ADEN 62. BÖLÜM YENİ BİR ADIM

 62. YENİ BİR ADIM

Haydar abinin aldığı hediyelerle aşk yaşamaya bir son vermiş ona akşam için kıyafet bakınıyorduk. Emir başına geçirdiği yeni şapkasıyla dolaptan askıdaki gömleklerden seçip bize gösteriyordu. Haydar abi için bir şey fark etmiyordu lakin Emir ve ben bu durumu oldukça ciddiye almıştık. 

"Ne oluyor burada ?"  diyerek yanımıza annem geldi. Hepimizde gözlerini gezdirip Haydar abide durdurdu.

"Bana yok mu?" dedi hediyeleri kastederek. Emir ile bakışlarımız anında birbirini buldu. İkimizde gülmemek için dudaklarımızı ısırmaya başladık.

"Ne yok mu sana hatun?" dedi Haydar abi oyuncu bir tavırla. 

"Sen anca çocuklara çalış, Filiz kim zaten değil mi?" dedi annem kollarını göğsünde ağlayıp trip atarken. 

"Yandın," dedi Emir, Haydar abinin kulağına doğru. Haydar abi güldü. Birkaç adım uzağındaki komodinin yanına gidip içinden iki paket daha çıkardı. Birini Emir'e uzatıp "Güneş geçen gün çizim yapmayı özlediğini söylemişti," dedi. Bize her ne kadar 'ona da babası alsın'  dese de Güneş'i de unutmamıştı. Onu benim için bu kadar farklı yapan, sevmemi sağlayan şeyde buydu. İnce düşünceli ve sevgi doluydu

"Bu da sana," dedi diğer paketi anneme uzatarak. Yüzünde durduramadığı bir gülüş vardı.

 Annem anında yelkenleri suya indirdi. Heyecanla paketi aldı. Bizimkilere nazaran büyük bir paketti. Hepimiz dört gözle annemin paketi açmasını bekliyorduk. Annem soluklanıp kutunun paketini söktü. Karşısına çıkan kutuyla daha da heyecanlandı. Kutuyu bir koluyla gövdesine yaslayıp kapağını açtığında merakla başımı o tarafa çevirdim ve gördüğüm şeyle gülme krize girdim. Emir de bana eşlik ederken biz yine yerlerde tepinecek duruma gelmek üzereydik.

"Haydar  bu ne?" dedi annem tersleyerek.

"Takunya, sen çok seviyorsun ya görünce alayım dedim," dedi Haydar abi eğlenen tavrıyla. Kahkahalarımızın oktavı her geçen anda yükseliyordu.

"Adam anca kendine sıkıyor ya..." dedi Emir kahkahalarının arasından. 

"Beğenmedin mi?" dedi Haydar abi ciddi olmaya çalışarak ancak pek beceremiyordu. Gülmekten onlara adapte olamıyordum. Emir yine yanıma gelip kolunu omzuma sardı. 

"Beğenmek mi? Hamamda mı yaşıyoruz biz Haydarikom nerede giyinecek kadın bunları?" dediğinde daha da çok güldüm. Haydar abide bize eşlik ederek gülmeye başladığında annem artık hepimize dövecekmiş gibi bakıyordu.

"Gerçi annem için takunya bir sevda. Hafife almamak lazım bence anlamlı bir hediye... " dediğimde annem daha da sinirlendi.

"Tamam tamam, işin şakasıydı o," dedi Haydar abi ve bu sefer dolaba yönelip başka bir hediye paketi çıkardı.

"Ooooooo" diye bağırdık Emir'le. Annem kutunun içinden takunyanın bir tanesini aldığı gibi Emir ile odadan fırladık. Canımıza susamamıştık daha. Mutfağa girdiğimizde hem gülüyor hem nefesleniyorduk.

"Adam resmen kadının eline cinayet aletini bıraktı," dedi Emir nefes nefese. 

"Kim ne yaptı?" dedi Kiraz babaannem.  Gülerek yanına gidip yanaklarından öptüm. 

"Haydar abi anneme takunya almışta ona güldük," dediğimde onlarda güldüler.

"Esmerim, şekerim, güzelim bu senin. Haydarikom almış, bak bana da bu şapkayı almış." dedi elindeki paketi Güneş'e uzattı. Güneş önce şaşırdı, yüzünde oluşan o şaşkınlık onu komik göstermişti. 

"Yaaa," diye bir nida firar etti dudakları arasından. Kalın bir eskiz defteri, çizim kalemi ve hamur silgi çıkmıştı paketin içinden.

"Odasında mı gidip bir teşekkür edeyim," dedi.

  Emir başını salladı, Güneş'in yanağının sıkıp tezgahtaki tepsilere yöneldi. Güneş bana kaçamak bir bakış attığında ona havadan bir öpücük attım. Yüzü anında gülerken o da bana öpücük atıp mutfaktan Haydar abinin odasına gitmek için çıktı.  Saniyeler sonra Emir ile bakışlarımız birbirini buldu ve aynı anda bağırdık.

"Güneş dur!" Emir benden önce mutfaktan çıktı. Peşinden koşturduğumda salonun tam ortasında duruyorlardı.

"Ne oldu?" dedi Güneş şaşkınlıkla. 

"Şey, " diye geveledi Emir. Güneş ona anlamsız bakışlar attığında Emir bana baktı.

"Üstünü, üstünü değiştirecekti, " dediğimde Emir tuttuğu nefesi bıraktı. Yani bizim karşılaştığımız manzaraya benzer bir manzara ile karşılaşsa ne tepki vereceğinden emin olmadığımızdan kıza böyle bir şok yaşatmaya gerek yoktu.

"Peki, sonra teşekkür ederim  o zaman," demesiyle Haydar abiyle annemin odadan peş peşe çıkması bir oldu. Haydar abi üstünü değiştirmemişti.

"Çocuklar," diyerek yanımıza geldiler.  Güneş onlara döndü ve Haydar abinin karşısına geçti.

"Hediyen...Keşke zahmet etmeseydin  Haydar abi. Beni de düşündüğün için çok teşekkür ederim," dedi.

"Rica ederim, şu yüzünüzdeki mutluluğun yanında hiçbir şey." dediğinde Güneş parmak uçlarında yükselip Haydar abinin boynuna kollarını sardı. O an tuhaf, rahatsız edici bir dürtü hissettim.  

"Aden," dedi Emir yanıma gelip kulağıma fısıldayarak. 

Dik dik karşımdaki manzaraya bakıyordum. Dudaklarımın iç kısımlarını dişlerimle sıkıştırıyordum. Yeni tanıştığım bu his beni anlam veremediğim bir şekilde  zorluyordu.  Kaşlarımın derinden çatıldığını hissettim. Dişlerim iç etlerimi kemiriyorken çenemde kasılmıştı. Haydar abiyle bakışlarımız kesiştiğinde yüz ifadesi değişti. Onunda kaşları önce beni gibi çatılıp sonrası şaşkın bir edayla havalandığında Güneş'e sardığı kollarını anında geri çekse de dile getiremediğim ve ilk defa tattığım bu his beni ele çoktan ele geçirmişti.

"Şu an Güneş'e çok kötü bakıyorsun," dedi Emir, silkelendim.  Emir'e baktığımda bana muzip bakışlar attı.  Beni sarıp şakağımdan öptü.

  "Saçmalama," dese de çatılı kaşlarım bir türlü düzelmedi. 

"Akşama ziyafet var, çok fazla yemek yemeyin restoran köşelerinde!" dedi annem. 

Haydar abi ve Emir bu sefer gerçekten hazırlanmak için odalarına çekildiklerinde bizde tekrar mutfağa geçtik.  Annem ve Güneş  babaannemlerin yanına masaya geçtiklerinde ben de tekrar yer sofrasında öylece beni bekleyen baklavamın başına geçtiğimde hamur bezelerini hızlı hızlı incecik açıp iç harcını döktükten oklavaya sarıp sarıp şekil verdikten sonra tepsilere dizdim.

"Baklavalar tamam," diyerek yerden kalktım ve davul fırına yerleştirdim. Şerbetini de  ocağa koyduğumda rahat bir nefes verdim.  Güneş'e istemsizce kötü kötü baktığımdan ondan gözlerimi itinayla kaçırıyordum.

"Böreklerde tamam kızım, çoğu pişti. " diyen Meryem babaanneme döndüm. Kiraz babaannemle yan yana oturmuş ne ara hazır ettiklerini anlamadığım içle lahana sarıyorlardı. 

"Leyla, bizde üzüm yaprağı olacaktı onu bir koşu getiriverde güzel torunuma sarmada sarayım." diyen Meryem babaannemle kocaman gülümsedim.

"Ya pamuğum benim," diyerek yanına gidip kollarımı omzuna sararak yanaklarından öptüm. Leyla abla elindeki işi bırakıp ayaklanacağı sırada "Sen işini hallet abla ben gider getiririm," dedim. 

"Mutfağın neresinde tam olarak," dedim telefonumu tezgahtan alıp cebime attığım sırada Leyla abla bana evin anahtarını verdi.  

"Mutfakta perdeli dolap var kızım. Orada büyük bidonda görürsün hemen zaten," dedi Leyla abla.

Evden üstüme bir şey almadan çıktım ve koştur koştur diğer eve gittim. Evde Gazel yenge, Yusuf ve Tahir dede vardı. Kapıyı açtığımda terlikleri çıkarıp içeri girdim. Bu eve ilk geldiğimiz gece dışında bir daha gelmemiştim. Evin tasarımı bizimkiyle hemen hemen aynıydı. Bu iki ailenin çoğu konuda böyle aynı olmaları şaşırtıcı olsa da güzel hissettiriyordu. Evde hiç ses çıkmazken mutfağa ilerledim. Bizim mutfaktan daha küçük ama bir o kadar ferah bir mutfaktı. 

Meryem babaannemin bahsettiği perdeli dolabı gördüğümde direkt oraya ilerledim. Perdeyi kaldırdığımda bir sürü sarı ve kırmızı kapaklı boy boy bidonlar vardı.  İçinde çeşit çeşit  çörekler, kurabiyeler, turşular vardı. Üzüm yaprağının bulunduğu bidonu aldım arkamdaki uzun masaya bırakıp tekrar perdeli dolabın önüne geçtim ve turşu bidonunu alıp yere hemen perdenin önüne oturdum. Bidonu kucağıma yerleştirip kapağını açtım.  Elimi bidona sokmadan önce kolumu biraz yukarı kaldırıp altınları geriye doğru düşmesini sağladım. İlk günden turşu koksun istemezdim. Kırmızıya dönmüş lahanayı büyük bir zevkle ağzıma attım. Ağzımdaki lokma bitmeden bir parça daha ağzıma attım. 

"Küçük bir fare dadanmış mutfağa," duyduğum sesle başımı kaldırıp Yusuf'a baktım. Siyah kot panolunun üzerine siyah gömleğini giymişti. Nemli  saçları parlarken muzip bakışları üzerimde geziniyordu. 

"Artık benimde mutfağım," dediğimde güldü ve yanıma geldi. Uzun boyuyla üzerime doğru eğilip alnıma dudaklarını bastırdı.

"Baklavamı yaptın mı?" dediğinde omuz silkip turşu yemeye devam ettim. 

"Aden,"dedi ona bakmamı isteyerek. Bir yandan da ona doğru kaldırdığım yüzümde parmaklarını gezdiriyordu. 

"Aden'in bir tanecik afkuranı, bir tanecik laz burnu, söyle yiğidim." dediğimde sert bir nefes alıp verdi. 

"Yavrum zorlamasan mı?" dediğinde sırıttım ve ona yarısını yediğim salatalık turşusunu uzattım.  Dudaklarını uzattı ve parmaklarımın arasındaki turşuyu dişleriyle tutup ağzına attı. Elimi indireceğim sırada bileğimi bileziklerimin üzerinden tutup dudaklarına yaklaştırdı ve baş parmağımla işaret parmağıma bulanmış turşu suyunu diliyle temizledi. Ani gelen titremeyle derin bir soluk alıp verdim. Dili hâlâ parmaklarımda gezinirken inlememek için kendimi zor tuttum. 

"Yapma," dedim  nefes nefese. Dilim yapma diyordu ama parmaklarımı da kıskacından kurtarmıyordum.  Dudaklarını avcuma bastırıp geri çekildi.

"Baklavam?" dediğinde güldüm.

"Daha bitmedi," dediğimde turşu bidonunu kapatıp yerine bıraktım. Ayaklanmak için hareket ettiğimde ellerini uzattı. Ellerini tutup ayaklandım. Yanağından kocaman öpüp masaya bıraktığım bidonu kucakladım. 

"Akşam çok mu geç gelirsiniz?" dediğimde kolundaki saatine baktı.

"Çok uzamaz diye düşünüyorum yavrum, en geç dokuzda evde oluruz." dediğinde başımı salladım.

"Sen öyle börek, baklava isteyince hepimiz giriştik vallahi. Aç gelin tamam mı?" dediğimde güldü.  "Gerçi yedirmeyeceğim çoğundan ama... Neyse!" dediğimde gözlerini devirdi.

"Gidiyorum ben  o zaman daha sarma saracaklar bana," dedim. Yanaklarımı sıkıştırarak yüzümü yüzüne yaklaştırıp burnumdan ısırıp öptü.

"Kalsan mı?" dedi dudaklarını sus çizgime yaslarken.

"Beni bekliyorlar sevgilim,"  dedim ancak ayaklarım bir adım bile atmıyordu. 

"Beklesinler, bidonu bulamadım dersin," sırıtan suratımdan çenem ağrıyordu artık.

"Hadi oyalama beni gideyim sevgilim," dedim. Önümden çekildiğinde ona havadan bir öpücük atıp mutfağın kapısına doğru ilerledim. Aklıma gelen kartla durup Yusuf'a geri döndüm. Kalçasını masaya yaslamış, kollarını göğsünde bağlamış alıcı gözlerle bedenimi süzüyordu.

"Yusuf," dedim nazlı nazlı.

"Hmmm," dedi ve ıslık tutturdu. Onun bu çapkın halleri  o kadar hoşuma gidiyordu ki bir tepki bile veremiyordum.

"Ne güzel bakıyorsun sen bana öyle," dedim.

"Baktığım güzel, çok güzel..."  küçük bir kız çocuğu gibi saçlarımı savura savura yanına gittim. Parmak uçlarımda yükselip en sevdiğim yeri, çenesini öptüm. 

"Seni beklemiyorlar mıydı?" o da benim gibi bu andan çok keyif alıyordu. 

"Bekliyorlar, hatta gittiğimde annemden büyük ihtimalle takunya yiyeceğim ama," dediğimde güldü.

"Ama..." dediğinde tekrar öptüm çenesinden.

"Senden kopmak çok zor," dedim. Yüzümü kavradı, çillerimi öpüp alınlarımızı birbirine yasladı. Aramızdaki bidon bizi engellese de pek takmıyorduk bunu.

"Gelirken almamı istediğin bir şey var mı?" diye sorduğunda "cık," dedim. Kart  bir kez daha aklıma gelince alınlarımızı ayırdım. Bidonu tek elimle tutup arka cebimden telefonumu çıkarttım. Telefon kılıfının altına sakladığım kartı zar zor alıp Yusuf'a uzattım.

"Ben de kaldı," dedim platinum kartını ona uzatarak. Gözleri gözlerimden parmaklarım arasındaki karta kaydı ancak almak için bir girişimde bulunmadı.

"Alsana," dediğimde omuz silkti.

"Sen de kalsın sevgilim, kullan sen." dediğinde kaşlarımı çattım. 

"Ama senin kartın..."  dediğimde konuşmama izin vermedi. 

"Senin benim mi var yavrum kalsın sen de. Ben pek kullanmıyorum  bunu zaten." 

"Ama benim ihtiyacım yok ki Emir ve annem veriyorlar bana zaten para," dediğimde kızar gibi baktı bana.

"İhtiyacın olmadığını biliyorum yavrum. Zaten sen sırf sana ait olmadığını düşündüğün için kullanmayacaksın,  dediğim gibi ben de pek kullanmıyorum kalsın sen de o yüzden. En olmadık anda lazım olur, birine yardım etmek istersin falan mutlaka bulunsun yanında bu kart tamam mı?" dediğinde isteksizce başımı salladım. O bu kartı benden almayacak ben de büyük ihtimalle kullanmayacaktım o nedenle ısrar etmedim. Kartı tekrar aynı yerine koyup telefonu cebime sıkıştırıp baktım ona.

"Bu sefer gerçekten gidiyorum o zaman,"  başını sallayıp beni bıraktı. 

Eve geçtiğimde mutfakta herkes beni bekliyormuş gibi "sonunda," dediler. Elimdeki bidonu lavabonun içine bırakıp direkt fırına yöneldim.  "Kız gidip gelemedin?" dedi annem beni yoklarken.

"Turşuları görünce dayanmadım oturdum yedim," dedim tepsiyi fırından çıkarırken. Lavaboya geçip bidondan saracağımız kadarına göz kararı karar verdim ve çıkartıp lavabonun içine bıraktım. Geniş bir leğen alıp içinde yaprakları arındırıp su ısıtıcısına su koyup tencere çıkardım.

"Kızım alsaydın ya istediğini, bir sürü var yenmiyor bizde kolu komşuya dağıtıyoruz." dedi Meryem babaannem. Sanırım turşuları kastediyordu.

"Bizde de var bir sürü Meryem, ha sizde ha bizde yine kolu komşuya dağıtılacak..." dedi Kiraz babaannem. 

Kaynayan suyu ocaktaki tencereye boşaltıp yaprakları sıcak suya bıraktım. Çok bekletmeden çıkartıyor, diğerlerini koyuyordum. İşimi hallettiğimde yaprakları alıp masaya geçtim. Babaannemlere dinlenmelerini söyleyip sarmaya başladığımda annem yanında oturan Güneş'e anlatarak sarmaya başladı yaprakları. Gözüm Güneş'e kaydığında aklım Haydar abiyle sarıldığı ana geri gitti.  Gözüm onda, aklım o sahnede, elimde işteydi.

"Aden canı çıktı yaprağın," Kiraz babaannemin sesiyle kendime geldim ve önüme baktım. Yaprağı çok sıkı tuttuğum için köşeleri patlamıştı. Bir şey demeden yaprağı ağzıma attım ve çiğ iç harcına rağmen çiğneye çiğneye yuttum. 

"Biz çıkıyoruz millet," diyerek mutfağa Emir ve Haydar abi girdi. Baran onlardan önce evden çıkmıştı. Emir her zamanki gibi giyinmişken Haydar abi gri tonlarındaki keten takımını giyinmiş içine  boğazlı siyah bir kazak tercih etmişti. Güya ona ben seçecektim kıyafetini ama o da yalan olmuştu. 

"Maşallah oğlum maşallah," dedi Meryem babaannem Haydar abiye. Ellerini yukarı kaldırıp dua etti ve nefesini Haydar abiye doğru üfledi. 

"Maşallah ya maşallah tabii," dedi annem asık suratıyla. Babaannemler, annemle Haydar abiye imalı imalı bakarken Güneş'in sesini duydum. 

"Bu renk sana çok yakışmış Haydar abi," dedi. Bir saat öncesinde hissettiğim o dürtü ben iyine yokladı. Kendimi telkin edip önüme döndüm ve tamamen yaprağı sarmaya odaklandım.  Haydar abi iç çekip Güneş'i cevapladı.

"Sağ ol Güneş," dedi. Bana sürekli kızım derken Güneş'e adıyla seslenmesi beni bir nebze olsa da rahatlattı. Sonra böyle hissettiğim için kendime kızacağımı biliyordum ama engel olamıyordum şu an kendime. Haydar abiye alttan alttan bakışlar attığımda bana gülümseyip göz kırptı. Utanarak bakışlarımı çektim ondan. 

"Ben de iltifat istiyorum," diyen Emir'le herkes güldü.  

Haydar abi onu ensesinden tutup çekti ve kolunun altına aldı. Emir'e iltifatlar yağarken dış kapı çaldı. Dedemin 'ben açıyorum' sesiyle Haydar abi ve Emir bize son kez selam verip çıktılar. Sarmaya devam ederken Yusuf'un "Aden bir baksana güzelim," demesiyle ayaklandım. Ellerimi hızlıca yıkayıp kurulaya kurulaya dış kapıya gittim.

"Canım," dedim karşısında durduğumda. O kapı eşiğinin dışında ben ise içindeydim.

"Babaannemle konuştun mu?" dediğinde; "neyi?" diyerek cevapladım onu.

"Regli konusunu," dediğinde oflayıp gözlerimi devirdim.

"Babaanne bir gelir misin?" diye bağırdı içeriye doğru.

"Ya Yusuf," dedim kızarak. Beni tınlamadı. Meryem babaannem yanımıza geldiğinde bir bana bir Yusuf'a baktı.

"Ne oldu torunum?" diye sordu Yusuf'a.

"Babaannem, Aden uzun zamandır regli olmuyor. İlaçları da etki etmiyormuş Leyla abla ottur bitkidir anlıyor o belki bir şeyler hazırlar Aden'e sen halledersin." dediğinde ben şaşkınlıkla Yusuf'a bakıyordum. Aynı şekilde Meryem babaannemde torununa bakıyordu.

"Ula boyu devrilesice sana ne kızın ay döngüsünden yürü git gözüm görmesin seni, utanmaz arlanmaz!" diye Yusuf'u paylayıp kapıyı yüzüne sertçe kapattı. 

"Kız bu çocuk nereden biliyor senin döngünü, kız siz ne yaptınız tövbelerim olsun Allah'ım..." diye dövünmeye başlayan babaanneme bakakaldım.

"Kız yoksa!" diye gözlerini büyüttüğünde kendime geldim.

"Ya babaanne saçmalama, ben o olaylardan sonra stresten üzüntüden olamıyorum regli. Yusuf'ta Sema ablayla konuşurken duymuş, geçen günde ilaç aldığımı görünce sordu öyle. Oradan biliyor," dediğimde gözlerime uzun uzun baktı. 

"Kız bana bak torunumdur, kuzumdur demem alırım ikinizi de ayağımın altına! Düş önüme hay de," dediğinde önüme dönüp tıpış tıpış mutfağa döndüm. 

Mutfaktaki tüm işlerimiz bittiğinde odama geçmiştim. Üzerimdeki tüm altınlarımı çıkarıp kutularına koymuş dolaba kaldırmıştım. Bir tek saat bileğimde, Sema ablanın taktığı kalpli bilekliğimin hemen yanındaydı. Annemin çiftlikte giyinmem için yolladığı kıyafetleri dolaba yerleştirdiğim esnada odamın kapısı çaldı.

"Gir," dedim dönüp kapıya bakarken. 

"Geleyim mi?" diye sorduğunda elimdeki hırkayı askıya asmaya devam ettim ve "gel," dedim. 

Odaya girdi, yatağa çıkıp bağdaş kurarak oturdu. Ona bakmadan kıyafetleri dolaba yerleştirmeye devam ettim.  Kırmızı elbisemi de dolaba yerleştirdiğimde işim bitti. Derince soluklanıp ona döndüm. Bana mahsun mahsun bakıyordu. Yanına geçip oturduğumda omzuyla omzumu dürttü. 

"Seni üzmek değildi niyetim, gerçekten öyle çıktı ağzımdan bir anda." hala babamın kızıyım konusundaydı o. 

"Çok patavatsızım değil mi?" dedi iç çekerek. 

Gözlerini yüzümde gezdirdi. Benden bir cevap bekliyordu. Omuz silktim. Beni üzen şey Güneş'in sohbetin gidişatı yüzünden ağzından çıkan kelimeler değildi. Ben nasıl annemin kızıysam o da babasının kızı olabilirdi. Beni üzen şey bizi bu duruma düşüren babalarımızdı. Hoş, ölende onun babasıydı yaşayanda onun babasıydı. 

"Güneş Yağız Bey senin baban. Onun kızı olman kadar daha doğal ne olabilir ki..." dediğimde başını hızlı hızlı salladı.

"Annemin kızı da benim! Bunu hiçbir şey değiştiremez... O yüzden bunu tartışmamız yersiz," dediğimde yutkundu  bakışlarını benden kaçırdı ve başını salladı. 

"Ben gideyim o zaman aşağıda görüşürüz," yanağımdan öpüp odadan çıktı. 

Odada biraz daha oyalandıktan sonra aşağı indim. Gazel yengeyi görünce hemen onun yanına gidip oturdum. Migren ağrısından müzdarip olduğu şiş gözleri, beyazlamış yüzünden belliydi ama güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemişti. Göz göze geldiğimizde gülümsedi. 

"Gazel Hanım, nasılsınız efendim iyisiniz inşallah?" dediğimde gülümsemesi büyüdü. 

"İyiyim tatlım, yeni yeni kendime geliyorum." dediğinde başımı salladım. 

"Yemek yemiyor muyuz açım ben," dedim. Gazel yenge gülüp ayaklandı. 

"Ben bir bakayım mutfağa," dediğinde annemde peşinden ayaklandı. 

"Aden, Leyla sana çay hazırladı. Yemekten sonra onu iç tamam mı kuzucum. Yarından itibaren sabah akşam içeceksin o çayı. "  dedi Meryem babaannem. Dudaklarımı büzüp başımı salladım. Bu tarz olayları hiç sevmezdim.

"Sağ ol babaanne," dedim ve mutfağa gittim. Annemler Leyla ablalarla masayı hazırlarken Leyla ablanın yanına gittim.

"Çay için teşekkür ederim abla," dediğimde çatık kaşlarıyla bana döndü.

"Kız niye daha önce söylemiyorsun?" dediğinde güldüm. 

"Ne bileyim  abla ben senin bu marifetini?" Leyla abla bana gözlerini devirip arkasına döndü. 

Yemek yedikten sonra salona geçmiş hem televizyona bakıyor hem sohbet ediyorduk. Ben Leyla ablanın hazırladığı çayı içmek için kırkla takla atıyordum. Bir yandan da gözlerim sürekli saate kayıyor aklımı ortamda dönen muhabbete odaklayamıyordum. Gazel yenge ve annemde benimle aynı durumdaydı. Oflayıp televizyona baktığımda ekranda at görmemle aklıma Akkız ve Cennet geldi. Heyecanla Meryem babaanneme döndüm.

"Babaanne, Akkız doğurdu dün gece." dediğimde bana baktı.

"Kızı oldu, kendisi gibi bembeyaz adını Cennet koyduk. Kendisi Yusuf Ali'nin," dedim.

"Ula bunu şimdi mi diyorsun?" diye beni azarladı. Bu kadın bugün beni habire azarlıyordu arkadaş. 

"Unutmuşum babaannem, sen de maşallah sabahtan beri bana fırça çekiyorsun, üzülüyorum bak..." gözlerini kısıp baktı bana.

"Kız sen benim yavruma niye kızdın?" dedi Kiraz babaannem.

"Ayol ne kızması a aa!" dediğinde tekli koltuktan kalkıp Kiraz babaannemin yanına gidip ona sarıldım. Başım göğsünde Meryem babaanneme gülerek baktım.

"Senin bu ahiretliğin beni artık sevmiyor herhalde babaanne."

"Kız bu ne fenaymış böyle,"  dedi Meryem babaannem.

 Hem Kiraz babaanneme hem Meryem babaanneme şımarıyor, onlarla gülüşüyordum. Saat dokuza gelirken kalkıp çay koydum. Suyun kaynamasını beklerken biraz sosyal medyada gezindim. Su kaynadığında da çayı demledim. Artık çay yaparken Zümrüt Hanım'ın yaptığı gibi yapıyor, çayı demledikten sonra içine bir tane kesme şeker ve karanfil katıyordum. Mutfaktan çıktığımda kapı çaldı. Yakın olduğumdan "ben bakarım,"  dedim.

"Hoş geldiniz," dedim kapıyı açtığımda. Yusuflar sonunda gelmişlerdi. Dedemler önden içeri girdi. Onların peşinden Emir ve Haydar abi. 

"Baklavam olmuştur inşallah!" dedi Yusuf paltosunu askıya asarken.

"Hay senin baklavana ya!" dedi Baran ve içeri geçti. 

"Oldu sevgilim oldu, ne baklava aşkıymış bu ben anlamadım yani," dedim. Kolunu omzuma sardı. Salona vardığımızda herkeste bir gerginlik vardı. Yusuf'a baktığımda gülümsedi.

"Oturalım güzelim, " dediğinde ben babaannemlerin yanına geçtim. O da Baran'ın oturduğu tekli koltuğun kolçağına yaslandı. 

"Bu akşam güzel şeyler oldu," dedi Yusuf. Gözleri sadece Gazel yengedeydi.

"Haydar abi sağ olsun," dedi Emir imayla. Hepimizin bakışları Haydar abiye kaydı.

"Çok  uzatmanın bir manası yoktu," dedi Haydar abi. 

"Oğlum çatlatmayın insanı, ne oldu şimdi?" dedi Meryem babaannem titreyen sesiyle.

 Yüzü gülüyordu, bizimle ilgileniyor, hayatına devam ediyordu ama köşesine çekildiğinde canının acısı kendini hatırlatıyordu muhakkak. Anneydi o... Canını, canının canını kaybetmişti. Gerçek suçlu ister müebbet yesindi isterse ölsündü. Suçlu için değişen bir şey yoktu, o yaptığının bedelini ödemek zorundaydı.  Olan geride kalana, evlat acısıyla yanıp tutuşana oluyordu. Gazel yengeye baktım. Gözleri yaşlarla parlıyordu, anne baba bildiği insanlar, kardeşi, biz onun yanındaydık ama o kimsesizdi. Hayat arkadaşı, yoldaşı yoktu. Kızı yoktu...

"Avukat artık bizim tarafta," dedi Yusuf. 

"Salı günü cezaevine adamla görüşmeye gidilecek..." diyerek devam etti Baran.

"Gerçek suçlu cezasını çekecek mi?" dedi Gazel yenge. Yusuf yanına gidip dizlerinin önünde çömeldi. Gazel yengenin elini tutup öptü.

"Çekecek, hem de öyle bir çekecek ki!" sesi kin doluydu. 

"Esma'm, amcam her gece rüyana gelip kahkahalarıyla huzura erdirecekler seni." Gazel yenge, Yusuf'a sarıldı. Ben de Meryem babaanneme. 

"Ayol ağlamanın zamanı mı ne güzel o şerefsiz bulacak cezasını. Hadi hadi... Aden çay olmuştur annem, baklavada getir ağzımız tatlansın." dedi annem ortamdaki Hüznü dağıtmak için neşeyle konuştu.

"Doğru tatlı yiyerek bu haberi kutlayalım," dedim ve mutfağa koşturdum. Peşimden de Güneş geldi. O tabakları çıkartırken ben de tepsi ve borcamların üstüne örttüğümüz örtüleri kaldırdım.  Çayın demi oturana kadar tabakları hazırladık. 

"Yusuf abime bu kadar koydum çok olamamış değil mi?" dedi hazırladığı tabağı gösterip.

"İyi yavrum yeter bu ona," dedim. 

Çayları doldurup tepsiyi alarak salona geçtim. Güneş'te tabakları getiriyordu. Ben çayları dağıtıp mutfağa geri döndüm. Kalan son  tabağı alıp içeri geçtim. Güneş o sırada elinde kalan son tabakla Haydar abiye ilerlediğinde adımlarımı hızlandırıp Güneş'in hemen önüne geçtim ve elimdeki tabağı Haydar abiye uzattım.

"Sağ ol kızım," dedi.  

"Rica ederim, afiyet olsun." dedim ve hemen yanındaki boşluğa oturdum.  Önüme baktığımda Güneş'in şaşkın bakışlarıyla karşılaştım. Başını kaşıyıp Emir'in yanına oturdu. Emir bir bana bir Güneş'e bakarken gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Bana göz kırpıp başını salladığında omuz silktim.  

"Ellerinize sağlık hanımlar," dedi Tahir dedem.

"Baklava dediğin budur vallahi,  eline sağlık cennet kızım..." dedi yavuz dedem. Aldığım övgüler beni daha da mutlu ederken şımarmaya başladığımı hissettim.

"Afiyet bal şeker oldun dedem."

Çaylar içilmiş, tatlılar, börekler yenmişti. Yusuflar geceye kadar kalmış sonrasında gitmişlerdi. Yusuf gider ayak bir tepsi baklavayı almış, tüm çemkirmelerime rağmen tepsiyle evden çıkmıştı. Onların ardından dedemlerde odalarına çekildiklerinde Baran bir telefon görüşmesi yapmak için üst kata çıkmıştı.

 Annem ve Güneş'le mutfağı toplarken yanımıza  Haydar abi ve Emir geldi. Emir bana her zaman ki gibi sırıttığında malum konun konuşulacağını anladım.  Masaya geçtiklerinde ben de  bulaşıkları makineye sonunda dizmiştim. Ellerimi yıkayıp onlara döndüm.

"Sanırım toplantı yapacağız," dediğimde Haydar abi başını salladı. Annemde masaya geçtiğinde "kahve?" diye sordum. Hepsi onayladı, ben kahve yapmaya başladığımda Güneş "iyi geceler" dileyip mutfaktan çıkmak için adımladığında annem onu durdurdu.

"Annem, toplantı yapacağız dedik ya nereye?" diye sorduğunda Güneş'in bakışlarını sırtımda hissettim. Dönüp ona baktım, başımla masayı işaret ettiğimde gülümsedi ve masaya geçip oturdu. Bugün aramızda gezinen gerginlik onu benden bir tık daha fazla germişti anlaşılan çünkü sürekli gözleriyle benden onay bekliyordu. Bu durum canımı sıkarken onunla daha sonra konuşmam gerektiğini aklıma not ettim. Kahveler olduğunda ben de masaya geçip oturdum. 

"Kahveler de hazır, haydi bakalım konuşalım ne konuşacaksak?" dedim coşkulu ve heyecanlı bir sesle. Annem ve Haydar abi kısacık bakıştı. Sanırım lafa ilk hangimiz girelim bakışmasıydı bu. 

"Öncelikle," dedi Haydar abi ve boğazını temizleyip sırtını dikleştirdi. 

"Siz benim için çok kıymetlisiniz," dedi. Gözlerini hepimizde gezdirdi. 

"Emir'in hayatına onun şoförü olarak girdiğimde olayların bu raddeye gelebileceğini düşünmemiştim açıkçası,"  dedi ve güldü. Gözleri maziye dalıp gitti.

"Hele Aden'i ilk tanıdığımda"," dedi ve gülüşü büyüdü. Emir beni Sarıyer sahilinden Yusuf ve Doğu'nun yanından almış arabaya resmen tıkmıştı. O anları hatırlayınca güldüm.

"Emir'in arabayı çaldığını sanmıştım," dediğimde güldüler.

"Salak,"  dedi Emir bana bakarak.

"Geri zekalı," dedim ben de.  Haydar abi bu atışmalarımızdan zevk alırken annem asla almıyordu. 

"Her neyse," dedi annem bize bakarak.

"Zor şeyler yaşadınız, yaşadık ama hayat bir şekilde kendi yolunu buluyor ve devam ediyor..." dedi haydar abi.

"Öyle," dedi Emir, Haydar abiyi destekleyerek. Haydar abi konuşma için derin derin nefesler aldı.

"Annenizi ilk gördüğümde ona vuruldum. Çatık kaşları, hiç susmayan dili, sinirli halleri, sürekli beline yasladığı elleri..." Haydar abi bize konuşuyor, anneme bakıyordu. Sadece kelimeleriyle değil gözleriyle de anneme olan sevgisini anlatıyordu.

"İlk başta etik değil bu diyerek kendimi frenledim ama sizde bilirsiniz ki aşk denilen duygu insandan izin almıyor," dedi. Dudaklarım büküldü, doğru diyordu aşk paldır küldür hayatınıza dalıyordu.

"Kral sen resmen koşuyorsun şu anda," dedi Emir. 

"Ya karışmasana adam ne güzel ilan-ı aşk ediyor şurada," dedim ve kolunu sıktım. Emir omuz silkip önüne döndü. Ben de tekrar ortama odaklandım. Haydar abi ve annem birbirilerine olan sevgi dolu bakışlarıyla eriyebilirdim.

"Ben sizin bu cadı annenizi çok seni seviyorum..." dedi Haydar abi. Güldük...

Anneme baktım, Haydar abiye dolmuş gözleriyle bakıp gülümsüyordu. Annem şu an neler hissediyordu az çok anlıyordum ancak hepimizin paylaştığı ortak duygu mutluluktu.

"Annenizle bir yola girmek istiyoruz," dediğinde ellerimi çenemin altına yaslayıp sırıttım. Emir de benimle aynı tepkiler verirken Güneş şaşkındı.

"Nasıl yani?" dedim heyecanla. Annem gülümseyerek bana döndü.

"Yeni bir adım, tertemiz sadece bizim olduğumuz yeni bir adım..." dediğinde güldüm.

"Eğer," dedi Haydar abi, sırayla Güneş'e, Emir'e ve bana baktı.

"Eğer sizin de izniniz olursa annenizle bir yuva kurup aile olalım istiyoruz." 

Bazı saf mutluluklar olurdu. O mutluluğun ötesi berisi olmazdı.  Bu duyguya ek ya da destekçi başka bir duygu olmazdı. Saf, temiz, gerçek bir mutluluk. Hayallere dalmamak için zorlamsam da kendimi tutamıyordum. Küçük, huzur ve sevgiyle dolu bir ev...

"Çocuklar?" dedi annem sesine endişe karışmış bir heyecanla.  

"Ben tamamım," dedi Emir sevinçle.  Annem Güneş'e döndü. Bense  dolmuş gözlerimle sadece Haydar abiye bakıyordum.  Ona dilim konuşmasa da gözlerim konuştu. 

"Güneş?" dedi annem bu sefer.

"Ben şey, çok şaşırdım. Yani belliydi bir şeyler ama ne bileyim," dedi Güneş. Yüzünde şapşal bir sırıtma olduğuna emindim.

"Ben çok sevindim gerçekten, yani ben de tamamım." dedi Güneş mutlulukla.

"Aden?" dedi annem. 

Haydar abiden bakışlarımı çekip anneme döndüm.  Onunda gözleri benim gibi dolu doluydu. Sandalyeden kalkıp yanına gittim ve onu omuzlarından sıkıca sardım. Gözyaşından ıslanan yanağını öpüp yüzümü boynuna saklayarak kokusunu soluklandım.

"Ben senin mutlu olacağın her şeye evet derim ki," dedim. Çenemi omzuna yaslayıp tam karşımızda oturan adama gülümseyerek baktım. 

"Hem annemi böyle mükemmel bir adamla evlendirmeyip ne yapacağım?" dediğimde güldüler.

"Vay be vay be!" diye coşkuyla konuştu Emir. O da kalkıp Haydar abiye sarıldı. Annem Güneş'i de tutup çekti ve sarıldı. Şu an hepimiz sevgi yumağıydık. Ayrıldığımızda annem ayaklandı. Emir anneme sarılmak için ilerlediğinde Haydar abide bize doğru geldi. 

"Hanımlar," dedi Haydar abi.

Yanına gidip göğsüne sığındım, beni sıkıca sardı. Kolları beni her sardığında hissettiğim huzur ve güven daha da büyümüştü içimde. Beni sardığı kollarından birini kaldırıp Güneş'e baktı, Güneş ise bana. Haydar abiyi saran kollarım daha da sıkılaştı ama Güneş'e ters bir tepki vermedim, ona gerçek bir tebessümle baktım. Güneş rahat bir nefes aldı ve yanımıza gelip Haydar abinin onun için açtığı boşluğa yerleşti. 

"Bak bak beni hemen dışladılar," dedi Emir. Sırıtarak ona baktığımda gözlerini kıstı. Anneme daha sıkı sarılıp onu peş peşe öptü. 

"Tamam tamam sırnaşmayın hemen öyle, haydi dağılın!" dedi annem. Bu kadın daha demin  aşktan kör olmamış gibi nasıl eski haline hızlı bir dönüş yapabiliyordu ya...

"O zaman ben sevgilimle film izlemeye gidiyorum, size iyi geceler..." dedi Emir ve Güneş'i bir anda omzuna atığ mutfaktan çıktı. 

"Deli bu çocuk vallahi zır deli," dedi annem.

"Beni de çağırmadılar gördünüz değil mi? Cık cık cık cık birde kardeşlerim olacaklar." dediğimde güldüler. Haydar abi yanağımı sıktı.

"Sen bu aralar bir kıskanç mı oldun bana mı öyle geliyor?" dedi annem. Gülen suratım asıldığında Haydar abi boğazını temizledi.

"Sanki biraz ucundan sanki?" diyen Haydar abiyle kaşlarımı çattım.

"Ne kıskanması be, Allah Allah!" dedim Haydar abinin kolları arasından çıktım. 

"Ben televizyon izleyeceğim size iyi geceler," dedim ve onları arkamda bırakıp salona geçtim. Televizyonu açıp tam karşısındaki koltuğa geçip uzandım. Kanalları hızlı hızlı gezerken annem ve Haydar abi yanıma geldiler. Onlara hiç yüz vermedim. Sırayla gelip alnımı öptüler ve iyi geceler dilediler.

"Size de," dedim dilimin ucuyla. 

Onlara bakmıyordum ancak bu halime güldüklerini anlıyordum. İkisi de kendi kaldıkları odalara geçtiler. Bir kanalda durup dönen filmi izlemeye başladım. Oldukça ağır bir şekilde ilerleyen film uykumu getirmişti. Gözlerim kapanıp kapanıp duruyor sürekli esniyordum. Daha fazla dayanamayınca televizyonu kapattım, salon karanlığa gömüldüğünde yattığım yerde uyku sersemliğiyle gerindim. Yukarıya çıkmaya üşenince rahatımı hiç bozmadan yattığım yerde sırtımı diğer tarafa döndüm. 

Uykuya tam anlamıyla dalacağım sırada üzerimde hissettiğim karanlıkla zar zor açılan gözlerimi yarı yarıya araladım ve arkama döndüm. Tepemde  üzerime doğru eğilmiş bir karartıyı görmemle çığlık atıp can havliyle tekme attım. 

"Aden, benim abim korkma," diye telaşla konuştu Baran. 

Salonun ışıkları hızla açıldı. Annem ve Haydar abi odalarından koşarak çıktıklarında merdivenlerden de koşma sesleri geliyordu. Baran beni sakinleştirmeye çalışsa da bu sefer korkudan kal gelmişti ve ben yine konuşamıyordum.

"Annem ne oldu?" dedi annem yanıma oturduğu esnada. Haydar abide hemen önümde diz çöktü. Parmakları yine çenemi ağzımın kapanması için itekledi. 

"Ya benden korktu," dedi Baran.

"Lan, ne oldu?" diye nefes nefes yanımızda bitti Emir. Hemen arkasında Güneş ve dedemler vardı. 

"Damağını it yavrum damağını," dedi babaannem. Dediğini yapıp baş parmağımla damağımı ittim. Ellerim korkudan titriyordu. 

"Güneş su getir kardeşine," dedi annem. 

"Aden özür dilerim ya. Ben öyle seni görünce odana git yat demek için uyandıracaktım seni, sen neden o kadar korktun ki?" diye konuştu Baran.

 Ters ters Baran'a baktım, eskiden uyku sersemiyken gördüğüm duyduğum her şeyi başka  bir şeye yorar kendi kendimi doldurup korkuturdum, Emir bir ara bu korkumu kendisine eğlence bilmiş beni sürekli korkutmuştu küçükken. Uzun zamandır unuttuğum bu korku bu geceden itibaren Baran sağ olsun tekrar benimleydi. 

 Güneş getirdiği suyu anneme uzattı ancak Haydar abi bardağı alıp içirmek için dudaklarıma yaklaştırdı. Suyu bana içirdiğinde bardağı Güneş'e geri uzattı. Önüme dökülen saçlarımı sırtıma doğru itti.

"Korkulacak bir şey yok kızım, " dediğinde başımı salladım.

"Ya offf, ben nasıl kaçırdım bu olayı," dedi Emir gülerek.

"Emir!" dedi Haydar abi kızarak. Ben de ona ters ters baktım. 

"Emir küçükken Aden'i cindir hayalettir sürekli korkuturdu, yavrum iyi saatte olsunlar yokladı sandı herhalde..." dedi annem. 

"Ya bu olay nasıl döndü bana Allah aşkına. Baran'dan korktu kız benden değil!" dedi Emir ama hâlâ gülüyordu.

"Geri zekalı," diye söylendim. Baran, Emir'e gülerken bu sefer ona döndüm.

"Sen de geri zekalısın uyuyan insana öyle mi yaklaşılır mal!" dedim korkumun tetiklediği öfkeyle. Bu tepkime dedemler gülerken Emir ve Baran asılan suratlarıyla bana baktılar. 

"Sen de ne kadar acımasızmışsın Emir, insan öyle korkutulur mu bir de çocukken," diyerek bir de Güneş payladı Emir'i.

"Hayda!" diyerek söylendi Emir. Onlar kendi aralarında tartışırken ben benimle ilgilenen annem ve Haydar abinin tadını çıkarıyordum. 

İyi olduğumu söyleyip dedemleri odalarına çıkmaya ikna ettim. Emir beni bir yoklayıp annemle bakıştı. Sonrada Güneş'le tekrar yukarı çıktılar. Baran da son kez özür dileyip yanımızdan ayrıldı.

"Seni odana götüreyim mi?" diye sordu Haydar abi. Başımı sağa sola salladım. Bu gece asla tek başıma yatamazdım. 

"Annemle uyumak istiyorum. " dedim ve annem döndüm.

"Uyuyalım anneciğim gel haydi," dedi ve yanımdan kalktı. 

Elimi tutup beni de kaldırdığında odasına ilerledik, Haydar abi hemen arkamızdan geliyordu. Odaya girdiğimizde annem beni direkt yatağa yönlendirdi. Yatağa geçtiğimizde beni hemen kolları arasına aldı. Göğsüne yerleştim. Annemle birbirimize sarılarak yattığımızda Haydar abi benim uzandığım kısmın ayak tarafına oturdu ve saçlarımı sevmeye başladı.

"İyi misin kızım?" diye sordu annem. İyiydim ama bu gece uykumda sürekli sıçrayacağıma emindim. 

"İyiyim anne," dedim. haydar abinin saçlarımda gezinen parmakları şimdiden beni mayıştırıyordu.

"Mutlu musunuz?" diye sordum uyudu uyuyacak halimle. 

"Mutluyuz kızım," dedi annem. Bakışlarımı Haydar abiye çevirdim. Yüzünde dingin bir tebessümle bizi izliyordu.

"Haydar abi," dedim başımı annemin göğsünden biraz kaydırdığım esnada.

"Kızım," dedi.

"Annemi hiç üzme tamam mı onu çok sev..." dediğimde bakışları titredi. Başını salladı, üzerimize eğilip annemi ve beni öptükten sonra geri çekildi.

"İnsan doğası kızım, illa ki birbirimizi üzüleceğiz kıracağız ama telafi etmesini de bileceğiz. Ben de annende." dediğinde başımı salladım.

"Anneni hep seveceğim, seni kardeşlerini hep seveceğim... Çok seveceğim," dediğinde annemin göğsünden kalkıp Haydar abinin boynuna kollarımı sardım. 

"İyi ki varsın, iyi ki bizim hayatımızdasın," sırtımı sıvazladı, saçlarımı boydan boya okşadı.

"Sen yine de en çok beni sev ama tamam mı bozuşmayalım sonra,"  dediğimde güldü.

"Anlaştık güzellik, " dediğinde memnuniyetle gülümsedim. Annemin göğsüne tekrar döndüğümde tüm gece milim kıpırdamadan orada uyudum. Ara ara sıçrayıp uyandığımda annemle Haydar abinin konuşmalarını duyuyordum. Tamamen uykuya dalmadan önce Emir'in de sesini duymuştum. 

Sabah uyandığımda odada tektim. Biraz yatakta pinekledikten sonra odadan çıktım. Mutfaktan sesler gelince oraya gittim. Annem, babaannem ve Hatice abla masa da oturmuş kahve içiyorlardı.

"Günaydın," diyerek yanlarına gittim. Masada annemin önünde duran suyu alıp içtim.

"İyi misin kuzucuğum?" diye sordu babaannem.

"İyiyim iyiyim merak etmeyin. Diğerleri nerede?"

"Güneş'le Emir gezintiye çıktılar kızım, Baran çarşıya indi. Yavuz babayla Haydar da arka taraftaki depodalar," dedi annem. Başımı salladım.

"Odamdayım ben üstümü başımı bir değişeyim," diyerek mutfaktan çıktım. 

Annem arkamdan tost  yapacağını bağırdı. Odama geçtiğimde üstümü değiştim. Saçlarımı tepemde toplayıp odadan çıktım. Merdivenlerden inerken çalan telefonumla duraksadım. Sefa abi arıyordu. 

"Sefa abiciğim," diyerek açtım telefonu.

"Ne haber stajyer," dedi.

"Ne olsun sürünüp gidiyoruz be Sefacığım, sizden ne haber?" güldü.

"Bu sürünüyoruz lafı siz gençlerin diline pelesenk olmuş resmen, stajyerlerde senin gibi anca sürünüyorlar," dediğinde bu sefer ben güldüm. 

"Ehh biraz öyle, sürünmeyen öğrenci mi var?"  gülüşü büyüdü. 

"Cerrahpaşa'ya gittim bugün. Kaan hocayla  görüştüm," merdivenleri inip mutfağa ulaşmıştım. Annem yaptığı tostu önüme bıraktığında teşekkür ettim.

"Aynı dönemdiniz değil mi?" dediğimde beni onayladı.

"Önümüzdeki ay bir sempozyum olacak, konuşma yapacak beyefendi. Sempozyumdan sonrasında yeni yazdığı makale yayımlanacakmış," dediğinde lokmamı hızlıca çiğnemeden yuttum.

"Eeee?"

"Eeesi şu, makaleyi okumam için benimle paylaştı ben de başka biriyle daha paylaşmak için izin aldım. " dediğinde heyecanla yutkundum. 

Kaan hoca, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkan Yardımcısıydı. İlk staj rotasyonumu da onun desteğiyle psikiyatri bölümünde tamamlamıştım. Onun derslerini asla kaçırmaz, ağzından çıkan her şeyi not alır mutlaka bilgi alışverişi yapardım. Makalelerini, kitaplarını yalayıp yutmuştum hatta. Ara sıra da mailleşirdim onunla. 

"Bu izin benim için mi?" diye sorduğumda güldü.

"Bilmem ben orta boylarda, mavi gözlü, çilleri olan çok sevdiğim bir öğrencisi için aldım izni. Mail atarım artık o kişiye," dediğinde sırıttım.

"Ya sen var ya bir tanesin, efsanesin, idolümsün!" dediğimde neşeli kahkahasını duydum.

"Selamı var, özlenmişsin  bu arada hangi hocanla konuşsam seni sorup durdular. Hayır yani bu ne Aden aşkıdır," dediğinde bu sefer ben güldüm. Sefa abinin çoğu arkadaşı bizim fakültede hocaydı ve ben de onların öğrencisiydim. Çoğu Sefa abiyle aramızdaki bağı biliyordu.

"Ben bölüm birincisiyim Sefa abiciğim tabii özleyecekler beni, hem sen dememiş miydin hocalar çalışkan öğrenci severler diye, sağ olsun çok severler beni..." dedim.

"Sevilirsin tabii, eşek seni. Attım maili bakarsın, akşama doğru Yusuf Ali'nin yanına gideceğiz. Fırsat bulursam ararım görüntülü," dedi.

"Sahi ne oldu o işler?" diye sordum.

"Bakanlık onayını bekliyoruz kızım, teftiştir soyağacı sorgulamasıdır onlar yapılacak sonrasında Yusuf Ali tamamen bizimle." dediğinde iç çektim. Biraz daha konuştuktan sonra vedalaşıp kapattık. 

Tostumu bitirip Leyla ablanın yaptığı çayı da içtikten sonra mutfağı toparladım. Annemler salonda oturmuş televizyon izleyip örgü örerken yanlarına gidip oturdum. Telefonumdan maili kontrol ettim. Sefa abinin yolladığı dosyayı indirdim. Ekrandan okumayı sevmediğim için ne yapabileceğimi düşündüm. Baran'ın çarşıda olduğunu hatırlayınca onu aradım.

"Aden?" diyerek açtı telefonunu.

"Neredesin?" diye direkt bodoslama konuya girdim.

"Merkezdeyim, birkaç işim var. Hayırdır?" 

"Senden bir şey istesem?" dediğimde şaşırdığını belli eden bir nida döküldü dudaklarından.

"İste bakalım?" dedi keyifle. Ondan bir şeyler istemem anlaşılan çok hoşuna gitmişti.

"Okumam gereken bir makale var, onun çıktısını alabilir misin?" diye sordum.

"Alırım abim, acelesi var mı peki ben akşama doğru geleceğim çünkü." 

"Yok yok acele değil, relax!" dediğimde "tamamdır, başka bir şey istiyor musun?" diye sordu.

"Post-it ve fosforlu kalemde alır mısın?" dediğimde güldü.

"Tamam güzellik," dedi.

"Teşekkür ederim," dedim.

"Rica ederim abicim, akşama görüşürüz." 

Telefonu kapatıp  yanıma koltuğun üzerine bıraktım. Annemle babaannem izledikleri programı kendi aralarında tartışken hiç ilgimi çekmeyen tv programına boş boş baktım. Belgesel ve film izlemeye alışık bünyem daha fazla bu işkenceye dayanamayınca sıkıntıyla ofladım. Buraya geldiğimden biri ilk defa bir günüm bu kadar boş ve sıkıcı geçiyordu.

"Ben bir dedemlere bakayım," dediğimde sadece başlarını sallayı00000p konuşmalarını bölmediler. Dışarı çıkıp evlerin arka kısmında olan küçük depoya ilerledim. Tahir dedemde buradaydı.

"Gençler ne yapıyorsunuz?" diyerek yanlarına gittim. Dedemler bir tezgahın üzerinde duran eski, ahşap bir kızakla ilgileniyorlardı.

"Gel kızım, "dedi Haydar abi. Yanına gidip kolunun altına girdim. 

"Kerem sabah aradı tutturdu dede gelince kızağa bineceğim diye, bakayım dedim bende." dedi Yavuz dedem. Küçükken Emir'le her kar yağdığında sokaktaki çocuklarla poşetlerle tepsilerle kayardık. 

"Ben de bineyim mi şimdi?" diye sorduğumda dedemler bana baktı.

"Yavrum eski bu. Çürümüştür bir yeri falan kırılır sana bir şey olur. Olmaz yarın gidip yenisini alacağım zaten o zaman binersin," dedi Yavuz dedem. 

"Bir şey olmaz hem benim kilom kaç yani nasıl kırayım ben onu?" diye direttim ancak kabul etmediler. 

"Bir de dışarıda bakalım şuna Yavuz belki o kadar kötü değildir." dedi Tahir dedem. Bahçeye çıktığımızda bahçe kapısının önünde tanıdık bir araba durdu. Arabadan bizi yolda kaldığımız akşam  evinde ağırlayan Zafer amca indi.

"Selamın aleyküm," diyerek bahçeye girdi. Dedemler ona döndüler.

"Aleyküm selam Zafer, hoş geldin..." dedi Yavuz dedem.

"Hoş bulduk Yavuz abi," diyerek yanımıza geldi. Hepsiyle tokalaşıp beni başıyla selamdı.

"Hayırdır Zafer'im sen bu taraflara gelmezsin," dedi Tahir dedem.

"Hayır hayır Tahir abi," dedi ve montunun cebinden iki  tane davetiye çıkarıp birini Tahir  dedeme diğerini Yavuz dedeme uzattı. 

"Benim büyük kız, iki haftaya düğünü olacak." dediğinde bana döndü.

"Kızlar Aden'e söyle muhakkak gelsinler dedi kızım. Gelmezsen basarlar evi vallahi," dediğinde güldüm. Başımı dedemlere çevirip gidip gitmeyeceğimizi sorarcasına baktım onlara. Beni onayladıklarında mutlulukla gülümsedim.

"Geleceğim Zafer amca mutlaka, selam söyle kızlara. Özledim vallahi onları," dediğimde o da memnuniyetle başını salladı.

"Söylerim kızım, düğünde görüşürüz o zaman daha çok ev dolanacağım haydi uğurlar ola," dedi Zafer amca.  Dedemler ona o gece bizi ağırladıkları için teşekkür ettiler. Zafer amca gidince dedemlerde tekrar kızağa yöneldiler. Kızak buradan bakıldığında sağlam görünüyordu ama Yavuz dedem asla ikna olmuyordu.

"Neyse, ben bir de Yusuf'a uğrayayım," dedim ve yanlarından ayrıldım. çaldığım kapıyı Gazel yenge açtı. 

"Yengeciğim," dedim içeri girerken.

"Hoş geldin güzellik," dedi.

"Hoş buldum hoş buldum. Canım sıkıldı ben de bir buraya uğrayayım dedim. Ne yapıyorsunuz," diye sordum. 

"Leyla ile akşam yemeğine giriştik, annem banyoda seninki de sabahtan beri çalışma odasında. Önüne açmış bir sürü dosya ruhu hiçbir şey duymuyor," dediğinde adımlarım durdu. Şansızlığıma  söverek nefesimi bıraktım. Yusuf işine gömüldüğünde rahatsız edilmekten hiç haz etmezdi. Gerçi yanına gidersem istemese de işi bırakıp benimle ilgilenirdi. Ona hiç bulaşmamayı seçtim. 

"Kazanın dosyaları mı?" diye sordum.

"Büyük ihtimalle," dedi Gazel yenge. Mutfağa geçtiğimizde Leyla ablayla selamlaştık. Onlar yemek yaparken ben de boş durmayayım deyip salata yaptım. İşim bittiğinde onlarla vedalaşıp buradan da elim boş çıktım. 

Asık suratımla bahçeye çıktığımda dedemin depoya götürmek istediği kızağı görünce iç çektim. Buraya geldiğimden beri büyütemediğim küçük Aden'i zapt edemez hale gelmiştim. Ailesine şımarıyor, kardeşleriyle vakit geçiriyor, sadece gülüyordu. İçinden geldiği gibi bir zorlaması olmadan mutlulukla yer alıyordu gülüşleri yüzünde. O çocuk Aden güldükçe ben de gülüyordum. Gerçi  şu an ikimizde sıkıldığımız için surat asıyorduk ama neyse...

"Aden," Haydar abinin adımı seslenişiyle dalıp gittiğim yerlerden geri döndüm. Daha demin dedemin taşıdığı kızak şimdi Haydar abinin elindeydi.

"Gel haydi kaydırayım seni," dediğinde heyecanla soluklandım. 

"Vallahi mi?" diye sorduğumda güldüler.

"Vallahi kızım," dedi Haydar abi. Gülerek yerimde zıpladım ve ellerimi birbirine vurdum. 

"Tüm sorumluluk sen de oğlum bir şey olursa anasıyla yavuklusuyla sen uğraşırsın." dedi Yavuz dedem.

"Ben varım yanında bir şey olmaz!" dedi ve yanına gitmem için elini uzattı. Koşarak gidip tuttum elini... Şu an hem ben hem de küçük Aden çok mutluyduk. Bahçeden çıktığımızda Haydar abi kızağı yere bıraktı.

"Geç bakalım," dediğinde hemen oturduğum kızağın üstüne. Kızağın ön tarafına düğümlenmiş ipi çözdü. Ben gülmemi engelleyemezken Haydar abide beni m gibi gülüyordu. 

"Sıkı tutun tamam mı?" dediğinde başımı salladım. İpin ucunu tuttu ve düz yolda kazığı çekmeye başladı. İlk başta yavaş ilerlese de şimdi hızlanmaya başlamıştı.

"Ya bu çok eğlenceli," dedim gülerek. Haydar abide gülüyordu. Beni kapının önündeki o uzun yolda durmadan çekti. Yorulduğunu fark ettiğimde durduk. O başımda nefeslenirken gözüm mezarlığa inen yokuşa kaydı. 

"Haydarikom," dedim ve ona sırıtarak baktım. Gözleri yüzümde gezinince kısıldı ve başını sağa sola salladı.

"Hayır Aden," dediğinde dudaklarımı büzdüm.

"Ya ne olur ne olur !" direttiğimde yokuşa baktı. 

"Düşsek bile bir şey olmaz her yer kar, lütfen Haydar abi," dedim. Ona şu an yavru kedi bakışları atmaya çalışıyordum. 

"Sadece bir kez," dediğinde kocaman gülümsedim başımı salladım. Yokuşun başına geldiğimizde Haydar abinin elini tutup bana bakması için çekiştirdim. 

"Birlikte kayalım," dediğimde güldü.

"Yavrum kızak seni zor taşıyor," dedi gülerek.

"Ya yarın alacakmış dedem zaten yenisini, bu kızakta tamamen emekliliğe ayrılmış olur bir şey olursa, haydi geç otur..." dedim ve elini çekiştirdim. Diretmedi arkama geçip yerleşti. 

"Sıkı tutun," dediğinde başımı salladım.

 Bir kolunu karnımdan geçirip beni sıkıca tuttu ve ayaklarıyla güç alıp kızağın öne doğru ilerlemesini sağladı. Yokuş aşağı git gide hızlanarak kaydığımızda ikimizin de kahkahaları yeryüzünü çınlatıyordu. Yokuşun sonunda çok hızlı ilerleyen kızak daha fazla dayanamayıp kırıldığında Haydar abiyle kar birikintisine doğru savrulduk.

"Dedeme ben kırdım derim," dediğimde bana baktı. 

"Sağ olasın kızım hayatımı kurtardın," dedi dalga geçerek. 

Toparlanıp yokuşu çıktığımızda Güneş ve Emir'i gördük. Yolun başında el ele eve doğru yürüyorlardı. Bizi fark ettiklerinde gülerek koşmaya başladılar. 

"Tam boyları bazen dolduruşa getirmek istiyorum ama köpeğe kıyamıyorum," dediğimde Haydar abi gür bir kahkaha attı. 

"Canlarım ciğerlerim ne yapıyorsunuz?" diyerek aşırıya kaçan bir coşkuyla konuştu Emir. Gözüm Güneş'e kaydı, esmer tenine rağmen kırmızıya boyanmış yanaklarının soğuktan olamadığını anlayabilecek kadar tecrübeliydim. 

"Ne yapalım, öyle kaydık falan. Siz asıl ne yaptınız sabahın köründen beri yokmuşsunuz?" dediğimde Güneş'in yanakları daha da kızardı. 

"Hiç öyle dolandık, çifte köprüye falan indik baya güzel yerlermiş buralar." dedi Emir mest olmuş gibi. Mest olduğu şey Artvin miydi pek emin değildim. 

"Haydarikom," dedim Haydar abinin koluna girdiğim esnada. Bir yandan da havayı kokluyordum.

"Havada yüksek dozda aşk kokusu mu var bana mı öyle geliyor?" dediğimde Güneş daha da kızarırken Emir bana ters ters baktı. 

"Acıkmadınız mı siz hadi eve," dedi Haydar abi.

Eve geçtiğimiz akşam yemeğini hazırladık ve Baran geldiğinde direkt yemeğe oturduk. Yemekten sonra tüm işi diğerlerine makale okumak için odama çekildim. Soğuk olsa da balkona çıktım, oradaki küçük masaya yerleştim.  Baran yanıma elinde bir büyük bir kahve kupasıyla geldiğinde beni balkonda görünce kızdı sonrasında kahveyi masaya bırakıp odadan çıktı. Geri geldiğinde elinde elektrikli ısıtıcı vardı. 

"Şimdi sana içeri geç dersem kızarsın ben de bunu getirdim," dediğinde güldüm. Isıtıcı priz takıp bana yakın bir yere yerleştirdi. Yorganımın üzerini örten pikeyi alıp omuzlarıma bıraktı.

"Doğu gibisin sen de. Hiç mi hissetmiyorsun soğuğu?" dediğinde omuz silktim. Kat kat, kalın giyinmek beni boğuyordu. 

Baran odadan çıktığında ben de makaleyi okumaya başladım.  Okuduğum her paragrafın yanlarına küçük notlar alıyor, daha uzun notları post-itlere yazıp geçtiğim sayfalara yapıştırarak ilerliyordum.  Makalenin sonuna geldiğimde eğilmekten ağrıyan ensemi ovalayarak gerindim. Kolları kaldırıp gerinmeye devam ederken karşı evin camından beni izleyen Yusuf'u gördüm. Onu gördüğümü fark edince camı açtı.

"Yüzünüzü gören cennetlik Yusuf Bey," dediğimde güldü.

"Ben cennetteyim çok şükür," dedi. 

"Tüm gün dava dosyalarında boğulmuşsun," dediğimde başını salladı.

"Sen ne yaptın?" dedi ardından "gelsene yanıma, iki lafın belini kıralım hoş sohbet edelim." dediğinde kıkırdadım.

"Memnuniyetle," dedim. 

Hızlıca toparlanıp aşağı indiğimde Tahir dedemlerin de burada olduğunu gördüm. Onlara hoş geldin deyip mutfağa gittim ve dünden kalan dolmalardan Yusuf'a götürmek için doldurdum. Evden çıkmadan salona yöneldim.

"Ben Yusuf'un yanına gidiyorum, dolma istedi." dediğimde Yavuz dedem kaşlarını çattı.

"O niye gelmiyor da seni ayağına çağırıyor?" dediğinde cevabı Tahir dedem verdi.

"Çocuk sabahtan beri çalışıyor laf etme, git kızım haydi!" dedi.

"Git kızım git bakma sen dedene," dedi Kiraz babaannem. Oalyı daha da uzatmadan evden sıvıştım.

Yusuf bana kapıyı açtığında elimdeki tabağa dikkat ederek sıkıca sarıldım boynuna. Geri çekildiğimizde elimdeki tabağı aldı. Tabağın üstünden yiye yiye mutfağa gitti. Dolmayı tezgaha bırakıp bana tekrar geldi.

Beni birden kucakladığında kısık sesle çığlık attım. Merdivenleri çıkıp bir odaya girdiğimizde odaya baktım. Oda bir çalışma odası olarak dizayn edilmişti. İki duvar boydan boya kitaplıkla kaplanmıştı. Büyük pencerenin önünde bir çalışma masası, kitaplığın önündeyse üzerinde satranç takımı olan sehpa sandalye takımı vardı. Diğer pencere önünde berjer ve üzerinde büyük bir saksı olan ahşap bir sehpa vardı.

Yusuf berjere oturdu. Bende kucağında yan bir şekilde oturuyordum. Yanağımı öpüp dudaklarını boynuma indirdi. O boynumla ilgilenirken ben satrançta takımına dalmıştım.

"Yusuf, satranç biliyor musun?" dedim.

"Biliyorum tabii yavrum," dediğinde kıkırdadım. Boynumu ondan uzaklaştırdıkça o üzerime eğiliyordu.

"Hani hoş sohbet edecektik?" dediğimde güldü.

"Ediyorum zaten," dedi. Hoş sohbetin ne demek olduğunu bilmesem inanacaktım.

"Hadi satranç oynayalım." yüzüme baktı, başımı sallayıp güldüm ve kucağından kalkıp siyah taşların arkasına geçtim. Soluklanıp karşıma geçti.

"Ben beyaz taşla oynamam," dediğinde sırıttım.

"Ben de oynamam sevgilim, keşke hızlı davransaydın!" hayretle hayranlık arasında dolaşan bakışlar attığında omuz silkip ilk taşımı oynadım.

"Ne yaptın bakalım tüm gün," dedim bildiğim halde.

"Kazayla ilgili tüm dosyalara ulaştım sonunda. Tüm gün onları inceledim. Sen ne yaptın?" dedi ve ilk hamlesini yaptı.

"Hiç, Sabah geç uyandım zaten." dediğimde aklıma gece yaşadığım olay gelince Baran'ı şikayet eder gibi anlatmaya başladım.

"Dün gece o Baran bana ne yaptı biliyor musun?" dediğimde taşlarda olan bakışları anında bana döndü. Kaşları çoktan çatılmıştı.

"Ne yaptı o it yine!" diye hiddetle konuştu. Oturduğu yerden kalacağı sırada ellerini tuttum. Sanırım konuşurken tercih ettiğim tonu yanlış seçmiştim.

"Aşkım sakin ol, kötü bir şey yapmadı." geri oturdu ve "Ne oldu?" dedi.

"Yaaa ben salonda uyuyakalmışım, o da beni odama yollamak için uyandırmak istemiş. Ben üzerimde karartı hissedince can havliyle uyanıp bastım çığlığı. Üç harfliler bastı zannettim tövbe yarabbim tövbe, nasıl korktum var ya, " dedim. Derin bir nefes alıp verdi.

"Öyle bana ne yaptı dedin ki üzdü sandım yine seni, " dediğinde hak verdim. Biraz abartarak konuşmuştum.

"Çok korktum ama kal geldi," dediğimde güldü.

"Sürekli özür dileyip durdu, " dedim ve taşımı oynadım. Yusuf'ta hiç beklemeden oynadı.

" Ay Yusuf, dün akşam asıl bomba bu değildi..." dediğimde sol gözünü kırpıp başını salladı.

" Annemle Haydar abi, evlenmeye karar vermişler..." dedim heyecanla.

" Biliyorum yavrum," dediğinde kaşlarım çatıldı.

"Nereden biliyorsun hem biliyorsan bana neden söylemedin ki?" dediğimde güldü.

"Hamleni yap önce," bir taşımı hiç düşünmeden oynadım.

"Seni dinliyorum," dedim.

"Birincisi geçen gün laflarken söyledi, bazı konularda danışmak istedi.  İkincisi bu haberi benden duyman doğru olmazdı değil mi?" dedi ve ilk taşımı yedi.

"Doğru, onlardan duymak daha güzeldi." dedim ve ben de onun taşını yedim.

"Ee anlatmadın ne yaptığını bugün?" dedi.

"Kayda geçen tek şey kızak kaymak ve makale okumaktı. Haydar abiyle kızak kayıp çocuklar gibi eğlendik. Gerçi sonunda kızak kırıldı ama, neyse!" dediğimde güldü.

"Bizzat izledim o hallerinizi sevgilim," dediğinde şaşkınlıkla ona baktım.

"Hava almak için pencereyi açtığımda karşımda siz vardınız." dediğinde gülüp başımı salladım. Oyun ikimizin arasında gidip gidip gelirken aklıma takılan şeyleri ve dün hissettiğim o yoğun duyguyu Yusuf'la paylaşmak istedim.

"Yusuf," bana baktı. Artık sesimin tınısından bile ne diyeceğimi, nasıl bir konuda konuşacağımı biliyordu.

"Sence ben kıskanç biri miyim?" kaşları çatılıp güler gibi oldu.

"İlişki anlamında demedim. Yani söz konusu sen değilsin. Normal olarak senin dışında ben kıskanç mıyım?"

"Ne alaka şimdi?" dediğinde ofladım.

"Cevap verecek misin?"

"Peki," dedi ve kıstığı gözleriyle baktı bana.

"Benim tanıdığım Aden kıskanç bir insan değil." dediğinde dudaklarımı büktüm.

"Aden yavrum sorun ne?" dedi endişeyle. Elimden tutup beni kendisine çekti. Oturduğum sandalyeden kalkıp kucağına yerleştim.

"Yusuf," dedim bir kez daha.

" Söyle yavrum," dedi.

"Dün Güneş'le biraz gerildik ve sanırım Haydar abiyi kıskandım." kaşları daha çatıldı.

"Baştan bir anlat bakayım?" dediğinde başımı salladım.

" Dün mutfaktayken Güneş'le kime benzediğimizden laf açıldı. Annem ikinizde öz babaannelerinize çekmişsiniz deyince ben de işte boş bulunup ben annemin kızıyım dedim. Güneş'te ben babamın kızıyım dedi. Sonra ortam istemsizce gerildi," yarım ağız güldü.

" Sonra? "

" Sonra Güneş özür falan diledi o sıra Haydar abi geldi. Beni çağırdı yanına. Akşam için kıyafet seçmesinde yardımcı olmamı istedi. Bence bizi duydu beni de o an oradan çıkarmak istedi, " dediğimde başını salladı. Tuttuğu ellerimi öptü.

"Bize hediyeler almış. Onları verdi. Güneş mutfaktaydı o sıra ona sonra biz verdik. O da teşekkür etmek istedi. Bu ana kadar hiç sıkıntı yoktu aslında. Ama Haydar abiye sarıldığında o kıskançlığı ilk defa hissettim. Haydar abiyi Güneş'ten çok kıskandım. Çok utanıyorum böyle hissettiğim için ama Haydar abi sadece bana kızım desin, benimle ilgilensin, bana sarılsın, o sıcaklığı bir tek bana göstersin istiyorum. " dedim hissettiklerimi dile getirerek.

" Güzelliğim benim, " dedi ve gözümün altını öptü.

" Böyle hissetmen çok normal sevgilim, " dedi yatıştırmak istercesine.

" Güneş'e ters ters bakıp durdum. O baba meselesine yordu büyük ihtimalle ama inan sevgilim benim için kim kimin kızı kim kimin babası umurumda değil!" yüzümü sevdi.

" Aden, böyle hissettiğin için kendini suçlu hissetmen yanlış bence," gözlerimi kaçırdım.

"Haydar abinin sendeki yeri bambaşka demek ki artık, " dedi.

"Nasıl yani?" diye sordum.

"Her duygu, her durum hayatındaki insanın yeriyle alakalı güzelim. Aşık olduğun insanla anneni kardeşini," durdu gözlerimin içine baktı ve "babanı kıskanmak farklıdır, " dedi. Yutkundum.

"Haydar abi senin için çok kıymetli, sendeki yeri de anlaşıldığı üzere oldukça sağlam. Onu kıskanman özellikle Güneş'ten kıskanman çok normal," dediğinde yüzümü buruşturdu.

"Nasıl çok normal?" dediğimde oturuşunu dikleştirdi.

"Haydar abi senin için artık abi değil demek ki güzelim," nefeslendim. Düşündüm, Haydar abinin bendeki, kalbimdeki yerini düşündüm. Bana hissettirdiklerini düşündüm. Dolan gözlerimden yaşlarım akarken Yusuf o yaşları öperek kuruladı.

"Diğer konuya gelecek olursak; Güneş'in bir annesi, babası, kardeşleri var. O bir aileye sahip yavrum. Her ne kadar gürültülü bir evde de büyümüş olsada onun bir babası var ve dediği gibi Güneş tam olarak babasının kızı," dediğinde gözlerim daha da yaşardı. Burnumun direği sızlarken boğazımda oluşan yumruğu gideremedim.

"Aden, onlar seni seviyorlar, yaptıkları hatayı telafi etmeye çalışıyorlar ve inan gerçekten pişmanlar..." dedi.

"Ama," dediğimde kırık bir gülüş belirdi yüzünde.

"Ama sen onlar için hiçbir zaman Güneş gibi olamayacaksın," dediğinde ağlayarak başımı salladım. Bu çoktan kabullendiğim bir şeydi. Evet, tam boylar ile aramız iyiye gidiyordu, Kerem'le birbirimizi çok seviyorduk ama ben onlar için bir Güneş değildim.

"Güneş'te hiçbir zaman sen gibi olmayacak. Filiz ablanın en kıymetlisi hep sen olacaksın, Emir ile durumları farklı ama Emir için her zaman öncelik sen olacaksın. Bunun gerçeği bu yavrum. Kan bağının biyolojik gerçeklerin bir önemi yok ki," dediğinde göğsüne sindim. Bildiğim gerçekleri başka birisinden duymak hem iyi hissettirmiş hem de ağır gelmişti.

"Haydar abiye gelecek olursak," yüzümü göğsünden kalkmadan ona çevirdim.

"O adamın kızım diyeceği tek insan sensin yavrum, o adamın evlat bildiği kızı sadece sen olacaksın." dolu gözlerimle burukça gülümsedim.

"Senin yerin Haydar abide belli, baki... O yüzden bence kıskanmana gerek yok çünkü senin yerini alabilecek kimse yok!" sıkıca sarıldım bedenine. Dediklerinde haklıydı, bana yaptığı bu konuşma ben de bir şeylerin daha da oturmasına bazı şeylerin daha da belirgin olmasına neden olmuştu.

"Sana bir sır verme mi ister misin?" dediğinde çenemi göğsüne yaslayıp baktım ona. Başımı salladığımda burnumun ucunu öptü.

"Benimkiler en çok seni seviyor," dediğinde güldüm.

"Ben de en çok seni seviyorum," dedi ve yine burnumun ucunu öptü.

"O veledinde en sevdiği sen olacaksın demedi deme!" dediğinde daha da çok güldüm. Yusuf Ali'ye kendisi dışında kimsenin velet demesine izin vermiyordu.

"Haaa bak bence Yavuz dedemle Kiraz babaannemde sana bir farklı düşkünler," dedi. Bu sözleri beni teselli etmek için söylemiyordu. Yusuf söz dürüst bir adamdı ve söz konusu bensem daha da dikkatli oluyordu.

"Sevildiğimin farkındayım," dedim kucağında yükselip burnumu burnuna sürttüm.

"Evet, çok seviliyorsun..." dedi nefesini dudaklarıma üflerken. İç çektim.

"Sevginin fazlası insanı şımartıyormuş... Sanırım son zamanlarda da çok şımardım."

"Sen mi şımardın?" keyifle güldü. Başımı salladım.

"Böyle şımarığa kurban olsunlar be," dedi birden çoşkuyla yükselerek.

"Yusuf ya, dalga geçme!" yüzümü tutup güçlü öpücükler bıraktı yüzüme. Yüzüme batan sakalları beni huylandırırken kıkırdayıp durdum. 

Oyuna geri döndüğümüzde Yusuf beni yendi. Beni yenmesinin acısını ona nazlanarak çıkarmaktı niyetim ancak Yusuf o hallerimi çok sevdiğinden ona ödül olmuştu. Birlikte bize geçtiğimizde o salona ben de her zamanki gibi kahve yapmak için mutfağa geçtim. 

Kahveleri dağıtıp annemin ayaklarının ucuna oturdum. Yusuf dedemlerle dava hakkında konuşurken annemler kendi aralarında çok başka konularda konuşuyorlardı. Gece böyle sonlanmıştı. Gelip geçen günlerde Güneş'le konuşmuş aramızda bir yanlış anlamanın oluşmasını tamamen engelledim. Yusuf ve Baran günü geldiğinde cezaevine gitmişlerdi. O gün hepimiz hop oturup hop kalkmış sabırsızlıkla Yusufları bekliyorduk. Merdo abide gelmişti. O hepimizden daha da gergindi. Sefa abi saat başı arayıp gelip gelmediklerini soruyordu. 

"Adam kabul etmeyecek bence..." dedi Emir. Herkes ona ters ters bakınca ofladı. 

Saatler akşamı bulduğunda evin kapısı çaldı. Merdo abi koşar adım gidip kapıyı açtı. Baran ve Yusuf içeri girdiklerinde yüzlerinden hiçbir şey anlaşılmıyordu. Baran hiçbir şey demeden köşeye çekildi. Hepimiz Yusuf'a bakarken o elinde sıkı sıkı tuttuğu dosyayla yürüdü ve Tahir dedenin önünde durdu ve dosyayı uzattı.

"Davaya hile karıştıran, hak yiyen herkes cezasını çekecek dede!" dedi sert sesiyle.

"Dava tekrar açılacak," dediğinde Tahir dedenin omuzları sarsıldı. Başını yere eğdi ve elleriyle yüzünü kapattı. 

"Adam ikna oldu mu yani?" dedi Emir merakla.

"Oldu, ifadesini verdi. İtiraz dilekçesini yazdı!" dedi.  

Gazel yenge Merdo abinin kolları arasından çıkıp Yusuf'a yöneldi ve ona sarıldı. Merdo abiye baktım. Dudaklarında buruk bir mutluluk vardı. Gözlerinde acı. O uğruna canını bile verebileceği kadın tarafından yüzüstü bırakılmıştı. Şimdi sevdasını gömmüştü, tekrar çıkartır mıydı bilmiyordum lakin bildiğim yegane şey Merdo abinin bu saatten sonra gözlerindeki o acının hep kalacağıydı.

O günden sonra günler daha hızlı geçti, her akşam ya yürüyüş yaptık hep birlikte ya da film izleyip oyunlar oynadık. Cuma gününün sabahı İstanbul'dakiler geri geldiğinde ortam daha da şenlendi. Kerem ilk fırsatta dedemin yeni aldığı kızakla kaymaya başladığında Güneş'le birlikte ona eşlik ettik. 

Cuma gününde arkamızda bıraktığımızda yatağımın  içinde bir sağa bir sola dönüp duruyordum.  Uyuyamayacağımı anlayınca oflayıp yataktan kalktım. Guruldayan karnımla bir kez daha ofladım ve  odadan çıkıp mutfağa indim. Baran yine buradaydı. Buzdolabına gidip bir elma aldım. Yıkadıktan sonra Baran'ın karşısına oturup elmamı yemeye başladım.

"Karadeniz de gemilerin batıyor sanırım," dediğimde sıçradı. Beni yeni fark ediyordu.

"Aden," dedi şaşkınlıkla.

"Baran," dedim onu taklit ederek.

"Fark etmedim seni," dediğinde güldüm.

"Farkındayım," dedim. Gözlerini kaçırdı, elleri arasında tuttuğu bardağı döndürüp durdu.

"Sorun ne?" dediğimde dudaklarını bilmiyorum dercesine büktü.

"Bennu?" dediğimde güldü.

"Sanırım," dedi.

"Anlat ben severim dert dinlemesini," dediğimde bana gülümseyerek şefkatle parlayan gözleriyle baktı. 

"Boş ver, aşk meşk sorunları işte. Bilirsin," dediğinde başımı salladım.

"Kırdım onu," dedi içinde tutamayarak. Bir şey demedim, konuşması için yüzüne baktım.

"Özlemiş gel diyor sürekli ben de biraz sert çıktım. " uzun süredir buradaydık. Bennu da kendi penceresinde haklıydı. 

"Buna güleceğinden eminim ama," dedi ve kendisine güldü.

"Benim için ailem önce gelir Aden. Kardeşlerim önceliğimdir benim!" dediğinde başımı salladım. Öyleydi... Baran'ın ilk zamanlardaki davranışlarının sebebi de buydu belki de. 

"Senden başka avukat mı yok falan dedi işte. Sinirlendim ben de!"

"O da kendince haklı," dediğimde başını salladı.

"Öyle, haklı ama ben Yusuf'u bu dava da yalnız bırakmam. Ali amcamı yüzüstü bırakmam... Esma'nın yaşayamadığı yılların bedelini ödetmeden buradan ayrılmam. Sırf bu yüzden İstanbul'daki tüm davalarımı bıraktım. " dediğinde ona hak verdiğimi göstermek adına gülümsedim ve başımı salladım.

"İlişki zor bir şeymiş. Onu üzmekten kırmaktan hep çekinirken sanırım paramparça ettim," dedi şikayetçiymiş gibi.

"Aşk bu Baran," dedim.

"İnciteceksin, incineceksin. Kırıp kırılacaksın," dediğimde iç çekti.

"Baharı kışı görmeden yaşayamıyoruz öyle değil mi?"

"Öyle," dedi nefeslenerek. Oturduğum sandalyeden kalkıp elmayı çöpe attım. Mutfaktan çıkmadan hemen önce ona dönüp gülümsedim.

"Merak etme, halledersiniz..."  dedim ve odama uyumaya çıktım. 

Ertesi gün Kerem tarafından erkenden uyandırıldım. Bu çocuğun her geçen gün artan enerjisine ayak uydurmak zor oluyordu. Aşağı indiğimizde kahvaltı hazırlamak için mutfağa gideceğim sıra babaannem  kahvaltıya Yusuflara gideceğimizi söyledi. Tüm ev halkı uyandıktan sonra diğer eve gitmek için evden çıktık. Bahçedeki iki evi birbirine bağlayan küçük aradan geçeceğimiz sırada evin önünde duran arabayla hepimiz oraya baktık. 

Siyah bir araba tam evin önüne park edilince Baran ve Aslan öne çıktı ve arabaya doğru ilerlemeye başladılar. Arabanın sürücü tarafından bir adam indi. Diğer tarafın kapısı açılıp içinden yüzünü seçemediğim bir kadın indi. Baran arabaya biraz daha yaklaştığında kadın onu fark etti. Baran'ın adımları durduğunda kadın ona doğru koştu ve Baran'a sıkıca sarıldı.

"Bennu mu o?"  

* * *





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MERHABA!

ADEN 1. BÖLÜM KABUL GÖRMEYEN GERÇEKLER

ADEN 94. BÖLÜM SONSUZ SONLAR / FİNAL