ADEN 66. BÖLÜM SARHOŞ
66. SARHOŞ
Artvin'den döneli iki hafta kadar olmuştu. Benim ve Güneş'in dışında herkes İstanbul'daki rutinine keskin bir dönüş yaparken biz sadece evde takılıyorduk. İstanbul'a geldiğimiz gibi kar yağmaya başlamıştı ve kara doğan bünyemiz buna hiç sevinmemişti. Geçtiğimiz hafta ise sonunda regl olmuş oldukça ağrılı ve sancılı günler geçirmiştim. Son günlerde olduğu gibi yatağımda pinekliyordum. Yusuf'la sabah uyanır uyanmaz telefonlaşmıştık.
Sosyal medyada gezinmeye bir son verip yatağın içinde gerindiğim esnada odamın kapısı açıldı ve içeri elleri belinde bir şekilde annem girdi. Üzerinde, ben birazdan temizlik yapacağım diye bas bas bağıran kıyafetleri vardı.
"Kız bir kalk, bir uyan..." diyerek azarladı. Gerindikten sonra yorgana dolanıp yatakta oturdum.
"Kalktım..." dedim.
"Hani ben göremiyorum hâlâ yataktasın," dediğinde oflayarak yataktan kalktım.
"Anne yemin ederim benden de beter oldun sen bu temizlik konusunda, hayır ev pis olsa anlarımda ev tertemiz bal damlasa yalanır, su dökülse içilir o derece temiz bu ev..." diye söylene söylene yatağımı topladım. Geldiğimizden beri her gün evi temizliyordu.
"Çok konuşma bakayım sen," dedikten sonra ayakta durmaktan yorulmuş olacak ki aynalı makyaj masamın önündeki pufa oturdu.
"Hem sen böyle değildin Aden, bu tembellik hiç yakışmıyor sana, ne ders çalışıyorsun ne kitap okuyorsun... Kütüphaneye bile gitmiyorsun şaşkınlıklar içerisindeyim vallahi billahi...."dediğinde ofladım. Gerçi haklıydı, eskisi gibi değildim. Sürekli ders çalışmaya, kitap okumaya alışan rutinim bozulunca ben de gevşedikçe gevşemiştim. Bunda okula devam etmemem ve Artvin de çok uzun süre kalmış olmamın etkisi vardı sanırım.
"Ay anne sabah sabah," diye terslendiğimde " kız terlik mi çekti canın?" dedi. Yatağın pikesini de örttükten yanına gidip yanaklarını sıkıştıra sıkıştıra sevip banyoya kaçtım. Annem söylene söylene odadan çıkarken ben çoktan duşa girmiştim.
Akşama kadar tertemiz evi temizleyip yemek yapmıştık. Emir bu gece stüdyoda olacağına dair mesaj atınca annemle yemeği baş başa yiyip televizyon karşısında pinekledik. Yeni çıkan bir diziye başlayınca annem böyle kuru kuru olmaz deyip beni mutfağa postaladı. Çay demleyip atıştırmalık birkaç şey hazırladıktan sonra salona geri döndüm ve diziyi izlemeye başladık.
"Rabbim sana şükürler olsun bana pırlanta gibi üç evlat verdin," diyen annemle kıkırdadım.
"Gülme annem, sizi bana verene kurban olurum, bir şuna bak bir size vallahi..." dediğinde kıkırdamalarım daha da arttı. Dizide ailesine kök söktüren, evlat olsa sevilmez tabirine cuk oturan bir karakterdi anneme bu sözleri söyleten. Kulak memesini çekiştirip sehpaya eğildikten sonra üç kere vurdu. "Aman aman evlerden ırak," dedi sonrasında.
"Dizi anne alt tarafı," dediğimde cıklayıp başını salladı.
"Gerçek annem gerçek var böyle evlatlar, " dediğinde düşünmeden edemedim. Doğru söylüyordu aslında. Kötü anne baba kadar kötü evlatlarda vardı bu dünyada.
Diziyi izlemeye devam ederken boşalan bardakları alıp mutfağa geçtim. Çayın altını tekrar yakarken bir yandan da Yusuf'la mesajlaşıyordum. Sabahki konuşmamızdan sonra hiç konuşamamıştık.
SİZ:
Gittin mi eve, yemek yedin mi sevgilim (21:45)
HAYRANIM:
Yok yemedim güzelliğim, şimdi girdim eve.
Tüm gün dava dosyası yollayıp durdular hamlamışım :)
SİZ:
Sürekli dava almanız da biraz şov bence savcım😎
Yemeği kaçırma sevgilim, az ye
HAYRANIM:
Emriniz olur hanımefendi,
Yarın Yusuf Ali'yi almaya gideceğiz haberin var mı?
SİZ:
Var sevgilim, Sefa abi haber verdi. Sabah beni alacaksınız
birlikte gideceğiz öyle konuştuk.
HAYRANIM:
Tamamdır sevgilim,
Ali'yi aldıktan sonra Toral ailesi olarak kahvaltıya gideceğiz bu arada
sabah yeme bir şeyler süper bir yere gideceğiz tok olursan üzülürsün vallahi
SİZ:
Ben her türlü yerim sevgilim, sabah görüşürüz, annem çağırıyor kaçtım ben...
Kaçarkende bol bol öpüyorum🥰😘
HAYRANIM:
Ben öpeceğim seni yarın... Takunya yemeden kaç bakalım ❤❤
Ertesi sabah erkenden uyandım. Hızlıca giyinip hazırlandıktan sonra hâlâ uyuyan anneme göz atıp haberi olsa da dışarı çıktığıma dair not yazıp salona geçtim ve Yusuf'tan geldiklerine dair mesaj alana kadar vakit öldürdüm. Yusuf'tan mesajı aldığımda hemen indim aşağı. Tek arabayla gelmişlerdi. Şoför koltuğunda Sefa abi varken yanında Yusuf oturuyordu. Arabaya doğru yürürken onlara el salladım.
"Çok sevgili Toral ailesi günaydınlar," diyerek arabaya bindim. Hep bir ağızdan günaydın dediler.
"Yaaaa bebek koltuğu bile almışsınız," dedim.
"Çoğu şeyini hallettik kızım, odası içinde senin seçtiğin eşyaları sipariş etmiştik onlarda geldi yerleştirdik, Oda boya badana kokuyor ama! O yüzden birkaç gün abisiyle uyuyacakmış küçük bey öyle dedi abisi," dedi Sema abla.
"Birileri kardeş aşığı olmaya başladı herhalde?" dediğimde Sefa abi güldü.
"Sorma Yusuf Ali aşağı Yusuf Ali yukarı," dediğinde Sema ablayla güldük.
"O kadar da değil," dedi Yusuf ancak biliyorduk ki tam da o kadardı.
Yurdun önünde durduğumuzda hepimiz heyecanla birazda gerginlikle indik arabadan. Yurdun bahçesine giriş yapacağımız sırada Yusuf elimi tutup beni durdurdu ve Sefa abilere "siz geçin biz geliyoruz hemen," dedi. Sefa abiler binaya girdiklerinde Yusuf kollarını belime sarıp beni arabayla arasına aldı.
"Dün gece ki öpücüklerimi alayım," dediğinde parmak uçlarımda yükselip önce çenesinden sonra dudağının kenarından öptüm.
"Cık, kast ettiğim bu değildi..." dudakları arasına üst dudağımı alıp uzun uzun öptükten sonra geri çekildi.
"Şimdi oldu," dedi ve ben hâlâ bulutların üzerindeyken elimi tuttu, yurda doğru yürümeye başladık. Yurda girdiğimizde direkt müdür odasına geçtik. Sema abla ve Sefa abi müdirenin karşısındaki koltuklarda oturuyorlardı.
" Her şey konuşuldu ama aklınıza takılan bir konu varsa konuşalım lütfen," dedi müdüre hanım. O sırada bizde diğer koltuklara geçip oturduk ve müdüre hanıma selam verdik.
"Bu bir sene içerisinde şehir dışı seyahatlarımız olursa yanımızda götürebileceğiz değil mi?" dedi Sema abla.
"Önümüzde bir yıllık bir süreç var biliyorsunuz, bu yıl içerisinde de her ay ya da birkaç ay aralıklarla denetim yapılır genellikle. Bakanlık bu denetimler sonucunda uygun görürse evlat edinmeyi onaylar. Mesleğinizden dolayı eminim ki yurt içi - yurt dışı seyahatlarınız ya da tatilleriniz olur. Bu durumlarda bakanlıkla bizi bilgilendirmeniz ve onay almanız gerekmekte."
"Teşekkürler," dedi Sema abla. Evlat edinme kriterlerine yüzde yüzlük uyum sağlamışlardı ancak evlat edinen her aileye uygulanan rutinler vardı. Yusuf Ali resmi olarak bir yıl sonra tamamen Toral olabilecekti ancak o çoktan bu aileye aitti.
Kapı çalındığında müdüre hanım "gir" dedi. Açılan kapıdan üzerinde pembe önlük olan bir kadın elinde küçük bir bavulla içeri girdi. Hemen ardından kucağında Yusuf Ali'yle birlikte başka bir kadın daha girdi. Yusuf Ali'yi görmemle ayaklandığımda müdüre hanıma baktım. Gülümseyerek başını salladığında Yusuf Ali'yi kucağıma aldım.
"Ama çok özlemişim ben seni," dedim ve boynuna burnumu sokup kokusunu derin derin soludum. Geri çekilip yüzüne baktığımda gözleri gözlerime değdi. Kıpırdanmaya başlayıp seslerde çıkarınca beni tanıdığını anladım.
"Evet her şey şimdilik bu kadar," dedi müdüre hanım dosyaya imza atıp kapağını kapattığı esnada. Sema ablalar müdüre hanımla son kez konuşurken Yusuf yanıma gelip çenesini omzuma yasladı ve Yusuf Ali'nin eldivenli elini tuttu.
"Özleştik abim," dediğinde yüzümdeki gülümsemem büyüdü. Yusuf Ali daha da hareketlenmişti.
"Hayırlı olsun, evlat edindirdiğim her çocuğumda gözüm arkada kalır ama uzun zamandır ilk defa gözüm arkada kalmayacak." dedi müdüre hanım.
"Merak etmeyin, oğlumuz çok güzel, çok mutlu ve huzur dolu bir evde büyüyecek..." dedi Sefa abi. Her şeyin tam da dediği gibi olacağından emindik. Sadece Toral ailesi değil biz, tam boylar diğerleri... Yusuf Ali çok sevileceği, el üstünde tutulacağı kocaman bir aileye sahipti artık.
Sema abla yanımıza geldiğinde Yusuf Ali'yi ona uzattım. Anne olmanın tecrübesiydi sanırım, benim ve odaya getiren çalışanın aksine daha emin, daha güçlü bir şekilde kucakladı Yusuf Ali'yi. İşaret parmağını yok dokunuşlarla kaşlarında, burnunda, yanağında gezdirdi. Yüzünde dingin bir gülümseme vardı.
"Hoş geldin oğlum," dedi. O sıra Sefa abide gelip Sema ablanın omzuna çenesini yasladı ve Yusuf Ali'nin elini yavaşça tuttu. Dakikalar önce bizim yaşadığımız anı şimdi onlar gerçek birer anne baba olarak yaşıyorlardı. Yurttan çıkmadan önce Yusuf Ali'nin eşyalarının olduğu bavulu almamış, yurda bırakmıştık.
Yusuf'un bizi kahvaltı için getirdiği yer çok güzeldi. Deniz kenarında çok ferah, kalabalık olsa dahi sessiz bir yerdi. Masaya yerleştiğimizde Yusuf Ali, bebek arabasındaydı ve uyuyordu. Kahvaltımızı bitirdiğimizde kahve söylemiştik. Dün gece Yusuf'un dediğine hak vermiştim, yediğim her şey çok lezzetli ve doyurucuydu tok gelseydim bu kadar tadına varamazdım sanırım. Yusuf Ali o sıralarda uyandığında Sema abla onu biberonla beslemiş tekrar uyutmuştu. Henüz üç aylık olduğundan sürekli uyuması normaldi. Bebekler uyuyarak büyürlerdi.
Kahvelerimizi de içtikten sonra Sefa abi ve Yusuf bize arabayı bırakarak yanımızdan ayrılmışlardı. Onlar işlerine giderlerken bizde eve geçecektik. Sema abla bir hafta izin almıştı. Yusuf Ali'nin alışma sürecinde yanında olmak istiyordu. Eve gitmek için yola çıktığımızda Sema abla şoför koltuğuna ben de kucağımda Yusuf Ali'yle arkaya yerleştim. Henüz çok küçük olduğundan bebek koltuğuna yerleştirmek istememiştim.
Eve geçerken Sema abla annemle Zümrüt Hanım'ı arayıp eve davet etmişti. Annem hemen geleceğini söylerken Zümrüt Hanım, Kerem'in de gelmek istediğini o nedenle onun okuldan dönüşünü bekleyeceğini söyledi. Kerem ve Güneş'i de alıp gelecekti.
Eve geçtiğimizde Yusuf Ali uyandığı için onu yukarıya çıkarmamış direkt salona geçmiştik. Sema abla onunla ilgilenirken ben onun için hazırlanan odayı görmek için yukarı çıktım. Sema ablaların yatak odasının hemen yanındaki odayı hazırlamışlardı. Odanın duvarları farklı renklere boyanmış boyanın üzerine her duvarda farklı olacak şekilde çizimler yapılmıştı. Bir duvarda ormanın içinde havyanlar çizilmişken başka bir duvarda büyük büyük bulutlar ve gökkuşağı çizilmişti. Tüm mobilyalar bembeyazken pencerenin önünde küçük bir oyun alanı hazırlanmıştı. Sema ablalar odayı biz Artvin'deyken hazırlamışlardı.
Küçük Yusuf'un odasından çıkıp büyük Yusuf'un odasına girdim. Aklıma evde çalışan kız gelince sinirlerim anında bozuldu. Neyse ki Sema abla onu da diğer kadını da işten çıkarmıştı. Zaten daha öncesinde de evde çalışanı yoktu ancak Yusuf uzun süre hastanede kalınca evle ilgilenilmesi için işe alınmışlardı.
Gözüm komodinin üzerindeki sümbüllere ve çerçeveye takıldı. Sümbüller bayağı büyüdükleri için vazoları değiştirilmiş, eski küçük vazolar diğer komodinin üzerine yerleştirilmişti. Komodinin yanına gidip çerçeveyi elime aldım. Fotoğrafta, çerçevede aynıydı. Parmaklarımı Yusuf'un yüzünde gezdirdikten sonra çerçeveyi yerine bıraktım. Aşağı inip salonun girişinden içeri göz attım. Sema abla Yusuf Ali'nin altını değiştiriyordu.
"Kahve yapayım mı ya da çay?" diye sorduğumda başını bana çevirdi.
"Çay koy tatlım, annen gelir birazdan. Sen de ne istersen onu iç sormana gerek yok biliyorsun... Çayın yanına da bir şeyler hazırlar mısın?" dediğinde başımı salladım. Mutfağa geçip çay suyunu koydum. Çayın yanına atıştırmalıklardan çıkardım ve hızlıca iki tepsi kurabiye yapıp fırına attım.
"Biz geldik..." diyerek mutfağa kucağında Yusuf Ali'yle Sema abla girdi.
"Oğlum, ne yapıyormuş yenge?" dedi ve kendi dediğine güldü. Ben de gülerken Yusuf Ali bizim gülmemizden sebep heyecanlanmış ve hareketlenmişti. Tatlı tatlı gülüyor ellerini ayaklarını oynatıyordu.
"Sana yenge demekte bir tuhaf oldu Aden," dedi Sema abla.
"Ben de bir yakıştıramadım kendime, " dedim. Çayı demleyip fırına göz attıktan sonra yanlarına gittim. Yusuf Ali'nin ellerini tutup küçük yumrularına öpücükler kondurdum.
"Süt anne olayını hallettiniz mi?" dediğimde dudak büktü.
"Hallettik," dediğinde "ama," diyerek devam ettim.
"Anne sütü çok önemli, hem sağlıklı gelişim hem de bebeğin anneyle arasındaki güven bağı açısından oldukça önemli bir şey ancak Yusuf Ali süt annesi de olsa biberonla besleniyor." dediğinde iç çektim.
"Hem kime ne kadar güveneceğiz Aden, dünya eskisi gibi değil ki selam verdiğimize çocuk emanet edelim. Herkes çaldığı minareye kılıfını uyduruyor..." derin bir nefes alıp verdikten sonra Yusuf Ali'nin başına bir öpücük kondurdu. Haklıydı, üstelik Yusuf Ali şu an için hâlâ devletin koruması altındayken bu kadar titizlenmesi tabiri caizse pimpirikli olması çok normaldi.
"Aldırma sen bana annelik evhamları işte... Yusuf'un bebekliğinde de böyleydim. Bazen o kadar abartırdım ki kendi yaptığımdan başka bir şey bile yedirmezdim çocuğa," dediğinde gözlerim iri iri açıldı.
"Bakma öyle, anne olunca evladınla ilgili konularda sadece kendine güvenebiliyorsun. Sefa az çekmedi benden," dediğinde şaşkınlıkla güldüm.
"Bu bünye artık hiçbir şeye şaşırmıyor," dediğimde güldü. Yusuf Ali de onunla güldüğünde koltukaltlarından tutup havaya kaldırıp yüzüne yaklaştırıp uzaklaştırarak Yusuf Ali'yle konuştu.
"Anneciğim, bana mı gülüyorsun sen?" onların bu halini gülerek izledim.
Kapı çaldığında onları mutfakta bırakıp kapıya gittim. Annem gelmişti, ona bir terlik verdiğimde hep birlikte salona geçtik. Annemler otururken ben hızlıca çayı ve diğer hazırladıklarımı servis edip annemin yanına oturdum. Annem Yusuf Ali'yi kucağına almak için tereddüt ettiğinde Sema abla gönül rahatlığıyla bıraktı bebeği annemin kucağına.
"Maşallah," dedi annem. Sonra uzun uzun dualar etti.
"Kız bu çok güzel ya, belli belli yakışıklı olacak..." dediğinde güldük. Yusuf Ali anneme hemen alışıp ona gülücükler atarken annemde ona eşlik ediyordu.
"Çocuk yapasım geldi ya, şunun tatlılığına bak..." dediğinde içtiğim çay boğazımda kaldı. Sema abla gür bir kahkaha atarken Yusuf Ali o sesten önce irkildi ancak bir tehlike sezmemiş olacak ki o da güldü.
"Evlilik yakında, yaparsınız artık..." dedi Sema abla. Annem kızarıp bozarırken Sema ablaya ters ters bakıp "kız seninde mi canın takunya çekiyor?" diye ciddi ciddi sorduğunda ben de film koptu.
"Ne dedim canım, gencecik insanlarsınız sonuçta." dedi Sema abla, ciddiydi. Bir an annemi karnı burnunda hayal edemedim. Annem "neyse..." dedikten sonra bana döndü. Gülüşümü anında yok ettim ancak görmüştü.
"Sırıtma alırım ayağımın altına seni, git çantamı getir haydi..." dediğinde oflayarak koltuktan kalkıp girişteki dolaplı vestiyerin yanına gidip annemin çantasını alıp tekrar yanlarına döndüm. Yusuf Ali'yi, Sema ablaya geri verip çantasını aldı ve içinden küçük bir kutu çıkarttı.
"Yani böyle de bir tuhaf oldu ama," dedi ve kutuyu açıp içinden tam altın çıkarttı. Yanında nazar boncuğu da olan altını Yusuf Ali'nin yakasına taktı.
"Bizden küçük beye hoş geldin hediyesi," dedi. Bizden diyordu da benim neden haberim yoktu ki...
"Filiz," dedi Sema abla. Hem mahcupluk vardı sesinde hem de naif bir mutluluk.
"Teşekkür ederiz," dedi ve anneme Yusuf Ali'ye dikkat ederek sarıldı.
Çaylar içilip sohbetler devam ederken Yusuf Ali tekrardan uyumuştu. Üstüne Sema ablayı Sefa abi de arayınca annemle salonda baş başa kaldık. "Anne?" dediğimde yediği kurabiyeyi yutup bana baktı.
"Bizden dedin de benim niye haberim yok altından?" annem altını çıkarttığında Yusuf Ali'ye bir şey almadığımı fark etmiş ve üzülmüştüm.
"Ben de gelirken aldım kızım, daha doğrusu Haydar aldı hepimizin adına... İlk bir kızdım ama sonra 'hani aileydik?' deyince hak verdim adama," dedi. Konu Haydar abi olunca beni sürekli bir sırıtma tutuyordu.
"Kız," dediğinde göz kırpıp başımı salladım.
"Bu altınlar ne kadar pahalı olmuş, hadi biz bir tane altın aldık helal hoş olsun. Yusuf sana o kadar altını alırken canı acımadı mı acaba?" dediğinde kendimi tutamadan gürültülü bir kahkaha attım. Yusuf Ali'yi hatırlayınca anında sustum.
"Yusuf'un bana bir şey alırken canının yandığını sanmıyorum anne." dediğimde bana kötü kötü baktı.
"Arsızlaştın sen iyice," dediğinde omuz silktim.
Yusuf'un bana aldıklarını ya da beni götürdüğü yerlere başkası alıp götürse rahatsız hisseder hatta asla kabul bile etmezdim büyük ihtimalle ama Yusuf rahatsızlık hissettiğim, kendimi borçlu ya da kötü hissettiğim biri değildi. Aksine hoşuma bile gidiyordu. Tabii ben de ona karşılığını veriyordum ancak kendi bütçemin yettiği kadarıyla. Ben genellikle manevi değeri daha yüksek olan hediyeler veriyordum Yusuf'a.
"Tamam tamam, hallederim sen merak etme. Tamam canım ben de görüşürüz!" diyerek yanımıza geldi Sema abla.
"Sefa'nın selamı var," diyerek oturdu kalktığı yere.
Birkaç saat sonra Zümrüt Hanım, Güneş ve yanında Fındık'la beraber Kerem de gelmişti. Zümrüt Hanım da annem gibi altın almıştı. Yusuf Ali uyuduğundan iki altın kutusunu Sema ablaya vermiş ve "şimdilik hoş gelsin hediyesi," demişti.
"Sahi Sema, bir kutlama ne bileyim mevlit tarzı falan bir şeyler düşünüyor musunuz?" dedi Zümrüt Hanım.
"O kadar kararsızım ki bu konuda," dedi ve nefesini gürültüyle bıraktı.
"Niye kız?" dedi annem. Onlar kendi aralarında konuşurken Kerem diğer koltuğa uzanmış ödevini yapıyor, Fındık'ta hemen ayak ucunda yatıyordu. Bizde Güneş'le yan yana oturuyorduk ben annemleri dinlerken o durmadan telefonda Emir ile mesajlaşıyordu.
"Ya önümüzde daha bir yıl var... Bu bir yılı tamamladıktan sonra kutlama yaparız diye düşündüm ama..."
"Ama Piraye teyze ve Meryem annem olmaz öyle şey diyor," dedi Zümrüt Hanım. Piraye teyze daha doğrusu Perihan anneanne Sema ablanın annesiydi.
"Evet," dedi Sema abla.
"E canım bunda bu kadar dertlenecek ne var çağır sadece onları okut çocuğun mevlidini yılı dolunca da parti mi verirsin düğün mü yaparsın ona o zaman karar veririsin," dedi annem. Sema abla anneme bakarken güldü.
"Doğru diyorsun doğru diyorsun da babamlar bir araya gelecek. O mevlit doğum bebek mevlidinden çok ölüm mevlidi olur," dedikten sonra "tövbe tövbe," dedi.
"Olmaz olmaz, " dedi Zümrüt Hanım.
Onlar kendi aralarında konuşmaya devam ederken Güneş'e döndüm, hâlâ telefondaydı. Omuz attığımda göz ucuyla bana bakıp tekrar telefona döndü. Kaşlarım çatılırken elimi gözünün önünde salladım.
"Güneş," dediğimde oflayarak telefonu kapatıp bana dönerek oturdu. Sinirliydi...
"Ne bu hal kızım?" dedim.
"Emir," dedi sinirle. Ağladı ağlayacak gibiydi.
"Ne olmuş ona?"
"Stüdyoda düet çalışmalarında." dedi sinirle. Buna bu kadar öfkelenecek ne vardı anlamadım.
"Güneş bir halt anlamadım doğru düzgün anlat," dediğimde bacaklarını bağdaş yapıp tamamen bana dönerek oturdu.
"Ya bu albüm çalışmaları için kapandı ya stüdyoya, dün yanına gittim ben. Birde ne göreyim kızın biriyle samimi samimi takılıyor," dediğinde kaşlarım çatıldı.
"Nasıl samimi?" dediğimde tırnaklarını da yemeye başladı.
"Samimi işte, düet yapacakmış kızla. Yok pr yok şan şöhret bana ne kızın pr kasmasından bana ne..."
"Bu öfken kıza mı Emir'e mi anlayamadım ben?"
"Kıza çok gıcık oldum, yapışkanın teki. Ay bir görsen buralar benim, bu dağları ben yarattım havasında gezinip durdu. Emir'in koluna girmeler, başını omzuna yaslamalar... Yok diyaframdan böyle ses çıkar deyip Emir'e dokunmalar... Emir de maşallah tek ses çıkarmadı kıza!" durum ciddi gibiydi.
"Hayır yani insan bir utanır değil mi çocuğun yanında ben varım ben. Emir beni sevgilim diye tanıttı kıza, ya arkadaşım deseydi ne kadar daha yakınlaşırdı sevgilime Allah bilir," dedi ve derin bir nefes alıp oflayarak geri bıraktı.
"Suna abla da sağ olsun ama... Ses etme Güneş, önemli bir iş Güneş, kızın sağlam bağlantıları var Güneş... Çıldırdım dün ve hâlâ bir aradalar. Buraya gelirken Emir'i aradım telefonu kız açtı. Bir an Emir duşta demesini bekledim yani..."
"Yok artık!" dedim. Emir bir yanlış yapmazdı ancak kızın bu kadar rahatlığına ve Suna ablanın tavrına şaşırdım.
"Emir bir yanlış yapmaz Güneş, seni ne kadar sevdiğini biliyorsun değil mi?" dediğimde başını salladı.
"Mesele Emir değil zaten, kıza ve diğer her şeye sinir oldum. Emir zaten kendini kanıtlamış biri. Konserleri dopdulu, şarkıları milyonlar tıklanıyor... Yani ne gerek var bu kızla bir düete?"
"Emir için değil de kız için galiba bunca pr çalışması?" dediğimde öfkeyle başını salladı.
"Ay birde ses olsa... Haspam! Benimde sesime bir sürü autotune yerleştirin ben de şarkıcı olurum..." dediğinde dudaklarımı birbirine bastırdım. Aklımın bir ucuna Güneş'in kıskançlığının oldukça baskın olduğunu not ettim. Telefonu çaldığında anında açtı.
"Emir," dedi ve oturduğu yerden kalkıp salondan çıktı. Ben de onun gidişiyle annemlere geri döndüm.
"Evet, haberim var. Bu ay planlanan daveti benim üstlenmemi istedi," dedi Zümrüt Hanım.
"Ne daveti?" diyerek onların muhabbetine dahil oldum.
"Sema'yla üyesi olduğumuz bir vakıf tatlım, genel de bağış yapıyoruz sadece ama uzun süredir sesimiz soluğumuz çıkmadığından vakfın başkanı bu ayın davetini benim vermemi istedi. Ben de kabul etmiş bulundum..." dediğinde başımı salladım.
"Sosyete olmanın ilk şartı vakıf üyesi olmak herhalde," dediğimde güldüler.
"Nerede vereceksin daveti? " dedi Sema abla.
"Bizimkiler hiç haz etmiyor böyle şeylerden biliyorsun ama sürekli toplanılan restoranda tadilata girmiş. Bir karar veremedim henüz ancak büyük ihtimalle evde olacak..." dedi Zümrüt Hanım.
"Catering ayarladın mı ?" dedi bu sefer Sema abla.
"Ayarlamadım. Kirazlar da ne kadarını halledebilirler emin değilim. Vakfın anlaşmalı olduğu yeri de ben beğenmiyorum biliyorsun," dedi Zümrüt Hanım. Çayını almak için uzandığında gözleri anneme takıldı. Çayını alıp arkasına yaslandı ve yudumlarken gözleriyle Sema ablaya annemi işaret etti.
"Filiz," dedi Zümrüt Hanım.
"Hayırdır kaşın gözün ayrı bir oynamaya başladı?" dedi annem.
"Sana bir iş teklif etsem?" dediğinde annemin kaşları çatıldı.
"Ne teklifiymiş bu?" dedi.
"Benim evdeki çalışanlar öyle yemek konusunda pekte hamarat, lezzetli ellere sahip değiller..." dediğinde annem güldü.
"Kız ne diye çalıştırıyorsun o zaman?" dedi annem.
"Yılların alışkanlığı işte, öyle düzeni birden bozamıyorsun... Her neyse konu onlar değil zaten konu tam olarak sensin..." dedi Zümrüt Hanım. O arada Kerem elinde ders kitabıyla yanıma gelip oturdu.
"Bitirdim abla, kontrol edecek misin?" diyerek kitabı bana uzattı.
"Ver bakalım," dedim. Bir yandan çözdüğü sorulara göz atarken bir yandan da annemleri dinliyordum. Kerem ödev yapmaktan çok sıkılmış olacak ki saçlarımla oynamaya başladı. Fındık'ta uzandığı yerden kalkıp önce Yusuf Ali'nin uyuduğu taşınabilir beşiğe gitti sonrasında yanımıza gelip kucağıma çıktı.
"Diyorum ki davet için sen mi bir şeyler yapsan?" Zümrüt Hanım'a ve anneme göz ucuyla baktım.
"Zümrüt'e katılıyorum. Senin yemeklerin onca catering şirketine taş çıkartır. " diyerek Zümrüt Hanım'ı destekledi Sema abla.
"Kerem bağlaç olan ki ayrı yazılır ablacım," diyerek yaptığı yazım yanlışının altını hafifçe çizdim. Kerem oflayıp saçımın ucunu kendisine bıyık yaptı. Ona yan gözle baktığımda daha da sesli ofladı.
"Hızlı yazdığımdan birleşik yazmışımdır, yoksa biliyorum ek olan bağlaç ayrı yazılır," dediğinde güldüm.
"Ek olan -ki ile bağlaç olan -ki farklıdır bebeğim..."
"Biliyorum biliyorum ben de aynısını diyorum ya zaten," dedi.
"Kerem," dedim hafif ciddi bir tonda. Lakin o kadar tatlıydı ki gülmemekte elde değildi.
"Offf bir sürü matematik sorusu çözmek varken ben neden sürekli kitap okuyup bağlaçlarla savaşıyorum ki... Benim suçum ne?" diye hayıflanıp kendini Fındık'ın üzerine bıraktı. Sarı saçlarını karıştırıp yanağını sulu sulu öptüm.
"Abla ya," diyerek yanağını sildiğinde bu sefer kollarını acıtmadan sıkıştırarak sevdim.
"Bana Kuroku'nun devamını alacak mısın?" dediğinde yanaklarını avcumla bastırım dudaklarını büzüştürdüm.
"Bilemeyeceğim," dediğimde daha da sıkıştırdım yüzünü. Gülerek benden kaçmaya çalışırken Fındık'ı eziyordu. Fındık bu eziyete daha fazla dayanmayıp kucağımdan ve Kerem'in bedenin altından zar zor çıkıp Zümrüt Hanım'ın yanına gitti ve ayaklarının dibinde kıvrıldı. Bu köpekte anca yatıyordu canım...
"Gel bakayım sen..." diye Kerem'i kucağıma yatırıp resmen döve döve sevmeye başladım çocuğu. Kerem gülerek benden kaçmaya çalışsa da onu bırakmıyordum.
"Aden," diyen annemle ona baktım.
"Sen ne diyorsun?" dediğinde bir ona bir Sema ablalara baktım.
"Neye ne diyorum?" dediğimde annem kaşlarını çattı.
"Kız burada iki saattir ne konuşuyoruz?" dediğinde omzumu silktim.
"Filiz'e davet için yemek yapmasını teklif ettim. Dışarıdan bilmediğim etmediğim bir yerle çalışmak yerine Filiz'le çalışırım. Eli lezzetli, hızlı, temiz, güvenilir de. Hem parada kazanmış olur. Belki vakıftakilerde Filiz ile çalışmak ister fena mı?" dedi Zümrüt Hanım açıklama yaparak. Anneme baktım, kararsız görünüyordu.
"Bence denemekte fayda var." dediğimde Zümrüt Hanım'ın yüzü aydınlandı.
"İyi hoşta siz şimdi antin kuntin şeyler istersiniz yap diye..." dediğinde Sema abla "yok kız," dedi tıpkı annem gibi.
"Bakma sen vakıftır sosyetedir dediğimize. Çoğu sonradan görme... Yani böyle konuşmayı sevmiyorum ama cidden çoğu sonradan görme!" dedi Sema abla.
"Ay Allah'ım, bu kadını da dedikodu yaparken gördüm ya ölsem gam yemem," dedi annem.
"Ay Filiz," dedi Sema abla illallah eder gibi yaka silkip.
"Bakma sen sosyete dendiğine, hepsi görgüsüzün teki ya da bizim rast geldiklerimiz böyle bilmiyorum yani." dedi Sema abla bu sefer.
"Sosyete dedikodusu mu yapılıyor?" diyerek salona geri geldi Güneş. Yanıma oturup Kerem'in ayaklarını kucağına çekti. Kerem bizden gördüğü bu ilgi karşısında gayet memnun bir şekilde mayışıp gözlerini kapattı.
"Vakıf daveti," dedi Zümrüt Hanım.
"Ay ne güzel katılmıyorduk biz aylardır nereden çıktı şimdi?" diye hayıflandı Güneş.
"Ayol siz nasıl sosyetesiniz hiçbiriniz haz etmiyor bu işten," dedi annem.
"Çünkü hepsinin tek işleri güçleri kocalarının, babalarının paralarını yemek. Ay hiç birinden haz etmiyorum. Yani anne tipleri bir görsen, " dedi Güneş, haz etmediği ses tonundan mimiklerinden belliydi.
"Tamam," dedi Zümrüt Hanım otoriter bir edayla Güneş'e baktığında. Güneş annesinin bakışlarından aldığı ultimatomla sus pus oldu.
"Her neyse," dedim araya girerek.
"Anne bence bu yemek işi olabilir," dediğimde "ben bir düşüneyim..." dedi.
Sema abla akşama hiçbirimizi bırakmayınca hep bir elden mutfakta yemek yapmaya girişmiştik. Yusuf Ali uyandığında Kerem ve Fındık onun etrafında pervane olmuştu. Biz mutfaktayken onlar içerideydi ve kahkahaları tüm evde yankılanıyordu. Ara ara onları kontrol etmeyi de ihmal etmiyorduk.
Kapı çaldığında elimdeki işi bırakıp koşar adım kapıyı açmaya gittim. "Ooo kimleri görüyorum," dedim kapıyı açtığımda. Tam boylar tam takım karşımdaydılar. İçeri girdiklerinde sırayla yanağımı öpüp mutfağa yöneldiler. Kapıdan herkese selam verdikten sonra ellerini yıkamak için banyoya geçtiklerinde kapı tekrar çaldı. Bu sefer gelen Yağız Bey'di.
Yemekler hazır olduğunda Yusuf ve Sefa abi gelmiş, onların hemen ardından Haydar abiyle Emir de gelmişti. Hepsi masaya geçmeden önce Yusuf Ali'yle ilgilenmişlerdi. Haydar abi kucağına aldığında Sema abla annemi omzuyla dürtmüş ona Haydar abiyi göstermişti. Annem onları tebessümle seyrettikten sonra çatık kaşlarıyla Sema ablaya bakmıştı.
"Haydi sofraya," dediğimde hepsi ayaklandı.
Yemekten sonra hep birlikte masayı ve mutfağı topladıktan sonra salona geçtik. Yusuf Ali abisinin göğsünde uyuklarken kimseyi yanına yaklaştırmıyordu. Gece böyle devam ederken gözüm Emir ve Güneş'e takıldı. İkisi de birbirine soğuk yapıyor tripleniyorlardı. Gece Emir ile konuşmam gerekiyordu sanırım.
"Aşkım, yatırsana çocuğu beşiğe..." diyerek Yusuf'un yanına oturdum.
"Biz iyiyiz böyle," dedikten sonra Yusuf Ali'nin üzerine örttüğü ince bebek örtüsünü biraz daha sardı küçük bedene.
"Bebek sevgisi çok farklı değil mi?" diye sordum kısık sesimle. Yusuf gülümseyerek başını salladı.
"Terapi gibi," dedi. Yusuf Ali'nin tombik yanağını yok dokunuşlarla sevdi.
"Rabbim bize de nasip etsin," dediğinde "amin," dedim.
Gecenin sonunda hep beraber kalktık. Diğerleriyle vedalaştıktan sonra eve doğru yola çıktık. Emir ile arkadaydık. Omzumla omzunu dürttüğümde göz ucuyla bana baktı. Dik dik suratına baktığımda omuz silkip gürültüyle nefesini bıraktı.
"Bakma öyle cennet bahçem hiç konuşacak halde değilim," dediğinde üstüne gitmedim. Başımı sallayıp omzunu öptüm ve öptüğüm yere başımı salladım.
"Size bir şey danışacağım, Aden olur dedi ama ben bir karar veremedim." dedi Annem.
"Ne oldu hatun?" dedi Haydar abi yoldaki bakışlarını anneme çevirerek.
"Zümrüt bana iş teklif etti," dedi.
"Ne işi?" dedi Emir. Kolunu kaldırıp beni göğsüne çekip saçlarımla oynamaya başladı.
"Yemek, davet verecekmiş. Benden rica etti," dedi annem en kısa şekilde.
"Yemek yapmanı mı istedi?" dedi Emir.
"Yani bir nevi öyle," dedik annemle aynı anda.
"Karşılığında?" dedi Emir.
"Ay oğlum o nasıl laf!" dedi annem.
"Öyle olmaz anne. Emeğinin bir karşılığı olmalı sonuçta. İş başka aşk başka değil mi Haydarikom?" dediğinde Haydar abi dikiz aynasından bize göz attı.
"Zümrüt Hanım dedi zaten Emir. Hatta belki iş bile çıkar sana buradan dedi. Yani annem isterse tabii," dedim.
"Ay ben karar veremedim ki, yoksa kadın bana şu kadar kazanacaksın bile dedi yani hakkını yiyemem şimdi..." dedi annem.
"Neyine karar veremedin hatun çekindiğin şey ne?" dedi Haydar abi. Annemin bir şeyler çekindiğini anında anlamıştı.
"Şimdi benden absürt şeyler isterler ben yapamam edemem," diye söylendi.
"Sen mi yapamayacaksın anne? Hem alt tarafı ne isteyebilirler ki onların tek yediği şey kanepe," dedi Emir. Onun dediğiyle gülüştük.
"Bak ne diyeceğim sana," diyerek Emir'den kopup ön koltukların arasına yerleşip anneme baktım.
"Bence biz önce menüyü isteyelim bakalım ne var menüde. Ona göre karar veririz?" dedim. Ona da hak veriyordum aslında. Daha önce iş anlamında hiçbir tecrübesi olmamıştı annemin.
"Öyle mi diyorsun?" dediğinde başını salladım.
"Hem ben de yardım ederim anne kız hallederiz," dedimde gülümsedi.
"Senin elin değerse hallederiz tabii annem..." dediğinde uzanıp yanağından öptüm.
Eve geldiğimizde Haydar abiyi her zamanki gibi bırakmadık. Üzerimi değiştirip içeri geçtiğimde Emir ortalarda yoktu. Annemde mutfakta bir şeylerle uğraşıyordu. Salon kısmına geçtiğimde Haydar abi beni gördüğü gibi kolunu kaldırdı. Koşarak yanına gidip oturdum ve kolunun altına sırnaştım.
"Nasılsın?" diye sordu.
"İyiyim, sen nasılsın?" dedim.
"Çok şükür," dedikten sonra telefonunu açıp galerisine girdi.
"Annen sence kaç dakikaya gelir yanımıza?" dediğinde anneme göz attım.
"Çay mı yapıyor?" dediğimde "hı hım," dedi.
"Çay yapıyorsa yanına da bir şeyler mutlaka yapar," dedim.
"O zaman," dedi ve galerisinden yan yana montajlanmış tek taş fotoğrafını bakmam için uzattı.
"Karar veremedim bir türlü," dediğinde elindeki telefonu alıp göğsünden kalkıp doğruldum. Bir ona bir telefona bakarken sırıtmaya başladım. İlk fotoğraftaki yüzük gümüştü. Yüzüğün ortasında büyük bir taş varken iki yanında daha küçük taşlar vardı. Diğeri altındı ve gümüş olanından daha büyük tek taşı vardı. İki yüzüğü annemin parmağında hayal ettikten sonra telefonu geri uzattım.
"Bu," dedim altın olanı göstererek.
"Emin misin?" dediğinde başımı salladım.
"Yüzük seçtiğine göre evlilik teklifi mi geliyor?" dedim kısık sesle. Anneme göz atıp başını salladı.
"Yarın," dediğinde gözlerim büyüdü.
"Haydar abi bu şimdi mi söylenir?" dediğimde güldü. Yanağımdan makas alıp "yaptık bir hata Aden Hanım, affedin..." dedi.
"Affedeyim madem," dediğimde gülüştük.
"Eee planın ne?" dediğimde dudak büktü.
"Vallahi kızım ben de bilmiyorum." dediğinde başımı sallayarak güldüm.
"Annen ters kadın biliyorsun, aklıma her gelen şeye acaba Filiz ne tepki verir diye kendi içimde savaş veriyorum," deyince kıkırdadım.
"En iyisi akşam yemeği," dediğinde başımı salladım.
"Mekan seçemedim ama..." dedi.
"Annem dışarı insanı değil zaten. Çok nadirdir dışarıda yemek yediği, yiyince de yüzünden anlarsın zaten rahat edemediğini. Temiz mi değil mi diye kendi yer yemeğini yiyemez..." dediğimde Haydar abi gülümseyerek iç çekti.
"Evde olalım o zaman. E ama yine dışarıdan yemek almam gerekecek, ben bilmem ki yemek yapmayı bir yumurta kırıyorum..." kıkırdayarak baktım ona. Şu an o kadar tatlı görünüyordu ki koca adam olmasından utanmasam yanaklarını mıncırırdım.
"Ben hallederim sen hiç meraklanma..." dediğimde "harbi mi kız?" dedi.
"Harbi harbi..." dedim.
Bizim konuşmamız bittiğinde annemde yanımıza geldi. Elindeki tabakları orta sehpaya bırakıp kendini koltuğa bıraktı." Aden çayları al gel kızım yoruldum" dediğinde koltuktan kalktım. Mutfağa geçmeden önce annemi iki yanağından öpüp öyle geçtim. çayları doldurup salona döndüm. Tepsiyi de sehpaya bırakıp Emir'in odasına gidip kapısını tıklattım.
"Gel," dedi. İçeri girdiğimde yatağına yüzüstü uzanmış bir halde telefonuna bakınıyordu.
"Çay, kek?" dediğimde başını bana çevirdi.
"Aşk acısı çekiyorum kızım ne çayı ne keki?" dediğinde gülecek gibi oldum.
"Ne alaka?" dedim bilmezliğe yatarak.
"Boş ver, iştahım yok acı çekiyorum..." dedi ve bana kıçını döndü.
"Havuçlu tarçınlı yapmış ama annem," dediğimde tekrar bana döndü.
"Yemin et," dedi.
"Yemin ederim," dediğimde yataktan kalktı.
"Her şeyin bir molaya ihtiyacı vardır. Acımı, kekimi yedikten sonra da çekerim değil mi cennet bahçem?" dediğinde kahkahalarla güldüm. Salona geçtiğimizde Emir direkt kek tabağını kucağına alıp yemeye başlamıştı. Annem ona kısık gözlerle bakarken Haydar abinin olandan bitenden haberi vardı ki Emir'e gülerek imalı imalı bakıyordu.
"Oğlum," dedi annem daha fazla dayanamayarak.
"Annem," dedi Emir. Sesi, ağzı dolu olduğundan boğuk çıktı.
"Ne bu halin?" Emir şiş yanaklarıyla dudağını bükmeye çalıştığında kek parçaları ağzından firar etti.
"Senin kızın beni yaktı anne yaktı," dediğinde annem bana bakıp "ne yaptın kız, kardeşine?"
"Ben değil anne diğer kızından bahsediyor," dediğimde bu sefer Emir'e "ne yaptın kızıma?" dedi. Haydar abiyle gülüşümüzü saklamak için elimizle dudaklarımızı perdeledik ve boğazımızı temizledik.
"Ben bir şey yapmadım kaynanacığım, senin kızın boş yere kıskançlık krizlerine girdi," dediğinde kaşlarım çatıldı.
"Bence gayet haklı," dediğimde Emir'in bakışları beni buldu.
"Hain Kostok seni," dedi. Omuz silktim, Güneş'in yerinde ben olsaydım Yusuf'u parça pinçik edebilirdim.
"Sen Güneş'e dertleneceğine o kıza sınırlarını belli et canım kardeşim, benden demesi yarın öbür gün o kız daha büyük sorunlar yaratır," dediğimde dudak büktü.
"Ayol mesele ne ben anlamadım?" diyerek hayıflandı annem.
"Emir'in düet yapacağı bir kız anne. Güneş'in sinir uçlarıyla oynamışta biraz," dedim.
"Emir," dedi annem uyarı dolu bir sesle. Emir oflayıp ayağa kalktı "iyi geceler," size diyerek odasına doğru yöneldi ancak koridora girmeden geri döndü ve kek tabağını alıp tekrar odasına yöneldi. Annem bana baktığında omuz silktim.
"Halleder onlar, sıkmayın canınızı..." dedi Haydar abi.
Ertesi gün kendiliğimden erkenden uyandım. Emir çoktan evde çıkıp stüdyoya geçmiş, annemse televizyon karşısında oturmuş sabah programlarına göz atıyordu. Yanına gidip oturdum ve başımı omzuna yaslayıp kollarımı beline sardım.
"Bugün temizlik yok mu?" dediğimde güldü.
"Yok anneciğim," dedi.
Kahvaltı ettikten sonra anneme okula uğrayacağımı söyleyerek evden çıktım. Sokağın başına yürüdüm ve beni bekleyen Emir'in hiç kullanmadığı arabasına bindim. Bugün için Haydar abiyle alışveriş yapıp evine geçecek ve yemek yapacaktık.
"Günaydın Haydarikom," dedim.
"Günaydın kızım," dedi ve arabayı çalıştırdı. Yakındaki bir alışveriş merkezine gidip market alışverişi yapmaya başladık.
"Ben genelde evde yemek yemem o yüzden pek bir şey yok evde kızım, sen aklına ne geliyorsa ne istiyorsan al tamam mı..." dediğinde "tamamdır patron," diyerek market arabasını alıp reyonlar arasında gezinmeye başladım. Sadece ana yemek ve yanında birkaç çeşit meze hazırlayacaktım. İçecek reyonlarından geçerken gözüme alkol kısmı takıldı. Haydar abiye dönüp baktığımda baktığım yeri fark etmiş olacak ki başını hayır anlamında salladı.
"Annen hâlâ ilaç kullanıyor," dedi.
Marketten çıktığımızda alışveriş merkezinin üst katlarına göz attım. Gözüme giyim mağazaları takılınca Haydar abiye döndüm. "Ben hızlıca mağazalara bakınacağım," dediğimde "tamam kızım ben şu poşetleri arabaya bırakıp yanına gelirim," dedi.
Annem için elbise bakınırken yanıma geldi Haydar abi. Birlikte anneme akşam giyinmesi için bir elbise seçtik. Annemin elbiseleri vardı ama özel, güzel olsun istiyordum. Elbiseyi aldıktan sonra Haydar abinin evine geçtik. İki odalı, eski bir apartman dairesiydi. Temiz ve bakımlı bir evdi.
Birlikte hızlıca yemekleri yapıp masayı hazırladık. Daha doğrusu ben hazırlarken Haydar abi etrafımda gezinip yardım lazım mı diye sorup durmuştu. İlk başta yapması için bir şeyler vermiştim ona ancak yemek konusunda ne yazık ki gerçekten beceriksizdi. Her şey hazır olduğunda saatte akşam üzeriydi.
"Ben bıraksaydım kızım seni?" dedi kapının önünde ayakkabılarımı giyerken.
"Taksiyi çoktan çağırdım, git gel yapma boşuna..." dediğimde isteksiz de olsa kabul etti. Doğrulup bana uzattığı montumu giyinirken portmantoya asılı kabanın iç cebinden cüzdanını çıkarıp içinden iki yüz lira alıp bana uzattı.
"Taksi için," dediğinde ona gözlerimi kısarak baktım.
"Aden," diye azarlar tonda konuştuğunda "ama var benim param," dedim.
"Olabilir," dedi ve elimi tutup parayı avcuma bıraktı.
"Kızıma da harçlık veremeyeceksem," dediğinde mutlu oldum. Onun beni böylesine kızı olarak kabullenip üstüme titremesi ve beni düşünmesi eksik yanlarımı dolduruyordu. Verdiği parayı kabul edip montumun cebine bıraktım. Parmak uçlarımda yükselip Haydar abiyi yanağından öptükten sonra evden ayrıldım. Kapının önüne indiğimde taksi çoktan gelmişti. Taksiye bineceğim sırada Haydar abinin senini duydum. Pencereden çıkmış bana bakıyordu.
"Eve vardığında haber et kızım," dediğinde "tamam," dedim ve ona el salladıktan sonra taksiye bindim.
Eve geçtiğimde etraf sessizdi. Ayakkabılarımı ve montumu çıkarıp astığımda eve göz attım. Annem salonda ya da mutfakta değildi. Odama ilerlediğimde kendi kendine söylenerek konuştuğunu işittim. haydar abiye dert yanıyordu. Onun bu haline sırıttım.
"Anne ben geldim," diyerek odaya girdim. Annem dolabın önündeydi.
"Hoş geldin," dedi bana bakmadan.
"Bak sana ne aldım. Simge'yle mağaza dolaşırken gözüme takıldı. Aldım ben de çok yakışacak vallahi," diyerek ona bakmadan yatağın başında durdum ve elbiseyi çıkartıp ona döndüm.
"Bana elbise aldın?" dedi. Kolları göğsünün altında bağlıydı.
"Evet, denesene..." diyerek ona uzattığımda gözlerini kıstı. Elbiseyi alıp inceledi ve aynaya dönerek üstüne tuttu.
"Haydar beni yemeğe davet etti," dediğinde "yaaa öyle mi?" diye bir tepki verdim.
"Öyle ne tesadüf ben de tam elbise bakınıyordum kendime..." dediğinde tatlı tatlı sırıttım.
"Kız," dedim yanına gidip aynadan bakışlarımız kesiştiğinde "ana kız telepatik güçlerimiz var herhalde."
"Kesin kesin," dedi.
"Beğendin mi?" dediğimde memnuniyetsizce elbiseye göz atıp "elbise işte," dedi.
"Giy bence bunu sen akşam için," dedim. Elbiseyi uzun uzun inceledikten sonra "e bunun yıkanması lazım," dediğinde oflayarak yatağa bıraktım kendimi.
"Temizdir anne o, bir şey olmaz giy sen..." dedim.
Pek emin olamasa da giyindi elbiseyi. Mavi, güpürlü çok şık bir elbiseydi. Aynada kendisine bakınırken yattığım yerden doğrulup yanına gittim. "Çok yakıştı," dedim.
"Oldu mu sahi? Çok abartılı geldi gözüme sanki..." dediğinde "yok yok çok güzel oldun," dedim.
"Saçını hafif dağınık at kuyruğu yaparız, hafif bir makyaj..."
Annemi hazırladığımda gitmek için çağırdığımız taksiyi bekliyorduk. Annem elbise kırışmasın diye oturmuyor sürekli elini saçını götürüyordu. Biz taksiyi beklerken kapı çaldı.
"Hayırdır inşallah," diyerek kapıyı açmaya gitti annem.
"Güneş," diyerek telaşla konuştu annem. Yayıldığım koltuktan kalkıp kapıya gittiğimde Güneş anneme sarılmış ağlıyordu.
"Ne oldu?" diye telaşla yanlarına gittiğimde Güneş annemden ayrılıp bana sarıldı.
"Bitti, Emir falan yok artık," dedi ve hıçkırıklara boğuldu.
"Kızım o nasıl laf, tövbe ya rabbim ne bu halin?" dedi annem de telaşla. İçeri geçtiğimizde Güneş burnunu çekip duruyordu. Ağlamaları dinmişti.
"Ay ben bir Haydar'ı arayayım," annem telefonunu alacakken ondan hızlı davranıp telefonu aldım.
"Taksi gelecek şimdi aramana gerek yok," dedim.
"Kızım kardeşini görmüyor musun nasıl gideyim?" dediğinde gözlerimi devirdim.
"Ben hallederim burayı olmaz öyle tıpış tıpış gidilecek, aklında kalmasın hiç, her şey benim kontrolüm altında," dediğimde ona konuşacak bir alan bırakmamıştım ki Güneş'te "git anne sen, bakma bana sinirlerim bozuldu ondan ağlıyorum," deyince annem başını salladı. Taksi geldiğinde ona taksiye kadar eşlik edip yolcu ettim. Eve geri çıktığımda Güneş salondaki geniş koltukta uzanmış ağlıyordu. Diğer koltuğa geçip oturdum.
"Ne oldu?" dediğimde başını bana çevirdi. Gözleri kıpkırmızıydı.
"Kavga ettik," dediğinde tekrar hıçkırdı ve uzanmaktan vazgeçip doğruldu.
"Neden?" dedim.
"O kız yüzünden, Emir de çok abarttığımı iş yaptıklarını falan söyledi." dedi, sesi kırgın çıkıyordu.
"Bu yani," dediğimde çenesi titredi.
"Bana ilaçlarımı alıp almadığımı sordu. O kızın önünde yaptı bir de bunu," dedi ve tekrar hıçkırarak ağlamaya başladı.
"Peşimden de gelmedi. Ben de dedim herhalde gerçekten çok abarttım geri döndüm stüdyoya birde ne göreyim kızla sarılıyordu..." ağlamaları şiddetlenince yanına gidip oturdum. Bedenini benim bedenime doğru eğip kollarımın arasına girdi.
"Bir an Güneş sen herhalde yine halüsinasyon görmeye başladın falan dedim kendi kendime ama yok bayağı bayağı sarılıyorlardı. " içimden Emir'e bol bol saydırıp Güneş'in saçlarını sevip onu sakinleştirmeye çalıştım.
"Stüdyodan çıkar çıkmaz doktoruma gittim, çok iyi ilerliyormuşum öyle dedi ama ben kötü hissediyorum kendimi," dediğinde onu sıkıca sardım.
"İyisin Güneş, sadece ilk defa ilişkinizde bu tarz olay yaşıyorsunuz. Kıskançlık hele ki aşk ilişkisinde kıskançlık biraz yıpratıcı olabiliyor." dediğimde burnunu çekip başını kucağıma yerleştirdi.
"Kıskandım, çok kıskandım Aden ama Emir bunu hastalığımdan zannetti," ağlamaktan boğuk çıkan sesi kısılmıştı.
"Öküzlüğü tutmuştur onunda yavrum, ilk defa bir ilişki yaşıyor o da kıskanıldığını fark edince ne yapacağını şaşırmıştır belki," dedim arada durarak.
"Ama," dedi ve sustu. Gözyaşları iri damlalar halinde süzülüyordu gözlerinden.
"Neden her yaptığım şeyi hastalığıma bağlıyorlar Aden, tamam ruh hastasının tekiyim ama her şeyi buna bağlamalarından bıktım," dedi.
Gözyaşlarını silip yanaklarını peş peşe öpüp saçlarını okşadım. "Bak bana," dedim. Kucağımdan kaldırıp karşımda oturtturdum.
"Sen neden benim karşımda oturuyorsun Güneş?" dedim ve ellerini uzanıp sıkıca tuttum.
"Neden hastanede değil buradasın?" dediğimde gözlerini ellerimize indirdi. Başımı eğip gözlerine bakmaya çalıştım. Gözleri gözlerime değdiğinde ona cevap ver dercesine baktım.
"Çünkü iyileşiyorum," dediğinde başımı salladım.
"İyileşiyorsun, hasta değilsin. Hasta olsaydın burada olmazdın hâlâ tedavi görüyor olurdun ama iyisin buradasın. Kendine bir daha böyle davranmayacaksın tamam mı?" başını salladı.
"Kimsenin sana hasta muamelesi yapmasına da izin vermeyeceksin. İster annen baban olsun ister kardeşlerin isterse sevgilin! Bu baş hep dik olacak, bu gözlerden yaşlar akmayacak söz mü?"
"Söz," dedi.
Kardeş sözü mü?" dedim.
"Kardeş sözü..." dedi gülümseyerek.
Bir süre sessizce yan yana oturduk. Güneş biraz daha toparlamıştı. Emir de o sırada sürekli aramaya başlamıştı ancak Güneş, konuşursam ağlarım deyince Emir'i ben arayıp Güneş'in yanımda olduğunu söylemiş biraz zaman tanıyın birbirinize demiş ve kapatmıştım.
"Yemek yapalım mı?" dediğimde miskince esneyip yüzüme baktı.
"Bol soslu makarna, yanına köfte... Hazır değil hem de ben hazırlayacağım."
"Hiç iştahım yok, boşuna yorma kendini boş ver," dediğinde "ooo senin için geçmiş be kızım. Bol soslu diyorum en sevdiğinden..." bağdaş kurarak oturdu ve kırlenti kucağına çekti.
"Mantı da olacaktı gerçi. Ondan yapalım böyle bol yoğurtlu sarımsaklı... Sana da salçalı sos yaptık mı tadından yenmez," dediğimde yüzünü avucuna yaslayıp bana baktı.
"Hiç yapmakla uğraşmayalım, dışarıda yesek. Hava da alırız..." dediğinde itiraz etmedim.
"Kalk hazırlanalım o zaman. Sokağa bu halde çıkarsak yürüyen ölülerden fırlamışız sanarlar bizi," dediğimde güldü.
Odama geçtiğimde dolabımda gezinmeye başladık. Güneş baktığı her kıyafetten sonra daha da yüksek sesle ofluyordu. "Sanırım tek ortak noktamız triko elbiselerimiz," dediğinde güldüm. Giyim tarzlarımız birbirinden çok farklıydı.
"Bunu giyeyim mi?" dedi. Beyaz ipek gömleğimi göstererek.
"Giy yavrum ne soruyorsun," diye kızdım. Kendime yüksek bel kotumu çıkartıp üzerine crop kazaklarımdan bir tanesini giyindim. Güneş'in de üzerinde kot panolunu vardı. Kapüşonlusunu çıkarıp gömleği giydi ve önü çapraz dökümlü olacak şekilde ilikledi.
"Ne olmadı mı?" dediğinde gülüp yanağından makas aldım.
"Çok güzel oldu, ben bunu böyle dümdüz giyerken senin bu gömleğe bambaşka bir hava vermen takdire şayan yemin ederim," dedim.
Giyindikten sonra makyajımızı ve saçımızı yaptık. Ben her zamanki gibi takılırken saçlarımı tepemde toplamıştım. Güneş saçlarını dalgalandırıp açık bırakmış sade bir makyaj yapmıştı. Tek abartımız ayakkabılarımızdı sanırım. Ben uzun kalın topuklu botumu giyerken Güneş yeni aldığım ince uzun topuklu stilettolarımı giyindi.
"Taksi çağırıyorum," dediğimde başını salladı. Apartmandan inerken Yusuf'u aradım ancak açmadı. Ben de ona Güneş'le dışarıda olduğuma dair kısa bir mesaj attım. Annem ve Emir'e de aynı mesajı atarken asansör aynasında saçını düzelten Güneş'e baktım.
"Sizinkilere haber ver," dediğimde başını sallayıp telefonunu çıkartıp mesaj çekti.
İlk önce Güneş'in seçtiği bir restorana gittik. Yemek seçerken Güneş bir bana bir menüye baktığında göz kırpıp başımı salladım. "Şimdi sana bir şey diyeceğim ama bana kızacaksın," dedi.
" İlaçlarını almadın," dediğimde gözleri iri iri açıldı.
"Yok seni kesinlikle fiziken Zümrüt annem ruhen Filiz annem doğurmuş bu kadar olmaz yemin ederim ya!" dedi. Cevap vermedim ve ona cevap vermesi için baktım.
"Sabah son ilacımı içtim. Stüdyodan sonra eczaneye geçecektim yenilerini almak için ama unutmuşum..."
"Neyse," dediğimde tatlı tatlı sırıtıp dirseklerini masaya yasladı.
"Şey," dedi.
"Ney..." diye uzattım.
"İlk ilacın üzerinden on saat geçti... İçki alsak?" dediğinde "Güneş," dedim.
"Yaaa lütfen Aden, yemek yedikten sonra gidip dağıtsak ya biraz abartmayız söz. En fazla bir iki şişe bira..." dedi ancak tabii ki de iki şişeyle kalmadık. Yemek yedikten sonra Akaretler' e geçtik ve önümüze çıkan ilk mekana girdik.
"Eğleniyor muyuz gençler?" diye oturduğu yerde doğrulup bas bas bağıran Güneş'i kolundan tutup bar taburesine oturtmaya çalışsam da nafileydi.
"Abi votka shot hazırlasana..." dediğinde barmen bize ters ters baktı. Adama durmadan sataşıyordu Güneş.
Ne kadar içtik, ne içtik bir yerden sonra dikkat etmeyi bıraktım. Güneş bana uyacakken ben ona uydum ve onunla birlikte ben de dağıttım. Deli gibi içip ya dans ediyor ya da sadece gülüyorduk. Birkaç tane sarkıntılık olayı yaşasakta bertaraf etmeyi başarmıştık. Mekandan çıktığımızda ikimizin de telefonları durmadan çalıyordu ancak çantalarımızın içinde bir türlü bulamıyorduk. Bir taksi çevirdiğimizde Güneş benden önce davranıp kendi evinin adresini verdi. Daha doğrusu vermeye çalıştı. Söylediği her kelimeden sonra bu akşam ölürüm diyordu. taksici bize ters ters bakınca Güneş'i yanıma çekip oturtturdum.
Eve gidene kadar Güneş susmadan bu akşam ölürüm deyip durdu. Ara ara ona gülüp ağzına avcumu yaslıyordum ama susmuyordu... Taksiden inip evin bahçesine girdiğimizde daha yüksek sesle şarkıyı söylemeye başladı.
"Bu akşam ölürüm beni kimse tutamaz," diye bağırdıktan sonra hıçkırdı Güneş.
"Sen bile tutamazsın yıldızlar tutamaz." diye ona eşlik ettiğimde düzgün olmayan adımları durdu.
"Yıldızlar nasıl tutacak bizi kızım, bu ne saçma söz böyle," dedikten sonra eve çıkan iki basamağı çıkıp kapıyı çaldı. Yanına gidip başımı omzuna yasladım. Dünya dönüyordu, dünyayla birlikte dilimde dönüyordu sanki.
"Bak şimdi sana ne diyeceğim?" dedi ve güldü Güneş. Hıçkırdı, boğazını temizledi ve kapıya tekrar vurup bana döndü.
"Iğdır'ın ilk harfi Iğğdıııırrrrrr!" kendi dediğine gülerken devam etti konuşmaya.
"Ceren'in selamı var, hangi Ceren? Penceren..." kapıya yaslandı, ben de ona yaslandım.
"Ne demişler, acele işe ben de işeyeceğim," dedi ve gülme krizine girdi.
"Geri zekalı," dedim gülerken. Beni de hıçkırık tutarken birbirimize bakıp kahkaha atmaya başladık. Güneş bir yandan evin kapısına vurmaya devam ediyordu.
"Açıl susam açıl," dedikten sonra kapı aniden açıldı ve biz yere yapıştık. Düştüğümüz yerde birbirimize dönüp düşüşümüze güldük. Güneş sırt üstü uzanıp "Bizans böyle yıkılmadı bee!" dedi. Dediğine gülerken başımızda dikilenleri fark ettim. Tam boylar başımızda durmuş bize şaşkın gözlerle bakıyorlardı.
"Ouuu," dediğimde Aslan'ın bana doğru eğildiğini fark ettim. Aslan'ın ne ara dördüzü olmuştu?
"Siz içki mi içtiniz?" dediğinde kıkırdadık Güneş'le.
"Abim, Aslan abim..." dedi ve peş peşe hıçkırıp durdu Güneş. İkimizi de gıcık tutmuştu.
"Aslan," dedim. Dilim uyuşuk olduğundan ismi bir tuhaf çıktı.
"Ooo uçmuş bunlar," dediğini işittim Doğu'nun.
"Doğu, benim küçük boy abim..." dedim ve kıkırdadım.
"Oha bana abi dedi lan!" dedi Doğu.
"Doğu, abim be..." dedim ve elimi zar zor kaldırıp elimle gel gel yaptım. Ya da yaptığımı sandım.
"Bak şimdi," dedim ve Güneş'e bakıp güldüm.
"En sulu ilimiz hangisi?" dediğimde "ne?" dedi Doğu.
"Denizli," dediğimde Baran güldü.
"Oğlum bunlar bayağı sarhoşlar lan!" dediğinde Aslan bir bana bir Güneş'e baktı. Hâlâ evin girişinde beyaz fayansların üzerinde sere serpe uzanıyorduk.
"Giresun da deniz neden var?" dedim ve peş peşe hıçkırdım.
"Heyyy cevap versenize... Siz giresunuz diye var..." dedim gülerek.
"Abi bunu kaçıramam ben," diyen Doğu telefonunu çıkarttı.
"Bu akşam ölürüm beni kimse tutamaz!" diye birden bağıran Güneş'le hepsi panikledi.
"Lan annemler uyanacak," dedi Aslan.
"Sen beni tutamazsın yıldızlar tutamaz," dediğimde Güneş cıkladı ve orantısız bir güçle koluma yumruğunu geçirdi.
"Bak ya kızım yıldızın kolları yok tutamaz bizi düşeriz," dedi.
"O zaman mavi mavi masmavi," dedim İbrahim Tatlıses modunda.
"Gözleri boncuk mavi bir gördüm aşık oldum bu gelen kimin yari..." deyip durdum ve Güneş gibi peş peşe hıçkırıp gülerek tam boylara baktım.
"Benmişim, mavi Aden, maviş Aden... Yusuf'un yariyim ben, canım aşkım..." dediğimde Baran gülerek "eyvah eyvah," dedi.
"Aden kısık sesle abim. Bağırmadan tamam mı?" dedi Aslan. Ona bakabilmek için kafamı yerde iyice geriye atıp "tamam!" diye yüksek sesle bağırdım. Ben bağırınca Güneş gür bir kahkaha attı.
"Anne," diye bağırdı benden sonra Güneş. Tam boylar ne yapacaklarını şaşırmış bir halde bize bakarlarken merdivenlerden koşuşturan ayak seslerini işittim.
"Ne oluyor?" diyerek aramıza katılan Yağız ve Zümrüt çiftine elimle öpücükler yolladım.
"Merhaba merhaba," dediğimde Güneş hıçkırdı.
"Anne senden ne kadar çok var... Benim bünyem bunu kaldıramaz..." dediğinde kendimi tutamadan gür bir kahkaha attım.
"Dünya dönüyor sen ne dersen de..." dedim fayansa yüzüstü döndüm.
"Yağız ben mi yanlış görüyorum yoksa kızlarımız sarhoş mu?" diye sordu Zümrüt Hanım.
"Sanırım öyleler," dedi Yağız Bey.
"Ama var ya bir eğlenmişiz of..." dediğimde Güneş hemen onayladı beni.
"Çok güzel..." dedi dili dönmüyordu artık.
"Annem ağzıma sıçacak," dedim birden. Tam boyların sessiz kıkırdayışları devam ediyordu.
"Hay," diye sırt üstü döndüm bu sefer.
"Güneş, uyudun mu kız," dediğimde ses vermedi. Baran, Güneş'in yanına gidip onu kucakladı.
"Ben de ben de beni de kucaklayın," dediğimde Aslan gülerek yanıma tekrar geldi ve kucağına aldı beni.
"Aslan senden de bir sürü var," dediğimde güldü. Merdivenleri çıkmaya başladığımızda kollarımı boynuna sarıp aşağıda kalanlara baktım. Zümrüt Hanım bariz bir şok yaşarken Yağız Bey gülüşünü saklıyordu. Onunla göz göze geldiğimde dil çıkarıp " hıh," diyerek başımı Aslan'ın omzuna yasladım.
"Yusuf'u ara, Yusuf gelsin... Yusuf saatim geldi benim ara gelsin..." dediğimde Aslan gülerek nefeslendi.
"Ya da arama çok kızar bana ya da kızmaz neden kızsın ki... Yusuf'u özledim ben... Maviş Aden, Yusuf'unu özledi..." dedim.
"Hay senin Yusuf'una," diye homurdandı Aslan.
"Cık cık cık bir tanecik enişten o senin vallahi seni tutuklatırım ona göre," dediğimde güldü.
"Yemezler be güzelim," dedikten sonra bir odanın kapısını açtı. Odaya girdiğimizde ışığı açtı. Güneş'in odası değildi, daha öncesinde kaldığım odada değildi. Odanın kokusunu içime çektiğimde Aslan'ın tanıdık kokusu geldi burnuma.
"Senin odan mı?" dediğimde beni dağınık yatağın içine bıraktı.
"Benim odam güzellik, sen rahat rahat uyu ben Kerem'in yanına geçeceğim," dediğinde çoktan yatağa kurulmuştum. Ayağımdaki botlarımı çıkarıp yatağın köşesine bıraktı. Yorganı üstüme örtüp başımın üzerine bir öpücük kondurdu.
"Yusuf, Yusuf'um yiğidim benim," dedim mırıldanarak.
"Yusuf'u çok seviyorum ben biliyor musun?" dedikten sonra kıkırdadım. Gözlerime çöken ağırlıkla iyice mayışıp yüzüme yastığa bastırdım.
"Şanslı piç," diye homurdanan Aslan'a "cık cık cık," dedikten sonra esneyip konuşmaya devam ettim.
"Yeğenlerinin babası olacak o senin deme öyle," dediğimde tekrar öptü beni.
"Demem abim," dedi. Kapıya giden adım seslerini duyduğumda gözlerimi zar zor aralayarak ona baktım.
"Aslan," dediğimde adımları durdu ve bana baktı. Yataktan başımı kaldırıp dilimi dışarı çıkarıp tuttum ama hissetmiyordum.
"Dilim yok, dilimi mi çalmışlar?" Aslan kendinden geçercesine gülerken ben dilimi dışarı çıkarmış görmeye çalışıyordum.
"Dilin sen de abim korkma, uyuşmuştur ne kadar içtiyseniz artık..." dediğinde dilimi ısırdım birkaç kez sonunda acı hissettiğimde derin bir nefes aldım.
"Dilimi çaldılar sandım," dedim. Sesim hem uykulu hem de ağlayacak gibi çıkıyordu. Aslan bana gülerken Ona uzun uzun baktım ve ofladıktan sonra "iyi geceler," dedim. O da bana "iyi geceler" dedi ve odanın ışığını kapatıp odadan çıktığında yatakta tepindim ve yüzüstü dönüp homurdanıp durdum. Gözüme komodinin üzerindeki çerçeve takıldığında elimi uzatıp aldım. Yatağın diğer tarafına yuvarlanıp odaya vuran bahçe ışığının sayesinde çerçeveyi inceledim.
Artvin de hep birlikte çekindiğimiz fotoğraftı. Tahir dedelerin evlerinin arka kapısının beş basamaklı merdiveninde çekinmiştik. Merdo abi en üstte Aslan ve Yusuf'la yan yanayken onların hemen önünde Baran, Doğu ve Emir vardı. Onların önünde Güneş, Kerem ve ben duruyorduk. Hepimizin yüzünde gerçek bir gülüş vardı. Biz Güneş'le birbirimize sarılıp boştaki ellerimizle Kerem'i tutarken, Doğu benim Emir ise Güneş'in omzuna kollarını sarmışlardı. Baran ise kollarını ikisinin omzuna atmıştı. En arkadaki muhteşem üçlü ise hepimiz gibi kollarını birbirilerinin omuzlarına atmışlardı. İç çekip çerçeveyi göğsüme bastırdım.
"Sen iyi bir abisin," dedim fısıltıyla Aslan'ın odasına. Aslan duymasa bile ona ait bir şeylerin duyması şimdilik bana yeterdi...
...
HAYDAR & FİLİZ
13/03/2022
'Nazende Sevgilim'
Filiz önünde durduğu kapıyı çalmadan önce derin bir nefes daha alıp verdi. Üzerini düzeltmek amacıyla kalın kabanını çekiştirip ellerini bozmamaya özen göstererek saçlarında gezdirdi. O bunları yaparken kapının hemen ardında geldiğinden haberdar olan Haydar'ın yüzünde dingin bir tebessümle kapı dürbününden onu izlediğinden bir haberdi.
"Kız Zümrüt sanki on sekizlik genç kızsın bu ne heyecan?" dedi kendi kendine.
O kendisine bu heyecanı hor görüyordu ancak bir yanı da o heyecanın tadını çıkarmak için can atıyordu. Bir evlilik yaşamıştı, gerçi o evliliğe evlilik denir miydi orası büyük bir muammaydı ama yaşamıştı, anneydi ancak böyle bir heyecanı ilk defa tadıyordu. Son kez derince soluklandıktan sonra titreyen parmaklarıyla kapının zilini çaldı. Kapı anında açılırken karşısında gördüğü adamla nefesi göğsünde kaldı. Haydar da evde olacakları halde kendisine oldukça özen göstermiş ve şık giyinmişti.
"Hatun, hoş geldin..." dedi Haydar ve elini Filiz'e uzattı. Filiz kendisine uzatılan eli tuttu ve "hoş buldum," dedikten sonra evin içine girdi. Kısa topuklu çizmelerini çıkardığında Haydar ayaklarının önüne pembe tonlarında yünlü yumuş yumuş görünen bir çift terlik bıraktı. Filiz mutluluktan parlayan gözleriyle baktı sevdiği adama. Onun için kendi evine terlik alması çok hoşuna gitmişti. Filiz, evde çıplak ayakla ya da ayakkabıyla dolaşmaktan hiç haz etmezdi.
"Teşekkür ederim," dediğinde Haydar avcuna hapsettiği elin üzerine bir öpücük kondurdu. İçeri geçtiklerinde Filiz evi inceledi. Dairede en az apartman kadar eskiydi ancak ona rağmen Haydar'ın evi güzel, temiz ve hoş kokuluydu.
Filiz salonda gezdirdiği gözlerini Haydar' a çevirip "evin tertemiz," dediğinde Haydar güldü. Filiz'i göğsüne çekip şakağını öptü.
"Gülme," dese de kendisi de gülüyordu Filiz.
"Aşırıya mı kaçıyorum bu temizlik konusunda, Aden de sürekli söylenmeye başladı."
"Yok hatun, temiz titiz kadınsın böyle şeylere takılman normal..." dedi Haydar. Filiz, Haydar'ın dediğine gülerken yüzünü göğsüne sürüp daha da sardı kollarını.
"Haydi gel," dedi ve Filiz'i hazırladığı daha doğrusu Aden ile hazırladığı masaya götürdü. Aden evden çıktıktan sonra birkaç mum eklemiş daha romantik bir ortam oluşturmuştu. Filiz şaşkın bakışlarıyla baktı Haydar'a.
"Sen mi hazırladın?" dediğinde Haydar başını salladı.
"Yaptık işte bir şeyler," dedi
Masaya yerleştiklerinde Haydar kadehlere Filiz'in sevdiği elma suyundan doldurdu. Hâlâ ilaç kullandığı için içki içmesi sakıncalıydı. Haydar da Filiz'e eşlik ederek kendisine meyve suyundan doldurdu.
Tabaklarına masadaki yiyeceklerden aldıktan sonra Filiz hepsini sırayla tadıp gülümseyerek Haydar'a baktı. Haydar da kendisine güzel güzel gülümseyen kadına aynı gülüşlerle baktı.
"Ne güzel olmuş hepsi, ne becerikli adammışsın sen böyle," dediğinde Haydar'ın gülüşleri sırıtışa döndü.
"Eh, var öyle kabiliyetlerimiz..." dediğinde Filiz de kıkırdadı.
"Kabiliyetinin adı da Aden herhalde," Haydar yakalandığını anlayınca güldü.
"Ben ne anlarım hatun yemekten yapmaktan hazır alayım deyince Aden olmaz ben hallederim dedi. Giderken de bozuntuya verme dedi ama annesinin nasıl bir kadın olduğunu unutmuş deli kız," dedi Haydar.
" Kızım aynı bana çekmiş. Nasıl da el lezzetini katmış yemeklere. Maşallah kızıma," diye kızına ve dolaylı olarak kendisine övgüler yağdıran kadını aşkla izledi Haydar. Filiz başını tabaktan kaldırıp Haydar' a baktı ve sol kaşını kaldırarak konuştu.
"Yemekler bir yana... Nasıl bir kadınmışım ben?" dedi Filiz.
"Güzel, " dedi ve göğsünü nefesiyle doldurarak iç çekti Haydar. "Çok güzel bir kadınsın..."
Yemek sohbet eşliğinde devam ederken genellikle Filiz konuşuyor, Haydar ise hayran hayran dinliyordu karşısındaki kadını. Filiz, Haydar'ın bakışlarını fark ettiğinde sustu. Üzerindeki bakışların tadını çıkardı birkaç dakika. İnsan sevdiği tarafından sevilmesinin ne demek olduğunu anladı bu bakışların arasında. İlgilinin, sevginin aşkla harmanlandığında ne denli çoşkulu bir duyguya dönüştüğünü kavradı ve bir kez daha karşısındaki adama ona böyle hissettirdiği için defalarca kez teşekkür etti.
"Niye sustun ne güzel sesinle doyuyordum..." dedi Haydar. Filiz dudaklarını birbirine bastırıp aniden bastıran duygusallıkla bakışlarını karşısındaki adamdan kaçırdı. Sesini duymaya bile tahammül edemeyen bir adamdan sonra böyle bir adamın hayatında olmasına, gönlünde olmasına hâlâ inanamıyordu.
Haydar birden durgunlaşan kadına çatık kaşlarıyla baktı. "Hatun," dedi, bir tepki alamayınca oturduğu sandalyeden kalkıp boş sandalyeyi çekip hemen yanına oturdu.
"Filiz," dediğinde Filiz derin bir nefes alıp Haydar'a döndü yüzünü. Ağlamasa da gözleri yaşlı görünüyordu.
"Bünyeye fazla geldi bu kadar sevgi herhalde," dediğinde Haydar tuttuğu nefesini bıraktı. Filiz'in küçük yüzünü avuçlayıp alınlarını birbirine yasladı.
"Bu daha ne ki..." dedi Haydar. Parmaklarıyla Filiz'in esmer tenini sevdi.
"Sana olan sevdam her gün daha da artarak çoğalıyor, yüzünü görünce, sesini duyunca, adını bile zikrettiğimde seni severek mutlu oluyorum ben. Mutlu oldukça daha da çok seviyorum seni. Sen gelmiş bana bünyeme fazla diyorsun..." dediğinde Filiz gülmekle ağlamak arasında kalmıştı. O, Haydar gibi sevdiğini dile getirmekte çok rahat olamasa da bakışlarıyla her şeyi söylüyordu zaten.
Haydar, Filiz'in alnına bir buse kondurup kalktı. Berjer koltukların arasında duran babasından yadigar gramafonun yanına gidip bir plak yerleştirdi ve tekrar Filiz'in yanına gitti ve elinden tutup kaldırdı. Salonun ortasında loş ışığın altında yanan mumların eşliğinde plakta çalan şarkıyla sarmaş dolaş salındılar durdukları yerde. Filiz başını Haydar'ın omzuna bir elini de yüzüne yaslarken Haydar yanağını Filiz'in başına yaslayıp kollarıyla sıkıca belini sarmıştı.
"Şarkı da diyor ya hani nazende sevgilim yadıma düştün diye," dedi Haydar. Filiz şarkıya kulak kesildi. Eski bir Azerbaycan şarkısının orijinal plak kaydıydı.
"Sen hep benim yadımdasın Filiz, seni ilk gördüğüm gün, ikinci gördüğüm gün, ilk konuştuğum gün, kokunu ilk duyumsadığım gün... hatta sadece adımı söylediğin gün... Hepsi yadımda." dedikten sonra yanağını yasladığı yerden kaldırıp Filiz'in başına bir öpücük kondurdu. Ellerini usul usul ince belinde gezdirdi kadının ve "bir evimiz olacak," dedi.
"Bizimle dolacak her yanı... Bizimle, çocuklarla. Birlikte yuva yapacağımız bir ev. Her sabah birlikte kahvaltılar edeceğiz, akşamları gezmelere gideceğiz. İstersen böyle bir apartman dairesi istersen bahçeli bir ev... Eşyalarını birlikte seçeceğiz, duvarları birlikte boyayacağız... Tamamen bize ait bir ev... Her köşesinde yadımızda mutlulukla saklayacağımız günlerimiz olacak..." dediğinde Filiz'in sol gözünden bir damla yaş yanağından süzüldü.
"Mutlu olacağız değil mi Haydar?" dedi Filiz.
"Olacağız Hatun... Hep mutlu olacağız. Biz mutlu olacağız, çocuklarımızı mutlu edeceğiz..." Filiz başını Haydar'ın omzundan kaldırıp yaşlı gözleriyle baktı adamın okyanus mavisi gözlerine. Haydar'ın sırtında dolanan diğer elini de Haydar'ın yüzüne yasladı.
"Benim senden tek bir isteğim var," dedi Filiz. Haydar söylemesi için başını salladı.
"Ben biliyorum ki çok iyi bir eş, hayat arkadaşı olacaksın bundan hiç şüphem yok... Benim senden tek isteğim çocuklarıma baba olman... Özellikle de Aden'e..." Haydar aldığı nefes geçip giden her yeri yaktı sanki.
"Güneş ve Emir baba ne, baba sevgisi ne biliyorlar ama Aden hiç tatmadı o duyguyu, baba sevgisini, güvenini bilmiyor... Senden tek isteğim benden önce onlar olsun önceliğin olur mu?" dedi sonra iç çekip gülümsedi. " Aslında onlar için çoktan baba oldun sen..." dediğinde Haydar dolu gözlerinin eşliğinde burukça gülümsedi.
"Filiz," dedi Haydar. Çenesini tutup yüzünü yüzüne yaklaştırdı.
"Aden, Emir hatta Güneş... Bana ister abi desinler ister ismimle seslensinler hatta isterlerse hep Haydariko desinler," dediğinde ikisi de gülüştüler.
"Onlar bana istediklerini söylesinler hatun benim için hep evlat olacaklar..."
"Baba da diyecekler ama biliyorsun değil mi, Emir diyor hatta gerçi önüne ciciyi ekliyor ama..." dedi Filiz.
"Hergele," dedi Haydar sevgiyle. Filiz usul usul okşadı Haydar'ın yüzünü. Başını tekrar omzuna yaslayıp yüzünü boynuna gömdü. Huzuru, güveni hiç olmadığı kadar hissediyordu Haydar'ın kolları arasında. Eskiden hep ben ne yapacağım derken şimdi Haydar var diyordu.
Plaktaki şarkı hep başa sararken koltuğa geçip yana yana oturdular. Haydar rahatça bacaklarını açarak otururken Filiz'i göğsüne yasladı. Filiz, bacaklarını toparlayıp koltuğu iyice yerleştikten sonra başını Haydar'ın geniş göğsüne yasladı.
"Ne tuhaf değil mi?" dedi Filiz.
"Ne tuhaf yavrum?" Filiz başını geriye doğru atıp Haydar'a baktı.
"Genç kızlığımda yakın olduğum bir arkadaşım vardı. Komşumuzun kızıydı... Bana bir keresinde 'kaderi aynı olan insanların yolları günün birinde mutlaka kesişir,' demiştir. Farklı hayatlarda farklı zamanlarda benzer olaylar yaşayıp şimdi böyle burada yan yana olmak..." dedi Filiz.
"Hayat bir şekilde bir çıkar yol sunuyor yavrum, seçimlerimizde o yolda olacak olan insanları belirliyor..." dedi Haydar. Filiz başını Haydar'ın göğsünden kaldırıp çenesini omzuna yasladı.
"Sor haydi." dedi haydar, Filiz'in bakışlarına cevaben.
"Hiç keşke dedin mi?" dedi Filiz ardından ekledi. "Yani eski karın için hiç keşke dedin mi?" Haydar'ın yüzünde buruk bir tebessüm belirdi.
"Tek keşkem Kübra oldu... Keşke gerçekten kızım olsaydı en azından öyle bir kadının yanında heba olmazdı..." dediğinde Filiz iç çekip Haydar'ın omzunu öptü.
"Kendisi istemedi demiştin," dediğinde Haydar başını salladı.
"İstemedi," dedi ve hüzünle nefes alıp verdi.
Filiz daha da sıkı sarıldı Haydar'a. Haydar ona baktığında gülümsedi, uzanıp yanağına tüy kadar hafif bir öpücük kondurdu. Haydar yan dönüp Filiz'in yüzünü elleri arasına alıp parmaklarını kadının yüzünde gezdirdi.
"Belki," dedi kısık seste Filiz. Bakışlarını Haydar'dan kaçırsa da gözleri yine onu buluyordu.
"Belki ne?" dedi Haydar. Filiz'e daha da yaklaşmıştı.
Filiz "bir çocuğumuz daha olur," dediğinde Haydar'ın yüzünde parlak bir gülüş belirdi. Filiz'in alnına bir öpücük kondurduktan sonra oturduğu yerden kalkıp Filiz'in önünde yere diz çöktü ve kadının ellerini tuttu.
"Olur yavrum sen istersen olur..." dedikten sonra tuttuğu elleri öptü.
"Ama öncesinde," dedi ve pantolunun cebinden yüzük kutusunu çıkardı.
"İkimizde hayatımızın en karanlık zamanlarını geride bıraktık. Zor, yıpratıcı şeyler yaşadık ama kendimize yeni bir şans yaratabildik. İster kader diyelim istersek tesadüf ya da şans... Birbirimizi bulduk, ben bulduğum kadını, o kadında bulduğum sevgiyi, aşkı kaybetmemek için yaşayacağım bundan sonra." dedi heyecanını bastırmak için derin derin nefes alıp yüzük kutusunu açıp Filiz'e uzattı.
"Filiz... Hep yanımda, yadımda olup benimle evlenir misin?"
Filiz'in tutamadığı gözyaşları peş peşe damlarken, hıçkırarak ağlamaya başladı. Bir evlilik kararı almışlardı ancak bunu konuşarak kararlaştırmış herhangi bir teklifte bulunmamışlardı.
"Haydar," dedi ağlamalarının arasında. Haydar yüzük kutusunu onun kucağına bırakıp kadının gözyaşlarını kuruladı.
"Ağlama hatun,"dedi. Sevdiği kadının gözünden damlayan her damla canını acıtıyordu.
"Mutluluktan, çok mutluyum ben..." dediğinde Haydar gülümsedi. Ellerini kadının iki yanından boynuna yaslayıp alınlarını birleştirdi.
"Kurban olsun Haydar sana." Filiz, Haydar'ın yüzünü avuçlarının arasına aldı. Bir süre öyle alınları birbirilerine yaslı, elleri yüzlerinde durup anın tadını çıkardılar.
"Evlenecek misin benimle?" dedi Haydar. Filiz gülüp başını salladı.
"Bulmuşum senin gibisini evlenmeyip ne yapacağım..." Haydar, Filiz'in dediğine gülüp kutuyu alıp yüzüğü çıkarttı. Hâlâ yüzünde duran sağ elini alıp önce üzerine sonra da avcuna buseler kondurduktan sonra yüzüğü Filiz'in parmağına geçirdi.
"Seni bana verene şükürler olsun," dedi Filiz dua edercesine.
"Asıl sizi bana verene şükürler olsun," dedi Haydar çocukları da kastederek.
Koltuğa tekrar geçti, Filiz parmağındaki yüzüğe hayranlıkla bakarken uzanıp kasının saçlarını okşadı. Filiz bakışlarını ona çevirdiğinde saçlarındaki eli yüzüne kaydı. Filiz yüzündeki ele yaslanıp gözlerini kapattı ve "seni çok seviyorum," dedi. Saniyeler sonra Haydar'ın nefesi yüzüne vurunca gözlerini araladı. Haydar'la yüzyüzeydiler.
"Çok seviyorum," dedi Haydar ve Filiz'e biraz daha yaklaştı. Gözlerini kapatıp derin derin nefesler aldı Filiz'in kokusunu solumak için.
"Şu kokun," dedi yüzünü kadının boynuna yaslarken.
"Parfüm işte," dedi Filiz. Haydar gülerek başını gerçi çekip Filiz'e baktı. Yüzündeki elini kadının boynuna kaydırdı. Baş parmağı nabzının üzerinde gezinirken aralarındaki mesafeyi kapattı.
"Öpeyim mi bir kez?" diye sorduğunda Filiz kıkırdadı.
"Kapılar kilitli mi bir yerden her an çocuklar çıkar gibi hissediyorum?" dediğinde Haydar gür bir kahkaha attı. Gülüşleri durduğunda ikisi de aynı anda nefeslendiler ve birbirlerine yaklaştılar.
Solukları birbirine karışıp dudakları kavuştu. Haydar, Filiz'i belinden kavradığında Filiz de ellerini Haydar'ın omzuna yerleştirdi. Birbirlerini öpüşleri tutkuyla derinleşip aşkla harmanlandığında geri çekildiler. Alınları yine birbirine yaslanırken yanan ciğerlerini nefesle doldurup kendilerini dizginlediler.
Haydar koltukta yine yayılarak oturup Filiz'i yanına çekti. Kolları birbirlerine dolanırken Filiz adamın göğsüne sinip huzurla yumdu gözlerini. Yeni hayatlarına attıkları ilk adımı geceyi bir kanepenin üzerinde sarmaş dolaş oturup sessizliğin tek şahidi olan şarkıyla kutladılar.
* * *
Yorumlar