ADEN 63. BÖLÜM GELENLER & GİDENLER

 63. GELENLER & GİDENLER 

Şaşkınlık. Bu anımızı betimleyebilecek tek kelime şaşkınlıktı. Güneş'in "Bennu mu o?" deyişiyle algılarım açıldı, Baran'ın resmen kucağına zıplayan kızın Bennu olduğunu gördüm. Baran'ın bir adım gerisinde Aslan, Bennu'nun bir adım gerisinde adını hatırlayamadığım ama Bennu'nun ikizi olduğunu bildiğim adam duruyordu.

"Bu ne şimdi?" dedi Yağız Bey aksi bir sesle.

"Bennu baba, abimin kız arkadaşı." dedi Doğu ancak babasının homurdanmaları daha da arttı.

"Onu anladım oğlum, ben karşımdaki manzaradan bahsediyorum!" tepkiliydi. Tepkisi Bennu'nun kendisine değildi elbette. Şu an karşımızda öpüşen çifteydi. Bennu bacaklarını Baran'ın beline, kollarına boynuna sarmış, dünyadan soyutlanmış gibi öpüyordu Baran'ı.

"Tövbe estağfurullah!" dediğini duydum dedemin. Ardından babaannemin "kız bunlar böyle ulu orta ne yapıyor tövbe tövbe," nidalarını duydum. Her ne kadar iyi, hoş görülü, insanlara saygılı bireylerde olsalar onlar eskinin geleneğiyle büyümüş insanlardı ve bu durum onları elbette rahatsız etmişti.

"Aslan," diyerek yanına gittim.

"Baran'ı uyarsan mı?" dediğimde çatık kaşlarıyla bana döndü.

"Siz geçin abicim eve, ayıp oluyor Tahir dedemlere burası ben de," dediğinde "tamamdır," dedim.

Tahir dedemlere geçtiğimizde masa çoktan hazırdı. Hiç beklemeden masaya geçtiğimizde Yusuf'un gözleri Baran'ı ve Aslan'ı aradı. Bana baktığında "sonra," dedim.

"Aslan'la Baran nerede?" dedi Merdo abi. O da artık tamamen buradaydı. Yağmur'u yurtdışına yollamışlar her ihtimale karşı yanına koruma yerleştirmişlerdi. Merdo abi tamamen döndüğü ilk günden beri sadece Gazel yenge ve Meryem babaannemle ilgileniyordu.

"Gelirler şimdi," dedi Güneş.

Susmasıyla kapının çalması bir oldu. Leyla ablanın açtığı kapıdan önce Aslan peşinden el ele tutuşan Baran ve Bennu girdi. En geride Bennu'nun kardeşi vardı. Masadakilerin tüm dikkati onlara yöneldiğinde ilk tepki Sema abladan geldi.

"Bennu," dedi şaşkınlıkla. Kendisini hızlıca toparladı ve "hoş geldiniz." dedi.

"Hoş buldum," dedi Bennu yüzündeki her zaman olan o yumuşak gülümsemesiyle. Yanaklarındaki kızarıklık utançtan mı yoksa öpüşmekten mi bilinmezdi ama gözleri utançla parlıyordu.

"Eee," diye kendisine biraz zaman yarattı Baran.

"Bennu benim kız arkadaşım. Bennu, ailem." dedi sol eliyle masayı göstererek.

"Memnun oldum efendim," dedi Bennu. Bizimkilerden ses çıkmayınca "Pars bu arada, Bennu'nun ikizi." dedi Baran, Pars'ı es geçmeyerek. Pars bir şey demedi, bir tepki de vermedi.

"Hoş geldiniz," dedi Yavuz dedem ve Tahir dedem aynı anda.

"Çok hoş bulduk efendim, habersiz böyle damdan düşer gibi oldu kusuruma bakmayın lütfen," dedi Bennu.

"Ne kusuru kızım, " dedi Meryem babaannem. "Leyla misafirlerimize servis aç kızım," diyerek tamamladı cümlesini.

"Güzelim, annem ve babam," diyerek Zümrüt Hanım ve Yağız Bey'i tanıttı. Bennu yanlarına gidip elini önce Zümrüt Hanım'a uzattı ve "çok memnun oldum efendim," dediğinde Zümrüt Hanım Baran'a kalkık kaşıyla baktı. Yüzü buruşup bakışları birden annemle Sema ablaya kaydığında burnundan soluğunu bırakıp Bennu'nun elini sıktı. Masanın altına biraz eğilip bacağını sıvazladığını fark ettiğimde daha demin annemlerden bir darbe aldığını anlamış oldum.

Baran sırayla herkesi tanıttı Bennu'ya. Bizde selamlaştığımızda onlar için ayrılan kısma geçtiler. Aslan da tek boş yer olan Pars'ın yanına yerleşti. Bizimkiler dışarıdaki olaydan dolayı biraz mesafeli olsalar da Toral ailesi Bennu ve Pars'a gayet güler yüzlü ve misafirperverlerdi. Bennu, babaannemlerin sorduğu sorulara cevap yetiştirmeye çalışıyor ara sıra Zümrüt Hanım'la sohbet etmek istese de Zümrüt Hanım uzak duruyordu lakin geri de çevirmiyordu.

"Sen nasılsın Pars oğlum," dedi Kiraz babaannem.

"İyi, siz nasılsınız?" dedi herkesi kastederek.

"Çok şükür evladım," dedi babaannem.

"İkizler birbirine benzer, siz neden benzemiyorsunuz?" dedi Kerem merakla. Bennu beyaz tenli, kumral, kahverengi gözlüyken Pars buğday tenli, yeşil gözlü, sarışındı. Yüz hatları da pek benzemiyordu.

"Çift yumurta ikiziyiz tatlım o yüzden," dedi Bennu. Kerem dudaklarını büzüp başını salladı. Kahvaltı masasında Bennu ağırlıklı sohbetler devam ederken Pars'ın ben de ve Güneş'te gezinen bakışlarını fark ettim. Göz göze geldiğimizde baş selamı verip göz kırptı. İçtiğim çay boğazımda kalınca öksürmeye başladım.

"Yavrum," dedi Yusuf ve sırtımı ovaladı.

"İyiyim iyiyim, boğazıma kaçtı çay," dedim bana bakanlara.

Pars bu halime sırıttı ve ardından " bu arada çok geçmiş olsun, geçen aylarda yaşadıklarınız... Umarım bir daha yaşamazsınız böyle şeyler..." masadaki tüm çatal bıçak sesleri durdu. Pars çayından bir yudum alıp konuşmaya devam etti.

"Malum Baran kız kardeşimin sevgilisi, haberdar olmam çok normal değil mi?" dedi yaşadıklarımızı bildiğini ima ederek.

"Sağ ol oğlum, rabbim bir daha yaşatmasın." dedi Meryem babaannem. Pars gülümseyerek başını salladı.

"Gerçi," dedi ve bana baktı.

"Bu yaşanılanlar kızları pek etkilememiş gibi. Onları ilk gördüğümde daha ruhsuz ve somurtkanlardı şimdi maşallah renk gelmiş yüzlerine..."Güneş'le bakıştık. İkimizde Pars'ın bu ani öne çıkışından rahatsız ve gergindik.

"İlk gördüğümde derken?" dedi Merdo abi sert sesiyle.

"Oldu bayağı... Yaralanmıştım," dedi ve yarım ağzı güldü. Yusuf'un bakışlarını üzerimde hissettim.

"Aden o gün olmasaydı ölmüş bile olabilirdim." herkes bakışlarını Pars'a çevirdiğinde ben Yusuf'a baktım.

Yusuf gözlerini benden çekmeden "Hangi gün?" dedi.

"Aylar aylar önce... Aden ve Güneş benim dükkana geldiklerinde, sağ olsun Aden ilk yardımda bulundu," dedi Bennu durumu toparlamak için. Aslında bunda bir sorun yoktu lakin Baran dışında bu olayı hiç kimsenin bilmemesi ve Pars'ın tavrı herkesi germişti.

"Ellerinde gerçek bir şifa var Aden, ellerinin tenimde gezindiği yerler çok hızlı iyileşti." dediğinde şaşkınlıkla ona baktım. Ateşe körükle gidiyordu resmen.

"Pars!" dedi Baran baskın sesiyle. Pars, Baran'a baktı.

"Ne, kardeşinin marifetini övüyorum burada," dedi. Üslubu, tavırları rahatsız ediciydi. Yerimde kıpırdandım. Yusuf'un git gide kararan gözleri bir an olsun benden ayrılmıyordu.

"Öyle, şifalıdır benim sevgilimin elleri... Kendi ellerim için aynı şeyi söyleyemeyeceğim ama. Teninde gezdirdiğimde anlarsın!" Pars'ın yüzünde küçümseyici bir sırıtış belirdiğinde hemen yanında oturan Aslan bedenini ona çevirdi ve elini omzuna yasladı.

"Bizim ailenin elleri ağırdır aslında," dedi.

Buradan bakıldığında Aslan'ın, Pars'ın omzundaki eli oldukça dostane görünüyordu ancak Pars'ın kaybolan sırıtışı ve kızarmaya başlayan yüzü canının yandığını belli ediyordu.

"Ne dersin iyileştirelim mi seni?" dediğinde Doğu ve Emir'in keyifli kıkırdayışını duydum. Aslan bana bakıp göz kırptı.

"Abim, sen bana birkaç taktik öğret, ilk yardım önemli sonuçta. Pars'ın ihtiyacı olacak gibi!" dediğinde masadaki tüm erkeklerin yüzünde bariz bir sırıtış vardı.

"Pars biraz şakacı, takılmayı seven birisidir. Yanlış anlamayın ve kusura bakmayın lütfen..." diyerek kardeşini savundu Bennu ama onundan yüzünden ne denli rahatsız olduğu anlaşılıyordu.

"Siz kusura bakmayın asıl, biz Karadeniz insanları şakadır takılmaktır pek haz etmiyoruz! Hele ki laf kızlarımıza dokunuyorsa hiç haz etmiyoruz..." dedi Yavuz dedem otoriter bir tavırla. Dedemin lafının üstüne bir daha laf söylenmedi.

Kahvaltı sessizlik içinde sona ermişti. Yarın katılacağımız düğün için çarşıya inecektik. Dedemlerin takı siparişlerini alacak biraz gezinecektik. Yusuf işleri olduğu için Emir de başı ağrıdığı için gelmek istemeyince Aslan, Doğu, Güneş ve Kerem'le yola çıkmıştık. Baran, Bennu'yla olduğundan aramıza katılmamış Pars'ta ona verilen odaya kapanmıştı. Sonuç olarak bu kadardık.

"Aslında Yusuf bana geçen gün elbise almıştı onu mu giysem yarın?" dedim Güneş'e.

"Kırmızı olan mı?" dediğinde başımı salladım.

"Olur aslında, düğün salonda olacakmış üşümezsin herhalde..." dedi.

"Ayakkabı bakalım o zaman," dediğimde telefondan başını kaldırıp bana baktı.

"Ne?" dediğimde güldü.

"Seni ilk gördüğüm gün aklıma geldi," dediğinde ben de güldüm. Hatta diğerleri de eksik kalmadı. Pijamalarımla karşılamıştım onları.

"Çok tatlıydın," dedi Aslan dikiz aynasından bana bakarak.

"Sağ ol canım o senin tatlılığın," dedim kinayeyle. Güldü ve öpücük atıp yola bakmaya devam etti.

Çarşıya geldiğimizde önce kuyumcuya uğrayıp siparişleri aldık. Sonrasında çarşıyı gezip kendimize ve annemlerin istediği birkaç şeyi alıp yemek yemek için bir mekana geçtik. Sipariş ettiğimiz hamburgerler olana kadar Kerem'in, Fındık'ı anlatmasını dinledik. Fındık büyümüştü, tam bir sevgi arsızı ve oyunbaz olmuştu Kerem'in dediğine göre.

"Ders çalışmama bile izin vermiyor abla," dediğinde kaşlarımı çattım. Doğu ve Aslan onun bu dediklerine gülerken ben oldukça ciddi bir ifadeyle baktım Kerem'e. Bu ifademden çekinmiş olacak ki gözlerini kaçırdı.

"Fındık nasıl ders çalışmana engel oluyor ablacım?" diye sorduğumda Aslan gür bir kahkaha attı.

"Biz, kız annemden çekmesin diye o kadar mallıklar yapalım kız gitsin anneme benzesin iyi mi?" dediğinde Doğu ve Güneş'te güldü.

"Siz o mallıkları çok affedersin ama mal olduğunuz için yaptınız." dediğimde bu sefer gülen Kerem'di. Aslan bozulan yüzüyle önüne döndüğünde gülerek Kerem'e döndüm.

"Kerem Bey, açıklamaya başlayın..." dediğimde Kerem'in gülüşü kesildi.

"Ya abla benim bir suçum yok ki ben ne zaman ödevlerimin başına geçsem ne zaman ders çalışsam gelip çalışma masamın üstüne çıkıp yatıyor," dediğinde gülmemek için kendimi tuttum.

"Kendisi mi çıkıyor yoksa birileri onu oraya çıkartıyor mu?" bakışlarını kaçırıp abilerine yardım etmeleri için baktı.

"Bana bak abilerine değil." dediğimde omuzları düştü.

"Anlaşıldı, İstanbul'a dönünce ele almam gereken bazı meseleler var..." dudaklarını büzüp kollarını göğsünde bağladı.

"Of offf, çocuk olmak öğrenci olmak çok zor..."

Yemeklerimizi yedikten sonra tekrar çarşıda gezindik. Kerem'le gördüğüm bir kitapçıya girdiğimde diğerleri bir butiğe girmişlerdi. Kerem oyun bölümüne geçecekken onu montunun şapkasından tutup yanıma çektim. Eşek hem çok uzamış hem de kilo almıştı.

"Abla ya," dedi somurtarak.

"Bir sürü oyunun var, kitap bakacağız." dediğimde "Offff bari maketlere baksaydım!" dedi. Onu duymamazlıktan geldim ve çekiştirerek kitap kısmına götürdüm.

"Çizgi roman serilerini biliyor musun?" dediğimde elindeki kitabı aldığı yere koyup bana baktı ve başını sağa sola salladı.

"Bak buna bakayım," dedim elimdeki kitabı ona verirken. Hızlı hızlı öylesine çevirdiği sayfalar dikkatini çekmiş olacak ki yavaşladı ve dikkatini vererek incelemeye başladı.

"Amerikalılar da iyi şeyler yapıyor ama favorim Japonlar. çok güzel serileri var. Bak o elindeki Kuroku'nun Basketbolu serisi, başlaman için iyi bir seçenek. Manga serileri de çok güzel ama onlar için biraz daha büyümen lazım... Benim kütüphanede de var birkaç tane seri belki okumak için bana gelirsin hep, " başını hevesle salladığında gülümsedim.

"Hoşuna gitti mi?" diye sorduğumda bana baktı.

"Merak ettim... Rica etsem bana alır mısın?" dediğinde gülümsedim ve beresinden sızıp alnına düşen sarı tutamlarını sevdim. Onun bu kibar, beyefendi tavırlarına bayılıyordum.

"Alırım tabii ablacığım. Gel soralım tüm serisi var mı?" dedim. Elindeki kitabı alıp görevlinin yanına gittim. Serinin ilk dört kitabının olduğunu söylediğinde hepsini almak istediğimi belirttim. Kitapları alıp çıktığımızda diğerleri bizi kapıda bekliyorlardı.

"Abi bak ablam bana bir sürü kitap aldı. Çizgi roman hepsi çok güzeller, basketbolda var içinde..." dedi Kerem direkt Aslan'a giderek. Kendi taşıdığı poşetten kitapları çıkartıp hevesle Aslan'a göstermeye başladı.

"Velede bak ya Aslan da Aslan, Doğu kim ki?" Doğu'nun serzenişine güldüm ve yanına gidip koluna girdim.

"Ne aldın?" dedim elindeki torbalara bakarak.

"Hiç birkaç tane kazak," dedi. Elinde birkaç kazağın sığacağından daha fazla torba vardı.

"Ne kazağıymış bu torba torba," dediğimde yanağımı sıkıştırıp yanımdan uzaklaşarak "sana ne kızım Allah Allah..."

"Ya söylesene?" dedim üstüne giderek.

"Bir Doğu Uyguroğlu klasiği Adenciğim. Sevgililer günü geliyor ya hepimize hediye almıştır kesin," dedi Güneş.

"Sevgililer günü mü?" dedik sonrasında birbirimize dönüp kısık sesle bağırarak.

Birkaç saat boyunca Güneş'le hediye bakındık. İkimizin de ilk tecrübesi olduğundan ne alacağımızdan emin olamamış ve çok dolanmıştık. Ben Güneş'e, Emir için tüyolar verirken Aslan da bana ne alabileceğime dair ipuçları vermiş hatta param çıkışmayınca tüm itirazlarıma rağmen üstünü tamamlamıştı.

"Eve geçelim mi biraz daha dolanalım mı?" dedi Aslan dikkatini bize vererek. Hediyelerimizi almıştık.

"Ben alacağımı aldım," dedi Doğu topu bize atarak.

"Bana fark etmez," dediğimde Güneş telefonundan başını kaldırdı.

"Şey size bir şey soracağım." dedi ve tekrar telefonuna baktı. Birkaç saniye sonra telefon ekranın bize çevirdi ve "sizce bu saç rengi bana yakışır mı?" yanına gidip telefonu elinden aldım. Fotoğraftaki model tıpkı Güneş gibi esmerdi ve ona çok yakışmıştı. Güneş'e bakıp onu gösterdiği saç rengiyle hayal ettim. Yakışırdı.

"Kızım sarı bu bildiğin..."dedi Aslan yüzünü ekşiterek.

"Esmersin sen gün ışığım sarı ne Allah aşkına," dedi Doğu da.

"Bence yakışır," dedik Kerem ile aynı anda. Gülümseyerek birbirimize baktık ve çak yaptık.

"Bence de yakışır, hazır gelmişken gideyim mi kuaföre?" dedi Güneş hevesle.

Biz Güneş'le kuaföre geçince Aslanlarda Kerem'in isteği doğrultusunda sinemaya gitmişlerdi. Güneş'in saçları boyanırken ben de kestirsem mi diye düşünmüş ve kendimi kuaför koltuğunda bulmuştum. V dökümlü, önden kat kat gelen bir model kestirmiş ve fön çektirmiştim. Bu saç beni daha kadınsı ve bir tık daha büyük göstermişti ancak rahatsız etmeyecek kadar güzel duruyordu.

Güneş'in saçları sonunda bittiğinde karşımda bambaşka bir Güneş vardı. Yeni saçları ona tahmin ettiğimden daha çok yakışmıştı. O da benim gibi artık bir tık büyük görünse de küçük ve masum yüzü dengeyi sağlıyordu.

Kuaförden çıktığımızda Aslan'ı aradım. "Bitti mi işiniz abim?" diyerek açtı telefonu.

"Bitti, siz ne yaptınız?"

"Filmden şimdi çıktık. Ben arayacakken sen aradın, beş dakikaya oradayız." dediğinde "tamamdır, bekliyoruz..." diyerek telefonu kapattım.

"Gel fotoğraf çekelim," dedi Güneş. Kolumdan çekip beni yanına çekti. Omzuna kolumu atıp kameraya bakıp güldüm. Aslanlar gelene kadar fotoğraf çekinip durduk.

"Vay vay vay Uyguroğlu kızlarına bakın siz!" Doğu'nun mahalle serserileri gibi attığı laflarla gülerek arkamızı döndük.

"Maşallah maşallah bu ne güzellik," dedi Aslan.

"Teşekkürler teşekkürler," diyerek reverans yaptı Güneş.

"Abi," dedi Kerem Aslan'ın elini çekiştirerek.

"Yavru aslanım," dedi Kerem'e bakarak Aslan.

"Ablamlar neden bu kadar güzel?" Kerem'in hayranlıkla sorduğu soru hepimizi güldürürken yanına gidip yanaklarını hiç sevmediği şekilde ıslak ıslak öptüm.

"Abla oldu mu ama bu şimdi?" dediğinde güldüm ve yanaklarını sildim.

"Yavru aslanım doğru diyor. Siz neden bu kadar güzelsiniz?" dedi bu sefer Doğu.

"Allah vergisi abiciğim Allah vergisi," dedi Güneş.

Ayaküstü ettiğimiz sohbetten sonra arabaya geçtik. Eve geri döndüğümüzde herkes yeni halimize ilk başta şaşırsa da onlarda çok beğenmişlerdi. Akşam yemeğinde Yusuflar da bize gelmiş hep birlikte yemek yemiştik. Salonda vakit geçirirken Yusuf parmaklarını bir an olsun sırtımda süzülen saçlarımdan çekmemiş, her fırsatta çok güzel olduğumu söylemişti.

Kerem tüm enerjisiyle bize bir şeyler anlatırken Pars sabahki çıkışından sonra sessizliği tercih etmişti ancak Bennu onun aksine cıvıl cıvıldı. Genelde bizim yaptığımız çay servislerini o yapıyor, biri bir şey isteyince sanki ondan bizzat istenmiş gibi kimseye müsaade etmeden getiriyordu.

Bir insanı ilk karşılaşmada tanımaya çalışmaz o kişiye kendi içimde bir zaman tanırdım. Hele ki o kişi hayatıma, sevdiğim insanların hayatına dahil olan bir insansa asla ön yargılı davranmaz onu tanımak için kendime fırsat tanırdım. Bennu içinde aynı şeyler geçerliydi. Baran ile olan ilişkisinde nötrdüm ancak şu an karşımdaki kadın için şekillenen düşüncelerim sanırım Güneş'in düşüncelerine doğru ilerliyordu.

"Eh geç olmuş vakit, bize müsaade," diyerek ayaklandı Tahir dedem.

Onlarla vedalaşıp uğurladıktan sonra Güneş ile Bennu'ya müsaade etmeden etrafı toparladık. Güneş durmadan söyleniyordu. Bulaşık makinesi dolduğundan diğer kirli bulaşıkları elde yıkamaya başladık. O sıra mutfağa annem, Zümrüt Hanım ve babaannem girdi. Mutfak kapısını kapattıktan sonra masaya geçip oturdular.

"Meclis toplandı," dedi Güneş kulağıma fısıldayarak. Dediğine gülerken omzumun üzerinden annemlere baktım. Hepsinin suratı sirke satıyordu.

"Aden bana bir su ver torunum," diyen babaannemle sabunlu ellerimi durulayıp tezgahın köşesindeki sürahiye yöneldim. Doldurduğum suyu babaanneme verip tekrar Güneş'in yanına geçtim.

"Ay ben bu kızı ilk gördüğümde maşallah diye diye bir hal olmuştum kızım, maşallah dediğim iki gün yaşamış ya," dedi babaannem kısık sesle.

"Ben demiştim size," dedi Güneş onlara bakarak.

"Demiştin vallahi kızım, " dedi babaannem. Elimdeki son bardağı sabunlayıp Güneş'e uzattım. Ellerimi yıkamak için onu kalçamla itekleyip ellerimi duruladım. Annemin yanına geçip oturdum.

"Vallahi ben de şaşkınım pamuğum," dedim.

Bennu çok güzel, kendi ayakları üzerinde durabilen, özgüveni yüksek bir kadındı gözümde. Lakin bugün sırf aile büyüklerini etkilemek istediğini belli eden tavırları ve yüzünde bir süre sonra sahteleşen tebessümü beni şok etmişti.

Bennu'nun içinden bambaşka bir insan çıkmıştı sanki. Aile büyüklerinin gözüne girmek için verdiği büyük uğraş hepimizi irite etmişti. Yani bir insan ya sevilirdi ya sevilmezdi. Bunun için zorlama hareketlerde bulunmak, olmadığın biri gibi davranmak bence boşaydı.

"Zümrüt, sustun kaldın?" dedi annem. O sıra Güneş'te yanımıza gelip oturdu.

"Ne yapacağımı düşünüyorum. Eskiden olsa çoktan herkesin kalbini kırmıştım ama yeni yeni bir şeyleri toparlıyorken Baran'ı incitecek bir hamle yapmak istemiyorum." dediğinde ona gülümseyerek baktım. Bakışlarımı fark edip bana döndüğünde gülümsememe aynı sıcaklıkla karşılık verdi. Masaya yaslı duran ellerini içimden gelerek uzanıp tuttum.

"Bence şu ana kadar çok iyi gittiniz. Açıkçası bir ara Bennu'yu dilinizle döveceksiniz sandım." dediğimde herkes güldü. Bennu özellikle Zümrüt Hanım ile bir iletişim kurmaya çalışmıştı. İlk başta Zümrüt Hanım ona sınırlı bir samimiyetle yaklaşsa da sonrasında Bennu'nun aşırıya kaçan tavır ve soruları onu bayağı zorlamıştı.

"Bennu'yu geçtim kardeşi... Bunlar böyleyse ailesi nasıldır kim bilir?" dedi annem.

Sanırım şu an hepimiz birbirimizi onlara karşı dolduruyorduk. Aslında hepimiz Pars'ın kahvaltıda bize attığı lafa takılmıştık. Biz Güneş ile çok zor şeyler yaşamıştık, atlattığımız o kötü zamanların acısını çıkarmak istercesine gülüp eğlenmemize edilen laf herkesi öfkelendirmiş ve Pars'a karşı ister istemez bir cephe alınmasını sağlamıştı.

"Bir sakin olun yani kız ilk defa sizinle tanıştı. İster istemez göze girmek istemiştir, " dediğimde Güneş gözlerini devirdi.

"Emir haklı vallahi sen gerçek bir Pollyanna'sın Aden kuşum." dediğinde masanın altından bacağına vurdum ama sanırım haklıydı ancak Bennu, Baran'ın sevgilisiydi ve Baran gerçekten ona aşıktı. Hepimizin Bennu'ya karşı kötü olmamız Baran'ı bize karşı olumsuz etkileyebilirdi.

"Acıdı ama," dediğinde omzumu silkip yüzümü çevirdim.

"Mesele o değil ki kızım, tuhaf bir enerjisi var... Kan çekmedi derler ya öyle bir şey!" dedi Zümrüt Hanım.

"Yani sizin bana bile çekmedi kanınız Bennu'ya çekmemesi çok normal," dedim. Zümrüt Hanım'ın yüzü asılırken annem ve babaannem güldü dediğime.

"Ya ben öyle demek istemedim, yani siz ilk başta hep ön yargılı oluyorsunuz ya ondan şeyi şey ettim." dedim ama daha da beter batırdım. Zümrüt Hanım bu çabama güldü ve elini üzerindeki elimi tutup öptü.

"Ben anladım seni kızım, haklısın zaten..." dedi. "Baran üzülsün istemiyorum sadece," dedi asıl derdini ifade ederek.

"Kız sen merak etme, bu ikisi var ya bu ikisi bir yanlışını görürlerse mum ederler kızı," dedi annem bizi kastederek.

"Anne ya..." dedik gülerek Güneş'le.

"Susun kız, az cadaloz değilsiniz siz de. Eee biri doğurduğum biri büyüttüğüm olacak o kadar," dediğinde hepimiz güldük.

"Benim hiç katkım yok değil mi Filiz?" diye sordu Zümrüt Hanım.

"Ehh bazı huysuzlukları seninle benziyor ama ben onları da bertaraf ettim çok şükür," dedi annem. Hepimiz annemin dediklerine gülerken mutfağın kapısı açıldı ve Aslan başını içeri uzattı.

"Dedikodu kokusu alıyorum, " dedi. İçeri girdi, kapıyı kapatıp yanıma geldi ve beni biraz itekleyip sandalyede kendisine küçük bir yer açıp oraya oturdu.

"Kay biraz," dediğinde güldüm, biraz kayıp bacak bacak üstüne attım ona yer açılması için.

Sesini incelterek "çekirdek yok mu ayol?" dediğinde gülerek ve şaşkınlıkla ona baktım. Sesini tıpkı Güneş gibi çıkarmıştı.

"Oha!" dedim coşkuyla.

"Ne oldu kız?" dedi bu sefer annem gibi konuşarak.

"Sen bayağı taklit yapıyorsun..." dedim şaşkınlıkla. Gülüp yanağımı mıncırdı.

"Eh var öyle yeteneklerim..." dediğinde heyecanlanarak ona döndüm.

"Oğuzhan Uğur'u yapsana, Emir de uzatarak." dediğimde güldü. Bir dakika kadar kendisine izin verdikten sonra tıpkı Oğuzhan Uğur gibi "Emir," dedi.

"Yaaaaaa," dedim neşeyle bir çığlık atarak. Kendimi tutamadan Aslan'a sıkıca sarıldım. Geri çekildiğimde dolu dolu bana bakan mavilerine bakarak "bak ben de yapabiliyorum," dedim ve onun kadar olmasa da "Emir, karınca yuvasına kızgın şişler sokan Emir," dedim gülerek.

Aslan bu çocuksu tavrıma güldü. Hâlâ dolu olan gözlerinden bir damla yaş süzüldüğünde elimi yüzüne uzatıp teninde süzülen damlayı sildim. Onlarla kendi isteğimle iletişime geçtiğim her anda aşırı mutlu oluyor ve aynı aşırılıkta duygusallaşıyorlardı. Ben de bu sefer duygusaldım. Nereden aldığımı merak ettiğim taklit yeteneğimi Aslandan almış olmama duygulanmış ve şaşırmıştım da.

"Ne oluyor burada?" mutfağın kapısı bir kez daha pat diye açıldı. Doğu ve Emir kapının önünde merakla bize bakıyorlardı. Aslan'ı dürtüp Emir'i gösterdim. Gülerek başını salladı.

"Emir, dedikodu yapıyoruz Emir..." dedi Aslan. Yüzü bana dönük olduğundan Emir bir an sesin nereden geldiğini anlayamadı.

"O neydi lan... Ben ne duydum daha demin?" dediğinde herkes gülüyordu.

"Ben konuşuyorum Emir," dedi Aslan taklit yapmaya devam ederek.

"Oha Aslan!" dedi Emir fark ederek. Annemler kıkır kıkır gülerken Emir somurtuyordu.

"Abi bunlar birdi iki oldu." dediğinde daha çok güldüm.

"Emir," dedim uzatarak.

"Babaannem, ben seni eli maşalı bilirdim bu iki torununu benim için döver misin?" dediğinde babaannem uzanıp kolumu acıtmadan sıktıktan sonra "uğraşmayın benim artist oğlumla," dedi.

Eğlenceyi bir yana bırakıp gerçekten çekirdek çıkarıp dedikodu yapmaya başlamıştık. Doğu, Emir ile bir olmuş Pars'ı konuşurken şaşkınlıkla onları izliyor bir yandan da çekirdek çitliyorduk.

"Oğlum bir de sana değişik diyorduk sen onun yanında çıok normalsin lan. Adamın her yeri dövme," dedi Doğu dudağına yapışan çekirdeği tükürürken.

"Kurban ol sen sevgilime," dedi Güneş. Emir ona aşkla bakarken, ben ani çıkışına gülüyordum. Aslan avucundaki çekirdek çöplerini Güneş'e atıp "terbiyesiz, büyüklerinin yanında utanmıyor da cık cık cık!"

"Sus sen bakayım burada anaları varken sana laf mı düşermiş," dedi babaannem. Aslan anında suspus olurken Güneş babaanneme havadan bir öpücük attı.

"Enişteme yemiyor tabii dokunmak anca bana çalışın," dedi Emir.

"Çok konuşma çok konuşma sen de," dedi Doğu. Emir gözlerini devirdi. Dirseklerini masaya yaslayıp yüzüne de elleri arasına yaslayıp Zümrüt Hanım'a baktı.

"Çok sevgili müstakbel kayınvalideciğim rica etsem bir çay yapsan da içsek, dedikodu böyle kuru kuru yapılmıyor..." dediğinde Zümrüt Hanım güldü. Emir'in saçlarını severek karıştırdı. Ben neysem Emir de oydu artık herkes için. Tam boyların kardeşi, Kerem'in abisi, dedemlerin torunu... Yağız Bey ve Zümrüt Hanımda ne geçerliydi tam kestiremesem de onlarda seviyorlardı Emir'i.

"Yapayım madem," dedi. O çay koyarken annemde kalktı ve "ay ben de bir kek atayım fırına hemencecik," dediğinde Aslan ellerini ovuşturdu ve "işte bu bee!" dedi keyifle. Buraya gelince hepsinin iştahı açılmıştı.

"Siz ne yapıyorsunuz burada?" mutfağa giren herkes aynı tepkiyi veriyordu. Kerem içeri girip kapıyı kapattı.

"Ablacığım neden uyumadın?" dedi Güneş. Kerem omzunu silkip babaannemin yanına gidip göğsüne sarıldı.

"Acıktım..." dediğinde şaşırmadım.

"Annem kek yapıyor fındık kurdum hadi yine iyisin," dediğimde yüzü aydınlandı.

Gece böyle devam ederken aramıza önce Haydar abiyle dedem sonra da Yağız Bey katılmıştı. Dedikoduyu bir kenara bırakıp havadan sudan konuşurken ara ara laf Pars - Bennu ikilisine gelse de geçiştiriyorduk. Geceleri mutfakta olmayı seven Baran bu sefer mutfağa hiç gelmemişti.

Ertesi gün hızlı başlamıştı. Kahvaltıdan sonra her zamanki kahve faslı, temizlik derken hepimiz akşamki düğüne hazırlanmak için odalarımıza çekilmiştik. Bornozumu alıp banyoya geçip hızlı bir düşüp alıp çıktığımda Pars ile karşılaştık. Aniden karşıma çıkmasıyla irkildim.

"Sıhhatler olsun," dediğinde geçiştirip odama doğru hızlıca yürüdüm.

"Üzerinde bornozun var çıplak değilsin, hem bana sapık muamelesi yapmasan mı?" dediğinde ona baktım. Dediğiyle bakışları ne yazık ki örtüşmüyordu. Ona cevap vermeden odama girecekken kolumdan tuttu. Sıkı tutuşundan sıyrılmak istesem de parmakları kolumu mengene gibi sarmıştı. üzerime üzerime gelip beni kapıyla kendi arasında sıkıştırdı.

"Ailene alışmışsın," dediğinde kaşlarım çatıldı. Hadsiz bir insan olması ayrı bir rahatsızlık veriyordu.

"Aile benim değil mi ister alışırım ister alışmam sana ne!" güldü.

" Göründüğünüz kadar kasıntı mı yoksa daha mı fazlasınız?" kolumu hızlıca çekip onu iteklediğimde gülmeye devam etti.

"Haddini aşma, ailem hakkında böyle konuşamazsın!" dediğimde sırıtışı büyüdü.

"Kardeşim için üzülmeliyim sanırım, ne dersin?" dedi.

"Allah'tan zenginsiniz ama," dedi ve açtığım mesafeyi tekrar kapatıp beni yine sıkıştırdı. Bedenini bedenime yaslamak istediğinde onu bir kez daha bu sefer daha sert bir şekilde ittirdim. Ancak bu onu etkilenmemişti, tekrar yanıma yaklaştığında başımdaki havludan yüzüme düşen perçemimi iteklemek için elini yüzüme yaklaştırdı. Ben onun bu hallerine hayret etmekten bir tepki veremezken bir el Pars'ın bana uzanan elini sertçe tutup itti. Doğu'ydu.

"Sen hayırdır?" dedi Doğu sert sesiyle.

Tam önüme geçmiş, bedenimi arkasına gizlemişti. Pars, Doğu'yu ciddiye almadı ve bana bakmak için başını eğdiğinde Doğu onu göğsünden sertçe ittirdi. Pars aldığı darbeyle birkaç adım geriledi.

"Bakma lan kardeşime it!" dedi bağırarak. Doğu'nun kolunu tutup "sakin ol," desem de fayda etmedi.

"Bak hâlâ bakıyor!" dedi Pars'ın üzerine yürüyerek. Pars asla cevap vermiyor, yüzündeki o alaylı gülüşle insanı daha da çıldırtıyordu.

"Doğu! Ne oluyor burada?" diyerek Aslan çıktı odasından. Yanımıza geldiğinde bakışları üzerimde dolandı. Kaşları anında çatılırken dönüp Doğu ve Pars'a baktı.

"Senin ne işin var bu katta?" diyerek Pars'a baktı.

"Doğu?" dedi bu sefer Aslan anlat der gibi.

"Ne olacak Pars efendi sıkıştırmıştı kızı," dediğinde gözlerim iri iri açıldı. Aslan ne ara yanımdan ayrılıp Pars'ın yanına gitti ona ne ara yumruğunu geçirdi anlamadım bile.

"Lan gebertirim seni puşt!" dedi ve bir yumruk daha indirdi Pars'ın yüzüne.

"Aslan dur," yanına gidip kolundan çekiştirdim.

"Siz ne çabuk gaza geliyorsunuz arkadaş," dedi Pars. Yumruk yediğinden hiç rahatsızmış gibi görünmüyordu.

"Ulan hâlâ konuşuyor musun sen!" dedi Doğu. İkisi Pars'ı resmen abluka altına almışlardı.

"Ya bırakın adamı evdekiler duyacak..." dedim ancak beni duyan yoktu.

"Bana bak!" dedi Aslan, Pars'ın üzerindeki gömleğin yakalarından tutarak.

"Bir daha o ayağın, elin, dilin, gözün benim kardeşime uzanmayacak!" dedi Pars'ı sarsarak.

"Merak etme yemem kardeşini..." dedi Pars gevşek gevşek. Bu lafın üzerine hem Doğu'dan hem de Aslan'dan sert darbeler aldı.

"Yeter!" dedim bağırarak.

"Aden, geç odana sen!" dedi Aslan. Gözlerimi devirdiğimde öfkeli gözleri beni buldu ve başıyla odamı işaret etti.

"Aden, geç abicim odana," dedi Doğu, Aslan'ı destekleyerek.

"Hadi Aden!" dedi Aslan.

Oflayıp odama geçtim. Yatağımın ucuna oturup tırmaklarımı yemeye başladım. Daha demin farkına varamadığım korkuyu şimdi hissetmeye başladım. Pars'ın bakışları, ani temasları ve beni gerçekten sıkıştırması... Pars'ın yaptığının taciz olduğunun farkına vardığımda irkildim. Zihnimi kaplamaya yüz tutan korku diğer korkulardan daha farklıydı.

Odanın kapısı çalındığında "gir" dedim.

Kapı açılıp içeri Aslan ve Doğu girdiğinde hızla ayağa kalktım. Koşar adım gidip Aslan'ın göğsüne sarılırken bir elimi Doğu'ya uzattım tutması için. Elimi sıkıca tutup öptü ve bir kolunu belime sardı.

"İyi misin?" dedi Aslan. Başımı göğsünden kaldırıp yüzüne baktım. Mavi gözleri neler hissettiğimin farkındaymış gibi bakınca duygularımı Örtbas etmek yerine dürüst davranmayı seçtim.

"Korktum," dediğimde Doğu öfkeli soluklar alıp verirken Aslan'ın bakışları karardı.

"Belasını s...." dedi Doğu. Doğu'nun küfür ettiği bir ana hiç şahit olmamıştım o da büyük ihtimalle yanımda küfür etmek istemediğinden kendisini frenlendi.

"Puşt! Pişkin pişkin sırıtıp gitti it oğlu it!" dedi Aslan sıkılı dişlerinin arasından.

"Hey, sakin olalım önce bir," dedim. Aslan'ın kolları arasından çıkıp yatağa tekrar oturdum.

"Bu aramızda kalsın," dediğimde Aslan daha da öfkenlendi. Konuşmaya başlamasına izin vermedim.

"En azından şimdilik. Düğüne gideceğiz, herkesin keyfi yerinde bozmayalım. Akşam gerekeni yaparız. Yusuf'un da kulağına gitmesin ortalığı birbirine katar... Lütfen düğünden dönüşte halledelim lütfen." dedim ısrarla. Doğu ile Aslan kısa bir an bakıştıktan sonra başlarını salladılar.

"Teşekkür ederim." yanıma geldiklerinde Aslan çenemi tutup alnımdan öptü. Doğu da yanağımdan öptüğünde onlara gülümsedim.

Aslan "giyin haydi," dediğinde hâlâ bornozla olduğumu fark ettim.

"Ben banyodan çıktığım gibi Pars'ı görünce kaldım yani..." dediğimde ikisinin de kaşları derinden çatıldı. Saçma bir şekilde panikledim.

"Sen neyi açıklamaya çalışıyorsun kızım," dedi Doğu kızarak.

"Ya ne bileyim böyle bornozla karşısında kalınca..." dedim gerçekten ne diyeceğimi bilemeden. Onların karşısında bornozla da olsam çok rahat ve güvende hissediyordum dakikalar öncesine nazaran.

"Burası senin evin Aden istediğin gibi giyinip dolaşacaksın elbette! " dedi Doğu.

"Üstelik bu kat bize ait ve bu evde iki genç kız varken bizim dikkatli olmamız lazım asıl sizin değil." diyen Aslan'la başımı salladım. Bu katta sadece biz kaldığımızdandı sanırım bu tepkisi. Tam boylar, Emir ve hatta Kerem bile banyo ortak kullanım olduğundan ve özel alanımıza saygı gösterdiklerinden dolayı oldukça dikkatli davranıyorlardı.

"O ite dün demiştim bu kata çıkmamasını ama it laftan anlar mı anlamaz!" dedi Aslan. Öfkeleri henüz geçmemişti.

"Her neyse," dedim yataktan kalkıp makyaj masasına geçerken. Çekmeceden kurutma makinesini ve tarağımı alıp onlara aynadan baktım. Bu olayı gerçekten şimdilik yaşanmamış sayacaktım.

"Ben hazırlanayım, müsaadenizle." dediğimde ikisi de başlarını salladılar. Önce Doğu geldi yanıma. Beni bir kez daha öptükten sonra odadan çıktı. Aslan da yanıma geldiğinde başımdaki havluyu çözdü. Elimdeki tarağı aldı ve saçlarımı taramaya başladı.

"Müsaaden var mı?" dediğinde güldüm.

"Önce izin alıp sonra icraata dökmen gerekmiyor muydu?" dediğimde o da güldü.

"Söz konusu Aslan Uyguroğlu kızım, benim neyim doğru ki..." dedi gergin havayı dağıtmak için eğlenceli bir tavırla. Kahkaha attığımda gülüşü daha da büyüdü. Saçlarımı uzun uzun taradı, ona uzattığım saç yağını, kokulu losyonu ince bir işçilikle saç tellerime yedirdikten sonra kuruttu.

Benimle böyle ilgilenmeleri, bana sevgilerini göstermeleri, hayatlarında, kalplerinde bir yer edindiğimi görmek benden diledikleri özürlerden daha kıymetliydi. Kalbim onları çoktan benimsemiş, kabul etmişti etmesine de gurur ve inadım hâlâ yerli yerindeydi. Onlarla bir arada olmak onlarla gülmek sorun değildi. Hatta çok ama çok güzeldi lakin mesele onlara hitap etme şeklime gelince değişiyordu. Abi demek ya da dışarıda onlar benim abim demek çok zordu benim için.

"Bitti," dedi elindeki makinenin kablosunu tutma yerine sarıp çekmeceye koydu.

"Teşekkür ederim..." dediğimde başımın üzerini öptü.

"Kül kedim, gerisi sen de gideyim de biraz kendime çalışayım..."

Odadan çıktığında saç düzleştiricimi çıkarıp fişe taktım. Saçlarımı hızlıca yapıp bitirdikten sonra makyaj çantamı çıkartıp kullanacağım malzemeleri masaya koyduğum esnada "elbisen tamam," diyerek odaya Güneş girdi. Ütülenmiş elbisemi yatağa dikkatlice bıraktıktan sonra yanıma geldi.

"Ne oldu?" dedim asık suratına bakarak.

"Bennu Hanım resmen evin kızı gibi davranıyor," dediğinde gözlerimi devirdim. Ofladı, pufun ucuna oturdu.

"Devirme öyle gözlerini Aden Allah aşkına. Haksız değilim!" dediğinde omuzlarımı düşürüp ona döndüm. Bennu'nun Pars kadar sorun yaratacağını sanmıyordum.

"Bennu kafana takman gereken ya da kıskanman gereken biri değil Güneş, bırak ne yapıyorsa yapsın senin benim değil Baran'ın sorunu bu!" dediğimde ofladı.

"Aden, abimi kıskandığımdan değil! Kızda beni rahatsız eden bir şey var..." diyerek tekrar aynı yerden başladı.

"Hele o kardeşi, ne kadar terbiyesiz ya!" dediğinde bu sefer ona hak verdim. Bennu'dan ne kadar rahatsız olmuyorsam Pars'tan o kadar rahatsız oluyordum. Hele ki bugün o yaptığından sonra.

"Bak bu konuda haklısın," dediğimde sonunda ondan taraf olduğum için yüzü güldü.

"Hayır kendin geliyorsun ne diye kardeşini peşine takıyorsun yani, ben sana diyeyim o adam bizimkilerden dayak yemezse ben de Güneş değilim." dediğinde başımı salladım. Haklıydı... Laubali tavırları, gevşek hareketleri ve durmadan Güneş'le beni süzen bakışları herkesi rahatsız ediyordu ancak misafirdir diyerek kendilerini dizginliyorlardı. En azından bu akşama kadar dizginleyeceklerdi.

"İki güne gidecekler zaten," dediğimde başını salladı.

"Neyse ben de gidip hazırlanayım, öpüldün bebeğim," dedi ve gitti. Önüme tekrar döndüğümde kapım çalındı.

"Gir," dediğimde kapı açıldı.

"Yavrum müsait misin?" dedi Yusuf.

Başımı salladığımda içeri girdi. Siyah takım elbisesi, geriye doğru taradığı saçları... O kapattığı kapıya yaslanırken ben de henüz başlayamadığım makyajıma geri döndüm. Yüzüme sürdüğüm fondöteni dağıtmaya başladım.

"Aden," dedi.

Canım..." dedim gözümü aynadan ayırmadan.

"O şey senin çillerini mi kapatıyor?" dediğinde Yusuf'a döndüm.

"Ne?" dediğimde yanıma geldi ve elimdeki makyaj süngerini alıp yüzüme benim yaptığım gibi yapmaya çalışarak sürdü.

"E bu senin çillerini kapatıyor," dediğinde güldüm. Adam da haklıydı beni daha önce hiç gerçek bir makyajla görmemişti.

"Evet sevgilim, fondötenin işi bu..." dedim. Elindeki süngeri almak için uzandığımda elini geri çekti.

"Sen güzelsin böyle, gerek yok! Sürme bunu tenine." dedi.

"Yusuf, düğün var bugün makyaj yapmam lazım," dediğimde omuz silkti.

"Çillerinle daha güzelsin, gözünü dudağını boya yeter." dediğinde güldüm. Yüzümdeki fondöteni temizleyip her zaman yaptığım göz makyajımla kırmızı rujumu sürdüm.

"Çık haydi elbisemi giyineyim," dediğimde sırıttı.

"Gerek mi var?" dediğinde kıkırdadım. Kapıyı kilitlediğinde daha da çok kıkırdadım.

"Bu oynak Yusuf baya baya benden rol çalıyor yalnız," dediğimde o da güldü. Beni puftan kaldırıp bedenine yasladı. Kollarını belime sarıp burnunu burnuma sürttü.

"Sevmedim bu makyaj işini yapma bir daha..." dedi.

"Söz veremem, bakarız..." dediğimde dudaklarımdan öptü.

"Bu çiller sana yeter yavrum, maşallahın var zaten. Gerek yok boya badanaya," dediğinde güldüm.

"Çık haydi üstümü giyineyim," dedim. Başını hayır dercesine salladı.

"Çıkmıyorsun yani," dediğimde "cık," dedi.

Ondan birkaç adım uzaklaşıp yatağın yanına geçtim. Gözlerimi gözlerinden ayırmadan üzerimdeki bornozun kuşağını çözdüğümde keyifle ıslık çaldı. Dibimde bittiğinde daha keyifli, daha güçlü bir ıslık çaldı. Parmaklarını bornozun yakalarından tenime sızdırdı ve beyaz puantiyeli, pembe bornozumu ayaklarımın dibine düşürdü.

Üzerime doğru eğilip burnunu çeneme yasladı. Burnunu boynumdan gerdanıma doğru sürükledi. Derin derin soluklar alıyor, tenimi kokluyordu. Gerdanımdan göğüs arama kaydığında güçlü bir nefes çekti.

"Şu kokun," dedi ve bir kez daha kokumu derince içine çekti. Dudaklarını göğüs arama yaslayıp sol göğsüme kaydı ve kalbimin üzerini öptü.

Başını kaldırdığında ellerini boynuma alnını alnıma yaslayıp "gözümde, gönlümde çok şen şu an," dedi. Gülerek nefeslendim.

"Giy bakalım kıyafetini, daha da şenleneyim..." dediğinde kollarından sıyrılıp dolaba yönelip önce iç çamaşırı seçip giyindikten sonra elbiseyi giyindim. Tabii ben giyinme derdindeyken Yusuf ıslıklarına devam etmişti.

Fermuarı çekmesi için sırtımı ona döndüm. Dolabın aynasındaki yansımamıza daldım. Yusuf, fermuarı çekmeden önce eğilip sırtımın ortasına dudaklarını yasladı ve tenimi derince soluklandı.

"Bazen güzelliğini sorguluyorum," dediğinde aynaya yansıyan yüzüne baktım. Fermuarı çekip kollarını karnıma sardıktan sonra çenesini omzuma yaslayıp yansımamızı izledi.

"Benim çirkinliğime senin güzelliğin çok fazla be kızım..." dediğinde yutkundum.

"Sen mi çirkinsin?" dediğimde boynumu öpüp başını salladı.

"Senin güzelliğinin yanında hepimiz çirkiniz yavrum..." avcumu yüzüne yaslayıp iyice uzayan sakallarını sevdim.

"Allah'ın işi işte benim gözümde de senden daha güzeli yok..." güldü. Yüzünü saçlarımın arasına yaslayıp derin derin kokumu soluklandı. Parmakları karnımda gezinirken gözleri aynadan gözlerimi buldu.

"Ne oldu?" dediğinde anlamsız bakışlar attım ona.

"Bir şeyler olmuş," dedi karnımda gezinen eli tırnaklarını yediğim elimi tuttu. Baş parmağı tırnaklarımın üzerinde gezindi ve "tırnak yiyen birisi değilsin sen yavrum. Bir şeyler olmuş belli ki..." dediğinde iç çektim. Bu kadar dikkatli olması ve beni bu denli tanıması bazen korkutuyordu.

"Dün gece Bennu ve Pars'ın dedikodusunu yaparken o şeyle dadanmışım işte." dedim geçiştirerek. Yüzümü ona dönüp parmak uçlarımda yükseldim ve üst dudağını dudaklarımın arasına alıp emerek öptüm.

"Herkes hazırdır haydi inelim," dedim ayrıldıktan hemen sonra. Dudağına bulaşan rujumu parmak uçlarımla temizlediğimde dudaklarında gezinen parmaklarımı öptü.

"Bazen benim savcı olduğumu unutuyorsun yavrum... " dediğinde yutkundum.

"Beden dili okuma eğitimi aldığımı biliyor muydun?" dediğinde şaşkınlıkla havalanan kaşlarımın arasını öpüp burnumu sıktı.

"Madem beni geçiştirmek istiyorsun öyle olsun, ne olsa öğreneceğim..." dediğinde beni bıraktı ve kapıya doğru ilerledi. "Haydi ayakkabılarını giyin bizi bekliyorlardır." dediğinde başımı salladım.

Aşağı indiğimizde herkes hazır bir şekilde salonda oturuyordu. Pars etrafta görünmüyordu. Bizi gördüklerinde ayaklandılar. Güneş ve bizi gören herkes "maşallah," diyorlardı. Babaannemler evden çıkana kadar nazar duaları okuyup durdular.

Evden çıktığımızda arabaların olduğu yerde tam boylarla Bennu ve Pars'ı gördüm. Baran, Pars'a bir şeyler derken bizi fark ettiler. Baran, Pars'a arabayı gösterdiğinde Pars öfkeli hareketlerle arabaya binip basıp gitti.

"Geç sevgilim sen ön tarafa," dedi Yusuf. Ona döndüğümde telefonunda bir şeylere bakıyordu. Arabasına doğru ilerleyeceğim esnada Emir kolumu tuttu.

"Enişteciğim," dedi ve Yusuf yanımıza geldikten sonra "biz çekirdek aile olarak düğüne katılacağız, dönüşte yanına oturtursun sevgilini yanına... Haydi eyvallah," dedi ve beni resmen Haydar abinin kullanacağı arabaya sürükledi.

"Emir neden sürüklüyorsun beni Allah aşkına yere yapışacaktım az kalsın," dediğimde güldü.

"Sana bir şey olmaz kızım. Maşallah taş gibisin," dedikten sonra arabanın kapısını açtı. Arabaya binmeden önce Yusuf'a döndüm. Öpücük atıp el salladığımda gülüp başını sağa sola salladı. Arabaya bineceğim zaman Baran geldi yanıma. Beni elimden tutup arabalardan biraz uzaklaştırdı. Bana dikkatlice bakınca başımı salladım hayırdır der gibi.

Yanağıma düşen perçemimi kulağının arkasına sıkıştırdıktan sonra "özür dilerim," dedi. Sanırım mesele Pars idi.

"Sen neden özür diliyorsun ki..." dediğimde gözüm Bennu'ya çarptı. Bakışlarını anında kaçırdığında Baran'a geri döndüm.

"Pars'ı merkezde bir otele yolladık. Bennu da yarından sonra gidecek... Pars mevzusunu istediğin gibi akşam konuşacağız," dediğinde başımı salladım.

Arabalara geçtiğimizde sonunda yola koyulmuştuk. Biz Emir'le birlikte arkadayken Haydar abi şoför koltuğunda annemde hemen yanındaydı. Birbirlerine yandan kaçamak bakışlar atıp sırıtırlarken buradan izlemek çok keyifliydi. Omzumla Güneş'le mesajlaşan Emir'i dürtüp onları gösterdim başımla. Bana bakıp sırıttığında telefonunu kapatıp cebine koydu ve öne doğru eğildi.

"Oğlum?" dedi annem. Emir annemi yanağından öpüp Haydar abiye baktı.

"Haydarikom senin yerine de öpmemi ister misin?" dediğinde Haydar abi Emir'e ters ters baktı. "Çekil aramızdan çocuk," dediğinde Emir gülerek geri yaslandı. Yerini ben aldım ve Haydar abiye uzanıp yanağından öptüm.

"Anneciğim senin yerine de öpmemi ister misin?" dediğimde Emir kahkaha attı. Annem bana ters ters bakarken Haydar abi büyük ihtimalle ona olan yakınlığımdan dolayı mutlulukla gülümsüyordu.

"Kız vallahi evlat demem ikinizi de ıslak odunla döverim, uslu uslu oturun şurada!" dediğinde gülerek geri çekildim. Emir sırıtarak ikisine baktı ve "anneciğim birazdan söyleyeceğimiz şarkı cici babamızdan sana gelsin," dediğinde Haydar abiyi öksürük tutarken ben baba kelimesinde takılı kalmıştım. Baba kelimesi Haydar abiye çok yakışmış, üzerine cuk diye oturmuştu.

"Cennet bahçem," dedi Emir. Silkenip ona baktım. Kalbim deli gibi atarken sırıtıyordum.

"Son ki üç dört," dedikten sonra "esmerim biçim biçim ölürem esmer için âlem bana düşmandır esmer sevdiğim içindir," söylediği şarkıyla gür bir kahkaha attım. Haydar abiyle annemde gülüyorlardı.

Emir'e eşlik ederek şarkıyı söylemeye başladım. Bir yandan söylüyor bir yandan oynuyordum. Haydar abide bir süre sonra bize eşlik ederek ara ara anneme bakarak söylüyordu şarkıyı.

"Hele loy loy loy kibar yarim esmerim," dediğimiz yerde Haydar abi annemin yanağından bir makas alıp ona göz kırptı. Tüm yolculuk bu şarkıyla devam ederken telefonumun kamerasını açıp ön tarafa uzanıp telefonu anneme uzattım.

"İlk fotoğrafımızı çekinelim," dedim. Emir ile ön koltukların arasındaki boşluğa sığmaya çalıştık. Biz yer kavgasına tutuşurken annemler bu halimize gülüyorlardı.

"Bacaklarınızı diğer tarafa çevirerek oturun," dedi Haydar abi keyifli sesiyle. Sonunda rahatça sığdığımızda birkaç tane fotoğraf çekindik.

Düğün salonuna vardığımızda arabalardan indik. Arabaları kullananlar bizi indirdikten sonra arabaları otoparka götürdüler. Geri gelmediklerinde Yusuf yanıma gelip elini uzattı. Elini tuttuğumda hepimiz bir arada salona giriş yaptık. Bizi Zafer amcalar ve dünürleri karşılarken gözlerim koca salonda kızları aradı.

"Hepsi Yezda'nın yanında kızım gelin odasındalar." dedi Yezda'nın annesi Fadime abla. Annem, Sema abla ve Zümrüt Hanım bir anda Fadime ablanın yanında belirmiş yolda kaldığımızda bizi ağırladıkları için Fadime ablayla Zafer amcaya teşekkür konuşması yapmaya başladılar.

Bizim için ayrılan masalara yerleştiğimizde merakla etrafı seyretmeye başladım. Salon çok kalabalıktı. Masalarda hiç boş yer yoktu. Karadeniz şarkıları çalıyordu. Kemençe, tulum ve akordeon sanatçılarını fark ettiğimde hemen yanımda oturan Yusuf'a döndüm.

"Sevgilim," dedim kulağına eğilerek.

"Yavrum," dedi Haydar abiyle konuşmasını bölüp bana dönerek.

"Akordeon ne alaka?" dediğimde güldü.

"Yavrum sen nasıl Artvinlisin?" dediğinde ofladım.

"Ya Yusuf," dediğimde yanağımı okşadı. Cevap vereceği sırada "Aden," diye adımı seslenen Ayşe Nur'u duymamla arkama baktım. Kızlar grup halinde yanıma doğru geliyorlardı. Ayaklanıp onlara doğru ilerledim. İlk Ayşe Nur ardından Rahile, Betül ve diğerleriyle sarıldık.

"Kız bu ne güzellik, maşallah maşallah! Allah'tan başın bağlı da kısmetlerimizi kapatmayacaksın," dedi Ayşe Nur. Ona güldüğümüzde gözü arkama takıldı. Başımı çevirdiğimde Güneş'in yanımıza doğru geldiğini gördüm. Yanıma gelip koluma girdi ve kızlara gülümsedi.

"Kızlar..." iç çekip soluklandıktan sonra "hiç değişmemişsiniz," dediğinde Rahile bir adım öne çıkıp "sen bayağı değişmişsin ama. Saçlar falan yakışmış, güzelleşmişsin de..." dediğinde Güneş'e baktım. Beğenilmenin verdiği keyifle sırıttı Güneş.

"Siz de, siz de çok güzelsiniz," dedi Güneş ilk andaki sert ifadesini eriterek.

"Ay... Bismillahirrahmanirrahim," diye bir nida koptu Ayşe Nur'un dudaklarından.

"Kız ne oldu sana yine?" dedi Betül.

"Ay bu adam kim Allah'ım aşık oldum!" Ayşe Nur'un baktığı yere dönüp baktığımda Aslan'ı gördüm. Babasıyla bir şeyler konuşuyor ara ara gülüyordu.

"Abim," dedi Güneş bozulan sesiyle.

"Hiç yanaşma tatlım, ayağına görümceliğim çok fena haberin olsun. Hem sen bizden bile küçüksün boşuna kürek çekme," dedi, sonrasında birden tatlı bir kız olup "neyse düğün sahibisiniz sizi tutmayalım biz," dedi.

Güneş kolumdan çekiştirirken kızlara gülümseyerek el salladım. "Güneş, ayıp oldu ama!" dediğimde omuz silkti.

Masaya tekrar geçtikten birkaç dakika sonra ortam birden karardı ve ortamda slow bir parça çalmaya başladı. Gelin ve damadı gören herkes alkışlamaya başladı. Yezda ve Fırat dans pistinde durup ilk danslarını ettiler. İkinci parçaya geçiş yapıldığında millette piste çıkmaya başladıklarında Yusuf, "dans etmek ister misin?" dediğinde başımı salladım. Piste çıktığımızda peşimizden Baran ve Bennu, Emir ve Güneş'te ayaklandılar. Bir süre sonra aile büyüklerimizde aramıza katıldılar. Aslan ve Doğu, Kerem ile masada kalmışlardı. Onların bu haline güldüm.

Yusuf'la sohbet ederek dans ederken Emir ve Güneş'i yanımızda gördük. "Enişteciğim izninle kız kardeşimi alabilir miyim?" dediğinde "Güneşciğim ne diyorsun?" dedi Yusuf.

"Seninle dans etmeyi özledim abiciğim diyorum," dediğinde ben Emir'le o da Yusuf'la dans etmeye başladı. Emir'le diğer dans edenlerden farklı olarak daha hareketli dans ederken annemlere çarptık.

"Ooo çifte kumrulara bak sen, nasıl liseliler gibi süzülüyorlar... Sizi gidi sizi," dedi Emir onlara takılarak. Onun dediklerine kıkırdarken annemle Haydar abi gözlerini devirdiler aynı anda.

"Emir, oğlum sen doğduğunda eben seni kafa üstü yere falan mı düşürdü acaba ha oğlum?" Haydar abinin dediği şeyle kıkırdarken Emir somurttu.

"Haydar," dedi kızar gibi annem Emir'in asılan yüzünü görünce. Haydar abi sırıttı.

"Oğlum," dedi Haydar abi şefkatle.

"Cici babacağım," diyerek anında eski moduna geri döndü Emir.

"İzninle kızımla birazda ben dans edebilir miyim?" dediğinde yumuşacık oldum. Emir beni Haydar abinin kolları arasına bırakırken o da annemi kollarına aldı. Haydar abiyle salınmaya başladığımızda ilk anda bir anlık utansamda çok sürmedi bu halim.

"Senin bu kardeşin iyice şımardı sanki," dediğinde güldüm.

"Hep böyleydi aslında, mutluyuz ya daha da arttı coşmaları..."dediğimde gülümseyerek başını salladı.

"Sen, sen de mutlusun değil mi?" dediğinde "Çok..." dedim.

"Çok mutluyum Haydar abi, gerçek bir mutluluğun, huzurun içindeyim." dedim gülümsemem daha da büyürken.

"Sen peki," dedim mavi gözlerine merakla baktım.

"Mutluyum... Sevdiğim kadınla, oğlumla..." gülümsemesi büyüdü ve "kızımla çok mutluyum." kollarımı beline sarıp başımı göğsüne yasladım.

"Hayatımıza hoş geldin Haydar abi, iyi ki geldin..."

Danstan sonra masaya geri döndüğümüzde Yağız Bey'in memnuniyetsiz bakışları yine Haydar abideydi. Masaya tekrar yerleştiğimizde kızları hemen arkamızdaki masada gördüm.

"Kız," dedi Rahile. Yağız Beylerin oturduğu masayla bizim oturduğumuz masanın arkasında kalıyordu oturdukları masa.

"Rahileciğim," dedim.

"Ne güzel dans ettiniz siz öyle beyfendiyle kim o?" dedi bir yandan da hayran bakışlarla Haydar abiye bakıyordu. Haydar abiye dönüp baktım bir an. Hayatımda sıfatlandırabileceğim tek bir kelime vardı aslında ama dilim henüz varmıyordu onu söylemeye.

"Annemin müstakbel eşi," dedim en açıklayıcı cümleyle.

"Hımmm, maşallah buradan bakılınca gerçek bir baba kız gibi görünüyorsunuz," dedi sesini bir tık yükseltip yandan yandan Yağız Bey'e bakarak. Yağız Bey duymuş olacak ki o da yandan bir bakış attı.

"Eeee baba var, babalık var herkes beceremiyor..." dediğinde kaşlarım çatıldı. Sandalyemi ona yaklaştırarak kısık sesle konuştum.

"Sen neden her fırsatta Yağız Bey'e laf sokup duruyorsun?" dediğimde omuz silkti.

"Rahile, neden bu kadar haz etmediğini bilmiyorum fakat böyle konuşmana müsaade edemem." dedim. Dudaklarını büzüp nefeslendi.

"Haklısın, sonuçta öz baban..." dedi ve Yağız Bey'e kötü kötü baktıktan sonra "ama ne yapayım adama kinliyim çocukluktan." dediğinde kaşlarım daha da çatıldı. Millet takı merasimine geçmiş, ortamda kemençe çalarken biz burada oturmuş Yağız Bey'i çekiştiriyorduk.

"Neden kinlisin?" dedim.

"Bizim yayla evleri aynı yerde demiştik ya sana. Ailelerimizde oradan tanışıyor zaten... Küçükken yazları yayladayken bu sarı annen Güneş hayvanlarla, çamurla, suyla oynamasın diye hep engeller yasaklar koyardı. Güneş bir keresinde hepimizin önünde babasına resmen yalvardı ama... Bu baban olacak adam; annen ne derse o Güneş, oynamayıver sende, dedi." dediğinde Güneş'e içim gitti.

"Yani o kadar pasif, o kadar umursamaz görünmüştü ki gözüme o zamanlar... Öyle o çocuk halimle kinlendim adama hâlâ da geçmedi." dedi. Titrekçe nefeslendim.

"Sünepe herif ne olacak!" diye tısladığında "Rahile, tamam..." dedim.

"Lütfen bir daha bu şekilde konuşma olur mu?" dediğimde gözlerini devirdi lakin ciddiyetimi fark etmiş olacak ki başını sallayarak onayladı.

"Aden bırak sen o huysuzu," dedi Ayşe Nur yanıma gelerek.

"Beni abinle tanıştırsana?" dediğinde bozulan sinirimle güldüm.

"Nur," dedim. "Sen kaç yaşındasın?"

"On dokuz," dediğinde "Aslan otuz yaşında hatta önümüzdeki ay otuz bir yaşına girecek. Sana bayağı bir büyük kaçar o tatlım, sen başka denizlere dalıver, tamam?" dediğimde suratını asıp gözlerini devirdikten sonra sandalyesine geçip oturdu.

Takı merasimi bittiğinde sahneyi horon ekibi aldı. Davetliler horon oynamaya başladıklarında Yusuf ve Merdo abinin ayaklarıyla ritim tuttuklarını fark ettim. Gözüm tam boylara kaydığında onlarında omuzlarının hareketlendiğini görünce güldüm. Doğu daha fazla dayanamamış olacak ki ayağa kalktı ve tek başına masanın başında horon tepmeye başladı.

"Ula haydi kalkın horon tepelim," diye bağırdı abilerine. Diğerleri de sanki bunu bekliyormuş gibi ayaklandıklarında "hadi canım" dedim gülerek. Bizim masaya geldiklerinde Merdo abi ve Yusuf'u da kaldırdılar. Güneş'te beni veEmir'i elimizden tutup kaldırdığında gülüyordum.

"Biz bilmiyoruz ki horon oynamayı." dedi Emir.

"Ya bu en basiti hemen çözersiniz haydi, " dedi Güneş.

Horon tepenlerin arasına girdiğimizde kızlarda yanımıza geldi. Ayşe Nur önce benim yanıma gelmiş saniyeler sonra "ay en azından bir horon tepeyim be," diyerek Aslan'ın yanına gitmişti. Kızlarla onun bu heyecanlı hallerine güldük. Kızlar Güneş'e eşlik ederek bana hızlıca öğretmişlerdi horonu.

Ayşe Nur, Aslan ve Merdo abinin arasına sızdığında Aslan şaşkınlıkla baktı Ayşe Nur'a. Ben onların bu haline gülmekten horon tepemiyordum. Ayşe Nur hayran hayran Aslan'a bakmaktan önüne bakamadığı için sürekli Merdo abinin ayağına basıyordu ama ona rağmen çok güzel oynuyordu. Tepemediğim horon bittiğinde nefes nefeseydim. Peş peşe çalan horon şarkılarıyla herkes ayaklanırken kızlarla gelini aramıza almış oynuyorduk. Ayşe Nur'u Aslan'ın yanından koparıp yanımıza getiren Ülkü bizi kahkahalara boğarken "neyse en azından eli elime değdi," diyen Ayşe Nur'la daha da çok güldük. Son çalan şarkıda bittiğinde Masaya Güneş'le geri döndük.

"Şimdi piste gelin hanımı ve kardeşlerini alalım," diye anons yapan adamla dans pisti anında boşaldı. Çalmaya başlayan kemençe ve tulumla kızlar el ele tutuşmuş, art arda dizili halde pistin ortasına geçtiler ve yavaş bir ritimde horon oynamaya başladılar. Hızlanmaya başladıklarında yan yana olan Rahile ve Ayşe Nur ellerini bırakıp aralarında bir boşluk bırakarak oynamaya devam ettiler. Açtıkları o boşluğa Yezda girdiğinde ritimleri iyice hızlandı. Betül birden "al aşağı," diye bağırdığında daha da hızlanan adımlarıyla öne doğru ilerleyip ayaklarına yere vura vura geri gittiler.

"Darısı başımıza," diyen Bennu ile başımı ona çevirdim. Çekingen ama gülümseyen yüzüyle tempo tutuyordu.

"İnşallah canım ya, bizim düğünlere daha var ama... O zamana kadar kim öle kim kala değil mi?" dedi önümden başını uzatıp Bennu'ya bakarak. Bennu'nun yüzü asıldığında Güneş geri çekildi. Kızların horonu bittiğinde büyük bir alkış tufanı koptu.

"Sıra damadımızda, e malum damadımızın bir yanı Trabzonlu... E gelsin madem Trabzon horon ekibimiz," dedi bu sefer anons yapan adam.

Piste horon ekibi giriş yaptı. Fırat, Merdo abinin yanına gidip ona bir şeyler söylerken Merdo abi gülerek başını salladı ve Yusuflara bir şeyler dedi. Onlarda başlarını salladıklarında birden piste doğru ilerlediler. Emir de yanımıza geldiğinde ona ne olduğunu sordum.

"Horon tepecekler," dedi eğlenceli sesiyle.

Beş kişilik horon ekibi tam ortada damat tayfası sol taraflarında Yusuflarda sağ taraftaydılar. Kemençeci yaya vurduğunda horon başladı. Gözlerim sadece Yusuf'un üzerindeydi.

Tıpkı kızlarda olduğu gibi önce yavaş bir ritimle başladılar. Kolları öne uzanmış, omuzları sallanıyordu. Yere vurdukları ayaklarından çıkan o tok ses herkesin oynama isteğini arttırıyordu.

"Hey maşallah oğullarıma!" dediğini duydum dedemlerin. Maşallahtı tabii...

Bedenlerinin her yanı ayrı ama bir o kadar da uyumlu bir şekilde hareket ediyordu. Hepsi o kadar muazzam oynuyorlardı ki benim tanıdığım adamlar bunlar mı diye içimden geçirmeden edemiyorudum. Hele Yusuf...

Gözlerimi kırpmadan izledim Yusuf'u. Oynayışı, oynarken komut veren bağırışları, bana attığı kaçamak aşk dolu bakışları, gülüşü... İçim kıpırdanırken onu arzuladığımı fark ettim. Terli bedenini süzdüm iç çekerek. Tenimde birlikte olduğumuz geceki dokunuşlarını hisseder gibi olduğumda titredim. O kadar yakışıklı, karizmatik, güzeldi ki bir kez daha iç çekip karşıma onu çıkarana, gönlümü yuvası yapana şükrettim.

"Ay ben daha fazla dayanamayacağım," diyerek yanımdan kalktı Güneş ve koşar adım piste gidip Aslan'la Baran'ın arasına girdi. Kusursuz bir şekilde onlara ayak uydurdu.

"Cennet kızım," bana seslenen dedeme döndüm.

"Çocukluktan beri oynadıklarından biliyorlar, sen iste öğretirler sana yavrum..." dediğinde uzanıp yanağını öptüm. Heves ettiğimi anlamıştı yaşlı kurt.

Horon bittiğinde herkes dağıldı. Bizimkiler yanımıza doğru geldiklerinde ayaklanıp onları coşkuyla alkışladım. Yusuf yanıma geldiğinde kollarımı beline sardım. Çok terlemişti.

"Sen ne güzel horon tepiyorsun öyle," dediğimde güldü, başıma bir öpücük kondurduktan sonra "öğretelim sana da," dedi. Başımı salladım, sevmiştim bu horun işini.

Düğün horonlar, halaylar türlü türlü oyunlarla sona erdiğinde salondan ayrılmadan son kez kızlarla telefonlaşıp ve sosya medyadan takipleştikten sonra vedalaştım. Dışarı çıktığımızda beyler otoparka giderken bizde onları beklemeye başladık. Etrafta pek kimse kalmamıştı.

"Aden, biraz konuşabilir miyiz?" dedi Bennu. Başımı salladım. Diğerlerinden birkaç adım uzaklaştık.

"Aden, ben ne diyeceğimi gerçekten bilemiyorum..." dedi çekingen bir tavırla. İç çekip sıkıntılı bakışlarını benden kaçırdı.

"Pars biraz serseri, patavatsız, düşüncesizdir ama bugün yaptığı şey kabul edilemez." dediğinde kaşlarım çatıldı.

"Onun adına özür dilerim, bunu söylemeye çok utanıyorum ama..." durdu soluklandı ve gözlerini parmaklarına indirdi.

"Olayı kapatsak? Ben gerisini halledeceğim gerçekten Pars bir daha asla böyle bir şey yapmayacak!" duyduklarıma inanamıyordum.

"Sen," dedim öfkeyle.

"Sen benden ne istediğinin farkında mısın?" dedim yüzüne bağırarak.

"Ya da kardeşinin ne yaptığının farkında mısın?" dedim.

"Aden lütfen," dedi yalvararak.

"Alt tarafı..." dediğinde "neyin altı neyin üstü be!" bağırdım.

"Aden ne oluyor?" dedi annem. Bize doğru koşar adım geldiklerini duydum.

"Lütfen Aden uzatmayalım ne olur..." dediğinde öfkeme hakim olamadım ve onu ittirdim.

"Senin kardeşin beni taciz etti kızım ne demek uzatma ne demek üstünü kapatalım sen ne dediğinin farkında mısın?"

"Ne?" diye bir bağırtı koptu arkamdan. Annemler, babaannemler, Güneş aynı anda bağırmışlardı.

"Aden, ne tacizi kim taciz etti seni?" Annem yanıma gelip beni kendisine çevirdi. Koyu kahverengi gözleri korkuyla parlıyordu.

"Kızım," dedi endişeyle Zümrüt Hanım.

"Aden, Pars'ı çok yanlış anlamış gerçekten. Pars sadece konuşmak istemiştir Aden ile. Taciz falan yok!" dedi Bennu. Bakışlarım şaşkınlıkla ona kaydığında dolu gözleriyle karşılaştım.

"Sen nasıl bu kadar kolay yalan söyleyebiliyorsun?" dedim kızarak.

"Kızım seni var ya!" diyerek Bennu'ya atılmak istedi Güneş ama Gazel yenge ve Sema abla sıkıca tuttular onu.

"Benim torunum ne diyor Bennu?" dedi babaannem hesap sorarcasına. Onu ilk defa böyle duyuyor ve görüyordum.

"Aden yanlış anlamış olmalı gerçekten, Pars öyle biri değil," dediğinde annemin kollarımı tutan ellerinden sıyrılıp Bennu'ya döndüm.

"Pars beni taciz etti Bennu, odamın önünde üstümde bornozum varken köşeye sıkıştırdı. Rahatsız olduğumu fark ettiği halde dokunmaya kalkıştı bana! Doğu, Aslan gelmeseydi kim bilir ne kadar ileri gidecekti ve sen durmuş bunu mu savunuyorsun gerçekten?" diye bağırdım.

" Pars ne yaptı dedin sen? " hemen arkamdan gelen Yusuf'un sesiyle yerimde sıçradım.

" Aslan! " diye resmen kükrediğinde arkamı döndüm. Arabasının hemen önünde bana doğru geliyordu. Bir kez daha" Aslan, " diye bağırdı. Aslan arabasından indi. Ne olduğunu anlamak için etrafa göz attığında bakışlarımı yakaladı ve ne olduğunu hemen anladı. Adımlarını hızlandırırken diğerleri de arabalardan inip bize doğru yürümeye başladılar.

Yusuf yanıma geldiğinde burnundan soluyordu. "Yanlış duydum değil mi kurban olduğum?" dedi sıkılı dişlerinin ardından.

"Aden o it seni taciz mi etti?" diye bağırdığında annem beni arkasına çekti.

"Yusuf bağırma kıza oğlum," dedi Sema abla hiddetle.

Diğerleri yanımıza geldiğinde ne olduğunu sordular. Yusuf, Aslan'a yöneldi. " Ne oldu sabah?" dediğinde Aslan bana baktı. Yusuf bu bakışla anlayacağını anladı.

"Lan o puşt nasıl taciz eder Aden'i! Sıkıştırmış ulan kızı, dokunmaya kalkmış Aden'e!" diye bağırdığında dedemler ve diğerlerinin bakışlarını üzerimde hissettim. Emir anında yanımda bittiğinde sıkıca sarıldım ona.

"Aden'e lan Aden'e benim canıma el uzatmış o pezevenk!" Aslan, Yusuf'u sakinleştirmek için konuşmak istedi ancak Yusuf sakinleşecek gibi değildi.

"Nerede o it?" dedi Yağız Bey ve Haydar abi aynı anda.

"Baran," dedi Bennu korkuyla. Baran onun yanına gidip elini tutup bir şeyler söyledi.

"Sakin olun lütfen," dedim titreyen sesimle.

"Yusuf," dedim bu sefer ağladı ağlayacak bir halde. Yusuf yüzünü sertçe sıvazlayıp derin nefesler alıp verdi. Aslan'ın onu tutan ellerinden sıyrılıp yanıma geldi ve beni kolları arasına aldı. Sabah dökemediğim yaşlar şimdi kendini bıraktığında göğsüne iyice sokuldum.

"Ağlama kurban olduğum, o gözyaşlarına ölürüm senin ağlama," dedi biçare çıkan sesiyle.

"Baran, götür şu kızı da gözüm görmesin!" dediğini duydum Zümrüt Hanım'ın. Herkes etrafıma toplandığında Yusuf'un göğsünden ayrıldım. Baran ve Bennu çoktan gitmişti.

"Eve döndüğümüzde anlatacaktık, düğün var diye neşemiz kaçmasın dedim," sesim ağladığımdan boğuktu. Annem yüzüme yapışan saçlarımı kulağımın arkasına itip gözyaşlarımı sildi. Yusuf öfkeli nefesler alarak benden biraz uzaklaşıp sakinleşmeye çalıştı.

"Aden böyle bir şey düğünden daha önemli. Sen daha önemlisin!" dedi Zümrüt Hanım yükselen sesiyle.

"Anne, bizden rica etti bir şey söylememiz için. Bizde tamam dedik. Hata bizim gitmeyin kızın üstüne! " dedi Doğu beni savunarak.

"Ben biliyordum o çocuktan bir bokluk çıkacağını, hiç tutmadıydı gözüm." dedi Tahir dedem.

"Rabbime şükürler olsun abilerin tam zamanında yetişmiş kuzum," dedi Meryem babaannem.

Başımı salladığımda Aslan yanıma gelip beni kolları arasına aldı. Sıkıca sardım kollarımı beline. Bu sabah, ilk defa abiliklerini hissetmiştim onların, bu hissettiğim şey Emir'le olan kardeşliğimden daha farklıydı. Emir'e arada abi desem de o benim sırdaşım, dostum, kardeşimdi. Abi denilen şeyin ne olduğunu bu sabah ikisi önümde bir dağ gibi durduğunda anlamıştım.

Aslan, "hanımları eve bırakalım, sonrasına bakarız tamam mı? Çok soğudu hava üşümesinler..." dediğinde herkes onayladı.

Yusuf yanıma geldiğinde beni sıkıca sardı. Arabalara geçeceğimiz zaman hiç istemese de beni anneme emanet etti. Geldiğimiz şekilde arabalara geçtiğimizde tek fark Emir önde annem arkadaydı. Başım annemin göğsündeydi. Kolları bedenimi sıkıca sarmış, alnıma nefesi vuruyordu. Arabanın içi ölüm sessizliğine gömülmüştü adeta. Hiçbirimizden ses çıkmazken eve vardık.

"Yusuf," diyerek yanına gittim. Açtığı kollarının arasına girip sıkıca sarıldım ona.

"Bana geri geleceksin tamam mı?" dediğimde yüzümü kavradı. Alnıma alnını yaslayıp burnunu burnuma sürttü.

"Geleceğim güzelliğim, gelip koynumda uyutacağım seni..." dedikten sonra alnımı öpüp ayrıldı benden.

Tam boylar bize eve kadar eşlik ettikten sonra dedemlerde dahil hepsi Pars'ın kaldığı otele gitmek için yola çıkmışlardı. Bizim evin salonunda sessizce oturmuş onları bekliyorduk. Kerem kucağımda uyumuş ayaklarını da hemen yanımda oturan Güneş'in kucağına uzatmıştı. Üzerimizi bile değiştirmemiştik.

"Aden," dedi Sema abla. Başımı kaldırıp ona baktım.

"Sormaya çekiniyorum aslında ama," dediğinde ne sormak istediğini anladım.

"Banyodan çıktığım gibi karşımda belirdi. Üzerimde de bornozla kalakaldım. Hızlıca odama gitmeye çalıştım ama... Önce abuk sabuk konuştu sonra da sıkıştırdı, çok ileri gitmeden Doğu ve Aslan yetişti zaten... Sadece o an yaptığı şeyin taciz olduğunu fark edemeyecek kadar şaşkındım!"

"Ay Allah'ım," dedi Kiraz babaannem üzüntülü halde.

"Kurban olduğum rabbim acımış kızıma, ya evde hiç kimse olmasaydı Allah'ım... Düşmanımın başına vermesin." dedi annem.

"Asıl Bennu gibilerini düşman başına vermesin anne, o nasıl bir pişkinliktir ya!" dedi Güneş öfkeyle. Kerem uyuduğundan sessiz konuştu.

"Ya onun başına böyle bir şey gelse hele ki bizimkilerden biri yapsa yapanı mahvetmiştik. O gelmiş kardeşinin suçunun üstünü kapatmaya çalışıyor. Hayır sen de bir kadınsın yani Allah korusun onunda başına gelse ne diyecek acaba?" dediğinde ona döndüm. Elimi uzattığımda avucumu öpüp çenesini yasladı.

"Şikayetçi olacak mısın?" dedi Gazel yenge. Bunu hiç düşünmemiştim.

"Olacak tabii, bugün yeltenen yarın yine yeltenir. Böylelerinin dışarıda olması kadar korkunç bir şey yok... Aklıma geldikçe çıldıracak gibi oluyorum. Aden şanslıydı ya bunu başkalarına da yapmaya çalıştıysa daha da beterini yaptıysa... Allah'ım öyle bir adamla kızlarım aynı masada yemek yedi, aynı çatı altında uyudu..." dedi Zümrüt Hanım. Korkmuştu, o anı sanki kendisi gibi korkmuş öfkelenmişti. Annemde ona katıldığında derinden aldığım nefeslerle göğsümü şişirdim.

"Hanımlar," dedi Sema abla.

"Tamam, geçti gitti..." dedi uyarırcasına. Sema ablaya teşekkür eden bakışlarla baktım.

Geçen zaman uykumuzu getirmek yerine iyice kaçırmıştı. Kerem'i odasına götürüp yatırmış, üzerimi değiştirip tekrar aşağı inmiştim. Herkes benim gibi üzerini değiştirmişti. Zümrüt Hanım mutfaktan çıktığında ona baktım, beni merdivenlerin başında görünce yanıma geldi.

"Çay yaptım. Senin sevdiğin gibi," dedi yumuşacık çıkan sesiyle.

Gülümsediğimde hâlâ endişeyle bakan gözleri parladı. Endişesi, korkusu annemle aynıydı. Mavi gözleri tıpkı annem gibi bakıyordu bana. Ona bir adım attım, elimi yanağına yaslayıp kirpiğinde sallanan yaşına dokundum baş parmağımla. Başımı omzuna yaslayıp kollarımı beline doladığımda şükreder gibi bir nefes çekti içine.

"Kızım," dedi.

Öyle dolu dolu öyle içten kızım dedi ki ilk defa kızı olduğumu hissettim. Zihnime kazındığı ilk andan beri silinmeyen kokusunu nefeslendim. O beni kırmış paramparça etmişti, ben de emindim ki sözlerimle onu kırmış paramparça etmiştim ama kalp sevgiyi hissetmeye başladığında insan iyileşmeye de başlıyordu. İyileşiyordum, iyileşiyordu...

"Kızım, kızım..." elleri at kuyruğu topladığım saçlarımın ucunda dolandı. Daha da sıkı sardım bedenini. Yüzümü boynuna gömdüğümde yanağını başıma yasladı. Elleri sırtımda gezindi. Evin ortasında, merdivenlerin başında Zümrüt Hanım tarafından, öz annem tarafından sevilmenin tadını çıkardım. Yusuf dediklerinde haklıydı, ben hiçbir zaman Güneş gibi olamayacaktım ama belki, belki Aden olurdum onların kalbinde... Diğer kızları, diğer kardeşleri olurdum. Kim bilir olmuştum da belki de. Bu denli sevgilerini hissetmemin başka bir açıklaması var mıydı ki?

Sarılmamız devam ederken açılan kapıyla soyutlaştığımız dünyaya geri döndük. Gelmişlerdi. Biz hâlâ sarılı haldeyken bizi gördüler. İstisnasız hepsinin gözleri gördükleri manzarayla mutlulukla parladı.

"Nihayet geldiniz," diyerek yanımıza geldi Güneş.

"Geldik kızım geldik. Geçelim hay de içeri," dedi Yavuz dedem.

"Siz geçin, ben çayları alıp geliyorum..." dedim ve mutfağa kaçtım. Çay bardaklarını hızlıca çıkartıp tezgaha dizdiğimde mutfağa birisi girdi ve kapıyı kapattı. Bardakları tepsiye koyup çayın altını kıstığımda mutfağa giren kişiye döndüm.

"İlkokul üçteydin sanırım, " dedi Emir. Sırtını kapattığı kapıya yaslayıp kollarını göğsüne bağladı.

"Okulumuz tadilatta olduğundan başka bir okula yarı dönemliğine geçiş yapmıştık, orada okuduğun sınıfta bir çocuk vardı... Adı neydi Emre mi Enes mi?" dediğinde dolan gözlerimle güldüm.

"Enes," dediğimde başını salladı.

"Daha okulun üçüncü günü, teneffüste ağlaya ağlaya yanıma geldiğinde ödüm bokuma karışmıştı. Ağlamazdık o zamanlar öyle kolay kolay... Neden ağladığını sorduğumda daha fazla ağlamaya başlamıştın. Ulan aklım çıkmıştı vallahi ben sordukça sen daha da çok ağladın sordukça ağladın..." dediğinde ağlayarak güldüm.

"Sonra o piç geldi yanımıza... Orospu çocuğu diyeceğim annesini çok severdim ayıp olacak kadına..." ona sen iflah olmazsın bakışları atıp başımı sağa sola salladım.

"Geldi yanıma; senin bu kardeşinde pek nazlı alt tarafı eteğini kaldırmaya çalıştım, dedi... Daha o zamandan belli puştun pezevenk olacağı..." hatırladığım anıyla yine hem gülüp hem ağladım.

"İyi dövmüştün ama," dediğimde kasım kasım kasıldı.

"Az bile yapmıştım o puşta, bakma Seher hoca yetişmeseydi ölürdü de belki," dediğinde gözlerimi devirdim.

"Abart abart," dediğimde omuz silkip güldü.

"İlk disiplin cezamı da sayende almıştım..." kollarını çözüp iki yana açtığında o kollarının arasına girdim.

"Neyse ki bu sefer alacağım bir disiplin cezası yok. Onun rahatlığıyla vurdukça vurdum o Pars itine. " çenemi göğsüne yaslayıp yüzüne batım.

"Abin o adamı hakladı bebeğim, yani bazı büyük büyük boylar sağ olsun yardımcı oldular ama asıl olayı ben hallettim... Sanırım bazı uzuvlarını çok çok uzun bir süre kullanamayacak." dediğinde "Emir!" dedim kızarak kahkaha attı.

"Kolu, kolunu kırmadım, diğer kısmı enişteciğim halletti..." dediğinde ona bakakaldım.

"Hadi hadi doldur çayları götürelim," dedi.

Salona geçtiğimizde herkesin bizi beklediğini fark ettim. Çayları dağıttıktan sonra Haydar abinin bana uzattığı elini tutup yanına oturdum. Solunda annem sağında ben, benim yanımda Emir vardı. Elimi tutan eline gözlerim değdiğinde parmak üstlerinin kızarık ve yer yer açıldığını gördüğümde Pars'ın gerçekten iyi bir dayak yediğini fark ettim.

"Kuzum," dedi Yavuz dedem bana bakarak.

"Yarın abilerinle, Yusuf oğlumla karakola gidip şikayetçi olacaksın," dediğinde Yusuf'a baktım. Başını sorun yok dercesine sallayıp gülümsediğinde "tamam dedem..." dedim.

"Baran, o nerede?" dedi Zümrüt Hanım. Aslan ensesine ovalayıp ofladı.

"Bennu'yla anne. Yarın gelecek," dedi.

"Gelsin tabii gelsin de hepinize bir kurşun dökelim," dedi Kiraz babaannem.

"Kız ahretliğim doğru dedin vallahi, bir de okuyup üfledik mi tamamdır," dedi Meryem babaannemde.

Emir kulağıma doğru eğilip "Antidepresanlık olmuş insanları kurşun dökerek okuyup üfleyerek rahatlatacaklarını mı sanıyorlar ?" dediğinde tüm günün vermiş olduğu duygu karmaşası büyük bir kahkahaya döndü ve dudaklarımda patladı.

"Ay sinirlerim bozuldu," diye kahkahalarımın arasında konuştum.

"Aden bu ailenin delisi benim kızım bak sakın ha," dedi Güneş gülerek.

"Tövbe tövbe, Zümrüt vursana şuna iki tane," dedi annem.

Dedemler, Yusuf ve diğerleri sorduğumuz halde Pars'a ne yaptıklarını ne olduğunu anlatmayınca bizde sormaktan vazgeçtik. Dedemler sanki gecenin üçünde değilmişiz gibi çay içmeye devam ederlerken uykuya yenik düşmeye başlamıştım. Başım sürekli Haydar abinin omzuna düşüyor her düştüğünde sıçrıyordum.

"Ben Aden'i yatırayım," dediğini duydum Yusuf'un. Dedemler bir şeyler dedi ancak ne dediklerini tam anlayamadım.

Yusuf beni kucakladığında mırıldandım. Merdivenlerden çıktığımızı hissettiğimde gözlerimi aralamak istedim ancak baskın olan uykumdu. Bedenimi yatağa bıraktığını hissettiğimde yan dönüp el alışkanlığıyla yastığıma sarıldım. Yusuf'un arkama uzandığını, beni sıkıca sarıp başını boynuma gömdüğünü gerçek mi rüya mı diye ayırt edemiyordum.

"Güzelliğim benim, güzel sevgilim..." nefesi boynumda gezindi dudakları tenimde...

"Yusuf," diye sayıkladım sanki.

"Yusuf'un canı, Yusuf'un her şeyi, en kıymetlisi..." dedi kulağıma fısıldayarak.

"Ninni," dedim. Aklıma hastaneden sonra evlerinde geçirdiğimiz ilk gecede beni uyutmak için söylediği ninni gelmişti.

"Ninni, ninni mi söyleyeyim?" dediğinde "hımm," diye mırıldandım. Soluklandı, yanağımın kenarını öpüp yüzünü boynuma gömdü ve ninniyi söylemeye başladı. Sonrası onun kolları arasında onun sesiyle huzurlu bir uykuydu.

"Kimler üzmüş bir tanemi kimler incitmiş
Kimler kırmış kıymetlimi kimler ağlatmış
Neden küsmüş bu dünyaya benim sevgilim
Dinle beni gözbebeğim bak gözlerime
Dinle yavrucuğum hayat bir masaldır"

* * *






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MERHABA!

ADEN 1. BÖLÜM KABUL GÖRMEYEN GERÇEKLER

ADEN 94. BÖLÜM SONSUZ SONLAR / FİNAL