ADEN 67. BÖLÜM YIKILAN DUVARLAR

 67. YIKILAN DUVARLAR 

Kapalı göz kapaklarımın arasından sızan ışık ve tenimi tatlı tatlı okşayan ıslakla gözlerimi araladım. Kerem yüzüme eğilmiş bana bakarken elimde tekrar hissettiğim ıslaklıkla elime baktım. Fındık elimi yalıyordu...

"Günaydın abla," diyen Kerem'le esneyip gerindim.

"Günaydın ablacım, siz ne ara geldiniz?" dediğimde güldü.

"Bizim evdeyiz abla," dediğinde gözlerimin iri iri açıldığını hissettim. Yataktan hızla doğrulduğumda başımın ağrıdığını fark ettim. Birden zonklamaya başladığında elim başıma gitti. Başım ağrıyor, midem bulanıyordu. Hem benim burada ne işim vardı burası kimin odasıydı?

"Ay başım," dediğimde Kerem dizlerinin üzerinde durup başımı öptü ama yüzünü ekşitip benden uzaklaştı.

"Ne oldu?" dedim panikle.

"Abla çok kötü kokuyorsun, sen hep güzel kokarsın parfümünü mü değiştirdin?" dediğinde kendimi koklamaya başladım. Burnuma keskin bir içki kokusu geldiğinde anında aydınlandım. Dünün anıları hızla kendini hatırlattığında yüzümü ekşittim. Allah'ım rezil olmuştuk.

"Güneş ablan uyandı mı?" dediğimde başının sağa sola sallayıp "ben burada olduğunu duyunca hemen yanına geldim," dedi ve dudak büktü. Yataktan indiğimde aniden kalktığım için başım döndü. Fındık ayaklarımın dibinde havladı.

"Abla," dedi endişeyle Kerem.

"İyiyim fındık kurdum," dediğimde Fındık peş peşe havlayıp patilerini bacaklarıma vurdu.

"Bana dedi Fındık, sen benim ben de ablamın fındığıyım," dediğinde tatlı kıskançlığına güldüm.

"Fındıklarım, Güneş ablanızın odasına marş marş," dediğimde Kerem gülerek yataktan indi. Fındık'ı peşine takıp odadan çıktığında ben de peşlerinden gidecektim ki gözlerim yatağın içindeki çerçeveyi fark ettim. Uzanıp aldığımda dün geceki anlar daha da detaylı bir şekilde gözümün önüne teker teker düştü. "Allah'ım..." diye yakınarak çerçeveyi komodinin üzerine bırakıp odadan çıktım. Kerem ve Fındık, Güneş'in odasının önünde durmuşlardı. Bu koridorda tam boyların, Güneş'in ve Kerem'in odalarıyla tıpkı Artvin de olduğu gibi birlikte vakit geçirebildikleri bir nevi eğlence odası diyebileceğimiz bir oda bulunuyordu. Benim ilk geldiğimde kaldığım oda iki kat yukarıdaydı.

"Fındık sessiz ol ama!" diye kısık sesle bağıran Kerem'in yanına gittim.

"Kerem, saat kaç ablacım?" dedim.

"On bir," dediğinde esnedim.

Güneş'in odasına girdiğimizde Fındık hemen yatağın üstüne çıktı, tıpkı bana yaptığı gibi Güneş'in elini yalamaya başladı. Kerem ile Güneş'in yanına gittiğimizde Kerem, Güneş'i öpmek için eğildi ancak yüzünü buruşturarak geri çekildi.

"Güneş ablamda çok kötü kokuyor," dediğinde içimden kendimize sövdüm. Leş gibi kokuyorduk.

"Sen al Fındık'ı çık bebeğim, bizde temizlenip geleceğiz." dediğimde başını salladı ve Fındık'ı da yanına alarak odadan çıktı. Pencereye gidip kapalı perdeleri çekip camı açtım. Oda temiz havayla dolarken Güneş'in yanına gidip omzundan dürttüm.

"Güneş, uyan hadi..." dediğimde anlamadığım bir şeyler homurdandı ve gözüne çarpan ışıktan rahatsız olup yüzünü buruşturup diğer tarafa döndü.

"Güneş..." dediğim uzatarak. Güneş oflayıp başını yastığının altına soktu.

"Kızım kalksana," dediğimde "yaaa uyuyacağım..." dedi.

"Ne uyuması kızım, kalk rezil olduk herkese kalk..." dediğimde ses vermedi.

"Güneş, kalksana!" dedim dişlerimi sıkarak bağırırken ama nafileydi.

"Ya gitsene kızım başımdan sabahın köründe Allah Allah..." dedi. Uyansın diye uğraşsam da nafileydi. Uyanmayacağını anlayınca oflayarak yatağın ucuna oturdum. Dün geceki hallerimiz durmadan başa sararak film şeridi gibi gözlerimin önünde geçerken aşağı inemezdim.

"Salaksın Aden salak!" dedim.

"Saksı, saksı... Emir suladın mı saksıyı....Emir," Güneş'e baktım. Uykusunda konuşuyordu. Gülüp yastığına sarıldı ve mırıldanıp durdu.

"Yapacak bir şey yok kızım. Alt tarafı rezil oldun yani... Doğu'nun yanına mı gitsem," diye düşündüğümde dün gece bizi videoya aldığını hatırladım.

"Hain ya bildiğin hain... Lan ben ona abi dedim ya!" dedim kendi kendime konuşurken.

"Neyse Baran'a da diyebilirdim..." diye kendimi avuttum. Ben böyle kendimi yiyip bitirirken odanın kapısı sessizce açıldı ve Zümrüt Hanım odaya girmeden başını uzattı. Çölde su bulmuş gibi sevindim desem fazla kaçmazdı çünkü tam anlamıyla o kadar sevindim.

Yataktan kalkacağım zaman içeri girdi ve kapıyı kapattı. Yanıma gelip karşımda durduğunda yutkundum. Yüzü ifadesizdi... Bize kızdı mı yoksa alttan mı aldığını anlayamadım. Elindeki paketi bana uzattığında uzanıp aldım. İç çamaşırı kutusuydu.

"Hiç kullanılmamış, Güneşinkiler sana küçük olur. Gir duş al," dedi eliyle Güneş'in banyosunu gösterek. Güneş'in giyinme odasına geçip biraz oyalandıktan sonra tekrar yanıma geldi. Elinde havlu, kahverengi bir tayt ve kapüşonluyla çorap vardı.

"Al bakalım," diye elindekileri uzattığında sesimi çıkarmadan ne diyorsa yaptım. Ben banyoya ilerlerken o Güneş'in başında dikildi. Ben yine ucuz yırttım ama Güneş bayağı haşlanacaktı anlaşılan. Banyodan çıktığımda Zümrüt Hanım makyaj masasının yanındaki tekli pembe berjerde bacak bacak üstüne atmış bir şekilde oturmuş çatık kaşlarıyla hâlâ uyuyan Güneş'i izliyordu.

Bakışları beni bulduğunda baştan aşağı beni süzdü. Gözlerimi ondan kaçırıp tekrar banyoya geçtim. Kaçtım demek daha doğru olurdu sanırım. Saçlarımı uzun uzun kurutup daha da uğraştırıcı olsun, uzun sürsün diye iki yandan balıksırtı ördüm. Büyük, ışıklı aynanın önündeki deodorantlardan bir tanesini alıp sıktım. Ondan sonra vücut spreyi alıp sıktım. Yoğun koku yüzünden öksürük tutunca banyodan çıktım.

"Sıhhatler olsun," dedi Zümrüt Hanım.

"Teşekkür ederim," dedim ve Güneş'in başında dikilip omzunu biraz daha dürttüm ama bana mısın demedi. Zümrüt Hanım'a kaçamak bakışlar atıp Güneş'i uyandırmaya çalıştım.

"Filiz'in burada olduğundan haberi var," dediğinde ona baktım. Kaşları çatılıydı, kızmak istiyor ama kızamıyormuş gibi duruyordu.

"Şey," diye mırıldandığımda "gittiğiniz yer buraya daha yakın diye burada kaldın. Saatte geç olmuştu..." dediğinde başımı sallayıp tekrar Güneş'i dürtmeye başladım.

"Uykusu ağırdır," dedi Zümrüt Hanım. Ben de biliyordum uykusunun ağır olduğunu! Ama kış uykusuna da yatmamıştı ya bu kız!

"Tüm gün uyur Güneş, bence uğraşma... Herkes bizi bekliyor haydi inelim aşağı." dediğinde "ben inmesem?" dediğimde gülecek gibi oldu ama toparladı kendisini.

"Kahvaltı için bizi bekliyorlar," dediğinde "ben aç değilim," dememle karnımın guruldaması bir oldu. Zümrüt Hanım kapıya gidip açtı ve bana eliyle dışarıyı işaret etti. Eskiden olsa asar keserdim ama ona karşı eskisi gibi sert olamadığımdan tıpış tıpış çıktım odadan.

Aşağı inen merdivenlerin başına geldiğimizde Zümrüt Hanım koridora kısa bir bakış attı. Ben de merakla baktığı yere baktım. Bir şey yoktu. "Ne oldu?" dediğimde "hiç, haydi inelim," dedi.

"Merak etme karışırlarsa bir bakışımla susturup ben abinleri..." dediğinde güldüm. Yapardı!

Aşağı indiğimizde herkes yemek masasındaydı. Yağız Bey masanın başında oturmuş, solunda tam boylar diziliyken sağ tarafta sadece Kerem oturuyordu. Zümrüt Hanım önden yürüyüp geldiğimizi belli etti.

"Oooo günaydınlar mavişim," dedi Aslan. Onunla birlikte diğerleri de "günaydın," dediler. Hepsinin yüzü normaldi. Bunun verdiği güvenle rahat bir nefes alıp verdim. Zümrüt Hanım Aslan'ın karşısına geçince ben de Baran'ın karşısına geçip oturdum.

"Kiraz, çayı getir..." diye mutfağa doğru seslendi Zümrüt Hanım. Kiraz bu eve ilk geldiğimde benimle ilgilenen sağ olsun yalnız bırakmayan çalışanlardan biriydi, babaannemle aynı ismi taşıyordu.

Kiraz çaydanlıkla yanımıza gelip bardaklarımızı doldurdu. Göz göze geldiğimizde ikimizde birbirimize gülümsedik. Ben bardağımı doldurduğunda "sizi tekrar gördüğüme çok sevindim..." dediğinde "ben de öyle Kiraz," dedim.

Kiraz çaydanlığı masanın ucuna bıraktıktan sonra mutfağa geri gitti. Kerem oturduğu yerden bana uzanıp kokladığında gülümseyerek "oh beee," dedi.

"Yeniden güzel kokuyorsun abla," dediğinde tam boylar aynı anda güldüler, Zümrüt Hanım ve Yağız Bey aynı anda boğazlarını temizlediklerinde sustular. Bilmezlikten gel Aden, unutmuşsun gibi davran kızım. Gözlerimi onlardan itinayla kaçırıp kahvaltı ederken Doğu biten çayımı tazeledi. Teşekkür ettiğimde "lafı olmaz mavişim Aden'im," dedi. Gözlerimi onlarda gezdirip Yağız Bey'e de göz attım. Saat öğlendi ama hala evdeydiler.

"Siz neden işe gitmediniz?" dedim Aslan'a bakarak. Bana gülerek bakıp "bugün büyük patrondan izin aldık," dediğinde Yağız Bey'e baktım. "Herkese izin verdim bir gün çalışmazsak batmayız sanırım..." dedi gülerek. Baran'a baktım.

"Bugün cumartesi abim, hem davamda yok..." dediğinde iç çektim. Adliyeler hafta sonu iş yapmıyordu...

"Abla bugün akşama kadar bizde olsan hatta bu akşamda kalsan olmaz mı?" diye sordu Kerem. Kerem' e döndüğümde ellerini iç içe geçirip çenesinin altına yasladı.

"Hem dün gece ben uyuyordum, bilseydim geldiğini seninle uyurdum. O yüzden kal lütfen..." dedi. Fındık'ta Kerem konuştukça bana doğru havladı.

"Aden bu akşam bizimle kal!" diye tempo tutarak bağırmaya başladı Doğu. Onunla birlikte diğerleri ve Kerem de bağırmaya başladığında çıkan yüksek ses başımın ağrısını daha da ağrıttı.

"Ay tamam bağırmayın," dediğimde Kerem "yaşasın!" diye boynuma atladı.

"O zaman bu akşamın şerefine güzel bir mangal yaparız," dedi Yağız Bey. Ona döndüğümde gülümsedi ve "ama kızlarıma alkol yok," dediğinde utançla başımı anında geri çevirdim. Tam boylar kıkır kıkır güldüler.

"Ama aşk olsun size, iki saattir yüzüme bakıp bakıp gülüyorsunuz," diye üste çıkmaya çalıştım ancak nafileydi. Gülmelerini engellemek isteseler de başaramıyor gibi görünüyorlardı.

"Abi neden sürekli gülüyorsunuz ablama?" dedi Kerem. Garibim ne döndüğünden haberi yoktu ki...

"Dün biraz komiklik yaptılar ablaların bize abim o yüzden gülüyoruz." dedi Aslan. Kerem büzülü dudaklarıyla bana bakıp " beni neden uyandırmadınız?" dediğinde tam boylar kahkahalara boğuldular.

Zümrüt Hanım' a medet umarcasına baktığımda onunda güldüğünü gördüm. Masada ben ve Kerem dışında herkes gülüyordu. Tam boylara ters ters baktığımda kendilerini toparlamaya çalıştılar ancak tam o anda masada "mavi mavi masmavi gözleri boncuk mavi!" diye İbrahim Tatlıses çalmaya başladığında dizginlemeye çalıştıkları kahkahaları daha da şiddetlendi.

Aslan çalan telefonu açtığında gülerken konuşmak istediğinde öksürdü. "Alo," dedi. Bir yandan da yaşarmış gözlerini siliyordu.

"Uyandı uyandı savcım, bence sen topla sizinkileri gelin bize akşama mangal var." dedi Aslan. Yusuf'la konuşuyorlardı. Ay Allah'ım ben birde dün gece Yusuf Yusuf diye aşka gelmiştim ya!

"Tamam," dedi ve telefonunu bana uzattı Aslan. Telefonu alıp kulağıma dayadım.

"Mavi yarim," diye konuştu Yusuf. Mavi yarim mi? Gözlerimi kısıp tam boylara baktığımda hepsi gözlerini kaçırdı.

"Canım," dedim utangaç çıkan sesimle.

"Ayıldın mı?" diye alt dudağımı stresle ısırdım.

"Ayıldım," dediğimde iç geçirdi. Dün gece mekandan çıktığımızda sürekli çalan telefonumun zil sesi kulağımda çınlamaya başladı bir anda. Büyük ihtimalle dün akşamki aramaların hepsi Yusuf'tandı.

"O zaman geldiğimde seni güzel güzel azarlayabilirim..." dediğinde nefesimi oflayarak bıraktım. Eminim ki içmeme ya da sarhoş olmama değil açılmayan telefonlara kızmıştı.

"Ama Yusuf..." dediğimde "yok ama Yusuf," dedi.

"İki saate geliriz..." dedi ve telefonu kapattı. Aslan'ın telefonunu ona geri uzattığımda yüzüm sirke satıyordu.

"Dün seni bayağı aramış açmayınca çok korktu e bizde öyle. Ondandır tavrı..." dedi Baran.

"Ya ben bir türlü bulamadım ki telefonumu, hep çanta yüzünden..." dediğimde Doğu güldü. Ona baktığımda dudaklarını birbirine bastırıp tatlı tatlı sırıttı.

"Doydum ben, izninizle..." dedikten sonra masadan kalktım. Salona geçecekken "Aden bir saniye kızım, dedi Zümrüt hanım. Sandalyenin başında durdum. Zümrüt Hanım bakışlarını oğullarına çevirdi.

"Kardeşinize üst katı gezdirmek ister misiniz?" diye sorduğunda hepsi aynı anda ayaklandı.

"Ne oluyor?" diye sorduğumda Kerem de oturduğu yerden kalkıp elimi tuttu.

"Sürpriz," dedi Aslan ve yanıma gelip kolunu omzuma attı. Baran da Kerem'i omuzlarına oturtturduğunda hep birlikte üst kata çıktık. Yatak odalarının bulunduğu kata geldiğimizde Doğu önden gidip eğlence odası olarak kullandıkları odanın önünde durdu. Yanına gittiğimizde Aslan elleriyle gözlerimi kapattı.

"Ya ne bu gizemler?" dedim.

"Kızım az sabret Allah Allah," dedi Aslan.

Açılan kapıdan içeri girdik, kapının kapanma sesi geldiğinde Aslan ellerini çekti. Gözlerimi araladığımda karşılaştığım manzarayla kaşlarım şaşkınlıkla havalandı. Tam boylara göz attığımda hepsi heyecanla gülümsüyordu.

"Abla burası senin odan artık," dedi Kerem. Kendi etrafımda dönüp odaya göz attım.

"Ne alaka şimdi bu oda?" diye sorduğumda yüzleri bir düşer gibi olsa da hemen toparladılar.

"Senin odan. Sana hazırladık, aslında epey oldu ama işte zamanı denk gelmedi diyelim," dedi Baran.

Oda çok büyüktü. Geniş çift kişilik bir yatak, büyük bir gardırop, boy aynası ve bir sürü detay vardı. Ne çok abartıydı ne çok sade. Odayı gezmeye başladım. Sanki hep burada yaşıyormuşum gibi dolu doluydu oda .

Dolabın önünde durduğumda kapağını kaydırdım. Bir sürü kıyafet vardı... Kıyafetleri istemsizce karıştırdığımda tamamen benim tarzımda olduklarını fark ettim. İstemsizce gülünce omzumun üstünden beni izleyen Uyguroğlu erkeklerine baktım.

"Beğendin mi?" dedi Doğu.

"Beğenmediğin bir şey varsa hemen değiştirelim," dedi Baran.

"Yok, yani beğendim beğendim ama..." dedikten sonra dilimi ısırdım. Gerek yoktu diyecektim ancak bana bu kadar heyecanla ve hevesle bakarlarken kötü bir şey demek istemedim. Odayı gerçekten beğenmiştim ancak burada kaç gece kalırdım orası muammaydı.

"Tasarımıdır düzenlemedir Güneş ilgilendi. Bizde Doğu'yla birlikte banyoyu ve giyinme odasını ekledik. Bizzat kendimiz yaptık." dedi Aslan. Görünürde giyinme odası yoktu.

"Bak üstünü çiziyorum mavişim tuğlayı da biz ördük fayansı da. Eeee bizde inşaatlarda az hamallık yapmadık." dediğinde gözlerim iri iri açıldı.

"Hadi canım," dediğimde Aslan ve Doğu aynı anda "vallahi," dediler.

"Gel bak," dedi Doğu. Yanıma gelip elimi tuttu ve beni odanın içindeki kapının önüne kadar götürdü. Kapıyı açtığında karşıma son derece şık bir banyo çıktı. Banyoda fazlasıyla büyüktü. En azından benim için oldukça büyüktü. Hemen girişinde kapısı olmayan bir oda vardı. Büyük ihtimalle giyinme odasıydı. Banyodaki tezgahın üzerinde çeşit çeşit bakım ürünleri, tezgah dolaplarında hiç açılmamış makyaj malzemeleri, havlular... Giyinme odasında da bir sürü ayakkabı, mont, kaban, bazı gece elbiseleri vardı. Odaya tekrar geçtiğimizde ellerimi arkamda birleştirip baktım onlara.

" Oda tamam da neden bu kadar kıyafet?" dediğimde tam boylar birbirilerine baktılar. Ben onlardan bir cevap beklerken Kerem konuştu.

"Birbirimizden ayrı kutladığımız tüm doğum günleri için sana hediyelerimiz..." dediğinde birden duygusallık çöktü üzerime.

"Benim hediyelerim abimlere oranla daha az ama. Malum ben daha on bir yaşındayım!" dedi Kerem. Gülüp yanağını mıncırdım.

"Yani aslında kıyafet değil sadece," dedi Aslan.

"Hem Emir içinde oda hazırladık ama onun odası üst katta. Bu katta başka oda olmadığından..." dedi Baran. Emir'i ayrı olarak düşünmeleri, bizim için ne alırlarsa ne yaparlarsa Emir'e de alıp, onu da her şeye dahil etmeleri benim için çok özeldi.

"Hadi onun odasına da bakalım..." dedi Aslan.

Merdivenleri çıkıp benim, zamanında kaldığım kata çıktığımızda burasının tamamen değiştiğini gördüm. Uzun dar bir koridor ve yatak odasıyla küçük bir banyo varken şu an sadece oldukça büyük bir alan ve kapalı iki kapı vardı. Geniş alan bir eğlence merkezi gibi tasarlanmıştı. Barı, bilardo masası, film köşesi, bateri ve gitarın bulunduğu kısım... Bir köşe tamamen çizim alanı için ayrılmış ışıklı masa ve çeşit çeşit bina maketleri varken başka bir köşe küçük bir kütüphane olarak döşenmişti. Kütüphanelerde olan büyük, uzun masalara benzeyen bir masa vardı. Üzerinde masa lambaları bile vardı. İki büyük kitaplığın arasında gözünde kırmızı güneş gözlüğü, boynunda lacivert fular olan iskeletle kahkaha attım.

"Adı Şuayip," dedi Kerem.

"Ne?" diyerek daha da çok güldüm. Birlikte Şuayip'in yanına gittik.

"Şuayip, Aden ablam. Aden abla, Şuayip." dediğinde "memnun oldum beyefendi," dedim iskelete. Ben Kerem'e ve iskelete güldükçe tam boylarda bize güldüler.

Dikkatimi karşı duvardaki çerçeveler çekinde oraya yöneldim. Duvar kör noktada kaldığından bu kata çıktığımda fark edemedim. Duvarda boy boy çerçeveler vardı ve bu çerçevelerde sadece tam boylar, Güneş, Kerem, ben, Emir, Yusuf ve Merdo abiyle Esma'nın da olduğu fotoğraflar vardı. Kimi fotoğrafımız tekken kimilerinde her bir aradaydık. Hatta birkaç çerçevede Fındık ve Yusuf Ali bile vardı. Yusuf Ali'nin durmadan fotoğrafını çeken bir Aslan olduğunu unutmamak lazımdı tabii. Çerçevelerin arasında Emir'in ve benim çocukluk fotoğraflarımızı fark edince gözlerim yaşardı.

"Bunları nereden buldunuz?" dedim.

"Emir sağ olsun," dedi Doğu. Gözlerimin altını kurulayıp derin bir nefes alıp verdim. Çerçeveli duvarın hemen yan duvarında ise büyük, ızgara model pano vardı. Onda da polaroid fotoğraflarımız vardı.

"Beğendin mi?" dedi Aslan. Onlara döndüğümde dördü de kollarını göğüslerinde bağlamış bana bakıyorlardı. Başımı sallayıp "beğendim," dedim.

"Burası sadece kardeş alanımız, yalnızca bizim fotoğraflarımız olsun dedik. Tabii araya sevgililer de dahil oldu ama yapacak bir şey yok. Yusuf desen kardeş Emir desen kardeş..." dedi Baran.

"E sizde bize kardeş olacak insanları bulun sizin de fotoğraflarınızı asalım," dedim.

"Oldu arkadaşlar ben kaçar," dedi Aslan. Doğu'yla ona gülerken Baran'a takıldım. Yüzü asılmıştı...

"Neyse canım, böyle de kalabilir burası... Sadece bizimle!" dedim kıskanç bir tavırla.

Emir için hazırlanmış odaya göz attığımda oda tamamen Emir'i yansıtıyordu. Diğer odaya baktığımda ise tamamen teknolojiyle donatılmıştı. Tam boyların bu denli oyun sevdalısı olduğunu yeni fark ediyordum. Aşağı inmeye başladığımızda onlar salona inerken ben de Güneş'in odasına geçtim. Hâlâ uyuyordu. Yanına gidip sırtımı yatak başlığına yaslayarak yatağa uzandım. Güneş'i uyandırmak için rahatsız etmeye başladım. Saçını çektim, yanağını sıktım, burnunu sıkıştırıp göz kapaklarını çekiştirdim ama bana mısın demedi!

"Yuh be Güneş," diye hayıflandım. Yastığın baskısından büzülen dudaklarıyla ne kadar tatlı görünse de şu an acayip sinir olmuştum. Yüzünü izlerken aklıma gelenle pis pis sırıttım.

"Emir, hoş geldin. Uyuyor Güneş, yok senden tamamen ayrılmış git sen o kıza!" diye kulağına eğilerek bağırdım. Saniyeler içinde gözlerini açıp hızla yataktan doğruldu.

"Nereye gidiyor kime gidiyor Emir gitme!" dedi. Gözlerini hâlâ açamıyordu.

"Günaydın," dediğimde gözlerini ovalayarak bana baktı. Nerede olduğunu algılayamamış olacak ki odasında gözlerini gezdirdi. Bana tekrar döndüğünde dağınık saçlarını parmaklarıyla yatıştırdı.

"Aden," dedi ve esnedi.

"Güneş," dedim. Tekrar uzanıp uzandığı yerden bana baktı.

"Ne zaman geldin sen, hoş geldin..." dediğinde güldüm. O da hatırlamıyordu.

"Kalk yatma saat ikiye geliyor," dediğimde kaşları çatıldı.

"Başım ağrıyor, midem de çok kötü... Aden ben dün geceye dair hiçbir hatırlamıyorum," dediğinde güldüm. Yatakta doğrulup yüz yüze geleceğimiz şekilde bağdaş kurarak oturduktan sonra etrafa bakındı.

"Telefonum nerede?" dediğinde "oha," dedim ve yataktan hızlıca ayaklandım.

"Ay telefonum, annem..." dedim ve Güneş'in odasından çıkıp karşı odaya girdim. Çantam ve kabanım yatağın ucundaki uzun koltuk pufun üstündeydi. Ayakkabılarımda yatağın köşesindeydi. Çantamın içinden telefonumu çıkardım. Bir sürü arama ve mesaj vardı.

Çoğu Yusuf, annem ve Emir'dendi. Hepsinin son mesajı ve araması aynı zamana aitti. Büyük ihtimalle burada olduğumun haberini aldıktan sonra aramayı ve mesaj atmayı bırakmışlardı. Yusuf'la sabah konuştuğumdan direkt annemi aradım. Telefonu ilk çalıştı açtı.

"Anne," dedim nabzını ölçmek için.

"Ooo gece kuşunun sonunda aklına bir annesi olduğu gelmiş." dediğinde odanın içinde volta atmaya başladım. Sesi normal geliyordu demek ki sarhoş olduğumuzu bilmiyordu.

"Şey, yeni uyandım anne..." dediğimde "günaydın kızım günaydın," dedi. aklıma Haydar abi gelince heyecanla "anne!" dedim.

"Ne oldu kız?" dedi.

"Siz ne yaptınız nasıl geçti geceniz?" dediğimde kıkırdadı.

"Ay Aden," dedi annem anında yumuşayarak. Haydar Kırman etkisiydi sanırım bu.

"O kadar güzel bir adam ki..." dedi iç geçirerek. Annemin bu haline içten bir gülüşle karşılık verdim. Aşık bir Filiz Erguvan oldukça tatlıydı.

"Öyledir canım Haydarikom," dediğimde annemde güldü. Arkadan kapı sesi geldiğinde annemin "Emir," dediğini duydum.

"Oğlum ne bu hal?" dedi sonrasında annem.

"Anne ne oldu?" dediğimde annem biraz geç cevap verdi.

"Ay bir hışım geldi girdi odasına," dedi.

"Kavga etmişler dün," dediğimde "hay Allah," dedi annem.

"Emir nereye oğlum," dedi annem bu sefer.

"Güneş'e," dediğini duydum arkadan Emir'in.

"Çıktı evden, oraya gelecek büyük ihtimalle." dediğinde başımı salladım.

"Bu arada, Zümrüt aradı beni. Akşama mangal için bizi de davet etti ama gelmeyeceğiz anneciğim." dediğinde kaşlarım çatıldı.

"Neden?" diye sordum.

"Haydar'la Yağız'ın arası malum. Haydar seni götüreyim ben katılmam deyince ben de gitmem o zaman dedim." dediğinde dudaklarımı büktüm. Haydar abi her ne kadar umurunda değilmiş gibi davransa da Yağız Bey'in Artvin de ona dediklerini unutmamıştı.

"Sen biz gelmiyoruz diye eve gelmeye kalkma sakın annem tamam mı, senin için yapıyorlar belli ki... Hem artık çoğu şeyi geri de bıraktığına göre artık bazı şeylerle yüzleşip sen de adım atmalısın ha kızım?" dediğinde ofladım.

"Ama sizde olsaydınız.." dedim. Annem ve Haydar abi yanımda olduğunda kendimi çok daha rahat hissediyordum.

"Neyse tamam, akşam yine buradayım bu arada. Kerem istedi..." dediğimde "tamam anneciğim, yarın görüşürüz..." dedi ve kapattık.

Odadan çıktığımda Güneş'in odasına geri girdim. Banyodan su sesi geliyordu büyük ihtimalle duşa girmişti. Odasından tekrar çıkıp aşağı indim. Mutfaktan sesler geldiğinde oraya gittim. Akşam için şimdiden hazırlık yapıyorlardı.

"Kızım, gel tatlım." dedi Zümrüt Hanım. İçeri girip ada tezgahın önündeki taburelerden birisine çıkıp oturdum. Zümrüt Hanım tezgahın diğer tarafında oturuyordu.

"Filiz'le Haydar'ı da davet ettim ama gelemeyeceklermiş," dediğinde başımı salladım, bir şey demedim.

"Aden, eğer rahat değilsen... Artvin de hep bir aradaydık diye rahattın ama burada bizimle baş başa olmak seni hâlâ geriyorsa hemen iptal edebiliriz," dedi.

"Yok, yok ben iyiyim!" dedim. Kendimi onlarında yanında eskisi gibi rahatsız, gergin ve kötü hissetmiyordum. Sadece tuhaf bir gerginlik ve heyecan vardı.

"Güneş uyandı bu arada," dedim konuyu değiştirerek.

"Emir'le araları bozuk sanırım, iki gündür yüzü hep asık." dediğinde "ufak tefek kıskançlıklar diyelim," dediğimde başını salladı.

"Emir'in vay haline," dediğinde güldüm.

"Halleder Emir, ikisinin de ilk ilişkileri olacak böyle şeyler," dediğimde kıkırdadı.

"Seni duyanda yılların tecrübesi sanar," dediğinde kendimi tutamadan güldüm.

"Ben daha olgunum onlardan. Hem triplenmek yerine direkt olaya el atar tehdidi ortadan kaldırırım ben!" dediğimde büyük bir kahkaha attı. Onun gülüşüyle ben de kıkırdadım. Biz böyle konuşurken yanımıza Güneş geldi. Yüzü sirke satıyordu. Yanıma gelip oturduktan sonra başını omzuma yasladı.

"Beni tüm gece aramış şimdi ben arıyorum açmıyor," dedi. Sesi boğuk çıkıyordu. Ona Emir'in geleceğini söyleyip söylememe ikilimi yaşasam da sonunda söylememeye karar verdim.

"Kızım sen dedin ya geldiğimiz günden beri hep stüdyoda çok yoğun demek ki çocuk," dedi Zümrüt Hanım. Güneş omuz silkip burnunu çekti.

"Bir dakikasını bile ayıramayacak kadar mı yoğun?" dedi sinirle. Zümrüt Hanım'la bakıştık, ikimizde aynı anda nefeslendiğimizde Güneş ofladı.

"Başımda geçmedi zaten," dedi Güneş. Yanımdan kalkıp dolaptan bir ilaç alıp geri geldi. Önümdeki sürahiden ona bir bardak su doldurup verdim.

"Oooo, oooo ayyaşlar yan yana!" diyerek Doğu geldi yanımıza. Güneş başını anında annesine çevirdiğinde gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Doğu ikimizin ortasında durup bir kolunu bana bir kolunu Güneş'e sardı.

"Ayyaş ne demek biliyor musun?" dedim tersleyerek. Doğu gülüp başını salladı.

"Yalnız ben de bir ifşalarınız var," dedi ve çok komik bir şaka yapılmış gibi kendinden geçercesine gülmeye başladı.

"Anne biliyor musun Iğdır'ın baş harfi I imiş," dedi gülerek. Güneş'le birbirimize kaçak bakışlar attık.

"Bakın bu da güzel, acele işe ben de işeyeceğim," dediğinde Zümrüt Hanım da oğluna eşlik ederek gülmeye başladı. Sadece onlar değil mutfakta çalışanlarda gülüyorlardı.

"Ama favorim abim Doğu abim be, demen!" dediğinde kıstığım gözlerle ona baktım.

"Sen güzel abi diyorsun kız, hep duymak isterim vallahi ama sadece bana abi de tamam mı?" deyip burnumu sıktı. Burnumu parmakları arasından çekiştirip ona dil çıkardım.

"Oooo yıldızlara kastı olan kız uyanmış," diyerek mutfağa Aslan girdi onun hemen ardından da "bu akşam ölürüm beni kimse tutamaz, sen bile tutamazsın yıldızlar tutamaz," diyerek Baran da girdi. Aslan durdu ve Baran'a baktı.

"Yıldızların kolumu var kızım nasıl tutacak bizi," dedi Güneş'in taklidini yaparak. Bu görüntüye ben de kendimi tutamayıp güldüğümde Güneş bana öldürücü bakışlar attı. Ama komikti...

"Ama komik," dediğimde gözlerini devirdi.

"Hadi Giresun'a gidelim," dedi Doğu birden. Güneş Doğu'ya bakıp " neden?" diye sorduğunda yüzümü buruşturdum.

"Denize girelim diye," dedi Doğu. Tam boylar kendilerinden geçercesine gülerken biz Güneş'le onlara pis pis bakıyorduk.

"Yalnız gece Yusuf'la gülmekten konuşamadık video o kadar komik ki. Aden bir ara pas pas olup yerleri bile silmiş," dedi Aslan. Nasıl?

"O videoyu hemen imha edin!" dedik Güneş'le aynı anda.

"Artık çok geç güzellerim, virüs gibi yaydık her yere," dedi Aslan.

"Ama yaa, neden çektiniz ki bizi?" diye söylendi Güneş. Doğu telefonunu açıp bize uzattı. Güneş'le telefonu tutup videoyu oynattık. İkimizde yerdeydik. Kendi kendimize gülüp dönmeyen dilimizle bir şeyler diyorduk. Güneş bana vuruyor ben onu itekliyordum.

"Biz miyiz bu gerçekten?" dedi Güneş. Ben de en az onun kadar gördüklerime inanamıyordum.

"Allah'ım bu ne?" dedim. Mavi maviyi söylemem yetmemiş gibi benmişim diyordum...

"Allah bizi kahretmesin kapat kapat," dedim. Biz utançla gözlerimizi kaçırıp birbirimize sokulduğumuzda diğerleri gülüyorlardı.

"Aden dilini göstert bakayım," dedi Aslan.

"Ne alaka?" diye sorduğumda tam boylar yine krize girdi.

"Dilini çalmışlar mı bir kontrol edeyim," dediğinde hatırladıklarımla yüzümü ellerimle kapattım.

"Tamam tamam uzatmayın sizde," dedi Zümrüt Hanım. Ellerimi yüzümden çekip tam boylara dudak büktüm. Baran yanımıza gelip ikimizin de yanağında makas alıp buzdolabına yöneldi. İçinden iki soda çıkarıp birini Aslan'a uzattı. Annesinin yanına gidip oturdu ve bana baktı.

"Güzellikler, sana beyaz et," dedikten sonra Güneş'e döndü.

"Sana da köfte siparişi verdik," dedi. Ben beyaz et, Güneş köfte seviyordu. Aslan ve Doğu da oturduklarında heps ibirden bana bakmaya başladı.

"Ne?" dediğimde "kahve," dedi Aslan.

"Türk kahvesi," dedi Baran.

"Kalkın yapın," dedikten sonra Aslan'ın daha hiç içmediği sodasını elinden alıp kafama diktim.

"Ama abim senin kahven olmadan güne asla başlayamayız biz," dedi Aslan.

"Ne günü be gün mü kaldı," dediğimde gülüştüler. Bana yavru kedi bakışları atınca oflayıp kahve yapmak için mutfak tezgahının balına geçtim. Herkese kahve yaptığımda Kiraz, Yağız Bey'e kahvesini götürürken ben de diğerlerine dağıttım.

Kahvelerimizi içtiğimiz sırada evin kapısı peş peşe çaldı. Tam boyların kaşları anında çatılırken "Güneş kalk bak kapıya," dedim. Güneş omuz silktiğinde onu itekleyip ayağa kalkmasını sağladım.

"Hadi git bak," dedim. Emir'in kapı çalışıydı. Güneş oflaya oflaya kapıya gittiğinde ben de ayaklanıp diğerlerine "Emir geldi," diyerek Güneş'in peşinden gittim. Tam boylarda peşimden geldiğinde Güneş arkasına dönüp bize baktı.

"Aç aç," dedi Aslan eğlenceli çıkan sesiyle. Güneş kapıyı açtığında Emir içeriye doğru yalpaladı. Doğrulduğunda yüzünde ne yapacağını bilemeyen bir ifade vardı. Gülmekle ciddiyet arasında kaldığını istemsizce hareket ettirdiği kaşlarından kolaylıkla anlıyordum.

"Emir," dedi Güneş umursamaz bir tavırla ama içinin gittiğini anlamamak için salak olmak gerekirdi. Emir genişçe sırıtıp "Güneş'im, sol yanım, gün ışığım, kalbimin en güzel yanı, esmer çiçeğim..." dedi.

"Bak bak laflara bak," dedi Aslan fısıldayarak. Onlar kapının önünde biz birkaç adım gerilerinde ellerimiz belimizde onları izliyorduk.

"Esmer çiçeğimmiş, en son sarışınlarla sarmaş dolaştın!" dedi Güneş ve kollarını göğsünde bağladı.

"Oooo dişi aslanım beee," dedi Baran. Hemen arkamdaki bedenine dirseğimi geçirdiğimde "ne vuruyorsun kızım?" dedi.

"Köstek değil destek ol," dedim.

"Tövbe vallahi billahi tillahi tövbe... Tamamen benden bağımsız bir temastı. Bir baktım kadın füçuduma dokunuyor. Dedim dur! Sen nasıl benim füçuduma dokunursun," dedi Emir.

"Nerene dokundu nerene?" dedi Güneş.

"Füçuduma, bir baktım elleri oramda buramda dedim çekil git dokunma füçuduma bu füçuda sadece Güneş'im dokunabilir," dediğinde tam boylar aynı anda boğazlarının temizlediler.

"Füçuduna mı ?" dediğimde bana kısacık bakıp başını salladı Emir.

"Dokundurmasaydın Emir," dedi Güneş.

"Kız haklı!" diye senkronize bir şekilde bağırdı tam boylar.

"Dokundurmadım yavrum yemin ederim ya, peşinden de geldim ama tam o sıra yapımcılar gelince bana bir kal geldi," dedi Emir savunmaya geçerek. Güneş'e yaklaşıp elini tuttu.

"Özür dilerim," dedikten sonra Güneş'i peşinden çekiştirip evin bahçesine çıkarttı. Bizde peşlerinden ilerlediğimizde karşımıza kasası çiçeklerle dolu bir kamyon çıktı. Hepsi kırmızı gül ve şakayıklarla doluydu.

"Emir Erez'e bak sen," dediğimde "oğlum bizim bu damatlar çok fenalar ha!" dedi Doğu.

"Doğru diyorsun küçük boy, biri altınlara boğar biri güllere adamlar her klasmanı ele geçirmişler resmen!" dedi Aslan.

Emir, Güneş'i çiçeklerin yanına götürdü ve iki elini tutup gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladı. Ne konuştuklarını duyamasam da beden dillerinden dünü tartıştıkları belli oluyordu. Güneş başını yere eğip omuz silktiğinde Emir tuttuğu elleri öpüp Güneş'i kolları arasına aldı. Güneş'in sarsılan bedeninden ağladığı belli oluyordu.

"Ağlıyor lan kız," dedi Baran. Onlara dönüp "haydi biz girelim içeri," dediğimde çatık kaşlarıyla bana baktılar.

"Bakmayın öyle bırakın onlar halletsin haydi geçin," dedim ve onları eve doğru gövdelerinden ittirdim.

Eve girdiğimizde direkt salona geçtik. Zümrüt Hanım ve Yağız Bey yan yana oturmuş sohbet ediyorlardı. Bizde geçip oturduğumuzda tam boylar söylenmeye devam ediyorlardı. Yağız Bey gözlüğünün altından tam boylara baktı.

"Ne bu haliniz?" dedi.

"Yok bir şey baba, enişte kaşıntımız tuttu," dedi Baran. Yağız Bey gülecek gibi olsa da boğazını temizleyip ters ters baktı oğullarına.

"Yusuf'a da Emir'e de laf yok!" dediğinde tam boylar gözlerini devirdiler.

"Bu damat sevgisi nedir arkadaş!" dedi Aslan. Onların bu haline içten içe güldüm.

Salona sesler gelmeye başladığında başımı girişe çevirdim. Güneş yanımıza gelip "ben odamda olacağım, rica edeceğim beni kimse rahatsız etmesin," dedikten sonra merdivenlere yöneldi. Emir, Güneş'in peşinden baktı. O da merdivenlere yönelecekken Aslan ayaklandı.

"Hop hop nereye?" dediğinde Emir bize dönüp "ben mi?" dedi.

"Sen tabii, duymadın mı kız rahatsız etmeyin beni dedi," dediğinde Emir yutkundu.

"Ama," dediğinde Baran ve Doğu da Aslan'ın yanına geçtiler. Emir gözlerini bana kaydırdığında omuz silkip oturmaya devam ettim. Bu sorunu tek başına çözmeliydi.

"Ya bir çıksaydım, ne bu gardiyan gibi dikildiniz tepeme?" dedi Emir kuyruğunu dik tutarak.

"Sen onu kızı üzmeden önce düşünecektin koçum," dedi Baran.

"Üzdüm şimdi de gönlünü alacağım işte, çekilin önümden!" dediğinde tam boylar merdivenlerin önüne geçip resmen set çektiler oraya.

"Üzmeyecektin oğlum üzmeyecektin!" dedi Aslan. Emir'i yukarı çıkarmamakta oldukça kararlı görünüyorlardı.

"Ya sabır," dedi Emir burnundan soluyarak.

"İyi izin vermeyin siz o kızda yukarıda Emir yine yanıma gelmedi diye ağlasın dursun," dediğinde Emir'e aferin dercesine bir bakış atıp göz kırptım.

"Yalnız haklı olabilir," dedi Doğu. Aslan başını sağa sola salladı ve "biz onu teselli ederiz sana gerek yok," dedi. Emir sinirle yanaklarını şişirip ofladığında "çocuklar," dedi Yağız Bey.

"Hiç öyle çocuklar deme baba," dedi Baran. Gülecek gibi olsa da anında toparladı kendisini. Bilerek yapıyorlardı resmen!

"Emir çık sen Güneş'in yanına oğlum, abilerin mangalı yakacaklar işleri var onların..." dedi Zümrüt Hanım. Tam boyların omuzları yenilmişlikle çöktü. Dalton kardeşler gibi sırayla merdivenlerin önünden çekilip yanıma gelip oturduklarında Emir sırıtıyordu.

"Buzlar kraliçem be!" diyerek Zümrüt Hanım'ın yanına geldi, yanaklarından öptükten sonra hızlıca sarılıp geri çekildi ve koşarak Güneş'in yanına çıktı.

"Neden oturdunuz oraya kış bahçesine marş marş!" dedi Zümrüt Hanım. Tam boylar oturdukları gibi kalkıp bahçeye çıktılar. Onların bu mum hallerine gülerken kapı çaldı.

"Adenciğim bu sefer sıra sen de sanırım tatlım," dedi Zümrüt Hanım. Gelenler büyük ihtimalle Yusuflardı.

"Ben de mi?" dediğimde başını salladı.

"Hadi aç kapıyı," dediğinde koltuktan kalkıp kapıya küçük adımlarla ilerledim, kapı bir kez daha çalınca mutfaktaki kızlardan birisi çıktı. Onu geri yollayıp adımlarımı büyük büyük atıp kapıyı açtım. Karşıma kucağında Yusuf Ali'yle Sema abla çıktı. Hemen arkasında Sefa abi ve Yusuf yan yanaydı.

"Hoş geldiniz," dedim. Zümrüt Hanım ve Yağız Bey de gelmişlerdi yanıma. Sema ablalar İçeri geçtiklerinde Yusuf Ali'yi hemen kucağıma aldım. Küçük ellerini anında saçıma dolayıp başını göğsüme yasladı.

"Allah'ım bu nasıl bir tatlılıktır ya, bu tip ne?" dedim. Üzerinde bebe mavisi, bulut motifli tulum mont vardı. Başındaki şapkasıyla yüzü küçücük kalmıştı.

"Özledin değil mi beni, ben de çok özledim bebeğim," dedim sırtını sıvazlarken.

"Özledik özledik özlemez olur muyuz hiç?" dedi Yusuf ters ters konuşarak. Elindeki içinde et paketlerinin olduğu poşetleri diğerlerine uzatıp yanıma geldi.

"Biz alalım küçük Yusuf'u sen büyük Yusuf'u bir yumuşat kızım." dedi Sema abla. Yusuf Ali'yi ona uzattığımda saçımı bırakmadı ve daha güçlü asıldı saçıma. Küçük elleri ense köküme yapışmıştı resmen.

"Bebeğim acıttın ama," dediğimde Yusuf "aferin abim," dedi. Ona ters ters baktığımda yanımıza gelip tek hamle de saçlarımı kurtardı.

"Siz geçin bizim ufak bir sorgu işimiz var," dedi Yusuf. Onlar içeri geçerken Yusuf elimi tuttu. Artık benim olan odaya geçtiğimizde Yusuf odanın ortasında ben hemen kapının önünde durdum. Bana döndüğünde bakışlarından bir şeyler çözemedim.

"Sevgilim," dedim nabzını yoklarcasına.

"Sevgilim," dedi dümdüz.

"Nasılsın?" dediğimde kollarını göğsünde kavuşturdu.

"Nasıl olmamı istersin?" dediğinde tatlı tatlı sırıttım.

"Bana aşık olmanı isterim," dedim. Dudaklarını birbirine bastırıp başını salladı.

"Seni ilk gördüğüm andan beri öyleyim yavrum, " dedi. Bu adamın aniden söylediği şeyler benim ayarımı bozuyordu arkadaş! İki adımda yanına gidip dibinde bittim.

"Kızdın mı bana?" dediğimde kaşları çatıldı. Gözlerini örülü saçlarımda dolandırıp yüzüme baktı.

"Kızdım," dediğinde iç çekip alt dudağımı ısırdım. Kızdım diyordu ama kızgın bakmıyordu.

"İçki içtim diye değil mi? İçip içip sapıttım haklısın sevgilim ama ilk ve sondu gerçekten..." dedim.

"Aden," dediyse de konuşmaya devam ettim.

"Hem gerçekten nasıl oldu anlamadım, ilk başta her şey kontrolüm altındaydı ama birden dozunu kaçırmış bulunduk."

"Aden!" dedi biraz yükselttiği sesiyle. Dudaklarımı birbirine bastırıp sustum.

"Mesele içki içmen değil ki yavrum. Aklım çıktı sen telefonunu açmayınca!" dediğinde yine sessizliği tercih ettim. Kaşları sonunda çatılıp gözleri bana kızgınca bakınca yutkundum. Gözlerimi ondan kaçırıp başımı yere eğdim.

"Korktum, korktum Aden. Adliyeye her Allah'ın günü; kızım telefonlarını açmıyor, eşim kaç gündür eve gelmedi, çocuğum kayıp diye kaç kişi geliyor bir bilsen! Sen bu zamana kadar benim telefonlarımı anında açarken dün gece defalarca kez aradım ben seni. O telefon açılmadıkça benim gözümün önüne..." dedi ve sustu. Yere eğdiğim başımı kaldırıp ona baktığımda bu sefer o gözlerini benden kaçırdı. Açtığım mesafeyi kapatıp ona sokuldum ve kollarımı beline yasladığı kolları arasından beline sardım.

"Özür dilerim," dediğimde çenesini alnıma yaslayıp soluklandı. Beline yaslı elleri omuzlarımı sardı ve beni göğsüne yasladı.

"Söz konusu insanın sevdiği olunca böyle durumlarda hep en kötüsü geliyor akla herhalde, eh meslekte malum aklıma neler geldi bir bilsen," dediğinde siyah kapüşonlusunun üstünden göğsünü öptüm.

"Özür dilerim sevgilim," dedim bir kez daha. Çenemi göğüs oluğuna yasladığımda bakışlarını bana çevirdi. Alnımı peş peşe öpüp burnunu alnımla saçlarımın kesiştiği yere yaslayıp uzun uzun soluklandı orada. Gözlerini kapatıp açtıktan sonra güzel yüzü tebessümüyle aydınlandı.

"Maviş yarim ha," dediğinde güldüm.

"Mavi mavi masmavi..." dedi ve gülerek yanaklarımı sıkıştırıp burnumu ısırdı. Gülerek kendimi ondan kurtardığımda karşılıklı gülüşüyorduk. Ellerini yanaklarıma yaslayıp gözlerini kapatarak bana yaklaştı ve derin derin nefesler alıp verdi.

"Güzelliğim benim, bir kadının her hali nasıl güzel olurmuş senden öğreniyorum be yavrum..." dediğinde mutlulukla doldu içim dışım. Parmak uçlarımda yükselip önce çenesini sonra da dudaklarını öpüp geri çekildim.

"Beni bu kadar güzel yapan sensin sevgilim, senin bana güzel b akan gözlerin," burnu burnuma çarpıp nefesi dudaklarımda izlerini bıraktı.

"Gece Yusuf saatim geldi diye inletmişsin evi," dediğinde alnımı göğsüne yasladım. Allah'ım tam bir rezildim.

"Benimde çok fena Aden saatim geldi ne yapsak?" elleri belime kaydığında alnımı göğsünden çekip parmaklarım üstünde yükseldim ve dudaklarımız birbirine karıştı. Her defasında bir yapboz misali birbirine tamamlanan dudaklarımız büyük bir açlıkla birbirine kavuştu.

Uzun uzun hasret giderdikten sonra ayrıldık birbirimizden. Ona tekrar sarılıp yüzümü boynuna sakladım ve kokusunu soludum. "Beğendin mi odanı?" dediğinde omuz silktim. Birden uyku bastırmıştı.

"Aslan'la Doğu'yu görmen lazımdı ama tuğla dizme, fayans döşeme," dedi gülerek. Başımı boynundan kaldırıp baktım ona. Yanağımı sıktığında eline vurdum.

"Mütteahhitçi kardeşler," dediğimde Yusuf kahkahalarla gülmeye başladı. Başı geriye gittiğinden açılan boynuna sesli öpücükler kondurdum ve öptüğüm yere başımı yasladım.

"Çok iyiydi bu, artık hep derim ben bunu onlara," dediğinde kıkırdadım.

"Karadenizliyiz birde cuk oldu değil mi?" dediğimde daha çok güldü.

"Karadeniz hatunu seni," dedi. Yüzümü tutup yanağımı kokulu kokulu öptü. Odanın ortasında resmen birbirimizle cilveleşirken kapıya peş peşe üç yumruk indi.

"Geldi senin mütteahhitçi," dedi Yusuf. Kapıya tekrar vurulduğunda "gir," dedim. Kapı açıldığında Aslan içeri girdi ve kıstığı gözleriyle bizi süzdü.

"Oh biri bu odada diğer yan odada maşallah maşallah!" dedi.

"Diğeri?" dedi Yusuf.

"Emir," dedik Aslan'la aynı anda. Yusuf başını salladı, Kolunu omzuma atıp beni göğsüne çekti.

"Aslan sakın karışma çocuğa," diyerek uyardı Aslan'ı.

"Yok ya!" dedi Aslan. Kollarını göğsünde bağlayıp "süründüreceğim oğlum onu sıra sana da gelir ama elbet bir gün," dediğinde Yusuf güldü.

"Emir'in arkasında ben varım oğlum yiyorsa karış kardeşime," dediğinde mutlulukla sırıttım ve Yusuf'un yanağına sıkı bir öpücük kondurdum.

"Hop hop büyük var karşınızda," dedi Aslan.

"He canım he," dedik Yusuf'la aynı anda.

Aşağı inmek için odadan çıktığımızda Güneşlerde odadan çıktı. El elelerdi ve ikisi de şapşal gibi sırıtıyorlardı. Güneş beni görünce yanıma koşup boynuma sarıldı. "Aden," dedi coşkulu bir heyecanla.

"Emir ne yapmış bir bilsen," dediğinde gülerek Emir'e baktım. Omuz silkip güldüğünde Güneş'e döndüm.

"Benim canım kardeşim ne yapmış?" dediğimde Güneş el çırpıp birleştirdiği ellerini çenesinin altına yaslayıp "o kızla olan sözleşmeyi yırtıp atmış düeti iptal etmiş," dediğinde şaşkınlıkla Emir'e baktım. Yine omuz silkti.

"Seni üzdü sonuçta anlamsız," dedi Aslan. Yusuf onu ensesinden tutup yanına çekti.

"Aferin abim," dedi Emir'e bakarak.

"Sevda yolunda her şey mubah sonuçta, değil mi Aslan?" diye sorduğunda "bilmem hiç oralara seyahat etmedim..." dediğinde güldüm.

"Edersin edersin ilahi adalet sonuçta," dedi Emir. Güneş'i göğsüne çekip başını öptü.

"Neyse biz odaya girelim, biraz daha konuşalım Güneş'im daha çözemediğimiz şeyler var," dedi Emir.

"Höst lan," dedi Yusuf'la Aslan.

"O kadar da değil koçum," dedi Aslan.

"Hadi hadi aşağı," dedi Yusuf ve Aslan'ı bırakıp Güneş'i kolundan çekip kolunun altına aldı. Solunda ben sağında Güneş aşağı indik...

Kış bahçesindeki masayı hazırlarken Yusuflar barbekünün başındaydı. Sefa abi ve Yağız Bey ise hepimizden uzakta ayakta durmuş konuşuyorlardı. Tabakları yerleştirmeyi bitirdiğimde peşimden Güneş bardakları dizmeye başladı.

"İnanabiliyor musun Aden feshetmiş sözleşmeyi?" dediğinde gülerek ona döndüm. Son bardağını yerleştirip gülerek baktı o da bana.

"Yani inanamasam bile inandıracak gibi olduğundan inanmayı tercih ediyorum," dediğimde ellerini yanaklarına yaslayıp heyecanla yerinde tepindi.

"Benim için o kadar zarara girmiş, hem üzüldüm hem sevindim ama sevincim daha fazla," dedi.

"Baran göz atacakmış sözleşmeye falan belki halleder o," dediğimde başını salladı.

Masayı tamamladığımızda Kiraz ve diğer kızlar mezeleri, salataları getirip masaya yerleştirdiler. Onların peşinden Sema ablalarda geldi. Yusuf Ali, Zümrüt Hanım'ın kucağında etrafı izliyordu.

"Halletmişsiniz," dedi Sema abla masaya geçip oturdu ve Zümrüt Hanım'ın kucağından Yusuf Ali'yi aldı.

"Aden, çantada biberonu olacaktı rica etsem getirir misin?" dedi Sema abla.

İçeri geçtiğimde salonda film izleyen Kerem'i ve Fındık'ı öpüp antredeki dolaplara ilerledim. Sema ablanın Yusuf Ali için hazırladığı çantadan bir tane biberon alıp tekrar kış bahçesine geçtim. Yusuf Ali kollarını bana uzatıp yaygara koparınca onu kucaklayıp koluma yatırdım ve beslemeye başladım. Sütünü içerken gözleri git gide kapandı ve uyuya kaldı. Biraz daha sütünü içirdikten sonra başı omzuma gelecek şekilde yatırdım ve sırtını sıvazladım.

"Aaa aaa Filizler geldi," dedi Zümrüt Hanım. Başımı evden bahçeye açılan kapıya çevirdiğimde annemle Haydar abiyi gördüm. Gelmişlerdi... Haydar abi bize camekanın diğer tarafından selam verip Sefa abilerin yanına geçti. Sefa abiyle samimi bir şekilde selamlaşıp Yazğız Bey'le tokalaştı.

"Anne hoş geldiniz," dedi Güneş. Bakışlarımı onlardan çevirip anneme döndüm. Annem hepimizle selamlaşıp Sema ablanın yanına geçip oturdu.

"Yusuf Ali'yi yatırıp geliyorum," dediğimde Sema ablada ayaklandı. Birlikte salona geçtiğimizde Kerem'in uzandığı koltuğa ilerledik, Yusuf Ali düşmeyecek ve üşümeyecek bir şekilde hazırlayıp yatırdık. Sema abla bebe megafonunu alıp geldiğinde birisini orta sehpaya bıraktık.

"Fındık kurdum, yanımıza geleceğin zaman bu düğmeye bas tamam mı?" dedi bebe megafonunu gösterek.

"Tamam abla," dedi.

Bahçeye tekrar geçince direkt annemin yanına oturup önce öpüp sonra sarıldım. Annem gülerek bana bakıp gerdanının önünden omzuna attığım kolumu öptü. "Özledin mi kız bir gece de beni?" dediğinde gülerek "çok," dedim uzatarak.

"Anne!" dedi Güneş birden coşkuyla bağırarak. Oturduğu yerden kalkıp yanımıza geldi ve annemin elini tutup havaya kaldırdı. Yüzük parmağında parlayan yüzükle Sema ablayla Zümrüt Hanım da anneme yöneldi.

"Ay teklif mi geldi?" dedi Sema abla. Annem gülümseyerek başını salladı.

"Çok sevindim Filiz, Allah tamamına erdirsin," dedi Zümrüt Hanım. Annemle aynı anda "amin," dediğimizde birbirimize bakıp güldük.

"Anne gelin mi olacaksın resmen... isteme, kına düğün... Gelinlik giyineceksin değil mi?" dedi Güneş. Duygulanmıştı.

"Bilmem, henüz bir plan yapmadık ne olur nasıl olur konuşmadık daha," dediğinde hep bir ağızdan itiraz ettik.

"Vallahi anneciğim biz Emir'le yaptık planımızı sen merak etme, istemeden tut balayınıza kadar her şey burada, " dedim şakağıma işaret parmağımla vurarak.

"Bak sen," dedi annem.

"Öyle Filizciğim bir insanın annesi kaç kere evlenir ki hem malum Haydarikomuzu çok seviyoruz o yüzden her şeye hevesliyiz senin anlayacağın," dediğimde Sema ablalar güldüler.

"Aden gelin hamamı da ekleyelim bence," dedi Güneş hevesle.

"Ekleriz kız seni mi kıracağım," dediğimde gülüştük.

"Ay anne sana da gelinlik çok yakışır, senin için hemen bir şeyler çizeceğim..." dedi Güneş yine büyük bir hevesle. Güneş maşallah çizim yeteneğini her alanda döktürüyordu.

"Abartmayın abartmayın," dedi annem kestirerek ve Zümrüt Hanım'a keskin bir dönüş yaptı.

"Ben bu yemek işini düşündüm bu arada, Aden önce bir menüye bakıp karar verelim deyince mantıklı geldi. Menü hazırsa bir bakayım sana ona göre cevap vereyim?" dedi.

"Olur tabii, hatta yemekten sonra birlikte hazırlayalım ne dersin hem o sırada birlikte tariflere bakarız hep beraber," dedi Zümrüt Hanım.

"Bence sen halledersin Filiz, hem belirli bir kalıba girmemize gerek yok ki," dedi Sema abla. Onlar yemek işini konuşmaya başladığında Kerem koşarak yanımıza gelip Yusuf Al i'nin ağladığını söyledi. Güneş hepimizden önce davranıp ayaklandığında ben de peşinden çıkıp mangal başına doğru ilerledim.

"Ohooo siz bu yavaşlıkla," dedim yanlarına giderken. Hepsi bana döndü, Emir ve Yusuf dışında hepsinin yüzü asıktı.

"Anlaşıldı tam boylar yine mangal işini becerememiş," dediğimde Emir güldü.

"Bensiz bir hiçler cennet bahçem," diyen Emir'in yanına gittim. Anında beni kolunun altına alıp başıma bir öpücük kondurdu. Etrafımızdaki herkesin Güneş'i ve beni öpme huyu gelişmişti.

"Ne bekliyorsun Emirciğim onlar mütteahhitçi kardeşler, avukatımızı unutmayalım," dediğimde Yusuf gülüp bana göz kırptı.

"Ne kardeşler ne kardeşler?" dedi Aslan.

"Mütteahhitçi," dediğimde Baran da kendini tutamadan güldü.

"Bu kızın bize taktığı lakaplar neden bu kadar tutuyor arkadaş," dedi Doğu hayıflanarak.

"Bu kızın IQ kaç senin haberin var mı?" dedi Emir. Sonra gülüp "bu kız var ya okul kavgalarında saç başa girişmeye zahmet etmez laflarıyla herkesi oturturdu kıçını üstüne," diyerek tamamladı cümlesini.

"Aden ve okul kavgası mı diyeceğim ama Zümrüt'ten doğma Filiz'den büyüme bu kız herkesin anasını ağlatmıştır," dedi Baran ve hepimizden tüm bahçeyi inleten bir kahkaha koptu. Herkesin bakışları bize dönerken biz hâlâ gülüyorduk.

"Pişti etler," dedi Doğu ve son postayı da geniş tencereye boşalttı.

"Bey babalar tamamdır," dedi Emir neredeyse iki saattir üstlerinde sadece montla ağacın altında konuşan Sefa abilere. Doğu çalışanlar için ayırdıklarını alıp önden önden eve yürüdüğünde bizde kış bahçesine doğru ilerledik. Bize doğru gelen Sefa abilerle adımlarım durdu sırıtarak Haydar abiye baktığımda her zamanki gibi kolunu kaldırdı. Sırıtmamı daha da büyüterek ona koşar adım ilerledim. Kolunun altına girdiğimde kollarımı beline sardım.

"Haydarikom görüşemedik," dediğimde güldü.

"Görüşürüz kızım," dedi omzumu sıvazlayarak.

"Görüşelim görüşelim, durum değerlendirmesi yapmamız lazım," dediğimde başını salladı.

Yemek yedikten sonra eve geçmiştik, anneme kaşla göz arasında kararlarını neden değiştirdiklerini sorduğumda Haydar abiyi Yağız Bey'in arayıp davet ettiğini ve ısrarlı davrandığını söylemişti. Annemler mutfaktayken diğer herkes salondaydı. Güneş ve Emir bir köşede diğerleri bir köşedeydi. Bizde Kerem, Fındık ve Yusuf Ali'yle bir köşedeydik.

"Abla bak nasıl güldü," dedi Kerem hayranlıkla. Yusuf Ali, Fındık onu burnuyla dürttükçe gülüyordu. Kerem, Yusuf Ali'nin patiklerini ve çoraplarını çıkarıp ayaklarının altını gıdıklamaya başladı. Yusuf Ali kahkaha atar gibi güldüğünde heyecanla dizlerimin üzerinde yükselip yüzüne doğru eğildim.

"Ya sen kahkaha mı attın?" dediğimde tepemde bir gölge fark ettim. Başımı kaldırdığımda Yusuf'u gördüm.

"Güldü mü o?" dediğinde başımı salladım. Kerem tekrar ayaklarını gıdıkladığında Yusuf Ali bu sefer daha yüksek sesle güldü.

"Ulan tek lokmada yemeliksin resmen," dedi ve Yusuf Ali'yi yatırdığımız yerden kucaklayıp havaya atıp tutmaya başladı. Yusuf Ali'nin gülüşleri her yanı sardığında herkes onun gülüşüne gülüyordu.

"Yusuf düşüreceksin dur," dedim ama Yusuf durmadı... Yusuf Ali'yi daha da yukarı attığında "Ya Yusuf," diye bağırdım kızarak. Kucağından Yusuf Ali'yi aldığımda küçücük yüzünü buruşturup ağlayacak gibi oldu.

"Bak aslanıma abisini istiyor," dedi Yusuf ve Yusuf Ali'yi tekrar kucağına aldı.

"Aden pabucun damda galiba bir çık bak abim," dedi Aslan gülerek.

"Ben de pabucu sen tasalanma Aslan Abiciğim," dedi Emir.

Emir'e dönüp ona havadan bir öpücük yolladım. Bana göz kırpıp öpücük attı. Yusuf'a dönüp kucağındaki Yusuf Ali'nin hareket eden ayaklarını tutup öptüm. Ardıdan ellerini öpüp yanaklarını acıtmadan sevdim. Gülmekten ağzının suları çenesine akmış bir haldeydi.

"Çocuğun ağzını sil," dediğimde başını salladı.

"Aden, bir bak kızım..." diye annem bağırınca mutfağa geçtim.

"Hanımlar," diyerek yanlarına oturdum.

"Menü hazır bak bakalım," dedi annem. Uzattığı telefondan hazırlanan listeye göz attım. Birçoğu bildiğimiz şeylerdi.

"Bu menüyü annem havada, karada, denizde halleder." dediğimde Sema abla "eee gelin kaynana toprağına çeker demişler," dediğinde annemler güldü. Sema ablaya baktığımda gülerek bana uzanıp yanağımı sıkıştırdı.

"Sema da aynısını söyledi," dedi Zümrüt Hanım.

"Canım kaynanacığım," dedim ve Sema ablaya sırnaştım. Gülerek beni kollarına çekip bağrına bastı.

"Kaynanan sevsin seni," dediğinde hepimiz güldük.

"Tamamdır o zaman, anne yapıyor musun yemekleri?" dedim.

"Yapıyorum kız," dedi annem.

Hep birlikte salona geçtiğimizde Haydar abinin yanına geçip oturdum. Beni her zamanki gibi kolunun altına aldı. Annemde diğer tarafına geçip oturdu. Havadan sudan konuşulurken titreyen telefonumu kapüşonlumun ön cebinden çıkarttım.

HAYRANIM :

Pazartesi Aslan'ın doğum günü.

Mesajı okur okumaz Yusuf'a baktım. O da bana bakıyordu. Telefona dönüp tarihe baktım. Bugün cumartesiydi. Aslan'ın doğum günü 28 Marttaydı.

SİZ:

Sanırım sadece sen hatırladın sevgilim,

HAYRANIM:

Aslan normalde bir hafta önceden hediye siparişi verirdi.

O da unuttu sanırım.

SİZ:

Ahahahahahahaha

Aslan ya hiç şaşırmadım sipariş vermesine

Ne var aklında?

HAYRANIM:

Bilmem

Hediyesini çoktan aldım gerçi.

SİZ:

Ne aldın?

Hem insan önceden haber eder sevgilim ben ne alacağım bu adama

HAYRANIM:

Bakarız yarın bebeğim sakin

Cevap vermedim, başımı ona çevirip aşağı yukarı salladıktan sonra mesajlaşma uygulamasına girip Aslan DG. diye grup açtım. Aslan dışında diğerlerinin telefonuna aynı anda bildirim geldiğinde hepsi önce telefona sonra bana baktı.

SİZ:

Aslan'ın doğum günü pazartesi ne yapacağız?

KIZ KARDEŞ:

Ayyy ben onu tamamen unuttum :(

AVUKAT BOZUNTUSU:

Bak bak bak

aynı şeyi kendi doğum günümde istiyorum.

12 Nisan

SİZ:

He canım he iste sen

OĞUZHAN UĞUR'UN EMİR'İ:

Ben birkaç gündür kamp olaylarına takıldım.

Onu araştırıyordum.

Önümüzdeki hafta sonu kampa gitsek orada kutlasak?

Gerçi pazartesi doğum günü ama olsun

DOĞUCUK:

Bence harika fikir. Hem abimde seviyor kamp yapmayı

İki kamp karavanı kiraladık mı tamamdır

Benim doğum günümde 25 Nisan sürprizlere açığım

SİZ:

Sana bir şeyler düşünürüz Doğucuğum :))

Yusuf?

HAYRANIM:

Olabilir gibi.

O zaman pazartesi biz normal kutlar hafta sonu içinde ayrı bir plan yaparız

"Siz hayırdır hepinizin elinde telefon?" dedi Aslan. Kucağındaki Yusuf Ali'yle oynamaktan hiçbir şeyi fark etmemişti.

"Hiç koçum Aden'e pabuç baktık," dedi Yusuf.

Akşamı sonlandırdığımızda benim dışımda herkes gitti. Kerem onu uyutmamı isteyince onunla odasına geçtik. Fındık'la koyun koyuna yatağa girdiklerinde gülüp ikisini de öpmekten bir hal oldum. Odaya girdikten yarım saat kadar sonra uyuduklarında okuduğum kitabı kapatıp üstlerini örttüm ve odasından çıkıp Güneş'in odasına geçtim. Yatağın ortasında yüzüstü uzanmış telefonuyla uğraşıyordu.

"Geleyim mi?" diye ona seslendiğimde beni sonunda fark etti.

"Gel tabii cennet bahçem," dediğinde odasına girip yanına uzandım.

"Ne yapıyorsun?" dediğimde telefonunu uzattı. Kulağındaki kulaklığın bir tanesini bana uzattı. Alıp taktığımda Emir'in sesini duydum.

"Selam cennet bahçem," dediğinde güldüm.

"Bir saat olmadı siz ayrılalı," dediğimde ikisi de aynı anda "olsun özledik," dedi. Gülüp başımı salladım. Barışmalarına, aralarının iyi olmasına çok mutlu olmuştum.

"Ay ilacımı unuttum, ben hemen içip geliyorum siz devam edin," dedi Güneş ve diğer kulaklığını çıkarıp yatağa bıraktıktan sonra odadan çıktı. Gündüz bir ara Doğu gidip almıştı ilaçlarını.

"Kamp için karavanlara bakıyorduk," dedi Emir. Güneş'in telefonunda açık olan web sayfasındaki araçlara göz atmaya başladım.

"Yarın Yusuf'la Aslan için hediye bakmaya çıkacağız sen de geliyorsun," dediğimde "gelirim de bu ses tonun beni biraz korkuttu," dedi.

"Kork zaten," dediğimde güldü.

"Yavrum ama ben aldım Güneş'imin gönlünü," dediğinde gözlerimi devirdim.

"Ben de alacağım gönlünü senin yarın bir olsun da," dedim.

"147 kh kodlu araç nasıl?" dedi lafı çevirip.

"Ben ne anlarım oğlum arabadan karavandan," dediğimde güldü.

"Haklısın cennet bahçem, dur ben gruba atayım da baksınlar..." dedi.

"Geldim," dedi Güneş odaya girerek. Yanıma tekrar oturup elindeki soğuk kahvelerden bir tanesini bana uzattı. Teşekkür edip telefonunu ona uzatıp kendi telefonumu açtım. Bir süre gruptan kamp için konuştuktan sonra telefonları kapadık.

"Ben kaçar," yataktan kalkıp Güneş'i öptüm ve boş kahve kutularını alıp odadan çıktım. Elimdeki kutulara bakıp oflayarak merdivenlere yöneldim ve zıplaya zıplaya merdivenler inip mutfağa ilerledim. Kapısını aralayacağım sırada içeriden Zümrüt Hanım'ın sesini duydum.

"Hayır dedim," kısık seste bağırıyordu. Odaya çıkmakla çıkmamak arasında gidip gelirken Zümrüt Hanım bir kez daha konuştu.

"Buna sen değil ben, kocam ve çocuklarım onay verebilir. Bu ev sadece benim değil anne." dediğinde kaşlarım çatıldı. Ahsen Yadigar fırtınası çok kısa sürmüş Zümrüt Hanım tahliye olduktan bir iki gün sonra Kanada'ya geri dönmüştü.

"Hayır dedim anne hayır!" kendisini zor tutuyor gibi çıkıyordu sesi.

"Sana bunu daha önce teklif ettiğimizde bizi reddeden sendin şimdi ne değişti?" kapının aralığından mutfağa baktım. Ada tezgahın önünde bir eli alnında bir halde yere bakıyordu.

"Üzgünüm, önceliğim çocuklarım anne. Bir tanesi bile redderse, bize tamamen yerleşemezsin!" dedi. Kaşlarım kırıştı, dudaklarımı büzdüm. Annesi temelli olarak buraya gelmek istiyordu sanırım.

"Evet anne bu duruma çocuklarım karar verecek." dedi ve hemen ardından "Anne!" diye çığlık atar gibi konuştu.

"Evet oğullarım ve kızlarım ne derse o anne!" derin nefesler alıp verdi.

"Kapatmam lazım, bu konuyu daha sağlıklı bir anımda konuşalım olur mu kalbini kırmak istemiyorum..." dedi birkaç saniyelik sessizlikten sonra "hoşça kal..." dediğini ve telefonun tezgaha çarpış sesini duydum.

Silkelenip boğazımı sessizce temizledim mutfağa girdim. Bakışları anında beni bulduğunda elimdeki kutuları gösterdim. Kahve kutularını çöpe attıktan sonra yanına gittim.

"Uyku mu tutmadı?" dediğimde başını salladı. Yanağımı yaslayıp dudak büktüm. Ne diyeceğimi de kestiremiyordum ki.

"Uyudu mu Kerem?" dediğinde "uyudu çoktan ben Güneş'in yanındaydım," dedim.

"Bu perşembe kontrolü var," dedi gergince. Kolunu sıvazladığımda bakışları bana döndü.

"Kerem çok iyi, korkulacak bir durum yok..." dediğimde gülümsedi. Kolunun üzerindeki elimin üstün elini yasladı.

" Senin sayende," dediğinde ikimizde burukça gülümsedik. Başını birden omzuma yasladığında peş peşe yutkundum. Zümrüt Hanım'la ilk temasımız değildi ama ister istemez nefesimi tutuyordum.

"İyi ki doğurmuşum seni," dediğinde gülümsedim. Everilen zaman bizi birbirimizden koparmak yerine daha da bağlıyordu. Yaşadıklarımızla, hissettiklerimizle birbirimize attığımız her adım aramızda kuvvetli bir bağ oluşturuyordu.

"Uyutayım mı seni?" dediğinde gülümsemem daha da büyüdü.

"Olur," dediğimde başını kaldırdı. Mutfak çıkıp benim odama geçtiğimizde kıyafet dolu dolabı karıştırıp pijama çıkarttım. Hızlıca giyinip yatağa geçtim ve ona yer açtım. Yatağa yerleştiğinde beni göğsüne çekti.

İlk defa bile isteye, bilinçli bir şekilde ona sarıldım başımı göğsüne yaslayıp kolumu bedenine sardım. O da beni sıkıca sardı. Konuşmuyorduk, öylece koyun koyuna yatmıştık, annemle en sağlam iletişimimiz konuşmakken Zümrüt Hanımla olan en sağlam iletişimimiz sessizlikti. O sessizliğin içinde huzurla uyuduk.

Huzurlu uykumdan üzerimdeki ağırlıklarla ve kıkırdama sesleriyle sıyrıldığımda gözlerimi zar zor araladım. Tam boylar, Kerem, Fındık ve Güneş üzerimize çullanmışlardı. Zümrüt Hanım da uyandığında ilk benim gibi ne olduğunu anlamaya çalışıp sonra gülerek baktı çocuklarına.

"Hainler sizi bizsiz yatak keyfi yaptınız demek ki," dedi Doğu ve Baran'ın üzerinden uzanıp yanaklarımı sıkıştırdı. Baran ezildiğinden homurdandığında Doğu dizlerini bastırarak sırtından kaydı ve Aslan'ın sırtına uzandı.

"Lan hayvan ne kadar ağırlaşmışsın," dedi Aslan bağırarak. O sıra Kerem sürünerek yanımıza gelip zar zora kendini kucağımıza attı. Güneş'te arkama yattığında tam boylar yan yana yatakta dizleri üzerinde durup birbirilerine baktılar.

"Hayır," diye bağırdı Güneş ama biz neden hayır diye bağırdığını bizi gıdıklamaya başlayan tam boylardan sonra anladık. Biz güldükçe Fındık havlıyordu. Güldükçe kesilen nefesimle doğrulmak istesem de bir türlü doğrulamıyordum.

"Yaaaa bırakın," diye gülerek bağırdı Kerem. Çocuğum gülmekten kıpkırmızı kesilmişti. Gülmekten bir o yana bir bu yana kaydığımda Güneş'i itekledim. Güneş yataktan düştüğünde tam boylar durdular. Güneş durduğu yerde gülmeye devamn ediyordu.

"Yeter çatlayacağız şimdi oğlum," dedi Zümrüt Hanım bir yandan da yaşaran gözlerini siliyordu.

Tam boylar toparlanıp yataktan indiler. Baran, Kerem'i kucaklayıp omzuna oturtturduğunda Fındık peş peşe havlayıp Baran'ın etrafında dönmeye başladı. Onlar odadan çıkarken bizde toparlanmış soluklarımızı düzene sokmaya çalıştık.

Güneş düştüğü yerden kalktığında bizde yataktan kalktık. Benim için aldıkları kıyafetlerin arasından rahat olayım diye eşofman takımlarından gri olanı ve beyaz spor ayakkabılarından bir tanesini giyindim. Kahvaltı için Güneş'le aşağı indiğimizde herkes masadaydı.

Bu evde yaptığım en eğlenceli kahvaltı buydu sanırım. Tam boylar durmadan şakalaşıp soğuk espriler yapıp bize sataşıyorlardı. Kerem ise büyük bir özgüvenle abilerini taklit ediyordu. Zümrüt Hanım ve Yağız Bey ise gülümseyerek bizi izliyorlardı.

"Lan," diye birden yükseldi Aslan. Elinde telefonu vardı.

"Lan yarın benim doğum günüm ya," dediğinde kahkahalara boğulduk.

"Arkadaş ben şimdi bir günde nasıl hediye seçeceğim kendime," hepimizin kahkahaları birbirine kaırşmış, gözümüzden yaş gelecek hale gelmiştik. Aslan masanın etrafını elinde telefonuyla dolanıp kendisine hediye seçiyordu. Daha doğrusu seçemiyordu.

Kahvaltıdan sonra Aslan hâlâ kendisine bize aldırmak için hediye seçiyordu. Yusuf'un attığı mesajla ayaklandım. "Ben gidiyorum, Aslancığıma hediye alacağım," dedim.

"Ama ben daha atmadım sana," dedi Aslan uzandığı yerden.

"Sen bana boşuna seçme, ben kendi istediğimi alacağım sana," dedim ve hepsiyle vedalaşıp evden ayrıldım. Yusuf'un arabasına koşarak gidip bindim ve Yusuf'un boynuna sarılıp yanağını peş peşe öptüm.

"Günaydın hayatımın aşkı, günaydın canım ciğerim," dediğimde şen kahkahası arabayı doldurdu.

"Keyfin yerinde yavrum," dediğimde gülerek geri çekildim. Arabayı çalıştırdığında emniyet kemerimi taktım.

"Aslan hatırladı doğum gününü, hediye seçiyor manyak kendisine..." gülerek başını salladı.

"Bu çocuk liseden beri böyle, eskiden en azından annesinden babasından isterdi sadece. Yaş aldıkça bu alışveriş uygulamaları çıktı ya hepimize bağlantı atmaya başladı," dedi.

"O bir koç erkeği sevgilim ne sandın?" dediğimde başını sağa sola solladı.

"Bana da atacaktı da yok dedim ben kendim seçeceğim hediyesini," dediğimde gülerek baktı bana.

"Aferin sevgilime, benden ne isteyeceğini bildiğimden erkenci davrandım ben..." dedi. Aslan'ı artık tanıdığımdan ne istediğini az çok tahmin ediyordum. O havayı vermese de tam bir bilgisayar oyuncusuydu. Yusuf'unda bununla alakalı bir şeyler aldığına emindim.

Alışveriş merkezine geldiğimizde mağazaları dolanmaya başladık. Emir de yanımıza geldiğinde hep beraber gezindik. Emir son çıkan ve Aslan da olmayan oyunlardan birini almıştı.

"Ben ne alacağım?" dedim oflayarak.

"Yavrum gösterdiğimiz hiçbir şeyi beğenmedin ki!" dedi Yusuf. Dudak büküp ona baktığımda nefes alıp verdi ve Emir'e baktı. Kararsız olmamı hiç sevmiyordu Yusuf.

"Bence bir yemek yiyelim o sıra düşünürsün ne alacağını, açım..." dedi Emir.

Yemek katına çıktığımızda ben direkt masaya geçip oturdum. Emir ve Yusuf yemek almaya gittiler. Telefonda sosyal medyada gezinirken önüme çıkan sayfa dikkatimi çekince profiline girdim. Sayfa hediyelik ürün ve fotoğraf basım üzerineydi. Ürünleri incelerken oldukça komiğime giden ürünlerle ne alacağıma arar verdim. Hesabın web sayfasına girip iletişim bilgilerine baktığımda iş yerinin İstanbul - Kadiköy de olduğunu görmemle sırıttım. Numarayı arayıp açılmasını bekledim.

"Alo Marga Basım," diyerek açtı karşı taraf.

"Merhabalar, ben sipariş vermek için aradım," dedim.

"Merhabalar hanımefendi, siparişlerimizi internet sayfamızdan alıyoruz. Oradan sipariş vermenizi rica ederiz." dediğinde gözlerimi devirdim. Bunu ben de biliyordum.

"Biliyorum beyefendi, şöyle bir durum var. Abimin doğum günü yarın ve benim hediyeyi bugün halletmem lazım. Sizin ürünleriniz tam istediğim gibi, birden fazla parça almak istiyorum. Acaba gün içerisinde verdiğim siparişler hazırlanabilir mi? Kargoya gerekte yok ben bizzat gelip alacağım. Kargo parası da ödemeye dahil olacak. Yardımcı olursanız çok mutlu olurum," dediğimde karşı taraf "bir dakika hanımefendi," diyerek izin istedi.

O değil de ben Aslan'dan abim diye mi bahsettim?

"Hanımefendi," dedi adam.

"Buradayım," dediğimde tekrar konuşmaya başladı.

"Siparişlerinizin içeriğini öğrenebilir miyim?" dediğinde istediklerimi söyledim.

"Akşam 19.00 da kapanıyoruz. En erken 16:00 da burada olmanız gerekmekte. Kullanmak istediğiniz fotoğrafları iletişim halinde olduğumuz numaranıza attığım mail adresine yollayabilirsiniz," dediğinde rahatlayarak gülümsedim.

"Tamamdır çok teşekkür ederim." dedim. Telefonu kapattığım gibi mesaj bildirimi geldi. Fotğraf albüme girip fotoğraflara bakmaya başladığım sırada Yusuflar geldi. Yusuf benim yemeğimi önüme bıraktığında teşekkür ettim.

"Ne bu surat," dedi Emir dolu ağzıyla. Oturduğu gibi yemeye başlamıştı.

"Hediye işini hallettim ama Kadiköy'e gitmemiz lazım," dediğimde bana baktılar.

"Ne alaka?" dediler aynı anda.

"Aslan'a muhteşem bir hediye yaptıracağım, çok beğenecek..." dedim gülerek.

"Ben bu yüzü biliyorum," dedi Emir. Birbirimize bakarak gülüştük.

"Çok eğleneceğiz anlaşılan," dedi Yusuf'ta. Gülerek başımı salladım ve yemeğime gömüldüm.

"Dökül bakalım sen," dedim Emir'e. Patates kızartmalarından birkaç tane alıp ağzıma attım.

"Neyi?" dediğinde gözlerimi devirdim.

"Bilmezlikten gelme oğlum hadi anlat..." dediğimde ofladı.

"Ya kızla vallahi samimi değildim. En azından ben öyle sanıyordum ki yanlış sandığımı da fark ettim hemen zaten," dedi.

"Eee," dedi bu sefer Yusuf. Ben de hemen peşinden "Güneş ona hasta muamelesi yaptığını düşünmüş," dediğimde yüzü asıldı.

"O günde Güneş'e ilaçlarını sormamın sebebi kötü değildi abi. Bana mesaj atmıştı eczaneye gideceğim diye. Ben de onu öyle görünce bayağıdır kullanmıyor sandım. Sorarken de kızın orada olduğunu fark etmemiştim bile. Sonrası Arapsaçı zaten. Baktım olacak gibi değil yırttım attım sözleşmeyi zaten. " dedi kolasından içti.

" Güneş çok kırılmış ama. " dediğimde omuzları düştü.

"Biliyorum bu yüzden çok kızıyorum zaten kendime. Ama vallahi isteyerek üzmedim onu... Suna tutturdu çıkış yapman lazım yeni bir şeyler lazım diye. Onunla da tartıştım zaten. Neyse... Güneş'i bilerek üzmedim Aden," dedi. Kendisini anlatmanın bir rahatlığını da yaşıyordu.

" Biliyorum, sen bilerek kimseyi üzemezsin zaten. Ama... Sen nasıl bir taneysen Güneş' te bir tane Emir. Kendi adıma tek korkum ikinizin arasında kalmak. Ben Güneş'te gerekli teraziyi kurdum ancak sana daha açık ve acımasız olmam çok normal. Anlıyorsun değil mi? " başını salladı.

" Haklısın, daha dikkatli olacağım artık merak etme, " dedi.

" İlk ilişki tecrübesizliği oğlum bu bizde yaşadık, " dedi Yusuf. Ne yaşamıştık biz arkadaş diye düşünürken aklıma Halide geldi. Onu ilk gördüğüm anda şantellerim atmıştı, iç çekip içimden ruhuna dua okudum.

Yemekten sonra yine üçümüz direkt Kadiköy'e geçtik. Hediye işini halledip hazır gelmişken diyerek Kadiköy de biraz dolanıp eve döndük. Annemle gece çayımızı yapıp odamdaki terasa geçip o çaydanlığı bitirene kadar dedikodu yaptık. Anneme evlilik teklifinin her detayını sormuş aldığım cevaplarla sırıta sırıta bir hal olmuştum. Ertesi gün akşama doğru cümbür cemaat Uyguroğlu Malikanesine geçtik.

Aslan'ın pastasını kesmeden önce yemek yemiş çay kahve keyfi yapmıştık. Aslan sabırsız bir şekilde pastanın kesilmesini beklese de biz geciktirdikçe geciktiriyorduk. Sonunda dayanamayıp isyan ettiğinde Zümrüt Hanım pastasını getirmek için mutfağa gitti. Ben de peşinden gittim. O asıl pastayı hazırlarken ben de sabah annemle yaptığımız pastayı hazırlıyordum.

Pastalar hazır olduğunda iyi ki doğdun şarkısını söyleyerek salona geçtik. Hep bir ağızdan doğum günü şarkısını söyleyip Aslan'ın önünde durduk. Benim elimdeki küçük aslanlı pastayı gören herkes gülerken Aslan da gülerek önce annesinin sonra da benim tuttuğum pastayı üfledi. Pastaları orta sehpanın üzerine bırakıp hediyelerimize yöneldik. Aslan benim dışımda herkesin ne aldığını bildiğinden diğer paketleri hızlı hızlı açıp hediyeleri bir köşeye bırakıp bana geldi.

"Abim hani hediyem?" dediğinde gülerek hediye paketini bıraktığım yerden alıp Aslan'a uzattım. Aslan büyük paketi yırtarak açtığında kırmızı tülle kaplanmış sepet ortaya çıktı. Sepeti gören herkes gülmeye başladığında Aslan çatık kaşlarıyla bana baktı.

"Aç aç," dediğimde sepetin tepesinde kurdeleyle bağlanan tülü açtı. Sepetin içindekiler gün yüzüne çıktığında Aslan'dan önce Baran sepetteki Aslan maskotunu alıp üzerinde yazan yazıyı okuyup gülme krizine girdi.

"Yılın en iyi mütteahhitçisi Aslan uyguroğlu mu?" dedi gülmelerinin arasından.

Sepette çeşit çeşit ürün vardı. Oscar ödülü, plaket, Aslan'ın fotoğrafı baskılı yastık, kupa bardak ve daha nicesi... Hepsinin üzerinde yılın en iyi mütteahhitçisi yazıyordu. Hatta kartvizit bile bastırmıştım. Küçük aslan peluşu bile vardı. Kerem onu aldığında "karnına bastır ablacığım," dedim. Kerem oyuncağın karnına bastırdığında " bir küçücük aslancık varmış," çalmaya başladı. Aslan dışında hepimiz gülüyorduk.

Akşamın geri kalanında Aslan ona aldığım hediyeleri sonunda kabullenmiş elinden de dilinden de düşürmez olmuştu. Pastalarımızı yiyip muhabbet ettiğimiz sırada kapı çaldı. Saat birisinin gelmesi için oldukça geç olduğundan hepimiz salonun çıkışına dönmüştük. Kiraz gergin ve telaşlı bir halde yanımıza geldiğinde direkt Zümrüt Hanım'a döndü ve sıkıntılı bir halde konuştu.

"Ahsen Hanım geldi efendim!"

* * *




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MERHABA!

ADEN 1. BÖLÜM KABUL GÖRMEYEN GERÇEKLER

ADEN 94. BÖLÜM SONSUZ SONLAR / FİNAL