ADEN 74. BÖLÜM GÜZEL HATIRALAR

 74. GÜZEL HATIRALAR 

Sınavlarım bitmiş hepsinden de tam puanla geçmiştim. Her zamanki gibi geleneği bozmamış çan büken olarak anılmaya da devam etmiştim. Ortalamamı da 3.98' e çıkartmıştım. Asıl hedefim  4.00 idi. Onu da ikinci dönem tamamlayıp son sene de koruyarak okulun, tarihinde tam notla mezun olan ilk öğrencisi olmak istiyordum. Benim için zor değil, yorucu olacaktı. 

Yatağımda pineklemeyi bırakıp kalktım.  Sabah rutinimi yerine getirdikten sonra mutfağa geçtim. Sevdiğim şarkılardan bir tanesini açıp hızlıca bir çay koyup buzdolabını açtım. İçinden domates ve biber çıkarıp balkondan soğan aldım.  Menemen için soğan ve biberleri hızlıca doğrayıp kısık ateşte ocağa koydum. Domatesleri de doğrayıp yanlarına ekledikten sonra tavanın kapağını kapattım. 

"Günaydın kızım," diyen Haydar abiye döndüm.

"Günaydınlar beyefendi," dedim.  Yanıma gelip hafifçe eğilip reverans yaptı ve "bu dansı bana lütfeder misiniz küçük hanım?" diye sordu. 

"Seve seve," diyerek elini tuttum. Mutfağın ortasında salınmaya başladık. Benim kısa boyumla komik görünüyordum ama ona bile gülüyordum. Belimi sıkıca tutup döndüğümüzde kahkahamı tutamadım. Dansın sonunda Haydar abiye sarıldım. Dağılan topuzumu açıp saçlarımı topladı.

"Şef hanım, izniniz olursa yardım etmek isterim." dediğinde kıkırdadım.

"Elbette çırak, hatta salatalıkları ve yeşillikleri halledebilirsin," dediğimde "hay hay," dedi.

Ailecek yaptığımız kahvaltıdan sonra mutfağı annem ve Emir'e bırakıp odama çekildim. Yarın sabah erkenden yola çıkacaktık. akşam üzeri Yusuflara geçecektim.  Valizimi çıkarıp açtıktan sora yatağın üzerine bıraktım. 

Birkaç tane kışlık triko elbise seçip ilk onları yerleştirdim valize. Seçtiğim birkaç parçayı daha valize bırakıp eşofman ve pijama takımlarımı koydum. İç çamaşırlarımı da seçip yerleştirdikten sonra iki farklı çizme ve spor ayakkabılarımla mont ve kabanımı koydum. bakım ürünlerimi küçük bir çantaya koyup makyaj malzemelerime yöneldim. Kapı tıklatıp açıldığında o tarafa baktım.

"Kızım, gelebilir miyim?"

"Gel anne," deyip işime geri döndüm. Odaya girip yatağın kenarına oturdu. Makyaj malzemelerimi toparladıktan sonra toka ve takılarımı toparlamaya başladım. 

"Bir şey unutmadın değil mi?" aynadan anneme bakıp başımı salladım.

"Yok, en son bir daha göz atacağım zaten..." dediğimde bu sefer o başını salladı. Küçük çantaları da valize yerleştirdikten sonra Yusuf'un hediyesini dolaptan çıkardım. Valize yerleştirdiğim sırada annem karton bir paket uzattı. 

"Yusuf için, doğum günü hediyesi Haydar ve benden." dediğinde gülümseyip paketi aldım. Sema ablalarla Gaziantep ve Van'a gideceğimi söylediğimde ilk başta bir tepki vermemiş ertesi sabah gitmeme izin verdiğini söylemişti. Ondan izin almadığımı sadece bilgilendirdiğimi söylediğimde yüzü asılsa da bir şey dememişti. Bu zamanda kadar hiç izin almamıştım zaten. Sadece bilgi verirdim. İzin alıyormuş gibi görünmemin tek sebebi kendisini vasıfsız hissetmemesi içindi ancak artık gerek duymuyordum. 

"Yılbaşında da orada mı olacaksın?" valizin fermuarını kapatıp yataktan indirdim. Dolabıma dönüp bu gece için pijama alırken "evet," dedim. 

"Ailecek oluruz diye düşünmüştüm, ilk defa..." dediğinde uzun ama sessiz bir nefes aldım.

"Yusuf'la geçirmek istiyorum o günü anne. Hem Emir de çalışacak o akşam. Sizde baş başa olursunuz." dediğimde iç çekişini duydum. Dolapta boş boş gözlerimi gezdirdikten sonra valize çorap koymadığımı hatırlayıp komodinime ilerledim. İçinden on tane kadar çorap çıkarıp yatağa bıraktım. 

"Zümrüt yılbaşı için sormuştu birlikte olalım diye bir şey dememiştim. Onu kabul ederiz belki," dediğinde yüzüne baktım. 

"Anne, dolandırmasan mı?" uzun bir soluk alıp bıraktı. Dizlerini sıvazladı, burnunun ucunu kaşıyıp bakışlarını gözlerime çıkardı. 

"Seninle olmak isterdim o gece ama sen ne istiyorsan, nasıl istiyorsan öyle olsun." dediğinde yüzüne bakmadan valize ilerleyip yere yatırdıktan sonra açtım ve içine çorapları koydum. Valizi kapatmadan kenara çektim. Akşam için bir kot ve kazak çıkardıktan sonra bornozumla saç havlumu çıkartıp anneme döndüm. 

"Sonra telafi ederiz anne," dedikten sonra  kıyafetlerimi ve iç çamaşırlarımı alıp odamdan çıktım. 

Duş alıp banyoda giyindikten sonra odama geçtim. Havlularımı kapı arkasına astıktan sonra makyaj masama geçip oturdum. Saçlarımı tarayıp kuruladıktan sonra ikili balıksırtı ördüm.  

Akşam üzeri Sefa abi hastaneden çıkışta bize geldi. Bir kahve içtikten sonra evden ayrıldık. Annemin ayrılırken aşırı duygusallığını hamileliğine yorarak Haydar abiyi sürekli onu yalnız bırakmaması için tembihledim.

Sefa abilere geçtiğimizde Sema ablayla ve Aynur teyzeyle selamlaşıp Yusuf'un odasına çıktım. Üzerimi değiştirdikten sonra banyoya geçtim ve bol sabunla ellerimi yıkadım. Aşağı indiğimde direkt Yusuf Ali'ye yöneldim. Oyun alanında Barby ile oynarken beni fark etti. 

"Adda," diye bağırdığında Barby havlayıp yanıma geldi ve bacaklarımın arasında koşturmaya başladı. Eğilip onu kucakladım. Yusuf Ali'nin yanına gidip karşısına oturdum ve Barby'i bıraktım. 

"Öpücük, öpücük," dediğimde Yusuf Ali güzel yüzünü bana uzattı. Yanaklarını öpüp ellerini tuttum ve ayağa kaldırdım küçük bedenini. Ellerimden destek alarak minik adımlar atıp kucağıma çıktı. 

"Adda," dedi ve çenemi sulu sulu öptü.  Küçük burnunu öpüp onu biraz uzağıma oturttum. Kucağımdan ayırdığım için bana çatmaya çalıştığı kaşlarıyla baktı. 

"Adda!" diye kısık bir çığlık attı. İtiraf ediyorum, bu küçük veledi kışkırtmaya bayılıyordum. 

"Hayır, Aden." dediğimde Yusuf Ali dudak büküp küçük omuzlarını salladı. Henüz on iki aylık olsa da kelimeleri hızlı bir şekilde öğreniyordu. Basit iki üç kelimeyle hepimizle iletişim kuruyordu. 

"Adda, Adda!" dedi hırçın bir halde. Onun bu haline güldüm. Son zamanlarda onunla uğraşmak en büyük hobimdi. 

"Aden," dedim uzatarak.

"Adda," dedi bana kızarak. 

Tombik yanakları kıpkırmızı olduğundan kızdırmaya bir son verdim. Ellerini yere yaslayıp poposunu havaya dikti. Bir iki saniye öyle bekledikten sonra doğruldu ve bana iki adım atıp poposunun üzerine düştü. Yeni yeni öğrendiği yürümeyi sürekli düştüğü için sevmiyor düştükten sonra hemen emeklemeye başlıyordu şimdiyse inat etmiş olacak ki tekrar doğruldu ve iki adım atıp kollarını bana uzatarak bedenini kucağıma bıraktı. 

"Aferin bebeğime," yanaklarına, boynuna, gıdığına öpücükler kondurup güzel kokusunu soludum. 

"Aden yemek hazır tatlım." Aynur teyzeye başımı sallayıp Yusuf Ali'yi kucaklayıp mutfağa ilerledim.  

"Biz geldik," dediğimde Yusuf Ali el çırpmaya başladı ve "ane," çığlıkları atarak Sema ablaya kollarını uzattı.

"Hemen anne, Adda kim zaten değil mi bebeğim?" dediğimde "ane ııı," dedi. Yusuf Ali'nin dilinde ııı-lamak benim demekti. 

"Cık! Anne benim," dediğimde küçük ellerini dudağıma vurup "ane ııı," dedi ve diğer elini göğsüne vurdu. 

"Hayır, senin değil. Benim annem o," dediğimde dudaklarını büzdü. Güzel, iri gözleri dolarken titrek ve küskün bir sesle "Adda, anne ııı" dedi ve ağlamaya başladı.  

"Tamam tamam, anne senin..." dediğimde iç çekişleri daha da yükseldi. Sema abla bana kınayıcı  ama bir o kadarda eğlenen gözlerle bakarken dudak bükerek baktım ona. Yusuf Ali'yi kucağına aldı. Yusuf Ali bana bakıp dil çıkarınca "A aa!" diye bir nida çıkartı dudaklarımdan. 

"Dil çıkardı ya bu bana," dediğimde gülüştüler.

"Barby'den öğrendi," dedi Aynur teyze gülerek. Hâlâ dışarıda olan diline ellerimi uzattığımda anında başını geri çekip annesinin göğsüne yüzünü gömdü. Onun bu tatlı halleri dişlerimi kamaştırıyordu resmen. Yanından geçip sırtına peş peşe öpücükler kondurup masaya geçtim.  Yusuf Ali'yle bol çatışmalı ve gülmeli bir yemekten sonra herkesi içeri gönderip mutfağı toparladım ve çay koydum. Salona geçecekken çalan kapıyla o tarafa yöneldim. Kapıyı açtığımda Uyguroğlu ailesi iki bir eksikle tam karşımdaydılar.

"Hoş geldiniz," dedim. Kapıyı sonuna kadar açtığımda peş peşe içeri geçtiler. Sona kalan Kerem'le kol kola salona girdik. Aslan direkt Yusuf Ali'ye yönelmiş çocuğu uçak misali döndürmeye başlamıştı. 

"Yılbaşında yoksunuz, bizde bu akşam bir arada olalım istedik," dedi Zümrüt Hanım.

"Annenlerde gelirler birazdan," dedi Sema abla hemen ardından.  Zümrüt Hanım yanına  oturmam için  yanındaki boşluğa vurduğunda yanına gidip oturdum. Çenemi avuçlayıp başımı öptü.  

"Sabah kaçta uçağınız?" diye sordu Yağız Bey. 

"Sekizde," dedi Sefa abi.

"Keşke haber verseydin ayarlardık bizim jeti," dedi Yağız Bey.

"Oha," dedim birden. Doğu ve Kerem bu tepkime bıyık altından gülerken Güneş ve Aslan gülmemek için tuttular kendilerini. 

"Ne be! Fakirdik oğlum biz iki yıl öncesine kadar. Emir olmasa oooo!" dedim.  Gülüşmeler kendi aramızda dönerken kapı tekrar çaldı. Güneş'le aynı anda ayaklandığımızda birkaç saniye bakıştıktan sonra birlikte kapıyı gidip açtık. 

Annem, Haydar abi ve Emir'in de dahil olduğu akşam sakin geçiyordu. Aslanlar Yusuf'un doğum günü hediyelerini kargolamak yerine bize vermişlerdi. Onları Güneş'le valize yerleştirip aşağı indik.  Biz gençler olarak kış bahçesinde vakit geçirirken büyükler salondaydı. Emir ve Doğu'nun sohbetine dahil olmuş onlarla konuşuyordum. Kerem kucağımda uzanmış kitap okurken Aslan ve Güneş'te telefondan bir şeylere bakıyorlardı.

"Bence Almanya ya da Hollanda ile başla," dedi Doğu. 

"Almanya diyorum ben de," dediğimde Emir başını salladı. Yurt dışı turnesine çıkacaktı yeni yılda. Ülkeler belliydi ancak ilk ülkeye bir türlü karar veremiyordu Emir.

"Hem bildiğin yer daha rahat edersin," dedim tekrar konuşarak. 

"Bu kız her zamanki gibi yine haklı," dedi Doğu ve yanağımdan makas aldı. 

Bir saat kadar sonra içeri girdiğimizde annemlerin yanına geçtik Güneş'le. Bebek hakkında konuşuyorlardı. Zümrüt Hanım aralarında en kıdemli olduğundan tüm tecrübelerini anlatıyordu. 

"En kolay geçen hamileliğim Aden'di. Hiç zorlamadı beni," dediğinde merakla döndüm. Göz göze gelince meraklandığımı fark edip mutlu oldu.

"Hiç mi?" dediğimde "hiç," dedi.

"Abilerin canımı çıkartmışken senin hamileliğin ilaç gibi gelmişti bana vallahi. Ne aşırı ağrılarım oldu ne halsizliğim. Hatta Yağız çok miskin olacak bu kız derdi. Bir süre sonra karnımı kızım diye değil miskin diye sevmeye başladı," dediğinde kendimi tutamadan güldüm. 

"Ay Yusuf'ta Yağız'a kızıp; 'amca kızına neden miskin diyorsun üzülür ama,' derdi hep," dedi Sema abla. Ben tepki veremeden Ahsen Hanım konuştu. 

"Yusuf Bey'in niyeti taa o zamanlardan belliymiş," diyen Ahsen Hanım'la yanaklarım birden kızarıverdi. 

"Fena mı oldu Ahsen teyze, oğlum yabancıya gitmedi," diyen Sema ablayla kıkırdadım. 

"Kader işte kimi yolları ayırırken kimi yolları birleştirdi..." dedi Zümrüt Hanım. 

"Doğumdan sonra işi sıkı tutunda tarih tekerrür etmesin," diyen Ahsen Hanım'la sinirlerim bozuldu. O bozuklukla gülerken annemle Güneş'in, Ahsen Hanım'a ters bakışlarını yakaladım. 

"Ay yok canım daha neler," dedi Sema abla. 

"Yani sen de anne, bu devirde olmaz öyle şey..." dedi Zümrüt Hanım. 

Saat çok geç olmadan herkes ayaklandı. Gidenlerin ardından Sema ablayla etrafı toparladıktan sonra karşılıklı bitki çayı içtik. Odaya geçtiğimde yatağın başında bir süre durup odayı izledim. Oda hâlâ Yusuf kokuyordu. Sümbüllerimizin bir tanesi onunlayken diğer ikisi yine burada baş ucunda duruyordu. Yorganı çekip uç kısma kadar sürükledim. Çoraplarımı çıkarıp yere bıraktıktan sonra yatağın ortasına oturdum. Ellerimi siyah çarşafta gezdirdikten sonra Yusuf'un tarafına uzandım. Diğer yastığı kollarım arasına alıp sarıldım.

Kulağıma çok uzaklardan gelen küçük patırtılarla uyandım. Sağıma soluma dönüp yatakta doğruldum. Oda hâlâ karanlıktı, gözlerimi ovalayıp kendime gelmeye çalıştım. Kapıya yok kadar zayıf darbeler inince esneyerek telefona uzanıp saate baktım. 05:02 idi.

"Yemin ediyorum alarm yutmuş bu çocuk," dedim kendi kendime. Sürünerek kalkıp kapıya ilerdim. Açmadan önce odanın lambasını en düşüğe alıp açtım. Kapıyı açtığımda küçük ney kapının önünde oturmuş, ağzında emziğiyle duruyordu.

"Günaydın bebeğim," çömelip ellerimi ona uzandırdım.

"Adda ee eee," diyerek ellerime tutunup kucağıma geldi. Manyak çocuk sabahın beşinde kendiliğinden uyanıyordu.  Daha önce birkaç kez daha burada kaldığımdan uyanır uyanmaz bana geliyordu. Yatağa geri döndüğümüzde göğsüme yatırıp uyumaya çalıştım ancak Yusuf Ali asla uyumayacaktı. Göğsümden kayıp yanıma oturdu. Telefonumu bulup ağzına götürdüğünde bana vermesini istedim. İkiletmeden uzattı. Ona elimi uzatıp gözlerimi kapadım. Hem uyuyor hem uyumuyordum. Yusuf Ali'nin her hareketini gözlerim kapalı olsa da hissediyordum, algım açıktı.  

Yusuf Ali beni elbette rahat bırakmadı. Uyumaktan vazgeçip kalktım. Hem kendi elimi yüzümü hem de Yusuf Ali'nin yüzünü  yıkadıktan sonra odasına geçip altını değiştirdim. Aşağı mutfağa inip Yusuf Ali için mama hazırladım. Kendime de kahve yaptıktan sonra salona geçip Yusuf Ali'nin en sevdiği olan Scooby Do çizgi filmini açtım.  

Ev halkı uyandığında kahvaltı yapıp evden çıktık.  Önce Uyguroğlu evine uğrayıp onlara Barby'i bırakıp sonra havaalanına geçtik. Gaziantep'e indiğimizde Sefa abinin önceden kiraladığı arabayla önce otele geçtik. Odalarımıza yerleştirdikten sonra bugün boş olduğundan gezintiye çıkmaya karar verdik. 

Çarşıları, hanları, gezip bir sürü hediyelik eşya, baharat,  Antep fıstığı aldık. Sefa abi İstanbul'a gönderilmesi içinde üç tepsi, Kars'a bir, Artvin'e de iki tepsi sipariş vermişti. Yarın sabah kargoyla yollayacaklardı. Yusuf'a ise son gün alıp biz götürecektik. 

Gaziantep'teki günler çok hızlı geçti. Sema ablarla hemen hemen tüm sempozyumlara katıldım. İkisi de işinin hakkını veriyorlardı. Söyleyişlerinde salonun tamamen dolmasına açıkçası ilk başta şaşırsam da ikisi de kendi alanlarında nam salmış isimlerdi.

 Son günde sempozyuma katılan tüm komisyonla yemeğe çıktık. Uzaktan takip ettiğim, makalelerini kaçırmadan okuduğum doktorlarla tanışmak beni bulutların üzerine çıkardı. Son gün yine gezmediğimiz yerleri gezip müzeleri ziyaret ettikten sonra Yusuf için baklava siparişini verdik. Ertesi sabah erkenden toparlanıp önce baklavacıya sonra da havalimanına geçtik. Aynur teyze burada bizimle ayrıldı. O tatil için kendi memleketine giderken bizde Van uçağına bindik. 

Van'a indiğimizde heyecanım daha da arttı. Burada da Sefa abi araba kiraladığından direkt otoparka ilerledik. Arabada giderken Yusuf'u aradım. Adliyede mi yoksa evde mi olduğunu bilmiyorduk. Büyük ihtimalle adliyedeydi ama bazı zamanlar öğleden sonrası adliyede oluyordu. 

"Günaydın," diye cıvıldadım telefonu açtığında.

"Günaydın güzelliğim, bir saat kadar önce aradım kapalıydı," dedi.

"Şarjdaydı, ne yapıyorsun?" diye yemi attım.

"Pinekliyorum yavrum, öğleden sonra işlerim..." dediğinde sırıttım. 

"Sen ne yapıyorsun?" dediğinde gözlerimi arabadakilerde gezdirdim.

"Canımın içi Toral ailesiyle gezmeye çıktık aşkım, seni yad ediyorduk bir arayalım dedik..." 

"Bak sen," dediğinde araba durdu. Van'ın merkezinde üç katlı yeni bir apartmanı önündeydik.

"Şimdi kapatmam lazım ama, öptüm sevgilim görüşüz," diyerek telefonu yüzüne kapattım.  Arabadan indiğimizde Sefa abi eşyaları sonra alırız deyince direkt apartmana girdik. Üçüncü kata çıkıp Yusuf'un kapısının önünde durduk.

"Aden sen çık şu merdivenlere," dedi Sefa abi. Şaşkoloz bakışlarımla ona baktığımda sırıttı.

"Sürpriz kızım sürpriz," dediğinde ben de sırıttım. Büyük ihtimalle çatıya çıkan merdivenlere yöneldim. Kapı hemen merdivenlerin sonunda olduğundan Yusuf'un başını çevirip bakması lazımdı.

Sema abla zile bastığında heyecanım daha da arttı. Sefa abi dürbünü kapattığında Sema abla gülerek tekrar zile bastı. Saniyeler sonra "kim o?" diyen Yusuf'la vücudum karıncalaştı. Derin nefesler alıp verdim. Dudaklarımı dişlerken kapı açıldı. O an annesiyle babasını ve kardeşini  karşısında görünce yüzünün alacağı hali merak ettim. 

"Sürpriz," dedi Sefa abi kollarını iki yana açarak. 

"Anne, baba!" Yusuf'un şaşkın sesiyle heyecanım daha da arttı. Sefa abiyle sarıldılar.

"Yuyuf süpsüs," diye konuşan Yusuf Ali'ye baktı Yusuf. 

Kardeşini kucaklayıp havaya kaldırdı ve yanaklarını öptükten sonra kucağında sabitleyip Sema ablayı göğsüne çekip sıkıca sardı annesini. Bir kardeşini bir annesini öptükten sonra Sefa abiye baktı. Sırtı bana dönüktü. 

"E Aden nerede?" dediğinde içim sımsıcak oldu.

"Gelemedi o, bütünleme sınavına kaldı..." dedi Sefa abi. Yusuf büyük bir kahkaha atıp "Aden ve bütünleme... Yeme beni baba! Harbiden nerede merdivenlerden mi çıkıyor?" dedi ve asansöre  göz atıp olduğum merdivenlere baktı. Göz göze geldiğimizde ikimizin de yüzündeki gülüş büyüdü. Hareket etmeden aramızda iki adımlık bir mesafede gözlerimizin hasretini doyurduk. 

"Yuyuf, Adda süpsüs," dedi Yusuf Ali. Kendime geldiğimde gözlerimi kırpıştırıp  iki basamağı inip açtığı kollarının arasına girdim. Birbirimize sıkıca sarılırken Sefa abi, Yusuf Ali'yi aramızdan alıp Sema ablayla içeri geçip bizi yalnız bıraktılar. 

"Nasıl özlemişim," dedi yüzümü kavrayıp her tarafımı koklayarak öptü. Saçlarımı avcuna alıp onları da koklayarak öptü.

"Birazda ben öpeyim," dedikten sonra parmak uçlarımda yükselip çenesinden ve yanaklarından öptüm. İçeride Sema ablaların varlığını bildiğimden bu kadarla sınırlıyordum kendimi.

"Halbuki üç hafta önce gördüm seni ama sanki yıllar geçmiş gibi. Büyümüşsün," dediğinde kıkırdadım. 

"Yaaa ne büyümek ama," dediğimde gülüşümden öptü. Yanaklarımı sıkıp burnumun ucunu, çillerimi öptükten sonra alınlarımızı birleştirip soluklandı. kokusunu soludum, saçlarını okşadım. 

"Güzelliğim," dedi iç çekip, nefesi dudaklarıma vuruyordu.  

"Kurban olurum şu güzelliğine," dedikten sonra başını boynuma gömüp derin soluklar aldı. Kollarımı beline sarıp göğsüne yasladım başını. Kulağıma kalbinin ritimleri dolarken bir ömür boyu sadece böyle yaşayabileceğimi fark ettim. Kulaklarıma kalbinin sesi dolsun, kollarımız bedenlerimizi sarsın bana yeterdi. 

"Adda, Adda ııı," çığlıyla birbirimizden ayrıldık. Yusuf Ali sesini içeriden daha ban a duyurmayı başarıyordu. Gülerek kapıdan tarafa bakınca Yusuf  "ne dedi bu şimdi?" dedi Yusuf homurdanarak. 

"Ben çok paylaşımsız bir çocuğum diyor, " dediğimde gözlerini devirdi. 

İçeri geçtiğimizde Sema abayla Sefa abi koltukta oturmuş kucağında; benimle Yusuf'un fotoğrafı olan çerçeveyi tutmuş "Adda ııı," demeye devam ediyordu. Yusuf tekrar annesi ve babasıyla sarılıp ortalarına oturdu. Omzumu duvara yaslayıp onları izlemeye başladım.  Yusuf Ali emekleyerek yanlarına gidip Yusuf'un bacaklarına tutunarak ayaklandı.

"Adda ııı," dediğinde "meali ne bunun?" dedi Yusuf gülerek.

"Aden benim diyor," dedi Sefa abi keyifle. Yusuf gözlerini kısıp Yusuf Ali'yi koltukaltlarından tutup kucağına aldı. Yusuf Ali abisinin kucağında kayıp başını göğsüne yasladı. 

"Yuyuf," dediğinde gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. 

"Abi kardeşim abi," dedi Yusuf. 

Yusuf Ali başını kaldırıp Yusuf'un yanaklarına minik ellerini yasladı. Önce kıkırdadı sonra sol elini göğsüne yaslayıp birkaç kez vurdu ve  "Adda ııı, " dedi bunu bir oyuna çevirerek.

"Aden oğlum Aden," dedi ciddiyetle Yusuf. 

"Adda, Adda ııı!" diye çığlık attığında Yusuf bana baktı.

"Bak sen, kim diyor bunu acaba?" diye çok ciddi bir şekilde tartışmaya başladı Yusuf.

"Ane, Adda ııı," diyerek kendisine bir destek aradı Yusuf Ali. 

"Yok anne, abi var burada. Adda da abinin!" dedi Yusuf çatık kaşlarıyla. Yusuf Ali vurarak öğrenme aşamasında olduğundan Yusuf'un suratına bir tane geçirdikten sonra Yusuf'un çatılan kızgın suratıyla karşılaştı.

"Baba," diye yaygarayı koparttı Yusuf Ali.  

"Ulan şamar yedim ya  küçücük veletten!" dedi Yusuf ani bir şaşkınlıkla. Yusuf Ali'nin gözlerine bakıp küçük yüzünü büyük eliyle tuttu. Baş parmaklarıyla yanaklarını okşadı.

"Vurmak kötü, cız vurmak. Acıdı canım," dedi Yusuf tane tane konuşarak. Bir yandan da jest ve mimiklerini kullanarak kelimelerini destekledi.  Yusuf Ali'nin bakışları önce annesine sonra babasına kaydı. Çenesini titretip dudaklarını büktü. 

"Oyuncu seni," dedikten sonra Yusuf Ali'nin ellerini öpüp göbeğini gıdıkladı.

Sema abla oğullarının bu haline gülerken Sefa abi Yusuf Ali'yi kucağın aldığı gibi omuzlarını oturtturdu. Yusuf Ali çok sevdiği yere yerleşince her şeyi unuttu. Sefa abinin omuzlarına oturmayı çok seviyordu beyefendi.  Yanlarına gittiğimde Sema ablanın oturduğu kısmın kolçağına yaslandım. Yusuf kolundaki saate bakıp "kahvaltı etmediniz değil mi?" diye sordu.

"Yok oğlum," dedi Sema abla. 

"O zaman ben hazırlanayım çıkalım, dışarıda yeriz ben oradan adliyeye geçerim sizde takılırsınız," dediğinde benim için tamamdı.

"Önce arabadakilere eve taşıyalım," dedi Sefa abi. Yusuf Ali'yi omuzlarından indirmeden ayaklandı. Oğullarıyla evden çıktıklarında bizde Sema ablayla evi gezinmeye başladık. İki odalı bir evdi. Yusuf bir odayı yatak odası bir odayı kiler yapmıştı. Banyo ve tuvaleti birdi, salon orta büyüklükte ferahtı. Mutfağı ise büyüktü. 

"Ev tertemiz, ben bu kadarını beklemiyordum," dedi Sema abla.

"Haftada iki gün kadın geliyor demişti," dedim. Sema abla buzdolabına ve dondurucuya baktı.

"Annemler yine es geçmemişler torunlarını," dediğinde yanına gittim. Buzluk dolu doluydu. Buzdolabı ise tek kişi yaşayan  birisi için uygun doluluktaydı.

Sefa abi ve Yusuflar döndüğünde baklavayı ve birkaç yiyeceği mutfağa taşıdım. Valizleri kilere bırakıp Yusuf'u beklemeye başladık. Yusuf Ali emekleyerek ayaklarımın dibine gelip ellerini uzattı. Kucağıma alıp yanaklarından öptüm.

Yusuf hazırlandığında evden çıktık. Sefa abiler kendi araçlarına bizde Yusuf'un arabasına geçtik.  Araba hareketlendiğinde emniyet kemerimi bağlayıp bedenimi tamamen Yusuf'a çevirdim. Bana bakıp çenemi avuçladı. Sol elimi alıp avcumu öptükten sonra bırakmadı. Birbirine tutunan ellerimizi dizine yasladı.

"Çok özlemişim," dedim. Çapkın bir bakış atıp güldü.

"Özlenmeyecek adam değilim yavrum," dediğinde kıkırdadım.

"Sevgilim egonu bir köşeye bırakır mısın seni göremiyorum," dediğimde gülüşü büyüdü.  

"Yamacıma gelsene," dediğinde kollarımı koluna sarıp başımı omzuna yasladım. Kısa yolculuk su gibi geçip gittiğinde durduk. Peş peşe arabalardan inip Yusuf'un yönlendirmesiyle kahvaltı yapacağımız mekana giriş yaptık.  Çalışanlar anında Yusuf'a selam verip bizimle ilgilenmeye başladılar. Masaya yerleştiğimizde orta yaşlarda pos bıyıklı, orta boylarda göbekli bir adam yanımıza geldi. Eli yüzü tertemiz, beyaz gömleği ve siyah pantolonu ütülüydü.

"Savcım hoş geldin," dediğinde Yusuf ayaklanıp adamla selamlaştı.

"Hoş bulduk Gaffur Ağa," dediğinde adamın gülen yüzü bize döndü.

"Ailem," diyerek bizi tanıttı Yusuf.  Gaffur Ağa sadece Sefa abiyle el tokuşup bize başıyla selam verdi. Selam verirken sağ elini, sol göğsüne birkaç kez vurdu.

"Vallahi tanıştığıma çok memnun oldum, bu babayiğidin ailesini merak ediyordum ne yalan söyleyeyim..." dediğinde Sefa abinin bakışları parladı. 

"Eyvallah Gaffur Ağa," dedi ve tekrar yanıma oturdu Yusuf.

"Tekrar hoş geldiniz," dedikten sonra yanımızdan ayrıldı.

"Birileri hemen gönülleri fethetmiş," dedim.  Yusuf göz kırpıp yanağımdan makas aldı.

Kahvaltı bol sohbetli, gür kahkahalarla devam etti. Yusuf'un işe geçmesine kadar kalkmadık. İki saat kadar sonra Yusuf yanımızdan ayrıldı. Bizde kahvemizi içip ayaklandık. Hesabı ödeyecekken Yusuf'un çoktan halletmesi Sefa abiyi kızdırsa da yapacak bir şeyi de yoktu. Eve geçtiğimizde Yusuf Ali'yle yatak odasına geçtik. Üzerlerimizi değiştikten sonra birlikte yatağa uzandık. İkimizin de uykusu ağır basınca birbirimize sokulup uyuduk. 

Akşam üzeri uyandığımda Yusuf Ali yanımda yoktu. Terleyen saçlarımı topladığım sırada odanın kapısı açıldı. Yusuf odaya girip kapıyı kapattı. Yanıma gelip kollarını belime dolayıp yüzünü boynuma gömdü.

"Terliyim," dediğimde omuz silkti. Terden nemlenen tenimde dudaklarını gezdirdi. 

"Yusuf," diye mırıldandım.

"Yusuf'un canı," alnını alnıma yaslayıp burnumun ucunu öptü.

"Dört saati nasıl doldurdum Allah biliyor, deli danalar gibi adliye koridorunda volta atıp atıp durdum," dediğinde kıkırdadım. 

"Çok özlemiş birileri. Eh tabii özlenmeyecek kadın değilim," dediğimde güldü. 

"Öyle, seni özlemek bile huzur veriyor insana," dedi. Çenesinden öpüp göğsüne sarıldım. Birkaç dakika sarıldık ardından yatağın çarşafını değiştirip salona geçtik. Yatak odasında Sema ablalar kalacaktı. Bizde salonda yatacaktık. 

Geceye doğru Sema ablayla Sefa abi odaya çekildi. Yusuf Ali gündüz uyuduğu için şu anda uyumaya niyeti yoktu. Yusuf'la yerlerimizi serdikten sonra yan yana oturduk. Yusuf Ali başını benim kucağıma ayaklarını ise abisinin kucaklarına uzatmış elindeki oyuncağıyla oynuyordu.

"Alışmışsın buraya," dediğimde bakışlarını bana çevirdi.

"Yani, zorlanmadım pek..." parmaklarını kolumda gezdirdi.

"Bensiz İstanbul nasıldı?" dediğinde gülerek baktım gözlerine. Haylaz bir ifade vardı güzel yüzünde. 

"Sensizdi..." omzuma dudaklarını bastırdı. Gözleri yüzümü tavaf edip dudaklarımda oyalandıktan sonra Yusuf Ali'ye çevirdi.

"Geçen gün teyzemle konuştuk," dediğinde yutkundum. 

"Görüşmeleriniz sıklaşmış," başımı sallayıp omuz silktim. 

"Kaçmıyorum, canım  istediğinde ya da davet ettiklerine gidiyorum, görüşüyorum," dedim. 

"İyi yapıyorsun bebeğim, olması gereken de bu zaten," dedi.

"Bir şey dedi bana, sen affettiğini söylemişsin," başımı salladım. Yusuf'un bu durumu bilmesine şaşırmadım.

"Affettim, çok çok önceden affetmiştim hatta biliyorsun. Ama işte söylemek aylarımı aldı," dediğimde dudak büktü.

"Zaman çok hızlı geçiyor yavrum. Birlikte geçirdiğimiz, geçiremediğimiz zamanlar. Erken olduğunu düşünüp geç kaldığımız çok şey oluyor," dedi. 

"Meali ne bunun?" dediğimde güldü. Çenemi sevip burnumu sıkıştırdı. 

"Ne anladıysan o sevgilim," dedi. Oflayıp alnımı kaşıdım. Kafamın içinde bir terazi vardı ve beni çıldırtıyordu.

"Yusuf ben hepsini affettim. Bunu sadece Zümrüt Hanım'a itiraf etsem de hepsi biliyor aslında onları affettiğimi. Yani anlamak onlar  için zor olmaz..." cevap vermedi. Kucağımızda uyuklayan Yusuf Ali'yi kucaklayıp koltuktan kalktı.

"Anneme verip geliyorum," dedi fısıldayarak.  Dakikalar sonra geldiğinde salonun kapısını ve lambayı kapatıp lambaderi açtı. Yanıma gelip uzandıktan sonra beni göğsüne yatırdı. 

"Dedikodu pozisyonumuzu aldık," dediğimde güldü. Alnıma küçük bir buse kondurdu.

"Benimle en çok dedikodu yapmayı sevmiyor muydun sen?" diye sordu gülerek. 

"Seninle her şeyi seviyorum..." gülmeyi, ağlamayı, gezip tozmayı, dedikodu yapmayı. Yaşama dair her şeyi Yusuf'la yaşamayı, Yusuf'la hissetmeyi seviyordum.

"Güzelliğim," karnına sardığım elimi tutup dudaklarına götürdü. Peş peşe öptükten sonra kalbinin üzerine yasladı.

"Ekrem Bey'le nasıl geçti?" diye asıl sormak istediği soruyu  nihayet sordu. Oflayarak nefeslendim, onunla konuşmak istediğimi fark edince geçiştirmek istemedim. 

"Kısa ve özdü, her zamanki gibi tuzaklarla doluydu..." dedikten sonra iç çektim.

"Beni bir ikileme düşürdü ama," dedikten sonra iç çektim. 

"Nasıl bir ikilem?" diye sordu merakla. Yusuf'un beklediği cevap eminim ki daha farklı olacaktı ama benim kafa bambaşka diyarlardaydı.

"Sanırım uzmanlık tercihim Psikiyatri olmayacak," dediğimde "ne?" dedi şaşkın bir gülüşle.  Biraz doğrulup sırtını koltuğun başlığına yasladı. Beni de kaldırdığında yamacında bağdaş kurup oturdum. Pencerenin güneşliğini çekmediğimizden ayın ve sokak lambasının ışığı yüzüne vuruyordu. 

"Ya bakma öyle," dediğimde merakla doğruldu.

"Şaşırdım, seni tanıdığımdan beri mesleki anlamda tek isteğin psikiyatrist olmak. Nedeni ne?" dedi. Omuz silkip surat astım. Kucağımda tuttuğum ellerime indirdim bakışlarımı.

"Başarısız olurum," dediğimde güldü. 

"Ol,  başarısız ol! Bu en büyük hedefini yerine getirmene engel değil. Ki henüz okul bitmedi, uzmanlığını almadın... İtirazlarımı sayar  giderim daha... Mesele başarısız olurum meselesi değil yavrum. Asıl sorun ne?" beni bazen bu kadar iyi tanımasından nefret ediyordum. Bakışlarımı gözlerine yasladım, iki saniyesini almadı beni anlaması. Biçimli kaşları çatılıp dudaklarını birbirine bastırıp başını salladı.

"Bunu ancak istersen başarabilirsin yavrum," dediğinde iç çektim.

"Başarabileceğimi sanmıyorum... Ben daha kendimi tedavi edemezken başka insanları nasıl tedavi edebilirim ki!" bacaklarını kendisine çekip benim gibi bağdaş kurarak oturdu. 

"Sen eskiden bu kadar karamsar değildin?" yine omuz silktim. Karamsarlık mıydı değil miydi onunda bir ayrımını yapamıyordum  aslında şu anda. 

"Aden..." dedi şefkatle. Çenemden tutup yüzümü kaldırdı. 

"Terapiler ilk başta güzeldi ama zaman derinleştikçe  kötü hissetmeye başladım. Kötü hissedince gitmek istemedim. Zihnimde sağ olsun kavga kıyamet şu an..." çenemi sevip burnumun ucunu öptü.

"O kavga kıyametin bitmesi için o terapilere gidilmek zorunda Aden. Kalbin, aklın tüm bedenin dışa vuramadıklarınla dolu. Ağlamıyorsun, dert yanmıyorsun, itiraz edip baş kaldırmıyorsun...  Kendin dışında herkese acıyıp herkese üzülüyorsun. Canını yakan çoğu şeyi sineye çekiyorsun," gürültülü nefesler alıp oflayarak bıraktı. Sözlerinin ardından sol gözümden süzülen yaşı silmedi. 

"Ağla, birazda kendine ağla..." dediğinde gözyaşlarıma çenemin  titreyişi de dahil oldu. Sol elini enseme kadar sürükledi. Alnımı göğsüne yasladığımda başımın üzerine çenesini yasladı.

"Babam hep önce kendin der. Önce kendini sev, kendine acı... Ne kadar haklı aslında," gürültülü nefesler almaya devam etti. Elleri usul usul geziniyordu sırtımda. 

" Nefreti kendinde tanırsan, hayal kırıklığını kendinde tadarsan; önceliğin kendinde olduğunda  da empatin, sadakatin daha adaletli olurmuş... Sen bir kendine bencil değilsin Aden. Kendine hiç adaletli davranmıyorsun, sevdiğin insanlara karşı ne kadar açıksan kendine o kadar kapı duvarsın. Artık bize kapı duvar ol güzelliğim,  inan bana hiçbirimiz dönüp neden böylesin Aden demeyiz. Ne ben ne abilerin ne diğerleri... Diyen olursa da senin yerine karşısında dururuz," dedi.

Başımı göğsünden kaldırdım. Burnumu çekip elimin tersiyle dudaklarımın üzerindeki ıslaklığı sildim. "Ama sen buradasın, ben ağlarsam, düşersem yanımda olmayacaksın ki," gözyaşlarımı silip gözlerimden öptü.

"Emir yanında olacak. Aslan, Doğu, teyzem, Kerem, annemle babam. Haydar abi. Amcam... Ben ve Baran belki kilometrelerce uzakta olmamızın bir önemi yok ki... İstediğin an bizde yanında olacağız Aden. Bir alo demene bakar biliyorsun değil mi?" başımı salladım. 

"Bir süre burayı dinleme," dedi parmaklarını şakaklarımda gezdirip sol göğsüme indirdi ve avcunu bastırdı.

"Burayı dinle tamam mı?" dedi. 

"Orayı dinlersem..." dudaklarıma kapanıp beni susturdu.

"Kalbini dinlemezsen abilerine asla abi demeyeceksin, öz annene asla anne demeyeceksin... Haydar abiye belki de öz babana asla baba diyemeyeceksin... Reva mı bu yaptığın kendine?"  sağa sola salladım başımı.

"Senin Güneş'ten ne eksiğin var? Onun iki ailesi varken sen neden kendini bir aileye ait hissedemiyorsun?" gözlerimi gözlerime diktiğimde kaşları çatıldı.

"Bakma bana öyle boncuk boncuk," perçemlerimi geriye iteledi. Yaşlarımı tekrar tekrar kuruladı. Islanan tenimi dudaklarıyla kuruladı. Çillerimi öperek sevdi.

"Abi diyorum aslında ama onlar duymuyor... Anne demekte istiyorum, böyle dolu dolu anne diyerek sarılmak istiyorum ama bir ket var göğsümün ortasında. Kendim koymadığım kendim kaldıramadığım..." o ağırlığı hissetmemek için derin bir nefes aldım ama geçmedi. Hiç geçmiyordu ya neyse...

"Ben," yutkundum. Nefes alıp verdim tekrar yutkundum. Gram ağırlığı olmayan  gözyaşlarımın yok olan ağırlığı boğazımın ortasında koca bir yumruk olup beni ağlatıyordu. O olmayan ağırlık beni yerle bir ediyordu.

"Haydar abi gerçek bir baba. Sevgisi, ilgisi... Her şeyiyle gerçek bir baba, her şeyin en güzelini hak eden bir insan.  Yağız  Bey de son zamanlarda çocuklarına ve bana karşı iyileşmeye başladı ama..." dedikten sonra güçlü, titrek bir iç çektim...  Çok zorlansam da, dudaklarımdan çıkacak kelimeler şimdiden canımı yaksa da konuşmaktan kaçınmadım.

"Ben bir daha birisine baba diyebileceğimi sanmıyorum Yusuf," dediğimde hıçkırmamak için yutkunup çenemi kastım. Başımı ellerime çevirip burnumu çektim. Elimin üzerine damlayan gözyaşı benim değil Yusuf'undu. 

"Kurban olurum sana," küçük bir bebekmişim gibi kucağına çekti beni. Öperek kuruladı yaşlarımı. Saçlarımı, sırtımı, kollarımı merhametli dokunuşlarıyla sevdi. Acıma ortak olmadı acımı benimle birlikte yaşadı. Ben ilk defa kendime ağladım Yusuf'un kucağında. O da bana ağladı...

"Kendine bu acımasızlığı nereye kadar sürdüreceksin be yavrum," sözleri bana yükü kendineydi. Ben böyle oldukça onu da üzüp yıpratıyordum. Her şeyin farkında olup hareket edememek çok kötüydü. 

"Ben de istemiyorum böyle olmak ama yapamıyorum ki," diye çocuk gibi nazlandım. 

"Bazen kendime çok kızıyorum, öfkelenip nefret ediyorum. kendime hep şöyle yapma Aden, bunu kabullenme, etme eyleme diyorum ama günün sonunda yeniliyorum..." akan burnumu çekip çenemde biriken yaşlarımı elimin tersiyle sildim.

"Kendine izin vermiyorsun ki," dedi benimle ağlarken.

"En basitinden, bir özürlük değerin olduğunu bile yok sayıyorsun," dediğinde çenem daha da titredi. 

"Yusuf," dedim ağlarken sitemle. 

"Yok öyle Yusuf," kızıyordu ama gözyaşlarımı da siliyordu.  Kızması da kıyamadığındandı aslında. Kendimi hor görüşüme, kendimi ezip geçmemeydi kızgınlığı.

"Annen, Güneş hep hastalıklarına sığınıyor diye onlara kızarken fark ettim ki..." ofladı, burnunu çekip çenesini ovaladı. Söylemek istediği şeyin beni kırıp kırmayacağını tartıyordu, biliyordum...

"Sen de hep onların hastalıklarına sığındın," hıçkırıklarımı tutamadım. Göğsüne kapanıp  hıçkırarak  ağlamaya başladım.   

"Onlar senin gibi yıpranmadıkları için, onlar için yaptığın her şeyi göz ardı edebildikleri için hınç doluyum ben.  Ses etmediğin, sineye çektiğin için, görmezden geldiğin için sana da hınç doluyum," gözyaşlarımdan ıslanan dudaklarımı ısırıp kollarımı beline sardım. 

"Dönüp Aden nasıl acaba diye sormadan hayatlarına devam ettikleri için, senin inşa ettiğin yeni hayatlarının tadını çıkardıkları için hınç doluyum..." dedi. Sesinin gerilerindeki nefreti sezdiğimde hıçkırıklarım arttı. 

"Onları iyileştirdin ama bak sen ne haldesin," dedi acı içinde. Verecek bir cevabım olmadığından sadece onu dinliyordum. 

"Hadi kendine acımıyorsun,  ya Emir... Ona da mı acıyorsun be yavrum?" dediğinde göğsümün ortasında ağırlık aniden büyüdü. Kalbime inceden, rahatsız hissettiren bir sancı girdi. Dudaklarım bükülüp ağlamam şiddetlendi. Sessiz olmaya çalışsam da pek beceremiyordum.

"Kendi hayatını yaşamak için hiçbir gayesi yok çocuğun tüm  hayatı sizinle dolu. Seni, Filiz ablayı, Güneş'i toparlayacağım diye çırpınıp duruyor çocuk, elde ne var kocaman bir sıfır," dedi hafif bir öfkeyle.  Solukları  kesik kesik  alırken elimle göğsümü ovdum. Gözyaşlarım bu sefer Emir için dökülüyordu. Kendime öfkelendim. 

"Çok ihmal ettim onu," dedim. Yusuf gürültülü nefeslerle iç geçirdi.

"İhmal ettiğin yok Aden, sizin varlığınız bile birbirinizin iyi hissetmesine yetiyor. Ettiğini düşünüyorsan da eminim ki ilk işin bunu telafi etmek olacak. Aynı şekilde onunda... Ama her şeyden önce," gözyaşlarımı bir kez kurulayıp çenemi öptü.

"Bana bir söz vermeni istiyorum," başımı salladığımda gözleri parladı.

"Ne olursa olsun terapilere devam edeceksin, söz konusu ailen olduğunda kalbinden geçeni yapacaksın söz ver bana," dediğinde başımı bir kez daha salladım.

"Söz," dedim. 

Sözüm sözdü, o terapileri aksatmayacak ve kalbimi dinleyecektim. Beni göğsüne çekip kucakladı tekrar. Dağılan saçlarımı sevip ağrıyan şakaklarımı ovaladı. Kaç dakika öyle kaldık emin değildim ama sızlayan gözlerime daha fazla dayanamadım. 

"Yusuf," dedim titrek sesimle. Başımı  göğsünden kaldırıp yüzüne baktım.

"Uyumak istiyorum," diye mırıldandığımda başını sallayıp koltukta kaydı. Beni kenara bırakmak yerine kucağına yatırdı. Başımı göğsüne yasladıktan sonra kollarımı boynuna uzattım. Saçlarımı okşayan ellerinin, alnıma vuran sıcak nefesinin ve kulağıma dolan kalbinin o güzel ritmin şahitliğinde derin bir uykuya daldım. 

Yüzüme vuran sıcak nefes ve elimde gezinen parmakların hissiyle gözlerimi kırpıştırarak araladım. Yusuf'un yüzünü hemen gözlerimin önünde gördüğümde kirpiklerimi birkaç kez daha kırpıştırdım. Dudaklarım Yusuf'a dair her yerde hemen iki yana kıvrılıyordu zaten.

"Günaydın sevgilim," dedim.  Sesim çatallı çıkıyordu.

"Günaydın yavrum," dedi. Koltukla orta sehpanın arasına bağdaş kurarak oturmuştu. Gözleri şiş ve kızarıktı.

"Saat kaç," dedim esnerken. 

"On," dedi. Gerindikten sonra doğrulup bağdaş kurarak oturdum. Yüzümü sıvazlayıp tekrar esnedim. Dün gecenin ağırlığı vardı sanki üzerimde. 

"Hemen kaldırsaydın keşke, ayıp olacak Sema ablalara," dediğimde gözlerini devirdi. Dün gece boşuna mı konuştum o kadar göz devirmesiydi o göz devirme. 

"Çifte kumrular çoktan Van'ın sokaklarında baş başa fink atıyorlar yavrum. Karı koca gezeceklermiş," dedikten sonra ayaklandı. 

"Çok enerjikler," dedim esnemeye hâlâ devam ederken. Beni bıraksalar akşama kadar uyuyacak kadar yorgundum.

"Sefa reisi kimse durduramaz. Annem de alışmış ayak uydurmaya kocasına ne yapsın kadıncağız. Esneye esneye hazırlandı," dediğinde güldüm. Koltuktan kalkıp çarşafı yorganı toparladım. 

"Yusuf Ali nerede?" dedim. 

"Sabahın beşinde uyandı küçük bey.  Emekleye emekleye yanıma gelmiş. Yarım saat önce tekrar uyudu, yatak odasında." gece antrenin  ışığını ve salondaki lambaderi açık bırakmıştık. Yusuf Ali çok erken uyanan ve uyandıktan sonra yatağında yatmayı sevmediğinden bazen tehlikeli hamlelerde bulunabiliyordu. Sema ablalar evlerinde fazlaca önlem almışlar hatta yatak odalarına da bir beşik almışlardı ve Yusuf Ali çoğunlukla onlarla uyuyordu.

"Hep öyle. Antep'e gittiğimizde de uyandırdı beni sabahın köründe, tüm gün gözüm kapalı gezdim," topladığım çarşafları kucaklayıp salondan çıktım. Yusuf'un kiler olarak kullandığı boş odaya geçip elimdekileri bıraktıktan sonra lavaboya geçtim. İşlerimi halledip saçlarımı tepemde bağladıktan sonra mutfağa geçtim. Yusuf çoktan kahvaltıyı hazırlamıştı.

"Sen de uyusaydın keşke," derken yanına gidip sırtına alnımı yaslayarak kollarımı bedenine sardım. ne kadar sarılırsam, öpersem, dokunursam dokunayım yetmeyecek gibi geliyordu. Ellerimi ön bedeninde gezdirdiğimde kaşlarım çatıldı.

"Yusuf, sen spora mı başladın?" dediğimde bana döndü. Ellerim omuzlarına çıkıp oradan pazularında dolanıp göğsüne geri geldi.

"Vücut yapmışsın sen, ne ara?" diye sordum. Sağ kaşım benden bağımsız  hareketlenmişti bile. Dün gece duygu yoğunluğundan hiç fark etmemiştim. 

"Yani, sosyalleşeyim diye spor salonuna başladım sonra böyle oldu," dediğinde sesindeki eğlenen tınıyla gözlerimi kısıp yüzüne baktım. 

"Bence çok abartma sen sosyalleşmeyi sevgilim malum bize insanlar pek yaramıyor,  hem neden haberim yok benim bu durumdan, " dediğimde kahkahası tüm mutfakta yayıldı. 

"Ayağını denk al desen daha mantıklı bir açıklama olurdu yavrum, önemsiz bir ayrıntıydı yavrum söylemek aklıma gelmedi... " yanağımdan makas alıp ocağa ilerledi ve çayı demledi.

"Ayağını denk al dememe gerek yok, var mı?"  gülmeye devam ediyordu.  Çaydanlığın alt kısmını doldurup tekrar ocağa bıraktı. 

"Merak etme benim ve Van'lı spor arkadaşlarımın arasında medeni bir ilişki var," dediğinde kıkırdadım. 

"İyi madem, hem seninle ilgili hiçbir ayrıntı önemsiz değil benim için," dedim. Yanıma gelip beni belimden tutup kucağına aldı ve sandalyeye oturdu. Omuzlarındaki ellerim yüzüne çıktı. Parmaklarım yüzünün her zerresinde gezindi.

Çenesini öpüp dudaklarına kaydım. Dudaklarına yaslanıp soluklandım. Ellerini boynuma sarıp dudaklarına yaslı dudaklarımı öpmeye başladı. Erotizmden uzak küçük masum buseler konduruyordu. Çeneme oradan boynuma kaydı dudakları.

"Canım," dedi dolu dolu. İç çekip belimi sıkıca sardı. Bedenimi göğsüne yaslayıp belimi sıvazlamaya başladı. Beni sevişinin, şefkatinin, kolları arasında olmanın tadını çıkardım. Kendimi böyle tamamen bırakabildiğim, kolları arasında hiçbir şey düşünmeden rahatlayabildiğim insan Yusuf ve Emir'di. İkisi de hayatımın en büyük şansı en büyük hediyesiydi.

"Ane, baba!" Yusuf Ali'nin sesiyle tebessümüm büyüdü. Yusuf'un kucağından kalkıp yanağına sıkı bir öpücük kondurdum.

"Uyandı bizimki," mutfaktan çıkıp yatak odasına ilerledim. Yusuf Ali yataktan inmeye çalışırken hızlanıp başında durdum. Tek başına inmesini bekledim.

Ayaklarının üzerinde dengesini sağlayamayıp poposunun üzerine düştüğünde ağlamasın diye "Yusuf Ali hop etti," dedim. Başını kaldırıp bana baktı. Kıyafetine bağlı emziğini her zamanki gibi ağzından çekip "Adda!" diye çığlık atıp ellerini kucağıma almam için bana uzattı.

"Yürüyelim biraz bebeğim," ellerinden tutup arkasına geçtim. Birlikte mutfağa yürüdük. Yusuf Ali abisini görünce bu sefer "Yuyuf!" diye çığlık attı. Adımızı söylemeyi ve ardından çığlık atmayı çok seviyordu. 

Yusuf elindeki tabakları masaya bıraktı. Yusuf Ali'ye gülen gözlerle bakarken "bu sıpa çabuk konuşmaya başladı sanki?" dediğinde başımı salladım. 

"Evet, erken başladı bebeğim," Yusuf Ali'yi kucaklayıp sulu sulu yanaklarını sömürdüm. Yusuf Ali konuşmaya gerçekten de normal gelişim süresinden erken başlamıştı. Gerçi bu çok normaldi, kalabalığın içinde sürekli onunla iletişim kuran insanların arasında büyüyordu.

"Adda cız, cız Adda." diye yine çığlık çığlığa  bağırdı. Baskılanmayı asla sevmiyordu. Masaya geçtiğimizde Yusuf çayları doldurduktan sonra Yusuf Ali'yi kendi kucağına aldı. Başını öpüp eline uzunlamasına kestiği bir salatalığı verdi.

"Jr. Toral ne yiyor ablası?" diye sordu. 

"Ayy, akıl mı kaldı ben de..." diye ayaklanıp buzdolabına ilerledim. Gördüğüm birkaç meyveyi çıkarıp hızlıca soyup püre haline getirdim. Dün mutfağa bıraktığımız kutunun içinden yumuşak kaşığını alıp Yusuf'un önüne bıraktım. 

"Bunu yedir sevgilim, birazda peynir. Merak etme çok güzel yiyor."  dediğimde başını Yusuf Ali'ye eğdi. Göz göze geldiklerinde Yusuf Ali birden utanıp başını Yusuf'un göğsüne gömdü ve kıkırdadı.

"Yemek yedireceksin ya ona sevindi," dedim.  Şefkatle sardı kardeşini. Dağınık saçlarını okşayıp ensesini öptü. 

"Tek lokmalık resmen. Oğlum bu nasıl bir tatlılık..."

Kahvaltıdan sonra   birlikte mutfağı topladık. Yusuflar salona geçtiğinde ben de Yusuf Ali için  sebze çorbası yaptım. İçeri geçtiğimde Yusuf burnunu Yusuf Ali'nin poposuna yaslamış kokluyor ve yüzünü ekşitiyordu.

"Bez getireyim de değiştir," dediğimde ikisi de aynı anda bana baktı.  Yusuf Ali beni görünce abisinin elleri arasından kurtulmaya çalıştı.

"Adda, bıcı bıcı," Yusuf Ali'nin dediğiyle şeyle Yusuf hemen başını salladı.

"Adda bence de bıcı bıcı," dedi Yusuf.  

"Banyoya geçin siz ben kıyafet ayarlayıp geliyorum yanınıza," kilere gidip Yusuf Ali'nin valizinden temiz kıyafetler ve havlu takımını çıkardım. Banyoya gittiğimde elimdekileri lavabo tezgahına bırakıp saçlarımı tepemde daha sıkı topladım.   Yusuf Ali altında sadece beziyle abisinin kucağındaydı. Yusuf'ta sadece iç çamaşırıyla duruyordu.

Yusuf, Yusuf Ali'yi kucağıma verip duşa kabine girdi. Suyu ayarladıktan sonra Yusuf Ali'ye uzandı. Ona vermeden kabine girdim. Koltukaltlarından tutup " bezi çıkarıp yıka poposunu," dedim. Bezi çıkardığında yayılan kokuyla güldüm. Yusuf yüzünü buruşturup başını geriye çekerek bezi beceriksiz hamlelerle çıkardı. 

"Ya her tarafına bulaştırdın," dediğimde bana kaşlarını çattı. 

"Tut ben yıkarım bebeğimi," Yusuf Ali'yi ona verip duş başlığını aldım. Suyun ısısı gayet iyiydi. Yusuf Ali'nin poposunu temizledikten sonra duş başlığını yere bırakıp lavabo tezgahından dalini ve banyo lifi alıp tekrar kabine girdim. 

"Bıcı bıcı yaparız dalinle mis gibi kokarız," diyerek Yusuf Ali'yi yıkamaya başladım.

Yusuf Ali'yi yıkadıktan banyodan çıktık. Ben Yusuf Ali'yle ilgilenirken büyük Yusuf'ta yıkanıyordu. Yusuf Ali'yi yağlayıp kremledikten sonra giydirip saçlarını kuruladım. İnce fırçalı tarağıyla saçlarını taradığımda mest olduğundan her durduğumda devam etmem için elimi dürtüp duruyordu. Yusuf Ali'nin saçlarını tararken kapı zili çaldı.  Eline tarağını verdim, yatağın ortasına oturtup yanlarına yastık koydum ve "burada kal tamam mı?" dedim. Yusuf Ali bakmakla yetinince bir kez daha çalan zille kapıya ilerledim. 

Kapıyı açmadan dürbünden baktığımda saçını düzelten bir kadın gördüm. Geri çekilip kapıyı açtım. Uzun boylu, kumral, çakma sarı saçlı bir kadın karşımdaydı. Üzerinde kırmızı, dizinin biraz altında biten triko bir elbise ve siyah babetleriyle elindeki sarma dolu tabakla ben uyumlu görünmüyordu.

"Buyurun," dediğimde o da aynı şekilde beni süzdü. Paçaları ıslanmış eşofmanım, dağınık topuzumla oldukça paspal görünüyordum. 

"Siz," dedi işaret parmağıyla aşağı yukarı bir çizgi çekip kim olduğumu sorgulayan bir tavırla.

"Evet," dedim aksi bir tonda devam etmesi için.

"Yusuf yok mu?" diye sorduğunda sağ kaşım anında havalandı. Bedenimin yarısını kapıya  boştaki elimi de belime yasladım. 

"Yusuf... Öyle dümdüz Yusuf!" dediğimde onunda kaşları çatıldı. İki adım atıp kapı önü paspasının üzerinde durdu.

"Evet Yusuf, sen..." düşünüyormuş gibi bir hale bürünüp dudak büktü.

"Ah tabii yeni gündelikçi başlayacaktı o sun değil mi?" dediğinde  burnumun ucunu sıkıp gıcıklanan boğazım yüzünden peş peşe yutkundum.

"Değilim," dediğimde bakışları değişti. Beni tekrar tepeden tırnağa süzdükten sonra "kardeşim var demişti bir ara, kusura bakma ben böyle dağınık görünce seni," dedi ve sustu.

"Kardeşi de değilim!" dedim.

"Kuzeni falansın o zaman, kalabalık bir aileniz vardı değil mi?" güldüm. İçimden sakin ol Aden dedikçe kulaklarımın ısındığını ve kızardığının hissettim. 

" Beni geçin de, siz kimsiniz hanımefendi?" sesim katı ve sert çıktı.

"Alt komşusuyum Yusuf'un, arabasını görünce evde olduğunu anladım. Sarma yaptım da ona getireyim dedim.  Eh komşuculuk önemli değil mi?" dedi.

"Değil! Biz komşudur insandır gereksiz kalabalıktır hiç sevmeyiz, elinde sarmalarla dolmalarla kapıya dadananları asla sevmeyiz!" dediğimde yüzündeki samimiyetsiz gülüşü yok oldu ve ciddi bir ifadeye büründü.

"Yusuf abin bana karşı bu kadar saygısız olmana kızabilir tatlım," sinirle güldüm. Ben en başından biliyordum zaten başıma böyle bir iş geleceğinin. 

"Abim değil, kuzenim de değil!" dedim. Yutkundu ardından boğazını temizledi. Bana memnuniyetsiz bakışlar atarken gıcık bir şekilde gülümsedim.

"Nesi oluyorsun o zaman sen Yusuf'un canım?" dedi küstahça. aynı küstahlıkla gülüp tehditkar bir ifadeyle yüzüne baktım.

"Ben, dile getirmemek için kırk takla attığın o kişi oluyorum canım," dememle Yusuf'un sesi tüm koridorda duyuldu.

"Sevgilim, kim geldi?" başımı koridora çevirip Yusuf'a baktım. Saçlarını elindeki havlusuyla kurulaya kurulaya yanıma geldi. Yanımda durduğunda gözlerimi kadına diktim. Yusuf'u alıcı bakışlarla süzdü.

"Merhaba Pelin Hanım," dedi Yusuf yabancılara karşı takındığı soğuk ve mesafeli tavrıyla. 

" Merhaba Yusuf..." dedikten sonra hayranlığını belli eden bir iç çekti.

"Sarma yapmıştım da arabanı görünce sana da bir getireyim dedim ama hanımefendiyle pek anlaşamadık!" dediğinde göz ucuyla bana bakıp tekrar Yusuf'a döndü. 

"Eee," dedi Yusuf ıslak saçlarını karıştırarak. Göz göze geldiğimizde yutkunup burnun ucunu kaşıdı.

"Sevgilim, Pelin Hanım alt katta oturuyor, öğretmen kendisi..." dediğinde kadına değil Yusuf'a bakıyordum.

"Pelin Hanım, tanıştırayım, sevgilim..." bakışları derinleştikçe derinleşti.

 Gözleri yüzümün her zerresinde gezindikten sonra "hayat arkadaşım Aden," dediğinde sırıtarak Pelin Hanım'a döndüm. Gözlerindeki hayal kırıklığı ayan beyan ortadaydı. Dudaklarını ıslatıp derin bir nefes alıp verdi.

"Memnun oldum," demekle yetindi kıytırık bir baş sallamasıyla onu geçiştirdim. 

"Yusuf Ali tek kaldı içeride," dedim Yusuf'a bakarak.  Yusuf'ta bana baktığında başımla içeriyi işaret ettim. 

"Sizde bir şey demeyecekseniz işimiz gücümüz var," dediğimde Yusuf'un dudaklarını birbirine bastırıp burnunun ucunu kaşıdığını yan bakışlarımla gördüm. Pelin Hanım bana ters bir bakış atıp elindeki tabağı Yusuf'a uzattı.

"Geçen gün ettiğin yardımın karşılığı olarak kabul edersen beni çok mutlu edersin," dedi. 

"Etmez," dediğimde bakışları bana döndü.

"Yusuf'a sordum," dedi. Alt dudağımı sertçe ısırıp boğazımı temizledim. 

"Ben de cevap verdim. Ha o ha ben fark etmez öğretmen hanım. Boşuna zahmet etmişsiniz. Yusuf bir yabancının yaptığı yemeği asla yemez. Size iyi günler ve afiyet olsun," dedikten sonra kapıyı kapatıp Yusuf'a sert bir bakış attım. Ona sırtımı dönüp yatak odasına ilerledim.

"Aden, saçmalıyorsun şu anda yavrum," diye söylendi arkamdan. Yusuf Ali'nin elindeki tarağı alıp dağınıklığı toparladıktan sonra küçük bedeni kucaklayıp mutfağa geçtim. Biberona ılık su doldurup Yusuf Ali'ye içirdim. Yusuf peşimizde dolanıyor onunla konuşmam için çırpınıyordu. 

"Başımı döndürdün," dedim ona dönüp konuşarak.

"Yavrum ama sen de yani," dediğinde kaşlarımı çattım.

"Ben ne?" dedim dik dik.

"Boşu boşuna kuruyorsun şu an kendini," dediğinde gözlerimi devirdim. Yusuf Ali'nin uzattığı biberonu alıp tezgaha bıraktım. 

"Kurmuyorum, sinirliyim sadece..." yanıma gelip yüzümü avuçladı. 

"Sinirlenme bebeğim," burnumun ucunu öpüp biraz eğildi ve Yusuf Ali'ye bakıp "yenge hanım abini çok kıskandı yavrucuğum, biraz keyfini yerine getirelim..." dediğinde omzuna vurdum.

"Yusuf," dedim tersleyerek. 

"Yusuf'un canı," dedi. Dudağıma küçük bir öpücük kondurdu. Kondurduğu gibi de yüzüne  küçük bir darbe aldı. Geri çekilip Yusuf Ali'ye kızgınca bakınca Yusuf Ali başını yanağıma yaslayıp "Adda ııı," dedi sinirle.

"Ulan velet dua et kardeşimsin. Ayrıca bu vurma eğilimi nedir yani?" diye sorguladığında ofladım.

"Vurarak öğreniyor,  senlik bir durum değil," dediğimde Yusuf Ali'yle küçük bir bakışma yaşadılar.

"Vurmak kötü bir şey," dediğinde güldüm.

"Bunu diyende ne bileyim yani," dediğimde Yusuf çatık kaşlarını bana çevirdi.

"Şurada bir otorite kurmaya çalışıyorum yavrum niye bozuyorsun?" gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Üç yaşına kadar devam edecek bu hali büyük ihtimalle  Yusuf. Sonrasında seni anladığında konuşur, otoriteni kurarsın. Gerçi o otorite kardeşine mi kurulur komşulara mı bilemeyeceğim," dedim tripli bir tavırla. 

"Pelin Hanım sadece alt dairede oturan birisi o kadar,"  dediğinde sahte bir gülüşle başımı salladım.

"Kesinlikle o kadarmış gerçekten. Kardeşin olduğunu bile bilecek kadarmış hatta!" dediğimde dudaklarını birbirine bastırıp geri çekildi.

"İlk taşındığım zamanlarda ayaküstü konuşmuşluğumuz vardı birkaç kez de apartmanda rastlaştık. O kadar yavrum. Yüzeyseldi vallahi," dedi. 

"Onun için çok yüzeysel kalmamış demek ki," dedim. Derin bir nefes aldı, ensesini ovaladıktan sonra yemek masasının sandalyesine çekip oturduktan sonra bizi kucağına çekti. 

"Kalır kalır, kaldırırsın sen," dediğinde gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırıp derin bir nefes aldım.

"Yusuf..." dedim kızarak.

"Yusuf'un canı, her şeyi bir taneciği..." Yusuf Ali küçük ellerini abisinin dudaklarına kapatıp "Yuyuf, Adda ııı..." dediğinde güldüm.

"Anladım velet anladım. Yeter!" diye hayıflandığında Yusuf Ali'yle birbirimize bakıp kıkırdadık. Yusuf önce kardeşine sonra bana kocaman bir öpücük verdi. 

"Dışarı çıkalım mı? Gezelim bizde biraz," dedi. Olayı bambaşka bir yere çekme çabasını alkışlamak lazımdı cidden.

"Olur, " dedikten sonra Yusuf Ali'ye baktım.

"Çıkalım mı bebeğim dışarı, gezdirsin mi Yusuf bizi?" dediğimde el çırpıp eğlendiğine dair sesler çıkardı.

"Çıkalım o zaman,"  dedim ve kucağından kalktım.

"Hatta bu akşam Toral ailesi olarak bir çilingir sofrası mı kursak?" dediğinde hevesle başımı salladım. Uzun zamandır yapmıyorduk.

"Ay çok güzel olur Yusuf," dedim. 

"Bir babama sorayım," dedi ve cebinden telefonunu çıkarıp babasını aradı. Onlarda onayladıklarında hazırlanıp evden çıktık. 

Van'ın soğuğunu tekrar fark edince keşke Yusuf Ali'ye bir kat daha giydirseydim diye tasalandım ama Yusuf; gerek olmadığını, üzerinin gayet kalın olduğunu söyleyerek beni susturdu.  Çarşıya indiğimizde ilk olarak alışveriş merkezine gittik. Yusuf Ali için mama sandalyesi siparişi verdikten sonra birkaç parça bir şeyler aldık. Oyuncakçıya girdiğimizde Yusuf Ali'nin gözleri parladı. Yusuf kucağından bıraktığında paytak paytak yürümeye başladı. İki adım yürüyor, emekliyor sıkılınca tekrar ayaklanıp iki adım daha atıyordu.  Barby bebeklerin olduğu rafın önünde durup bize baktı. Sonra yüzünü ekşitip poposunun üstüne düştü.

Sürüne sürüne tekrar ayağa kalkıp arabaların olduğu yere gitti. Bir adım arkasındaydık. Yusuf Ali elini bir oyuncağa uzatıp almak istedi. Beceremeyince öfkeli sesler çıkardı. Tekrar uzanmak istediğinde eli yan taraftaki oyuncağa çarptı.

"Adda cız," diyerek bana döndü ve iki adımda yanıma gelip bacaklarıma kapandı. Kucağıma alıp elini öptüm. Oyuncakçıda biraz daha dolandıktan sonra Yusuf Ali'nin istediği bir pelüşü alıp çıktık. Çarşıya tekrar indiğimizde markete uğrayıp akşam için alışveriş yaptıktan sonra balıkçıya uğradık.  Eve geldikten yirmi dakika kadar sonra Yusuf Ali'nin mama sandalyesi geldi. Yusuf onu hallederken Yusuf Ali uyuyordu.  Üzerimi değiştirip saçlarımı toparladıktan sonra mutfağa geçtim. Hızlıca akşam için hazırlığa başladıktan yarım saat kadar sonra Yusuf yardıma geldi. Ben mezeleri hallederken Yusuf balıkları hallediyordu.

"Biz geldik," Sema abla ve Sefa abiye döndüm.

"Hoş geldiniz çifte kumrular," dedik Yusuf'la aynı anda. 

"Hoş bulduk gençler," dedi Sefa abi. Elindeki torbaları masanın üzerine bırakıp "üstümüzü başımızı değiştirip geliyoruz," dedi.

"Yusuf Ali uyuyor yatak odasında," dedi Yusuf. 

"Tamamdır oğlum," dedi Sema abla.

Masayı hep birlikte  eksiksiz hazırladık. Yusuf Ali de tam zamanında uyandığı için keyfimiz daha da yerine geldi. Hepimiz yerimizi alırken Yusuf Ali yeni mama sandalyesindeydi. Sefa abi rakıyı Yusuf suyu bardaklara boşalttı. 

"O zaman artık geleneksel olacak olan Toral gecesinin ilk açılışını yapalım, Aden ilk konuşmayı sen yap lütfen," dedi Sema abla.

"Karım haklı, Aden haydi ilk gecemizin konuşmasını yap," dedi Sefa abi. 

"Ben mi?" dedim bir an algılayamayarak. Ne konuşacaktım ki...

"Sen sevgilim, malum ailemizin şimdilik tek kızı sensin..." dedi Yusuf keyifle.  Ona gözleri büyüterek yapma der gibi baktığımda öpücük attı. 

"Ani oldu ama bu," dedim. Yusuf elimi tutup beni ayağa kaldırdı.

"Olmadı olmadı. Yaparsın sen hem mezuniyet konuşmana da bir ön hazırlık olur," dedi Sema abla. 

"Birincilik konuşması daha stresli olur büyük ihtimalle, o nedenle başla sen şimdiden konuşmaya, bir yıl boyunca da devam et," dedi Sefa abi gülerek.  Derin bir nefes alıp verdim. Terleyen ellerimi birbirine sürtüp boğazımı temizledim.

"Öncelikle Torallar gecesine hepiniz hoş geldiniz," diyerek hepsini selamladım.  Yusuf Ali el çırpıp "Adda," çığlıklarına başladı. 

"Çok uzatmadan başlayayım... İlk olarak sizi çok sevdiğimi ve sizin ailenizin bir parçası olduğum için çok mutlu olduğumu bilmenizi istiyorum. Beni öz evladınız gibi sevip saydığınız için size," diyerek Sema abla ve Sefa abiye baktım.

"Beni her zaman el üstünde tutup, sevgini her daim hissettirdiğin için sana  teşekkür ederim," dedim Yusuf'a bakarak. 

"ve sen bebeğim," diyerek Yusuf Ali'ye eğilip yanaklarından öptüm.

"Hayatımıza en kötü günlerimizde dahil olup bizi daha da birbirimize bağladığın için çok teşekkür ederim. Bu birliğimiz, sevgimiz, saygımız ve tabii ki  mutluluğumuz daim olsun..." dedikten sonra reverans yaparak eğildim.  Alkışlar eşliğinde yerime tekrar oturdum. 

"O zaman ailemize," diyerek kadeh kaldırdı Sema abla. Kadehlerimizi tokuşturduktan sonra keyifli bir akşama adım attık.  Radyoda nostaljik şarkıların eşliğiyle güzel anılarımızdan, gelecek planlarımızdan bahsettik. Uzun bir aradan sonra rakı içmek beni çarpsa da bu güzel geceyi erken bitirmek istemedim. 

"Aha sizin şarkınız hadi dans edin," dedi birden Yusuf aşırı yükselerek. Sefa abi yerinden kalkıp Sema ablayı dansa kaldırdı. Yusuf'ta beni kaldırdı. Birkaç tur döndükten sonra Sefa abi Yusuf Ali'yi aralarına aldılar.

"Her şey seninle güzel," dedi Yusuf şarkıya atıfta bulunarak.

"Yalnız içtiğim su değil aldığım nefes bile..." dedim gözlerinin içine bakarak.

Şarkı bitene kadar dans ettik. Masaya tekrar geçtiğimizde Sefa abi,  uyuklamaya başlayan Yusuf Ali'yi sandalyesine bırakmadı ve Yusuf Ali babasının kucağında uyuya kaldı. 

"Sefa, yatıralım çocuğu," dedi Sema abla. İkisi aynı anda kalkıp salondan çıktılar. Kadehimdeki son yudumu içmeden Yusuf'a tokuşturmak için uzattım.

"Şerefine diyorsun," başımı salladığımda kendi kadehini kadehimle tokuşturdu. İkimizde başımıza diktik.

"Sonu niye hep böyle yaaa," dedim. Dilim uyuşmuştu. Yusuf gülerek kendi su dolu bardağını önüme bıraktı. Suyu içip dilimi dişlerimle ezdim.

"Alkol yaramıyor demek ki sana, geçen sarhoş olduğunda da dilin uyuşmuş," dediğinde dudak büküp ona baktım.

"O zaman çok içmiştim ama birde karıştırmıştık..." dedim masum çıkarmaya çalıştığım sesimle. Başını sağa sola sallayarak güldü.

"Alerjin olabilir mi?" diye yeni bir tez üretti.

"Tepkimeler daha şiddetli olurdu sevgilim, alkol alerjisi tehlikeli," dedim. Bir parça balığı ağzına atıp bir parça da bana uzattı. 

"İçme daha fazla o zaman. Pimpiriklendirmeyelim beni..." 

"Peki madem," dedim. Daha fazla içesim de yoktu zaten. Üzümlere uzanıp bir salkım alıp yemeye başladığımda salonun ışıkları birden kapandı. Ne oluyor demeye kalmadan Sema ablayla Sefa abi salona ellerinde mumları yanan bir pastayla giriş yaptılar. Tabii ya saat on ikiyi çoktan geçmişti. Bugün Yusuf'un doğum günüydü. Unuttuğum için kendime kızmayı sonraya bırakıp ayaklandım.

"İyi ki doğdun Yusuf," şarkısı eşliğinde masaya Yusuf'un yanına geldiler. Yusuf'un gülen yüzünü, ışık ışıl parlayan gözlerini hafızamın en güzel köşesine kazıdım. 

"iyi ki doğdun oğlum," dedi Sema abla mumları üflemesi için pastayı Yusuf'a doğru uzattı.

"Bize, ailemize ve sevdiğin tüm insanların hayatına güzel dokunuşlar yaptığın için, böylesi mükemmel bir evlat olduğun için çok şanslıyız. İyi ki doğdun kerata, iyi ki oğlumuz oldun..." dedi Sefa abi. Sızlayan burnumu çekip çenemin titreyişini gizlemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. O kadar güzel bir aileydiler ki imrenmemek imkansızdı. 

Yusuf'un bakışları beni bulduğunda "iyi ki doğdun sevgilim," dedim dolu dolu.

İyi doğdun ve iyi ki benimsin...

"Üfle bakalım,"  dedi Sefa abi. 

Sema abla hemen ardından "dilek tut önce," dediğinde Yusuf gülen gözlerini bizde gezdirip iç geçirdi. Gözlerini gözlerime mühürleyip bir dakika kadar baktıktan sonra gülümseyip gözlerini yumdu ve mumları üfledi. Önce anne ve babasına sonra da bana sarıldı. Kopmadı kollarımız dakikalarca. 

"Bu yaşıma dek gerçekleşen en güzel dileğim sensin, umarım zamanın birinde bu gece dilediğim dilek gerçekleşir ve hayatımın en unutulmazı olur..." dedi. Başımı göğsünden kaldırıp yüzüne baktığımda göz kırptı.

"Eee hediyelerim?" diye anne ve babasına döndü.

"Şimdi mi, yarını bekleseydin ya," dedi Sefa abi. Yusuf omuz silktiğinde onun bu haline güldük. 

"Şu pastayı dolaba koyayım getiriyorum," dedi Sema abla. Bunca yediğimiz şeyden sonra pasta çok ağır kaçardı. 

"Sabah yine kutlarız Yusuf Ali çok seviyor pasta üflemeyi," dedim eğlenerek. Kendi doğum gününde üfleyeceğim diye neredeyse tüm pastayı salyasıyla yıkamıştı.

Sema ablayla salondan çıktığımızda o mutfağa ben de kilere ilerledim. Tüm hediyeleri toparladığımda Sema abla yanıma geldi. Paketleri alıp içeri geçtik. Yusuf telefondaydı. Hediyeleri orta sehpanın üzerine bırakıp Yusuf'un telefon görüşmesini bitirmesini bekledik. 

"Annemler," dedi Sefa abi merakımızı gidererek. Yusuf'u beklerken benim telefonum çaldı. WhatsApp'taki gruptan görüntülü arama vardı. Açtığımda ekranın sol üst köşesinde İstanbul'daki herkesin bir arada olduğunu gördüm. Sağ üst köşede ise Baran vardı. 

"Selam gençler," dediğimde hep bir ağızdan cevap verdikten sonra Aslan öne çıktı.

"Savcım nerede?" diye sordu Aslan. 

"Babaannemlerle konuşuyor," dediğimde kafa salladılar.

"E benim bıyığım  yok ki sözüm dinlensin," dedi Emir sitemle. 

"He yavrum he," dedi Doğu gülerek.  Yusuf gelene kadar konuştuk. Yusuf telefonu kapatıp yanıma geldiğinde hep bir ağızdan doğum gününü kutladıktan sonra kapattılar.

Yusuf hediye kutularının önüne oturup rastgele bir kutuya uzandı. Genellikle kıyafet, parfüm vs. varken Aslan'ın hediyesi beni güldürmüş Yusuf'un ise kaşlarının çatılmasına neden oldu. Siyah bisikletli çocuk maskotunu inceleyip yaşadığı aydınlanmayla bana baktı.

"Vallahi ağzımdan kaçtı," dedim kendimi savunarak.

"Ah be yavrum ya," diye yakındı. Maskotu bir köşeye bırakıp benim hediye paketime uzandı.

"Paket kırmızı olduğuna göre senin hediyen bu," dediğinde başımı salladım. Paketi açıp içindeki el örgüsü iki kazağı ve atkıyı çıkardı.

"Ne alsam diye düşünmekten sıyırınca dedim en iyisi kendim yapayım," dediğimde güzel gülüşüyle baktı. Kazakları sırayla üzerine tuttu.

"Şanslı adamım," dediğinde Sefa abiyle Sema abla gülüştüler. 

"Teşekkür ederim yavrum, emeğine ellerine sağlık..." dedi Yusuf. Oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi ve yanağımdan öptü.

"Güle güle giy sevgilim," dedim.  Yanıma oturup beni göğsüne çekip annesiyle babasına döndü.

"E sizin hediyeleriniz nerede?" diye sorduğunda güldüm. Küçük bir çocuk gibiydi şu anda.

"Ulan eşek sıpası kaç yaşındasın ne hediyesi?" diye azarladı Sefa abi Yusuf'u.

"Ulan velet tek çocuk olma avantajımı da aldı elimden iyi mi..." diye hayıflandı kendi kendine Yusuf. Biz onun  bu haline gülerken Sema abla oğluna dayanamadı.

"Yatırım yaptık anneciğim, onay işlemleri henüz bitmediğinden şimdilik bizde saklı hediyen..."  dediğinde Sefa abi gözlerini devirip Sema ablaya baktı.

"Hiç kıyamaz zaten oğluna. Meraktan bir patlamasın zaten şu çocuk," Sefa abinin Yusuf'tan beş yaşındaki bir çocuktan bahseder gibi bahsetmesine kahkaha attım. 

"Diyene bak," diye yükseldi Sema abla. 

"Başımın etini yedin aylardır bu çocuğa ne alacağız diye diye," dediğindeyse gülmelerim daha da arttı.  Sefa abi karısının elini tutup öptükten sonra "tamam hayatım, tamam canım karım..." dedi. 

"Toprağına çekmişim be baba," dedi Yusuf. O da karşısında tatlı tatlı tartışan anne babasını benim gibi sırıtarak izliyordu. 

"Tabi toprağıma çekeceksin oğlum," dedi Sefa abi.

"Hediyemi en kısa sürede istiyorum ama haberiniz olsun," Sefa abi, Yusuf'a ters bir bakış atıp Sema ablanın elini tutup ayaklandı. 

"Size iyi geceler, karıcım oğlumuzun şımarıklığına daha fazla katlanamam. Küçük oğlumuzla uyumaya gidelim," dedi. Sema ablalar salondan çıktığında ben de masayı toplamak için ayaklandım. 

"Bırak yarın yaparız güzelim," dedi Yusuf.

"Kokar sevgilim," dediğimde yardıma geldi. Etrafı toplamak bir saatimizi aldı. Mutfaktaki işimiz bittiğinde kiler gibi kullanılan odadan yorganı yastığı alıp salona geçtik.

"Sen yirmi dokuz mu oldun şimdi?" dediğimde serdiği çarşafı bırakıp bana baktı. 

"Olmuş mu o kadar ya," dediğinde güldüm. Çarşafını düzgünce serdikten sonra yorganı açmadan koltuğun köşesine bıraktı. Aslında ikimizde birlikte uyumak için can atıyorduk ancak sabah Sefa abiler görür diye ben geri duruyordum. 

"Yaşlı mı görünüyoruz Aden Hanım," diye sordu. Yanıma gelip kendime hazırladığım yere uzandı ve beni bileğimden tutup yanına çekti.

"Soru sordum," dediğinde yan yatıp başımı dirseğimden büktüğüm elime yasladım. 

"Bizim fakültede benden küçük olanların saçlarına bile aklar düşmüş, çoğunun saçları dökülmüş sen maşallah on sekizlik çıtırsın yavrum," dediğimde başını geriye atarak güldü. 

 Yüzünü yüzüme yaklaştırıp "o çıtır seni..." dedi nefesi dudaklarımı okşuyordu.

"Yusuf," dedim yüzünü iterek. Elimi ısırıp gülerek daha da yaklaştırdı yüzünü.

"Ne Yusuf, öpeceğim kızım burnumda tütüyorsun," kollarını belime sarıp bedeninin yarısını üstüme çıkardı.

"Ya duyarlar falan olmaz," dedim kısık sesle. Kaçma girişimleri bertaraf edip dudaklarıma kapandı. Bir eliyle belimi sıkıca sararken diğer eli göğsümün hemen altında dolanıyordu. 

Kollarımı boynuna sarıp karşılık vermeye başladım. Ellerimiz bedenlerimizde gezinirken öpüşmemiz hızlanıp sertleşmeye başladı. Dişlerimiz birbirine çapıp dillerimizi birbirine dolanırken kulağıma dolan inlememizle kendimi geri çektim.  Yusuf oralı olamadı ama yanağımı, çenemi öpüp boynuma süzüldü.

"Yusuf, ya dursana..." dediğimde çenemi ısırdı.

"Ya kızım bir sevdirmedin kendini, nerede benim oynak Aden'im?" diye hayıflandığında göğsünden itekleyip uzandığım yerden doğruldum. 

"Diyette oynak Aden," dediğimde oflayarak kendini koltuğa bıraktı.

"Oflama bana, vallahi rezil olacağız Yusuf," dediğimde yanağımdan makas alıp üzerimden atlayıp beni duvar kenarına itekledi. Kendi pozisyonunu aldıktan sonra göğsüne kuruldum. Bozulduğunu fark edince çenesini peş peşe öptüm.

"Asma yüzünü ama," göğsüne kollarımı yaslayıp üzerine çıktım. Dudaklarına küçük bir buse kondurup işaret parmağımın sırtıyla kirpiklerini sevdim. 

"Gözden ırak olan gönülden de uzak oluyormuş," dediğinde dudaklarını sıkıştırdım. 

"Kızım öpeceğin yerde yaptığına bak," dediğinde sırıttım. Çenesini öptükten sonra alt dudağını dişlerimin arasında ezdim. 

"Öperim sonra, belki baş baş gezmeye gidersek falan bir fırsatını bulunca öperim ben seni," dedikten sonra dudaklarına kısacık bir buse kondurup başımı göğsüne yasladım. Saçlarımda gezinen parmaklarıyla mayışırken göğsünü öptüm. 

"Yusuf," diye mırıldandım uykuyla uyanıklığın arasında.

"Yusuf'un canı," dediğinde parmaklarımı her zerresini ezbere bildiğim yüzüne çıkardım. 

"İyi ki doğdun sevgilim," dedikten sonra yüzümü kaydırıp alnımı çenesinin altına yasladım. 

"Varlığın benim için o kadar kıymetli o kadar değerli ki... Hep iyi ki diyeceğim senin için. İyi sen varsın Yusuf, iyi ki sensin... İyi ki hayat arkadaşım sensin... Sana verdiğim hediyeler ne kadar değerli bilmiyorum ama bil ki benim en değerli hediyem sensin..." derin bir öpücük bıraktı alnıma.

"Aden ah Aden... İnan bana güzelim yirmi yedinci yaşımın ve ondan sonraki tüm yaşlarımın en güzel hediyesi sensin ve ben  en güzel, en değerli olan hediyemi çok seviyorum," dedi. Boğazına dudaklarımı yaslayıp peş peşe öptüm.

"Çok seviyorum," dedim. Elleri saçlarımın arasında gezinmeye devam etti. Kapalı gözlerimin ardına geçen senenin görüntüleri düşerken ürperdim ve Yusuf'u daha sıkı sardım. O gecenin en güzel yanı sadece Yusuf'tu ve hep öyle kalacaktı. Uykuya tam anlamıyla dalmadan o gece Yusuf'a söylediğim şarkıyı mırıldanmaya başladım.

"Mutlu yıllar, mutlu yıllar sevgilim

Sensiz kutlar, bu gece tüm aşıklar

Çok yalnızlar, kalplerinde umutlar

Bekliyorlar, bizim için bir şarkı çal"

Burnumun ucuna batan ve kaşındıran şeyle rahatsızca uykumdan sıyrıldım. Gözlerimi açmadan burnumu ovuşturup ters dönüp yastığıma sarıldım. Saniyeler içinde tekrar uykuma dalacakken aynı kaşıntıyı yine hissedince "Yusuf yapma," diye sayıkladım.

Burnum tekrar kaşınırken oflayıp burnumu yine ovuşturdum ve gözlerimi araladım. Esneyip gerinmek için sırtüstü yatacağım sırada tepemdeki karartıyı fark ettim. Korkuyla arkama döndüğümde bana sırıtarak bakan Baran'ı gördüm. 

"Baran," dedim şaşkınlıkla. Anında dizlerimin üzerinde doğrulup koltuğun kenarına oturmuş Baran'ın boynuna kollarımı sardım. Belime sıkıca sarılıp oturduğu yerden kalkıp beni kucakladı ve sağına soluna dönerek salındı. 

"Ya nereden çıktın sen?" dedim geri çekildiğimizde. Yüzümdeki sırıtışı bir türlü durduramıyordum. 

"Doğum günü ya birilerinin gönlünü hoş edeyim dedim. Bir yerde eniştem bir yerde yengem..." dediğinde büyük bir kahkaha attım.

"Hadi lan oradan," dedi Yusuf.  Baran sırıttığında kollarımı beline sarıp başımı omzuna yasladım. Özlediğimi şimdi hissediyordum. Baran omzumu sıvazlayıp başımın üstünü öptü. 

"Mavişim, özlemişim seni," dediğinde başımı hızlı hızlı salladım.

"Bu dediğime inanamayabilirsin ama ben de seni çok özledim," gülüşü büyüdü, yanağımı mıncırıp burnumun ucunu öptü. 

"Çocuklar ne yapıyoruz şimdi?" diyerek Sema abla girdi salona. Kucağındaki Yusuf Ali'yi yere bıraktı.

"Neyi ne yapıyoruz?" diye sordum. 

"Paşamızın doğum günü ya, Van Gölü'ne kahvaltıya götüreyim sizi dedim. Benden," deyip göz kırptı Baran.

"Bana uyar," dedikten sonra paçalarımda dolanan Yusuf Ali'yi eğilip kucakladım. Yanaklarından sulu sulu öptüm. 

"Gezmeye gidelim değil mi bebeğim, gezip tozalım değil mi?" küçük bedenini havya kaldırıp yüzünü yüzüme yaklaştırdım. Yusuf Ali kıkırdayıp ellerini yüzüme yapıştırıp minik dişlerini burnuma geçirdi.

"Haydi toparlanın o zaman," dedi Yusuf.  

Yusuf Ali'yi annesine verip yattığım yeri hızlıca topladım. Ben hazırlanmaya gittiğim sırada hepsi salonda oturuyordu. Mavi kotumu giyinip üzerine krem rengi kazağımı geçirdim. Aynı renk uzun botumla, çantamla ve kabanımla hazırdım. Sadece rimel ve  parlatıcı sürdüm. Saçlarımı salaş bir örgüyle omzumda bıraktım. Başıma mavi beremi takıp atkımı elime dolayıp yatak odasından çıktım.

"Ben hazırım haydi çıkalım," diyerek salonun girişinden başımı uzattım. Sadece Yusuf ve Baran vardı.

"Sefa abiler nerede?" 

"Eczaneye uğrayacaklar yavrum önden çıktılar. Mekanda buluşacağız," dedi Yusuf. 

Apartmandan çıktığımızda telefonumu unuttuğumu fark ettim. Yusuf'tan evin anahtarını alıp geri döndüm. Yatak odasındaki telefonumu alıp tekrar aşağı indim. Yusufların yanına ilerlerken yanlarında Pelin denilen kadının olduğunu fark ettim. Yusuf'la değil tamamen Baran'la ilgileniyor gibi duruyordu buradan. 

"Geldim haydi gidelim," dedim kadını görmezden gelerek.

"Merhaba Aden Hanım," diyen kadınla gözlerimi devirip ağzı ucuyla "merhaba," dedim.

"Ben sizi tutmayayım, belki daha sonra yine karşılaşırız Baran Bey," dediğinde ne ara ismini öğrendiğine şaşırmadan edemedim.

"Eee şey," dedi Baran neye uğradığının o da farkında değildi. 

"Karşılaşmazsınız Pelin Hanım, ne sevgilimle ne abimle karşılaşamazsınız... Kendinize daha ideal av... Pardon, eş adayı arayın olur mu?" dedim ve arabanın etrafında dönüp "haydi gidelim," diye bağırdım.  Kadın resmen hedef değiştirmişti arkadaş. 

Arabaya geçtiğimizde Yusuf'un da Baran'ın da gülmemek için kendilerini zor tuttuklarını hemen anladım. İkisi de bana hiç dönmedi. Yusuf arabayı çalıştırırken Baran arkaya yayılıp bakışlarını dışarıya çevirdi. Hareket etmemizden saniyeler sonra Baran birden "oha!" diye bağırdı.

"Ne oldu lan?" dedi Yusuf. Dikiz aynasından Baran'a bakıyordu. Baran ellerini oturduğum koltuğun kenarlarına yaslayıp aradaki boşluktan başını bana çevirdi. 

"Sen bana abi dedin?" dedi heyecanla.

"Abim değil misin oğlum, diyemez miyim?" dediğimde güldü, sonra yine güldü. O gülüşü kahkahaya dönüştü.

"Şımarma şımarma, tadını çıkar bir daha kolay kolay duyamazsın," dediğimde gözlerini devirdi.

"Yok arkadaş vallahi de billahi de kan aynı kan!" diye sitem etti. Geriye yaslanıp kollarını göğsünde bağladı.  

"Kanından olsak laf ediyor olmasak laf ediyor anlamadım ben bu çocuğu," dediğimde Yusuf gür bir kahkaha attı.

"Ne dedi sana şimdi çocuk yavrum şokta farkında değil misin?" dedi Yusuf. Dönüp Baran'a baktım, göz ucuyla bana bakıp başını anında cama çevirdi. 

"Yoksa  kısmetini falan kapattım diyemi bu halin?" diye sordum. 

"Ne kapatması kızım, nasıl sıyrılacağım kadından diye iki dakika boyunca kırk takla attım. Senin bu manitan da gülüp gülüp bir hal oldu." dediğinde Yusuf'a kısa bir bakış atıp Baran'a döndüm. 

"Hanımefendi şansını önce Yusuf'ta denedi. Benden paparayı yiyince demek ki yeni bir av peşine düşmüş. Hadi yine iyisin benim sayemde yırttın," dedim. Barans ırıtıp burnumu parmakları arasında sıkıştırıp aşağı doğru çekiştirdi.

"Ya bırak," diye eline vurdum. 

Önüme döndüğüm sırada Yusuf'un telefonu çaldı. Telefonunu açıp hopörlere aldı. Arayan Aslan'dı. "Sevgilim," dedi telefon açılır açılmaz Aslan.

"Hop hop," dedim Yusuf'tan önce cevap vererek.

"Mavişim sen bir çekil aradan hesaplaşmam gereken bir hırsız var," dedi Aslan. Yusuf'a baktığımda bana kısa bir bakış atıp yola tekrar döndü. İç çektikten sonra "hak etmiştin," dedi direkt. 

"Bok hak etmiştim, kıskançlığın yüzünden günlerce ağlattın beni lan," dedi Aslan. Yusuf sırıtırken Baran başını bana uzatıp sessizce "hayırdır?" dedi.

"Bisiklet olayı," dediğimde sırıttı. 

"Çümbüşü gör sen artık şimdi," dedi eğlenerek.  

"Bana ne oğlum, bir tur verseydin sen de,"  Yusuf'un kışkırtıcı cümlesiyle Baran'la kıkırdadık. 

"Ulan aynısından sana da almışlardı ya," diye bağırdı Aslan. Sanırım şu anı ciddiye alan sadece oydu. 

"Değiştirelim dediğimde kabul edecektin o zaman," dedi bu sefer Yusuf. Aslan'ın aldığı nefesleri duyuyorduk. Yusuf keyifle bir ıslık çalmaya baaldığında Baran kıkırdayarak tekrar arkasına yaslandı.

"Acımazsız zalim adam, birde kalkıp savcı yapmışlar seni utan kendinden utan," dedi Aslan.

"Ağlama ağlama," dedi Yusuf sırıtmasına ara vermeden. 

"Mavişim gör bak kimlere gelin edeceğiz seni," diye bu sefer bana sataştı Aslan.

"Gelin çok memnun Aslancığım dert edinme kendime," dediğimde Baran ve Yusuf kahkahalarla güldü. O gülüşlerin arasında Aslan telefonu kapattı. 

"Ya yazık ama şimdi, garibim yasını tutuyor bisikletinin hâlâ,"  dediğimde Yusuf omuz silkti. 

"Hak etti, ağlamasın boşuna. O bisiklet ortadan kaybolduğunda benim bisikletime çöktü şerefsiz," dediğinde Baran kendinden geçercesine güldü.

"Arkadaşım sizi duyanda fakirinde fakiri sanır. Yatlar, katlar, jetleriniz var o kadar insan bir tane daha alırdı," dediğimde Baran'ın gülüşleri daha da yükseldi.

"Zenginiz diye paramızı israf edecek halimiz yok ya abim," dedi Baran. 

"Dedi geçen hafta arabasını yenileyen orta boy," dedim Yusuf.

"İsraf değil o gayet ucuza takas ettirdim," dedi Baran direkt savunmasını yaparak. 

Yol boyunca Baran'ın yeni arabasını konuşup durduk.  Yusuf'la Baran benim pek anlamadığım araba terminolojisiyle konuşuyorlardı. Van Gölü'nde güzel bir restorana geldik. Sefa abiler çoktan gelmişlerdi. İçeri girdiğimizde buz tutmuş Van Gölü'nün eşsiz manzarasına bakan camekan kenarında oturan Sema ablaların yanına geçip oturduk. 

Uzun ve muhteşem bir kahvaltıdan sonra kahvelerimizi de içip kalktık.  Günü boş geçirmemek için müzeleri gezmeye karar verdik. Hava hem çok soğuk olduğundan hem de buzlanma ve yüksek kar seviyesi olduğundan gitmek istediğim yerleri yaz aylarına bıraktım. 

Müzeleri gezdikten sonra akşama doğru eve geri döndük. Hep birlikte akşam yemeğini hazırlayıp yedik. Masayı ve mutfağı Sema ablayla toparladıktan sonra çayı koyup pastaları  çıkardık. Dünkü pastanın yanına bir tane de küçük bir pasta almıştık Yusuf Ali için. 

Çay olduğunda bardakları ve çaydanlığı içeri götürüp tekrar mutfağa geçtim. Pastaların mumlarını yaktıktan sonra büyüğünü ben, küçüğünü Sema abla aldı. İçeri girdiğimizde doğum günü şarkısını söylemeye başladık. Yusuf yerini Yusuf Ali'ye bırakarak mumları ona üfletti. Çatalın ucuyla minik bir parçayı Yusuf Ali'ye yedirdi. Bu anları ölümsüzleştirmek için bir sürü fotoğraf çektik.

"Aden Semalarla yatsın, ben burada yatarım," dedi Sefa abi. Baran da olduğundan kim nerede yatacak tartışması yaşıyorduk. 

"Sen rahatını hiç bozma Sefa abi, Baran uyur Yusuf'la," dedim. 

"Kızım  bu iki deve nasıl sığacak? " dedi Sefa abi. Baran'la Yusuf'a baktım. İkisi de maşallah uzun ve yapılıydı ama sanki Baran biraz zayıflamıştı.

"Mavişim haklı amca, siz rahatınızı bozmayın ben kardeşimle uyurum," dedi ve yanıma gelip oturdu.

"O da olur," dediğimde sorun çözüldü. Sefa abilere odalarına çekildiğinde salonda biz bize kaldık. 

"Kahve?" diye sordum Baran'a.

"İçerim abim," dediğinde ayaklandım. Yusuf'a baktığımda "içerim güzelliğim," dedi.

Kahveleri yapıp yanlarına döndüm. Kendime bir dilim pasta getirdim. Onlar kahvelerini içerken ben de pastamı yiyordum. "Baran sen niye bu kadar zayıfladın?" diye sordum. Hâlâ yapılıydı ancak verdiği de belli oluyordu. Yüzü küçülmüştü. Baran bedenine bakıp bana döndü.

"Bilmem, düzenimi oturtamadım daha ondandır belki, yemekte de hazıra dayanmak istemediğimden düzensiz besleniyorum sanırım," dediğinde dudak büktüm.

"E o zaman biz sana sürekli bir şeyler yapıp yollayalım," dediğimde gülümsedi.

"Annem öğenmiş bayağı bu işi," dedi keyifle.

"Geliştiriyor diyelim kendisini," dedim ben de gülümseyerek. 

"Senin kurabiyeleri de azar azar yiyorum hemen bitmesin diye," dediğinde "bayatlamadı mı o daha?" dedim.

"Yoo, buzdolabında tutuyorum," dedi.

"Aden Hanım bana da bir şeyler mi yapsanız," diyerek kendini belli etti Yusuf.

"Yaparım Yusuf Bey, yarın ne isterseniz yaparız. Baran sana da gitmeden yapayım bir şeyler," dedim.  Yusuf gözlerini devirip memnuniyetsiz bakışlarıyla Baran'a baktı. 

"Yılbaşında buradasın değil mi?" diye sordum.

"Yok, nöbeti ben aldım. Cuma akşamı Kars'a geçeceğim," dediğinde üzüldüm. Onunda yılbaşında yanımızda olmasını istiyordum.

Gece ilerlediğinde yataklarımızı serdik. Baran'la uyuyacaktık ve tabii ki Yusuf'tan bu yüzden trip yiyordum. Bize iyi geceler dileyip sırtını dönerek yattığında Baran onun bu haline sırıttı.

"Enişteciğimi çok üzdük sanırım," dediğinde "kapa çeneni yat zıbar Baran," dedi Yusuf. 

Baran duvar kenarına geçtiğinde ben de yanına uzandım. Kerem'le uyumaya alışıktım ancak tam boylarla böyle anları yaşayıcınca ister istemez heyecan yapıyordum. Yan dönüp ellerimi yüzümün altına yasladım. Baran da dönüp benim gibi ellerini yanağının altına yasladı.

"Alıştın mı Kars'a?" diye sordum.

"Alıştım gibi... Sakin bir yer ama adliyeler dolu," dediğinde gülümsedim. Baran gittiği ilk haftadan iki dava almış, devamı da artarak gelmişti.

"Sosyalleşmeye fırsatın olmadı demek ki," dediğimde Yusuf'tan bir homurdanma yükseldi.

"Normalde de sosyal birisi değilimdir," dediğinde başımı salladım.

"Komşuculuğun da kötüdür o zaman," Yusuf'u görmesem de bize doğru döndüğünü çıkan seslerden anladım.

"Aden, geçtik ya biz o konuyu yavrum," dediğinde başımı çevirip kısa bir bakış attım ona.

"Sen geçtin ben geçmedim," dediğimde ofladı.

"Sabah ki kadın mı?" dedi Baran.

"Evet, kadın önce kestirmiş Yusuf'u gözüne benden vetoyu yiyince sana sekti resmen," dediğimde güldü.

"Yine yedi vetoyu abim, sağ olasın..." dediğinde sırıttım. 

"eyvallah," deyip göğsüme vurdum. Esneyip biraz daha yayıldım yattığım yere.

"Uyuyun haydi," dedi Yusuf.  

"Savcım sen  yaş aldıkça sevimsiz dedelere dönüşüyor gibisin," dedi Baran. Sırıtıp, gülmemek için öksürdüm. 

"Deden sevsin seni," dedi Yusuf aksi sesiyle. Sonra yine döndüğünü duydum.

 Baran da iç çekip biraz kaydığında başımı omzuna yaslayıp ellerimi koluna sardım. Elini yüzüme yaslayıp şakağımdan öptü.  "Abim küçükken onunla uyduğumda bana masal anlatırdı, anlatayım  mı sana?" diye sorduğunda anlatmasını istedim. Bildiğim masallardan değildi, kendi kendine uydurulmuş, kardeşleri anlatan güzel bir masaldı. Dinlediğim masal gözlerimin önüne ister istemez tam boyları getirince huzurlu hissettim kendimi. 

Geçen geceki Yusuf'la yaptığımız konuşmadan sonra verdiğim o sözü tutmaya şimdiden başladım. Kalbim nasıl hareket etmemi istiyorsa öyle yapacaktım. Bana abilik yapmak isteyen abilerime kardeş olacaktım. En azından buradan başlayabilirdim. Çünkü artık bir konuda onlara çok güveniyordum, tam boylar beni gerçekten seviyorlardı ve ben onlar için gerçekten bir kardeştim. 

* * *






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MERHABA!

ADEN 1. BÖLÜM KABUL GÖRMEYEN GERÇEKLER

ADEN 94. BÖLÜM SONSUZ SONLAR / FİNAL