GÜLLERİN AĞITI 28. FELAKETE GİDEN YOL
Selamlar
Yeni bölümden herkese merhaba.
Kontrol edemeden atıyorum. Hatalar varsa affola.
Wattpad ve Hikayelerle ilgili gelişmeler için buradan ve İnstagram takipleşelim
İnstagram: yaren.dilan_
Bölüm şarkısı: Dedüblüman - Gül
Şarkıya aşina olsanız iyi olur çünkü önümüzdeki 2 3 bölüm bu şarkıyla harmanlanacağız.
***
BÖLÜMLER YAZILDIKÇA GELECEKTİR. !!!!!
OY VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUM
04.02.2026
KEYİFLİ OKUMALAR
GÜLLERİN AĞITI 28. BÖLÜM
"FELAKETE GİDEN YOL"
Beyaz güller.
BİLİNMEYEN ZAMANDA ESKİR BİR HATIRA
Gecenin kıyısında, küçük evin içerisinde gencecik insanların sessiz ama eşsiz kahkahaları yankılanıyordu. Oynadıkları oyunun rekabeti geçen her dakika daha da artıp tatlı sataşmalara ve sürtüşmelere ev sahipliği yapıyordu. Gençler koltukların arasındaki boşluğa daire oluşturarak oturmuşken Canan koltuğa uzanırcasına yayılmış onları sessizce izleyip kahvesini içiyordu.
"Tamam. Belli ki ölen Dünya," diyerek elindeki itiraf kartını Dünya'nın önüne bıraktı Hayat.
"Ya hayır ölmedim. Ben zombiyim bir kere!" Dünya'nın kendini savunuşuna göz devirmeler ve kısık kıkırtılar eşlik etti. Bu oyunu ne zaman oynasalar ona ölen kişi kartı çıkıyordu.
"Zombi mi?" diye sordu Andre. Zerre inanmıyordu çünkü zombi olan kendisiydi.
"Evet." dedi Dünya kelimeyi yutarak. Kırpıştırdığı kirpiklerinin altından attığı bakışlar inkar edercesine hepsinin yüzünde dolanınca yenildiğini anladı. Dudaklarını büzüştürüp gözlerini devirdi ve üzerinde ölü yazan itiraf kartını Peri'nin önüne attı. "Peri'm senden olsa olsa kara melek olur."
"Yes be! Ben yanılmam kızım." diye zaferle havayı yumrukladı Hayat. Dünya ise kuzenine kaşlarını çatarak bakıp hemen yanındaki ikizinin kolunun altına girdi. Anında başına bırakılan öpücükle şımardı. İkizinden aldığı güçle Hayat'a baktı.
"Ölmüş olmama bu kadar sevinmen zoruma gitti haberin olsun 106!" Hayat anında durdu. Havaya kaldırdığı elini indirip yutkunarak Dünya'ya baktı. Bu konu artık iyiden canını sıkıyordu.
"Deme şöyle! 106 değil 116'yım ben." kollarını göğsünde bağlayıp çenesini huysuzca dikleştirdi ve yüzünü çevirdi. Onlara küsmeliydi artık! Ama Dağhan, Hayat'ın onlara küsüp başlarını ağrıtmasına izin vermedi. "Ha o marifet yani?"
"Dağ!" Dağhan omzunu silkti. Hayat, iyi hoştu ama alınganlığıyla insanı bıktırıyordu.
"Oğlum, aramızda 145 IQ'su olan biri varken insan 116'yım demeye utanır!" dedi Yalın sırıtan yüzüyle. Omzuna yaslayan Peri'nin başının üzerine yanağını yasladı. Peri'nin, pamuk prenseslikten uyuyan güzele geçiş vakti gelmişti lakin esneye esneye konuşarak Hayat'a bir lafta o çarptı.
"Aynen öyle. Ben bile 140'ım ama asla dile getirmiyorum. Neden çünkü ablam benden daha zeki." herkes Peri'ye katıldığını belli eden mırıltılar çıkarınca Hayat oflayıp yüzünü astı. Bu ailenin ceremesini de hep o çekiyordu.
"Ben neden halamın oğlu değilim ya!" serzenişi Peri ve Canan'ı güldürdü. Dünya ise küstahça gülüp uzun saçlarını elinin tersiyle savurdu.
"Ben de halamın kızı değilim ama benimki de 138. Yani canım mavişimle aynı. Çatla da patla!" Hayat kuzenine dil çıkarıp huysuzca yüzünü ekşitti lakin Dünya tatlı kıkırtılarıyla ikizine daha da sokuldu.
"Sidik yarıştırmanız bittiyse artık galibiyetimi kutlar mısınız?" diyerek elindeki Kral kağıdını ortaya attı Andre. Hayat ise ters bakışlarını kuzenine çevirip bir solukta konuştu. "Andre Alp! Şu an mesele benim ama."
"Mesele sen değilsin kuzen. Mesele senin zekanın geri olması. " Hayat karşısında oturan Andre'nin bacağına ayağıyla vurdu.
"Lan oğlum normal benim zekam." dese de etki etmedi. Ailenin geleneği haline gelen IQ çatışması babası sayesinde onun başına patlamıştı.
"Aynen kardeşim bak ben de Albert Einstein!" Hayat bu sefer Uzay'a baktı. Bir tekmede ona savuracaktı lakin yanında Dünya olduğu için durdu. Tekmesinin yanlışlıkla ona çarpasından korktu. Canı yansın istemedi. Bir de Dünya'nın canı yanarsa Uzay da onun canını yakardı. Risk almaya gerek yoktu.
"Babama diyeceğim sizi!" bu çıkışı da etki etmedi. Gülüşler git gide yükseliyordu.
Dağhan, halının üzerine serdikleri örtünün üzerindeki kaseden bir avuç fındık aldığı sırada "altını da bezliyor musun lan?" dedi.
"Bebek miyim oğlum ben ne bezleneceğim?" Dağhan'ın imasını anlamadı. Kuzenlerinin gülmeleri ise sinirini bozdu.
"Geri zekalı." Hayat hırsla Dağhan'a yönelip ayağını vurmak için uzatsa da Dağhan çevik bir hareketle sıyrıldı. Alamadığı hıncıyla dudaklarını büktü ve çareyi kurtarıcı meleğinde buldu.
"Ya Canan abla şunlara bir şey de! beni zorbalıyorlar resmen." Canan uzandığı yerden doğrulup esnedi. Kahvesini koltuğun yanındaki yüksek sehpaya bırakıp gülerek Hayat'a cevap verdi.
"Babandan sonra koca şirket sana kalacak ya onu kaldıramıyorlar ablacığım boş ver... Gerçi umarım batırmazsın ailemizi." Hayat gözlerini belertti. Ellerini göğsüne yaslayıp başını geri yatırdı.
"Vuruldum gördünüz mü? Benim biriciğim, benim mavişim beni ciğerimden vurdu." Canan, kuzeninin tatlı serzenişine dayanamadı. Elini uzatıp "gel öpeyim de geçsin yakışıklım," dedi.
Hayat anında hareketlendi. Coşkuyla "yakışıklıyım tabii," deyip Canan'ın yanına oturdu ve kollarının arasına girip başını sıcak göğse yasladı. Anında saçlarını okşayan parmaklarla sıcacık gülümsedi. İlgi manyağı olduğu bir gerçekti lakin ablasından sonra Canan ve Ferah'tan gelen her ilgi kırıntısında daha da şımaran bir oğlan çocuğuna dönüşüyordu.
"Eee?" gözleri yerde oturmuş çocukların üzerinde dolandı o sırada Canan'ın.
"Azıp kudurup enerjinizi attığınıza göre mesele ne ötün bakayım?" kaçamak bakışlar havada uçuşurken Yalın keyifle gülüp Hayat'a başıyla Canan'ı işaret etti.
"Bak Hayat IQ seviyesinin önemi tam olarak bu. Kadın leb demeden anlıyor. Neden çünkü 106 değil 145! Biz sana anla diye destan yazsak anlamıyorsun neden çünkü 145 değil 106'sın." Hayat bıkkınlıkla soluğunu bıraktı. Huysuzca gözlerini devirip Canan'a daha da sokuldu.
"Yalın bir ara hatırlat seni Işıl Işıl'ıma ispiyonlayayım." Yalın güldü ve uysalca başını salladı. Annesini yumuşatmak bir demet çiçeğe bir de sımsıkı bir sarılmaya bakıyordu neyse ki.
"Cıvıtmayın daha fazla. Merak ettim konu ne?"
Çocuklar toparlandı. Birbirilerinin bakışlarına tutunup başlarını salladılar. Uzay boğazını temizleyip sözcü olarak öne çıktı. Sırtını yasladığı koltuktan sıyrılıp Dünya'yı da kolunun altından çıkarttı. Alnına dökülen dalgalı tutamlarını parmaklarıyla tarayıp yüzünün aydınlattı ve boğazını temizledi.
"Biz bu hafta sonu. Bizim koya gitmek istiyoruz."
Canan bir an anlam veremedi. Bakışları karşısına geçip yan yana oturmuş gençlerin yüzünde dolandı. Bunun için ondan izin almalarına gerek yoktu ki. O yüzden diğer ihtimale tutundu. "Tamam gidin. Gelmem ben," dedi hiç alınmadan. Bazen onlarında başlarında bir büyük olmadan hareket etmek istemelerini anlıyordu.
"Mevzu senin gelip gelmemen değil abla." gözleri anında kardeşini buldu.
"Ne o zaman pamuğum?"
"Korumalar!" Canan peşi sıra gelecek olanı anında anladı. O da tüm ciddiyetiyle doğrulup Hayat'ı bıraktı ve ellerini iki yana sallayıp "bu iş beni aşar gençler. Başka kapıya." diyerek kestirip attı.
"Ya Canan abla. Lütfen..." Dünya'yı bakışlarıyla susturup gözlerini Uzay'a ve Dağhan' a çevirdi. Bu iş çıksa çıksa bu ikisinin başından çıkmıştır diye düşündü.
"Olmaz. Olmaz! Olsa bile ben oldurmam. Bir alışamadınız bu duruma!" dedi. Babası ve dayıları bu konuda fazlasıyla katı ve haklılardı.
Babası başsavcı, dayısı savcıydı. Onların bu konudaki tutumu Canan'ın yadırgadığı ya da rahatsız olduğu bir şey değildi. Bela denilen şeyle sürekli yüz yüze gelen iki insanın bu hayatta en kıymet verdikleri şeyleri korumak istemeleri ve bunu güçleri yettiğinden fazla fazla yapmaları çok normaldi. Kaldı ki böyle nitelendirmeyi sevmeseler de normal bir ailenin çocukları değillerdi. Düşmanlarının olmadığı da olmayacağı anlamına gelmiyordu. Suçlu insanlar kadar para da belaydı insanın başına.
"Ama biz çok sıkıldık ve bunaldık sürekli birileri tarafından gözetlenmekten." Peri'ye döndü bakışları. İsyankarlığı üzerine hırka niyetine geçirmiş uzun tırnaklarıyla baş kaldırmaya hazırdı. Lakin Canan geri adım atmadı. Kendisi de fazlasıyla korumacı ve dikkatliydi lakin profesyonel bir korumanın yanında onun esamesi okunmazdı.
"Gözetlemek olarak bakamazsınız bu duruma. Önceliğiniz can güvenliğiniz. Üstelik bu şey yıllardır aynı. Bir alışamadınız gitti." sakince konuşmayı seçti. Buna çoktan alışmaları gerekirken hala kabullenmemeleri can sıkıcıydı. Çünkü ne babası ne dayıları bu tutumlarından vazgeçmeyeceklerdi.
"Ama sıkıldık, bunaldık. Bebek gibi sürekli peşimizde birisi. Hayır neyden korunuyoruz ki? Düşmanımız yok, tehlikeli bir durum yok. Tamamen bizimkilerin paranoyası. İki güncük özgür olalım, özgür hissedelim istiyoruz." bir yandan hak veriyordu Canan. Ancak korumacı yanı daha ağır basıyordu. Yarın başlarına bir şey gelse en çok onların canı yanardı.
"Dünya, düşmanımızın olmaması olmayacağı anlamına gelmez. Hem mesele sadece düşmanlık değil ki. Manyak dolu ülke. Katili, sapığı her yerde." önce sustular sonra birbirilerine baktılar ama Peri susmadı.
"Ya biz tamamen olmasın demiyoruz ki abla." deyince Dünya dizlerinin üzerinde yükselip Canan'a ilerledi ve bacaklarının önünde durup dizine yaslandı.
"Bu hafta sonu sadece. Hem bizim arazimizde olacağız. Özel mülk sonuçta. Kimse girmiyor sınırlarına. Lütfen sen olsan sadece. Lütfen..."
"Dünya..." Dünya boynunu eğdi. Ellerini birbirine kavuşturup çenesinin altına yasladı. Onun yanına Peri'de eklenince Canan'ın yelkenleri inmeye başladı. Bu iki kız yan yana gelince herkese her şeyi yaptıracak güçte oluyordu.
"Babamları bir tek sen ikna edersin abla. Bir sana güveniyorlar bu konuda biliyorsun. Yarın İzel ablayla Yusuf Ali abi gelecek. Onlarda olur yanımızda. Siz ayrı takılırsınız biz ayrı. Lütfen iki günümüzü de robotlaşmış insanların bizi izleyip her anımızı hafızalarına kazıyarak babalarımıza bildirmediği bir şekilde geçirelim. Hakkımız değil mi bunu istemek?" Canan dudak büktü. Her iki tarafa hak vermek yorucu olsa da Canan bu sefer itiraz etmedi. Hevesle gözlerinin içine bakan gözlere kıyamadı... İçi hiç almasa da başını salladı.
"Sözümden çıkanın canını okurum!"
"Yaaaa!" dedi Dünya sevinçle.
"Canım ablam." diyerek Canan'ın kucağına atıldı Peri. Erkekler ise yumruklarını tokuşturup sırıtıyorlardı.
"Sulanmayın hemen." en azından dayısının ve babasının karşısında eli güçlü olurdu. Çocukların yüzü bir anlığına asıldı ama umursamadı. En azından yanına bir destek almalıydı.
"Tamam tamam. Ama bulaşmayacaksınız bize tamam mı?" dedi Andre heyecanla. Canan soluğunu sesli bir şekilde bıraktı. Yusuf Ali ve İzel bir aradayken dünyayı unutuyorlardı zaten.
"Tamam başımın belaları tamam. Ama hemen yükselmeyin. Dayımla babam ikna olmayabilir." deyince bir an bozuldular ama hemen toparlandılar ve Hayat, Canan'ın yanağından bir makas alıp göz kırptı.
"Sen halledersin ablaların biriciği; en güzeli, en zekisi..."
Gecenin sonunda herkes odalarına çekildiğinde Canan, Peri ve Dünya salonda oturmaya devam ettiler. Canan koltuğun tam ortasında oturmuş, bir dizine Peri bir dizine Dünya uzanmıştı. İkisi bir olup tüm yaz neler yaptıklarını, üniversiteye başlayacak olmanın heyecanını anlatıyorlardı. Kızların cıvıl cıvıl olan enerjisi ona iyi gelmişti gelmesine ama aklı bulanıktı.
Önce Peri sızdı kucağında sonra Dünya. Canan ikisinin de saçlarını okşayıp başlarını koltuğa sırayla bırakıp kalktı aralarından. Giriş kapısının yanındaki geniş kiler dolabından iki tane ince battaniye aldı. Kızların üstünü örtüp başlarının altına yastık koydu. Yorgun ve uykuya açtı ancak kafası dolu olduğundan uyuyamayacağını o da biliyordu. Çok ses çıkarmadan etrafı toparlayıp kendisine süt ısıttı.
Elinde kupa bardağıyla mutfağın köşesindeki küçük yuvarlak masaya oturdu. Bardağı masaya bıraktı. Bacaklarını kendine çekip ayaklarını sandalyenin ucuna yasladı. Kolları bacaklarını sardı, çenesi dizindeki yerini aldı. İyide iyiye kızaran gözleri sütün üstünde tutan dumandaydı.
Buruk hissediyordu. Göğsünün orta yerindeki ince buz kırıntıları tenini yakıyordu sanki. Aklı Barış'taydı. Kalbi zaten ondaydı. İç çekti, uzanıp bardağı kavradı ve dudaklarına yaslayıp kaynar sütten bir yudum alıp bardağı tekrar masaya koydu. Neden bu haldeydiler bilmiyordu. Her şey mükemmel giderken birden aralarına giren garip bir soğukluk vardı. Ve her ne kadar Barış bundan sıyrılmayı başarsa da Canan o soğukluğu araya sokanın kendisi değil de Barış olduğunun da farkındaydı ama ne gönlü ne dili bunu kabullenemiyordu. Gözü bir an telefonunu aradı. Barış'ı aramak yeniden konuşmak istedi ama ilk defa cesaret edemedi.
"Abla?" sıçradı Canan. Omzunun üzerinden arkasına baktığında Dünya'nın yanına geldiğini gördü.
"Dünya'm..." Dünya esneyerek sessizce sandalyeyi çekip yanına oturdu ve gözlerini ovaladı.
"Uyumamışsın."
"Jet lag etkisi." dedi Canan geçiştirircesine. Dünya, dudaklarını birbirine bastırıp masanın üzerindeki bardağa baktı. İç çekip bacaklarını kendine çekerek Canan gibi oturdu ve kollarını da bacaklarına sardı.
"Sıcak süt içiyorsun." dedi bir tespit yapmış olmanın verdiği eminlikle.
"Evet." Dünya usulca gülümsedi. Anlayışla parlayan gözlerini ablasından koparmadı.
"Sıcak süt sevmezsin sen. Ne zaman içsen kendine eziyet çektiriyormuş gibi hissettiriyorsun. O yüzden kesin bir şey olmuş." Canan bir an süte baktı ve kaşlarını çattı. Sütü sıcak sevmezdi. İçmek istediğinde de bir iki yudumdan sonra içemez öylece hiç ederdi. Ama inatla bazı anlarda sütü sıcak tercih ederdi.
"Farkında değilim." bardağı parmağının ucuyla Dünya'nın önüne iteledi ve gülümsedi.
"Barış abiyle mi bir sorun var?" dedi Dünya. Sütten küçük yudumlar alıp bardağı geri bırakmadan avuçlarının arasında tuttu. Hava sıcaktı ama gecenin esintisinde bardağın sıcaklığı iyi gelmişti.
"Ben de bilmiyorum ki."
"Seni üzüyor... Bence geldiğinde onu bir güzel dövmeliyiz. Kimse Canan kızımızı üzemez!"
Canan sıcacık bir gülüşle Dünya'nın yanağını okşadı. Göğsünde çağlayan sevgi paha biçilemezdi. Dünya, Uzay, diğerleri... Onun için aynıydı. Kuzenden öte kardeşti. Ama Dünya tıpkı Minel Ve Pera gibiydi. Daha kendi küçük bir çocukken elleriyle süt içirdiği, altını temizlediği, oyunlar oynayıp düştüğünde acıyan yerlerini öperek iyileştirdiği bu kız onunda kızıydı. Çünkü ablalık bir yerde annelikti.
"Büyümüşsün be Dünya'm." Dünya şımarıkça gülüp başını salladı ve saçlarının dalgalanmasını sağladı. Ablasına yandan bir bakışla bakıp sırıttı.
"Tabii kızım ne sandın on sekizim ben artık." Canan'da tıpkı Dünya gibi sırıtıp bu sefer kuzeninin çenesini avuçlayıp sevdi. "Aman yesinler on sekizini."
Dünya sütten biraz daha içip bardağı masaya bıraktı. İç çekerek omuzlarını silkip alt dudağını ısırdı. Bakışları şimdi dalgalı ve titrekti. "Aranız mı bozuk cidden?" Canan bir eliyle yüzünü sıvazlayıp alnını kaşındıran kaküllerini iteledi. Bacaklarına sardığı kollarını çözüp dirseklerini dizlerine yasladı.
"Bilmiyorum Dünya. Bu kelimeden nefret ediyorum artık ama gerçekten ne olduğunu bilmiyorum. Bu yüzük," deyip parmağındaki alyansına ve büyük taşlı tek taşına baktı.
"Parmağıma takıldığından beri Barış, Barış değil."
"Evlilikten mi korktu acaba ya da bizimkilerden?" başını sağa sola salladı.
"Korksa bu yüzükler hiçbir zaman parmağıma girmezdi... Barış altından kalkamayacağı bir işe girecek bir adam değil. Sağlamcıdır o." Dünya dudaklarını büzüp kaşlarını çattı.
"Ayrı dünyalar tribine girmiştir belki." Canan gülecek gibi oldu. Çok zengin bir ailenin ferdi olsalar da anne ve babası sayesinde parayla şımarmadan mütevazi bir yaşam içinde büyümüş, kimseye üstten bakmamışlardı. Barış'ın ailesi de Bartın'da az çok bilinen mütevazi bir aileydi. Para, aralarında asla mesele olmamıştı ki...
"Maddi farklılıklar mı kaldı yavrum? Çocuk NBA'nın yıldızı. Tek başına bir servet kazandı, kazanıyor. Başka bir şey var ve bunu benimle paylaşmıyor. Paylaşmadıkça da aramız geriliyor."
"Halledersiniz siz abla. Seviyorsunuz birbirinizi. Barış abi toplar kendini gelir sana." Canan derince bir nefesle göğsünü şişirdi ve saçlarını gelişi güzel bileğindeki tokayla toplayıp terleyen ensesini ovaladı.
"Umarım," diye mırıldanıp soğumuş sütten bir iki yudum içti.
"Abla, sana bir itirafta bulunabilir miyim?" bardak dudaklarında Dünya'ya baktı Canan. İçtiği sütü yutup başını salladı ve "elbette," dedi.
Dünya, yanağını kaşıdı. Dilini dudaklarının arasında ezip dudaklarını büktü ve kaçamak bir bakışla arkasına baktı. Görünürde kimse yoktu, seste yoktu. Uzun süredir tek başına mücadele etmek zorunda kaldığı şeyi onu anlayabilecek birisiyle paylaşmak istedi.
"Ben aslında aşktan çok korkuyorum."
Canan'ın verdiği tepki "ne?" demek oldu.
"Öyle." deyip bakışlarını kaçırdı.
"Ne demek öyle? Neden korkuyorsun ki?" Dünya gözlerini ellerine düşürüp omuzlarını silkti.
"Çünkü bizim hikayemizde her şey mükemmel. Hepimiz büyük aşkların, gerçek sevginin meyvesiyiz. Koskoca sülalede boşanmış, sonu kötü bitmiş bir aşk dahi yok. Bu mükemmellik beni korkutuyor. Sanki, onların yaşadığı sefanın cefasını biz çekecekmişiz gibi hissediyorum."
Canan irkildi. Daha öncesinde hiç bu yönden düşünmemişti. O, annesiyle babasının ve ailesindeki bütün aşkların varlığına imrenerek büyümüştü. O da böyle bir aşkla evlenecek ve aynı düzen devam edecekti. Parmağındaki yüzükte zaten bundan takılıydı ya. O da tıpkı anne ve babasının yaşadığı gibi bir aşkla yaşamak istiyordu...
"Bence kuruntu yapıyorsun. Hem hatırlatırım Filiz anneannemin ikinci evliliği." Dünya gözlerini devirip ablasına baktı.
"Sonuç olarak sevdiği ve aşık olduğu adamla mükemmel bir hayat yaşıyor." Canan soluklandı. Dünya'nın kızarık yüzünde gezindi hareleri. Mutsuzluk, hüzün bir an olsun hiçbirinin hayatına değmemişti. Hep kahkahaların havada uçtuğu, küslüğün, ayrılığın olmadığı muhteşem bir ailenin içinde büyümüşlerdi. Sevilerek, sayılarak, korunarak... Bunca olumlu şeyin yanında onun gözünde aşk korkulacak bir şey değildi.
"Dünya... Dağhan'dan yana bir durum mu var?" genç kız kollarını kendine sarıp usulca başını salladı. Onu anlayacak kişinin Canan olduğunu bildiğindendi zaten derdini paylaşması.
"Korkuyorum." Canan, ayaklarını yere indirip sandalyesini çekerek Dünya'ya yanaştı ver küçük yüzünü avuçladı. Baş parmaklarıyla pamuktan daha yumuşak teni okşayıp anlayışla gülümsedi.
"Benimle paylaşabilirsin biliyorsun değil mi?" Dünya yutkundu. Karışık kafasıyla düşündüklerini kalbi kabul etmiyordu lakin korkusunu dindirecek bir şeye de sarılamıyordu.
"Asker olacak. Günü, gecesi belli olmayacak. Gidince aylarca gelmeyecek. Belki bir gün o değil haberi gelecek... Ben bundan çok korkuyorum. Dağhan'ı kaybetmekten çok korkuyorum." Canan anlayışla başını salladı ve ellerinin arasındaki yüzü bırakmadan kuzenine iyice yanaşıp kollarını ona sardı.
"Bu yüzden mi için gitse de ağırdan alıyorsun?" sesli bir cevap yerine sessiz bir kabullenişle karşı karşıya kaldı Canan.
"Hayat bu Dünya. Bırak yarını bir saat sonrası ne getirecek bilmeden yaşarken korkularımız yüzünden hak ettiğimiz şeyleri ertelemek aptallıktan başka bir şey değil bence." Dünya'nın başına bir buse kondurup omzunu ve kolunu sıvazladı.
"O yüzden korkunu geride bırakmalı ve gönlünün istediği gibi yaşamalısın. Hele ki güzel kalbinde büyüttüğün bu masum aşkı sonuna kadar yaşamalısın." Dünya'nın çenesinden tutup göz göze gelmelerini sağladı.
"Tamam mı?" dedi şüpheyle. Dünya'nın sağa sola kayan bakışları ona hiç güvence vermiyordu.
"Ne tamam mı?" deyişine güldü ve burnunu tutup sıkıştırdı. "Dünya!"
"Tamam, tamam abla." Dünya'nın pes edercesine verdiği soluk yüzüne vursa da ikna olamadı.
"Neye tamam?"
"Hayat, korkup saklanacak ve istediklerimizi erteleyebileceğimiz kadar uzun değil. Ona tamam!"
"Aferin kızıma." deyip Dünya'yı iyice sarıp sarmaladı. Biraz daha oturup sohbet ettikten sonra salona geri döndüler. Dünya, Peri'nin yanında yatmak yerine Canan'ın yanına kıvrıldı ve anında uykuya daldı.
Sabah onları uyandıran Minel'in bağırtıları oldu. Canan ve Dünya'nın uyduğu koltuğun kenarına, dizlerinin üzerinde çıkmış kollarını da birbirine bağlamış bir şekilde kızgınca Dünya'ya bakıyordu. "Yaaa! Kalkın dedim kalkın."
"Minel! Sus yoksa döveceğim seni!"
"Ama Perikom ben varken nasıl Dünya ile uyur ablam? Bak, bak nasıl sarılmışlar bir de! Bana ne ya uyanın!" Minel'in bağırışları Peri'yi çileden çıkartırken evin içindeki diğer aile üyeleri onun bu kıskanç hallerini gülüyorlardı. Söz konusu ablaları olunca bu küçük kız tam bir cadaloz olabiliyordu.
"Gel kız buraya!" Uzay, kuzenini tuttuğu gibi kucaklayıp sağa sola döndürdü ve yanaklarına sulu sulu buseler kondurdu. Minel halinden memnun olsa da ellerini ablasına doğru uzatmaktan geri durmadı.
"Ama Uzay aşkım, ablam." Uzay, elleri arasındaki küçük kuzenini biraz daha havaya kaldırıp yalandan uyuyormuş gibi yapan ikilinin üzerine bıraktı.
"O zaman kavuş ablana!" Minel şen kahkahalarıyla ablalarının arasına girip Canan'a sıkıca sarıldı ve yanağından öpüp başını Dünya'ya çevirdi. Ona bakan mavi gözlere yüzünü ekşitip dil çıkardı ve yeniden Canan'a dönmeden "benim ablam o!" dedi.
"Aman yedik sanki," diye esneyerek gerindi Dünya.
"Yiyemezsin zaten. Ben yerim onu. Neden? Çünkü benim ablam!" Peri ise hınçla yattığı yerden doğrulup karşı koltukta sefa süren üçlüye baktı ve hedefini anında buldu.
"Minel sus artık sus!" Minel biraz daha sindi ablasının göğsüne ama susmak yerine yeniden konuştu.
"Cananikom görüyorsun değil mi bana nasıl davrandıklarını. Ah ah, sen yokken çok şey değişti." deyip bir de dudak büzdü.
"Biraz daha susmazsan cidden dövecek seni bebeğim." dedi Canan. Minel kaçamak bakışlarla Peri'ye baktı ve yutkunarak Canan'ın göğsüne daha da sindi.
"Ama sen varsın ki. Bana dokunamaz."
"Bak nasıl dokunuyorum sana!" Peri hışımla kalkıp karşı koltuğa geçti. Dünya'nın üzerinden Minel'e uzandı ve açıktaki kollarını mıncırdı. Yetmedi bacaklarını acıtmamaya dikkat ederek sıktı o da yetmedi poposunu şaplakladı. Ama Minel halinden memnun bir şekilde Canan'a iyice sokulup tüm şımarıklığıyla "ablaaaa kurtar beni," diye bağırdı.
Canan küçük kardeşine kollarını sarıp kucakladı ve kızlara sırtını döndü. Dönerken havalanan Minel ise kahkahasıyla Peri'yi daha da çıldırttı. "Kaçtı tüm uykum yaaaaaa!" oflayıp geri çekildi. Dönüp gidecekken Dünya onu bileğinden yakaladı ve koltukta kayıp onu yanına çekti. Dört kişi zar zor sığsalar da bu hallerinden fazlasıyla memnun oldukları da bir gerçekti.
"Sen de bağırma Peri. Yat uyu işte sanki hiç uyuyamayacaksın Allah Allah!" Dünya'nın kızışına göz devirdi Peri. Ona ters ters baksa da sıcaklığına sokulmaktan da geri kalmadı.
"Sevmiyorum böyle uyanmayı. Car car bağırdı salak!"
"Abla, Perikom bana salak dedi duydun mu?" dedi Minel ortalığı kızıştırmaya yer arayan bir heyecanla. Ablalarını birbirine şikayet etmek en sevdiği şeylerden biriydi.
"Duydum."
"Ben salak değilim ama." Canan kardeşinin başına minik bir buse kondurdu.
"Evet, değilsin bebeğim."
"Yooo salak." diyerek söylemini sürdürdü Peri. Minel bazen o kadar uğraşılmaz oluyordu ki genç kız çoğu kez hayalinde kardeşinin uzun kızıllarını çekiştirmekten kendini alıkoyamıyordu. Üstelik kendisi fazlasıyla uysal birisiyken onu çileden çıkartabilen tek kişi kızıl şeytanıydı.
"Değilim." başını kaldırıp Peri ablasına çatık kaşlarıyla baktı. Peri de onu hissetmiş olacak ki kapalı gözlerini aralayıp kendisine bakan kardeşine sırıttı. "Salaksın."
"Değilim ya değilim!"
"Sa-lak-sın." Minel'in dudakları titredi. Gözleri yaşardı. İçli içli soluklanıp yeniden Canan'ın göğsüne sinince Canan keskin ve ciddi bir ses tonuyla "Peri!" diyerek kız kardeşini uyardı.
Peri oflayıp gözlerini devirdi. Küçük kızıl yine şeytanlığını yapmıştı. Peri, dudaklarını birbirine bastırıp gülmemek için kendini tutan Dünya'nın omzuna elini geçirip yattığı yerden kalktı ve lavaboya doğru ilerledi. Dünya'ya da hemen peşinden yeniden gerinip kalktı ve capcanlı bir sesle "günaydınnnnlarrrr," diye bağırdı. Aldığı karşılık ise oldukça sert çarpan tuvalet kapısı oldu.
"Uğraşmasanıza pamuğumla," Yalın elindeki kızartma tabağını masaya bırakıp başını kapısı kapalı lavaboya aniden çevirdi ve daha kısık bir sesle "tüm günü bize zehir edecek," dedi.
Kimse aldırmadı. Peri'nin uyku konusundaki huysuzluklarına alışmışlardı. Dünya masaya göz atıp salatalıktan bir tane ağzına attı. O sıra yanına gelip kolunu omzuna atarak şakağına buse konduran ikizine sarıldı. "Uzay çirkinim bugün pek hamarat gördüm sizi?"
"Ailemizin güzide güzelliklerinin şerefine biz hazırladık Dünya güzelim. Beğendin mi?" Dünya dudaklarını yaladı. Çok acıkmıştı.
"Kuymak?"
"Dağhan itinayla yaptı."
"Kaygana?"
"Aden halam çoktan yapıp getirdi." Dünya sulanan ağzıyla yutkundu.
"Çok okey şu an." Minel guruldayan karnıyla yattığı yerde doğrulup dizlerinin üzerinde yükseldi.
"Uzay aşkım kavurmalı yumurta?"
"Minel aşkım, Canan Toral kraliçemizin ağzına layık değil o nedenle bizim masamızda yok. Ama eminim babam senin için en güzelini yapmıştır. Gitmek ister misin?" Minel'in zeytin gözleri aşkla parladı. Midesi guruldadı. Ağzı sulandı.
"Ablacığım, ben bi koşu gidip kavurmamı yiyip geleyim olur mu?" Canan kardeşini kucağına yatırıp gıdıklamaya başladı. Minel kahkahalarla gülüp ablasından kurtulmaya çalışıyordu.
"Canavar seni."
"Ya ablaaaaa. Möölerim benim midemi özlemiş ben ne yapabilirim." dedi gülüşlerinin arasından. İmdadınaysa Hayat yetişti. Minel'i kucakladığı gibi omzuna atıp etrafında döndü.
"Ben de gidip bir bakayım. Bizi özlemişlerdir kesin." herkes Hayat'a göz devirerek baktı.
"Ulan ne bok boğazsın." Hayat ise kendisine laf atan Andre'ye tatlı tatlı sırıttı.
"Yahu ne boğazı tamamen aile özlemi içerisindeyim ben." bir yandan da omzundan sarkıttığı Minel'i sağa sola savuruyordu.
"Hayatişkom midem bulandı." Hayat durdu. Bir an sırtından süzülen kusmuğu hayal edince bedeni gerildi.
"Kız kusma sakın ha!"
"Kızı evirip çevirmiş bir de kusma diyor. 106!" dedi Andre. Bu aralar yeni favori işi Hayat'a salça olmaktı.
"Andre bazen senden fena gıcık kapıyorum haberin olsun."
"Tamam kuzen. Ağlayarak yazarım defterime." ikisi birbirine meydan okuyan bakışlar atarken içeriye esneyip gözlerini ovalayarak Pera girdi.
"Günaydın."
"Pera, Baran dayım kavurmalı yumurta yapmış." Pera'nın bir şey demesine gerek kalmadan karnından kaçan yüksek sesli guruldamalar herkesi güldürdü.
"O zaman ben bu yavru aslanları bırakıp geliyorum. Ben gelmeden başlamayın." dedi Hayat.
"Bizim ayaklarımız var Hayat abi."
"Ben yok mu dedim fındık kurdu?" Pera gözlerini devirdi. Üstencil bir bakışla ve ciddi bir ses tonuyla "Minel'i indir. Her an kusabilir," dedi.
Hayat küçük kuzenine baktı. Onun bu yaşından olgun ve büyük tavırları tüylerini diken diken ediyordu. Minel'i omzundan dikkatlice indirdi. Pera, Minel'in yanına gelip uzun kızıl tutamları okşayarak yüzünden çekti. Domatese dönen yanaklara şefkatle baktı.
"İyi misin mimikom?"
"İyiyim Peracım. Sevilmek güzelde Hayatişkom bazen abartıyor." Hayat sırıtıp Pera'nın düzelttiği saçları dağıttı. Minel ona dil çıkarınca o da çıkardı. "Sevgi dediğin şey abartılmalı zaten kızılım."
"Sen abartma Hayatişkom lütfen sen abartma!" Hayat sahte bir alınganlıkla dudaklarını büzdü.
"Kız sen var ya beni çok ararsın."
"Yooo." Pera ve Minel kol kola evden çıkıp diğer eve geçtiklerinde Hayat hala arkalarından bakıyordu.
"Yarabbi kim inanır bunların on ve dokuz yaşında iki çocuk olduğuna."
"İşte yüksek IQ böyle bir şey Hayatişko." Hayat omzunun üzerinden onunla alay eden kuzenlerine baktı. İkizler ona uslu uslu bakarken Yalın ve Andre omuz omza vermiş sırıtarak bakıyordu.
"Ulan size yapacağımı bilirim ben. Az kaldı beş seneye hepimizin hisselerini, mal varlıklarınızı ne yapıp edip üstüme alacağım. Dedemleri de ikna edip tek varis ben olacağım." dediğinde Uzay gülerek başını sağa sola salladı.
"Bak o iş zor kuzen. Sefa dedemi bilmemde Yağız dedemin, Canan ablanın doğduğu ilk anda tüm mirasını ona bıraktığına kalıbımı basarım."
"Bir şey diyeyim mi yapmıştır valla." diyerek ikizine destek çıktı Dünya. Bir an sonra ortamdaki herkesin bakışları hâlâ koltukta yatan bedene kaydı.
"Cananikom?" dedi Hayat.
"Hııı?" diye bir ses çıkardı genç kadın.
"Mirasyedimiz sen mi olacaksın?" Canan kapalı gözlerini aralayıp karşısında ona pür dikkat bakan kuzenlerine göz gezdirdi. Onların bu ciddi halleri komiğine gitti. Sevgiden ziyade bağ olarak Yağız dedesinde farklı bire yerde olduğunu cümle alem biliyordu ki onun içinde öyleydi.
"Siz ne ara bu kadar aç gözlü oldunuz?" Andre ellerini havaya kaldırıp ortamdan birkaç adım uzaklaştı. Şaka yollu da olsa para mevzularında asla bulunmazdı.
"Vallahi Cananikom eğer öyle bir şey yaptıysa reddi miras mıydı mirası red miydi nedir açar açtırırız davayı. Bizde birileriyiz. Bizde deriniz!" Yalın iki adım uzağında kalan Hayat'ın ensesine güçlü bir tokat savurdu. Hayat karşılık verecekti ki Peri lavabodan konuşarak çıktı.
"Dedemler hiçbirimizin hakkını yemez Hayat boş boş konuşma."
"Geldi doğrucu Davud." Peri, Hayat'ın yanından geçerken ona omuz attı. "Duydum!"
Diğerlerine de aksi bakışlarıyla bakıp masadaki yerini alıp kimseyi beklemeden tabağını doldurmaya başladı. Kendisine "günaydın pamuğum," diyen Yalın'a ters ters baktı.
"Seni de duydum Yalın." Yalın'ın rengi attı.
"Peri'm ben öyle demek istemedim." Peri ağzına attığı salatayı çiğnemekle meşgul olduğundan yine gözleriyle konuştu. Bazen öyle sert bakıyordu ki seri katil havasıyla etrafta dolandığı oluyordu. Bir o anlarda mor hareleri mümkünü varmış gibi daha koyu ama canlı bir hale bürünüyordu.
"Yooo tam da öyle demek istedin. Ben duydum Peri," Yalın gerilen siniriyle Hayat'a bir tane daha vurdu. Yetmedi tekme savurdu.
"Ulan götlek ne diye satıyorsun anında!" ama Hayat'ın umurunda olmadı. Gülerek Peri'nin yanına yerleşip yanağından hızlıca makas aldı ve Yalın'a oh olsun dercesine bakıp güldü.
"Anlamadım ne dedin canım? 106'yım malum."
"Siktir git şuradan ya!"
"Siz ne ara bu kadar bozdunuz ağzınızı?" Canan'ın tok ve kızgın sesine kimse tepki veremezken Peri''nin daha baskın bir sesle "başlama sende abla sabah sabah!" demesine şaşkınlıkla baktılar. Canan ise kardeşine boş boş bakıp esnedi.
"Uvvvv. Canan ablaya da çıkıştığına göre bugün cidden bize zehir olacak." dedi Andre. Peri'nin karşısına geçip oturunca Yalın'da yanına yerleşti asık suratıyla.
"Kıs kıs güleceğinize Minel'i sustursaydınız o zaman."
"Kız haklı." diyerek birden beliriverdi Dağhan. Elindeki kızgın tavayı masanın ortasına bırakıp sert duran bakışlarını herkeste gezdirdi. "Hepimiz birbirimizin hassasiyetlerine dikkat ederken Peri'nin uyku hassasiyetine de dikkat etmemiz lazımdı."
"Dağ biliyor musun kuzenlerimin arasında en çok seni seviyorum."
"Biliyorum pamuğum." dedi Dağhan. Ortamda birden telefon sesi duyulunca anlık bir sessizlik oldu. Hemen peşindense Peri'nin "Yiğit arıyor." bağırışı evin ortasında çınladı. O, heyecanla sandalyesinden kalkıp telefonuna koşarken Uzay sinsi bakışlarıyla Dağhan'a yanaşıp omzuna omzuyla vurdu.
"Ulan ne fenasın ha!"
"Sus ula! Aldık gazını sus." deyip fırsattan istifade Dünya'yı da yanına çekip yan yana masaya yerleşmelerini sağladı. Uzay'ın ona değen bakışlarına hiç aldırmadan ortaya bıraktığı kuymak tavasını Dünya'nın önüne doğru kaydırdı.
"Cananikom bizde konumuza dönelim mi?" Canan yattığı yerden kalkıp gerindi. Saçlarını toplayarak ayaklanıp lavaboya doğru ilerledi. "Meseleyi dedeme ve Aslan dayıma abartarak döndürmeme ne dersin Hayatişko?"
"Estağfurullah derim canım ablam. Bir kuru ekmeğe de tabiyim ben."
Kahvaltı her zaman olduğu gibi tatlı atışmalar ve bol kahkahalarla geçti. Canan kahvaltının ardından diğer eve geçti. Önce aile büyükleriyle vakit geçirip kahve eşliğinde sohbet etti. Sonra Neda'yı kucağından hiç indirmeden Pera ve Minel'le oyunlar oynadı. Ara ara çocukların bakışlarını yakalıyordu. Hafta sonu mevzusunu hemen çözmesini istediklerinin farkındaydı ama önce İzel ve Yusuf Ali konuşmalıydı. Neyse ki akşam burada olacaklardı...
"Sahi sizin şu arsa davası ne oldu Baran?" deyip rakısından bir yudum aldı Yusuf.
"Uzattıkça uzatıyor taraflar. Belediyede ses çıkarmıyor şu sıra. Kolay kolay kapanmayacağa benziyor."
"Arsa demişken koy için istediğin evin projesini bitirdik Doğu'yla. Kızlarım beğenirse hemen başlatırız inşaatı." Dünya ve Peri heyecanla Aslan'a baktılar. Uzun zamandır bu haberi bekliyorlardı.
"Amca havuz?" dedi Dünya.
"En güzelinden Dünya güzelim."
"Dayıcım stüdyo?" dedi Peri.
"O da en harikasından pamuk Peri'm."
"Neredeyse her evimizde var bunlar zaten. Neye bu kadar yükseldiniz?" dedi Dağhan.
"Ama bu ev bizim koyda olacak. Düşünsene yüzme antrenmanlarımdan çıkıp kendi plajımda dinleniyorum. Hem çift antrenmanımı da çok rahat yapmış olacağım böylelikle. Ayrıca söz verdin baba koyun ismini değiştirecektik!" Dünya büyük bir heyecanla babasına baktı.
"Başvurusunu yaptım kızım. Dönüş biraz uzar."
"Ne ismi?" Kerem'in şüpheli sesiyle sorduğu soruyu Simge cevapladı.
"Baran bizim koyun adını değiştirmek için başvur yaptı." yok artık dercesine olan bakışlar Baran'ın üzerinde dolandı.
"Ulan devletle ihaleye girip araziyi aldığın yetmedi bir de ismini mi değişeceksin?"
"Evet." dedi baba kız aynı anda. Baran kızına göz kırpıp öpücük attı.
"İsmi de Dünya mı olacak?" Dünya tatlı kıkırtılarıyla ikizinin yanağını öpüp başını salladı.
"Amcam benden isteseydin ya. Ben çoktan halletmiştim isim işini. Senin bu baban halledene kadar otuz olursun sen." Baran abisine ters ters baktı.
"Abi. Açtırma ağzımı."
"Aç aslanım. Ben sadece kızlarımın mutluluğunu düşünüyorum. Bak İzel bir ev istedi dünyanın her yerinden en güzelinden yaptırdım." Hayat çatalını tabağına bırakıp babasına çattığı kaşlarının altında parlayan mavi gözleriyle baktı.
"Arkadaş, yemin ediyorum şu ailede kız çocuk olmak lazımmış. biz evlat değil miyiz baba?" Aslan güldü. İzel'i biriciğiydi ama kız yeğenlerinin de yeri kızının yeriyle aynıydı. Onlar için hep kızlarım der, birini diğerinden ayırmazdı.
"Kızlarım bir yana kainat bir yana oğlum." Hayat kollarını göğsünde bağlayıp gözlerini yere düşürdü ve "yoksa sende mi dedem gibi tüm mirasını ablama bıraktın?" deyince gençler dışında herkes şaşırdı.
"O ne demek şimdi?" gibi sorular yükseldi masadan. Herkes Hayat'tan bir cevap beklerken Yağız aksi bir tavırla konuştu.
"Ulan ben daha ölmedim." Hayat yutkunamadı. Mavi gözleri yardım istercesine kuzenlerine kaydı ama gördüğü şey ona gülen yüzlerdi.
"Yok dedem sana o anlamda demedim zaten. Şeyden dedim ben." Yağız, çayından bir yudum alıp torununa baktı.
"Neyden dedin oğlum?" Hayat sonunda yutkunduğunda boğazından derin bir ses firar etti. Aslan, oğlunun bu şapşal haline dayanamadı. Yüzünü sıvazlayıp karısına bakıp dert yandı. "Bu çocuk sahiden 106!" Bejna ise kocasına hak vererek başını salladı.
"Şimdi şöyle dedi dedeciğim," diyerek keyifle yayıldı sandalyesinde Peri.
"Konuş kızım ne dedi bu babası kılıklı?" Hayat masaya doğru eğilip iki sandalye uzağındaki kuzenine baktı.
"Pamuk Peri'm hani kardeştik hani yoldaştık oldu mu bu yaptığın?" Peri hiç oralı olmadı.
"Sen ablamın doğduğu gün varını yoğunu onun üstüne yapmışsın güya. Ablam bizim ailenin mirasyedisi olacakmış, Hayat'ta avucunu yalayacakmış. Ondan korktu salak."
"Peri!" genç kız annesine bakıp masumca gülümsedi.
"Hakaret olarak değil sıfat olarak kullandım anne." Aden özür dileyen bakışlarla abisine ve yengesine baktı. Kızları bu ara çok patavatsızlaşmışlardı.
"Doğduğu gün değil, hastaneden çıktığı gün yaptım."
"Ne!" diye bir tepki çıktı Aden'in ağzından. Bazıları bunu bildiğinden bazıları ise bunu tahmin ettiğinden hiç tepki vermedi. Ama Hayat büzdüğü dudaklarıyla efkarlanmaya başlamıştı.
"Baba bu ne demek?"
"Evet dede ne demek?" dedi Canan' da annesinin hemen ardından aksi bir tavırla.
"Biz öldüğümüzde, çocuklarım emekli olduğunda ya da Allah geçinden versin öldüklerinde ailemize ve işimize dair her kararda imza ve son söz yetkisi Canan'da olacak. İtiraz edecek birisinin olduğunu sanmıyorum." masadaki büyükler bir an birbirilerine bakıp başlarını salladılar. Hiçbiri bu durumdan şikayetçi olmadı. Her çocuk kendi yolunu çizmiş geleceklerine yol vermişlerdi. Hayat dışında şirket için heveslenen ya da isteyen yoktu. Özellikle Aslan'ın içi daha da ferahladı. İzel, şef olup kendi markasını kurmak istiyordu. Hayat'ın ise daha kırk fırın ekmek yemesi gerekiyordu.
"Yok baba ne itiraz edeceğiz. Ailenin en aklı yerinde olan çocuğu Canan kız. Gözümüz arkada kalmaz ama açıkçası tek endişem ömrümü verdiğim şirketin hayvanat bahçesine dönmesi." Canan anında kaşlarını çatıp dayısına baktı.
"Dayı!" Aslan güldü. Yeğenine bakıp çapkınca göz kırptı.
"Canan kızım?" Canan'ın dudakları büküldü. Gülüşü yüzüne yayılmadı ama gözlerinin içi parıl parıldı. Dayısı onu yine tavlamıştı.
"Ama sen böyle kızım deyince eriyorum ben."
"Eh, var öyle yeteneklerim." Aslan, erkek kardeşlerinin kıskanç bakışlarına aldırmadan yeğenine göz süzerken oğlunun sesini yeniden işitmesiyle gözlerini devirdi. Oğluna aktara aktara 106'lık yanını aktarması canını sıkıyordu.
"Dede ama şimdi ailede inşaat işini devam ettirecek olan ben olacağım ya benim hiç mi söz hakkım olmayacak?" Yağız güldü torununa. Hayat'ın çok iyi şeyler başaracağından emindi. İnanılmaz bir görme kabiliyeti vardı. Kendini ve Aslan'ı görüyordu onda. Ama Hayat henüz kendini göremediğinden yolu uzundu.
"Canan ablan isterse olur oğlum." Hayat, yan gözlerle Canan'a baktı.
"Ama bu haksızlık. Ablam veteriner, mühendis değil ki." Andre güldü kuzenine ve ağzını şapırdatarak Hayat'a doğru yanaşıp "sen de mühendis değilsin." dedi.
"Henüz değilim." Yağız ve Aslan bir birbirilerine baktılar. Aslan, babasının niyetini biliyordu. Zamanında Doğu'yu da böyle yola getirdiğinden ses etmedi.
"Önce bir ol. Kendini bana kanıtla o zaman bakarız."
"Bakar mıyız?"
"Bakarız bakarız ama merak etme oğlum. Bu ailenin bir mirasyedisi olacaksa o sen olursun bu gidişle."
"Aşk olsun dede."
"Görünen bu yavru aslanım. Kardeşlerin biz zenginiz, biz şöyleyiz böyleyiz demeden okullarına eğitimlerine dört elle asılmış durumdalar. Senin dışında hepsi okulunu dereceyle bitirdi. Üniversite sınavları da harika geçti. Sen gelip bize ne dedin?" Hayat ağırca yutkunurken kuzenleri kıkır kıkırdı.
"Yağız..." Yağız, karısının uyarı dolu bakışlarına aldırmadan konuşmaya devam etti.
"Ben sınavda uyuyakalmışım dedin, oğlum. Sonra da babana dönüp; baba, ben bizim üniversitede okurum ya dert etme sen dedin."
"Dedeciğim ben tamamen latife ettim." Aslan ve Bejna birbirilerine bakıp başlarını sağa sola salladılar ve oğullarına baktılar. Onun gerçekten latife ettiğini elbette biliyorlardı ama bazı anlardaki latifeleri tam 106'lıktı.
"Sonuçlarda sana latife etti." Hayat'ın yüzü düşünce Aden kendini tutamayıp araya girdi.
"Aaaa aa! Şamar oğluna çevirdiniz çocuğu iki dakikada. Hayat gayet akıllı ve zeki bir çocuk. Kıyaslama yapmayı bırakın." dedikten sonra masadaki yeğenlerinde ve kızlarında kısık bakışlarını gezdirdi. "Şu 106 meselesini de abartıyorsunuz artık."
"Hala, ama o da bize neler neler diyor?" dedi Yalın. Hemen peşinden Andre konuştu.
"Evet teyze. Bana yaptıklarını bir bilsen." Güneş oğluna baktı. Sonrada yeğenlerinde göz gezdirdi. İflah olmaz bir haylazlıkları vardı her birinin ayrı ayrı. "Birbirinize güzel davranın!" dediğinde hepsi başlarını salladı. Ama masadaki herkes bu onaylamanın geçici olduğunu biliyordu.
"Dedeşkolarım?" dedi Minel bir süre sonra. Dakikalardır aklına takılan bir hususu daha fazla içinde tutmayacaktı. Yağız, Sefa ve Haydar aynı anda Minel'e baktılar.
"Mimikom?" dedi Sefa. Torununa en yakın oturan oydu.
"Mirasyedi ne demek?" masadan boğaz temizleme sesleri ve genizden çıkan boğuk gülüşler yükseldi. Suratı asılan iki kişi ise Aslan ve Hayat'tı. Sefa, Yağız'a ve Haydar bir an baksa da doğru neyse onu söylemeye karar verdi.
"Şimdi şöyle ki... Ben ölmeden önce avukatıma bir vasiyet veriyorum. O vasiyette de mirasımın kimlere kalacağını yazdırıyorum. Miras kalan kişide mirasyedi oluyor." Minel düşündü. Gözlerini yumdu, açtı. Uzun kıvrık kirpiklerini kırpıştırdı. Burnunu kırıştırdı sonra ani bir aydınlanmayla heyecanla yerinden doğruldu ve dedesine iri iri açtığı zeytin gözleriyle baktı.
"Yani siz öldüğünüzde sizin olan her şey istediğiniz kişiye mi kalacak?" Sefa yine Yağız ve Haydar'a baktı. Onlardan onay alınca yeniden torununa döndü ve burnuna bir fiske vurup gülerek "evet kızılım." dedi. İşte tam o anda Minel'in heyecanla oturduğu sandalyeye çıkıp tepinmesini beklemiyorlardı.
"Dedeşkolarım! Dedeşkolarıııımmmmmmm lütfen, lütfen mirasınızı bana ve Pera'ya bırakın. Biz çok güzel mirasyedi oluruz!" ortamda önce derin bir sessizlik sonra da geceyi yaran bir kahkaha tufanı yükseldi. Öyle ki ailenin koca çınarları gülmekten bir hal olmuşlardı.
"Aslan kızım benim. Oğlumu da kendinden ayrı tutmuyor." dedi Kerem keyifle. İki çocuğun arasındaki bu bağ herkes gibi onu da çok etkiliyordu. Aralarındaki bağ bir kuzen ve kardeş ilişkisinin de çok ötesindeydi.
"Dayıcığım, oğlun benim canımın içi onu nasıl ayrı tutayım?" onun bu büyümüşte küçülmüş hallerini herkes gülerek izlerken, Minel kendisine ciddi bir yüzle bakan anne, baba ve ablalarını görünce tatlı tatlı sırıtıp sandalyesine geri oturdu. Anlaşılan güzel ailesi onun mirasyedi olmasına karşı çıkacaklardı. Neyse ki kurtarıcısı yine yanı başındaydı.
"Sen de benim canımın içisin mimikom." iki kuzen birbirilerine duydukları sevginin coşmasıyla sandalyelerinde birbirilerine dönüp sımsıkı sarılınca annesinin kucağındaki Neda yaygarayı kopardı ve çığlık çığlığa ağlamaya başladı.
"Birileri abisini kıskandı." Lara kızını göğsüne yatırıp sırtını sıvazlamak istedi ancak küçük hanım abisine gitmekte ısrarcıydı. Minel küçük kuzenine nispet edercesine kızıl saçlarını elinin tersiyle savurdu.
"Neda üzgünüm ama senden önce ben vardım." Neda, büyüdüğünde peşinden bir an olsun ayrılmayacağı Minel ablasının ne dediğini anlamış gibi daha da hırçınlaştı ve ağlayışları güçlendi.
"Ayyy bu kızda ağlayınca çok çirkin oluyor."
"Minel!"
"Ama öyle Cananikom yalan mi diyeyim?" Canan kardeşine gözlerini büyüterek bakınca Minel yutkunup önüne döndü ve Kerem'le Lara'ya bakıp "kızınıza çirkin dediğim için özür dilerim. Eminim büyüdükçe güzelleşir, üzülmeyin." dedi. O sırada Pera yerinden kalkıp annesine gitmiş ve kız kardeşini çoktan kucaklamıştı.
"Sağ ol kızılım ya. İçimize su serptin." Minel kıkırtılarını yutarak dayısına baktı. Ailesindeki herkesi çok seviyordu ama Barlas dayısından sonra Kerem dayısı onun her zaman favorisiydi. Aslan ve diğer dayılarının istediklerini almadığı zamanlarda tabii.
"Ne demek her zaman dayıcığım."
"Siz üç numarayla biraz zor baş edersiniz ben size diyeyim." dedi Doğu. Aden ve Yusuf'un yüzündeki çaresizlik görülmeye değerdi. Üç numaraları, üç numara olmanın hakkını veriyordu.
"Edebildiğimizi kim söyledi ki abi?" Yusuf karısını onaylarcasına başını salladı ve Güneş'e baktı.
"Teyzesine çekmiş." Güneş'in yüzünde ukala bir gülüş belirdi. Yeğenleri en az kendisi kadar alışveriş sevdalısı ve süslüydü.
"Teessüf edemeyeceğim. Canım kızılım. Doğursam bu kadar olmazdı."
"Olmazdı tabii. Geçen gün albümden senin sarı saçlı olduğun bir fotoğrafla geldi. Başımın etini yedi bende teyzem gibi sapsarı olup güneş olacağım diye." Aden'in sözlerine masada kıkırtılar yükseldi ama Minel'in ince kavisli kaşları çoktan çatılmıştı. Peri karşısında oturan kız kardeşine gülerek bakıp annesinin anlattığı anın devamında ne olduğunu hatırladı.
"Annemde sen bizim portakalımızsın, kızılımızsın, güneş olamazsın dedi. Salak tüm gece ben portakal değilim diye ağladı." Minel, ablasına bakıp elini uzatarak parmağıyla onu işaret etti ve ağlar bir sesle isyan etti.
"Anne! Baba! Ablam bana hep salak diyor. Hakaret ediyor bana!"
"Bize de ediyor." dedi Uzay şikayetçi bir tavırla. Minel'e göz kırpmayı da ihmal etmedi. Manyak kız öyle anlarda öyle hakaretler ediyordu ki ne karşı çıkabiliyorlardı ne kızabiliyorlardı. Hayır bir de cuk gibi oturtuyordu her lafını o zaman ayrı bir gıcıklığa ulaşıyordu.
"Sen bakma bu katil civcive mimikom, he he de geç. Bana da neler neler diyor bir bilsen." Yalın'ın sözleri üzerine Yusuf boğazını temizledi ve kızına tek kaşı kalkık bir şekilde baktı.
"Peri?" Peri olağanca rahatlığıyla ağzındaki lokmasını çiğneyip yuttu.
"Asla hakaret etmiyorum babacığım. Tamamen sıfat anlamı taşıyor kullandığım tüm kelimeler. Misal 106 Hayat ya da amip Yalın. Xoci Dağ, Npt Uzay mesela. Bunların hepsi sıfat. Neden çünkü isimden önce geliyor." Canan sıkı sıkıya birbirine bastırdığı dudaklarıyla anne ve babasına baktı. Peri'nin çok sakin geçen çocukluğundan sonra bu kendini aşmış haline alışamamış gibi görünüyorlardı.
"Abi yine benim götümde patladı ya."
"Hayat!" dedi Zümrüt uyarı dolu sesiyle. Torununa bakıp başını sağa sola salladı.
"Pardon babaanne ama Peri kızında az değil birazda ona mı yüklensen?" Zümrüt, Peri'ye baktı. Ona karşı yelkenleri hep inikti. Güzel kızı adı gibiydi. Parıl parıl parlıyordu karşısında.
"Kızım en azından aklını kullanıyor." Peri, anneannesine havadan bir öpücük attı. O sırada anne ve babasının kendisi hakkında konuşmaya başlamasıyla dikkatini onlara verdi.
"Sana kızımıza hukuk kitaplarını okutma demiştim." dedi Aden.
"Ben de sana tıp kitaplarını okutma demiştim." Yusuf'un cevabıyla uzunca soluklanıp gözlerini devirdi. Kitaplarının halini hatırladıkça huysuzlaştı.
"Benimkileri okumamış ki! Yazım yanlışlarını bulup düzeltmiş." masadakilerden yeniden gülüşme sesleri yükselirken Yusuf kızına çevirdi gözlerini.
"Benimkilerde de noktalama yanlışlarını düzeltmiş." Peri hiç oralı olmadan meyve suyundan büyük bir yudum aldı.
"Benim kitaplarımın sonuna da eleştiri yazıp yazarlara sövmüş." dedi Minel çatık kaşlarıyla ablasına bakarak. Peri ise alaylı tavrını bir kenara bırakıp kardeşine sert gözleriyle baktı.
"Şikayette ettim. Çocuk kitabı güya! Bizim zamanımızda böyle miydi canım! Çocuksun sen! Yaşına göre kitap okuyacaksın." Aden ve Yusuf duraksayıp kızlarına baktılar. Ne döndüğünden haberleri yoktu.
"Anneciğim, babacığım. Bundan haberim var ve Peri'yi destekliyorum, Minel ve kitapları hakkında da tatlı tatlı sohbet ettik. Dahil olacağınız bir mevzu yok." diyerek kardeşlerini anında korudu Canan.
Yusuf ve Aden önce birbirilerine sonra da büyük kızlarına baktılar. Onun, kardeşlerinin ve kuzenlerinin üzerindeki otoritesini sarsmamak için sessizliklerini korudular lakin yalnız kaldıkları ilk anda bu kitap mevzusunu en ince ayrıntısına kadar irdeleyeceklerdi.
Aden derin bir nefes alıp bu sefer babasına döndü. Yağız kızının bakışlarını hissetmiş olacak ki yüzünde sıcak bir tebessümle karısıyla ettiği sohbetini böldü. Kızının derdini bir bakışıyla anladığından kendini açıklama gereksinimi duydu.
"Endişelenme mavişim. Canan kızımı böyle bir yükün altına asla sokmam. İzel'imle Ferah'ımda en az onun kadar hak ve söz sahibi olacak..."
Akşam, geceye evrilirken Neda uyumuş, Pera ve Minel eve geçip film izlemeye koyulmuşlardı. gençler ön bahçedeki ateş havuzunun etrafına yerleşmiş havadan sudan konuşurken aile büyükleri masadan kalkmamışlardı.
Dünya ve Peri telefonlara gömülmüş alışveriş sitelerinde dolaşırken erkekler basketboldan bahsediyorlardı. Canan ise bir yandan onlara eşlik ediyor bir yandan İzel ve Ferah ile mesajlaşıyordu.
"Canan abla?" dedi Hayat.
Canan başını telefonundan kaldırıp kuzenine baktı. "Efendim canım."
"All Star yeni sezon başında olacaktı değil mi?"
"Evet."
"Biletler tükenmeden halletsek ya?" Canan dudaklarını büzüp üzgünce baktı Hayat'a.
"Biletler tükendi ki çoktan."
"Nasıl ya? Ama bak burada görünüyor." telefonunu Canan'a gösterip umutla yüzüne baktı.
"Karaborsadır o. Dolandırıcılar yine hortlamış demek ki." Hayat'ın omuzları düştü. Hayal kırıklığıyla nefeslenip telefonunu kapadı.
"Amaa ya. Geçen seferde dolandırıldım ben."
"Oğlum sonra da 106 deyince kızıyorsun." dedi Dağhan ama kıyamadı da. Hayat'ın siyah, gür ve dalgalı saçlarını karıştırdı.
"Ama geçen sene gidemedim diye dert olmuştu içime. Daha iki ay var nasıl tükenir?"
"All Star lan bu boru mu?" Uzay'a hak vermek istemese de başını ağır ağır salladı Hayat.
"Ben de erteledim hep ya. Yoksa sana da alırdım kuzen." dedi Andre. O da üzülmüştü. Canan, dondurmasını kaşıklayıp afiyetle yedi. Kuzenleri basketbolu bu kadar severken ve nişanlısı bir NBA yıldızıyken onları asla boş geçemezdi.
"Üzülmeyin ben aldım hepinize."
"Ne!" Hayat ve Andre'nin aynı anda verdiği tepkilere güldü. Dondurmasından bir kaşık daha alıp konuşmasını bekleyen kuzenlerine baktı.
"Hem üniversiteler açılmadan bir tatil yapalım dedim hem de All Star'ı kaçırmayın dedim." yerinden ilk kalkan Uzay oldu. Canan'ı birden kucaklayıp etrafında döndürdü. Hayat ve Andre kadar belli etmese de o da hevesliydi. Kızlar ise durumu önceden bildiklerinden oralı olmadılar.
"Ya sen var ya! Sen bir tanesin. Sen mükemmelsin!" dedi Yalın'da neşeyle. Dağhan ise hiç oralı değildi. Gözleri Dünya'ya dalıp gitmişti.
"E babamlar?" Canan, Uzay'ın yanağından öpüp kollarından sıyrıldı ve yeniden oturup dondurmasını yemeye koyuldu.
"Hallettim. Sevip saydığımız birkaç korumada bizimle olacak ama."
"Bu plana bizde dahilizdir umarım."
"Abla!" Hayat koşarcasına gidip ablasını kucakladı. Her fırsatta birbirilerini yeseler de ablasını özlemişti. İzel'in neşeli kıkırtıları geceye yayılırken hepsi ayaklandı ve Yusuf Ali ve İzel'i karşıladı.
"Gelmeseydiniz." dedi Peri huysuzca. Onlar gelemediğinden ablası bir türlü babası ve dayılarıyla konuşamamıştı.
"Peri kızım ne bu asabiyet?" Yusuf Ali omuzlarını silken genç kızını yamacına çekip kıvırcık saçlarını okşayarak öptü.
"Derdi başka onun. Hadi arkaya geçelim biz. Bir hasret giderin herkesle sonra işim var sizinle." dedi Canan ve ikisinin koluna girip arka bahçeye yol aldı.
İzel ve Yusuf Ali aileyle hasret gidermiş, ayaküstü sohbet edip üzerlerini değiştirme bahanesiyle küçük eve geçtiklerinde Canan'ın aceleci haline anlam veremediler. Yusuf Ali yorgunlukla kendini koltuğa atarken İzel ayakta durup kollarını birbirine kenetledi.
"Ne oluyor?" diye sorunca Canan nefes alamdan konuştu.
"Çocuklar bu hafta sonu koyda baş başa vakit geçirmek istiyorlar. Benden korumaların olmaması konusunda dayımı ve babamı ikna etmemi istediler. Ben onları ikna edeceğim sizde bu hafta sonu bizimle koyda olacaksınız."
"Bakıcılık yapacak yaşı geçtim ben Canan." dedi Yusuf Ali. Bu durumdan sıkılmıştı. Ülkeye döner dönmez yine böyle bir şeyle karşılaşmaktan da hoşlanmadı.
"İki günden bir şey eksilmez Aliş." Yusuf Ali, Canan'a ters baksa da ses etmedi.
"Sen bir gelsene benimle!" deyip Canan'ın kolundan tutup peşinden sürüklemeye başladı İzel.
Mutfağa girdiklerinde İzel kapıyı kapattı ve en uca doğru yürüyüp durdu. Canan karşısında durup başını salladığında gözü bir an kapıya değdi. "Hafta sonu olmaz. Ali'ye bebeği söyleyeceğim."
"Daha söylemedin mi?" dedi Canan büyük bir şaşkınlıkla.
"Fırsatım olmadı." İzel'e büyüttüğü gözleriyle baktı Canan.
"Nasıl olmadı? Eğitim ayağına bir aydır yanındasın ya adamın neden söylemedin?" İzel rahat bir tavırla omzunu silkti.
"Ya fırsat olmadı işte. Ali'de gergindi zaten kendi işlerinden dolayı. Çekindim söylemeye. Hafta sonu Anamur'a gideceğiz biz. O zaman söyleyeceğim."
"Olmaz. Olmaz! Söz verdim çocuklara." İzel gözlerini devirdi. Az ilerisinde duran masaya ilerleyip üzerindeki sepetten elma alıp ısırdı.
"Bana mı sordun söz verirken? Sen olacaksın işte yanlarında bize ne hacet?" Canan ofladı. Aksiliklerden nefret ediyordu. Üstelik bu aksilik İzel'se daha fazla nefret ediyordu.
"Üçümüzün olacağını bilirlerse izin verirler."
"İyi üçümüzün olacağını bilsinler o zaman." Canan hınçla ayağını yere vurup ellerini beline yasladı.
"Ben yalan söylemem İzel. Sonra ortaya çıka falan. Yok olmaz!"
"Canan yorma güzelim. Ben her şeyi ayarlamışım bozamam şimdi. Deriz amcama bizde olacağız diye. Çıkarız hep birlikte yola. Dönerken de birlikte döneriz. Kimsenin ruhu duymaz."
"İz!"
"Ay ne? Vallahi unut bizi. Daha fazla erteleyemem karnım çıkacak yakında. Zaten korkuyorum babamların tepkisinden. Rahatlamam, sakinleşmem lazım. İki günümü ergenler çetesiyle heba edemem bebeğime yazık." Canan yenilmişlikle omuzlarını düşürüp kollarını göğsünde bağladı.
"Bana yazık. Size ne yazık olacak. Bana yazık asıl."
"Eh ben sana her defasında boşuna demiyorum bu kadar sorumluluk alma diye. Biraz abla sözü dinlesen bu durumda olmazsın."
"Aman ablalığını yesinler senin." İzel elmasından başka bir ısırık aldı ve Canan'a hem anlayışla hem de kızgınlık baktı. Onu her defasında elini taşın altına sokmaması konusunda uyarıyordu ama biricik kuzeni sadece onun üstüne vazifeymiş gibi tüm sorumlulukları üsteleniyor sonra da destek istiyordu.
"Pazar sabahı hep birlikte kahvaltı yapacağız ona göre."
"İyi, geç yapalım ama. Uyanacağız da Anamur'dan geleceğiz de öğleni bulur." Canan omuzlarını düşürüp başını salladı. İzel'e yan bir bakış atıp mutfağın kapısına doğru ilerledi ama bir an duraksayıp omzunun üzerinden baktı.
"Dramalar kraliçesisin."
"Teveccühün kuzen. Sen de asalakların tanrıçasısın!" Canan gözlerini devirip mutfaktan çıktı...
İzel durumu Yusuf Ali'ye de durumu izah ettikten sonra üçü yeniden büyüklerin yanına geçtiler. Canan, Baran dayısının yanına oturdu. Boğazını temizleyip bir şey isteyeceğini söyleyince herkes ona odaklandı. Çocukların talebini dile getirip yanlarında kendisinin ve İzel'le Yusuf Ali'nin de olacağını söyleyip iki gün için izin istediğinde önce itiraz sesleri yükseldi ama İzel hemen araya girip biraz suçlayıcı biraz da duygu sömürücü bir tavır takındı.
"Çocuklar haklı. Sürekli peşlerinde birileri oluyor. Bırakın biraz nefes alsınlar. Hem bizde olacağız hiçbir şey olmaz. Ayrıca özel mülk değil mi? Bu zamana kadar yabancı bir kuş bile geçmemiştir oradan. İki güncük sadece. Kimse ölmez yani. Kısacası salın şu çocukları!"
"Canan?" diyerek yanında oturan yeğenine baktı Baran.
"Endişe etme dayıcığım. Yanlarından bir an olsun ayrı kalmayacağız. Hem İzel haklı. Biz onların aksine daha rahat daha özgürce hareket ediyoruz. Bu duruma da ister istemez içerleniyorlar. Biraz nefes alsınlar."
"Haklı yavrucaklar. Ne sizdeki koruma aşkı ben anlamadım. Devlet başkanlarının mafya babalarının bu kadar koruması yoktur." dedi Sefa. Bir baba olarak onları anlıyordu lakin çocukları daha iyi anlıyor ve onlara hak veriyordu. Neyse ki masadaki çoğu kişi onunla aynı fikirdeydi.
"Son yıllarda sorunlu işlerle uğraştık amca. Ayrıca dünyanın ne kadar bozulduğunu da biliyoruz şimdi."
"Aslan haklı. İhaleler yüzünden az başımız ağrımadı. Eh benim davalar, Baran'ın davalar. İnsanlar artık eskisi gibi hakla hukukla halledelim demiyorlar ki. Ellerinde silah tüm cihan benim kafalarındalar." Yusuf'un sözlerine Baran destek çıktı.
"Yıllar önce de böyleydi ama önü kesilmediğinden her yerde tehlike kaynıyor." Canan'ın omuzları çöktü. Dudaklarını büzüp gözlerini düşürdü. Çenesini Baran'ın koluna yaslayıp mavilerini onun mavilerine eş gözlerine sabitledi.
"Haklısınız. Ama onlar da haklı. İki gün sadece. Söz veriyorum hiçbir şey olmayacak." Baran, yeğeninin alnına bir buse kondurdu ve önce Yusuf'a sonra Aslan'a baktı. Gözleriyle sessizce anlaştılar.
"Eh, Canan söz verdiyse." Canan çatık kaşlarıyla İzel'e bakıp "sussana sen," dedi.
"Ne dedim canım Allah Allah..."
Yağız, Sefa ve Haydar koruma meselesini çok abarttıklarını fırsat gelmişken söylediler. Zümrüt, Sema ve Filiz ise hak veren taraftaydılar. Dünya yaşanacak yer değildi artık. İnsan karşısına ne çıkacağını da bilemiyordu. Aden ve diğerleri ise sessizdi. Bu konuda zamanında fazlasıyla dil dökmüşler ama kocalarına anlatamamışlardı. Neyse ki Güneş ve Daron rahattı. Bu olaya sadece Türkiye'ye geldiklerinde dahil oluyorlardı.
"İki günden bir şey olmaz. Salın cidden şu çocukları." Doğu'un sözlerinin ardından masada bir sessizlik oluştu. Aslan ve Yusuf kararı Baran'a bıraktılar. Onun şehrindeydiler. Bir karar verilecekse onu vermesi daha doğru olacaktı. Baran emin olamadı. Bir yandan endişeleri bir yandan çocukların haklı oluşları onu sıkıştırmıştı. Hemen yanında ona merakla bakan yeğenine gözleri yeniden değince derin bir nefes aldı. Burası onun çöplüğüydü. Koyun olduğu arazi onundu. Etrafı çevrili, deniz yolu kapalıydı. Hem bu zamana kadar hiçbir şey olmamıştı. Hem de Canan vardı. O sözünü tutardı.
"İyi madem." dedi önce. Sonra Canan'a bakıp gülümsedi.
"Ama sana emanetler Canan kız. Kızım ve oğlum. Yeğenlerim... Hepsi sana emanet. Bir şey olursa senden bilirim çünkü ne babanın ne diğerlerinin lafına istinaden değil sana güvendiğimden izin veriyorum."
Canan kasılan midesiyle gülümsemek zorunda kaldı. İçine oturan ağırlık göğsüne bir ağrı yayıldı. Yalan söylediğinden böyle hissettiğini düşündü. Derin bir nefes aldı. Gözlerini kırpıştırıp daha içten bir tebessümle ona her şeyden herkesten daha çok güvenen dayısına baktı ve onun gözlerinde son kez gördüğünü bilmediği şefkatle son kez sarmalandı.
"Merak etme dayı. Cuma akşamı gidip pazar akşamı sapasağlam döneceğiz..."
Ertesi gün evde tam bir curcuna hakimdi. Pera ve Minel onları götürmedikleri için önce isyan etmiş sonra küsmüş lakin Doğu ve Emir'in "bizde plaja gideriz," teklifine balıklama atlayarak abi ve ablalarını rahat bırakmışlardı. Kızlar hem yolluk hem de hafta sonu için yiyecek bir şeyler hazırlarken Erkekler çantaları hazır etmiş yanlarına da bir sürü oyun almışlardı.
Bir ara Dünya ve Uzay kimsenin anlam veremediği bir konu üzerine kavga edince Dünya ağlamış Uzay ise evden çıkıp gitmişti. Saatler sonrasındaysa yola çıkmak için Uzay'ı bekliyorlardı. Dünya bozuk moraliyle arabaya yaslanmış, kollarını kendine sarmıştı. Peri hemen yanında Uzay'ı arayıp dururken İzel ve Yusuf Ali kendi araçlarına geçmiş hareket etmeyi bekliyorlardı. Diğerleri yine bir basketbol maçından bahsederken Dağhan elinde beyaz kağıttan yapılmış güllerden oluşan büyük bir demetle Dünya'nın karşısında durdu.
"Dünya..." Dünya, başını yerden kaldırdığında karşılaştığı şeyle kalbi çok aniden hızlandı. Dağhan'ın koyu harelerinin hemen altında tüm masumiyetiyle parlayan beyaz kağıttan güller her zaman olduğu gibi nefesini kesti. Saatlerdir neden odaya kapandığını şimdi anlıyordu. Kedisine uzatılan gülleri alıp göğsüne bastırdı.
"Benim için mi yaptın?" dedi saf heyecanıyla. Gözleri titrediğinden Dağhan'ın yüzüne bakamıyordu.
"Evet. Hep olduğu ve hep olacağı gibi."
"Teşekkür ederim. Ellerine bakayım. Kesmedin değil mi? Kağıt kesiği çok acıtır." Dağhan yumuşak bir bakışla iç çekip yara bere içinde kalan ellerini arkasına saklayıp gülümsedi.
"Kestim ama değer. Sana değer..."
İki genç birbirilerine içleri giderek bakarken hemen sağ taraflarında kalan kuzenlerinin onların bu halleriyle eğlendiklerinden Peri'nin ise fotoğraflarını çektiklerinden haberleri yoktu. Onları birbirinden koparan yanlarında ani bir frenle duran motosiklet oldu. Gelen Uzay'dı. Babasının 18. yaş günü hediyesi olan motosikletinden inip kaskını çıkarttı. Kimseye bakınmadan motorun arka kasasından biri beyaz biri kırmızı gül demetleri çıkarıp ikizine döndüğünde onu ellerinde kağıttan güllerle görünce kaşları anında çatıldı ve Dağhan'a baktı.
Sert yüz ifadesini yansıtan kaba adımlarıyla ikilinin yanına gidip aralarına girdi. Gözdağı verircesine kardeş saydığı çocuğa bakıp derince soluklandı. "İkile Dağ!"
"Hiç öyle bir niyetim yok." Dağhan'ın kendinden emin ve dik duruşu Uzay'ı kaşındırdı. İçi gıcıklandı. Her ikile dediğinde ikileyen çocuk nereye kaybolmuştu?
"Yüreği ne zaman yedin lan?"
"Yememe gerek yok ben her zaman yürekli bir insan oldum." İki genç birbirine meydan okurcasına bakışıyorlardı. Birbirilerine duydukları saygı, sevgi ve güven söz konusu Dünya olduğunda kırılgandı ve Dünya her ikisininde kıymetlisiydi. Birisinin canının yarısı, diğerinin sevdasıydı.
"Uzay, Dağ..." diyerek araya girmeye çalıştı Dünya ama işe yaramadı.
"Dünya güzelim bırak girsinler birbirilerine. Bize de eğlence çıkar." Peri gözlerini devirip kuzenlerine baktı. "Andre bir tane vurur musun şuna?" Hayat birden kaçmaya başlayınca Andre'de peşinden gitti. İki deli arabaların arasında kovalamaca yaşarken Peri, Yalın'ın yanına gidip koluna girdi ve Dünya'nın yanına ilerlediler.
"Uzay çirkinim, Xoci Dağ'ım ortamı germesek mi? Dünya'yı korkuttunuz." Yalın, Peri'nin kolundaki elini tutup öptükten sonra onu kolunun altına aldı. "Pamuk Peri'm haklı."
Dağhan'ın gözleri Uzay'ın hemen arkasında onları endişeyle izleyen Dünya'ya kaydı. Mavileri titrekti. Derince soluklandı ve gülümsedi. O gülümseyince Dünya'da usulca tebessüm etti. Uzay hissetmiş olacak ki arkasını döndü. Dönerken de Dağhan'a kasten çarptı. İkizinin güzel yüzünü görünce yumuşadı. Dudakları kıvrıldı. Göğsüne yasladığı kağıttan güllere burun kıvırarak kendi elindeki beyaz gülleri onza kırmızı gülleri ise Peri'ye uzattı. Kuzeni teşekkür edip elindenalırken ikizi sadece yüzüne bakıyordu.
"İkizim almayacak mısın?" Dünya omzunu silkti. Alltan bakışlarla kardeşine baktı. Ona nazlanmayı çok seviyordu.
"Beni üz sonra da gül al. İyice alışkanlık yaptı bu sende." Uzay bir adım yaklaştı kardeşine. Elindeki gülleri biraz kaldırıp kokladı ve "benimkiler en azından gerçek," dedi.
"Benimkiler en azından emek istiyor."
"DAğ kaşınma!"
"Kaşısana," Dağhan, Uzay'a yanaştı ama tam o sırada arkasındaki büyük demir kapı açıldı ve Canan çıktı.
"Gençler hayırdır?"
"Bir şey yok abla. Uzay ve kıskançlıkları." dedi Peri. Uzay'ın bakışları onu bulunca tatlı tatlı sırıttı.
"Uzatmayın o halde. Dayım her an vazgçeçip bizi durdurabilir." dediğinde hepsi bir an tedirgin olsa da uzun sürmedi. Canan bu hafta sonu için kullanacağı arabaya ilerlerken Hayat ve Andre'yi ak etti. Kedi ve fare gibi kaçıp duruyorlardı birbirilerinden.
"Gençler gidiyoruz!" Hayat nefes nefese durup Canan'a baktı. Andre ise onun durmasını fırsat bilip kıçına bir tekme savurdu ve kahkahalarla gülerk diğerlerinin yanına koştu.
"Ulan Andre! Yedim seni."
"Kime diyorum ben!" Canan koşan kuzenlerinin arkasdından baktı ve sabırla soluklandı. Andre, Dağhan'ın arkasına saklanmışken Hayat Peri ve Yalın'ın yanında durmuş Dünya'ya bakıyordu.
Dünya ise daha fazla uzatmadan ikizinin uzattığı gülleri kabul etti. Kucağındaki güllere sımsıkı sarılıp sağa sola salındı. Çiçeklerle arası pek yoktu ama ikizinin aldığı beyaz güllere ve Dağhan'ın yaptığı kağıttan güllere dayanamıyordu.
"Kıza bak bize böyle sarıldığını hatırlamıyorum." Dünya, Yalın'ın yakınmasına dudak büzdü. Diğerleri de aynı serzenişlerde bulununca canlı güllerinden altı tanesini demetinden ayırıp ona küskün bakışlar atan kuzenlerine, kardeşine ve Dağhan'a uzattı.
"Bakmayın öyle. Sizde benim güllerimsiniz. Hem de en güzellerinden..." dedi tüm güzelliğiyle Dünya.
"Sağ ol kuzen. Bir gül olmadığımız kalmıştı. Dikenlerde münasip yerlerden batıyor."
"106 deyince kızıyorsun bir de Hayat!"
Atışmalar kıkırtılara, kıkırtılar kahkahalara dönüşürken o an orada olan kimse bir sonraki sabah başlarına ne geleceğini bilmiyordu. Dünya, ne en sevdiği yerin ona mezar olacağından ne de güllerim dediği, yol arkadaşlarının acılar içinde kavrulup bir ağıta dönüşeceklerinden haberdardı.
Yorumlar