ADEN 87. BÖLÜM SONLAR VE BAŞLANGIÇLAR

87. SONLAR VE BAŞLANGIÇLAR


ADEN UYGUROĞLU / İSTANBUL- OCAK 2026

Kış son yıllarda etkisini o kadar arttırmıştı ki İstanbul da uzun zamandır görülmeyen yüksek kar yığınları uzun süre erimeyecek gibi görünüyordu. Bu karakışın ortasında düğün yapacak tek kişi de benim canım abim olurdu zaten. Deli adam bizi bahane edip nişandan hemen sonra düğün tarihini en erkene almıştı. Zümrüt annem ve Sema abla nefes almadan düğün için tüm hazırlıklara koşturuyorlardı. En büyük destekçileri ise babaannemlerdi. İkisi de yaşlarına rağmen her şeye yetişiyorlardı. Bejna'yı bir an olsun yalnız bırakmıyor, herkes gibi onlarda bir dediğini iki etmiyorlardı. Güneş'le konuşup izin almış ve onlara yardımcı olmak için bir hafta öncesinden İstanbul'a gelmiştik.

"Düğün zaten kalabalık olacak, bence Bejna kına gecesinde biz bize olmak ister," dedi Güneş.

"Katılıyorum. Bejna tanımadığı insanların arasında hiç rahat edemiyor. Evde biz bize güzel bir organizasyonla hallederiz kınayı," dediğimde annemler birbirine baktı.

"Kızlar doğru diyor. Burada yaparız, ama yine de Pınar Hanım'la iş birliği yapalım derim. Evde olacak diye özenmemezlik olmasın," Sema ablayı hepimiz onayladık. Pınar Hanım düğün için iş yaptığımız organizasyon şirketinin sorumlusuydu. Kadın koca Çırağan Sarayı için çalıştıktan sonra ev kınasında neler çıkaracaktı merak etmiyor değildim.

"Aslan mesaj attı haydi çıkalım bizde," dedi Zümrüt annem.

Gelinlik provası için moda evine geldiğimizde Bejna ve Aslan henüz gelmemişlerdi. Sadece gelinlik değil her birimiz düğün kıyafetlerimizi de buradan alacaktık. Annem ve Sema abla yeni elbise yaptırıyorlardı ancak biz uğraşmamak için hazırlardan seçecektik. Biz Güneş'le elbise bakınırken annem ve Sema abla kahve içip Bejna'nın gelinliği hakkında konuşuyorlardı. Bugün tam haliyle ilk defa deneyeceğinden hepimiz meraklıydık.

"Annem neden gelmedi?" Güneş'e döndüm. Gümüş renkte bir elbiseyi inceliyordu.

"Barlas hasta," diyerek geçiştirdim. Haydar abi ben bakarım sen de eşlik et dese de annem evde kalmak istemiş ben de ısrarcı olmamıştım.

"Nesi var?" diye sordu.

"Grip, normal şeyler sorun yok," dedim.

Elbiselere bakmaya devam ettik. Beğendiklerimizi denemek için ayırttırdık. Elim ne zaman kırmızı bir elbiseye gitse Güneş durdurup başka renklere bak diyordu. Onun önerdiği çoğu elbiseyi de denemek için ayırdıklarımın arasına bıraktım.

"Aden tüm özel günlerimizde kırmızı giyiyorsun Allah aşkına bırak şunu!" dedi elimdeki elbiseye ters bakışlar atarak.

"Sen de saçını hep dalgalı yapıyorsun şikâyet ediyor muyum ben?" gözlerini devirip elimdeki elbiseyi alıp askıya tekrar astı.

"Alenen yalan söylüyorsun. Tamam kırmızı yakışıyor ama yeter. Bak şu maviler çok güzel," gösterdiği elbiselere baktığımda haklılığı karşısında sustum. Elbiseler sahiden aşırı güzeldi. Onları da denemek için ayırtırdım.

"Bejna geldi," dedi Güneş.

Annemlerin yanına geri dönüp Bejna'ya hoş geldin deyip sarıldık. Aslan'la sabahtan yeni evlerinin son düzenlemelerini yapmak için çıkmışlardı. Bejna büyük ev istemediğinden Sarıyer de güzel bir apartman dairesi almıştı Aslan. Gerçi apartmandan çok yalı dairesi de denilebilirdi. Sahil kenarında üç katlı büyük bir apartmanın üçüncü katını satın almış, çatı katını da eve dahil ederek oda sayısını çoğaltmıştı. Adam müteahhitliğin hakkını veriyordu.

"Bejna Hanım hazırsanız sizi prova için alalım," dedi Aysel Hanım. Moda evinin sahibiydi.

"Hazırım," Bejna kabanını ve atkısını çıkardıktan sonra Aysel Hanım'la birlikte deneme kabinine ilerledi.

"Kızlar siz seçtiniz mi elbise?" diye sordu annem.

"Bakındık bir şeyler anne. Bejna'nın işi hallolsun deneriz bizde," dedi Güneş.

"Pamuğum siz hiç bakınmadınız," deyip Kiraz babaannemin yanağını öptüm.

"Bizimkisi hazır kızım," dedi babaannem. Sonra da Meryem babaannem bana dönüp" Artvin de var bizim terzimiz kuzucuğum aylar öncesinden yaptırdık biz," deyip göz kırptı. Bu kadınların ileri görüşlülükleri beni benden alıyordu.

"Hanımlar gelinimiz hazır," Aysel Hanım'ın sesiyle hepimiz başımızı ona çevirdik. Bejna'nın önünden çekilip elinden tuttu ve ortaya çekti. Bejna gelinliğin içinde çok güzel görünüyordu. Gelinliği balık modeldi. Dizlerinden itibaren genişleyen eteğinin kuyruğu incilerle bezenmişti. Gelinlik bedenini tamamen sarmıyor ona nefes aldıracak bir alan bırakıyordu ama neyse ki pot duran bir tarafı yoktu. Dekoltesiz, uzun dantel kollu bir gelinlikti. İnci ve kristal taşlar kullanılmıştı.

"Çok güzel olmuşsun," dedi Sema abla. Konuşurken sesi titremişti. Sırayla hepimiz ne kadar beğendiğimizi söyledik. Aysel Hanım gelinliğin detaylarını anlatırken ayaklanıp Bejna'nın yanına gittim. Fazla heyecanla ve stresli görünüyordu. Güneş yanımıza gelip gelinliğin arkasına baktı.

"Sırtı için ne düşündünüz?" dedi.

"Ona Bejna Hanım karar verecek. İsterse açık bırakırız. İsterse düğme, isterse ip yaparız ya da gelinliğin yan tarafına fermuar ekleyip arkayı tamamen Fransız dantelleriyle örteriz," Aysel Hanım'ın cevabıyla gözler Bejna'ya kaydı.

"Ben karar veremedim," dedi. Sesi kısık ve titrekti. Hüzünlü bir ifadesi vardı.

"Bence düğmeler hoş durmuyor, tamamen dantellerle kapatıp ya da açık bırakıp belinden kalçana doğru iplerle geçiş yapabiliriz," fikrini söyledikten sonra Bejna'ya aynadan sırtına bakmasını söyledi ve hangi seçeneğin nasıl görüneceğini anlattı. Bu kızın bazen yanlış meslek seçimi yaptığını düşünmeden edemiyordum.

"İsterseniz önce eskizlerini çıkartalım beğendiğini yaparız," dedi Aysel Hanım.

"Olur, daha iyi olur teşekkür ederim... Ben çıkartabilir miyim artık?" nefes almakta zorlanıyordu sanki.

"Tabii, yardımcı olayım size," araya girip Aysel Hanım'a gülümseyerek baktım.

"Biz yardımcı oluruz Güneş'le," Aysel Hanım pek emin olamadan baktı bana.

Güneş, Bejna'yı çoktan deneme odasına götürürken peşlerinden ilerledim. Kalın siyah perdeyi çekip büyük aynalı kısımda baş başa kaldık. Bejna aynanın önünde pufa oturup göğsüne avcuna yaslayıp nefeslendi.

"Bejna iyi misin ne oldu birden?" Bejna dolu gözleriyle bize bakıp gelinliğin yakasını çekiştirdi. Gelinlik onu rahatsız etmiş gibiydi. Yanına adımlayıp önünde çömeldim. Ellerimi dizlerine yaslayıp yüzüne baktım.

"Gelinlikten mi rahatsız oldun?" diye sordum.

"Çıkartalım lütfen nefes alamıyorum," deyince gelinliğin üzerindeki iğnelere dikkat ederek omuzlarından göğsüne doğru yavaşça çekiştirdim. Güneş, Bejna'nın kıyafetlerini askıdan alıp yanımıza geldi.

"Bejna gelinlik ile ilgili bir sorun mu var?" dedi Güneş. Pofun kenarına oturup Bejna'nın sırtını sıvazladı. Bejna, başını sallayıp terleyen yüzünü elinin tersiyle silip yaşaran gözlerini kırpıştırdı. Ağlamamak için kendisini zor tutuyordu.

"Ben gelinlik giymesem olmaz mı?" bunu demesiyle ağlaması aynı anda oldu. Güneş'le birbirimize baktık. Beklemediğimiz bir durumdu. Bejna'nın gözyaşlarını silip ona güven vermek istercesine gülümsedim.

"Sorun ne?" dedim.

"Beğenmediysen ya da içine sinmeyen bir şey varsa söyle hallederiz hemen," dedi Güneş peşimden. Bejna yanaklarını silip gözlerini ovaladı.

"Çok güzel, çok güzel bir gelinlik ama... Yakışmıyor bana," gözlerindeki üzüntünde geçmişinin izleri vardı. Titreyen ellerinin gelinliğinde gezdirip başını sağa sola salladı.

"Bana yakışmıyor..." elini sıkıca tuttum, Güneş sarıldı. İçimden ailesine, geçmişine saydırdım. Bazı insanlar acımasızlığı kendilerine öylesine körü körüne görev ediniyordu ki karşısındaki insana ne kadar acı çektirirse çektirsin bir yerden sonra yetmiyordu. Bejna'nın ailesi, evlilik adı altında satıldığı o adamdı bunların sorumlusu.

"Neden böyle düşünüyorsun ki?" diye sordu Güneş.

"Pek güzel anılarım yok ne yazık ki... O zaman eğer gelinlik giymezsem evlenmem diye düşünmüş aldıkları gelinliği yakmıştım..." hem ağladı hem güldü. Gözyaşlarını bir kez daha silip başını Güneş'in omzuna yasladı.

"Dayağımı yiyip bir sürü laf işitsem de giyinmedim o gelinliği. Hoş eninde sonunda evlendirdiler beni..." tuttuğum elini öpüp kolunu sıvazladım.

"Geçmiş geçmişte kaldı lafı biraz klişe kaçacak ama geride kaldı Bejna. Yeni bir defter aldın kendine o defterde artık sadece güzel anıların, mutluluklarını yazacağına eminim..." dedikten sonra avucumu yanağına yasladım.

"Bu gelinlik sana güzel anılar bırakacak Bejna..."  dedi Güneş. Bejna buruk bir tebessümle bize baktı.

"Hem ne güzel işte ilk gelinliğini âşık olduğun adam için giyineceksin. Aslan'ın gelini olacaksın,"  dediğimde başını sallayıp burnunu çekti.

İnsanın bazı travmaları kendini o kadar iyi gizliyordu ki zamanlar sonra tek bir rastlantı insanı darmaduman ediyordu. Bejna çoğu şeyi atlatmıştı, kaybını kabullenmişti ama... Aması vardı işte. İnsanın ruhunda öylesine büyük boşluklar oluyordu ki o boşluklar çoğu travmayı en kuytusunda saklıyordu.

"Kızlar?" Aslan'dı. Bejna telaşla gözyaşlarını silince ayaklandım.

"Siz toparlanın ben idare ederim," deyip yanlarından ayrıldım. Aslan hemen perdenin önünde duruyordu.

"Abi?" burada ne işin var der gibi çıkmıştı sesim.

"Mavişim," gözü perdeye kaydı.

"Hayırdır?" bana bakıp omzunu silkti.

"Bejna'yı merak ettim. Buraya getirdiğimde bozuktu sanki biraz. Bayağıdır da içerideymişsiniz. Sorun mu var?"

"Var, sanırım Bejna ile senin konuşman daha iyi olur," dediğimde kaşları çatıldı. Anında ciddileşip yanıma geldi.

"Ne oldu?" dedi.

"Gelinlik...Yaşadıklarını hatırladı, birde galiba ciddi bir travma yaşamış giyinmek istemedi..." dudaklarını araladı ama bir şey de diyemedi. Alnını ovalayıp deneme odasına yaklaştı.

"Bejna müsait misin?" dedi. Bejna'dan ses çıkmadı onun yerine Güneş odadan çıkıp Aslan'a başıyla odayı işaret edip yanıma geldi. Aslan, Bejna'nın yanına girince bizde annemlerin yanına döndük.

"Bejna iyi mi?" diye sordu Sema abla.

"iyi, duygusallaştı biraz..." dedikten sonra konuyu bizim elbiselere getirdim.

"E deneyin de görelim," dedi annem.

Elbiseleri peş peşe denedik. Annemlerin yorumlarıyla elbiseleri eleye eleye seçimimizi yaptık. O sırada Aslan ve Bejna da aramıza katılmışlardı. Bizim elbiselerden sonra Simge'yi görüntülü arayıp onun için seçtiğimiz elbiseleri gösterdim. O da beğendiklerini ayırt ettirdi. Cuma günü sabahtan geldiğinde deneyip tadilat gerekirse yaptıracaktı. Annemlerde elbiselerini deneyince işlerimiz bitti.

Moda evinden çıktığımızda annemler eve geçerken ben de Galatasaray Lisesi'ne gitmek için taksi çevirdim. Kerem'in geleceğimden haberi olmadığından sürpriz yapacaktım. Liseye geldiğimizde taksi ücretini ödeyip indim. Çıkış saatine on dakika kadar vardı. Lisenin sokağını zaman öldürmek için arşınlandım. Uzun zamandır duymadığım zil sesini duyunca kendi lise yıllarımı hatırladım. Okulun çıkış kapısına ilerleyip öğrencilerin çıkışını izledim. Kerem ve Lara diğer üç arkadaşıyla gülüşerek yürüyorlardı. Kapıdan çıkıp arkadaşlarıyla vedalaştılar. Servislerine yönelecekleri sırada beni fark ettiler.

"Abla!" Kerem koşup beni kucakladı. Eşek çocuk beni etrafında döndürdü. Eşek çocuk sanki her görüşümde daha da uzuyor gibiydi. Bu gidişle tam boyları bile geçecekti.

"Oğlum sana ne yedirip içiyorlar bu boy ne?" dedim durduğumuzda. Tatlı tatlı sırıtıp Lara'ya çapkın bir bakış attıktan sonra omzunu silkti.

"Genetik mavişim," dedi. Büyüdükçe Aslan'a benziyordu. Saygısı, efendiliği, karakterli duruşu yerli yerindeydi ama onların yanına birazcık ego eklenmişti. Neyse ki Kerem de hiç itici durmuyordu.

"Hoş geldin Aden abla," Lara'ya sarılıp "hoş buldum, " dedim.

"Eee gençler baş başa bir planınız yoksa sizi yemeğe götüreyim," dediğimde birbirlerine baktılar. Lara dudak büküp üzgünce bana döndü.

"Akşama misafirimiz var Aden abla. Eve geçmem lazım," dedi. Bizimle vedalaşıp servisine ilerlerken ben de Kerem'e servis şoförüne benimle geleceğini bildirmesini söyledim.

Kerem'le biraz gezindikten sonra onu mantı yemeğe Aşkana'ya getirdim. Yağız Bey ile geldiğimizde hep oturduğumuz masaya geçip sipariş verdik. Kerem'le fotoğraf çekilip Yağız Bey'e yolladım. Dakika geçmeden arayıp "bana da sipariş verin geliyorum," dedi. Onun içinde sipariş verip Yağız Bey geldiğinde servis etmelerini istedikten sonra Kerem'e verdim tüm ilgimi. Her gün telefonda konuşsak da yüz yüze konuşmak gibisi yoktu. Ona okulunu, arkadaşlarını derslerini sordum.

"Fransızca da zorlanıyorum ama," dedi.

"Güneş ablan buradayken ondan yardım iste fındık kurdum," başını salladı.

"Dün geldiği gibi söyledim zaten. Akşama kadar Fransızca çalıştık. Aramızda kalsın öğretmenimden daha iyi anlatıyor," dedi.

"Normal bebeğim. Ana dili oldu artık," suyundan bir yudum aldıktan sonra durgun bir suratla yüzüme baktı.

"Ablam hep orada mı kalacak?"

"Bunu ben de bilmiyorum fındık kurdum. Karar tamamen ona ait," ofladı. Omuzlarını düşüp elini yanağına yasladı. İç çekerek gülümsedi.

"Ona da senin elin değmiş. En son geldiğinden çok çok daha iyi," gerçekten de öyleydi. Ekrem Bey ile terapilerinden sonra toparlamaya başlamıştı. Hızlı ve ani bir iyileşme yerine oldukça ağırdan alınan bir terapi uygulanıyordu. Ekrem Bey'le her seanstan sonra Güneş hakkında üstü kapalı değerlendirmeler yapıyorduk.

"Daha da iyi olacak. Merak etme... Abla sözü!" deyip göz kırptım.

Konudan konuya atlayarak konuşmaya o kadar kaptırmıştım ki kendimi birden bedenime sarılan kollar ve başımın üstüne bırakılan buseyle korkuyla sıçradım. Arkamı dönünce Yağız Bey'le karşılaştım.

"Korktum," dediğimde yanağımdan öpüp özür diledi. Kerem'in yanına geçip onu da öptükten sonra oturdu. Onun oturmasıyla da mantılarımız geldi. Kerem'le anında gömülürken Yağız Bey bizim bu halimizi videoya alıyordu.

Keyifle mantılarımızı yedikten sonra tatlılarımızı da yedikten sonra mekândan ayrıldık. Kerem onlarla gitmemi çok istese de Filiz annemlerde kalacaktım. Diğer günler istemesem de zaten orada olacağımdan bugün ve yarını annemlerde geçirmeyi planlamıştım.

Eve geldiğimde uzun bir duş aldıktan sonra Barlas'la vakit geçirdim. Ateşi yoktu, halsizliği atamamıştı ama sabaha oranla daha iyiydi. Onu uyuttuktan sonra Emir'in yanına gittim ancak uyuduğunu görünce sessizce odadan geri çıktım. Annemlerin yanına gittim.

"Prova nasıldı anneciğim?"

"Güzeldi. Gelinliği çok beğendim sanırım ben de Aysel Hanım'a yaptıracağım," dedim. Sehpadaki kurabiyelerden bir tane alıp ağzıma attım.

"Kadın gerçekten işinin ehli, şimdiden konuş istersen," deyince başımı salladım.

"Öyle yapacağım. Gelinlikle elbiseleri almaya gideceğiz perşembe günü. O gün konuşacağım. Sen geleceksin değil mi elbiseni almaya," başını salladı.

"Geleceğim kızım. En son Sema'yla gittiğimizde tamamdı tadilatı. Son kez denerim ama hazırdır büyük ihtimalle," dedi. Annemden sonra haydar abiye döndüm. Uyudu uyuyacak gibiydi.

"Haydarikom sesin soluğun çıkmıyor hiç," yüzünde çok sevdiğim gülüşüyle bana baktı.

"İşler yoğun bu aralar kızım. Kaç günden sonra ilk defa erken gelebildim eve," dedi.

"Müdür de olsam işimi yapar eve gecikirim diyorsun yani. Tebrik ederim," dediğimde gülerek yanağımdan makas aldı.

"Sorumluluk böyle bir şey. En iyi sen bilirsin," deyip göz kırptı.

"Bilirim tabii bilmem mi?"

Bir saat kadar salonda oturduktan sonra önce Haydar abi peşinden de ben kalktım. Odama gidip yatağıma yattığım gibi uyuya kaldım. Sabah erkenden kalktığımda hazırlanıp evden çıktım. Yağız Bey, Aslan, Doğu ve Merdo abiyle önce kahvaltı yapıp sonrasındaysa damatlığını almaya gittik. Aslan son provalarını yaptıktan sonra smokinin hazır olduğuna emin oldu. Onun damatlığı paketlenirken ben de diğerlerinin denedikleri takımları yorumluyordum.

"Bu takım olayları hiç benlik değil ya ne var sanki kot gömlek gelsem?" dedi Doğu.

"Benim düğünümde sırıtmaz ama Çırağan da olmaz be Doğucum abicim," dedim. Yüzünü ekşitip üzerindeki takımın ceketini ilikledi. Diğerleriyle de ilgilenirken Emir içinde bir şeyler bakındım. O esnada Sefa abi de bize katılmıştı.

"Baran, Kerem, Yusuf Ali ve Yusuf Bey'in takımları hazır efendim. Onları da paketledik, başka bir arzunuz var mı?" bizimle ilgilenen kadına bakıp Emir'in beden ölçülerini verip uygun takımlarının olup olmadığını sordum. Emir takım hiç sevmediğinden kendi arzusuyla gelip almaz giyinmezdi. Neyse ki Haydar abi kendisine ve Barlas'a çoktan almıştı.

"Tabii efendim. Siyah ve füme balık sırtı modeli takımlarımızda beden çeşitliliğimiz daha fazla isterseniz bakalım," kadınla birlikte gidip takım elbiselerine bakındım. Emir siyahı tercih edeceğinden direkt siyah takımlara yönelip modelleri inceledim.

"Sadece kumaş pantolon ve ceket istiyorum. Pantolonda havuç modeliniz ve siyah tişört ya da kazaklarınız var mı?"

"Elbette efendim havuç modellerimiz mevcut. Tişört ve kazak ürünlerimiz üst katta," dedi görevli kadın.

Emir için onun tarzında bir kombin oluşturduktan sonra paketlenmesini isteyip diğerlerinin yanına döndüm. Herkes işini halledince Eminönü'ne inip balık ekmek yedikten sonra Doğu'yla birlikte Emir'in yanına stüdyoya gittik.

Bizi ilk karşılayan Suna abla oldu. Onunla uzun zamandır görüşemediğimizden uzunca sarıldık. Emir'in kayıt odasında olduğunu söyleyince koridora yöneldik Doğu'yla birlikte. Odaya girdiğimizde aranjörüyle ve daha önce görmediğim bir kızla karşılaştım. Metin abi bizi görünce kaydı kesip cama vurduktan sonra oturduğu yerden kalkıp coşkuyla yanıma gelip sarıldı.

"Yüzünüzü gören cennetlik Aden Hanım. Hoş geldiniz sefalar getirdiniz," deyip Doğu'ya memnuniyetsiz bakışlar attı.

"Sen yine geldin mi?" dedi.

"Ben de seni seviyorum Metin abi," dedi Doğu. Odadaki kıza dönüp selam verdi. Ben kızı incelerken Emir kayıt odasından çıkıp yanıma geldi. Beni sarıp "hoş geldin cennet bahçem," dedi.

"Hoş buldum abicim, baskın yapayım dedim..." dedim. Gözlerim tekrar kıza kaydığında ona tatlı tatlı tebessüm ettim. Sanırım Emir'in Işıl Işıl vokalistti bu kızdı. Baştan aşağı simsiyah giyinmişti ama uzun kıvırcık saçları rengarenkti. Koyu göz makyajını da kırmızı rujuyla tamamlamıştı. Bana gülümsediğinde yanaklarında derin gamzelerde gözüm kalınca kıza nazar etmeyeyim diye içimden dua ettim.

"Hanımefendi kim?" diye sorduğumda kız gülümsemesini büyütüp bana doğru adım attı.

"Işıl ben. Emir'in vokalistiyim," dedikten sonra elini uzattı. Elini tutup ben de kendimi tanıttım.

"Memnun oldum. Aden ben de. Adını Işıl Işıl diye biliyordum ben ama," dediğimde Emir hemen araya girdi.

"Ben de çıkacaktım şimdi haydi gidip bir şeyler içelim. Doğu?" dedi. Işıl'a hiç bakmaması kızı fena bozmuştu.

"Olur içeriz. Akşam ailecek yemekteyiz zaten," dedi Doğu. Dönüp Işıl'ı da davet edecekken Emir ceketini alıp bizden önce odadan çıkıp bizi beklediğini söyledi. Işıl'a tanıştığımızdan memnun olduğumu söyledikten sonra Emir'in peşinden çıktım odadan.

Beyoğlu'na çıkıp publardan birine oturup bir şeyler içtik. Işıl'a kaba davrandığından dolayı ona kızsam da oralı olmadı. Nasıl olsa konuşturacağımdan sıcağı sıcağına üstelemek istemediğim için konuyu ona aldığım kıyafetlere getirdim.

"Tam senlik aldım. Ne çok klasik ne çok spor ikisinin ortası. Bayılacaksın," dedim.

"Vardı benim kızım ne zahmet ediyorsun?"

"Düğün bu Emir. Kotla, kapüşonla mı gelecektin?" dediğimde Emir çok olağan bir sesle "evet," dedi. Doğu gülüp Emir'in omzuna kolunu attı.

"Bu düğünler şimdiden canımızı sıkmaya başladı Emir'im. Kıyafet özgürlüğü yasası yok mu ya?" Doğu'nun suratına boş boş bakıp gözlerimi devirdim.

"Boş yapma boş yapma! Düğün bu üstelik abimizin. Şık olacağız elbette," dediğimde ikisi birbirine bakıp başlarını geçiştirircesine salladılar.

Akşam Sarıyer de her zaman toplandığımız restorana geldiğimizde herkes çoktan gelmişti. Masadaki istisnasız herkesi öptükten sonra Emir'in yanına geçip oturdum. Siparişlerimizi verdikten sonra Emir'e yaklaşıp omuz attım.

"Aden," dediğinde kıkırdadım.

"Benden kaçışın yok. Konuşacağız bugünü," gözlerini devirip Doğu'ya doğru döndü. Işıl ile ilgili fazlasıyla sır küpüydü. Bugün tanıştırdığında da bu olayı geçiştirmesi Işıl'ı da bozmuştu.

"Oğlum siz mekânı ayarladınız mı?" masadaki diğer konuşmalara kulak astım.

"Yusuf'la hallettik baba. Rıza abinin Şile'deki mekânında olacağız," dedi Aslan. Kına gecesi yapacağımız akşam onlarda erkek erkeğe toplanacaklardı.

Annemlerde kına gecesinden konuşuyorlardı. Sol tarafımda oturan Güneş ve Bejna'nın muhabbetine dahil oldum. Balayında Tayland, Maldivler ve Dubai'ye gideceklerdi. Aslan neredeyse iki aylık bir tatil planı yapmış tüm işlerini mart ayının sonuna kadar ertelemiş önemli dosyaları Doğu'ya bırakmıştı.

"Tayland'ı çok seveceğine eminim. Doğası o kadar güzel ki bayılacaksın. Bu arada sırt çantası yerine bel çantası kullan üzerine de mutlaka bir gömlek falan giyin hırsızlık olayı çok fazla orada," dedi Güneş.

"Öyle yaparım teşekkür ederim. Diğer yerlere gittin mi?" diye sordu Bejna.

"Yok gitmedim. Maldivler neyse de Dubai'nin şişirilmiş bir balon olduğunu düşünüyorum açıkçası. Hoşuma gitmiyor orası. Ama bu benim görüşüm benden etkilenme lütfen," Bejna gülümseyerek başını salladı.

"Maviş siz karar verdiniz mi?" Bejna'nın sorusuyla dudak büktüm.

"Bizim belli değil ya. Adli izin döneminde çıkacağız tatile. Belki Ege, Akdeniz turu yaparız," dedim.

"Brezilya istiyordun?" Güneş'e bakıp omzumu silktim.

"Bilmiyorum. Daha konuşmadık Yusuf'la...Düğünden sonra atanmaları halledeceğiz önce evle falan uğraşacağımızdan pek tatil düşünemeyecek gibiyiz ama ayarlarız bir şeyler," dedim.

"Hangi şehri istiyorsunuz?" diye sordu Bejna.

"Bartın ya da Yalova. Küçük bir şehir olsun istiyoruz," kalabalıktan uzak, sessiz sakin bir şehirde yaşayıp, çocuklarımızı büyük şehrin samimiyetsizliğinden, soğukluğundan, kaosundan, aceleciliğinden uzak büyütmek istiyorduk.

"Amasra der susarım. Lisede madenleri görmek için Batı Karadeniz gezisi yapmıştık. Büyülenmiştim, tam sizlik aslında. Çok güzel bir sahil kasabası," dedi Güneş.

"Benimde gönlüm oradan yana. Düğünden önce iki şehri de gezeceğiz ona göre karar vereceğiz. Tabii ben Tus'tan istediğim puanı alırsam," dediğimde gülüştüler.

"Alırsın alırsın. Asıl sen hangi bölümü seçeceğine karar verdin mi en son ikilemdeydin?" diye sordu Güneş.

"Bir ara acaba genel cerrahi mi seçsem diye düşündüm ama yok psikiyatri sevdam daha ağır bastı," dedim.

"Tam senlik çünkü. Gerçekten psikiyatrist olmak için doğmuşsun diyebiliriz," dedi Bejna.

"Hakkını şimdiden veriyorsunuz doktor hanım. Yengem haklı," Güneş'in dediğine gülüp başımı sağa sola sallayarak masaya göz attım. Yusuf ve Baran dışında tam kadroyduk.

Yemek yerken de mevzumuz düğündü. Şehir ve yurtdışından birçok davetli gelecekti. Aslan'ın ilk çocuk ve torun olmasının etkisiydi belki de. Davetlilerin çoğu dedemlerin çevresiydi. O kadar kalabalığı kaldırabilecek yer de ancak bir saray olacağından Çırağan'ı tercih etmişlerdi.

"Güneş kim o Allah aşkına durmadan arayıp duruyor kızım?" Filiz annemin dediğiyle başımı masanın üzerindeki Güneş'in telefonuna çevirdim. Daron'dan bir sürü arama ve mesaj vardı.

"İş ile ilgili anne," Güneş telefonunu sessize alıp ters çevirdi. Önemli bir proje işi almışlardı ama Güneş burada olduğundan genellikle telefonda görüşme yapıyorlardı. Daron, Güneş'in burada da meşgul olduğunu bildiğinden aramamaya dikkat ediyordu ama belli ki önemliydi çünkü telefonu titremeye devam ediyordu.

"Nasıl bir iş kızım bu. Sabahtan beri susmak bilmedi telefon hayır hayatında birisi olsa ancak bu kadar çalar telefonun," annem her zamanki gibi tüm okları üzerine çekmeyi başarmıştı.

"İzninizle," Güneş telefonunu aldığı gibi masadan uzaklaştı. Keyifli anlarda böylelikle bize veda etti.

"Yok ben anlarım kesin biri var hayatında!"

"Yani Filiz. Bir sorun mu olur hayatında birisi olursa?" dedi Zümrüt annem.

"Yok, şaşırdım sadece. Sonuçta Emir ile ayrılalı ne kadar oldu değil mi?"

"Anne!" dedi Emir araya girerek.

"Ne anne canım. Sizde yani! Ne diyorum sanki. Ne çabuk unuttu seni de hayatına birisini aldı hemen?" Zümrüt annem konuşacakken Yağız Bey elini tutup susturdu onu.

"Güneş yirmi beş yaşında Filiz. Hayatına kimi alıp kimi almayacağına, ne zaman alacağına karışamayız. Üstelik Emir ile yolları ayrılalı epey oldu. Onlar bu ayrılığı aşıp iyi kalmayı başarmışken bize sorgulamak düşmemeli! Sorgulamak yerine öz annesi olarak Güneş'i desteklemeni rica ediyorum, " dedi Yağız Bey. Filiz annem öfkeli bir halde konuşacakken onu da Haydar abi tuttu.

"Karımla konuşurken ses tonuna dikkat et Yağız. Hem merak etme Filiz kızlarını, oğullarını her zaman destekler, yanında olur!" araya Haydar abinin de girmesiyle ortam daha da gerilince devreye hemen dedemler girdi. Konuyu uzatmadan yemeğe devam etmemizi söyledikten sonra Aslan'a düğün hakkında çeşitli sorular sorarak olayı tamamen kapattırdı.

Yemek umduğumuzdan daha kısa ve sessizdi. Emir'in de fazla gerildiğini fark edince artık kalkmamız gerektiğine karar verdim. Annemlere kalkalım deyip diğerleriyle vedalaştıktan sonra restorandan ayrıldık. Annem arabada eve gidene kadar söylenip durdu. Bir yerde daha fazla dayanamadığımdan kulaklıklarımı takıp son ses bir şarkı açıp eve gidine kadar dinledim. Eve geldiğimizde annemler Barlas'ın bu tarz akşamlarda bakıcılığını yapan kızı yolcu ederken bizde Emir ile odalarımıza çekildik. Kalın, pelüş eşofmanlarımı giyindikten Emir'in odasına gittim. Odasında birkaç saat vakit geçirdik. Işıl'la ilgili çok üzerine gitmeden konuşup kıza ayıp ettiğini ima ettim.

"Alırım gönlünü tasalanma sen," dediğinde gözlerimi devirdim.

"Tasalanmam bebeğim merak etme," deyip yanağından makas aldım. Elinde evirip çevirdiği telefonunu kenara atıp an gözle bana baktı.

"Kırdım mı harbi?" deyince dudaklarımı birbirine bastırıp gülüşümü durdurdum.

"Kırdın bence. Kıza kendisini bana tanıtmasına izin bile vermedin. Sen böyle davranınca ben yanlış düşündüm herhalde demiştir," dediğimde yüzü düştü.

"Hadi ya!"

"Belli ki aranızda bir çekim var. Yazık etme bırak akışına," dediğimde güldü. Yanıma gelip yanaklarımı sıktı. Yamacıma oturup omzuyla omzumu dürttü.

"İyi bir arkadaş. Deli dolu, cıvıl cıvıl, kafa kız. Yanında zaman nasıl geçiyor farkına bile varmıyorum," dedi.

"E o zaman neden kendini tutuyorsun?" omzunu silkti.

"Ben de bilmiyorum. İlişki yaşama hevesim yok sanırım..." kollarımı beline sarıp yanağından öptüm.

"Önce ne hissettiğine ve ne istediğine karar ver o zaman sonrası pamuk ipliği misali çözülür zaten canım Emir'im..."

"Emriniz olur doktorcuğum," dedi.

Geceye kadar konuşunca acıktık. Bir şeyler atıştırmak için mutfağa geçtiğimizde salondan annemle Haydar abinin seslerini duyduk. Anlaşılan uyuyamamışlardı. Kendimize sandviç yaptıktan sonra salona yanlarına geçtik.

"İyi geceler gençler," dedi Emir. İkili koltuğa yan yana oturduk. Annem hâlâ restorandaki olaydaydı. Durmadan konuşup dert yanması Haydar abiyi de ister istemez etkiliyordu. Bir Zümrüt anneme bir Yağız Bey'e la edip duruyordu. Konuyu uzattıkça uzatıp konuyu bana yapamadıkları ebeveynliğe gelmişti. Annem konuştukça hepimiz geriliyorduk. Sakinliğimi, sabrımı korumaya çalıştım ancak annemin fütursuzca sarf ettiği sözler beni daha fazla tetikliyordu. Üstelik yanında benim olmamda umurunda değildi.

"Bana laf ediyor ama gördük onun karısının anneliğini de! Ben en azından Güneş'i dışlayıp yok saymadım... Aden' e hâlâ baba olamamış gelmiş benim anneliğimi sorguluyor!" dediğinde bende film koptu.

"Yeter!" bağırmamla irkildi. Bana baktığında gözleri şaşkınlıkla irileşti.
"Yeter anne yeter artık!" bir kez daha bağırdım. Göğsüm aldığım nefeslerden hiddetle inip kalkıyordu.

"Aden ne dedim kızım ben şimdi?" dedi. Göz ucuyla Haydar abi ve Emir'e baktı. Sinirden titreyen bacaklarımla ayaklanıp salonun ortasında volta attım.

"Ya sen neden böylesin anne neden hiç düşünmeden, tartmadan konuşuyorsun?" yüzüne yüzüne bağırdım. Ayağa kalkıp karşımda durdu. Kollarını göğsünde bağlayıp sol kaşını sert bir hamleyle kaldırdı.

"O sesini bir düşür sen önce annen var karşında senin," deyince sinirle güldüm. Sadece bacaklarım değil bedenimin her yanı titriyordu.

"Olayımız benim sesim değil senin bu kendini kaybetmiş halin. Kendine bakmamandan, kendini sorgulamamandan, kendi anneliğinle yüzleşmemenden çok yoruldum ben! Bıktım anlıyor musun bıktım anne. Dön bir bak kendine Allah aşkına..." yutkundum. Dolan gözlerimi kırpıştırdım.

"Ne varmış benim anneliğimde?" o da sinirlenmişti.

"Ne var ki!" diye çığlık atarcasına bağırdım. Emir ve Haydar abi durumun kötüye gideceğini anlamış olacak ki yanımıza geldiler. Emir, elimi tutup sakin olmamı söyledi ancak şu anda sakin olmam olası değildi.

"Biliyor musun anne o lanet hastalıkla boğuşurken bile daha iyiydin. Hayatın düzene girdiğinde, mutlu, huzurlu olduğunda anneliği unuttun... Varsa yoksa bu ev, yeni ailen..." yaşlı gözlerini benden kaçırıp Haydar abiye baktı. Ancak ondan istediği desteği göremedi.

" Her şeyi geçtim. Beni, Emir'i... O kızı isteyen sendin anne. Güneş de Güneş diye tutturan sendin. Senin annen benim, bana anne diyeceksin diyen sendin. Zümrüt annemle düşmanlık bitti e haliyle safında Güneş'in olmasına gerek kalmadı değil mi?"

Çenesi titredikçe gözleri daha da yaşardı. Dediklerimin doğruluğunu bakışlarından anlıyordum. Güneş onun için potansiyel düşmanı için iyi bir ittifaktı. Ancak yaşadığımız şeylerden sonra düşmanlık bitmişti. O düşmanlık bitince annemde Güneş'i de köşeye iliştirmişti. Bana ve Emir'e olan bu düşkünlüğünün sebebi de tam anlamıyla Yusuf'un dediği gibiydi. Biz ona dayanaktık. Yıkılmaz duvarları, dikensiz yollarıydık.

"Düzgün konuş benimle. Sanki onlar çok iyi anne baba oldular da size gelip bana laf ediyorsun!" dedi öfkesinin hırsıyla.

"Onlar en azından böyle yapmıyorlar anne. Ne olamadıklarının, hatalarının, yanlışlarının farkındalar düzeltmek içinde çabalıyorlar. Ama sen..." çenesi kasıldı, kollarını göğsünde sıkıca bağlayıp kırgınca gözlerime baktı.

"Ama ben ne?"

"Sen hiç kabullenmiyorsun anne. Hiç ben ne yapıyorum demiyorsun. Desen de iki gün sonra unutuyorsun. Kendine bakmadan, kendi yaptıklarını halı altına süpürüp duruyorsun... Dön bir bak ya dön bir kendine bak. Bize ne yaptığına bak. O kıza ne yaptığına bak!" kasılı çenesi titremeye başladı.

"Bıktım anne anladın mı ben bu durumdan çok bıktım, sıkıldım!" dedim bastıra bastıra.

"Bıktın demek, bıktın ha! Bıktıysan git onlarla yaşa o zaman. Git onlara. Zaten onların soyadını aldın, onların nüfusuna geçtin... Ne oldu birden anneci babacı kesildin git onlara haydi. Git, defol!" sadece suratına baktım. Gözlerindeki öfkesine, dişlerini geçirdiği dudaklarına baktım. Dilinden çıkanları kulağı duyduğunda anbean düşen yüzüyle ne dediğinin farkına vardı.

"Filiz!" Haydar abi ilk defa sesini yükseltti anneme. Sesinde ilk defa öfke ve kızgınlık vardı.

Anneme sırtımı dönüp koltuğun üzerindeki telefonumu aldıktan sonra salondan çıkıp dış kapıya ilerledim. Annem benim diğerleri annemin peşinden geldi. Montumu ve botlarımı giyerken annem sürekli özür diliyordu. Çantamı takıp kapıyı araladığımda annem kolumdan tuttu.

"Özür dilerim kızım ben öyle demek istemedim..." dedi. Pişmandı ama artık ne yaptığının ne yaşattığının farkına varması lazımdı. Kolumu sertçe çekiştirip evden çıktım.

"Dur dedim sana Aden!" merdivenlerin başından durup anneme baktım. Haydar abi ve Emir kapıdan yeni çıkıyorlardı. İkisi de montunu ayakkabılarını giymişlerdi.

"Nereye gidiyorsun bu saatte geç içeri!" diye bağırdı. Sesi tüm apartmanda yankılanıyordu.

"Babamın evine gidiyorum," dedikten sonra merdivenleri koşarak indim. Annem peşimden bağırıyordu. Adım seslerinden anladığım kadarıyla Emir de peşimden geliyordu. Apartmandan çıkıp bahçede durduğumda Emir de nefes nefese hemen yanımda durdu.

"Sinirimden şurada bağır çağır ağlamamak için zor tutuyorum kendimi Emir. Öfke dolu her yanım!" beni göğsüne çekip sarıldı. Kollarımı beline sarıp başımı omzuna gömdüm. Sakinleşmek için derin derin nefesler alıp verdim.

"Haydi bırakayım seni babanın evine," dedi dakikalar sonra Emir.

"Yok. Sen kal, şimdi sana da sarmasın. Ben biner giderim bir taksiye," dediğimde bana gözlerini devirdi.

"Sararsa sarsın kızım. Dolma yapar yersin işte, haydi düş önüme haydi!"

Yarım saatlik, sessiz devam eden araba yolculuğunun sonunda evin önünde durduk. Kemerimi çözüp arka koltuktan çantamı alıp Emir'e döndüm. Onun inmek için hareketlenmediğini görünce "gelmeyecek misin sen?" diye sordum.

"Yok, ben eve geçeyim. Haydar abi cadı Filiz'le ilk defa karşı karşıya kaldı. Adam ne yapacağını şaşırmıştır," dedi. Birkaç saniye yüzüne baktıktan sonra bozulan sinirimle güldüm.

"Sen bilirsin," dedikten sonra yanağından öpüp teşekkür ettikten sonra arabadan indim. Ona el sallayıp Uyguroğlu malikanesinin bahçe kapısına ilerledim. Güvenlikler selam verip kapıyı açtılar. Bahçeye girdiğimde güvenlik kulübesinden Arda abi çıktı.

"Aden hoş geldin abicim," dedi.

"İyi geceler abi, hoş boldum," dedim. Adam gecenin bir yarısında beni görünce şaşırmıştı.

"Sorun yoktur umarım..." dediğinde yarım ağzı güldüm.

"Ben de sorun biter mi abi her yanım sorun her yanım dert vallahi benim," dediğimde gülecek gibi şaşkın bir ifade belirdi yüzünde.

"Neyse abi, üşütme benim yüzümden. Kolay gelsin," deyip eve ilerledim.

Eve girdiğimde beni karşılayan sıcaklıkla gevşedim. Montumla ayakkabılarımı çıkarıp aynalı dolaba bıraktım eşyalarımı. Çantamı alıp odama çıkacakken sızlayan boğazımla ofladım. Sıcak bir şeyler içmek için mutfağa ilerledim. İçeri girdiğimde ankastrenin ışığında oturmuş içki içen Yağız Bey'i gördüm. Bir saat öncesinde baba demiştim halbuki. Yanına ilerleyip karşısındaki sandalyeyi çekip oturduğumda çıkan sesle irkilip kendine geldi. Bakışları beni bulduğunda o da bu saatte eve gelmeme şaşırdı.

"Kızım," dedi. Gözlerini kolundaki saate dokundurdu.

"İyi geceler," dediğimde tekrar bana baktı.

"İyi geceler de bir şey mi oldu saat çok geç," dedi.

"Sizi özledim. Burnumda tüttünüz hatta. Ben de çıkıp geldim," gözlerini kısıp masaya kollarını yasladı.

"Evde bir problem mi oldu?" sanırım yüzümden ya da sesimden anlıyordu.

"Yok, yani her zamanki şeyler," dedim.

"Keşke arasaydın gelip alırdım ben seni kızım. Gecenin bu saatinde tek mi geldin?" omzumu silkip önündeki çerez tabağını önüme çekip sevdiklerimi seçip yemeye başladım.

"Emir bıraktı rahat ol," dedim.

"Sen beni geç! Hayırdır böyle rakılar falan annemle kavga ettiniz de seni odadan mı kovdu?" dediğimde kısık bir kahkaha attı.

"Otuz altı yıllık evliliğimde hiç odamdan kovulmadım kızım," doğru olduğunu peş peşe doğan beş çocuktan anlamak mümkündü.

"Sen geç yatan bir adam değilsin. Neden uyuyamadın diye sorayım o zaman üstelik içiyorsun?" omzunu silkti. Bilmem dercesine dudak büküp alnını kaşıdı.

"Yoksa oğlun evleniyor diye duygulandın mı? Benim düğünümde de böyle derbeder olmazsan fena bozulurum haberin olsun," büyük ihtimalle yemekte annemle yaşadıkları atışmadan dolayı rahatsızlık hissettiği için uyuyamamıştı. Onu tekrar o konuya hiç sokmadan takılmak daha mantıklı ve sağlıklıydı sanırım.

"Kendime hak görmediğimden evlilik kararına hiç karışmadım. Eğer biraz olsun hakkım olsaydı sanırım işleri yokuşa sürerdim," durgunluğu gözüme takıldı. Sesine yansıyan pişmanlığı, gözlerine sinen keşke ona yük oluyordu belli ki.

"Ben de kocaya kaçardım," kıkırdadı.

"Ananın kızısın sen. Yaparsın," bu tür konularda beni anneme benzetmesi hoşuma gidiyordu. Avcumdaki bademleri ağzıma atıp sırıtarak yedim.

"Öyleyimdir. Kabul et bende en çok bunu seviyorsun değil mi?" gülerek başını salladı. Annemden bir şeyler görmek onu memnun ediyordu.

"Öyle... Bazen sana bakınca anneni görüyor gibi oluyorum. Özellikle bir şeye kızdığınızda böyle kaşlarınız çok hafif çatılıyor o zaman sol kaşınızın başlangıcında ince bir çizgi oluyor. Güldüğünüzde de istemsizce daha fazla göz kırpıştırıyorsunuz mesela. Ayağınızdaki benleriniz bile aynı," annemin o hallerini anımsadım. İnce çizgiyi, kırpıştırdığı kirpikleri, ayağındaki beni. Anneme benzemek benimde hoşuma gidiyordu. Saçlarım onu gibi sarı olsa sanırım dış görünüş olarak da ona fazlasıyla benzeyecektim.

"Oğullarımda bana benziyor demek isterdim ama!" gülmemek için dudaklarımı ısırdım.

"Deme canım öyle. Aslan tam olarak babasının oğlu. Egoist," gözlerini devirip rakısını içti.

"Baran mesela o da tıpkı senin gibi. İşine gelmeyen bir şey olunca insanı çıldırtıyor gerçi onun görmezden gelme olayı yok. Ara sıra annem bahsediyor gençliğinizden, sanırım Doğu da eğlence anlayışını senden kapmış," sırıtarak masaya yaslanıp yüzüne yüzüne güldüm.

"Neyse ki fındık kurdum tamamen bana çekmiş!" başını gülerek sallayıp "ya ne demezsin aynı sen," dedi.

"Ben tabii," dedim. Esneyip çerez tabağına elimi daldırdım.

Leblebileri tabağa geri bırakıp diğerlerini yemeye başladım. Rakı bardağının yanındaki su bardağını alıp başıma diktim. Çerezleri bitirdikten sonra ayaklanıp iyi geceler dedim. Mutfaktan çıkacakken durdum. Dönüp ona baktığımda kadehini bana kaldırıp başına dikti. Yanına geri dönüp kollarımı arkasından omzuna sarıp yanağını öptüm.

"Teşekkür ederim... İyi geceler," deyip koşar adım mutfaktan çıkıp odama çıktım.

Sabah uyandığımda gördüğüm rüyanın etkisiyle boş boş duvara bakındım. Yüzümü sıvazlayıp yataktan kalktım. Hazırlandıktan sonra evden çıkıp garaja ilerledim. Annemin arabasının yedek anahtarını garajdaki dolaptan alıp arabaya geçtim. Evden ayrılıp mezarlığa doğru sürdüm. Yolda alacaklarımı alıp yoluma devam ettim. On beş dakikalık bir yolculuktan sonra önce aile kabristanlığına geldim. Uyguroğlu Aile Kabristanlığı yazısında bir süre takılı kaldım. Hayatımın sadece beş yılını geçirdiğim insanları kaybetme düşüncesi tenimin her yanına küçük küçük iğneler batırdı. Derin soluklar alıp kendimi toparladıktan sonra küçük mezara ilerledim. Hayatımda sadece bir kez gördüğüm bir çocuğun mezarına gelmek insanı üzüyordu. Her ölüm, her kayıp baştan başa zorken hayatı yaşayamamış insanların ölümü daha yıkıyordu insanı.

Mezarın başına geldiğimde karşılaştığım şeyle şaşkınlıkla kalakaldım. Kucağımdaki çiçeği ve oyuncak araba düşecek gibi oldu. Mezar taşında yazılı olan isimle burnumun direği sızladı, gözlerim doldu.

"Abi ya!" dedim mırıldanarak.

Mezar taşının başında durup JİYAN UYGUROĞLU yazısını parmak uçlarımla sevdim. Bejna'yı her şeyiyle sahiplenmesinin en büyük kanıtı bu mezar taşıydı sanırım. Küçük mezarı sessiz gözyaşlarımla sevip çiçekleri tek tek toprağına bırakıp arabayı çiçeklerin arasına sıkıştırdım uçmasın diye. Mezar tertemizdi, çiçek ve bir sürü oyuncaklarla doluydu. Bejna'nın oğlunun mezarına gözü gibi baktığı belliydi.

"Keşke yaşasaydın ufaklık. Annenle..." iç çekip bir kez daha mezar taşına baktım.

"Babanla birlikte çok güzel bir ailede büyüseydin," dedim. Jiyan'a, annesinin son günlerini ve nasıl güzel bir gelin olacağını anlattım. Mezarını son kez sevip ıradan ayrılıp anneannem ve dedemin mezarına gittim. Burası da Jiyan'ın mezarından farksız değildi. Tertemiz ve kış olduğu halde çiçeklerle kaplıydı. Onlar için aldığım çiçekleri mezarlarına bırakıp anneannemle konuşmaya başladım. Onu en son Aslan'la Bejna'nın isteme zamanında gelmiştim. O zamandan bu zamana neler yaşadıysam uzun uzun tüm detaylarıyla anlattım.

"Şimdi bana kızıyorsundur sen kesin. Baba de şu adama artık Aden diye," buruk bir gülüşle toprağını sevdim.

"Anneme anne demek daha kolaydı..."ofladım. Gözyaşlarımı silip kayan beremi düzelttim.

"Çok özledim seni. Aksi hallerinle uğraşmayı, annemle birlikte kahve içmemizi beni anca azarlanmanı... Çok özlendiniz Ahsen Hanım," titrek nefeslerim göğsümde süzülüp geçtiği yerleri sızlattı. Özlemim geçer belki diye toprağında yeşeren çiçeklerini sevdim.

Anneanneme hiç istemeyerek veda ettikten sonra eve geri döndüm. Evde sadece annem ve babaannem vardı. Üzerimi değiştirip yanlarına indiğimde ikili sorguya alındım. Sanırım gece geldiğimin haberini almışlardı.

"Bir şey olduğu yok gerçekten. Atıştık biraz ben de annemin evine geldim," dedim gülerek. Benim aksime onlar oldukça ciddiydi.

"Dün akşamdan dolayı değil mi?" annemin kucağına yatıp bacaklarımı üst üste atıp koltuğun tepesine yasladım.

"Ne fark eder atıştık işte. Canını sıkacak bir şey değil... Babaanne gelinin çok üzerime geliyor kız ona," babaannem gülüp anneme baktı.

"Kız gelin bu mavişin dili çok uzamış kesmek lazım," deyince babaanneme gözlerimi belerterek baktım. Annem gülüp "hep böyleydi bu anne. Sen yeni fark ediyorsun bence," dedi.

"Ehhh, anasının kızı ne beklersin," Kiraz Uyguroğlu da bugün modundaydı anlaşılan.

"Sahi sen gece gelip sabahın köründe nereye gittin bebeğim?" dedi annem.

"Mezarlığa gittim. Size bir şey diyeceğim," uzandığım yerden doğrulup dik oturdum.

"Siz abimin ne yaptığını biliyor musunuz?" dediğimde birbirilerine bakıp hayırdır der gibi başlarını salladılar.

"Yok anneciğim abin bize bir şey demedi düğünle mi alakalı?" diye sordu annem.

"Yok. Anneanneme gitmeden önce Bejna'nın oğlunun mezarına da uğradım. Mezar taşı değişmiş... Şey, soyadı kısmında Uyguroğlu yazıyordu," annem fazlasıyla şaşırdı.

"Ah güzel yürekli yavrucuğum. Ah güzel oğlum benim," anneannem fazlasıyla duygulanmıştı.

"Doğru olanı yapmış. Bejna'nın da rahmetli yavrusunun da geçmişleriyle iletişimi kesmeleri lazımdı. Yerinde olmuş. Yavrucak kendi katilinin soyadıyla anılmamalıydı en başında zaten... Allah'ım sen beterinden koru çocuklarımı," amin dedik babaannemle. Annemin yanağından bir buse çalıp koltuktan kalktım.

"Siz abime bir şey demeyin ama. O uygun gördüğünde söyler," dedikten sonra mutfağa geçip bir şeyler atıştırdım. Ben mutfakta tıkanırken Güneş geldi.

"Gün güzelim nereden?"

"Buradaki üniversiteden arkadaşlarla kahvaltıya gittim ama sarmadı," yanıma gelip ekmeğimden bir parça koparıp ağzına attı.

"Açım ben ya. Haydi kalk sahile kumpir yemeye inelim," dedi oturduğu gibi ayaklanıp. O kumpir deyince benimde canım çekti ama dışarı çıkmaya üşendim.

"Hiç çıkmasak biz yapsak sonra da Kerem'in ağaç evine çıksak?" dediğimde güldü.

"Annemlere yerler mi diye sorup geliyorum," mutfaktan çıkınca ben de ayaklanıp patates kovasından birkaç tane büyük patates alıp fırına atmak için hazırladım.

"Annemler yemeyecekmiş," dedi Güneş yanıma geri geldiğinde.

Birlikte kumpir yaptıktan sonra bahçedeki ağaç eve geçtik. Yapıldığından beri ilk defa inceliyorduk. Tahminimden daha büyüktü. Bir bölümü tamamen kitaplardan oluşurken bir bölümünde Kerem'in legoları vardı. Ferah bir çalışma alnıyla geniş bir koltuk ve oyun köşesi vardı.

"Burası çok güzel olmuş," hayranlığı sesine yansımıştı.

"Vallahi ben de bu kadar beklemiyordum. Küçük bey ev kurmuş resmen. Hem de içinde bir servet yatıyor," dedim kitaplığı ve legoları göstererek.

"Bu çocuğun lego aşkı bana pahalıya patlıyor," dediğinde güldüm. Kerem istediği legoları burada bulamadığı zaman direkt Güneş'i arayıp istiyordu. Kerem sağ olsun kız her hafta Fransa'ya gidip ona lego alıyordu.

"İsviçre de yaşaman en çok onun işine geldi," güldü. Koltuğa geçip oturduğunda yanına gittim. Kumpirlerimizi yerken Kerem ve Lara hakkında dedikodu yaptık. Ahşap duvarların bir bölümünde sadece onların polaroid fotoğrafları vardı. Burada fazla vakit geçirdikleri belliydi.

"Biz neden daha önce akıl etmemişiz ki böyle bir yer?" iç çekip etrafa bakmaya devam etti.

"Eh hayatınıza bir Lara girememiş belli ki," gülüştük. Kumpirleri yedikten sonra eve geri döndük. Güneş bir tanesini zar zor yemişti ya neyse! Kına gecesinin hazırlıkları için Sema abla arayınca onlara geçtik. Pınar Hanım direkt Bejna ile iletişime geçti. Ne istediğini, nasıl istediğini detaylıca sorup hızlıca tasarımlarını kâğıt üzerinde anlattı. Kış bahçesini kına için hazırlayacaktık. Pınar Hanım kendi şirketine bağlı yemek şirketini de çoktan hazırlamıştı. Örnek menüleri inceleyip içlerinden bir tanesini seçmiştik.

"Biz kına elbisesini unuttuk!" dedi Güneş birden.

"Ay doğru. Bejna kalk kızım hemen halledelim. Arıyorum ben Aysel'i," dedi annem telaşla.

"Sakin olun. Kızlar gidip hallederler," dedi Kiraz babaannem.

Güneş ve Bejna'yla birlikte Aysel Hanım'ın moda evine gittik. Annem önceden aradığından Aysel Hanım kına için uygun elbiseleri çoktan hazır etmişti. Bejna'ya hepsini denettik yetmedi bizde denedik. Birbirimize mini bir defile yaptıktan sonra Bejna'ya en yakışanını aldık.

"Eve mi geçelim?" diye sordu Güneş. Emniyet kemerimi takıp arkaya döndüm.

"Yengeciğim ne dersin görümcelerinle felekten bir gece geçirmek ister misin?" Güneş gülüp bize baktı.

"Yengeciğim duyduğuma göre sarhoş olmakta çok iyiymişsiniz," Bejna anında utanıp ellerini yüzüne kapadı.

"Duydum ben de öyle şeyler," dediğimde mahcup gözlerle bize baktı.

"Dalga geçmeyin," dediğinde kıkırdadım.

"Merak etme esmer şekerim. Güneş'in senden ayrı kalır bir yanı yok bu konuda, rahat ol yani," Güneş oflayıp önüne döndü. Bejna da gülüp başını salladı.

"O zaman gidelim. Ama ben önce Aslan'a haber vereyim," dedi.

Gece kulübüne geçmeden önce bir şeyler yedik. Evdekileri haberdar edip kulübe geçtik. Bizden gelmeden önce haberimiz gelmiş olacak ki tüm ilgi alaka üzerimizdeydi. Aslan'ın maşallah eli kolu her yere uzanıyordu. Locaya geçmek yerine bar tezgahına geçtik. Yan yana oturup içki siparişi verdik. Gelinlikten, elbiselerden ve kınadan konuştuktan sonra konu Daron'a geldi.

"Arkadaşız," dedikten sonra gözlerini bizden kaçırdı.

"Nasıl bir arkadaş o?" dedi Bejna.

"Normal arkadaş. Yani arada bir patronluk taslıyor ama idare ediyorum bir şekilde," dirseğimi tezgâha yaslayıp Güneş'e baktım.

"Patronun ya yavrum zaten adam," Bejna kıkırdayıp benim gibi başını eline yasladı.

"Güneş, sen aşık mısın yoksa?"

Güneş bir bana bir Bejna'ya bakıp sarı saçlarını elinin tersiyle geriye savurdu. Çenesini dikleştirip omzunu silkip Bejna'ya baktı. "Aşk bana yaramıyor benlik değil," dediğinde güldüm.

"Tabii, tabii..." dediğimde bana baktı bu sefer.

"Aden!"

"Ne Aden sen bizzat bana itiraf etmedin mi âşık olduğunu?" başını sağa sola sallayıp "yooo!" dedi.

"Unutkanlık da başlamış. Süper, muhteşem..."

"Kabullenmeme evresi bu. Bende de olmuştu," Bejna'nın konuştuktan sonra Güneş ofladı.

"Aşık değilim. Sadece hoşlanmıştım şimdi de arkadaşız o kadar... O kadar," dedi kesin bir dille. Bu biraz istemem yan cebime koy havasındaydı ama yine de ona ayak uydurduk.

"Sen öyle diyorsan öyledir," dedim.

Gece çok geç olmadan kulüpten ayrıldık. Bejna'yı eve bırakıp kendi yolumuza devam ederken Güneş "hangi eve?" diye sorunca yüzüm asıldı. Düştüğümü görünce ne olduğunu sordu. Şimdi anlatsam bir dert anlatmasam bir dertti. Geçiştirmeyi tercih etsem de ne olduğunu hemen anladı.

"Benim yüzümden değil mi?" dedi.

"Ne alaka kızım Allah Allah!" dediğimde bana kısa bir bakış atıp yola odaklandı.

"Bilmem ailevi krizler hep benden kaynaklı oluyor ya ondan dedim," gülecek gibi olunca burnumun ucunu kaşıyıp camdan dışarı baktım.

"Yalan mı kızım kriz merkezinin ortasında olmak nam salmışım ben kesin benim yüzümden tartıştınız," gülmeyi kesemediğimden yüzümü saklamaktan vazgeçip ona döndüm. Yanağından makas alıp sırıttım.

"Annemin ayarsızlıkları işte. Boş ver," dedim.

"Tanıdık geldi. Bizim bu ayarsızlıklar irsi demek ki!"

"Öyle," dilimi ısırıp Güneş'e baktım. Gülüp başını sağa sola salladı. Karşılıklı gülüştük. Yanağından yine makas alıp öptüm.

"Telefonun çalıyor herhalde," dediğinde arka koltuktan çantamı alıp içinden telefonu çıkardım. Filiz annem arıyordu. Aramayı reddedip Emir'in mesajlarına dönüş yaptım. Annem tekrar arayınca "aç istersen," dedi Güneş. Ben ona bakınca omzunu silkti.

"Klasik Filiz Kırman. Önce aramaz sonra da bıktırana kadar arar," dedi.

"Açayım o zaman," deyip telefonu açtım.

"Annecim," dedi telefonu açar açmaz.

"Efendim anne," dediğimde derin bir nefes aldı.

"Anneciğim nasılsın ne yapıyorsun?"

"İyiyim. Güneş'leyim dolanıyoruz öyle arabayla," dedim.

"Anladım. Güneş nasıl?" dediğinde gözlerimi devirdim.

"Bana neden soruyorsun anne ara sor öğren!"

"Yanında ya kızım kardeşin ondan sordum," dedi bozulmuş sesiyle.

"İyi," dedim.

"İyi, güzel... Şey diyecektim yarın sen, ben, Güneş birlikte üçümüz kahvaltı mı yapsak kızım?" Güneş'e döndüm. Telefonun sesi yüksek olduğundan konuşmaları duyuyordu. Göz kırptığımda "fark etmez," dedi.

"Tamam olur, evde mi dışarıda mı?" diye sorduğumda Güneş koluma vurup dışarı diye fısıldadı.

"Dışarı olsun anne. Hem perşembeyi de beklemeden elbiseleri alırız," dedim.

"Tamam kızım. Siz istediğiniz yerin konumunu atarsınız bana. Öpüyorum ikinizi," deyip telefonu kapattı.

"Sen geldiğinden beri eve hiç gitmedin değil mi?" başını arkaya atıp "cık," diye homurdandı.

"Neden o?"

"Ayağım gitmiyor," dudak büküp ofladım. Annemin çocuklarını kendinden soğutmakta, uzaklaştırmakta kimse su dökemezdi.

"Yarın ola hayrola o zaman..."

Ertesi sabah evdekilere dışarıda olacağımızı söyleyip evden ayrıldık. Arabadayken annemi arayıp gideceğimiz yerin adresini verdim. Restorana geldiğimizde sipariş verdik. Annem gelene kadar kahvaltıda hazırlanırdı.

"Gergin görünüyorsun," Güneş deniz manzarasından gözlerini çekip bana baktı.

"Gergin değilim... Böyle olmamıza üzülüyorum. Ne bileyim işte zaman bize pek yaramadı sanırım," bakışları tekrar pencereye kaydı. Uzun, kırmızı ojeli tırnaklarını avuç içlerine sürtüp kollarını göğsünde bağladı.

"Hemen karalar bağlama sen de. Demek ki sizin zaman daha yavaş akıyor," dedim.

"O zaman bir bana yavaş zaten," dediğinde ters ters baktım.

"Yalan mı?" dedi alayla gülerek.

"Haklılık payın var ama fazla negatifsin. Biraz pozitiflik bas bünyene," başını sallayıp burnunun ucunu kaşıdı.

"Tavsiyene uyacağım," dedi ama beni alaya aldığını belli ediyordu. Bacağına tekme atınca gülerek acıyla inledi.

"Vahşisin kızım!" masasının altından bacağını ovaladı.

"Öyleyimdir," havadan öpücük atıp gülerek arkama yaslandım. Garsonlar masayı hazırlamaya başladıkları sırada annem geldi. Sırayla ikimizle sarılıp Güneş'in yanına oturdu. Önden kendisine Türk kahvesi istedi.

"Barlas?" diye sordum.

"Emir'le," dedi. Saçlarını geriye atıp bir Güneş'e bir bana baktı.

"Anneciğim bu kahvaltıyı neye borçluyuz?" Güneş dudaklarını bastırıp başını sola çevirdi. Annem çatık kaşlarıyla bana bakıp gülümsemeye çalıştı.

"Sizi çok ihmal ettiğimin ve üzdüğümün farkındayım," dedi hiç uzatmadan direkt konuya girerek. Güneş gözlerini devirip servis tabağının üzerindeki peçeteyle oynamaya başladı.

"Biz alışkınız aslında. Takmıyoruz artık böyle şeyleri," gerçekten de takmıyordum artık. Geçen akşam beni evden kovması hiç zoruma gitmemişti ama Zümrüt annem beni kovsa kapının önüne oturur bebekler gibi hiç susmadan ağlardım sanırım. Filiz anneme karşı bağışıklık kazandığımdan artık etkilenmiyordum.

"Aden," dedi uzatarak.

"Anneciğim," dedim tatlı tatlı. Yanlış yapıp üstüne cila çekmeye çalışması artık ciddi anlamda can sıkıyordu. Ergen ya da yeni yetişkin değildi. Artık hastalığının manik ataklarını da geçirmiyordu. O nedenle yaptığı yanlışı, hatayı sineye çekmek bir yerde ona zarar veriyordu.

"Peki, anladım sert bir kahvaltı olacak," dedi. O esnada garson kahveyi getirdi. Diğer garsonlarda masaya son yiyecekleri bıraktıktan sonra yanımızdan ayrıldılar. Tabağıma yiyecek bir şeyler alırken Güneş'e de şunu ye şunun tadına mutlaka bak diyordum. Kız resmen yaşamsal faaliyetlerini gerçekleştirecek kadar yiyordu.

"Menemeni de çok güzeldir. Sucuklu istedim bilerek yarısından çoğunu sen yiyeceksin haberin olsun," ağzında çatalla bana baktı.

"Benim mide cevizden daha küçük nereme sığdıracağım?" gözlerimi devirip önündeki tabağının alıp her şeyden azar azar doldurup menemen tavasını önüne itekledim.

"Yersin bir şey olmaz. Ağrın olursa ilaç yazarım ben sana," oflayıp tabağı elimden aldı. Annem kahvesini içtikten sonra arkasına yaslanıp kollarını göğsünde bağladı. Ağzımdaki lokmayı yutup "sen neden yemiyorsun?" dedim.

"Yerim birazdan," dedi. Birkaç dakika sessizliğini korudu. Güneş yemesini söylediğim peynirleri tadıp beğendiklerini söylerken annemde kahvaltısına başladı.

"Kına içinde elbise bakacak mısın?" annem tabağından başını kaldırıp baktı.

"Birkaç ay önce aldığım bir elbise var onu giyineceğim. Siz?"

"Dün Bejna'yla gittik birlikte. Aldık bir şeyler," dedim. Başını hafifçe sallayıp boynunu sol omzuna doğru eğdi. Burnun ucunu kaşıyıp peş peşe nefes aldı. Arkama yaslanıp bacak bacak üstüne attım.

"Anne ne kendini ne bizi yorma. Ne söylemek istiyorsan da gevelemene hiç gerek yok. Biz hazırız," annem yutkunup sırayla bize baktı. Güneş oturuşunu dikleştirip bedenini anneme doğru çevirdi.

"İyi bir anne olamadığımın farkındayım..." gözüm Güneş'e kaydı. Elleriyle oynuyor anneme bakmıyordu.

"Anne bu konuları geçeli epey oldu sanki," dediğimde başını sağa sola salladı. Koyu kahverengi gözlerine inmeye başlayan perdenin farkındaydım.

"Sorun yok alıştık artık!" alt dudağını ısırıp kaşlarının ortasını kaşıdı.

"Sen de hep bunu yapıyorsun ama! Alıştık, kabul ettik falan diyorsun. Ben de elimden geleni yapmaya çalışıyorum ama buna bazen siz izin vermiyorsunuz..." ben sadece oflarken Güneş ağır hareketler başını anneme çevirdi. Annem Güneş'in bakışlarını fark edince ona döndü.

"Bakma bana öyle! Yalan mı söylüyorum sanki anca sen nasıl annesin de annesin ya siz siz nasıl evlatsınız bana acaba hiç soruyor musunuz kendinize?" gözlerimi devirmekle yetindim. Annemle bu konuda asla tartışıp kendimi yoramazdım. Çay bardağımı dizime yasladığım sırada Güneş'i fark ettim. Gözlerindeki hayal kırıklığı o kadar barizdi ki göğsünün ortasına ansızın düşen o taşın ağırlığını kendi göğsümde hissediyordum.

"Senin annelik anlayışın ne bilmiyorum ama ne ben ne Aden seni evimize kabul etmemezlik yapıp evden de kovmazdık!" annem Güneş'in karşısında dudaklarını aralayıp aralayıp kapadı. Ne diyeceğini kestiremedi, dese de bir anlamı olmayacağı açıktı.

"Ben sendeki yerimi gördüm, anne... O yerden daha fazlasını senden istemeyeceğim. Senden herhangi bir beklentim de yok, isteğim, arzum... Hiçbir şey yok," Güneş ayaklandı, sandalyesine asılı çantasını ve ceketini alıp tekrar anneme döndü.

"Son bir şey... Korkma, aileni dağıtacak, sizi huzursuz edecek değilim," dedikten sonra arkasını döndüğü gibi koşar adım çıktı restorandan.

"Ne dedim ben şimdi de böyle bir tepki verdi?" yüzümü sıvazlayıp başımı geriye atıp gürültüyle ofladım.

"Farkında mısın anne bizden bir tepki aldığında ne dedim ben şimdi diyorsun. Bize sormak yerine kendine sor. Ben ne diyorum ne yapıyorum da benim çocuklarım benden git gide uzaklaşıyor diye dön bir kendine sor tamam mı?" kollarını göğsünde bağlayıp masaya doğru eğildi.

"Tek kötü benim, tek suçlu, hatalı?" sinirlenmemek için çayımdan büyük yudumlar alıp bitirdim. Kendime yeni bir çay doldurup anneme baktım.

"Hâlâ aynı cümleler... Tek sen değilsin elbette. Ama etrafımızda hatalarını, yanlışlarını halı altına süpüren, yüzleşmekten kaçınıp doğruları reddeden tek kişisin. Güneş'i eve kabul etmeyen, beni evden kovan, Emir'i sürekli daraltan sensin. Susup ne dersen onaylamamızı, sana ses etmememizi istiyorsun ama senin de şunun farkına varman lazım. Biz beş yaşında çocuk değiliz..." dolan gözlerini saklamak için başını pencereden tarafa çevirdi.

"Öz anneme anne demem, öz ailemin bir ferdi olmam, Uyguroğlu soy adını almış olmam sana olan sevgimi asla azaltmadı, azaltmaz. Senin kucağına verildiğim ilk an senin kızındım zaten. Hiçbir şey değiştiremez bunu. Sevgimi, saygımı, bağlılığımı... Ama sen böyle devam edersen ne kadar seversem seveyim aramıza çok kalın bir duvar örerim anne. İnan bana bu benim için daha doğrusu bizim hiç zor olmaz!"

"Tehdit ediyorsun bir de harika. Öz ailesiymiş her şey kan bağı çünkü değil mi? Biz aile değil miyiz kızım sen bunca sene kiminle büyüdün, yaşadın acaba?" sakince çayımı içmeye devam ettim. Tabağımdaki peynirlerden birini ağzıma atıp ağır ağır çiğnedim. Bunları yaparken gözlerimi annemin gözlerinden bir an olsun ayırmadım.

"Ben ailenin ne olduğunu bilmeden bir araya gelmiş bir kadın ve bir erkekle yaşadım. Baba olacak adamın şiddetiyle, yok saymalarıyla büyüdüm. Sürekli sinir krizi geçiren, ilgisiz bir anneyle yarım yamalak bir iletişimle büyüdüm... O adamı asla sevemedim, kabul edemedim. Ama o kadını her şeye rağmen çok sevdim, anne dedim... Aileymiş," alayla güldüm.

"Biliyor musun günün birinde anne olursam asla zorlanmayacağım, asla!" dolan gözlerimi kırpıştırıp elimdeki çay bardağını masaya bırakıp ayaklandım.

"Ben ödemeyi yaparım, dışarıda bekle istersen..."

Annemin elbisesini aldıktan sonra Aysel Hanım'la benim gelinliğim hakkında konuştum. İstediğim gelinliği tarif ettiğimde bana birkaç tane model çıkaracağını söyledi. Moda evinden çıktıktan sonra annemi eve bırakıp babaannemlerin siparişlerini almak için Eminönü'ne indim oradan da Sema ablalara geçtim. Güneş buraya gelmişti. Yüzü hâlâ asıktı. Ona bir görünüp hazırlıklara bakındım. Kına için kış bahçesindeki eşyaları kaldırıyorlardı. Ses sistemi kurulup işin sadece Pınar Hanım'a düşen kısmı kalınca hepimiz bir rahat ettik.

"Kına alındı değil mi kızlar?"

"Aldım babaanne. Merak etme istediğin her şey eksiksiz alındı," dedim.

"Güzel aferin kuzum. Darısı sizin başınıza hayırlısıyla inşallah," Meryem babaannemin yanaklarından öpüp yanına oturdum.

"Amin pamuğum," dedim.

"Gelinliği yarın alıyoruz değil mi?" dedi annem.

"Aynen. Aysel Hanım hazır dedi. Sadece son kez deneyecek Bejna," dedim. Gelinliğin sırtı beline kadar açık olacak, belinden sonraysa çapraz iple kalçaya kadar inecekti.

"Simge'nin mi kaldı bir tek?" diye sordu Sema abla.

"Evet, Cuma halledecek o da. Neyse ki tam beden aldığı hiçbir şeyin tadilata gittiğini görmedim..."

"Proporsiyonları tam demek ki," dedi Gazel yenge.

"Aden, sen de sanki biraz kilo mu aldın kızım?" annemin dediği şeyle göbeğime ve bacaklarıma baktım. Birazcık almıştım.

"Aldım bir iki kilo," dediğimde yeme beni bakışları attı.

"Tamam bir beden yükseldim," dedim.

Aden!" dediğinde oflayıp ona baktım.

"Ne anne. Yemek yemeyi seviyorum ben Allah Allah!" dediğimde anında bacak bacak üstüne atıp Zümrüt Hanım pozisyonunu aldı.

"Dört ay sonra benim düğünüm var çünkü değil mi kızım?"

"Annelerin en despotu, en sarısı, mavişi. Ben hiçbir zaman incecik bir kız olmadım ki. Balık etliydim hep. Ama sen merak etme düğüne kadar ben eski kiloma düşerim söz," annem nefesini gürültüyle verip boğazını temizledi.

"Sen hiç bakma annene kızım. Nasıl seviyorsan öyle takıl. Ama aşırıya da kaçma... Sen de Güneş. Kardeşin aldıkça sen vermişsin teyzeciğim biraz kilo al tamam mı? Yemek yiyemiyorsan ben sana vitamin takviyesi yaptırayım," dedi Sema abla.

"Olur teyze. Dönmeden hallederiz ne dersin?" Güneş'ten beklemediğim bir tepki gelince şaşırıp ona baktım.

"Hallederim ben bu gece. Düğünden sonra düzenine uygun takvimine ekleriz," dedi Sema abla.

"Kız Güneş tüm nazın bana mıydı?" dediğimde başını sağa sola sallayıp güldü.

"Ne yapayım ya hap almaya alıştı bünyem," dediğinde ufak bir sessizlik oluştu.

"Serumla da hallederiz güzellik. Hatta özel yağlar var onlardan da ayarlarım ben sana. Ama tabii bir süre. O miden biraz büyüsün tamam mı?" dedi Sema abla hafif azarlar bir tonda.

"Tamam teyze," dedi Güneş.

Akşam yemeğinden sonra eve geçtik. Kerem ağaç evde film izleyelim deyince atıştırmalık bir şeyler hazırlayıp ağaç eve geçtik. Bu sefer Güneş'in seçtiği romantik komediyi izledik. Güneş'i destekleyince hiçbiri ses etmedi. Yoksa bilmem kaçıncı kez izlediğimiz Marvel serisini tekrar tekrar izleyecektik. Filmin sonunda Doğu ve Kerem uyumuştu. Uyandırmamaya karar verip ikisi için evden ekstra yorgan battaniye getirdik. Kerem'in telefonundan alarmı kurup yanlarından ayrıldık.

Ertesi gün gelinlik için Bejna'ya Güneş eşlik etti. Öğlene doğru annem kuaförünü arayıp yarın için olan randevuyu hatırlattı. Konuşması uzayınca sıkılıp mutfağa gittim. Kiraz'la biraz sohbet ederim diyordum ama mutfağa girdiğimde Arda abiyi gördüm. Kiraz ablayla karşılıklı oturmuş çay içip birbirilerine göz süzüyorlardı. Mutfak kapısının eşiğine yaslanıp kollarımı göğsümde bağladım.

"İyi günler," sırıtmam anında yüzüme yayılınca dudaklarımı ısırdım.

"Aden Hanım buyurun, bir şey mi istediniz?" Kiraz abla telaşla oturduğu sandalyeden kalkıp karşımda durdu.

"Ne hanımı Kiraz Allah aşkına... Ben soda alacağım siz bakın keyfinize," deyip buzdolabına yöneldim. Mandalina aromalı sodalardan bir tane alıp açtıktan sonra onlara döndüm tekrar.

"Güya herkesten önce ben evlenecektim ama," dediğimde Arda abi yarım ağız sırıtıp Kiraz'a baktı.

"Kim evleniyor ki?" diye sordu Kiraz.

"Bilmem, yakındır ama çıkar kokusu... Ne güzel bu yıl ailemizin evlilik yılı olacak belli ki," Kiraz dediklerimi anlamayıp saf saf yüzüme bakınca gülecek gibi oldum.

"Sahi siz neden hep mutfakta görüşüyorsunuz? Çıkın bir pastanedir, muhallebicidir, sinemadır gidin yani," Kiraz'ın jeton yeni düşmüş olacak ki kadın kıpkırmızı kesildi.

"Ben teklif ediyorum etmesine ama birileri pek oralı değil," dedi Arda abi.

"Olur olur... Dene sen bir daha. Ama olmazsa gözüme görünme vallahi! İşine son verdiririm Arda Bey ona göre," sahte tehdidime Arda abi göz kırpınca mutfak çıkıp kıkırdayarak salona geçtim. Annem hâlâ telefondaydı. Oflayıp tekli koltuklardan birine yan oturup ayaklarımı kolçaktan sarkıttım.

"Tamam, dediğim gibi o zaman. Yarın görüşmek üzere," annem sonunda telefonunu kapattı.

"Sema ablalara geçecek miyiz?"

"Yok kızım. Her şey hazır zaten. Yarın sabah kahvaltıda bizdeyiz ama," dedi.

"Yemin ediyorum evlendiğimde uzun koridorlu bir ev alacağım böyle boydan boya masa sığacak şekilde," dediğimde güldü. Gittikçe kalabalıklaştığımızdan her yıl daha büyük masa yaptırıyorlardı.

"Anne sana bir şey soracağım," dediğimde bana dikkat kesildi.

"Sor anneciğim, ne oldu?"

"Kiraz, ailesi falan var mı?" sorumla bir an şaşırdı. Beş yıldır ilk defa kadını sorunca şaşırması normaldi.

"Ne alaka şimdi?" dedi.

"Merak ettim," dedim.

"Anne ve babası öleli oldu bayağı. Bir tane hayırsız ablası var. Yanımızda bir ara yeğeni çalışmıştı hani. Hırsızlık yapan, onun annesi. Onunla da görüşmüyorlar ama. Ara sıra amcasıyla görüşüyor o kadar," dedi. Üzülmeden edemedim.

"Evlendi mi hiç?"

"Yok, bizim yanımıza geldiğinde yirmi beşinde falandı zaten. On yıl oldu hiç birisini duymadım. Öncesini bilmiyorum ama," sodamı içip salonun girişine bakındım.

"Arda abi?" dediğimde gözlerini kıstı.

"Aden!"

"Ne Aden bildiğin flört ediyorlar ama Kiraz abla da çok nemrut canım. Adam iki yıldır peşinde koşuyor kadının. Bizim Kiraz Hanım hiç oralı değil yabani ayol," dediğimde gözleri ayağındaki babetlerine kaydı.

"Anneciğim biliyor musun ben çocuklarıma hiç terlik ayakkabı falan fırlatmadım. Seninle deneyimlememi ister misin?" dediğinde siyah babetlerinde baktım.

"Aman hiç karışma böyle şeylere, ne olurdu yani bir el atsan?"

"Ne yapayım kızım insanları zorla evlendireyim mi?" güldüm. İstese yapardı vallahi.

"Vallahi evleneceksiniz desen asla karşı çıkamazlar sana," oflayıp durdu.

"Olacağı varsa olurlar kızım. O zaman elimizden gelen her desteği veririz. Ötesi berisi bizi aşar," deyince dudak büküp boynumu büktüm.

"İyi madem," sanırım konuşmam gereken asıl kişi babaannemdi. Canım pamuğum adaşını yola getirirdi.

"Neyse. Ben bir babaanneme bakayım," annem ne yapacağımı anlayınca eli babetine gitti. Yanından koşarak uzaklaştım. Babaannemin yanına çıktığımda yanına uzanıp elindeki kitabı aldım.

"Ne oldu kız?"

"Pamuğum operasyon başlatmalıyız," dediğimde güldü.

"Kimi kime everiyoruz," dediğinde kahkaha attım. Uzandığım gibi kalkıp bağdaş kurarak oturdum.

"Kiraz ve Arda abi," dediğimde gözleri parladı.

"Kız deme ben de bir yakıştırdım bunları bir yakıştırdım ki sorma," dedi.

"Hoşlanıyorlar birbirlerinden hele Arda abi. Kesin aşık," elini ağzına götürüp güldü.

"Belli belli içi gidiyor adaşıma baktığında ama bizim kız nemrut biraz," yani biraz sert, ciddi ifadesi vardı Kiraz'ın.

"Sen halledersin onu, ben zaten ufaktan emrivaki yaptım... Sen de bir ağzını ara yüreklendir adaşını, aşıklar kavuşsun..."

"İyi, iyi akşam bir bakarım," babaanneme sarılıp yanaklarından öptükten sonra kitabını geri verip odasından çıktım. İnsanların işine karışmamak için kendime ne kadar telkinler verirsem vereyim yapamıyordum arkadaş! Neyse ki tek gayem insanların mutluluğuydu...

Saçlarımın arasında hissettiğim parmaklarla uyandım uykumdan. Gözlerimi açamadan burnuma dolan kokuyla kocaman gülümseyip arkamı döndüm. Gözlerimi araladığımda karşılaştığım koyu kahvelerle gülüşüm daha da büyüdü.

"Savcım hoş geldin," üzerime eğilip alnıma bir buse kondurdu.

"Çok hoş buldum doktor hanım. Günaydın," saçlarımdaki parmakları yanaklarıma kaydı.

"Günaydın, ne zaman geldin?" kolundaki saate bakıp bana döndü.

"Yaklaşık kırk dakikadır güzelliğini izliyorum," şımarmadan edemedim. Yatakta kayıp kucağına tırmandım. Kollarımı beline sarıp göğsüne yattım. Başımı boynuna sokup uzun uzun soludum kokusunu.

"Nasıl özlemişim," saçlarımı sevip dudağının denk geldiği yer yanımı öptü.

"Özlenmeyecek adam değilim yavrum," göğsünü öptüm.

"Yusuf bazen abimle arkadaşlığınız devam etmese mi acaba diyorum. Hayır üzüm üzüme baka baka kararıyor sonuçta," dediğimde güldü.

"Bunu senin demen," gülünce karnına vurdum.

"Ben kardeşiyim," dediğimde "ben de kan kardeşiyim," dedi.

Başımı geriye çekip ters ters yüzüne baktım. Burnumu sıkıp yataktan kalktı. Beni de yataktan kaldırıp sırtına attı. Gülerek sırtına tutundum. Beni giysi odama götürüp indirdi.

"Herkes aşağıda hazırlan in yavrum. Ben de ineyim Yavuz dedem bağırır şimdi kara oğlan in artık diye," dedikten sonra dudaklarımdan hızlı bir öpücük çalıp odadan çıktı. Hızlıca duş alıp hazırlandım. Aşağı indiğimde Filiz annemlerde dahil herkes buradaydı. Herkese günaydın dedikten sonra Yusuf'un yanına oturdum.

"Sıhhatler olsun güzelliğim," dedi.

"Teşekkür ederim bir tanem," yanağımı sevdiği sırada Yavuz dedemin seslenmesiyle ona baktı. Tabağıma yiyecek şeyler koyarken Yusuf'un tabağını da bir şeyler koydum.

"Abi kucağına al," Yusuf'un dedemdeki dikkati dağılıp Yusuf Ali'ye kaydı. Kardeşine göz kırpıp eliyle gel işareti yapınca Yusuf Ali annesinin kucağından inip bizim yanımıza koşturdu. Abisinin kucağına yerleşince gülerek bana baktı.

"Adda abi gelmiş," dedi. Ellerini çırpıp bana öpücük attı. Yanaklarını sıkarak ağlatmak vardı da küçük bey yaygarayı koparacağından vazgeçtim. Yanağını öpüp burnuna parmağımın ucuyla vurdum.

"Aslan, hocayı unutmadın inşallah oğlum," dedi Meryem babaannem.

"Yok babaannem. Hallettim. Hocada davetli düğüne zaten. Resmi nikahtan hemen sonra gelin odasına çıkıp imam nikahını kıyacağız," dedi.

"Şahitlerinizi kararlaştırdınız mı?" dedi Emir.

"Onu da hallettik. Yusuf ve Aden olacaklar," dediğinde Aslan abime baktım.

"Aslan daha sormamıştım ben Aden'e," dedi Bejna.

"Ne olacak canım hayır olmaz diyecek hali yok ya mavişimin," dediğinde ona gözlerimi devirip Bejna'ya baktım.

"Seve seve şahidin olurum Bejna," dedim.

"Teşekkür ederim," Aslan kolunu Bejna'nın omzuna atıp şakağını öptü.

"Ben dedim sana güzelim," dedi.

Kahvaltıdan sonra herkes bir köşeye geçerken kahve yapmak her zamanki gibi bana kaldı. Bejna ve Güneş yaptığım kahveleri içeri götürürken son kahveleri alıp annemlerin yanına gittim. Kahveleri dağıttıktan sonra kızların yanına oturdum. Bir saate kına için Sema ablalara geçecektik. Kiraz ve diğer kızlar Aynur teyzeyle birlikte Pınar Hanım'a yardımcı oluyorlardı.

"Filiz," Zümrüt annemin ciddi çıkan sesiyle başımızı onlardan tarafa çevirdik. Filiz annem, Gazel yengeyle sohbetini bölüp Zümrüt anneme baktı.

"Sana danışmam gereken bir konu var. Odama çıkalım mı?" Güneş'le birbirimize baktığımızda Güneş dudağını büktü.

"Olur çıkalım," deyip ayaklandı Filiz annem. İkisi yanımızdan ayrılıp üst kata çıktı.

"Ne oldu şimdi?" dedi Sevgi anneannem.

"Yok bir şey, Zümrüt takıya karar veremedi onu soracak belli ki," dedi Kiraz babaannem. Göz göze geldiğimizde konunun takı olmadığını ikimizde biliyorduk.

"Her neyse... Sevda sen nasılsın tatlım nasıl gidiyor bizim deli oğlanla?" dedi Sema abla.

"İyiyim Sema abla. Sizin deli oğlanla da iyiyiz," dedi. Yanakları hafiften kızarıyordu.

"İyi bakalım... Bu günleri sizin içinde yaşarız inşallah," Sevda bakışlarının utanarak Sema abladan kaçırdı.

"Hayırlısı abla," dedi. Diğer kızların bu halini görünce ne kadar utanmaz olduğumu fark ediyordum. Ne ilk zamanlarda ne sonralarında annemlerden ya da diğerlerinden bu tarz konular konuşulduğunda asla utandığımı hatırlamıyordum.

"Aden bir baksana güzelliğim," Yusuf'un seslenmesiyle kızların yanından kalkıp yanına gittim. Birlikte mutfağa geçtik. O sandalyeye otururken ben de tezgâha yaslanıp kollarımı göğsümde bağladım.

"Canım?" dedim.

"Burnuma bazı kokular geliyor," elbette olumsuz olan her şeyin kokusunu alıyordu. Adamda mesleki deformasyon olmuştu bu durum.

"Ne gibi kokular sevgilim?" dedim lafı taca atarak.

"Amcamla Haydar abinin arası belli ki soğuk. Teyzemle Filiz abla da yukarı çıktı. Emir'e sordum kekeledi. Yani benim güzel, akıllı nişanlım sen yine bir kaosun ortasında kalmışsın belli ki," bakışlarımı kaçırdığımda uzanıp kazağımdan çekiştirdi.

"Yorma beni kurban olduğum," yanındaki sandalyeyi çekip oturdum.

"Annemle atıştık. Her zamanki şeyler önemli değil anlayacağın," kaşlarını çatıp yemedim bakışını atınca başımı geriye atıp tavana baktım.

"Aden," dediğinde oflayıp başımı soluma doğru eğdim.

"Git kaynanalarına sor," sakalsız yanağını kaşıyıp güldü.

"Muhatabım sensin," dedi. Sandalyenin bacaklarından tutup beni kendisine çekti. Ellerini belime sarıp önce omzumu sonra da çenemi öptü.

"Annenle ne oldu?"

Hangisiyle?" dediğimde alnını omzuma yasladı.

"Filiz," dedi.

"Dışarıda yemeğe çıktığımızda Güneş'e ters gitti biraz. Yağız Bey ile biraz atışır gibi oldular. Haydar abi haliyle annemi korudu. Sonra eve geçtiğimizde annem susmadan konuştuğu için bende de şalterler attı. Bazı şeyleri yüzüne vurunca bana babanın evine git o zaman dedi ben de babamın evine geldim..."

"Ah Filiz abla ah!"

"Güneş'e neden ters gitti?" diye sordu bu sefer.

"Neden sürekli telefonu çalıyor, iş için değildir bu, kesin hayatında birisi var, ne çabuk Emir'i unuttu falan filan. Hayır kıza zaten ayıp etmiş, iki senedir onun kırgınlığıyla yaşıyor Güneş. Annem düzeltmek yerine daha da büyütüyor o kırgınlığı. Sonra mağdur edebiyatı, bir özür halloldu sanıyor," ensesini ovalayıp yüzüme üzgünce baktı.

"Yapacak bir şey yok güzelliğim. İyileşince düzelir sandık ama tahmin ettiğimiz gibi bir iyileşme olmadı. En iyisi görmezden gelip arsızlığa vurmak," alnına düşen saçlarını geriye tarayıp "kesinlikle öyle yapıyorum," dedim. Saçlarımı sevip yanağımı öptü. Yüzünü boynuma gömüp ellerini tekrardan belime sardı.

"Uykun varsa çık odama uyu biraz. Senlik bir şey yok zaten boşuna koşuşturma," mırıldanıp boynumu öptü.

"Koynunda uyumayı özledim. Sen de benimle uyuyacaksan neden olmasın," saçlarını karıştırıp başını öptüm.

"Yastığımla idare et sevgilim benin çok işim var," başını çekip küskünce yüzüme bakıp "tüh!" dedi. Yanağını sıkıp ayaklandım.

"Haydi Aslan başına üşümeden çık yat," elinden tutup kaldırdım. Yusuf odama yollayıp içeri geçeceğim zaman kapı çaldı.

Kapıyı açtığımda Baran ve Simge karşımdaydı. Hoş geldiniz diyemeden Simge boynuma sarıldı. Gülerek kollarımı beline sarıp sarılışına karşılık verdim. Baran'la da sarıldıktan sonra hep birlikte içeri geçtik. İkisi tüm aile tarafından fazlasıyla coşkuyla karşılandı. Onlar herkesle sarılırken annemlerde yan yana salona geri döndüler.

"Oğlum," annem koşar adım Baran'a ilerledi. Sıkıca birbirlerine sarıldıklarında duygulanmadan edemedim.

"Geciktiniz anneciğim daha erken bekliyordum sizi," dedi ayrıldıklarında annem. Simge'yi de kucakladıktan sonra Baran'a tekrar yöneldi.

"Moda evine uğradık anne. Erkenden halledelim istedik," dedi Baran.

"İyi yapmışsınız. Aç mısınız hemen bir şeyler hazırlatayım," Baran başını salladı.

"Açız vallahi anne," Simge de başını salladığında annem evdeki diğer çalışanlara bir şeyler hazırlamalarını söyledi.

Baran ve Simge kahvaltılarını ettikten sonra ailenin tüm kadınları olarak Toral ailesinin evine geçiş yaptık. Pınar Hanım'ın işi neredeyse bitmek üzereyken kuaför ekibi de gelmişti. Önce babaannemleri ve Sevgi anneannemi hazırladıktan sonra Bejna'yı ve annemleri aldılar. Biz kızlarla kendimizi sona bıraktık. Güneş kendi makyajını yapınca bizde Sevda ve Simge'yle kendimiz yapmaya karar verdik. Bejna far tonlarında kararsız kalınca Güneş'e danıştı. Kına elbisesi kırmızı olduğundan Güneş toprak tonlarını tavsiye etti.

"Elbisen oldu mu?" diye sordum Simge'ye.

"Oldu," dedikten sonra güldü.

"Hayırdır?" dediğimde dahada çok güldü.

"Baran hiç beğenmedi," Simge fazlasıyla cesur bir seçim yapmıştı. Derin göğüs ve sırt dekoltesi vardı.

"Kıskançlıktır o!" rimelini yüzüne bulaştırmamak için durup öyle güldü.

"Kadına demez mi şu açıklıkları kapatalım siz nasıl modacısınız bu ne böyle diye," Sevda kendini tutamayıp kahkaha atınca ben de güldüm. Güldükçe gülesim geldiğinden bir türlü durduramadım kendimi.

"Kadıncağıza hakaret etmiş resmen," dediğimde Simge yeni bir gülme krizine girdi.

"Kadının yüzünü görmeniz lazımdı, mağazanın ortasında bok görse öyle bir tepki vermezdi," dediğinde Sevda da krize girdi. Aysel Hanım'ın hali Simge'yi bayağı eğlendirmiş olacak ki gülmekten ölmek üzere olduğu halde anlatmaya çalışıyordu.

"Bakma sen bunların böyle sosyetik göründüğüne genlerinde Karadeniz damarı akıyor," dedi Sevda.

"Sevsinler," dediğimde bana baktılar.

"Canım nişanlımın Ege damarı neyse ki daha ağır basıyor. Ama aramızda kalsın Tahir dedem duyarsa aman aman," dedim.

"Yusuf abi türünün tek örneği mavişim asla bizimkilerle bir tutamayız," dedi Simge. Saçımı savurur gibi yapıp havalı havalı baktım.

"Nasıl kaptım ama!" dediğimde gülüştüler.

Makyajdan sonra saçlarımızı da yaptırdıktan sonra hazırdık. Beş kız bir an odada baş başa kalınca Güneş telefonunu çıkartıp aşağı inene kadar bir sürü fotoğrafımızı çekti. Kış bahçesine indiğimizde kına gecesi için her şey hazırdı.

Güneş direkt ses sisteminin başına geçti. El çırptıktan sonra boğazını temizleyip "hanımlar hepimiz hazırsak Bejna'nın kına gecesini başlatıyorum..."

Yemekler, içkiler bir yana eğlenceye daha da ağırlık verdiğimiz bir gece oluyordu. Kızlarla bir süreden sonra geceye çıplak ayak devam ediyorduk. Halaydır, horundur derken her telden oynuyorduk. Bejna'nın mutlu olduğunu gördükçe hepimiz daha da çok eğleniyorduk.

"Aden bir bakıver kızım," babaannemin seslenmesiyle kızların yanından ayrılıp babaannemlerin oturduğu masaya gittim.

"Ne oldu pamuğum?"

"Kızım kına yakıldığında ne çalacak?" diye sordu Kiraz babaannem.

"Nasıl?" dedim.

"Şarkı diyoruz torunum. Kınayı getir anne, yüksek tepeler olmasın kızcağız üzülür," dedi Meryem babaannem.

"Siz merak etmeyin Aslan Uyguroğlu müstakbel karısı için her şeyi önceden ayarlamış," Kiraz babaannem memnuniyet gülümseyip kenarlarına omuzlarını dikleştirdi.

"Maşallah çocuğuma. Vallahi Bejna kızım daha da adam etti torunumu," dediğinde Sevgi anneannemle, Meryem babaannem gülüştü.

"Aşk işte ahretliğim ne yaparsın," dedi Kiraz babaannem.

Onların yanından ayrılıp kızların yanına geri döndüm. Bir kızlarla bir annemlerle dans ederken ara ara saati de gözlemliyordum. Sevda ve Simge, Bejna'yı ortaların almış dans ederken Güneş yine bir köşeye geçmiş mesajlaşıyordu.

"Daron Bey rahat bırakmıyor galiba?" sıçrayıp bana baktı.

"Ne oldu?" dediğinde sırıttım.

"Görümce olarak diyorum kınaya teşrif mi etsek?" başını sallayıp telefonu kapayıp arkamızda kalan masanın üzerine bıraktı.

"Yeni yazdı zaten," dediğinde başımı salladım.

"Senden birkaç saat haber almazsa ölmez diye düşünüyorum," kıkırdadı.

"Emin değilim," dedi. Bu durumdan fazlasıyla memnun görünüyordu. Kızların yanına döndüğümüzde annemlerin yanına oynaya oynaya gittim. Sadece alkış tutuyorlardı. Hepsini çekiştirip kızların yanına götürdüm. Sema ablayla karşılıklı döktürürken Bejna'yı da annemin önüne doğru itekledi kızlar. Biz karşılıklı oynarken babaannemlerde kalkıp yanımıza geldiler. Onlarda yavaştan oynamaya başlarken Güneş birden para saçtı. Sonra ses sisteminin başına geçip Karadeniz havalarına giriş yaptı.

"As koluni as as, bas geri yavrum bas bas, ettin beni paspas, yayla dümdüz seni gördüm gündüz, horonumi bozma, mezaruni kazma, kaldır kolları, Türk Laz boyları yehuuuu!"

Çığırtkan sesi çalan şarkıyı o kadar bastırıyordu ki susması için hepimiz birden ona döndüğümüzde gülüp şarkısının sesini açtı. Onu dışarıdan gören biri asla böyle bir performans sergileyeceğini tahmin etmezdi ama Güneş içinde büyüdüğü kültürü fazlasıyla seviyordu. Karşılıklı bağırarak şarkıyı söylerken yanımıza Kiraz geldi.

"Kına için kızlar geldi," dediğinde haber verdiği için teşekkür edip Simge'ye bakıp göz kırptım.

Simge, Sevda'yla birlikte Bejna'yı alıp yukarı çıkartırken bizde kızları içeri alıp ortamı kına için hazır ettik. Altı kişilik grupta kızların hepsi uzun boylu, esmer ve siyah saçlıydı. Kıyafetlerinden, makyajlarına kadar her şeyleri aynıydı. Ellerinde defler, bellerinde zilli eşarplar bağlıydı. Grubun sözcüsü ne yapmamızı anlatıyor bizde yapıyorduk. Üstümüze verdikleri kaftanları giyindikten sonra ışıkların büyük bir kısmını kapatıp loş bir ortam yarattık.

"Kınayı kim yakacak?" diye sordu grubun sözcüsü.

"Gazel kızım sen yakıverirsin olur mu?" dedi Meryem babaannem.

"Olur anne seve seve yakarım," dedi Gazel yenge.

Kızlar kış bahçesinin kapısında karşılıklı dizilirken bizde Bejna'nın oturacağı sandalyenin etrafında daire oluşturduk. Gazel yenge kına tepsisini kontrol edip mumları yakarken merdivenlerden gelen ayak sesleriyle hepimiz toparlandık. Bahçe önce Simge ve Sevda girdi. Yanımıza gelip daireyi büyütürken Bejna onlara söylene söylene merdivenlerden iniyordu. Kış bahçesinin girişine kadar gelip durduğunda gözleri karanlığa alışamadığından içeride ne olduğunu seçemedi. Başındaki tacı düzeltip bahçeden içeriye adım attığı an kızlar def çalıp şarkı söyleyip zılgıt atmaya başladılar.

"Le buke le nare..."

Bejna kızlara şaşkın şaşkın bakarken yanına gidip elinden tuttum. Sandalyeye kadar getirip oturmasını işaret ettim. Oturunca kırmızı tül duvağı yüzüne kapatıp ona kocaman gülümsedim. Kızların arasına yerleşip etrafında dönmeye başladık. Söyledikleri şarkıya dilimiz döndükçe eşlik etmeye çalıştık. Gözlerim bir an olsun Bejna'nın yüzünden kopmadı. Gülüyordu, mutluydu ama gözyaşlarının ıslaklığı parlıyordu. Etrafında dönmemiz bitmişti ama kızlar şarkıyı daha alçak bir tonda söylemeye devam ediyorlardı. Gazel yenge Bejna'nın önünde eğilip tepsiyi bana uzattı. Tepsiyi alıp yanında diz çöktüm. Gazel yenge, Bejna'nın ellerine uzanıp tuttu. Kına yakmadan önce Bejna'nın avcunu kapatıp anneme baktı.

"Zümrüt Hanım, gelinin avcunu açmıyor," dediğinde önce annem, peşinden babaannemle Güneş yanımıza geldiler. Annem, Bejna'nın avucuna konulması için iki tane tam altını Gazel yengeye verdikten sonra babaannem ve Güneş diğer altınları Bejna'nın yakasını özenle taktılar.

Bejna'nın avuçlarına kınayı yaktıktan sonra altınları da üstlerine yerleştirip ellerini kapattık. Gazel yengeyle ayaklandığımızda zılgıtlar tekrar yükseldi. Şarkıyı baştan alıp bu sefer daha coşkulu söylemeye başlayınca Simge, Bejna'nın yanına gelip duvağını kaldırıp yüzüne baktı.

"Ağladın mı kız yoksa?" dediğinde Bejna gülerek kırmızı duvağını geriye atıp gülen gözlerle bize baktı. Ağlamıştı ağlamasına ama dudaklarındaki içten gülüş bu gözyaşlarının mutluluktan olduğunu belli ediyordu.

"Gelin dediğin ağlar Simge kızım. Çok şükür ki benim güzel gelinim mutluluktan ağlıyor," dedi Kiraz babaannem.

Bejna gözyaşlarını silip sırayla büyüklerinin ellerini öptü. Sonrasında bizimle sıkı sıkıya sarıldı. Kınanın devamı daha da eğlenceli ve tempolu devam ederken bizde kendimize kına yakmaktan geri durmadık. Zümrüt anneme zar zor yaktıktan sonra Filiz anneme yöneldiğimde gözlerinin dolu dolu olduğunu fark ettim. Yanına oturup sol elini kucağıma çekip avcuna kınayı sürdüm.

"Seni gören gelinin annesisin sanır," bana bakıp omzunu silkti.

"Çok değil aylar sonra ben de gelin annesi olacağım... Duygulandım birden," avcundaki kınayı sarıp elini sıkıca tuttum.

"Kız annesi olmak zor galiba. Sizin için daha zor iki kız birden," dedikten sonra Zümrüt anneme baktım. Güneş'e avucundaki kınayı gösterip gülerek bir şeyler anlatıyordu.

"Mutlu olun. Gerisi önemsiz," dediğinde ona dönüp baktım. Aynı anda iç geçirip önümüze tekrar döndük.

"Hoş Zümrüt'ün sen evlendiğinde benim kadar etkileneceğini sanmıyorum," al işte! Kadın resmen pasif agresif modunu açmıştı.

"O nereden çıktı şimdi?" omzunu silkti. Zümrüt annemle ne konuştuysa ona karşı bilenmiş gibi bir hali vardı.

"Görünen köy kılavuz istemez Aden," dediğinde ofladım.

"Ben seninle büyüdüm anne. Senin daha fazla etkilenmen çok normal. Zümrüt annem fark ettirmemeye çalışıyor ama o da Güneş'in İsviçre'ye gitmesinde herkesten daha çok etkilendi, üzüldü..." dediğimde alayla güldü.

"O da izin vermeseymiş o zaman!"

"O da senin gibi düşünmüştür belki. Oğlum yolluyorsa vardır bir bildiği, kızıma orası daha iyi gelir demiştir kim bilir?" burnundan soluklanıp gözlerini bana çevirdi. Ona bakmadım. Zümrüt annem ve Güneş'i izlemeye devam ettim.

Zümrüt annem onların hayatına girdiğim ilk günden bugüne o kadar güçlü adımlarla değişim gösterip anneliğinin hakkını vermeye çaba harcamıştı ki o ilk zamanlarda tanıdığım kadının bir önemi kalmıyordu ne benim ne diğer çocukları için. Filiz annem ise bir arpa boyu yol alamamıştı ne yazık ki. Evet akıl sağlığı daha iyiydi, mutlu bir evliliği, sağlıklı büyüttüğü bir evladı daha vardı ama geçmişini tamamen yok sayması, hatasını kabullenip köşesine çekilmeyi reddetmesi ona zarardan başka bir şey vermiyordu. İkisinin de yolu aynıydı birisi o yoldaki tüm çöpü, kiri, pası temizleyerek ilerlerken diğeri o yolu temizlemeden üstünü kapamakla meşguldü. İkisinin anneliği de tam olarak burada ayrılıyordu ne yazık ki. Anneliklerini asla kıyaslamıyordum ancak kat ettikleri yollar ortadaydı.

"Aden telefonun çalıyor," annemin yanından kalkıp ses sistemine ilerleyip çalmaya devam eden telefonumu aldım. Aslan görüntülü arıyordu.

"Damat hayırdır?" dedim telefonu açar açmaz.

"Mavişim karımı göster bana özledim," sırıtarak Aslan'a baktım. Sarhoş olmuştu geri zekalı.

"Karın değil daha oğlum yavaş!" oflayıp yanağını avcuna yasladı.

"Bejna'mı göster özledim kızım göster," kıkırdayıp arka kamerayı açtım. Bejna dur durak bilmeden kızlarla döktürmeye devam ediyordu.

"Mutlu, Mutlu değil mi Aden?" sesi o kadar masum çıkınca şefkatle gülümsedim.

"Çok mutlu merak etme. Bu kızları iyi ki akıl ettin çok sevindi," dedim. Telefonu kendine daha da yakınlaştırdı.

"Bejna'm benim güzel gelinim," kendi dediğine kıkırdarken sanki Bejna onu görüyormuş gibi öpücükler attı.

"Abi," dedim gülerek. Kıkırdamamı durdurmazken o da öpücük atmaktan vazgeçmiyordu. Biz Aslan'la karşılıklı gülerken araya Yusuf girdi. Aslan'ın omzuna elini yaslayıp kameraya yaklaşınca ön kameraya geçtim.

"Yavrum," dedi beni görür görmez.

"Abim çok mu içti?" diye sordum. Yusuf gülerek başını sallayıp Aslan'ın ensesine geçirdi bir tane.

"Salak bana bir şey olmaz en mutlu günüm diye diye iki yetmişliği devirdi," dediğinde gözlerim iri iri açıldı.

"Yuh Yusuf. Neden izin verdiniz acaba?" dedim.

"Laf dinliyor mu senin bu abin acaba? Merak etme kahve söyledim düzelir biz gelene kadar," başımı sağa sola sallayıp gülerek Aslan'ın haline son kez baktım.

"Ayılsın yoksa annemden fena laf yer sevgilim. Ben de kaçıyorum görüşürüz," deyip telefonu kapadım.

Gecenin ilerleyen saatlerinde eğlenceyi sonlandırdığımızda damat alayı da geldi. Doruk ve Arda bize selam verip evlerine geçince bizde damat tarafı olarak ayaklanıp Bejna ve diğerleriyle vedalaşıp evden ayrıldık. Haydar abiyi ve kucağında uyuyan Barlas'ı öpüp Emir ve annemle sarıldıktan sonra Yağız Bey'in kullandığı arabaya ilerledim. Güneş ile arkada başlarımızı birbirimize yaslayıp çoktan uyku moduna geçmiş, eve geldiğimizde de uyukladığımızdan Yağız Bey ve Doğu tarafından odalarımıza taşındığımızı yarı uyanık zihnimle fark ettim.

"Elbise," dediğimde Doğu'nun bana doğru eğildiğini hissettim.

"Ne dedin abim?"

"Elbisemle uyuyamam," dedikten sonra kapalı gözlerimle yatakta doğruldum.

"Dur mavişim annemi yollayayım yardım etsin sana," başımı öpüp odamdan çıktığında yüzüstü yatağa düştüm. Ne ara uyuya kaldım farkında olmadan duyduğum kıkırtılarla gözlerimi açamadan uyandım.

"Yağız ama!" annemin fısıltısıyla yan dönüp iki büklüm yattım.

"Yağız gülme tamam, duyacak şimdi..."

"Yok karıcım, bizim maviş kız kendi horlamasına uyanıyor zaten," annemin sessiz kıkırtıları yükselince tek gözümü aralayıp onlara baktım. En son yüzüstü yattığımı hatırlasam da şu anda sırt üstü bir şekilde yatağın içinde yatıyordum. Üstelik üzerimde de pijamalarım vardı.

"Horlamıyorum ben bir kere," dediğimde kıkırtıları durdu. Annem yanıma gelip elini belime oradan popoma indirdi.

"Yok kızım bir şey yok uyu sen," annemin dediğine Yağız Bey büyük bir kahkaha attı.

"Zümrüt üç yaşında bebek mi bu kız bir de poposunu pışpışlıyorsun," annemin yüzüne bakıp ben de gülünce annem bir bana bir kocasına çatık kaşlarıyla baktı.

"Çok fenasınız siz," deyip kocasına döndü.

"Ne yaptık biz şimdi Allah Allah?" dedikten sonra yatağın diğer kısmına uzandı Yağız Bey.

"Dün ben Güneş'le uyumuştum bugün de Aden'le uyuyayım. Sana gün güzelimizle iyi geceler karıcım," annem bize akıp başını sağa sola salladıktan sonra iyi uykular dileyip odadan çıktı. Onun arkasından kıkırdayıp Yağız Bey'e dönüp açtığı kollarının arasına girdim. Başımın üzerini öpüp omuzlarımı sardı.

"Horlarsam uyandırırsın," deyip huzurla gözlerimi kapadım...

Düğün sabahı Aslan daha güneş doğmadan uyandırdı beni. Kınanın üstünden bir gün geçmiş olsa da yorgunluğu henüz atamadığımdan gözlerim kapalı bir şekilde onunla konuşuyordum.

"Tamam mı?" ne tamam mıydı ne demişti ki?

"Hı!" mırıldanışımla oflayıp omuzlarımdan sarstı.

"Gelin almadan önce gitmemiz gereken bir yer var. Kalk haydi," esneyip zar zor gözlerimi araladım.

"Nereye gideceğiz?" dediğimde gözlerini kaçırıp ensesini ovaladı.

"Mezarlığa..."

Yusufların evine geldiğimizde Yusuf ve Bejna kapıdaydı. Ben Yusuf'un arabasına geçti Bejna da abimin arabasına geçti. Peş peşe tekrar yola çıktığımızda başımı Yusuf'un omzuna yaslayıp gözlerimi kapadım.

"Sen ne döndüğünü biliyorsundur. Karın ağrısı ne bu adamın daha kargalar bokunu yemeden düştük yollara," dedi Yusuf.

"Mezarlığa gidiyoruz," dediğimde görmesem de kaşlarının çatıldığını biliyordum.

"Gün doğsaydı en azından," dediğinde kıkırdadım.

"Biz mezarlığa varana kadar doğar sevgilim rahat ol," dedim.

Mezarlığa geldiğimizde Aslan ve Bejna önde biz arkalarında önce anneannem ve dedemlerin mezarına uğradık. Duamızı ettikten sonra mezarlıktaki uzun yokuşu inip aile kabristanlığına geldik. Yusuf'la biraz gerilerinde durup onlara özel bir alan bıraktık. Bejna kabristanlığın önüne geldiğimiz an ağlamaya başlamıştı, mezar taşını gördüğünde daha da çok ağlayacağı belliydi.

"Jiyan Uyguroğlu... Aden, ben yanlış okumuyorum değil mi?" diye sordu şaşkınlıkla Yusuf. Anlaşılan Aslan bu olayı tamamen kendi yapmıştı.

"Okumuyorsun canım... Aslan Uyguroğlu yapmış yapacağını," dedim. Kolunu omzuma sarıp beni göğsüne çekti. Kollarımı beline sardım. Az ötemizde de Aslan ve Bejna sarmaş dolaş bir halde mezarın başında durmuşlardı.

"Ulan Aslan," Yusuf'a baktım. Gözlerini ovalayıp burnunu çekti. Duygulanmamak elde değildi. Uzun dakikaların sonunda Aslan bize bakış attığında onların yanına ilerledik. Jiyan için dualar ettikten sonra Bejna'nın oğlunu sevişine eşlik ettik...

Eve geri döndüğümüzde kahvaltı yaptıktan sonra gelin almaya gitmek için hazırlıklara başladık. Bejna'yı aldıktan sonra Çırağan'a geçip hazırlandıktan sonra fotoğraf çekimi olacaktı. O nedenle Aslan fazla aceleci davranıyordu.

"Ya anne haydi geç kalacağız!" Aslan'ın bağırtısıyla oflayıp merdivenleri daha da hızlı indim.

"Patlama geldik!" dediğimde arkamdan merdivenlere baktı.

"E hani yok annem," gözlerimi devirip Emir ve diğerlerinin yanına gittim. Güneş, Doruk ve Arda ile hızlı bir tanışma yaşadıkları halde hemen ısınmışlardı. Özellikle Arda'nın herkese karşı olan sıcak samimiyeti Güneş'i de etkisi altına almıştı.

"Işıl'ı davet ettin mi?" diye kısık sesle sordum Emir'e.

"Ettim. Geçen gün kabalık ettiğim için de özür diledim," dediğinde sırıtarak baktım ona.

"Aferin len!" dediğimde gözlerini devirip bana yan bakışlar attı. Kolundan çıkıp yanağını öptüm. Omzuna iki kere vurup yüzüne sırıtarak bakmayı kesmeden Haydar abinin yanına ilerledim.

"Haydarikom aramızda kalsın senin gibi damat görmez bu gözler bir daha," kıkırdadı. Aslan'a ve diğerlerine bir göz attı.

"Abinler ve Yusuf duymasın," dediğinde sırıtarak başımı salladım.

"Merak etme reis," dudaklarıma fermuar çekip sırıttım.

Annem sonunda aşağı indiğinde evden çıktık. Aslan'ın arabasına benimle birlikte Güneş yerleşirken diğerleri kendi aralarında bir ayar çekmişlerdi. Aslan arabayı çalıştırmadan hemen önce davulcuyu arayıp yola çıkmalarını söyledikten sonra kornaya aralıksız basarak gaza yüklendi.

Yusufların evinin önüne geldiğimizde biz arabadan inmeden davul ve zurna çalmaya başladı. Dünkü kızlar şimdi de buradaydı. Arabalardan inip bahçeye girdik. Aslan, Yavuz dedem ve Yağız Bey en önde annem ve babaannemin eşliğinde evin kapısını çaldılar. Kapı çok kısık bir açıyla Simge araladı. Bu düğün için kendisi kız tarafındaydı. Hiçbir şey demeden gülerek elini uzatıp avcunu açtığında hemen yanımdaki Baran güldü.

Aslan cebinden cüzdanını alıp içinden birkaç tane yüzlük çıkartıp Simge'nin avucuna bıraktı. Simge parayı sayıp güldükten sonra kapıyı suratımıza kapattı. Bir dakika kadar sonra tekrar açıldığında bu sefer kapıda sadece Yusuf Ali vardı.

"Abiiiii, para ver!" kapının önünde öyle yüksek bir kahkaha koptu ki Yusuf Ali sesten korkup içeri kaçtı. Yusuf kucağında Yusuf Ali'yle gelip Aslan'dan Yusuf Ali'nin payı olan parayı alıp kardeşinin cebine koydu.

"Damat hoş geldiniz," dedi Yusuf. Yüzü biraz sertti ama gözlerinde de eğlendiğini belli eden parıltılar vardı.

"Hoş buldum," dedi Aslan sabırsızca. Başını içeriyi görmek için eğip duruyordu. Yusuf daha fazla zorlamak istiyor gibi görünse de büyük ihtimalle bugünün yarını var diye düşünerek kapıyı sonuna kadar araladı ve Bejna'yı gözler önüne çıkarttı.

Dizlerinin hizasındaki beyaz elbisesi, uzun beyaz topuklu çizmesiyle, başındaki incili tacıyla çok güzeldi. İçeri girdiğimizde kapıyı kapatmadan antrede durduk. Yavuz dedem dualar eşliğinde Bejna'yı Sefa abiden ve Nevzat dedeyle, Tahir deden bir kez daha istedi...

Çırağan'a gelir gelmez hazırlandık. Aslan, Bejna'yı gördüğünde fazlasıyla duygusallaşınca Yusuf ve Merdo abi ortamın havasını değiştirmek için Aslan'la bayağı dalga geçtiler. Sarayın iç merdivenlerinde, fotoğraf çekimi için ayırtılmış odasında çekimleri gerçekleştirdik. Gelin damat fotoğrafları çekildikten sonra aile çekimlerini de düğünden önce hallettik.

Son dakikalara kadar Aslan ve Bejna'ya düğün odasında eşlik ettikten sonra aşağı indik. Annemler ve Sefa abiler misafirleri karşılarken bizim için ayrılan masaya geçip çantamı bıraktım. Barlar annemin kucağından bana kollarını uzatınca onu kucakladım.

"Abla, kaydeş neyde?" beyefendi elbette beni değil bir tanecik kankasını özlemişti.

"Götüreyim mi seni kardeşe?" başını hızlı hızlı sallayıp güldü. İri mavi gözleri gülünce bile kısılmıyordu.

"Önce ablayı öp bakayım," kollarını boynuma sarıp yanağımı öptü.

"Öpdüm. Ali'yi istiyoyum!" poposuna vurup karnını gıdıklayarak Yusuf'un peşinden ayrılmayan Yusuf Ali'nin peşine düştük. Yusuf'ta misafirleri karşılamaya geçmiş, dedesinin hemen yanında dikiliyorken Yusuf Ali tüm gücüyle Yusuf'un bacağına sarılmıştı. Barlas kucağımdan inip koşarak onların yanına gitti. Yusuf'un diğer bacağına sarıldı.

"Ulan sıpalar," diye hayıflandı Yusuf. İki afacan Yusuf'un bacaklarının arasında koşuşturup birbirleriyle oynuyorlardı.

"Sevgilim, alıştırma oluyor bunlar sana. Bu kadar şikayetçiysen baba olunca ne olacak kim bilir?" dediğimde bir an afalladı. Yusuf Ali ve Barlas'a ölümcül bakışlar atıp gülerek bana baktı.

"Çok tatlılar güzelim, maşallah maşallah!" yanına gidip yanağından dudaklarımı çok bastırmadan bir buse çaldım.

"Sana kolay gelsin sevgilim," deyip annemlerin yanına geçtim.

Yanlarında durup gelen misafirleri karşılarken Emir ve Işıl içeri girdi. Emir herkesle selamlaşıp önümde durduğumda direkt Işıl'a yöneldim. Ona hoş geldin dedikten sonra kısa bir sarılmayla geri çekildim. Güzel dileklerde bulunduktan sonra dönüp Emir'e baktı.

"Cennet bahçem, masamız ne tarafta?" diye sordu. Ona Dorukların oturduğu gösterdim. Onlar içeri geçerken ben de annemlerle bir süre daha misafirleri karşıladıktan sonra sıkılınca çocukları da peşime takıp kızların yanına geçtim.

"Aden sizinkilerin çevresi ne kadar genişmiş," dedi Simge. Etrafıma bakındım. Koca Çırağan'ın davet salonu eksiksiz doluydu.

"Harbiden, neyse ki benim düğün biz bize olacak," dediğimde gülerek başını salladı.

"Yok ben kesin sap sade bir nikahla hallederim bu işi. Sağ olsun Aslan abi aileyi düğüne doyuracak," deyip gülerek arkasına yaslandı.

Nikah başlamadan önce kızların yanından kalkıp Emirlerin yanına gittim. Işıl'la biraz sohbet ettim. Fazla enerjik, pozitif bir karakterde olduğunu hemen belli ediyordu. Ayrıca konuşmayı da çok sevdiğini yanında geçirdiğim üç dakika da yeterince anlamıştım.

Yusuf yanımıza gelip boynumu öptükten sonra "zamanı geldi güzelim," dedi.

Tüm davetlilerin geldiğinde nikah memuru da yerini almıştı. Yusuf'la birlikte Aslan ve Bejna'ya eşlik etmek için yanlarına çıktık. Ben Bejna'nın duvağını düzeltirken Yusuf, Aslan'ın papyonu ve ceketinin yakasını düzeltir gibi yapıp görünmeyen tozları silkeledi.

"Hazır mısınız?" diye sorduğumda gülümseyerek birbirilerine bakıp başlarını salladılar. Aslan elini tutması için Bejna'ya uzattı. Saniyeler geçmeden tuttu Bejna o eli. Onlar önden biz arkalarından odadan çıktık. Salona girdiğimizde dünkü kızlar tekrar sahnedeydi. Dün söyledikleri şarkıyı tekrar söyleyerek Bejna ve Aslan'a nikah masasına kadar eşlik ettiler.

Onlar yerlerini alır almaz bizde yerimize geçtik. Alkışlar kesildiğinde nikah memuru mikrofonu eline aldı. Klasik başlangıç konuşmasını yaptıktan sonra Aslan ve Bejna'ya döndü. Ad ve soyadlarını sorduktan sonra anne ve baba adlarını es geçip asıl konuya geldi. Aslan'ın bu denli ince düşünceli bir adama dönüşmesi için demek ki böyle bir aşka tutulması gerekiyormuş diye düşündüm.

Hayatlarını birleştirmeleri sadece bir iki dakikalarını aldı. Aşklarının sindiği titrek sesleriyle birbirilerine evet dediler. Bizimde onayımızdan sonra imzaları atıp resmi olarak karı koca oldular. Nikah memuru, nikah cüzdanını Bejna'ya uzatıp tebrik etti.

İlk dansları için sahneye geçtiler. Onlar danslarını ederken Yusuf'la bir köşeye geçip sarmaş dolaş onları izledik. Birbirine tutunan ellerinin titremesi aramızdaki mesafeden bile belli oluyordu.

"Aslan'ı hiç böyle hayal edemezdim. Bizim aramızda genelde hep son evlenenin Aslan olacağı iddia edilirdi," gülerek kafamı geriye atıp gözlerine baktım. Beklimdeki eli karnıma doğru süzüldü. Başımı omzuna yatırıp bedenimi bedenine yasladı.

"Evet, erkek milleti de bu tarz muhabbetler yapıyor güzelliğim," dedi.

"Tamam ya bir şey demedim... İlk Yusuf mu evlenir diyorlardı?" güldü, başını hayır dercesine sallayıp şakağımdan öptü.

"Merdo evlenir derdik hep. Ondan sonra mutlaka ben evlenirdim, Aslan da bir muammaydı ama adam hepimize tek attı," gülüştük.

"Desene senin sıra şaşmamış," diğer kolunu da karnıma sarıp bedenimi iyice kendisine çekti.

"İlk başta şüphe ettim ama yedirdi bana lafları," dedi. Yüzümü ona dönüp kollarımı boynuna sardım.

"Bizde genetik bu işler sevince tam seviyoruz. Ya ölümüne ya ölümüne koçum," kısık kahkahası o kadar güzeldi ki bir elimi boynundan çekip parmak uçlarımla gülüşünü sevdim.

"Eyvallah reis," dediğinde yüzümü göğsüne gömüp kahkahalarım dinene kadar göğsünde durdum.

Dans bittiğinde tebrikler, alkışlardan sonra Aslan ve Bejna davetlilerle ilgilenmek için masaları dolaşmaya başladılar. Yusuf'tan ayrılıp bizimkilerin yanına gittiğimizde kızlar birisine bakıp konuşuyorlardı.

"Hayırdır?" dediğimde Güneş bana yaklaşıp hafifçe kulağıma eğildi.

"Pırıl gelmiş, kem gözlerini çekemedi bir türlü abimlerden onu konuşuyorduk," dediğinde baktıkları tarafa baktım. Işıl, kırmızı ultra mini elbisesiyle ayakta dikilmiş hazımsız bakışlarını Bejna da gezdiriyordu.

"Babaannemlere diyelim de Bejna için nazar duası okusunlar," dedim.

"Kim bu kadın?" diye sordu Sevda.

"Abimin eskiden görüştüğü biri," dedi Güneş.

"Ve davetli mi?" dedi bu sefer Sevda.

"Ailecek iş yapıyoruz," dedi Güneş. Pırıl'a son kez bakıp önüme döndüm. Bizim için ayrılan masaya oturmak için ilerlediğimizde Güneş, Işıl'ı fark etti. Emir ve Işıl'ı dikkat çekmemeye çalışarak izleyip bana döndü. Başımı salladığımda gülümseyerek tekrar onlara baktı.

"Beyler dini nikah kıyılacak," diyerek yanımız geldi Yusuf. Canım nişanlım ayaklı telgraf gibi dolanıyordu. Baran ve Emir ayaklandığında Işıl yalnız kalmanın gerginliğiyle etrafa bakındı. Neyse ki Doğu benden önce Işıl'la ilgilenmeye başladı.

Dini nikah dönüşünde Aslan ve Bejna tekrar dans etmek için sahneye geçerken Yusuf hemen dansa kaldırdı beni. Diğer çiftlerde pistte yerini alırken Doğu da Güneş'i dansa kaldırmıştı. Herkes dans ederken birden eşler değişti. Bejna Sefa abiyle, Yusuf'la dans ettikten sonra tekrar kocasının kolları arasındaki yerini aldı.

Pasta kesiminden sonra yemek kısmına geçildi. Ortamda klasik müzik esintileri baş döndürürken yemekler yeniliyordu. Suyumu içip etrafıma bakındığımda Bejna dikkatimi çekti. Bakışları bana kaydığında beni çağırdı. Yanına gittiğimde lavaboya gitmek için yardım istedi.

Aslan'a odaya çıkacağımızı söyleyip birlikte çıktık. Bejna'nın gelinliğini toparlaması için yardım ettikten sonra onu tuvalette yalnız bıraktım. Gelin odasındaki kutulara gözüm kayınca "yuh!" dedim. Bir sürü hediye, takı kutusu vardı. Kapının önünde neden Arda abinin beklediğini şimdi anlamıştım.

"Dünya varmış," Bejna'ya gülerek döndüm.

"Strestendir fazla sıvı tüketme," başını sallayıp gelinliğini düzeltti.

"Aden duvağı çıkarsak olur mu sürekli ayağıma dolanıyor," diye sorunca başımı salladım. Arkasına geçip dikkat ederek duvağı çıkarıp elimde dertop edip yatağın üzerine fırlattım. Odadan çıktığımızda Arda abiye tekrar selam verip kolay gelsin dedikten sonra birkaç adım attım ancak aklıma gelenle durup tekrar Arda abiye ilerledim.

"Arda abi, hallettin mi randevu işini?" dediğimde gülerek başını salladı.

"Önümüzdeki salı akşamı yemeğe çıkaracağım," dedi.

"Hadi hayırlısı abi," utanmasam adamın kolunu sıvazlayıp kolum benim diye bağıracaktım.

Aşağı çok gecikmeden indiğimizde bilinçaltım gözlerimi direkt Kiraz ve diğer çalışanların olduğu masaya kaydı. Kiraz'a sırıtarak bakınca neden güldüğümü anlamış olacak ki bana kötü bakışlar atmaktan kendini geri alamadı. Ona öpücük atıp el salladıktan sonra Bejna'yla annemlerin masalarını gezdikten sonra düğünün eğlence kısmına geçiş yaptık.

Kınadaki gibi her telden çalıp oynarken birden kesilen müzikle sahnenin ortasında duraksadık. Ailenin tüm erkekleri, Doruk ve Arda da dahil sahne de üç grup halinde ayrıldıktan sonra kemençenin güçlü sesi ortama yayıldı. Onlara yer açıp şovlarını sergilemelerine izin verdik.

Merdo abi gür sesiyle komutları verdikten sonra hepsi aynı anda horon tepmeye başladılar. Tek bir senkronizasyon hatası bile yapmadan güçlü ayak vuruşlarıyla bir süre yerlerinde saydılar. Merdo abinin ikinci bir komutuyla sağıma Güneş soluma Simge geçti. Sevda da hemen Simge'nin yanında yerini aldı. Onlar gibi yerimizde sayıp diğer komutla topuklarımızı yere vura vura yanlarına ilerledik ve aralarındaki yerlerimizi aldık. Gittikçe hızlanan kemençe ve Merdo abinin komutları ve eğlenceli nidalarıyla hepimiz daha da gaza geliyor gibiydik. Horonun bir yerinde tüm gruplar birleşip Bejna'ya doğru sol ayaklarımızı sallayarak yere vurup ilerledik. Aslan bizden ayrılıp öne çıktı. Bejna'nın karşısında tek başına horonuna devam ederken bizde ona arkasında eşlik ediyorduk.

"Oyna dik oyna!" Merdo abinin ani bağırtısıyla Yusuf ve Emir daha da hızlanınca onlara ayak uydurmaya çalıştım ama imkansızdı. Özellikle Yusuf o kadar hızlanmıştı ki sanki horon tepmek bir uzvuymuş gibi rahattı. "Horon yavaş yavaş sona yaklaşırken Aslan aramıza tekrar döndü. Birkaç dakikanın sonunda horon sonunda bittiğinde nefes nefese Yusuf'a tutundum.

"Ben bunu öğrenirken bu kadar yorulmamıştım," dedim.

"Güzel oynadın ama aferin," dediğinde ona alttan kötü kötü bakıp doğruldum. Herkes etrafımızdayken Aslan ve Bejna'nın sarılmasını görünce gülümsedim. Bacaklarım beni taşımamaya başlayınca kendimi masaya attım. Sandalyeye kurulduğum gibi Filiz annem önüme su bıraktı.

"Böyle marifetlerin olduğunu bilmiyordum kızım," dedi.

"Aslan önceden söyleyince öğrendim anne," dedim.

"Maşallah torunum maşallah. Ne güzel öğrenmişsin, kendi düğününde de bol bol oynarsın", babaanneme gülerek bakıp başımı salladım.

"Oynarım tabii pamuğum ayıpsın..." dedikten sonra küçük su şişesini açıp başıma diktim.

Düğün son kısmı biraz daha gece kulübü havasında devam ederken biraz hava almak için salonun balkonlarından bir tanesine ilerledim. Balkona çıkıp soğuk deniz havasıyla karşılaştığımda rahatladım. Saatlerdir kapalı alandı bulunmak bir noktadan sonra boğmuştu. Boğazın soğuk, keskin kokusunu solurken omuzlarımda hissettiğim ceketle omzumun üstünden arkama baktım.

"Haydar abi?" yanıma gelip balkonun korkuluğuna yaslanıp kollarını göğsünde bağlayarak bana baktı.

"Sadece... Özür dilemek istedim," dediğinde kaşlarımı çattım.

"Neden?" dedim merakla. 

"Filiz..." oflayıp yanındaki boşluğa onun gibi kalçamı yasladım.

"Annem adını özür dilemene gerek yok. Onun özürlerini bizim dilememiz çok anlamsız kalıyor. Gerçi özründe bir anlamıyor olmuyor bir noktadan sonra," dudaklarını birbirine bastırıp başını ağırca salladı.

"Haklısın, ama ne yaparsın insanın ilk dayandığı yer özür dilemek," dedi.  Koluna sarılıp başımı omzuna yasladım.

"Özür dileyeceğin bir şey yapmadın ki...  Bizi her zaman bir baba gibi sardın, her zaman ilgilendin. Annemi bile sollarsın bu gidişle zaten," dediğimde buruk bir şekilde güldü. 

"Sizi kaybetmek istemiyor. İstemediği için böyle davranıyor ama ne kadar yanlış yaptığını bir türlü gösteremiyorum," kolunu sıvazladım.

"Sıkma canını. Biz öyle ya da böyle büyüdük Haydar abi. Emir ve benim için acıtıcı ya da sorun değil. Alıştık gerçekten bak geçiştirmek için demiyorum alıştık sahiden annemin bu gelgitlerine. Güneş'te aramıza katıldı zaten... Annemin problemlerini görmüyoruz artık. Siz iyi olun, mutlu olun bize yeter. Bize gerek yok," dedim. İç çekti, başımı öpüp yanağını yasladı.

"Böyle hayal etmemiştim," dediğinde içim burkuldu.

"Ben de... Ama işte iyiyken insan ne kadar tecrübeli olursa olsun, bilirse bilsin ortadaki gerçekleri göremiyor. Biz annemi böyle kabul ettik, bu dönemleri geçici. Tekrar melek olup sonra yeniden cadılığa geçecek," başımı omzundan kaldırıp yüzüne baktım.

"Neyse ki sen varsın, ona iyi gelen tek şey sen ve sevgin. Hem annemi hem bizi bu kadar çok sevip saydığın için teşekkür ederim," avucuna yanağıma yaslayıp hafif dokunuşlarla okşadı.  Kelimeleri tükenmiş gibi görünüyordu.

"Geçelim mi içeri?" başını salladı. Ceketini ona verip ayaklandım. Birlikte içeri geçtiğimizde direkt Emir ve Güneş ile göz göze geldim. İkisi yan yanaydı. Ortalarında da Işıl vardı. Anlaşılan bir şekilde bir araya gelmişlerdi. Yanlarına ilerledim. Haydar abiyle konuştuktan sonra hissettiğim burukluğu sanırım sadece onlara sarılarak geçirebilirdim. 

"Işıl bize bir iki dakika müsaade edebilir misin?" 

"Tabii. Elbette," deyip masaya geçti. Emir ve Güneş bana merakla bakarken tam önlerinde durup kollarımı açtım.

"Sarılalım mı?" önce birbirilerine bakıp gözleriyle konuştular. Bana dönüp başlarını salladıktan sonra bana sarıldılar. Emir başını sol omzuma, Güneş sağ omzuma yaslayıp kollarını bedenime sardılar. İkisini sıkıca sarıp sarmaladım. 

 Yollarımız nereye giderse gitsin yolun sonunda aynı dikenler, aynı taşlar bize sataşıp duruyordu. Bir kader arkadaşım biri yol arkadaşımdı. Acılarımızın rengi, kayıplarımızın ağırlığı benzerdi. Göğsümüzdeki taşlar aynıydı. Ben baş edebiliyordum, Emir umursamıyordu, Güneş için için kendini yiyorken kendimizi kandırmaktan öteye gidemiyorduk. İnsan dönüp dolaşıp yine annesine yenilince ne kolu kalıyordu ne kanadı. 

"Çocuklar," Zümrüt annemin hemen yanımızdan gelen sesiyle koptuk. Annem üçümüzde gözlerini gezdirip soru dolu bakışlarını üzerimde sabitledi.

"İyi misiniz?" başımızı salladık aynı anda.

"Öyle, sarılalım dedik..." dediğimde gülümsedi. Emir ve Güneş'e kısa bir bakış atıp bana tekrar döndü.

"Peki... Siz öyle diyorsanız," dedikten sonra yanımızdan ayrıldı. 

"Aden iyi misin?" Emir'e döndüm.

"İyiyim. Duygusala bağladım bir an. İyiyim ama sorun yok," ne kadar inandı muammaydı ama üstelemedi... 

Gecenin sonuna kadar Yusuf'un yamacından ayrılmadım. Yüzümü hiç asmadan kafamı anneme vermemeye çalışarak düğünün tadını çıkarmaya çalıştım. Bejna'yla durmadan dans edip sürekli güldüm. Abilerimle, Yusuf'la diğerleriyle sürekli fotoğraf çekinip anılar biriktirdim. Düğün eğlencesinin sonunda Aslan ve Bejna için ayrılık vakti geldiğinde Bejna çiçeğini atmak için sahneye çıkıp arkasını döndü.  Bir iki kere atar gibi yaptıktan sonra çiçeği başının üzerinden attı. Çiçek direkt kucağıma düşünce herkes güldü. Benim evleneceğim zaten belliyken çiçeği Sevda'ya verip Merdo abiye göz kırptım. ,

Düğün sona erdiğinde önce Aslan ve Bejna'yı uğurladık. Onların gidişinden sonra geriye kalanlar olarak tüm aile Uyguroğlu malikanesine geçtik. Filiz annemler kendi evlerine geçmek isteyince dedemler bırakmadı. Yavuz dedem, Emir'i de mutlaka gelmesi için uyardıktan sonra arabalara geçtik. 

Eve geldiğimizde dedem hepimize ters bakışlar atıp "üstünüzü mü değiştirirsiniz, duş mu alırsınız bilmem yarım saate herkes salonda olacak. Konuşacaklarım var!" deyip içeri geçtiğinde sesindeki sertlik ve soğukluktan bizi pek iyi bir konuşmanın beklemediğini anlaşmıştım...

* * *




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MERHABA!

ADEN 1. BÖLÜM KABUL GÖRMEYEN GERÇEKLER

ADEN 94. BÖLÜM SONSUZ SONLAR / FİNAL