenimi.

"Kadın Haydar abiyi aldatıyormuş." bu gece duyduklarıma gerçekten inanamıyordum.

"Nasıl ya?"

"Öyle... Haydar abi şüphelerinin üzerine bir de bunları basmış sonrası kavga kıyamet. Adam o kavga da düşüp ölmüş. Suç Haydar abiye kalmış. Adamın ailesi de uğraşmış bayağı sonunda dedeme denk gelmişte kurtulmuş adam."

"Bu duyduklarıma gerçekten inanamıyorum." gerçekten inanamıyordum.

"Ne yazık ki gerçek." dedi o da üzgün bir halde.

"Peki kızı... Yani Haydar abi kızını arkasında bırakacak bir adam değil." dediğimde Yusuf'un yüzünde beliren acı tebessüm beni korkuttu.

"Ne?"

"Kız, Haydar abinin öz kızı değilmiş... Kadın zaten en başından bir sürü erkekle... Tövbe tövbe." yüreğim acıyla kasıldı. Öyle bir adamın yaşadığı bu hayal kırıklığı haksızlıktı.

"Haydar abi yine de elini çekmemiş ama onlardan. Manevi olarak olamasa da maddi olarak hep yardımcı olmuş."

"Sanırım imtihan denilen bu şey hep bizim gibi insanları sınıyor." dedim. Parmakları çenemde gezindi.

"Bazı şeyler yaşanmak zorundadır yavrum. Yaşanır ve sen hayatını ona göre şekillendirirsin." dediğinde başımı salladım. Doğru diyordu...

"Her şeyi geçtim en çok kızına üzülmüştür. Öyle bir adamın en büyük hayal kırıklığıdır." başını salladı. Hayatıma girdikten sonra hep arkamda oluşu, beni asla unutmayışı bir baba gibi hep korumacı ve sahiplenici olması bende bambaşka bir yere sahip olmasını sağlamıştı. Bana, Emir'e böyle davranan bir adamın evladına nasıl bir baba olduğunu tartışmaya bile gerek yoktu aslında.

"Kız kendisi görüşmek istememiş. Annesi kılıklı zaten... Yarabbim tövbe estağfurullah." dediğinde dudaklarımı hüzünle büzdüm. Haydar abiye sıkıca sarılıp ona onu ne kadar çok sevdiğimi söylemek istiyordum.

"Tarağını al gel saçlarını tarayıp kurutalım." dedi ve beni kucağından kaldırıp popumu yavaşça şaplakladı. Birde bana kızardı lafı hemen çeviriyorum diye.

"Yaaaa acıdı." dediğimde belimden tutup kendine çekti ve vurduğu yeri öptü. Memnuniyetle gülümsedim. Bire bin kattığımın elbette farkındaydı...

"Haydi hızlı ol üşüteceksin kurutalım hemen saçını."

Kaldığım odaya gidip sessizce tarağımı ve saç bakım ürünlerimi alıp tekrar Yusuf'un odasına geçtim. Hala aynı yerdeydi koşarak önünde durup sırtım ona dönük şekilde kucağına oturdum ve tarağı uzattım.

" Yusuf... " dedim saçımla uğraşırken.

" Söyle canım."

"Bu Nedim olayında Haydar abinin bir parmağı var mı?" saçlarımda gezdirdiği havluyu yanına bıraktı ve saçlarımı uçlarından başlayarak taramaya başladı.

"Yusuf sana diyorum." dedim onu tersleyerek.

"Haydar abi sadece dedemle içeriden bir arkadaşının tanışmasını sağlamış o kadar yavrum." dedi ve saçlarımı taramaya devam etti. Bende sessizliğe gömüldü. Nedim konusunda tuhaf bir rahatlama, huzur hissettiğimden daha fazla sorgulamadım. Bir canlının ölümüne karar vermek elbette bize düşmezdi ama bu o adamın öldüğüne sevinmemi de engelleyemiyordu.

Saçlarımda gezinen tarak ve elleri beni iyice mayıştırmıştı. Taramayı bitirdikten sonra ona bakım köpüğümü uzattım. Onu da saçlarıma yerdirdikten sonra kurutma makinesini almak için odadan ayrıldı ve banyodan makineyi alıp geldi. Saçlarımı kuruttuktan sonra daha da mayıştım.

"Koynumda uyuyacak mısın yoksa kardeşlerine mi gideceksin?" dediğinde güldüm.

"Kerem'e söz verdim sevgilim sabah beni görmezse üzülür. Bu gecelik kardeşlerimle olacağım." dediğimde başımın üzerini öptü.

"Haydi odana o zaman." odaya geçtiğimde Güneş hala yoktu. Kerem'in yanına yattığımda Kerem varlığımı hissedip göğsüme doğru kaydı ve kollarını belime sardı. Bende onu kucakladım ve uykuya kendimi teslim ettim.

Ardı ardına geçip giden günlerde Yusuf çok yoğundu. Bir gece geç saatlere kadar gelmemişlerdi ve kapının önünde tanımadığım adamları görüp Yusuf'u aradığımda kendisinin ayarladığı korumalar olduğunu öğrenmiştim. Onunla birlikte Baran ve Merdo da ortalıkta yoktu. Çoğu zaman Yusuf'a eşlik ediyorlardı. Şimdi kaldığımız evden ayrılıp aile evine dönecektik. Sefa abiler ve Yağız Beyler İstanbul'a dönecekti. Aslan, Doğu ve Kerem de onlarla gideceklerdi.

Yola çıktığımızda annemle konuşuyordum. Daha fazla yük olmak istemediğini ancak babaannemlerin gitmesine izin vermediğinden dert yanıyordu. "Kalırız annem biraz daha. Vallahi ben sevdim buraları hiç gidesim yok." dedim.

"Sus kız eşek sıpası seni. Yusuf burada diye sevmişsindir sen buraları." dediğinde kıkırdadım.

"Eh orası da ayrı tabii." dediğimde "Takunya buldurtma bana Aden." dedi ve yüzüme kapattı. Kapanan telefonun ardından bir süre güldüm. Annemden o takunyayı ne zaman yiyecektim acaba?

Yolculuk sonunda bittiğinde rahat bir nefes verdim. "Biz geldik." diyerek koşarak arabadan indi Kerem.

Onun peşinden bizde indik. Güneş ile yan yana eve doğru ilerlerken ben kendi aileme o kendi ailesine doğru çevirdi yolunu. Bizimkilere doğru ilerlerken gözüm annemin bir adım arkasında duran Haydar abiye kaydı. Yusuf'un günler önce anlattıkları günlerce zihnimden çıkmamıştı. O günden sonra sürekli annem ve Haydar abiyi aramış onlarla saatlerce havadan sudan konuşur olmuştum.

Bazı insanların size ne yaptığından çok ne hissettirdiği önemliydi. Haydar abinin bana hissettirdiğini ne bunca yıl baba dediğim adam ne öz babam hissettirememişti. Haydar abi benim için güvendi, arkamda koca bir dağ gibiydi. Baba gibiydi...

"Aden kaldın orada kızım. " diyen annemle irkildim. Başımı kaldırdığımda Haydar abiyle göz göze geldiğimizde sımsıcak gülümsedi. Bende gülümseyerek yanlarına gittim ve annemden de önce Haydar abiye sımsıkı sarıldım. Başım tam göğsünde, ellerim sırtındaydı.

"Kızım." dedi beni daha da sararken. Yüzümdeki gülümsemem büyüdükçe büyüdü. Parmak uçlarıyla saçlarımı sevip beremin üzerinden başımı öptü.

"Kıskanıyorum ama." diyen anneme Emir yetişti.

"Ben ne güne duruyorum kız gel sarıl oğluna." annemle de Emir sarıldı. Evin geniş verandasında ben Haydar abiyle Emir de annemle uzun uzun sarıldı. Sarılırken de bir birimize laf atmaktan geri durmamıştık Emir'le.

"Ayol siz iyice delirdiniz. Hava buz siz hala burada sarmaş dolaş haydi içeri haydi. " dedi Hatice abla ve içeri geçti.

Bunu sadece bize demiyordu tabii. Güneş ve Kerem de aynı bizim gibi anne ve babalarıyla sarmaş dolaşlardı. Haydar abiden ayrılıp anneme sarıldım. Yusuf ve diğerleri çoktan içeri geçmişlerdi. Eve geçmek için hareketlendiğimizde gözüm Yağız Bey'e takıldı. Haydar abiye olan bakışları oldukça sert ve öfke doluydu. Başımı dikleştirdim ve Haydar abiye baktım. Yağız Bey'e meydan okuyan gözlerle bakıyordu.

"Aden hoş geldin kızım." Zümrüt Hanım'a döndüm. Yüzünde güzel içten bir tebessümle bakıyordu yüzüme.

"Hoş buldum." dedim aynı sıcaklıkla. Ardından eve doğru ilerledim. Dışarısı gerçekten soğuktu. Eve girdiğimizde yine herkes buradaydı. Sefa abilerle selamlaştıktan sonra dedemlerle babaannemlerle sarılıp öpüştük.

Gazel yenge, Merdo abiyle sarmaş dolaş oturuyordu. Yüzünde uzun zamandan sonra rahatlama vardı. Bu durumu hiç istemesem de Yağmur'un yanımızda olmayışına yordum.

"Nasılsınız millet?" dedi Emir mutfaktan elinde bir börekle. Gidip annemin yanına oturdu. Yusuf, Baran ve Merdo biraz yanımızda oturduktan sonra diğer eve geçtiler. Birazdan dedemler ve Sefa abilerde yanlarına geçeceklerdi.

"Çok şükür oğlum. Siz nasılsınız ?" dedi Kiraz babaannem.

"Nasıl olsun sultanım senin ve kraliçemin yemeklerini özlemekle geçti." dedi Meryem babaannemi kast ederek.

"Gözüne dizine be Emir." dediğimde sırıttı.

"Filiz sultan senin bu kızların anca yattı ne bir yemek hazırlama ne börek açma. " diyerek bizi resmen şikayet etti.

"Elin ayağın yok mu oğlum senin?" diyen Haydar abiyle sırıttım.

"Aşk olsun Haydarikom aşk olsun. " dedi ve küskün bakışlarıyla bize göz attı. O sırada Hatice abla çaylarımızı dağıtmıştı.

"Emir'in patronun olduğunu hep böyle unutuyorsun sanırım." Yağız Bey'in dediği lafla içtiğim çayı yutamadım.

"Emir benim patronum değil." dedi Haydar abi olağan bir sesle.

"Değil mi? Şoförlük yapmayı bıraktın yani." diyerek tavrını devam ettirdi Yağız Bey.

"Yağız!" dedi Yavuz dedem uyarırcasına ama Yağız Bey durmadı.

"Sohbet ediyoruz baba. Öyle değil mi Haydar?" Sefa abi, Yağız Bey'i uyarırcasına boğazını temizledi ve dik dik baktı.

"Ben buna sohbet demem ama senin dediğin gibi olsun." dedi Haydar abi ama düşen omuzlarını gördüm. Kimseye yansıtmamaya çalışsa da ben gördüm.

"Benim dediklerim olsaydı senin gibi bir adam evimde ailemin içinde olmazdı." dediğinde irkildim ve peş peşe yutkundum.

"Nasıl bir adamım ben?" dedi Haydar abi.

"Bilmem... Sen daha iyi biliyorsundur eminim ki. Pek tekin olmadığın aşikar ya da ne derler fırsatçı?" dediğinde peş peşe yutkundum. Yağız Bey konuştukça ona karşı kinle dolmaya başladım.

"Ben kim olduğumu, ne olduğumu, yerimi bilirim Yağız Bey." dedi ve ayaklandı Haydar abi. Yusuf'un, Haydar abinin geçmişine dair anlattıkları kulaklarımda çınladı üstüne annemle bakışlarımız kesiştiğinde dolan gözleri beni tetikleyen unsur oldu. Elimdeki çay bardağını ortadaki sehpaya bıraktım ve oturduğum yerden kalktım.

"Size bir şey diyeyim mi Yağız Bey..." derin bir nefes alıp verdim. Adımlarımı ona doğru attım ve tam önünde durdum.

"Dedem ve babaanneme üzülüyorum. Böyle muhteşem iki insanın nasıl bu kadar..." diyeceğim kelimeleri önce yuttum ancak annemin dolu dolu olmuş gözleri, Haydar abinin yansıtmasa da düşen omuzlarını hatırlayınca dilimden döktüm zehrimi.

"Siz berbat bir insansınız. Siz benim bu hayatta gördüğüm en berbat insansınız ve..." öfkeden hırıltılı çıkan sesimi bastırmak için yutkundum art arda. Ancak fayda etmedi. Ne Güneş'i ne Kerem'i gördü gözüm.

"Sen o adamın..." dedim ve elimle Haydar abiyi işaret ettim. "Tırnağındaki kir bile olmazsın!"

Domino taşlarının yıkılışı bana hep hüznü hissettirirdi. Birbirine güvenen onlarca taş aralarından seçilen en zayıf taşla yıkılırlardı. O taşların nasıl dizildiği, ne kadar zaman uğraş verildiği kimsenin umurunda olmazdı. En dikkat çekici yanı yıkılışlar olurdu. Şu halimi açıklayan tek şey buydu. Uyguroğlu ailesi beni domino taşları gibi itinayla dizmişlerdi. Yaptıklarıyla yapmadıklarıyla, sözleriyle, bakışlarıyla beni bu darbeyi indirmeye hazırlamışlardı. Taşları dizen onlardı ancak yıkıcı taraf ben olmuştum.

"Aden hadi biz bir hava alalım abim." dedi Emir.

Gözlerimi Yağız Bey'in yerle yeksan olan suratından çektim ve ona sırtımı döndüm. Kimseden çıt çıkmıyordu. Haydar abi ve annem dış kapının önünde el ele tutuşmuş bize bakıyorlardı. Onlara doğru ilerledik Emir ile.

Dışarı çıktığımızda bir süre sessizce durduk. Annem kollarını göğsünde bağlamış sadece yere bakarken Haydar abi onun bu haline dayanamadı ve annemi omzundan çekip göğsüne yasladı. Diğer göğsüne girmem için kolunu havaya kaldırdı ve beni başıyla çağırdı. Açtığı boşluğa iliştim ve göğsüne sindim. Ardından Emir geldi. Bir kolunu bana diğer kolunu anneme sarıp alnını Haydar abinin iki göğüs arasına yasladı.

Bu andan, bu anın hissettirdiklerinin bir ötesi yoktu. Tamamlanmış kelimesinin anlamı sanırım buydu çünkü hissettiğim şeyi bu kelimeyle tarif edebiliyordum.

Biz sarılmaya devam ederken arkamızdan sesler geldi. Dedemler evden çıkıyorlardı. İstemeyerek de olsa birbirimizden ayrıldık.

"Haydar oğlum haydi geçelim çocuklar bekliyor." dedi Tahir dedem. Haydar abi usulca başını salladı. Sefa abi ve Yağız Bey de evden çıktılar. Onlar Emir de dahil diğer eve geçerken bizde girdik eve. Salonda derin bir sessizlik vardı. Gözüm merdivenlerin dibinde duran bavula takıldı. Yalnız kalmak istediğimden bavula yöneldim ve bavulumu alıp merdivenleri çıkmaya başladım.

Odaya geldiğimde bavulu gelişi güzel bir yere bırakıp yatağa geçtim. Sırt üstü uzandığım sırada kapım çaldı ve açıldı. Annem odaya girip yanıma geldi ve beni kolları arasına aldı. Seve seve girdim kollarının arasına. Yanağını da öpüp başımı göğsüne öyle yasladım.

"Haydar burada kalmak istemeyecektir." dediğinde başımı göğsünden kaldırdım. Dirseğimi yatağa yaslayıp başımı da elime yasladım.

"Biliyorum ama şu kaza olayında bir halt çeviriyorlar ve belli ki Haydar abi de işin içinde." dediğimde annem başını salladı ve gözlerini kaçırdı.

"Anne..." dediğimde kaçamak bir bakış attı bana altta alttan.

"Sen biliyorsun." dedim yatakta dizlerimin üzerinde oturdum.

"Haydar çok üstü kapalı bahsetti o da yanlış anlamamdan endişe ettiği için." annemin dediklerinden ayrı bir şekilde sırıttım.

"E siz olmuşsunuz Filiz Hanım." dediğimde bacağımı cimcikledi.

"Sus kız terbiyesiz."

"Eee ne işler çeviriyorlar?" dedim heyecanla.

"Aden." dedi ama o da belli ki konuşmak istiyordu.

"Vallahi aramızda kalır anne çatlayacağım meraktan." dediğimde uzandığı yerde bağdaş kurarak oturdu bende onun gibi bağdaş kurup oturdum.

"Bir avukatla görüşmüş Haydar. Asıl suçlu yerine içeride yatan adamın avukatıymış işte. " dediğinde kafamda bir şeyler yerine oturuyordu.

"Avukat kadınmış değil mi?" dediğimde annem başını salladı.

"Kadından bilgi almak için her yolu deneyecekler desene."

"O yollarda gebertirim Haydar'ı." dediğinde güldüm.

"Kıyacaksın yani Haydarikocuğuma." dediğimde güler gibi oldu.

"Benim o adama güvenim tam kızım." gülümsedim ve kollarımı boynuna sarıp sarıldım anneme.

"Biliyorum, benim de öyle anne. Benim Haydar abiye her konuda güvenim tam anne. Kızım kabul etmez sorun çıkarır diye düşünme. Senin Haydar abiyle bir olmana en çok sevinecek insan benim emin ol."

"Güzel kızım benim. " elleri yanaklarımı sevdi.

"Ne tuhaf değil mi? Yirmi bir yıllık bir evliliğim oldu ama Haydar'ın verdiği güveni, sevgiyi, saygıyı hiç görmemiştim. Her şeyin bir sebebi bir sırası varmış kızım. Kim bilir belki Güneş ile karışmasaydın ne Emir olacaktı, ne Haydar'ı tanıyacaktık ne de Yusuf olacaktı. Kader tuhaf bir şey. "

"Yusuf'a abi dediğimi düşünemiyorum anne." dediğimde güldü. Burnumu iki parmağının arasında sıkıştırıp öptü.

"Eşek sıpası." dedi beni göğsüne çektiği esnada.

"Canım annem." dedim bende kollarımı beline sardıktan sonra.

Akşam yemeğinden sonra herkes bir köşeye çekilmişti. Bizde Güneş ile üst kata çıkıp takılıyorduk. Güneş bana resmen zorla sosyal medya hesabı açtırmıştı. Sırayla herkese istek atmış isteği gören herkes yanımıza gelmişti. Şimdi dedemlerin bizler için özel hazırladığı katta her birimiz bir köşedeydik. Ben sırtımı Yusuf'un göğsüne yaslamıştım. Baran yanımıza gelip ayaklarımı tutup kaldırmış oturduktan sonra da ayaklarımı kucağına çekmişti
Ses çıkarmamış ayaklarımı kucağına uzatmış bir şekilde hesaba ilk hangi fotoğrafı atsam diye galerimde geziniyordum.

"Baş ucumdaki fotoğrafımız en güzeli onunla başlangıç yapabilirsin." diyen Yusuf'la bakışlarımı ona çevirdim.

Yusuf'un profilinde beş tane fotoğrafı vardı. İlk fotoğrafı rahmetli Esma'ylaydı. Diğeri aile fotoğrafıydı, bir diğerinde sadece kendisi varken son iki fotoğrafından biri tam boylarlar diğeri ise benimleydi. Kerem'in doğum gününde çekindiğimiz ilk fotoğrafı paylaşmış altına da "Yusuf'un Canı ❤️" yazmıştı. Öne çıkanlar kısmında da sadece ben ve benimle çekindiği anlık fotoğraflar vardı.

"Öyle yapayım." dedim ve o fotoğrafı bulup altına "Hayranım❤️" yazarak paylaştım.

"Ya ne olur oynayalım Emir çok eğlenceli." diyen Güneş'e döndüm. Artık konuşuyordu. Elinde kalemlik olarak kullanılan bir kupa ve bir sürü kalem vardı.

"Ne oyunu?" dedi Baran.

"İnstagram da gördüm. Kalemleri kupaya atmaya çalışıp girerse şunu yapacaksın bunu alacaksın diyoruz." diyerek açıkladı Güneş. Kulağa eğlenceli geliyordu.

"Ya Güneş'im ben sen ne istersen yaparım alırım zaten. Abilerinde aynı şekilde." dedi Emir.

"Ya mızıkçılık yapma ne olur oynasak." dediğinde Baran ayaklarımı tutup koltuktan kalktıktan sonra ayaklarımı bıraktı ve "Gel biz oynayalım abim." dedi ve Güneş'in yanına gitti. Onlar oynamaya başladığında ilk başta dikkatimizi çekmeyen oyunu şimdi kahkahalarla izliyorduk. Sırayla oynuyorduk.

Emir sağ olsun yine bizi güldürmüştü. Baran ile oynadığında" Ben tuvaletten çıktıktan sonra sifonu çekeceksin. " demiş ve kalemi atmıştı. Güneş ile gülmekten ağlar bir vaziyetteyken Yusuf kendisini zor tutmuştu. Baran, Emir'e bir tur saldırmıştı. Oyunun sonunda Yusuf'a oynaması için bir süre yalvarmak zorunda kalmış olsam da sonunda ikna etmeyi başarmıştım.

"Bana yeni bir... Son model... bir saat al." dediğinde gözüm Yusuf'un bileğindeki saate kaydı. Yusuf'un tek lüksü saatleriydi. Her zaman ölçülü harcama yapan fuzuli harcama yapmayan bir adamdı sadece saatleri dışında tabii. Saatleri adını bile söyleyemeyeceğim markaların ürünleriydi ve emindim ki en ucuzunu almam için yıllarca çalışıp para biriktirmem gerekirdi.

"Ya Yusuf ben sana onu nasıl alayım." dedim sitemle.

"Yavrum daha atmadım kalemi." dedikten sonra kalemi attı. Kalem girecek gibi olsa da sonda girmedi ve yere düştü.

"Oh beee." dediğimde Yusuf bana tek kaşını kaldırarak baktı.

"Bakma öyle söz çok kazanan bir kadın olduğumda istediğin her şeyi alacağım sana." dedim ve öpücük attım. Elimde kalan son kalem oyunun sonu olduğunu gösterdiğinden ekstra bir konsantrasyona girdim.

"Bana..." diyerek son heceyi uzattım. Aklımdan birkaç şey geçirdikten sonra güldüm ve Yusuf'a yandan bir bakış attım.

"Bana altın alacaksın." ortamdaki herkesin güldürmesi beni utandırsa da söz ağızdan çıkmıştı bir kere. Hem oyunun amacı absürt şeyler istemek değil miydi?

Elimdeki son kalemi derin bir nefes aldıktan sonra kupaya fırlattım. Kalem kupaya girdi birkaç kez sekti ve kupanın içinde kaldı. Büyük bir neşeyle kahkaha attım. Yusuf'a baktığımda onunda bana baktığını gördüm.

"Altınlarımı isterim." dediğimde güldü.

"Bakarız bir ara." dedi.

Ertesi gün evde yine kadınlar olarak kalmıştık. Yusuf ve diğerleri, dedemlerde dahil merkeze gitmişlerdi. Sema abla ve Zümrüt Hanım ise İstanbul'a dönecekleri için hazırlık yapıyorlardı. Biz bir süre daha burada olacaktık. Akşam üzeri yemek hazırlamak için hepimiz bir şeyler yaparken çalan telefonumla elimdeki işi bırakıp mutfaktan çıktım.

"Sevgilim." diyerek açtım telefonu.

"Benim güzeller güzelim ne yapıyor?" dedi Yusuf.

"Hiç... Yemek hazırlıyorduk." dedim. Sesim şımarık genç kızlar gibi çıkmıştı.

"Peki akşam yemeği için seni kaçırsam birlikte baş başa yesek?" dediğinde hevesle başımı salladım.

"Harika olur." dedim. Sesim oldukça istekliydi.

"Hazırlan o zaman yirmi dakikaya oradayım."

"Tamam sevgilim hemen hazırlanırım ben." telefonu kapattığımızda mutfağa Yusuf ile dışarıda olacağımızı bağırıp odama koşar adım çıktım. Allah'tan her gün duş alan biriydim. Eşyalarımı yerleştirdiğim dolabı açtım ve hem üşümeyecek hem de şık olacağım kıyafetleri aramaya koyuldum ancak hepsi pantolon ve kazaktı. Elbise, etek anlayışım yaz mevsimi kadar olduğu için dolabın önünde kalakalmıştım.

"E ne giyeceğim ben?" diye söylendiğim esna da odanın kapısı açıldı ve Güneş girdi.

"Benim kısma bak." dediğinde ona öpücük attım. Güneş'in siyah, triko diz hizasında biten v yakalı elbisesini giyinmiştim. İkimizde yaşadıklarımızın etkisiyle çok kilo vermiş olsak da ben ondan yine bir tık kilolu olduğumdan elbise bedenime yapışmıştı ama asla kötü durmuyordu. Elbiseyi göstermek adına saçlarımı ensemde topuz yaptım. Her zamanki gibi siyah göz makyajım ve kırmızı rujumla hazırdım.

Aşağı indiğimizde herkes maşallah demeye başlamıştı. Babaannemler dualar okuyup yüzüme yüzüme üflüyorlardı. Yusuf'un verdiği yirmi dakika dolunca kalın, yünlü deri ceketimi ve uzun siyah çizmelerimi giyinip evdekilere veda edip evden çıktım. Çıkmama evin önünde peş peşe arabalar durdu.

"Hey maşallah kızıma." dedi Tahir dede. Peşinden Yavuz dedem bir bana bir Yusuf'a baktı.

"Hayırdır inşallah kızım?" dediğinde ben cevap vermeden Tahir dedem araya girdi.

"Ne olacak dünürüm benimki seninkini belli ki yemeğe götürüyor." dediğinde Yavuz dedem ters ters Yusuf'a baktı. Dedemin yanına gidip yanağından öpüp sarıldım.

"Dedeciğim emin ellerdeyim merak etme." dediğimde başını salladı.

"Haydi haydi uğurlar ola." dedi Tahir dedem. Emir, Sefa abi ve Baran ile selamlaşıp Haydar abinin yanına gittim.

"Sana bir nazar boncuğu alalım." dediğinde güldüm.

"Siz varken bir şey olmaz bana." gülümsedi ve alnımdan öptü.

"İyi akşamların olsun kızım." dediğinde sıkıca sarıldım.

"Yavrum haydi." dedi Yusuf sabırsızca. Haydar abiyle de ayrıldıktan sonra Yusuf'a doğru ilerledim. Arabasının önünde beni bekliyordu. Yanına vardığımda yanağımdan büyük bir öpücük çaldı.

"Gecem aydınlanacak anlaşılan." tatlı tatlı nazlı bir edayla omuzlarımı salladım.

"Buyurun hanımefendi gidelim artık." diyerek arabanın kapısını benim için açtı. Ona son kez gülerek baktıktan sonra arabaya geçmek için o yana baktım ve karşılaştığım şeyle kalakaldım. Yolcu koltuğunun üzerinde oldukça büyük, kıpkırmızı bir gül demeti vardı.

"Yusuf..." dediğimde nefesini kulağımda hissettim.

"Fark ettim ki sana hiç çiçek almamışım. Bu eşekliğimi affettirmem lazımdı." dedi. Ona baktım ve hemen önümdeki çenesini öptükten sonra güllerime uzandım. Kucağıma aldığımda ağırlığını ancak fark etmiştim.

"Bu mevsimde nasıl buldun bunları?"

"Bulurum ben haydi otur hava soğudu iyice."

Arabaya geçtiğimizde kucağımda güllerimle oturmuş onlarla aşk yaşıyordum. Koklayıp duruyor, kadifeden farksız yapraklarını parmak uçlarımla seviyordum.

"Çok sevdin sanırım." dediğinde Yusuf'a baktım.

"Çok... Senden geldi ya birde ekstra ekstra sevdim." direksiyondaki bir elini uzatıp yanağıma yasladı ve tenimi sevdi. Yanağımı avcuna yasladım...

"Gül senin tenin bende güller içinde kafesteyim." dediğinde avcunun içini öptüm.

"Yusuf." dedim hep dediğim gibi.

"Yusuf'un canı." dedi hep dediği gibi.

"İyi ki sen sevgilim." bakışlarını bana çevirdi çok kısa bir an. O kısacık anda gözlerinde parlayan aşkını, sevgisini gördüm.

"İyi ki... İyi ki sen sevgilim."

Romantik devam eden dakikalar yolculuğumuza da yansımıştı. Kısık seste romantik şarkılar açıyor, çok ta güzel olmayan sesimle Yusuf'a serenat yaparcasına söylüyordum. O ise bundan hiç rahatsız görünmüyor üstelik bu hallerimle eğleniyordu. Yol böyle devam ederken araba aniden sert bir frenle durduğunda irkildim.

"Ne oldu?" dedim etrafa bakarken. Hava kararmaya yüz tutmuş, kar yağışı yoğunlaşmıştı.

"Bilmiyorum yavrum birden durdu." dedi ve arabadan inip ön tarafa geçti. Arabanın kaputunu açtığında hafif bir duman yükseldi. Kucağımdaki gülleri arka tarafa özenle bırakıp arabadan indim.

"Ne olmuş?" diyerek yanına gittim.

"Anlamadım ki bir sorun yok gibi görünüyor." dedi. Canı bayağı sıkılmıştı.

"Haydar abiyi arayalım o anlar belki." dedim. Başıyla onayladı ve telefonunu çıkartıp Haydar abiyi aramak istedi ancak "lanet olsun." deyip telefonu kulağından indirdi.

"Çekmiyor." dediğinde kaşlarım çatıldı.

"Birde ben deneyeyim." dedim. Ceketimin cebinden telefonumu çıkardım ve Haydar abiyi aradım ama sonuç aynıydı. Telefon çekmiyordu...

"Ne yapacağız?"

Bozulan arabanın önünde Yusuf'la birbirimize bakakaldık.  Evden bayağı uzaklaşmıştık. Yoğun karlı ve sisli bir yolun ortasında da kalakalmıştık. Soğuktan olmasa bile olası bir hayvan saldırısına uğramamız kaçınılmaz olurdu.

* * *





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MERHABA!

ADEN 1. BÖLÜM KABUL GÖRMEYEN GERÇEKLER

ADEN 94. BÖLÜM SONSUZ SONLAR / FİNAL