ADEN 64. BÖLÜM KAYBOLAN GERİ DÖNÜŞLER
64. KAYBOLAN GERİ DÖNÜŞLER
13/02/2022
23:21
"Nasıl lan nasıl?"
"Sen nasıl bunu bana demezsin Aslan?" dedi Yusuf, hemen yanında oturan Aslan'a. Öfke kanını kaynattıkça kaynatıyordu. Aden'in sesi hala kulağında çınlıyordu. Sevdiği kadının dokunmaya kıyamadığı, dokunduğunda ellerini titreten o tene bir başkası dokunmak istemişti.
Aslan; "Akşam konuşacaktık anlatacaktık be oğlum, kız ilk defa bir şey istemiş bizden..." dediğinde elini direksiyona peş peşe vurup ona döndü.
"Lan geri zekalı portakal mı istedi de yerine getirdin isteğini, mal!" diye bağırdığında Aslan sıkıntıyla iç çekti.
"İşte tam bu yüzden söylemedim sana!" dedi Aslan, Yusuf gibi bağırarak.
"Baksana oğlum şu haline öfke topusun... Nasıl değiştiğinin farkında mısın? " dediğinde Yusuf'un çenesi kasıldı.
"Ulan ne değişmesi! Piç taciz etmiş Aden'i tebrik mesajı mı yollayayım adama!" diye bağırdı Yusuf. Sakinliğini bir türlü sağlayamıyor öfkesi daha da artıyordu.
"Sıkma canını, mesajda yollarız. Çelenk falan," dedi Aslan, Yusuf'a takılarak. Onu sakinleştirmeye çalışsa da pek faydalı olmuyordu. Yusuf kan kardeşine ters ters baktıktan sonra daha da hızlandı. Sinirini bir türü atamadığı için sürekli küfür ediyor, avuçlarını sürekli direksiyona vuruyordu. Merkezdeki otele geldiklerinde onları Baran karşıladı.
"Nerede o şeref yoksunu?" dedi Yavuz Uyguroğlu. Baran karşısındaki kalabalığa bakıp sıkıntıyla göğsünü şişirdi. Kendisini onlara karşı en önemlisi de kız kardeşine karşı mahcup hissediyordu.
"Baran!" dedi Yusuf tam karşısında durarak. Baran, abi bildiği adamın gözlerine zar zor bakıp konuştu.
"Beşinci kat, 502 abi," dedi utana sıkıla.
Yusuf gerisini duymadı. Arkasına bakmadan, diğerlerini beklemeden otele girdi. Asansörleri bekleyemeyecek kadar sabırsızdı. Koşa koşa çıktı merdivenleri. Ne hâlâ zorlanan bacakları ne sızlamaya başlayan böbreği umurunda değildi. Beşinci kata geldiğinde diğerlerinin asansörden indiğini göz ucuyla gördü Yusuf. Baran önüne geçip odaya ilerlediğinde hemen arkasındaydı. Baran odanın kilitli kapısını açtıktan sonra içeri girdi ve diğerlerine yol açtı. Odaya girdiklerinde yüzlerine çarpan alkol kokusuyla hepsinin yüzü buruştu. Pars uzandığı yataktan gelenleri fark edince ayaklandı. Birbirine dolanan adımlarıyla Yusuf'a doğru ilerledi.
"Oooo kimler gelmiş," dedi Pars. Kafası yerinde değildi, leş gibi de kokuyordu.
"Geldim geldim," dedi Yusuf ve yanına gitti. Ensesinden sertçe tutup odanın içindeki banyoya sürükledi Pars'ı. Ayılması için duşun altına soktu. Soğuk suyu yüzüne tutuyor hareket ettikçe tekmeliyordu. Kendine geldiğini fark edince yine ensesinden tutup banyodan çıkarttı. Otel odasının salonuna kadar sürükleyip yere doğru fırlattı Pars'ın bedenini.
"Ulan şerefsiz," dedi Yusuf sert bir tekme atarken.
Pars, doğrulmaya çalıştığında Merdo ayağıyla geriye ittirdi. Tekrar doğrulmak istediğinde bu sefer Haydar sert bir tekme attı. Yusuf, Pars'ın yanına gidip yakalarından tuttu. "Ulan şerefsiz, nasıl cesaret edersin lan ona dokunmaya hangi cüretle lan hangi cüretle!" dedi ve yanağına yumruğunu geçirdi.
"Senin ben şimdi gelmişini geçmişini, evvelliyatını, cibilliyetini sikmez miyim?" bu sefer diğer yanağına geçirdi yumruğunu. Peş peşe yumrukluyor, her darbesinde bir küfür savuruyordu. Pars'ın yüzü kanla boyanmıştı.
"Hangi elin lan hangi elini uzattın ona orospu çocuğu?" Pars sırıttı. Sırıtmasıyla öksürük krizine girerken dudaklarından kan süzüldü.
"Elim mi?" dedi öksürüklerinin arasında. "Elimi değil başka yerlerimi uzatmak vardı da işte..." dediğinde bacak arasına art arda tekme yemeye başladı. Yusuf çıldırmış bir vaziyette durmadan vurdu Pars'a.
Diğerleri sanki film çevriliyormuş gibi bu manzarayı izliyorlardı. Onlarda en az Yusuf kadar öfkeli ve hırs doluydular ancak gözü dönen bir Yusuf varken bir şey yapamıyorlardı. Sefa daha fazla dayanamadı ve oğlunun yanına gitti. Omzundan sertçe çekti. Yusuf'u çekerken yerdeki bedene de kendini tutamayıp bir tekme savurdu.
"Yeter, öldüreceksin!" dedi kendisine öfkeyle bakan oğluna.
"Ölsün, gebersin it!" dediğinde Sefa oğlunu sarstı. "Kendine gel!" dediğinde Merdo araya girdi.
"Gerisi bizim Yusuf'um," dedi.
Gözleri Yusuf'un kanlı ellerindeydi. "Bizde sevelim bu genci, sonra Aslan ilk yardımı yapacak!" dedi. Tahir ve Yavuz oturdukları kanepede oğullarını ve torunlarını memnuniyetle İzlediler.
"Ama önce," dedi Emir, odanın bir köşesinde duran masanın üzerinden dolu sürahiyi aldı ve Pars'ın yüzüne bir sürahi suyu boşalttığı esnada, "ayılsın!" dedi. Pars yüzüne dökülen suyla sıçradığında Emir sırıttı.
"Aslan abi," dedi Aslan'a ilk defa abi diyerek. "Sen görmüşsündür hangi elini uzattı benim kardeşime bu it?" dedi alaylı tavrıyla.
"Sol," dedi Doğu soru sanki kendisine sorulmuş gibi. Emir başını salladı ve Pars'a yaklaştı.
"Biz aslında böyle şiddete meyilli, vahşi insanlar değiliz... Ama adalet sistemimiz," dedikten sonra Yusuf, Baran ve Tahir dedeye bakıp "söz meclisten dışarı," dedikten sonra cümlesini tamamladı. "Pek beceremiyor senin gibi soysuzları cezalandırmayı eh bizde ne yapalım kısasa kıssas..." dedi gülerek.
"Korkma ama," dedi Doğu gülerek. Emir'in yanına geldi ve Pars'ı yakalarından tutup "bizim kısasımız daha eğlenceli," dedi ve Pars'ın yüzüne başını geçirdi.
Sonrası Pars için daha da kötüydü. Bir daha değil bir kıza el uzatmak, uzatmayı bile düşünemeyecek hale geldiğinde bırakmışlardı artık onu. Haydar ve Yağız ilk defa bir olmuş birlikte dövmüşlerdi Pars'ı.
"Hastaneye götürsünler," dedi Sefa tiksinerek bakarken Pars'a. "Başımıza kalmaz inşallah!" dedi bu sefer sıkıntıyla.
"Kalmaz oğlum kalmaz," dedi Tahir Toral.
"Baran," dedi Yusuf. Baran yaslandığı duvardan doğrulup Yusuf'un yanına gitti.
"Burası sen de. Kaçar falan bu it! O kıza da asla güvenmiyorum!" dediğinde Baran başını salladı.
"Merak etme..." demekle yetindi Baran. Hem öfkeli hem kırgın hissediyordu. Öfkesi Pars'a, kardeşinin maruz kaldığı tacize ve kendisini suçlamasınaydı. Kırgınlığı ise sadece Bennu'yaydı.
Yusuflar evlerine geri dönerlerken Baran, onların arkalarında bıraktıkları enkazı temizleyecek ve aldığı kararları yerine getirecekti...
Aden Saygın'dan
14/02/2022 - 06:57
"Aden güzel kızım uyan haydi," kulağıma dolan ve yanağıma değen sıcak dudaklarla gözlerimi araladım. Gece bedenimi saran sıcaklığı aradım bir an ama yatakta tektim.
"Anne," dedim gözlerimi ovalarken.
"Günaydın bir tanem," dedi. Yattığım yerde gerinip doğruldum. Annem yatağın ucuna oturup saçımdan düştü düşecek olan tokamı çekip saçlarımı serbest bıraktı.
" Günaydın, saat kaç?" dedim esnerken.
"Sabahın yedisi. Karakola gitmek için seni bekliyorlar haydi kalk hazırlan hemen, siz gidip gelene kadar bizde kahvaltı hazırlayacağız." doğru, şikayetçi olmak için gidecektik. Başımı sallayıp sürüne sürüne çıktım yataktan.
"Baran geldi mi?" dedim dolaptan çıkarttığım kıyafetlerimi giyinirken.
"Yok anneciğim, o direkt karakola geçecekmiş."
Üzerimi giyip saçımı tepemde sıkıca bağladım. Ben lavaboya geçerken annemde aşağı indi. Rutin işlerimi hallettikten sonra aşağı indim. Evde derin bir sessizlik vardı. Tek ses mutfaktan geliyordu. Oraya geçtiğimde sadece annem ve Zümrüt Hanım vardı.
"Hanımlar..." dediğimde bana döndüler.
"Günaydın kızım," dedi Zümrüt Hanım sıcak bir tebessümle.
"Günaydınlar efendim günaydınlar," dedim. Annem tezgahtaki poşeti alıp bana uzattı. Zümrüt Hanım da nereden çıktığını anlamadığım pet bardaklarla bir kutu meyve suyu uzattı.
"Sandviç yaptık aç aç gitmeyin diye annecim. Hepiniz yiyin tamam mı?" dediğinde başımı salladım.
"Badigardlarım nerede?" dediğimde Zümrüt Hanım güldü.
"Dışarıdalar tatlım seni bekliyorlar," dedi.
"O zaman ben onları daha fazla bekletmeyeyim," dedikten sonra ikisine yaklaşıp önce annemin sonra da Zümrüt Hanım'ın yanağından öpüp koşar adım çıktım mutfaktan. Evdende çıktığımda dedemler ve Kerem dışında hayatımdaki tüm erkeklerin bahçede olduğunu gördüm. Yusuf, tam boylar, Emir, Haydar abi, Merdo abi, Yağız Bey...Biz bu kadar kalabalık mı gidecektik?
"Beyler, günaydınlar..." dedim yanlarına gittiğimde. Aralarındaki muhabbet durdu. Bana döndüklerinde hepsinin yüzünde bir tebessüm belirdi.
"Günaydın cennet bahçem," dedi Emir hemen ardından esnedi. O esneyince ben de esnedim. Diğerleriyle günaydınlaştıktan sonra Yusuf'un kaldırdığı kolunun altına girdim.
"Bu kadar kalabalık gitmemize gerek var mı gençler?" dediğimde senkronize bir halde başlarını sakladılar.
"Peki madem, sandviç?" dedim poşeti havaya kaldırıp sallarken. Sandviçleri ve meyve suyunu dağıttıktan sonra araçlara geçtik. Resmen konvoy halinde karakola gidiyorduk. Biz; Haydar abi, Emir ve Yusuf'la giderken diğerleri de hemen arkamızdaydılar. Yusuf'un sandviçini yemediğini görünce kendi yediğimi ısırması için ona uzattım.
"Yok yavrum," dedi.
"Enişteciğim," dedi Emir dolu ağzıyla. Yusuf ona baktı.
"Yemeyeceksen alayım mı seninkini?" dedi sandviçi kast ederek.
"Al oğlum al... " dedi Yusuf elindeki sandviçi öne uzatarak. Emir önüne uzatılan sandviçi anında kapıp sırıtarak önüne döndü.
Elimdeki sandviçi bir kez daha uzattığımda "ye haydi," dedim. Küçük bir ısırık aldığında en azından bir lokma yedi diye sevindim. Sabah uyanır uyanmaz bir şeyler yiyip içemeyenlerdendi Yusuf. Esnediğimde başımı eliyle ittirip omzuna yaslanmamı sağladı.
"Yarım saat kadar yolumuz var uyu güzelim," dediğinde sandviçin son lokmasını ağzıma atıp peçeteyi avcumda sakladım Yusuf'un omzuna iyice yaslanıp ellerimi kollarımı koluna sardım ve gözlerimi kapattım.
Her ne kadar uyumak istesem de sarsılan araba buna izin vermiyor beni uykuyla uyanıklık arasında bırakıyordu. Ancak yerim o kadar rahat ve o kadar huzurluydum ki gözlerimi hiç açmadan devam ettim yolculuğa.
"Bu arada, geçen gün birkaç doktor araştırdım," dedi Yusuf birden, Emir ve Haydar abiyle ettiği sohbetin ortasında. Uyuduğumu sandığından kısık sesle konuşuyordu sanırım.
"Ne doktoru?" dedi Emir merakla. Yusuf iç çekti, yanağını başıma yasladığını hissettim.
"Psikolog, Aden için." kısa bir an kimseden bir tepki gelmedi. Ben ise şaşkın değildim. Yusuf bunun imasını birkaç kez yaptığından ve bir kez de açık açık dediğinden dolayı böyle bir şeyi bekliyordum.
"İyi olur, en güçlü duranımız o ama en hasarlı, en yıkılmışız da o..." Emir'in kendisine de itiraf ediyormuş gibi dile getirdiği kelimeler canımı yaktı. Ben iyiyim kaprislerinde değildim asla. Sadece, düşmeyi aslında iyi olamadığımı kabullenmek gözümü korkutuyordu.
"Aklına uyan bir doktor buldun mu peki?" dedi Haydar abi uzun bir sessizliğin ardından.
"Buldum bulmasına da benden, bizden daha önemlisi Aden'in aklına uyan bir doktor olması. Onun tercihi önemli. Yani şimdi çok başarılı bir doktor deriz Aden'in kanı kaynamaz içi ısınmaz. O yüzden o seçsin diyorum, ben isimleri ona sunayım o bakar, araştırır sonra da kendi seçtiğiyle yola başlar... Olmadı değiştiririz," dediğinde bir kez daha hayran kaldım ona bir kez daha sevdim.
"Doğru diyorsun, " dedi Emir.
"Ters bir tepki verir mi?" diye endişeyle sordu Haydar abi.
"Sanmam," dedi Emir ve Yusuf aynı anda.
"Zaten bu alana meyilli, bir ders olarak görür bunu da eminim ki," dedi Emir beni yılların verdiği tanımışlıkla. Doğru da diyordu.
"İyi olsun da," dedi Haydar abi. Söylenmekten daha çok bir temenni gibiydi.
"İstanbul'a ne zaman döneceğiz bu arada?" dedi Emir.
"26-27 si gibi döneriz. Mart başı iznim bitiyor, amcamın davasına buradan avukat ayarladık. Önümüzdeki hafta yeni savcı gelecek onunla da görüşmem lazım ondan sonra döneriz." dedi. Şaka maka resmen bir ayı dolduracaktık. Artvin'i, dedemlerle tüm aile bir arada olmayı çok sevmiştim. Bıraksalar okula geri dönene kadar kalırdım sanırım. Tabii ailem ve Yusuf'un da benim olması şartıyla ama bu pek mümkün değildi.
"Geldik," dedi son olarak Haydar abi. Yusuf başıma yasladığı yanağını geri çekip başımı öptü.
"Aden, güzelim uyan," dediğinde gözlerimi aralayıp başımı omzundan kaldırdım ve buğulu gözlerime ona baktım.
"Günüm bir kez daha aymış oldu..." dedi parlayan gözleriyle gözlerimi izlerken.
"Geldik mi?" dediğimde başını salladı.
"Gel haydi," dedi. Arabadan inip inmem için elini uzattı. Elini tutup arabadan indim. Diğerleri yanımıza geldiğinde Aslan beni kolunun altına çekince kolumu beline sardım. cümbür cemaat karakola girdik. Önden Yusuf ilerledi ve karakolun uzun koridorunda ileri geri yürüyen bir kadının yanında durdu ve selamlaştı. Yanlarına gittiğimizde kadın direkt bana yöneldi.
"Aden merhaba," dedi güler yüzüyle. Orta boylarda benden biraz uzun, beyaz tenli, kara gözlü kara kaşlı bir kadındı. Simsiyah saçları ensesinde sıkı bir topuzla toplanmıştı. Üzerinde eflatun tonlarında bir takım vardı. Yanaklarında küçük bir gülümsemeyle bile oldukça belli olan derin gamzeleri vardı. Kadın güzeldi, çok güzeldi...
"Merhaba," dediğimde elini sıkmam için uzattı.
"Avukat Sevda Gezgin, hem Uyguroğlu hem de Toral ailesinin buradaki aile avukatıyım," dediğinde taşlar şimdi yerine oturmuştu.
"Çok memnun oldum," dedim. Ondan; daha önce Halide'den, Yağmur'dan, Bennu'dan alamadığım tuhaf bir enerji aldığımda gülümsedim ve uzattığı elini sıktım. Kadına resmen kanım kaynamıştı.
"Murat amir bizi bekliyor geçelim mi? Baran Bey de içeride." dediğinde Aslan omzuma sardığı kolunu çekip elimi tuttu. Diğer elimi de Yusuf tuttuğunda omuzlarımda da Doğu ve Emir'in ellerini hissettim. Daha önce Nedim ve Zümrüt Hanım'ın davası görüldüğünde de beni böyle sarmışlardı. Merdo abi, Haydar abi ve Yağız Bey de tam arkamdaydılar. Tek fark o zaman yanımda olmayan Yusuf şimdi yanımdaydı. Evrenin başka bir döneminde kendimi hiç bu kadar güvende ve güçlü hisseder miydim acaba?
"Ben hazırım," dediğimde amirin odasına ilerledik. Sevda kapıyı tıklattı. Gir komutunu aldığında açıp içeri girdi. Bizde peşinden ilerledik. Baran anında ayaklanıp yanıma geldi.
"Abim," dedi. Sol elini titrekçe bana uzattı ancak yarı yolda vazgeçip geri indirdi. Gözleri baştan aşağı inceledi beni.
"Çok kısa sürecek, sadece sözlü ifade ve imza gerisi ben de." dediğinde araya Sevda girdi.
"Onda değil sonrası Adenciğim, ben de!" dediğinde Merdo abinin arkadan kısık sesiyle "ukala!" deyişini duydum. Kaşlarım çatılsa da anında düzelttim.
İfade vermek için Murat amirin karşısına oturdum. Ben konuştukça küçük odadaki gerilim arttıkça arttı. Murat amirden Pars'ın hastanede olduğunu öğrendiğimde ise şaşırmadım. Eminim ki şu an yanımda olan bu adamlar onu haşat etmişti. Baran da tüm gece başında kaçmalarından şüphe ettikleri için nöbet tuttuğunu söylediğinde ona karşı içimde oluşan o küskünlüğüm bir anda yok oldu. İfademi verdiğim esnada Baran'ın telefonu sürekli çalıp durdu ancak Baran hiçbir aramayı cevaplamadı.
İfademi verdikten sonra karakoldan çıktık. Baran önden önden ilerlediğinde durup Yusuf'a baktım. "Baran neden böyle?" dediğimde omuz silkti. Merdo abi yanımıza geldiğinde ona çevirdim bakışlarımı. "Kalp acısı mavişim... Kim bilir belki senin bu selvi boylar mıdır tam boylar mıdır onlara kesmediğin cezayı Allah kesiyordur," dedi burnuma bir fiske vurup çıkışa ilerledi.
"Ayrıldılar mı?" dedim şaşkınlıkla Yusuf'a.
"Ne sanıyordun sevgilim?" dediğinde dudaklarımı büzdüm istemsizce.
"Ne bileyim..." dediğimde çenemi tutup başımı yüzüne doğru kaldırdı.
"Bennu dün gece söylediklerinden sonra asla bizim ailemize dahi olamaz yavrum... Yani bazı endişelerim vardı o kadına karşı ama dünden sonra... Her şeyi geç bu bile ayrılmaları için gayet makul bir sebep," dedi.
Dışarı çıkıp arabalara geçeceğimiz zaman uzağımızda duran Baran'ı fark ettim. "Of off," diye iç çekip ona doğru ilerledim ve karşısında durdum.
"Sana küsmüştüm aslında," dediğimde başını eğdi.
"Küs olmamın sebebi, benim yanımda değil de onların yanında olduğunu çok kısa bir anda da olsa düşünmemdi." mavi gözleriyle başını kaldırmadan alttan alttan baktı bana. Suç işleyen küçük çocuklar gibiydi.
"Ama sonra seninle bir gece yarısı yaptığım konuşma geldi aklıma... Sen bu hayatta kardeşlerine her şeyden herkesten daha çok değer veriyorsun değil mi?" dediğimde başını salladı. Onun gibi gürültülü nefesler alıp verdim. Ağlamamak için zor duruyor gibiydi.
"Bennu'yu gerçekten seviyor musun?" diye sorduğumda yutkundu.
"Seviyorum," dedi içine kaçmış bir sesle.
"Peki ondan neden ayrıldın?" dediğimde gözlerini birkaç saniye kapatıp açtı.
"Çünkü kardeşlerim her şeyden herkesten daha önemli," nefes alıp verdi, başını gökyüzüne kaldırıp göğsünü aldığı derin nefeslerle doldurdu ve bana baktı. mavi gözleri yaşlarla doluydu.
" Onu çok seviyorum ama senden daha kıymetli değil, ona aşığım ama senin uğruna ondan bile geçerim," yanıma geldi. Büyük elleri yüzümü kavradı. Hüzünlü, kırık bir gülüş belirdi yüzünde.
"Çünkü seni daha çok seviyorum..." dediğinde titreyen çenemi durdurmak için dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Çünkü sen benim küçük kız kardeşimsin, mavişimsin... Çünkü haklı olan sensin," sesi titriyordu.
"Bana neden böyle uzaksın o zaman?" dediğimde ellerini yüzümden çekip iki yana açtı ve omuz silkti.
"Sana kendim bu kadar zarar vermişken bir de benim hayatımdaki insanlarında zarar vermiş olması..." dedi ancak devam edemedi. Yutkunamadığı gözyaşları dudakları arasından çıkmak isteyen kelimelerine müsaade etmiyordu.
"Baran..." dediğimde dolu gözlerini benden kaçırıp başını sağa sola salladı.
"Bennu'nun sana dedikleri... o kadar çok utanıyorum ki onun adına!" titrek, gürültülü bir nefes alıp verdi.
"Baran," dedim bir kez daha. Yüzünü sertçe sıvazlayıp yutkunduktan sonra gözlerime baktı. Bennu'yu ilk gördüğü andaki halleri, bize sürekli onu görmek için çiçek alışları, geçirdiği kazadan sonra başladıkları ilişkileri... Bennu'yu gerçekten sevmişti...
"Sarılalım mı?" dediğimde peş peşe yutkundu. Gözyaşları akmaya başladığında kollarını açtı. Açtığı kollarının arasına girip beline sıkıca sarıldım.
"Teşekkür ederim," sesi boğuktu. Sessizce sarılmaya devam ettim. Konuşmak bir işe yaramayacaktı...
"Affedersiniz Merdo Bey ama bana neden çocuk muamelesi yaptığınızı sorabilir miyim?" Sevda'nın gür ve öfkeli çıkan sesiyle Baran'la duygusal atmosferden sıyrılıp sesin geldiği tarafa baktık.
Merdo abi ve Sevda karşılıklı durmuşlardı. Sevda kollarını göğsünde bağlamış bir ayağını öne uzatmış hiddetle yere vururken Merdo abi ellerini montunun cebine saklamış alaylı bir tavırla bakıyordu Sevda'ya.
"Çocuk muamelesi yapmıyorum avukat, direkt çocuk olduğunu söylüyorum!" dediğinde Sevda topuğunu sertçe yere vurdu. İnce, çivi topuğunu...
"Bakın en iyisi ne siz benimle ne ben sizinle muhatap olmayalım, böylelikle siz bir çocukla ben de bir ayıyla muhatap olmamış olurum," dedi Sevda. Gülmemek için boğazımı temizledim ancak bu sırıtmama engel değildi.
"Baran," dedim anında değişen ruh halimle. Şu an aşırı neşelenmiştim.
"Fıstığım," dediğinde gülerek ona baktım.
"Karşımdaki manzara bana bir şarkıyı anımsattı, Şevval Sam söylüyordu hani... Neydi o?" dedim, dilimin ucuna kadar gelen şarkıyı bir türlü hatırlayamadım.
"Bilmem, Şevval Sam dinlemem," dediğinde gözlerimi devirdim.
"Nasıl Karadenizlisin sen be?" dediğimde bugün ilk defa güldü.
"Ben Karadenizliyim de şevval Sam değil yavrum." dediğinde şaşkınlıkla ona baktım.
"Ne, dinlemiyor olmam tanımıyorum anlamına gelmez," dedi.
"Evet ayı dedim. Değil misin? Ama yok sana yaban domuzu demem daha doğru olabilir malum onlar daha medeniyetsiz!" Sevda'nın yükselen sesiyle tekrar onlara döndüm. Aralarında hararet büyürken güldüm. Baran'ın telefonu bir kez daha çalınca bu sefer açtı. Ben de onu arkamda bırakıp seke seke Yusufların yanına geçtim. Onlarda durmuş Merdo abiyle Sevda'yı izliyordu. Sırıtarak direkt konuya girdim.
"Şevval Sam'ın bir şarkısı vardı hani, Karedeniz şarkısı hatırlayamadım bir türlü," dediğimde Emir, "Hey gidi Karadeniz mi?" dediğinde "cık," dedim.
"Şevval Sam'ın bir sürü şarkısı var maviş," dedi Aslan.
"Ya böyle ağır bir şarkı slow, aşk şarkısı... Dilimin ucunda ama," dedim. Şarkıyı bir türlü hatırlayamadığımdan omuzlarım düştü.
"Ha bu akan dereler, denizlere akacak, söylesene güzelum sonumuz ne olacak," Yağız Bey'in mırıldandığı şarkıyla bir anda ona döndüm.
"Ah duman kara duman sardı dört yanımuzi, ander kalsun sevdaluk ah alacak canımuzi," içimden sonunda diyerek gülümsedim. Şarkıyı ondan duymak beni şaşırtmıştı.
"Ha bu ander sevdaluk alacak canımuzi..." başımı salladım. Bahsettiğim şarkı buydu. Merdo abiyle Sevda'ya döndüm tekrardan.
"Bu manzara bana bu şarkıyı hatırlattı," dediğimde Yusuf'un öksürüğünü işittim.
"Güzel manzara," dedi Haydar abi. Omzumun üstümden baktım ona.
"Değil mi koy arka plana şarkıyı asla sırıtmaz," dediğimde güldüler.
"Tuhaf," dedi Aslan.
"Ne tuhaf," dediğimde güldü.
"Sizden sonra," dedi işaret parmağını ben de ve Yusuf'ta gezdirip.
"Yakıştırdığım ikinci çift olacak sanırım," dediğinde elimi yumruk yapıp ona uzattığımda yumruğunu yumruğuma tokuşturdu. "Birde karşı çıkmak istemiştin bize, rezil herif," dediğimde Yusuf güldü ve Aslan'ın ensesine bir tane geçirdi.
"Biz, biz yakışmıyor muyuz?" dedi Emir bozuk sesiyle.
"Oğlum siz benim gözümde bebeksiniz bebek," dedi Aslan. Gülmemek için önüme döndüm.
Merdo abi artık sinirlenmiş olacak ki artık rahat görünmüyordu. Ceplerindeki ellerini çıkardığında bize yaklaşan Baran'a kaydı gözlerim. "Ben Hastaneye geçiyorum," dedi.
"Haberdar et bizi, çok oyalanma annen merak ediyor seni," dedi Yağız Bey. Baran bizimle vedalaşıp arabasına bindi ve gitti. O sıra Sevda ve Merdo abi aralarındaki sürtüşmeyi sonlandırılmış olacaklar ki bize doğru geliyorlardı.
"Buram buram güzel kokular alıyorum,..." dediğimde Emir "Ne kokusu ne yiyecek benim canım midem?" dediğinde güldüm.
"Oğlum senin fikrin zikrin neden hep yemek?" dediğimde yanımıza geldiler.
"Savcım," dedi Seda direkt Yusuf'a bakarak.
"Ben adliyeye geçiyorum savcılıkla görüştükten sonra size haber veririm," dedi.
"Tamamdır Sevda, çok sağ ol." dedi Yusuf. Sevda başını sallayıp bana baktı.
"Seninle bu şekilde tanışmak peş hoş olmasa da tanıdığıma çok memnun oldum Aden. Tekrar geçmiş olsun," dediğinde yüzümdeki silinmeyen tebessümüm büyüdü.
"Ben de seninle tanıştığım için çok memnunum. Ayrıca çok teşekkür ederim..." dediğimde gülümsedi.
"Rica ederim bu benim görevim, görüşmek üzere," dedi ve biraz ilerimizdeki kırmızı arabaya doğru ilerlediğinde aklıma gelen fikirle ona doğru bir iki adım atıp "Sevda," diye seslendim. Bana döndü ve o da birkaç adım attı.
"Bu böyle kuru bir teşekkürle olmaz. Yarın akşam müsait misin?" dediğinde kaşları çatılır gibi oldu.
"Sanırım," dediğinde güldüm.
"Hem teşekkür niyetine hem de aile avukatımızı daha yakinen tanımak adına seni evimize yarın akşam yemeğine davet etsem bence kesinlikle kabul edersin," dediğimde kaşları bu sefer şaşkınlıkla hareketlendi.
"Ben," dedi ancak devam etmesine müsaade etmeden tekrar konuştum.
"Akşam tam sekizde. Adresi bilmiyorsan Merdo abi seni getirir," dediğimde "yok artık!" dediler ikisi de aynı anda.
"Var, var, var artık. Neyse ben seninle haberleşirim haydi öptüm görüşürüz."
Bu ani çıkışımdan sonra Sevda resmen arkasına bakmadan arabasına binip uzaklaştı. Merdo abinin kötü bakışlarını görmezden gelip arabaya geçtim. Diğerleri de arabaya yerleştiğinde yola koyulduk.
"Habu akan dereler," dedim duygusallıktan çok uzakta neşeli bir sesle.
"Denizlere dolacak, " deyip Yusuf'a döndürdüm bedenimi ve gülerek "söylesena güzelum sonumuz ne olacak..."
"Ah duman kara duman sardı dört yanımuzi," diyerek ban eşlik etti Emir o güzel sesiyle.
"Aden," diye çatılı kaşlarının altından söylenerek baktı bana.
"Yaaaaa ama çok yakışmadırlar mı hem ben aldım onlardan o enerjiyi olur onlar bak demedi demeyin," dediğimde Haydar abi ve Emir kahkahalarla güldüler.
"Vallahi haksılın ben de aldım onlardan o enerjiyi, yani Yağmur'la kaç yıllık sevgililerdi ama aralarında ne enerji vardı ne sinerji ama Sevda avukat... Adının hakkını verecek gibi ikisi de." dedi Emir.
"Bak gördün mü?" dediğimde güldü.
" O benim gibi tam boylar gibi ana Egeli baba Karadenizli değil tam Karadenizli yavrum. Merdo'nun tersi pistir, illallah ettirip ağlatacak kadar pistir şimdi kızar sana kalbini falan kırar beni onunla papaz etme." dediğinde tüm hevesimi kursağımda bırakmıştı resmen.
"Neyse," deyip sustum. ben susunca herkes susmuş Emir ara ara şarkı mırıldanmıştı.
Eve geri döndüğümüzde bizi harika bir kahvaltı sofrası karşıladı. Annemler her bir elden dopdolu uzun bir masa hazırlamışlardı. Masaya geçtiğimiz gibi çalan kapıyla masaya tam oturacakken kapıyı gidip açtım.
"Baran," dediğimde içeri girdi.
"Duydum ki harika bir kahvaltı hazırlanmış kaçırmak olmazdı," dediğinde gülümsedim. Masaya gittiğimizde Zümrüt Hanım oğlunu gördüğü gibi oturduğu sandalyeden kalkıp Baran'ın yanına gelip boynuna sarıldı.
"Oğlum, hoş geldin annecim..." dedi sıcacık sesiyle. Zümrüt Hanım sadece bana değil, artık tüm çocuklarına karşı yumuşak, nazik ve sevgi doluydu.
"Hoş buldum annem," dedi Baran da.
"Dikilmeyin da orada öyle geçin hayde..." dedi Yavuz dedem. Kahvaltıdan sonra rutin bir gün geçirirken Yusuf boğazını temizleyip anneme döndü.
"Bu gece izniniz olursa Aden'i dışarı çıkarmak istiyorum. Malum sevgililer günü bugün," dediğinde yaşadığım aydınlanmayla yerimde doğruldum.
"Ayy ben unutmuşum ya bunu." dediğimde birkaç kişi güldü.
"Vallahi hepimiz unutmuşuz torunum," dedi Tahir dede.
"Meryem'im ne dersin götüreyim mi seni bir yerlere?" diye sorduğunda Güneş "Yaaaa," diye bir tepki verdi.
"Ben de Güneş için izin alayım o zaman izin var mı?" dedi Emir Zümrüt Hanım'la Yağız Bey'e bakarak.
"Bugün sevgililer günüyse madem, herkes istediğini yapsın," dedi Yavuz dedem.
Güneş ve Emir evden ayrıldıklarında bende sonunda hazırlanmamı bitirdim, Yusuf'a aldığım hediyeyi çantama koyup aşağı indim. Dedemler hep birlikte çiftliğe gitmeye karar verince annemlerde çift olarak yemeğe çıkmaya karar verdiler. Merdo da Gazel yengeyi dışarı çıkmaya ikna ettiğinde evde kalacak olanlar belli olmuştu.
"Çıktı mı herkes," diyerek salona ilerlediğimde Aslan uzandığı koltuktan başını bana çevirdi.
"Çıktılar abim," dediğinde yanına gidip ayak ucuna oturdum.
"Yakışmış," dedi Doğu.
"Ben de çok beğendim, çok teşekkür ederim..." dedim. Geçen gün dışarı çıktığımızda hepimize hediye almıştı. hepimizden kastım ailenin tüm kadınlarıydı. Bana çok güzel bir elbise almıştı.
"Siz ne yapacaksınız?" dediğimde Baran, Kerem'le birlikte yanımıza geldi. Ellerinde cips, çerez dolu kaselerin olduğu tepsiler vardı.
"Tam boylar ve fındık kurdu farkıyla kardeşler günü yapacağız," dedi Baran.
"Kuroku Basketbolu'nun dizisi varmış onu izleyeceğiz," dedi Kerem. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Gözlerimi Baran'a çevirdim. Normal görünüyordu, içi kötü olsa da dışı şimdilik iyi gibiydi.
"Gece eve dönüyorsun ona göre," Aslan'a sol kaşımı kaldırarak baktım. Yüzünde sinsi, eğlenceli bir ifade vardı.
"Abin ne derse o kızım, o savcı da gelsin ona da diyeceğim. Yok öyle gece gece dışarıda olmak. Bak saat daha üç akşam onda evdesin!" dediğinde kapının çalması bir oldu.
"Hadi gel de," dedim kalkıp kapıya ilerledim. Kapıyı açtığımda Aslan beni köşeye itekleyip yusuf'un karşısına geçti.
"Hayırdır?" dedi Yusuf. Beyaz, kalın yün kabanımı giyinip vestiyerin dolabından yine beyaz renkte kalın tabanlı postal botlarımı çıkarıp giyindim.
"Akşam tam onda eve gelmiş olacak Aden," dedi Aslan.
"Onu kim diyor?" dedi Yusuf alayla.
"Ben," dedi Aslan kararlılıkla.
"Sen... Ne sıfatla?" dediğinde Yusuf'a çatık kaşlarımla baktım ancak o gülüyordu.
"Abisi sıfatıyla, en büyük öz mü öz abisi sıfatıyla... Sen de biraz abi sözü dinle bence canım kan kardeşim benim," dedi Aslan.
"Ulan it sırf sevgililer günü diye gıcıklık yaptığını bilmiyor muyum ben senin?" dedi Yusuf.
"intikam soğuk yenirmiş abim, sen benim sözümü dinle," dedi Aslan ve bana döndü. Yanağımdan bir makas alıp şakağımdan öptü.
"Saat onda evde oluyorsun, haydi iyi eğlenceler size..."
"Ulan Aslan," diye homurdandı Yusuf.
"Ne oluyor?" dedim. Evden çıkıp arabaya doğru ilerledik.
"Yusuf?"
"Mazinin acısı yavrum, öz mü öz olan en büyük abin benden intikam alıyor," dediğinde adımlarım durdu.
"Neyin intikamı?" dediğimde kaşının üzerini kaşıyıp gözlerini benden kaçırıp ofladı.
"Kan kardeşliği kurallarımıza ihanet edemem, üzgünüm sevgilim." dediğinde gülerek "ne?" dedim. omuz silkti.
"Bu kan kardeşliği kuralları burnuma kötü kokular getirdi sevgilim," dediğimde yutkundu.
"Neyse ki cumhuriyet savcısıyım," dediğinde "aa aaa şuna bak!" diye bir tepki verdiğimde güldü. Arabanın önüne geldiğimizde perçemime parmağını dolayıp okşadı.
"Sen ne güzel olmuşsun, ilk defa böyle görüyorum saçlarını çok yakışmış güzelliğime." dedi. Saçlarımı maşalamış dağınık dalgalı bir hale getirmiştim.
"Ben hep güzelim de sen son zamanlarda hep köşelerden köşelerden kaçıyorsun be sevgilim. Hakkında hayırlısı artık," dedikten sonra yolcu koltuğuna yerleştim. Yola çıktığımızda radyoyu açtım. Hemen her radyo kanalında Karadeniz şarkıları çalarken rastgele bir kanalda durdum.
"Yavrum," parmaklarıyla çenemi tutup başımı kendisine çevirdi.
"Hımm," dediğimde kısa bir an bana bakıp yola tekrar odaklandı. Parmakları hâlâ çenemdeydi.
"Bozuldun mu sen bana?"
"Yoo," iç geçirdim. "Merak ettim sadece..." dediğimde güldü.
"Aslan abinin haberi olmadan sana bir şey anlatamam güzelim. O da aynı şekilde o yüzden sen bu intikam olayını kuralları unut bugüne odaklan." dediğinde ona hak verdim.
"Doğru diyorsun," dedim. Uzanıp yanağından peş peşe sesli sesli öptüm.
Eğlenceli yolcuğumuzun sonuna geldiğimizde arabanın içinden etrafı gözetledim. Yerleşim alanlarından uzak göl kenarında bungalov evlerin olduğu bir yere gelmiştik. Arabadan indiğimizde el ele önce bir yetkiliyle görüşüp üç dört tane yan yana dizilmiş üçgen formdaki küçük bungalovlardan ikincisinin önünde durduk.
"Yusuf Bey, istediğiniz her şey hazır efendim, iyi eğlenceler, iyi günler..." bize eşlik eden görevli gidince bungalova geçtik.
"Yusuf," dedim şaşkınlıkla.
Bungalov, ahşaptan yapılma küçük bir odadan oluşuyordu. Kenarda bir yatak varken tam ortada bir şık bir masa vardı. Heryerde kırmızı kalpli balonlar, yerlerde mum ve gül yaprakları vardı. Yatağın üzerinde büyük bir gül demeti ve paket vardı.
"Ulan alt tarafı biraz hazırlayın dedim her yeri gül yapmışlar," dedi.
Yemek masasının başında durmuş etrafa bakınıyordu. Yanına gidip kollarımı beline doladım ve çenemi göğsüne yaslayıp ona baktım. "Savcım ne kadar romantik olduğunuzu unutmuşum..."
"Romantiğiz de güzelim her yeri gül yapmaya da gerek yoktu," dediğinde kıkırdadım. Parmak uçlarımda yükselip çenesini öptüm.
"En azından zamanında kutladığımız özel bir gün," dediğimde sinirleri bozulmuş olacak ki güldü. Burnumu öpüp "kutlamaların bir önemi yok bebeğim, benim seninle geçirdiğim her gün özel zaten..."
"Bazen öyle şeyler söylüyorsun ki nasıl cevap vereceğimi bilemiyorum Yusuf," dediğimde güldü.
"Hanımefendi, bana bu yemekte eşlik etmek ister misiniz?" dedi.
"Seve seve beyefendi..."
Üzerimizdeki kabanlarımızı çıkarıp masaya geçtiğimizde Yusuf elbise hakkında yorumlar yapıp uzun çorap ya da daha uzun çizmelerimi giymediğim için kızdı. "Ama külotlu çorabım yoktu, hem bu elbiseye ayağımdaki ayakkabılar çok yakıştı," dediğimde bana laf yetiştiremeyeceğini anlamış olacak ki ellerini teslim olarak havaya kaldırdı.
"Sen bir yatak döşek hasta yat bak benim dilimden kurtulabilecek misin?" dediğinde tatlı tatlı sırıttım.
"Sen bana kıyamazsın ki," dirseklerini masaya yaslayıp çenesini birbirine yasladığı ellerine dayadı.
"Kıyamam, gözümden bile sakındığıma nasıl kıyayım..."
Yemek yemiş, dans etmiş, sarmaş dolaş birbirimizi izlemiş gözlerimizle birbirimizi sevmiştik. Yusuf yatağın üzerindeki gülü ve paketi alıp masaya geldi. Sandalyesini yanıma çekip oturdu.
"İlkler güzel olmalı," dedi ve gülleri uzattı. Demeti aldıktan sonra yanağını sevip küçük bir öpücük bıraktım dudaklarına.
"Al bakalım," dedi ve küçük karton torbayı uzattı bu sefer.
"Alayım bakalım," dediğimde güldü. Torbanın içindeki paketi çıkartıp açtığımda içinde küçük, lacivert kadife bir kutu vardı. Yüzük kutusuydu. İrice açılan gözlerimle ona baktığımda beni gülerek izliyordu. "Yusuf?" dediğimde yanağımı sıkıştırıp öptü.
"Heyecanlanma henüz evlilik teklifime daha var," dediğinde kıkırdadım. Kutuyu açtığımda karşılaştığım yüzük çok güzeldi.
"Yüzük takmayı pek sevmiyorsun ama bunu görünce senin olmalı dedim. Senin bu güzel parmaklarında çok güzel durur," dedi ve eğilip kutuyu tutan parmaklarımı öptü. Yüzüğü kutudan çıkarıp sol elimi kendisine çekti. Elimin üzerini ve avcumu öpüp yüzüğü işaret parmağıma geçirdikten sonra yüzük parmağımı okşayıp öptü.
"Bu parmağa geçecek olan yüzük daha da güzel olacak," dediğinde ona sarıldım.
"Hissediyorum yakında böyle şımarık küçük bir kız çocuğu, kimsenin haz etmediği havalı tipler olur ya kesin öyle birisine dönüşeceğim sizin yüzünüzden," dedim dalga geçercesine. Çenemi tutup yüzüme baktı.
"Şımaran o kız çocuğuna kurban olurum ben, şımarsın şımaramadığı her an için şımarsın yavrum başım üstüne, " dediğinde yüzümü göğsüne gömüp kalbinin üzerinden peş peşe öpüp kokusunu soludum. Bir süre öylece soluklandıktan sonra aklıma gelen hediyemle heyecanla geri çekildim kolları arasında.
Sandalyeden kalkıp yatağın önündeki uzun puf koltuğun üstündeki çantamdan hediyemi alıp tekrar Yusuf'un yanına geçtim. Elimdeki paketi ona uzatıp "ilk sevgililer günümüzün anısına, güzel anlarımızla kahkahalarımızla dolu günlerimiz olsun sevgilim," dedim.
Paketi almadan önce alnımda ve yüzümün hemen her tarafında dudaklarını gezdirdikten sonra paketi aldı. Yüzünde aptal bir sırıtış vardı. Yüzümde asla silinmeyen bir gülüşle izliyordum onu.
Gülerek ve şaşkınlıkla "bileklik?" dediğinde kaşlarım çatıldı.
"Beğenmedin mi?" diye sordum telaşla.
"Beğendim sevgilim, sadece..." dedi ve güldü.
"Aslan'la mı çıktın hediye almaya?" dediğinde başımı salladım.
"Dürüst olmam gerekirse ben unutmuştum. Çarşıya çıktık ya o gün Doğu sayesinde hatırladım. " başını sallayıp uzandı ve burnumun ucunu öptü.
"Yusuf, beğenmedin değil mi? Dedim ama ben Aslan'a başka bir şey alayım diye..." Yusuf kahkaha atıp beni göğsüne çekti.
"Hem sen nereden anladın Aslan'la aldığımı?" dediğimde daha da çok güldü.
"Yavrum ben de bu bilekliğin aynısından var," dediğinde şaşkınlıkla ona baktım.
"Aslan, 27. doğum günümde almıştı..." dediğinde gözlerim kısıldı. Sinirle geri çekildiğimde Yusuf'un dizindeki kutu yere düştü.
"Ben de diyorum ki bu adam neden hediye alırken bu kadar güldü eğlendi!" dedim. Yusuf gülerek yere düşen kutuyu aldığında kutudan bir not kartı düştü. Yusuf onu alıp okuduğunda gülüşleri etrafımızda yayıldı. Kartı elinden aldım.
"Sevgilim, kumama hediye seçiminde yardımcı oldum. Artık hem benimkini hem onunkini takarken ikimizi de hatırlarsın. Öptüm, adios! Aslancığın <3" Yusuf gülüyordu.
"Ama bu resmen bana kurulmuş bir komplo," Yusuf'un başı gülmekten geriye doğru gittiğinde göğsüne yumuşak bir fiske vurdum.
"Yusuf,"" dedim bozuk sesimle.
Beni kucağına çekip yanaklarımı sıka sıka sevip sesli sesli buseler kondurdu. Ben de onun yanaklarını öpüp hatta sıkmaya ve ısırmaya başladığımda gülerek yüzünü geri çekmeye çalıştı ancak rahat durmadım.
"Aden," dediğinde çenesini gülerek ısırdım.
"Ah, acıdı be kızım..." dedi sitemle. Omuz silktim, ısırdığım çenesini öpüp alnımı yanağına yaslayıp boynuna sıkıca sarıldım.
"Benim hediyemi tak tamam mı?" dediğimde güldü.
"Gülme ama... Aslan'a da göstereceğim gününü," eli enseme gitti.
Alnımı yasladığım yüzünü geri çekip burnunu burnuma sürtüp dudaklarımızı mühürledi. Bir sandalye üzerinde kucak kucağa dakikalarca tükettik birbirimizi. Elleri çıplak bacaklarımda dolanıp elbisenin sınırlarında dolandı. Ben omuzlarında, pazularında gezindim parmak uçlarımla.
"Şimdi izninle savcım, tenim tenine değmeli..." dedim. Gömleğinin düğmelerini gözlerimi gözlerinden ayırmadan çözdüm. Rahat kucağında uslu durmuyor kıpırdandıkça kıpırdanıyordum bir yandan da. Gömleğini teninden sıyırdıktan sonra parmaklarımı teninde gezdirdim.
"Düğündeyken," dedim dudaklarına doğru fısıldayarak. Belimdeki ellerini kalçalarıma kaydırıp beni biraz daha kendisine çekti. Elbisem belime kadar toplanmıştı.
"Sen orada öyle horon teperken ben nefes nefese seni izledim. Seni izledikçe arzuladım. Fırsatım olsa seni bir köşeye çekerdim." gür kahkahası tenimde süzüldü.
"Oynak Aden'ime bak sen," gülerek çenemi öpüp boynuma indirdi dudaklarını.
Çenesini ısırdıktan sonra ben de onun boynuna yöneldim. Dudaklarım boynunu talan ederken ellerimi gövdesinden kaydırıp pantolonun kemerin götürdüm ve fevri hareketlerle kemeri çözdüm. Siyah pantolonun düğmesini açıp fermuarını indirdiğimde boynumdan koptu. Yüzümü elleri arasına alıp dudaklarıma ısırıklar bıraktı.
"Yusuf," dedim nefeslerimin arasından.
"Canım," dedi tenimde dolanırken.
"Beni sevsene..." ellerini belime sarıp ayağa kalktığında bacaklarımı beline kollarımı da boynuna sardım. Dudaklarımız birbirlerine tutkuyla kavuştuğunda yatağa gidene kadar hırçın tavırlarımızla öptük birbirimizi. Soluklarımız birbirine çarptığında beni yatağa bıraktı. Dirseklerim üzerimde yükseldiğimde üzerimden çekilip yatağın başında durdu ve gözlerini kararmış bakışlarıyla bedenimde gezdirmeye başladı. Bana bakışları tenimi karıncalaştırıp içimdeki yangını büyüttü.
Bir dizini yatağa yaslayıp üzerime eğildi. Belimde toplanan elbiseyi başımdan çıkartıp bir köşeye fırlattı. Karşısında sadece çamaşırlarımla kaldım. Tekrar doğrulduğunda peş peşe ıslık çaldı.
"Bu güzelliğin meleklere haksızlık," dediğinde kıkırdadım. Beni yatağın ucunda sallanan ayağımdan tutup kendine çekti. Ayakkabılarımı çıkardığında mor üzerinde kuzu motifleri olan çoraplarımla kalakaldım.
"Ama yaa!" diye serzenişte bulunduğumda güldü. Tuttuğu ayağımı bileğimden öptükten sonra bıraktı. Ayaklarımı yatağa yasladım. Eliyle bacaklarımı araladı ve o boşluğa bedenini soktu.
Önce dudakları sonra dili istila etti dudaklarımı. Git gide sertleşen tavrıyla beni titretirken boynuna sıkıca sardığım kollarımı çözdüm. Parmak uçlarımı omuzlarında, kollarında, belinde gezdirdim. Tırnaklarım çok uzun olmasa da tenine ufak tefek çizikler attım.
Dudaklarını çeneme kaydı, aldığım nefes ciğerlerimi yaktığında sırıttım. Bu hissi seviyordum. Çenemi ısırıp boynuma düşürdü dudaklarını. Kasıklarını kasıklarıma çarpıp kendini sertçe bana yasladığında inledim. Baskısını kesmedi, hata daha da arttırdı. Dudakları boynumu talan etmeye başladığında göğsünün altında ezilen göğüslerimi sutyenimin altından avuçladı ve sertçe sıkıp parmaklarını göğüs uçlarımda dolandırdı. Ellerinin yerini dudakları aldığında "Haaa.. Aaaa," gibi saçma bir inleme döküldü dudaklarımdan.
"Aklımı yitiriyorum amına koyayım," dediğinde ettiği küfre koca bir kahkaha patlattım.
Boğazımı ısırdığında gülerek saçını çekiştirdim. Isırdığı yeri öpüp diliyle ıslak izler bırakarak gerdanıma kaydı. Küçük ısırıklar, buseler konduruyor göğüslerime kaydıkça etimi emip dişleri arasında sıkıştırıyordu.
Dudakları uzun, çok uzun kaldı tenimde. Nefes nefeseydim dudaklarının altında. Elleri sıkıca belimi kavramış kasıklarımızın arasında bir boşluk dahi olmayacak şekilde kendini bastırmaya ara devam ediyor ara sıra sürtünüyordu. Sütyenimi çıkardıktan sonra göğüslerimde dolanan dudakları tekrar dudaklarımı bulduğunda kısa kısa ıslak öpücükler bırakıp yanağıma, kulağımın arkasına, omuzlarıma ıslak darbeler bıraktı.
Islak darbeleri tekrar gerdanımda, göğüslerimde gezindikten sonra karnıma kadar indi. Karnımla kasık başlangıcımın arasına öpücükler kondurup alnını oraya yasladı. "Bir gün," dedi nefes nefese.
"Bir gün tam burada bizden bir parça olacak," dedi tenimde dilini gezdirip öptükten sonra. Kesilen nefeslerimle tebessüm ettim. Ondan bir parçanın hayali bile küt küt atan kalbimi daha da hızlandırdı. Yusuf'tan bir can...
"Ama o güne kadar," dedikten sonra yatağın önünde dizlerinin üzerine çöktü. İki bacağımı baldırlarımdan tutup beni yatağın ucuna çektikten sonra bacaklarımı omuzlarına yasladı ve sıcak nefesini bacak arama üfledi. "teninde sadece ben hayat bulacağım," dedikten sonra parmakları kadınlığımda dolandı. Islaklığımı tüm kadınlığıma yaydıktan sonra bacağıma bir öpücük kondurdu.
"Bu görüntüne bile dayanamayacak haldeyim be kadın," dedi.
Ondan farksız sayılmazdım. Dirseklerimin üzerinde bir kez daha yükselip ona baktığımda sırıtıp dudaklarını kadınlığıma yasladı. Sadece birkaç saniye öylece durduktan sonra ıslak dili benim ıslaklığıma karıştığında şuurumu kaybettim. Başım geriye düşerken bedenimi yatağa bıraktım. Kalbimin hızlı atışlarını boğazımın ortasında hissederken kafamın içinde kıvılcımlar büyüyüp büyüyüp koca bir alev topuna dönüşüyordu sanki.
Dilinin darbeleri beni inim inim inletirken dudakları göğüslerime uzanıp sıktığında yatakta kıvranıp çığlık attım. Sol avcumu hızla dudaklarıma bastırdığımda bu halime gülmeden edemedim. Kaldığımız bu yerde evler birbirine çok yakındı ve birilerinin bir ses duyma olasılığı bile utançla kızarmama yetmişti.
Tepeme noktama aniden geçirdiği dişleriyle büyük bir çığlığım avucumda patladığında boğuk bir ses yayıldı odaya. Hissettiğim tutku, hissettiğim doluluk beni ağlatacak kadar kuvvetliydi.
"Yusuf," dedim nefes nefese.
Gözlerim ona kaydığında sağ elimi uzun saç tutamlarının saçında olduğunu fark ettim. Yusuf'u kendime bastırıyordum... Saçlarını avuçladım ve başını çekiştirdiğimde geri çekildi. Onun çekilen sıcaklığından sonra kadınlığıma çarpan serin rüzgar tatlı bir sızı bıraktığında gözlerim kaydı.
Yusuf belimi tek koluyla sarıp beni yatağın ortasına taşıyıp geri çekildi ve pantolonunu iç çamaşırıyla birlikte çıkardı. Bu sefer gözlerimi kaçırmadım tıpkı onun gibi bedenini süzüp tıpkı onun gibi ıslık çaldığımda "serseri," dedi ve yanıma geldi. Aralı bacaklarımın arasına bir kez daha yerleşti.
"Yusuf," dedim kesik kesik çıkan sesimle.
"Güzelliğim," dedi.
Dudakları boynumda, elleri bedenimde geziniyordu. Dudaklarımın hemen önündeki çenesini ısırıp emdim. Dudaklarım çenesinin altına kaydığında ellerimi tıpkı onun yaptığı gibi bedeninde dolaştırdım. Bir elim göğsünde dururken diğerini karın kaslarının üzerinde dolandırdıktan sonra daha aşağılara indirdim ve kadınlığıma yasladığı erkekliğini kavradım, sertçe çekiştirdiğimde inledi.
"Aden..." dedi. Bu sefer inleyen oydu.
Dudaklarımı boynuna kaydırdığımda avcuma sığmayan erkekliğini daha olurunda hareketlerle çekiştirmeye başladığımda hızlı nefesleri kulak mememe vuruyordu. Bir yerden destek alama ihtiyacı duyduğunda onu omuzlarından ittirip yatağa yatmasını sağladım.
"Sayın savcım, müsaadelenizle..." uzandığı bedenin üzerine çıkıp kucağına yerleştim. Ellerimi boydan boya gövdesinde gezdirdikten sonra üzerine eğildim. Göğsünün ortasını öpüp boynuna doğru ilerledim ve orada oyalandım. İz bırakmamak için kendimi dizginledim. Boynundan göğsüne kadar gezdirdim dudaklarımı. Göğüs ucunu birden ısırdığımda bana şaşkın şaşkın bakıp güldü. Biraz daha aşağılara kayıp kasığına geldiğimde dizlerinin biraz aşağısına oturup parmaklarımı karnına doğru uzanan erkekliğinde gezdirdim. Parmaklarımı etrafına sarıp okşadığımda inledi. Onun bana yaptığını yapmak için üzerine eğildiğimde "hop hop," dedi ve beli belimden tutup göğsüne çekti.
"Ne?" dediğimde başını sağa sola sallayıp güldü.
"O kadar da değil yavrum..." dediğinde "ama sen de yaptın?" dedim.
Bir şey demedi ve beni tekrar yatağa yatırdı, yanıma gelmeden önce çıkardığı pantolonunu aldı ve cebinden bir şey çıkardı. Ne çıkardığını görmek için gözlerimi kıstığımda gördüğüm şeyle güldüm.
Prezervatifi taktıktan sonra yanıma geldi ve bacaklarımın arasına girerek üzerime eğildi. Tekrar tutkuyla öpüşmeye başladık. Geçip giden her saniye daha da kuvvetleniyor daha da nefes kesen bir hal alıyordu. Geri çekildiğimizde nefeslerimiz titrek ve gürültülüydü. Gözlerimiz birleştiğinde yüzümüzdeki tebessüm bakiydi. Başımı salladığımda bacaklarımı biraz daha aralayıp kendine yer açtı. Güçlü bir nefes alıp verdikten sonra bedenlerimiz birleştirdi... Birleştiğimiz anda ikimizin de bir an nefesi kesildi. Alınlarımız birbirine yaslı, ellerimiz birbirine kenetliydi.
"Yavrum," dedi boğuk sesiyle. Kapalı gözlerimi aralayıp ona baktım. Canımın acıyıp acımadığını anlamak ister gibi bakıyordu.
"Devam et sevgilim, iyiyim..." yavaş olmaya özen göstererek içimde hareketlendiğinde birbirine sürtünen bedenlerimizin verdiği hazla gürültülü nefesler aldım.
Seksin gerçekten hissettirdiği şey tıp kitaplarında, romanlarda okuduğum ya da filmlerde izlediğimden daha fazlasıydı. Seks saf bir zevkti. Onu bu kadar tutkulu ve arzulu yapan şey kiminle yaptığındı. Sevdiğin, tenine dokunmak için can attığın, dokunmaya kıyamadığınla bu zevki tatmanın bir tarifi yoktu...
Yusuf'un hızlanan git gelleri nefesimi keserken kollarımı ensesine bağlayıp belimi ona eşlik etmek için kaldırdığımda "Siktir," dedi nefes nefese.
"Dur böyle yavrum," dizleri üzerinde yükselip iki eliyle belimi kavradı ve içime daha da sert çarpmaya başladı.
"Yusuf... Ah!" dirseklerimin üzerinde yükselip kalçamı ona uyumlu olarak hareket ettirmeye başladığımda adımı inleyerek başını geriye attı. Güçlü vuruşları gittikçe inlemelerimizi daha da artıyordu.
Belimi bırakmadan tekrar üzerime eğildi, dudaklarımdan öpüp göğüslerime indi. Sıkı duvarlarım onun varlığıyla genişleyip sızlıyordu. "Ah..." diye güçlü bir iniltiyle kollarını sıkı sıkı tuttum.
"Bu..." dedi nefes nefese. Kelimeler dudaklarından kesik kesik çıkıyordu. "bu çok fazla..." dediğinde sırıttım. Kollarımı omzuna dolayıp belimi bir kez daha kaldırdığım "of... Aden," dedi inleyerek. Geçen her an daha da hızlanıyor, sertleşiyor ve vahşileşerek sona doğru tırmanıyorduk.
"Yusuf," dedim nefes nefese. Sesim boğuk çıkıyordu. "Ben, ben dayanamıyorum," dediğimde "birlikte," dedi ve sertçe dudaklarıma yapıştı. Saniyeler sonra tırmandığımız o tepeden birbirimize karışarak nefes nefese düştük. İkimizde yaşadığımız bu yoğunluğun etkisiyle tir tir titrerken kucak kucağa durduk dakikalarca.
Terden nemli olan tenimi öpüp başını göğsüme yasladı. "Çok güzelsin," dedi dingin bir sesle.
"O kadar güzelsin ki," gözlerini bana çevirdi, parmakları yüzümde gezindi. "Güzelliğin karşısında yok olup gidiyorum," dediğinde saçlarını sevdim.
"Yusuf," dedim uyuyacakmış gibi çıkan sesimle.
"Yusuf'un canı..."
"Beni hep böyle sev tamam mı?" dediğimde güldü. Yüzünü kaldırıp yüzümün hizasına geldi. Alnımı, burnumu, dudaklarımı öpüp tenimi okşadı.
"Seni geçip giden her an daha da çok seveceğim, daha çok aşık olacağım, daha çok tapacağım sana... Tıpkı senin gibi seveceğim seni," dediğinde gözlerim dolu doluydu.
Ne ara uyuduk ne ara uyandık anlayamadığım bir saat diliminde çalan telefonumla sıçrayarak uyandım. Yusuf'u uyandırmamaya çalışarak yataktan çıkıp çantamı yerden aldım ve telefonumu içinden çıkardım. Saat gecenin on biriydi. Aslan birkaç defa aramış bir iki tane mesaj atmıştı.
ASLAN:
Saat tam on neredesiniz?
Neden açmıyor o savcı bozuntusu telefonu
Adennnnnn
Ben ne dedim sizie insan biraz abi sözü dinler!
Neyse şimdi bana ters teper o savcı,
tamam gelmesenizde olur...
O kurt bakışlıyı uzak tut kendinden.. öptüm canım kumam
"Manyak ya!" dedim gülerek. Telefonla yatağa döndüğümde Yusuf homurdanarak yan döndü, kolunu belime atıp beni kendisine çekti. Göğsüne tekrar sokulup telefonda gezindim.
Yusuf yarım saat kadar sonra uyanmıştı. O da telefonuna baktığında ona da Aslan tarafından benzer mesajlar gelmişti. Yusuf gülerek Aslan'a cevap verdikten sonra telefonunu kapatıp komodine bırakmıştı.
"Gece buradayız yavrum, bakma öyle..." dediğinde kaşlarımı çattığımı yeni fark ediyordum.
"Ne demiş?" dediğimde gülüşü büyüdü.
"Kumamı kendinden uzat tut demiş," dediğinde bir kendime bir Yusuf'a baktım ve güldüm. Aniden Yusuf'un kucağına çıkıp oturduğumda sırıtıp doğruldu. Kucak kucağa oturduk yatağın ortasında.
"Madem uzak kalalım istiyor bizde kalırız," dediğimde güldü. Ellerini belime sardı.
"Kalalım," dedi...
Gece boyunca defalarca birbirimizi tüketip tenlerimizde soluklandık. Geceyi sabaha kattığımızda bir kez daha nefes nefeseydik. Yusuf beni kucağından indirmeden ayaklandığında başımı omzuna yasladım. Uyumak üzereydim. Banyoya girdiğimizde beni kapağı kapalı klozetin üzerine bırakıp küçük küvete yöneldi. Giderini kapatıp suyu açtığında yanıma gelip önümde diz çöktü.
"Üşüdün..." dediğinde üşüdüğümü yeni fark ediyordum.
"Çoraplarım beni sıcak tutuyor," dediğimde ayaklarıma bakıp güldü. Çoraplarımı çıkarıp beni belimden tutup kucağına aldı ve küvete bıraktı. Sıcak suyla bedenim anında gevşerken Yusuf arkama yerleşip beni göğsüne çekti.
"Uyuyacağım," dediğimde karnıma sarılı kolları tenimi okşadı.
"Uyu bir tanem, taşırım ben seni yatağa," dediğinde gözlerim çoktan kapanmıştı...
Öğlene doğru eve döndüğümüzde herkese uzaktan selam verip odama çıktım. Kendime temiz kıyafetler ve bornozumu çıkardım. Üstümdeki elbisemi çıkardığımda odamın kapısı çalınmadan açıldı. Korkuyla sıçrayıp elbisemi üstüme tuttum. Kapıya baktığımda Güneş'i gördüm.
"Kızım neden dan giriyorsun?" dedim azarlayarak. Önce bir durdu sonra kapıyı kapatıp yanıma gelip yatağa zıplayarak uzandı.
"Benden başka odana dan diye giren mi var neden korktun?" dediğinde gözlerimi kaçırdım. Korkmak değildi de göğüslerim ve karın bölgemde birkaç küçük kızarık ve morluklar vardı dün geceden yadigar.
"Aden?" dedi. Doğrulup bağdaş kurarak oturdu. Elbiseyle hâlâ kendimi kapatıyordum.
"Hımm," dedim ve yataktaki bornozumu aldım. Ona sırtımı dönüp hızlıca bornozu giyindiğimde "oha!" diye bağırdı.
"Aden?" dedi hem şaşkın hem de coşkulu sesiyle.
Ne oldu?" dedim ona dönerek. Gözleri iri iri açılmış dudaklarını iki metre aralamıştı tabir-i caizse.
"Senin belindeki o izler ne?" kaşlarım anında çatıldı.
"Ne izi?" yatakta dizlerinin üzerinde doğrulup sürünerek yanına gelip kollarımdan geldi.
"Sırtındaki izler, Düştün mü bir yere mi... Ayyy yoksa siz?" dedi ve dudaklarını elleriyle örttü.
"Güneş!" dedim tersleyerek ve gözlerimi kaçırdım.
"Kaçırma o mavişleri bak bakayım sen bana," daha demin ki şaşkın Güneş'ten tam olarak kız kardeş Güneş moduna geçiş yaptı. Ona alttan alttan baktığımda "hadi canım!" dedi coşkuyla ve güldü.
"Cidden mi?" dediğinde "Güneş ya," dedim.
"Yere bakan yürek yakanlara bakın siz... Cık cık cık eh annem haklıymış ateşle barutsunuz sonuçta," hem konuşuyor hem kıkırdıyordu. Utançtan kızarıp bozardığımda yüzmü ellerime kapattım.
"Aman da aman, aman da aman," dedi ve ellerimi yüzümden ittirip kızaran yanaklarımı sıkıştırdı.
"Baştan mı çıkardın kız adamı?" o kadar komik bir şekilde konuştu ki gülmemi engelleyemedim.
"Çok fenasın var ya!" dediğimde "ben mi?" dedi abartılı bir tepki vererek.
"Bana bak o dilini sıkı tut annemin kulağına gitmesin," dedim.
"Aşk olsun ama boş boğaz mıyım ben?" durdu, kaşlarını çattı ve "ucundan, çok azıcık ama bu hayat memat meselesi hem somut olarak bir takunya da var merak etme sen." dedikten sonra dudaklarına hayali bir fermuar çekti.
"Kardeş sözü, gördüğüm duyduğum her şeyi unutacağım, tabii önce bir dedikodusunu yapmadan olmaz," dediğinde bozulan sinirlerimle güldüm.
"Gece vallahi bırakmam seni," dediğinde geçiştirerek başımı salladım. Onu odamda bırakıp banyoya geçtim.
Duş aldıktan sonra giyinip aşağı indim. Herkes her zaman ki gibi bizdeydi. Salona geçtiğimde sadece beyler vardı. Hepsine selam verip Kerem'i öptüm. Aslan bana gıcık gıcık bakınca gözlerimi devirip mutfağa geçtim.
"Balık mı var akşama?" diyerek içeri girdim.
"Sıhhatler olsun bebeğim," dedi Güneş imalı imalı gülerek.
"Sağ ol gün güzelim sağ ol," dedim.
"Akşama hamsi var kuzum, Kerem geldiğinden beri isteyip duruyor," dedi Kiraz babaannem.
"Babaanne hamsisi?" dediğimde "ta kendisi," dedi Zümrüt Hanım gülerek.
"Ispanaklar tamam," diyerek mutfağa annem ve Sema abla girdi. Annem yanıma geldiğinde yanağından öpüp "annecik ne haber?" dediğimde çatık kaşlarıyla beni bir süzdü.
"Anne bak yapabilmiş miyim?" diyerek elinde bir tepsiyle yanımıza geldi Güneş. Tepsinin içinde küçük hamur bezeleri vardı. Annem bakışlarını benden çekip Güneş'e döndüğünde tuttuğum nefesimi bıraktım ve direkt Gazel yengenin yanıan gidip oturdum.
"Kolay gelsin yengelerin en güzeli," dedim. Antep fıstığı ayıklıyordu.
"Teşekkür ederim kızım," dedi. Önündeki poşetten bir avuç fıstık alıp yemeye başladığımda aklıma birden Sevda avukat geldi. Doğru ya ben onu yemeğe davet etmiştim.
"Babaanne?" dediğimde ayıkladığı balıklardan başını kaldırıp bana baktı.
"Akşam yemeğine masamızda bir misafire yer var mı?" dediğimde "kim?" dedi.
"Yeni aile avukatımızmış Sevda Hanım, yakından tanıyalım diyorum..." dediğimde babaannem bir bana bir balıklara bir etrafına bakındı.
"Hem," dedim heyecanla.
"Belki bu akşam yeni başlangıçlara açılacak olan bir kapı olur," dedim.
"O ne demek şimdi?" dedi Sema abla. Sırıttım ve ayıkladığım fıstığı ağzıma attım.
"Bilmem," dedim uzatarak.
"Olur kuzucuğum, fazladan fazladan var balığımız," dediğinde oturduğum yerden kalktım babaannemlerin yanına gidip ikisini de öptükten sonra mutfaktan çıktım. Salona geçtiğimde yan yana oturan Yusuf ve Baran'ın önünde durup "yer açın," dediğimde gülüp kaydılar. Aralarına girdiğimde kapüşonlumun ön cebinden telefonumu çıkarttım.
"Sevda'nın numarasını alayım," dediğimde bakışları beni buldu.
"Hadi," dediğimde Yusuf telefonunu cebinden çıkartıp rehberini açarak bana uzattı. Av. Sevda Gezgin adıyla kayıtlı olan numarayı kendime yollayıp kaydettikten sonra numarayı aradım.
"Alo," diye konuştu naif sesiyle.
"Sevda merhaba, Aden ben," dedim. Herkes pür dikkat beni izliyordu.
"Aden... Merhaba," dedi şaşkınlıkla.
"Dünkü davetim için aradım, geliyorsun değil mi?" bir süre durdu boğazını temizledikten sonra konuştu.
"Tabii, sekizdeydi değil mi?" dediğinde zafer yumruğumu havaya kaldırdığımda Yusuf elimi geri indirdi.
"Evet evet, adresi biliyor musun?"
"Konum atarsan çok iyi olur aslında," dediğinde bakışlarım Merdo abiye kaydı. Bana kötü kötü bakıyordu.
"Zorlanacaksan biz alalım seni," dediğimde anında reddetti.
"Yok, yok ben gelirim. İzninle hazırlanmaya başlayayım. "
"Tamamdır, görüşürüz..."
Yemek masası hazır olduğunda hepimiz Sevda'yı bekliyorduk. annemler bana onun hakkında sorular sorduğunda kızı ballandıra ballandıra anlatıyordum. Güzel kadındı, tatlı bir tebessümü vardı ve kanım kaynamıştı. Önceden ilk defa tanıştığıma asla böyle bir sıcaklık hissetmeyen ben Sevda'ya hissetmiştim.
"Geldi sanırım," dedi Güneş kapı çaldığında, hepimiz ayaklandığımızda koşar adım kapıya ilerleyip açtım.
"Hoş geldin," diyerek karşıladım onu.
"Hoş buldum," diyerek içeri girdi.
Sırayla herkesle selamlaşıp direkt masaya geçmiştik. Eli boş gelmemiş tatlı getirmişti. Yemek sakin başlayıp derin ve neşeli sohbetlerin döndüğü bir ortama dönmüştü. Herkes Sevda'ya ilgili davranıyor, Sevda da bu ilgi karşısında daha da rahat ve sıcak davranıyordu. Yemek faslı bittiğinde masayı toplamak için yardım etmek istemiş ancak izin vermediğimizde üstelemeden içeri geçmişti. Çay koyup tatlı ve diğer atıştırmalıkları servis edip bizde Güneş'le birlikte sonunda oturabilmiştik.
"Kaç yaşındaydın Sevda kızım?" dedi Meryem babaannem.
"Yirmi yedi efendim," dedi Sevda. Annemler bir yandan babaannemler bir yandan Sevda'yı kuşatmışlardı adeta. Ona durmadan sorular sorup duruyorlardı.
"Aden," dedi Güneş kulağıma doğru fısıldayarak.
"Hmm," dedim.
"Çöpçatanlığa mı heves ettin?" dediğinde gülerek ona baktım.
"Ama bir baksana bir hayal et yan yana nasıl yakışıyorlar," dediğimde dönüp Sevda'ya ve Merdo abiye baktı. Merdo abi uzun üçlü koltuğun yanındaki tekli berjerde oturuyorken Sevda üçlü koltuğun ucundaydı. Yan yanaydılar.
"Haklısın, yakışıyorlar ama bak sana diyorum sürekli dillendirip durma Merdo abimin yanında zaten yarası var çatacak yer arıyor sana patlamasın, tersi çok pistir. Bir keresinde bana çok fena kızmıştı korkumdan üç gün ağlamıştım vallahi," dediğinde kaşlarım çatıldı. Merdo abiye istemsizce sert bakışlar attığımda göz göze geldik ve göz kırpıp başını salladığında omuz silktim.
Saatler ilerlediğinde Sevda gitmek için ayaklanmıştı taksi çağıracağı zaman benden önce Tahir dedem olaya el atmış Merdo abimden Sevda'yı eve bırakmasını istemişti. Merdo abi diğerlerine döneceği vakit Yusuf'ta dahil hepsi birden salona koşuşturmuşlardı. Sevda bu durumdan dolayı çok utansa da sessiz kalmış Merdo abiyle gitmeyi dedemin büyük ısrarları sonucu kabul etmişti.
Onlar gittiğinde annemler dedemler aşağıda otururlarken bizde üst kata çıktık. Hepimiz odalarımızın açıldığı küçük antredeki koltuklara yayılmış oturuyor Sevda ve Merdo abiyi çekiştiriyorduk. Daha doğrusu ben çekiştiriyordum.
"Ya yeter," dedi Emir, "canım sıkıldı benim oyun falan oynayalım..."
"He yaa sıkıldım ben de," dedi Doğu da.
"Tavla mı oynasak?" dedi Aslan.
"Yok Emir yeniyor hepimizi..." dedi Doğu. Onun bu sitemi hepimizi güldürdü.
"Okey, okey oynayalım." dedi Doğu ve kalkıp odasına gitti ve "Abi ben okeyi çıkarana kadar boş odadaki masayı ortaya kurun!" diye bağırdı.
"Ben okey bilmiyorum ki..." dedi Güneş.
"Yancı olursun bebeğim," dedim. Yusuf ve Aslan hiç oralı değildi ellerinde tabletleriyle bir şeylere bakıyorlardı.
Doğu'yla Aslan, Emir'le ben olacak şekilde masaya geçtik. Oyun başladığında Aslan ve Doğu ağırlıklarını ortaya koyduklarında Emir'le kısa bir an bakışıp aynı anda boğazımızı temizledik. Oyuna asıldığımızda üst üstte bittik. Üstüne üstlük sürekli de ceza yazdırmıştık.
"Biz kazandık," diyerek Emir'le el vurduk.
"Abi bu nasıl bir bal ya?" dedi bozulan yüzüyle.
"Lan taş çaldınız değil mi? Hain kardeşler sizi..."
"Baran," dedi Yusuf. Dönüp ona baktım elindeki tableti sonunda bırakmış bize bakıyordu.
"Savcım," dedi Baran. O da tabletini bırakmıştı.
"Uzun zamandır oynamıyorduk değil mi?" dedi ve ayaklandı. Yanımıza geldiğinde Aslan'ın omzuna vurdu.
"Kalk alayım intikamını sevgilim," dediğinde güldüm. Doğu ve Aslan'ın yerine Baran ve Yusuf oturduğunda onlara gülerek baktık.
"Tek set, 11 de biter." dedi Yusuf. Onayladığımızda yerlerine geçtiler. Oyuna yeniden başladığımızda Yusuf ve Baran beklediğimizden hızlı çıktılar. Peş peşe her el açtılar. Onlardan farksız değildik ancak sürekli bizden ceza alıp okey taşımızı da alarak ceza yazdırmayı başarıyorlardı. Sayma eline geldiğimizde önce aramızdaki farkı çıkarttım.
"321 fark. Öndeyiz..." dedim somurtarak. Sayısı önde olan kaybediyordu. Emir taşları dağıttığında eli hızlıca dizdim ancak pek iç açıcı görünmüyordu. Emir'e baktığımda bana göz kırptı. Onun eli iyiydi. Taşlar döndü, son taşlar geldiğinde henüz kimse açmamıştı ki Baran okey attı.
"Oha ama ya!" dedik Emir ile aynı anda.
"Biz sizi hukuk adamı sanırdık siz bayağı kumarbazmışsınız!" dedi Emir. Oflayarak masadan kalktığımda Baran yanıma gelip yanaklarımı sıkıştırdı.
Büyüyünce gelin," dediğinde ellerine vurdum.
"Oyununuz bitiğine göre," dedi Güneş ve yanıma gelip koluma girdi.
"Kız kardeşimle izninizle birazda ben vakit geçireyim öptük hepinizi," deyip kendi odasına peşinde beni de sürükleyerek yürümeye başladı. Arkama dönüp beylere el salladığımda onlarda bana el salladılar. Odaya girmeden hemen önce Aslan'ın "hadi bir daha oynayalım," dediğini duydum.
Güneş pijamalarını giyerken ben direkt yatağına geçtim. Yanıma geldiğinde çıplak soğuk ayaklarını ayaklarıma ısınmak için sürttüğünde geri çekildim ama inatla ayaklarını sıcak ayaklarıma dokunduruyordu.
"Güneş buz gibi yaa çek şunları," dedim. Uzandığı yerden kalkıp dolabının çekmecesinden uzun çoraplarını giyinip tekrar uzandı yanıma ve ayaklarını ayaklarıma sokuşturdu. Bu çabası sayesinde gülmeden edemedim.
"Eee anlatın bakalım Aden Hanım," dedi.
"Ne anlatayım Güneş Hanım," dediğimde heyecanla doğrulup bağdaş kurdu.
"Bilmem, yani en baştan başlayabilirsin... Çok detay istemem ama," dedi gülerek. Ondan kurtuluşumun olmadığını fark edince sorduğu soruları dediği gibi çok detay vermeden cevapladım. Uzun uzun sohbetler edip Emir ve Yusuf'u gülerek çekiştirdik. Gece odama geçmek yerine Güneş'le uyudum. Ertesi gün uyandığımızda ev çok sessizdi. Aşağı indiğimizde kahvaltı yapan annem, babaannem ve Zümrüt Hanım vardı sadece.
"Herkes nerede?" dedim günaydınlaştıktan sonra.
"Adliyedeler yavrum," dedi babaannem.
"Niye?" dedi Güneş ballı ekmeği bana uzatırken.
"O pis herifle ilgili, Deniz miydi neydi..." dedi annem.
Akşama doğru herkes geri gelmişti. Dedemler Yusuflar'ın evindeyken Yağız Bey eve gelip verandadaki divana oturmuştu. Tahir dedem benden kahve içmek istediği için onlara kahve yapıp eve geçerken kapının eşiğinde durup Yağız Bey'e baktım.
"Size de kahve yapayım mı?" dediğimde başını salladı.
"Zahmet olmazsa," dediğinde "olmaz," dedim ve eve girip direkt mutfağa geçtim. Kahveyi içtiği gibi sadece ve bol köpüklü yapıp suyla birlikte tepsiye yerleştirip mutfaktan çıktım. Dış kapının önüne geldiğimde babaannemin sesiyle adımlarım durdu.
"Anne," dedi Yağız Bey.
"baktın mı o güzel mavilere, dinledin mi o gözlerin ne anlattığını?" dedi sinirle.
"Ula nasıl babasın sen!" diye kızdı.
"Anne, lütfen... Ben de böyle olsun istemiyorum ama," sesi titriyordu.
"İstemiyorsun ama bir gayretinde yok oğlum, evlat dediğin tohumla olmaz. Bak gelinime nasıl çabalıyor evlatları için."
"Bakma bana öyle oğlum, söz konusu çocukların. Bir çeki düzen ver kendine... Bunca yıl seni uyardık ettik ama ne fayda." kızmaya devam ediyordu.
"Elimden geleni yapmaya çalışıyorum diğerleri için ama söz konusu Aden olunca," dediğinde yutkundum.
"Evladın ayrımı mı olur Yağız?" dedi babaannem. bedenimi kapıdan geri çekip duvara yasladım.
"Ayrım değil anne, vallahi değil... Aden benim kızım, canım ama kaldım işte böyle ne bir adım atabiliyorum ne bir cümle kurabiliyorum kıza." dediğinde babaannemin iç çekişini duydum.
"Alıp karşına konuşacaksın, anlatacaksın kendini özrünü dileyeceksin. Sonrası torunuma kalmış," dedi ve tekrar iç çekip "daha fazla geç olmadan konuş oğlum kızınla. Günü gelir senin yapamadığını başkası yapar geç kalma daha fazla..." dedikten sonra sesleri kesildi. Soluklanıp silkelendim ve yanlarına gittim. Kahveyi Yağız Bey' e verip eve geçim. Tepsiyi masaya bıraktığımda Kerem elinde çalan telefonumla yanıma geldi.
"Sağ ol ablacım," dedim telefonu alıp. Üniversiteden arkadaşım Simge arıyordu. Bu dönemde ara ara mesajlaşmış ve mailleşmiştik.
"Alo," diyerek telefonu açıp vestiyere ilerledim. Montumu ve botumu giyinip dışarı çıktım. Simge beni cevaplarken "bir saniye" deyip babaannemlere dönüp uzaklaşmadan biraz dolaşacağımı söyledim. Simge'yle konuşarak yürümeye başladım. Evin arkasına dönüp sık ağaçlı koruluğa doğru ilerledim. Simge halimi hatırımı sorduktan sonra okulla ilgili bir şeyler anlatıyordu. Arkama bakmadan zikzaklar çizerek yürümeye devam ettim. Kar yağmaya başlamıştı.
"Neyse yine çok konuştum, benlik bu kadar İstanbul'a döndüğünde direkt ara beni. Üç yılda farkına varamamışım ama ben bayağı sevmişim kızım seni, özledim..." dediğimde güldüm.
"Ben de özledim yalan yok," dedim. Telefonu aniden kesilen sesle telefonumu kulağımdan çekip ekrana baktım. Telefon kapanmıştı. Tekrar açmaya çalıştığımda şarjın bittiğini gördüm. İki gündür şarja takmadığımdan bitmesi normaldi. Oflayarak adımlarımı durdurup başımı yerden kaldırdım ve etrafıma baktım. Evden çatılarını dahi göremeyecek kadar uzaklaştığımı yeni fark ediyordum. Her taraf ağaçlarla ve karla kaplıydı. Etrafımda dönüp durdum. Yağan kar ayak izlerimi de kapatmıştı.
Durduğum yerde arkamı dönüp yürümeye başladım. Uzun bir süre yürüdüm ancak etrafta görünen bir baca, duman bile yoktu. Durdum, tekrar etrafıma bakıp soluma döndüm ve yürümeye devam ettim. Tamamen sezgilerimle hareket ediyordum. Hava iyice kararmaya başladığında kar yağışı da aynı oranda artmıştı. Kendime hayıflanarak söylene söylene yürümeye devam ettim. Yürüdüğüm yolu kararan havadan dolayı göremezken adımlarımı dikkatle atmaya çalıştım. Sağ tarafımda eğimli bir arazi vardı.
"Bir kaybolman eksikti Aden bravo sana!" dedim kendime kızarak. Yorulmuş ve üşümüştüm ancak durmadan da devam ediyordum yürümeye. Dinlenmek için durduğumda arkama göz attım. Hayvanlardan çok korkmazdım ancak burada neyin ne olacağını kestirmek zordu. Bakınmaya devam ederken adımın bağırıldığının duydum. O anın etkisiyle hızla tekrar önüme döndüğümde dengemi kaybettim ve düşmekten korktuğum o eğimli araziye yuvarlanarak düştüm. Bedenim bir ağaca sertçe çarparak durduğunda acıyla inledim. Kara gömülen bedenimi doğrultmak isterken başıma aniden giren sancıyla bedenim tekrar kara gömüldü. Gözlerim kararmaya başladığında tüm gücümü toplayıp bağırmak istedim ancak üşüyen ve acıyan bedenim buna izin vermeden bilincimi kaybettim.
* * *
Yorumlar